Ortadoğu
Cenin saldırılarının hedefi ne?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ordunun işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin kentinde düzenlediği hava ve kara saldırısının “gerektiği kadar devam edeceğini” belirtti. İsrail basınında yer alan analizlere göre Cenin “operasyonu”nun hedefleri sınırlı: aranan şüphelileri tutuklamak ya da öldürmek, güç gösterisinde bulunmak ve silahlı Filistinlilerin İsrail hedeflerine saldırı düzenleme kabiliyetlerini sınırlamaya çalışmak.
İsrail güçlerinin dün gece saatlerinde Cenin Mülteci Kampı’na başlattığı baskın ve hava saldırıları ikinci gününe girdi. Saldırılarda yaşamını yitiren Filistinlilerin sayısı 10’a yükselirken, 20’si ağır yaklaşık 100 kişi yaralandı. Filistin Sağlık Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada, bu sabah Merc bin Amir bölgesinde bir Filistinlinin daha İsrail askerlerince öldürüldüğünü kaydetti. İsrail’in çok sayıda asker, zırhlı araç, buldozerler ve insansız hava araçlarıyla kuşatmasını sürdürdüğü bölgeden sık sık patlama sesleri geliyor.
Öte yandan İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, ordu ve İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet’in (Şabak), Cenin ve Cenin Mülteci Kampındaki askeri faaliyetine devam ettiği bildirildi. Açıklamada, ordunun 20 hava saldırısı gerçekleştirdiği, bunların yaklaşık yarısının birliklerin hareket etmesine izin vermek için açık alanlara yapılan saldırılar olduğu, geri kalan saldırıların ise çevredeki tehditlerin ortadan kaldırılması için gerçekleştirildiği kaydedildi. Ordu güçlerinin, gece boyunca askeri faaliyetlerine devam ettiği vurgulanan açıklamada, patlayıcı depolamak için kullanılan bir mekân, iki muharebe harekât yönetim odası ve bazı patlayıcıların bulunduğu ve imha edildiği belirtildi.
“Ya hapse ya mezara…”
İsrail hükümeti basın ofisinden yapılan yazılı açıklamaya göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin “4 Temmuz Bağımsızlık Günü” dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda, İsrail ordusunun Cenin Mülteci Kampı’na havadan ve karadan başlattığı saldırıya ilişkin konuştu. Netanyahu, “Cenin’deki operasyon gerektiği ve hedefini tamamlayana kadar devam edecek” dedi. Cenin’in son dönemde bir “terör merkezi” haline geldiğini iddia eden ve buna izin vermeyeceklerini savunan Netanyahu, İsrail ordusuna bağlı özel kuvvetler, komandolar ve hava kuvvetlerinin “Cenin’deki faaliyetlerine” devam ettiğini dile getirdi. Cenin’deki “sivillere zarar vermemek için azami çaba gösterdiklerini” ileri süren Netanyahu, “Bizim öncü düsturumuz belli; İsraillilere kim zarar vermek isterse ya hapse girecek ya da mezara” ifadesini kullandı.
Filistin iletişimi kesti
Filistin yönetimi, İsrail’in saldırısına yanıt olarak Tel Aviv’le tüm iletişimi kesme kararı aldığını duyurdu. Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, Ramallah’ta Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğinde düzenlenen olağanüstü toplantının ardından yazılı açıklama yaptı. “Filistin yönetimi, Cenin’e yönelik saldırıya yanıt olarak İsrail tarafıyla tüm iletişimi ve görüşmeleri kesme, güvenlik koordinasyonunu durdurmayı da devam ettirme kararı aldı” ifadesine yer verilen açıklamada ayrıca daha önce Ürdün’ün Akabe ile Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentlerinde gerçekleştirilen görüşmelerde İsrail’le varılan son anlaşmaların da “artık geçerli olmadığı” kaydedildi.

İsrail ordusunun kuşatma altına alarak saldırılarını sürdürdüğü Cenin Mülteci Kampı’ndaki siviller, evlerini terk ediyor. Foto: Issam Rimawi / AA
“Bu taktiksel bir operasyon”
Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INSS) Genel Müdürü, Emekli Tümgeneral Tamir Hayman: Bu sabah (dün sabah) gördüğümüz operasyonun ilk aşamasıydı- doğru istihbaratla başlatılan bir operasyon ve başta hava gücü olmak üzere bir başlangıç hamlesi. Bir sonraki aşamada genellikle sahadaki silahlı unsurlarla sürtüşme yaşanır. Bu henüz gerçekleşmedi. İyi haber şu ki böyle bir sürtüşme olmadığında kayıplarımızın sayısı azalıyor ama kötü haber şu ki sürtüşme olmadığında öldürülen teröristlerin sayısı da az oluyor. Bunun nasıl gelişeceğini göreceğiz. Böyle bir operasyonun üçüncü aşaması sahadan gelecek doğru istihbarata göre hareket etmektir ki bu aşama uzun sürebilir.
Bu olayın Cenin bölgesiyle mi sınırlı kalacağı yoksa daha da mı genişleyeceği sorusu, karşı taraftaki kayıpların sayısına göre belirlenecektir. Çok yüksek sayıda kayıp diğer bölgeleri de ateşleyebilir. Böyle bir durumda, geçmişte de gördüğümüz gibi, Gazze ya da Lübnan’dan roket ateşi açılması mümkün olabilir. Benim tahminime göre Hamas’ın İsrail’le bir savaşa girmeye niyeti yok ve İslami Cihad da bir önceki raundun yaralarını sarmaya çalışıyor. Ancak mesele Filistin tarafının ne kadar acı çekeceğine bağlı.
Bunun taktiksel bir operasyon olduğunu unutmamak gerekir. Başka bir deyişle, kapsamlı bir siyasi stratejik altyapı olmadan bu operasyon zaman içinde gerçekliği değiştirmeyecek. Askerî harekât saldırıların engellenmesine, militanların ortadan kaldırılmasına ve daha iyi bir operasyonel gerçekliğin sağlanmasına yardımcı olabilir ancak uzun vadede istikrarı sadece siyasi eylem sağlayacaktır.
Jerusalem Post’un başyazısı: IDF Sözcüsüne göre Cenin bölgesindeki nüfusun yaklaşık %25’i Filistin İslami Cihad’a, yaklaşık %20’si de Hamas’a bağlıdır. Pazartesi sabahı erken saatlerde IDF ve diğer güvenlik güçleri Cenin bölgesinde bir operasyon başlattı. Amaç açıktı: Cenin’den, kasabadan, aynı adı taşıyan mülteci kampından ve çevre köylerden kaynaklanan terörizmle mücadele etmek. Bölge son aylarda terörün yuvası haline geldi. Hatta Batı Şeria’nın “Lübnanlaştırılması” ya da “Gazaflaştırılması “ndan bile söz ediliyor.
IDF’nin neredeyse her gece devam eden askeri operasyonlarına rağmen durum daha güçlü bir müdahaleyi gerektiriyordu. Bu durum, Cenin’de terörle mücadele operasyonları yürüten İsrail askerlerinin teröristler ve destekçilerinin giderek daha cüretkâr saldırılarıyla karşı karşıya kalmasıyla daha da belirgin hale geldi. Daha birkaç hafta önce, yerel teröristlere karşı yürütülen bir operasyonun ardından Cenin’den çekilen İsrail askerlerine karşı patlayıcı düzenekler patlatıldı. Ayrıca geçen hafta Cenin bölgesinden İsrail’e iki roket atılmış, ancak her ikisi de Filistin Yönetimi bölgelerine düşmüştü.
Hükümet, kamuoyuna açıklamasa bile hedeflerini ve çıkış planını dikkatli bir şekilde belirlemelidir. Terör örgütlerinin ve İranlı destekçilerinin doğası göz önüne alındığında, operasyonun Cenin veya Batı Şeria’daki tüm terör faaliyetlerini tamamen durdurmasını beklemek gerçekçi değildir. Ancak teröristleri yakın gelecekte etkisiz hale getirecek ve İsrail (ve Filistin Yönetimi) güçlerinin terörle mücadele çabalarını sürdürmesine olanak sağlayacak kadar büyük bir darbe vurulması umulmaktadır.
“Netanyahu’yu zorlayan Otzma Yehudit liderleri”
Haaretz’in Başyazısı: İsrail Savunma Kuvvetleri’nin Cenin’deki operasyonunun hedefleri sınırlıdır: aranan şüphelileri tutuklamak ya da öldürmek, güç gösterilerinde bulunmak ve silahlı Filistinlilerin İsrail hedeflerine saldırı düzenleme kabiliyetlerini sınırlamaya çalışmak. Askeri kaynaklara göre, Cenin mülteci kampını işgal etmek ya da Cenin şehri genelinde ya da sadece mülteci kampındaki terör destek ağlarını yok etmek gibi bir niyet yok.
Görünüşe göre IDF, hassas istihbarat ve sınırlı kuvvetler kullanarak kampa planlı saldırılar düzenleyen ve zaman içinde bazı başarılar elde eden “rutin” operasyonlarına devam etmeyi tercih ederdi.
Ancak IDF’nin sırtında, pervasız bir siyasi kesimin güçlerini konuşlandırdığı büyük bir savaş yürütülüyor. Bunlar Otzma Yehudit partisinin bakanları; başta Samaria Bölge Konseyi Başkanı Yossi Dagan olmak üzere yerleşimci liderliği; hükümetin açık ve cesaretlendirici bakışları altında katliam yapan kanun kaçakları ve IDF subaylarını “katil” ve “hain” olarak nitelendiren suçlulardır. Bu kesim, tehlikeli faaliyetleri sayesinde hükümetin bu operasyonu onaylamasını sağlamıştır.
“Güvenlik aklı”nın sesi olarak görülen, başlangıcı bilinen ama sonu felaket olan gösterişli askeri operasyonlardan kaçınan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, hükümetini gerçekten yöneten insanların öfkeli çığlıkları karşısında ezildiği bir kez daha ortaya çıktı. Bu tür operasyonlar, Filistin terörizminin köklerinin belirli bir mülteci kampında ya da şehirde yattığı ve güçlü bir darbenin bu ağları yok etmeye yeteceği gibi tehlikeli bir yanılsamayı beslemektedir.
Gerçekte, Batı Şeria’da Yahudiler ve Filistinliler arasındaki sürtüşme alanları genişledikçe Filistinlilerin İsraillilere saldırma motivasyonu da artmaktadır. Filistinlilerin, resmi İsrail’in yerleşimcilerle işbirliği içinde maruz kaldığı baskıcı mekanizmaların uzun bir listesi var. Bunlar arasında toprak ve mülk hırsızlığı, hareket kısıtlamaları, yüzlerce veya binlerce tutuklama, masumların öldürülmesi, giderek daha fazla yerleşim yerinin kurulması, yerleşimci karakollarının yasallaştırılması, evlere ve arabalara kundaklama saldırıları, sökülen ağaçlar ve tahrip edilen hasatlar yer alıyor.
Bu durum devam ettiği sürece terörle mücadelenin günlük rutini de devam edecektir. Bunun çözümü Cenin mülteci kampının ara sokaklarında ya da yerleşim yeri inşaatlarında bulunamaz. Başbakan ve Savunma Bakanı, IDF askerlerini tehlikeli sokak çatışmalarına sürükleyen Cenin operasyonunu durdurmalı ve çabalarını Filistin Yönetimi ile uygun anlaşmalara varmaya adamalıdır.
Ortadoğu
Huckabee, “Barış Kurulu” planlarını uygulanabilir bulmuyor

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, daha fazla Amerikan desteği olmadan “Barış Kurulu”nun Gazze planını hayata geçirip getiremeyeceğini sorguladı.
POLITICO’nun eline geçen ve büyükelçiliğin perşembe günü Dışişleri Bakanlığı yönetimine gönderdiği bir telgraf, Huckabee tarafından imzalanmış.
Telgraf, söz konusu kuruluşun yanı sıra Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği’nin de Gazze’yi silahsızlandırma ve yeniden inşa etme planlarını ilerletmek için yeterli personele sahip olmadığına dair endişeleri dile getiriyor.
Telgrafta belirtildiği üzere, Huckabee’nin soruları, ABD, İsrail ve uluslararası ortaklar arasında koordinasyonu sağlamak üzere kurulan ana merkez olan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin (IGSC), Pentagon’un önümüzdeki yıl boyunca planlandığı gibi personelini azaltmasının ardından faaliyetlerini sürdürüp sürdüremeyeceğine odaklanıyor.
Telgrafta, mevcut planın bu görevlerin siviller tarafından üstlenilmesi olduğu belirtiliyor ve şöyle devam ediliyor:
“Kudüs Büyükelçiliği şu anda bu görevleri üstlenecek kadroya sahip değil fakat ihtiyaç duyulacak insan, mali ve lojistik kaynaklar konusunda bir fikir sahibi olursa bu mümkün olabilir. Barış Kurulu (BoP) personel sayısını artırmak için çalışıyor, ancak IGSC’deki tüm işlevleri yerine getirme kabiliyeti hâlâ belirsiz.”
Ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen İsrail’in saldırıları devam ediyor ve Filistinlilerin çoğunluğu hâlâ yerinden edilmiş durumda.
Daha iki hafta önce Huckabee, Fox News’e verdiği demeçte Barış Kurulu’nun “kademeli olarak ilerleyebileceğini ama herhangi bir yavaşlamanın tek nedeninin Hamas olduğunu” ileri sürmüştü.
Elçi, Hamas’ın silahsızlanma taahhüdünü yerine getirmediğini belirtmişti.
ABD’nin liderliğinde ve İsrail’de bulunan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin, Barış Kurulu’nun Gazze Şeridi’ne konuşlandırmayı planladığı Uluslararası İstikrar Gücü’nde kilit bir rol oynaması bekleniyor.
“Hassas ama gizli olmayan” olarak işaretlenen telgrafta Huckabee, koordinasyon merkezindeki çalışmaları yöneten sivillerin, İsrail ordusuyla “özellikle istihbarat paylaşımı konusunda” koordinasyon dinamiklerini “karmaşık hale getirebileceğini” savundu.
“DoW’nin [Pentagon] varlığını azaltmasıyla birlikte roller ve sorumluluklar Dışişleri Bakanlığı ve Barış Kurulu’na nasıl devredilecek?” diye soran ve Dışişleri Bakanlığı’ndan bu soruya yanıt vermesini isteyen elçi şöyle devam etti: “IGSC’nin kritik iş akışlarını nasıl devam ettireceğiz ve bu geçiş başlamadan önce hangi koşulların karşılanması gerekiyor?”
Huckabee ayrıca, Barış Kurulu’nun 11 Ekim’de IGSC’nin finansmanını devralmasının ardından merkezin yeniden yapılandırıldığını da belirtti Barış Kurulu ise bu yeniden yapılandırmayı doğrulamadı.
Merkez, geçen yıl ABD Merkez Komutanlığı tarafından Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak faaliyete geçirilmiş ve daha sonra yeniden adlandırılmıştı.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, söz konusu telgraf hakkında bilgisi olmadığını ve “Gazze’de insani yardım, güvenlik, yönetişim, hukukun üstünlüğü, altyapı geliştirme ve yeniden yapılanmanın iyileştirilmesi için geliştirilen son derece ayrıntılı planlara güven duyduğunu” belirtti ve “Mevcut kapasitelerimiz ve sistemlerimiz güçlü ve uygulamaya hazır,” dedi.
Telgrafta ayrıca, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan ve “Gazze İdaresi Ulusal Komitesi” (NCAG) olarak adlandırılan Filistinli teknokratik yapının, Gazze Şeridi’ndeki yeniden inşa çalışmalarındaki gecikmeler nedeniyle zayıflayabileceği belirtiliyor.
Huckabee, “İnsani yardım, NCAG ve idarenin öncelikleri doğrultusunda artırılmalıdır. Ayrıca, gerilemeyi önlemek ve NCAG’nin güvenilirliğini göstermek için uzun vadeli yeniden inşa çabalarını tamamlayıcı nitelikte olmalıdır,” diye yazdı ve ABD’nin yabancı bağışçılara “insani ihtiyaçları karşılamak için üzerlerine düşen payı yerine getirmeleri” konusunda baskı yapacağını ekledi.
Ortadoğu
Almanya, Lübnan’da Hizbullah karşıtı misyona hazırlanıyor

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), AB kararı doğrultusunda Lübnan’da Hizbullah karşıtı bir yurtdışı görevi üstlenmeye hazırlanıyor.
German Foreign Policy’nin aktardığı diplomatlara göre Almanya, AB dışişleri bakanlarının geçen hafta karar verdiği, ülkede planlanan AB müdahalesine büyük olasılıkla katılacak.
Bu müdahalenin, yıl sonunda görevini tamamlayacak olan BM gücü UNIFIL’in yerini alması amaçlanıyor.
Bundeswehr, 2006 yılından bu yana UNIFIL’in bir parçası ve bu görevde deniz birimleriyle yer alıyor.
Gelecekteki AB misyonunun amacı, Lübnan’daki Hizbullah’ın etkisini sistematik olarak azaltmak ve “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğunun” oluşmasını önlemek için Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik aygıtını güçlendirmek.
Bu amaçla, misyonun hem askeri hem de sivil bir bileşeni olacak. Özellikle Fransa, uzmanların değerlendirmesine göre, eski himaye bölgesinde daha fazla nüfuz kaybını önlemek ve Orta Doğu’daki konumunu güçlendirmek amacıyla, bir süredir bu misyonu şiddetle savunuyor.
Planlanan AB misyonu, aynı zamanda gelecekte İsrail birliklerinin Lübnan’da “şahitler olmadan” istedikleri gibi hareket etmelerini engellemeyi de amaçlıyor.
Bundeswehr’in katılımı halinde, İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacak.
UNIFIL sona yaklaşıyor
Lübnan’daki BM barış gücü misyonu (Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü, UNIFIL), Mart 1978’de İsrail’in o dönemde ülkeye yaptığı işgale yanıt olarak kuruldu.
Misyon, İsrail’in geri çekilmesini izlemek ve Lübnan’ın bölge üzerindeki kontrolünü sağlamaya yardımcı olmak amacıyla güney Lübnan’a barış gücü birliklerinin konuşlandırılmasını öngörüyordu.
UNIFIL’in görev tanımı, 2006 Lübnan Savaşı’nın ardından genişletildi. BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı Kararı uyarınca, görev tanımı artık Hizbullah’a silah sevkiyatını önleme hedefini de içeriyordu.
Ayrıca BM barış gücü askerleri, Lübnan hükümetiyle işbirliği içinde, Hizbullah’ın ülkenin güneyinde silah depolayamamasını ve İsrail topraklarına saldırı düzenleyememesini sağlamakla görevlendirildi. Bu çaba başarısızlıkla sonuçlandı.
Fakat uzmanlar, UNIFIL’in defalarca küçük çaplı çatışmaları kontrol altına almayı ve kontrolsüz tırmanışları önlemeyi başardığını belirtiyor.
Gazze işgalinin başlamasından bu yana İsrail, BM misyonunu sona erdirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. İsrail birlikleri UNIFIL mevzilerini defalarca saldırdı.
Sonunda, 28 Ağustos 2025 tarihinde, ABD’nin baskısı altında BM Güvenlik Konseyi, UNIFIL birliklerinin 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren ülkeden çekilmesi gerektiğine karar verdi. Bu tarih hâlâ geçerli.
Alman donanmasının UNIFIL’deki faaliyetleri
2006 yılından bu yana Bundeswehr, öncelikle Hizbullah’a silah sevkiyatını önlemek amacıyla Lübnan’ın deniz sınırını kapatmakla görevli UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne katılıyor.
Ayrıca, İsrail silahlı kuvvetlerinin o zamandan beri büyük ölçüde tahrip ettiği, Lübnan’ın güney kıyısındaki bir kasaba olan Nakura’daki UNIFIL karargahına personel sağladı.
Buna ek olarak, Bundeswehr’e göre Alman donanması, “genel denizcilik ve seyir” konularına odaklanarak Lübnan donanması personeline ikili bir çerçeve içinde eğitim verdi.
Son olarak, Lübnan deniz kuvvetlerine maddi destek sağladı ve bu kuvvetlerin donanımını modernize etti. Örneğin, toplam dokuz adet kıyı radar istasyonunun inşasına destek verdi.
Bildirildiğine göre bu istasyonlar şu anda “Lübnan sularının gerçek zamanlı görüntüsünü sunuyor” ve böylece izinsiz silah sevkiyatlarının tespit edilmesine yardımcı oluyor.
Buna ek olarak devriye botları da Almanya tarafından temin edildi.
Almanya Federal Meclisi (Bundestag), UNIFIL görev süresini en son 6 Mayıs 2026 tarihinde uzattı.
Bu görev, hâlâ en fazla 300 askerin konuşlandırılmasını içeriyor ve 31 Aralık’ta sona eriyor.
Görev, 1 Ocak 2027’den itibaren kademeli olarak sonlandırılmak durumunda ve bu amaçla en fazla 80 Alman askeri personeli Lübnan’da kalmaya devam edebilir.
Fransa, Lübnan’ı kaybetmek istemiyor
Bir süredir, özellikle Fransa tarafından bir takip misyonu üzerinde çalışılıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 25 Haziran’da Fransa’nın güneyindeki Antibes’te düzenlenen bir toplantıda, UNIFIL’in çekilmesinin ardından Lübnan’da faaliyete geçecek ve ülkenin “egemenliğini ve silahlı kuvvetlerini güçlendirecek” bir koalisyon planladıklarını açıkladılar.
Bunun amacı, Lübnan topraklarının “bölgesel gerginliğin alevlenme noktası” haline gelmesini veya “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğu” oluşmasını önlemek.
Fakat liderler, koalisyonun tam olarak nasıl bir yapı alacağının o sırada henüz belirsiz olduğunu da belirttiler.
Uzmanlar daha önce, 1920’den 1943’e kadar Lübnan’da manda gücü olan ve sonrasında da başlangıçta ülkede hâlâ oldukça güçlü bir konuma sahip olan Fransa’nın, uzun süredir üzerinde önemli bir etki kurduğu UNIFIL’in sona ermesini, Beyrut’taki konumuna büyük zarar verecek bir gelişme olarak değerlendirdiğini belirtmişti.
Lübnanlı gazeteci Suheyb Cevher, Haziran ayında Al Jazeera’ya verdiği demeçte, Fransa’nın şu anda, özellikle de ABD’nin Lübnan’ın iç işlerine giderek daha sert bir şekilde müdahale etmesi ışığında, ülkedeki konumunu yeniden tesis etmenin yollarını aradığını belirtmişti.
AB misyonu UNIFIL’in yerini alabilir
Fransa’nın oluşumunda önemli bir rol oynadığı planlanan AB misyonu, önümüzdeki yılın başlarında başlaması planlanıyor ve ilk etapta üç yıllık bir görev süresine sahip.
Avrupa Komisyonu’na göre, misyonun temel amacı, Hizbullah’a karşı Lübnan’ın “istikrarını, egemenliğini [ve] devlet kurumlarını” desteklemek.
Misyon, özellikle Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik kurumlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu amaçla, “birbirini tamamlayıcı görevler üstlenecek” askeri ve sivil iki ayak planlanıyor.
Avrupa Komisyonu’na göre askeri ayak, örneğin “sınır gözetimi ve kontrolü, istihbarat, gözetleme ve keşif, insan kaçakçılığıyla mücadele ve operasyonel koordinasyon” alanlarında danışmanlık desteği ve eğitimi içeriyor.
Yurtiçi kolluk kuvvetleri, siber suçlar ve insan kaçakçılığıyla mücadele gibi alanlarda ve ayrıca liman güvenliği yönetimi konusunda –özellikle Beyrut Limanı’nda– eğitilecek.
Şu an için AB misyonunun planlanan personel sayısının yaklaşık 160 olduğu belirtiliyor. Fransa ve İtalya’nın önemli bir rol oynayacağı söyleniyor. Ayrıca, Almanya’nın katılımı da kesin olarak planlanıyor.
AB, İsrail’le askeri olarak karşı karşıya mı gelecek?
Falat misyon, yalnızca Hizbullah’a yönelik değil.
Lübnan hükümeti, örgütün silahsızlandırılması için uğraşıyor. Örneğin geçen hafta, Lübnan yetkilileri 250 kilogram TNT ve 250 kilogram C4 patlayıcı taşıyan bir aracı ele geçirdi. Aracın Hizbullah’a ait olduğunu öne sürülüyor.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması, gelecekte AB tarafından desteklenecek. Bununla birlikte, AB misyonunun bir diğer amacı da, UNIFIL’in çekilmesinden sonra İsrail silahlı kuvvetlerinin Lübnan’da tamamen serbest hareket etmesini ve gözlemcilerin uyardığı gibi “şahit olmadan istediklerini yapabilmelerini” engellemek.
Buna karşı, AB üye devletlerinden askerlerin görevlendirilmesi planlanıyor.
Almanya’nın misyona katılması halinde, bu durum Alman askeri personeli için de geçerli olacak.
Bu da Bundeswehr’i İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya getirecek. Bu durum, şimdiye kadar hiç görülmedi.
Ortadoğu
Mélenchon ve “yeni Fransa”, Le Pen ve “düzen”e karşı

Bu ay Fransa’da yaşanan ayaklanmaların ardından Fransa, Jean-Luc Mélenchon ve “yeni Fransa” projesi ile Marine Le Pen ve “kanun ve düzen” arasında ikiye bölünmüş durumda.
Öğrencilerin isyanı ile birlikte tetiklenen ulusal kimlik meselesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin merkezine yerleşti.
“İşte Mélenchon’un ‘yeni Fransa’sı,” diyen Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Kimlik ve Özgürlük (ID) partisinin lideri Marion Maréchal Le Pen, şiddet görüntülerini bu ifadeyle birleştirdi.
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) liderinin son dönemdeki birçok konuşmasına göre, “yeni Fransa”, göç, kadın hakları, değişen aile yapısı, sosyal hareketlilik ve genç nesillerin siyasi talepleri sayesinde olumlu yönde dönüşmüş bir ülke anlamına geliyor.
Mélenchon, seçmenlerin gelecek yıl kendisini cumhurbaşkanı olarak seçmesi halinde bu iyimser vizyonun gerçeğe dönüşebileceğini savunuyor.
İki Fransa hafta sonu karşı karşıya gelecek
Fakat Nisan 2027 seçimleri yaklaşırken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu, Fransız kimliği konusundaki temel bir ayrılığı özetlediği için Marine Le Pen’in partisi RN için tekrar eden bir hedef haline geldi.
Le Pen’in partisi, yeniden canlandırılmış milliyetçi bir geçmişe duyulan nostaljiden beslenirken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu eski düzenle kopmayı öngörüyor.
Bu iki vizyon, bu hafta sonu tam anlamıyla çatışacak gibi görünüyor. Le Pen, Orléans’ta 10.000 destekçinin katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve RN yetkililerinin belirttiğine göre bu toplantı otorite, Fransız kimliği ve kamu düzeni konularına odaklanacak.
Mélenchon’un partisi LFI’nın ise, Le Pen’in milliyetçi bir sembol olarak gördüğü eski Fransız kasabası Jeanne d’Arc’ta, diğer sol güçler ve sendikalarla birlikte RN’ye karşı düzenlenecek gösterilere katılması bekleniyor.
“Yeni Fransa”da Sartre esintileri: Özcülüğe karşı değişim
LFI “yeni Fransa” kavramını eleştirilere karşı savunurken, bunun filozof Jean Paul Sartre’ı biraz okumadan ve solun uzun ideolojik savaşlarının biriktirdiği mirası anlamadan kavranamayacağını ileri sürüyor.
Sartre perspektifinden “yeni Fransa” sabit, özcü bir kimlik değil, değişken ve akışkan bir durum.
“Biz buyuz” demek yerine, bu bakış açısı “yaşadığımız şey budur” temeline dayanır ve güvencesiz işçiler, kadınlar, Fransız kökenli olmayanlar ve genç seçmenlerin karşı karşıya kaldığı farklı gerçeklikleri betimler.
Buna göre onların deneyimleri, ne sağın ne de solun geleneksel ulusal temsillerine uyar.
Mélenchon, kadınları “yeni Fransa”nın yüzü olarak tanımlıyor. Buna karma aileler, gençler, LGBT hakları, uzun mesafe işe gidip gelenler ve ataları yabancı ülkelerde doğmuş Fransızlar da dahil.
Sağdan salvolar, soldan eleştiriler
Bu ifadeyi yıllardır kullansa da bazı anketçilerin belirttiği gibi, kimlik siyaseti kampanyalarında daha büyük bir yer edinmeye başladıkça bu ifade giderek daha öne çıktı.
Siyasi yelpazenin her kesiminden eleştirmenler için “yeni Fransa”, “eski Fransa”nın bir kenara atıldığını ima ediyor.
Örneğin Muhafazakâr Bruno Retailleau bunu “Fransa’nın sonu” olarak nitelendiriyor.
Eski LFI müttefiki François Ruffin ise Mélenchon’u soldan eleştiriyor. Ruffin’e göre LFI lideri, işçi sınıfı kasabaları ve sanayisizleşmiş bölgeleri feda ederek, sınıfsal temelli bir siyasi cazibeyi, çeşitli kentsel seçmenlere yönelik bir cazibeyle değiştiriyor.
Diğerleri ise bunu, her türlü kültürel ayrım çizgisi boyunca kutuplaşmaya yol açmak için uydurulmuş bir slogan olarak görmezden geliyor.
Mélenchon Mayıs ayında, Fransa belediye seçimleri öncesinde bu kavramı yaygınlaştırırken, “Yeni Fransa, Fransa’nın bir kısmının diğerine karşı olması değildir; bu, tüm Fransa’dır,” dedi.
Bir ay sonra, mitinglerinde “On est chez nous!” ya da “Burası bizim evimiz!” sloganını attıklarını söyledi.
Rapporteur’e göre genellikle aşırı sağcı toplantılarla ve “Fransa bizimdir” varyantıyla ilişkilendirilen bu slogan, iki kampın gerçekte ne için mücadele ettiğini ifade etmenin daha basit bir yolu: Fransız kimliğini kim tanımlayacak ve Fransa’da kim evinde hissedecek?
Amerika5 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceYandex veri merkezine saldırı Rusya’da dijital hizmetleri vurdu











