Bizi Takip Edin

Diplomasi

Davos’ta Trump’tan ‘ortodoks’ politikaların ölüm ilanı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, dün Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) video konferans yoluyla seslendi ve on yıllardır gündemde olan, fakat özellikle 2008 krizinden sonra aşınan “ortodoks” iktisadi politikaların ölümünü yüksek perdeden ilan etti.

Ana akım iktisatçıların bu tür yaklaşımların ekonomiye zarar vereceği yönündeki uyarılarına rağmen, eski politikalar başarısız olduktan sonra iktisadi büyümeyi canlandırmak hedefi ile ekonomide artık yeni deneylere girişilecek.

Trump, “İş dünyasına mesajım basit: Gelin ürününüzü Amerika’da yapın, biz de size dünyadaki en düşük vergi oranını verelim. Fakat ürünü burada yapmazsanız, gümrük vergisi ödemek zorunda kalırsınız,” diyerek buna ilişkin ipuçlarını verdi.

Ama “turpun büyüğü” heybesinden daha sonra çıktı. Suudi Arabistan ve OPEC’e çağrı yaparak petrol fiyatlarını düşürmelerini isteyen Trump, ham petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte “faiz oranlarının derhal düşmesini talep edeceğini” de söyleyerek bombayı bıraktı. 

Aynı şekilde tüm dünyada da faizlerin düşmesi gerektiğini kaydeden ABD Başkanı, küresel faiz oranlarının ABD’yi takip etmesi gerektiğini savundu.

Davos’ta Trump gölgesi: Leyen’den ‘küresel ekonomi’ uyarısı

Wall Street’ten ‘heteredoks’ politikalara zımni destek

Trump’ın gümrük vergisi tehditlerinin patronlar katında da kimi olumlu yankılar bulduğunu söylemek mümkün. Örneğin Bank of America CEO’su Brian Moynihan Axios’a verdiği bir mülakatta, tarifelerin “ölçülü” kullanılması halinde destekleyebileceklerinin sinyalini vererek, “Daha düşük regülasyon yükü, daha yüksek kâr marjları ile sonuçlanacak ve tarife yükünü farklı şekilde yönetmemize olanak sağlayacak,” dedi.

Moynihan, ilk Trump yönetimi sırasında konulan gümrük vergilerini “absorbe ettiklerini” ve bunların “istenen etkiyi yaratmadığını” söyleyerek, “On yıl sonra, eğilimlere ve dünyanın geri kalanına göre aşırı bir iktisadi büyümeden konuşuyoruz,” ifadelerini kullandı.

Wall Street’ten gelen olumlu yanıtlar Moynihan’dan ibaret edeğil. JPMorgan CEO’su Jamie Dimon da dün CNBC’de gümrük vergileri hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıtta, “[Gümrük vergileri] Eğer biraz enflasyonistse ama ulusal güvenlik için iyiyse, öyle olsun. Yani, aşın artık bunu,” dedi.

Jake Sullivan’dan kritik konuşma: Küresel ekonomide yeni bir dönemin ilanı

Bessent’in uyarıları: Hazine artık bizi kurtaramaz

Trump’ın bir sonraki Fed başkanı olması muhtemel adaylardan Kevin Warsh geçen hafta Wall Street Journal’da yazdığı bir yazıda, “Trump yönetimi mali ve parasal bir karmaşayı devralıyor,” diye yazmıştı.

Nitekim yeni Hazine Bakanı Scott Bessent de Kongre onay oturumunda borca dikkat çekti. Bessent, önümüzdeki yıllarda açıkların GSYİH’nin %7’si civarında olacağını belirtti ve “durgunluk ya da savaşın olmadığı durumlarda bunu daha önce hiç görmediklerine” işaret etti.

“Endişeliyim çünkü ABD Hazinesi birçok kez ulusu kurtarmaya çağrıldı,” diten Bessent, bunlar arasında İç Savaş, Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı ya da son COVID-19 salgınını sıraladı.

Bessent’e göre Hazine, tüm hükümet ve Kongre ile birlikte, borçlanma kapasitesini birliği kurtarmak, dünyayı kurtarmak ve Amerikan halkını kurtarmak için kullandı ama şu anda ABD’nin sahip olduğu şeye bakılırsa, artık bunun aynısını yapmak için fazlasıyla zor.

Kongre Bütçe Ofisi geçen cuma günü yaptığı açıklamada 2025 yılında 1,9 trilyon dolarlık bir bütçe açığı öngördü ki bu da öngörülen GSYİH’nin %6,2’sine tekabül ediyor.

Ofis, ulusal borcun bu yıl GSYİH’nin yaklaşık %100’ünden, durgunluk, savaş ya da diğer krizlerin olmaması halinde, 2035’te %119’una yükseleceğini öngörüyor.

Milei’den liderlere ‘artık senaryoya göre hareket etmeyin’ çağrısı

Trump’ın ve Elon Musk’ın kıtanın güneyindeki müttefiki Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei de Davos’ta yaptığı konuşmada benzer bir noktaya işaret etti.

Milei, ana akım iktisadi düşünceyi eleştirerek, “Tüm küresel liderlere söylüyorum, senaryodan kurtulmanın zamanı geldi,” dedi.

WEF gibi forumlar aracılığıyla teşvik edilen fikirlerde “fena halde yanlış olan bir şeyler” bulunduğunu savunan Arjantinli, “yeni bir altın çağ” başlatmak için “bu ideolojik zincirleri kırmanın şart olduğunu” vurguladı.

Mario Draghi’den AB için kritik konuşma: Radikal bir değişime ihtiyacımız var

AB’nin ABD’ye taviz sinyalleri

Zincirin ilk halkasının Atlantik’in öte yakasında kırıldığı açık. Atlantik’in bu yakasında ise endişe hakim. Trump konuşmasında, Brüksel’in rekabet kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle ABD’li teknoloji şirketlerine kestiği cezaları “bir tür vergilendirme” olarak nitelendirerek AB’ye de sert tepki gösterdi.

Trump, “Onlar Amerikan şirketleri ve bana kalırsa bunu yapmamaları gerekiyor. Bu bir çeşit vergilendirmedir. AB ile çok büyük şikâyetlerimiz var,” diye konuştu.

Tam bu noktada Avrupalı liderler ekonomileriyle ilgili acı verici bir tercihle karşı karşıya: Ya yeni bir yaklaşım benimseyecekler ya da yıllardır sürdürdükleri mücadelenin daha da gerisine düşecekler.

Avrupa Birliği’nin ekonomiden sorumlu komisyon üyesi Valdis Dombrovskis ise çarşamba günü CNBC’ye yaptığı açıklamada, bloğun iktisadi çıkarlarının savunulması gerektiğinde AB’nin “orantılı bir şekilde” karşılık vereceğini söyledi.

Almanya, mali kurallarını gevşetme eğiliminde

Bu kapsamda, mali yönden şahin AB ülkelerinin başını çeken Almanya’daki “borç freni” tartışmaları hayli öğretici. Anayasal borç freni, enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarı konusunda on yıllardır en sert tutumları aldığı bilinen Alman Merkez Bankası Bundesbank, anayasal borç freni reformuna yeşil ışık yaktı.

Başkan Joachin Nagel, uzun süredir devam eden borç kuralının iyi işlediğini söyledi ama ekledi: “Fakat şimdi tektonik bir değişim dünyasında yaşıyoruz ve bunu ele almamız gerekiyor. … Alışılmışın dışına çıkmaya başlamalıyız.”

Keza Davos’ta konuşan Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, altyapı yatırımları için borçlanmanın genişletilmesini istedi; ki bu fikrin, geçen yıl trafik lambası hükümetinin dağılmasına neden olduğu unutulmamalı.

Bundesbank’tan borç kurallarının gevşetilebileceği sinyali

Berlin’in Washington’a sınai ve ticari bağımlılığı

Dahası, Almanya’nın ABD’ye ticari ve sınai bağımlılığı şu anda geri dönülemez bir noktada. ABD, 2015’ten bu yana Almanya’nın en büyük ihracat pazarı konumunda. 2024’te ise, 2015’ten bu yana ilk kez, Çin’in önüne geçerek Almanya’nın en büyük ticaret ortağı konumuna yükseldi.

ABD, Alman dış yatırımları için açık ara önde gelen destinasyon.  Bundesbank istatistikleri, 2022 yılında ABD’deki doğrudan ve dolaylı Alman yatırımlarının 448 milyar avroya ulaştığını, Çin’deki doğrudan Alman yatırımlarının ise sadece 122 milyar avro olduğunu gösteriyor.

Federal Cumhuriyet, ABD ile ticaretten diğer ülkelerle ticaretten kazandığından daha fazlasını kazanıyor: 2023 gibi erken bir tarihte, ABD söz konusu olduğunda Almanya’nın ihracatının ithalattan fazlası 63 milyar avrodan fazlaydı.

ABD ile ticarette yüksek bağımlılık, bu nedenle ABD’nin olası gümrük tarifelerinin Almanya’yı özellikle zorlayacağı anlamına geliyor.

Örneğin Fransa bu meselede daha iyi durumda olacak; zira dış ticaret ortakları sıralamasında ABD, Almanya, Çin, İtalya ve İspanya’nın ardından sadece beşinci sırada yer alıyor.

Alman ekonomisi: Avrupa’nın iktisadi motoru dağılıyor mu?

Bunun yanı sıra, ABD’nin Meksika’dan ithalata uygulayacağı gümrük vergileri de Alman şirketleri için ciddi sonuçlar doğuracak. Pek çok Alman firması Kuzey Amerika serbest ticaret anlaşması USMCA’den faydalanarak ABD pazarı için Meksika’da düşük ücretlerle mal ürettiriyor.

Örneğin, Volkswagen’in ABD’de sattığı araçların neredeyse yüzde 60’ı Meksika’nın Puebla kentindeki VW de México tarafından üretiliyor. 2024 yılında ABD’de yeni tescil edilen Audi araçların yüzde 29’u da Meksika’da üretilmişti.

Bu nedenle Alman sanayiciler de temkinli ve ABD’nin “suyuna giden” bir yaklaşım belirleme taraftaruç Alman Sanayi Federasyonu (BDI) yönetim kurulu üyesi Wolfgang Niedermark geçen hafta perşembe günü “AB ekonomik işbirliği tekliflerinde bulunmalı” talebinde bulundu.

Christine Lagarde: Gümrük tarifelerine hazırlanmalıyız

Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Christine Lagarde da çarşamba günü CNBC’ye verdiği demeçte, Avrupa’nın “hazırlıklı olması” ve Donald Trump’ın potansiyel ticaret tarifelerini öngörmesi gerektiğini söyledi.

Lagarde, Trump’ın başkanlığının ilk gününde genel gümrük tarifeleri uygulamamasının “çok akıllıca bir yaklaşım” olduğunu, zira genel gümrük tarifelerinin her zaman beklenen sonuçları vermediğini savundu.

Lagarde, bu nedenle Trump’ın gümrük vergilerinin “daha seçici ve odaklı” olmasını beklediğini söyledi.

WEF zirvesinde CNBC’den Karen Tso’ya verdiği demeçte AMB Başkanı, “Avrupa’da yapmamız gereken şey hazırlıklı olmak ve karşılık vermek için neler olacağını tahmin etmektir,” dedi.

Lagarde, “ithal ikame” teorisinin, yani ABD’deki üretimi güçlendirmek amacıyla Avrupa’dan yapılan ithalatın azaltılmasının, “sorgulanabilir olduğunu” çünkü ABD ekonomisinin şu anda neredeyse “sıcak olduğunu” söyledi.

AMB Başkanı Lagarde’dan ‘birlik’ çağrısı: Vidalar sıkılıyor 

AMB lideri, “[ABD] işgücü piyasasına bakarsanız, çok düşük bir işsizlik oranına sahip olduğunuzu görürsünüz. Kapasiteye bakarsanız, zaten neredeyse tam kapasite çalışıyor. Dolayısıyla artık ithal etmeyeceğiniz şeyleri üretebileceğiniz ya da çok daha yüksek fiyatlarla ithal edeceğiniz fikri… biraz zaman alacak bir şey,” uyarısında bulundu.

Lagarde, ithalatçıların da uzun süre düşük marjlarla iş yapamayacağını, bunun da eninde sonunda “paranın tüketiciye geçeceği” anlamına geldiğini sözlerine ekledi.

Lagarde ayrıca Avrupa içinde ticaretin önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulunarak, tek bir pazar yaratma arzusuna rağmen, mal ve hizmetlerin zaman zaman bozulmadan seyahat etmesini engelleyen bariyerlerin hâlâ mevcut olduğunu belirtti.

AMB Başkanına göre bu, aynı zamanda ABD’nin değişen ticaret politikasına verilebilecek cevaplardan da biri. Lagarde’a göre içeride güçlü olunursa bunun önemli olduğunu savunarak, “Korumacı bir yaklaşıma geçmek istediğimizi söylemiyorum, çünkü düşük bariyerlerin bize öğrettiği şey ticaretin aslında çok yararlı olduğudur,” dedi.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English