Bizi Takip Edin

Diplomasi

Davos’ta Trump’tan ‘ortodoks’ politikaların ölüm ilanı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, dün Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) video konferans yoluyla seslendi ve on yıllardır gündemde olan, fakat özellikle 2008 krizinden sonra aşınan “ortodoks” iktisadi politikaların ölümünü yüksek perdeden ilan etti.

Ana akım iktisatçıların bu tür yaklaşımların ekonomiye zarar vereceği yönündeki uyarılarına rağmen, eski politikalar başarısız olduktan sonra iktisadi büyümeyi canlandırmak hedefi ile ekonomide artık yeni deneylere girişilecek.

Trump, “İş dünyasına mesajım basit: Gelin ürününüzü Amerika’da yapın, biz de size dünyadaki en düşük vergi oranını verelim. Fakat ürünü burada yapmazsanız, gümrük vergisi ödemek zorunda kalırsınız,” diyerek buna ilişkin ipuçlarını verdi.

Ama “turpun büyüğü” heybesinden daha sonra çıktı. Suudi Arabistan ve OPEC’e çağrı yaparak petrol fiyatlarını düşürmelerini isteyen Trump, ham petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte “faiz oranlarının derhal düşmesini talep edeceğini” de söyleyerek bombayı bıraktı. 

Aynı şekilde tüm dünyada da faizlerin düşmesi gerektiğini kaydeden ABD Başkanı, küresel faiz oranlarının ABD’yi takip etmesi gerektiğini savundu.

Davos’ta Trump gölgesi: Leyen’den ‘küresel ekonomi’ uyarısı

Wall Street’ten ‘heteredoks’ politikalara zımni destek

Trump’ın gümrük vergisi tehditlerinin patronlar katında da kimi olumlu yankılar bulduğunu söylemek mümkün. Örneğin Bank of America CEO’su Brian Moynihan Axios’a verdiği bir mülakatta, tarifelerin “ölçülü” kullanılması halinde destekleyebileceklerinin sinyalini vererek, “Daha düşük regülasyon yükü, daha yüksek kâr marjları ile sonuçlanacak ve tarife yükünü farklı şekilde yönetmemize olanak sağlayacak,” dedi.

Moynihan, ilk Trump yönetimi sırasında konulan gümrük vergilerini “absorbe ettiklerini” ve bunların “istenen etkiyi yaratmadığını” söyleyerek, “On yıl sonra, eğilimlere ve dünyanın geri kalanına göre aşırı bir iktisadi büyümeden konuşuyoruz,” ifadelerini kullandı.

Wall Street’ten gelen olumlu yanıtlar Moynihan’dan ibaret edeğil. JPMorgan CEO’su Jamie Dimon da dün CNBC’de gümrük vergileri hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıtta, “[Gümrük vergileri] Eğer biraz enflasyonistse ama ulusal güvenlik için iyiyse, öyle olsun. Yani, aşın artık bunu,” dedi.

Jake Sullivan’dan kritik konuşma: Küresel ekonomide yeni bir dönemin ilanı

Bessent’in uyarıları: Hazine artık bizi kurtaramaz

Trump’ın bir sonraki Fed başkanı olması muhtemel adaylardan Kevin Warsh geçen hafta Wall Street Journal’da yazdığı bir yazıda, “Trump yönetimi mali ve parasal bir karmaşayı devralıyor,” diye yazmıştı.

Nitekim yeni Hazine Bakanı Scott Bessent de Kongre onay oturumunda borca dikkat çekti. Bessent, önümüzdeki yıllarda açıkların GSYİH’nin %7’si civarında olacağını belirtti ve “durgunluk ya da savaşın olmadığı durumlarda bunu daha önce hiç görmediklerine” işaret etti.

“Endişeliyim çünkü ABD Hazinesi birçok kez ulusu kurtarmaya çağrıldı,” diten Bessent, bunlar arasında İç Savaş, Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı ya da son COVID-19 salgınını sıraladı.

Bessent’e göre Hazine, tüm hükümet ve Kongre ile birlikte, borçlanma kapasitesini birliği kurtarmak, dünyayı kurtarmak ve Amerikan halkını kurtarmak için kullandı ama şu anda ABD’nin sahip olduğu şeye bakılırsa, artık bunun aynısını yapmak için fazlasıyla zor.

Kongre Bütçe Ofisi geçen cuma günü yaptığı açıklamada 2025 yılında 1,9 trilyon dolarlık bir bütçe açığı öngördü ki bu da öngörülen GSYİH’nin %6,2’sine tekabül ediyor.

Ofis, ulusal borcun bu yıl GSYİH’nin yaklaşık %100’ünden, durgunluk, savaş ya da diğer krizlerin olmaması halinde, 2035’te %119’una yükseleceğini öngörüyor.

Milei’den liderlere ‘artık senaryoya göre hareket etmeyin’ çağrısı

Trump’ın ve Elon Musk’ın kıtanın güneyindeki müttefiki Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei de Davos’ta yaptığı konuşmada benzer bir noktaya işaret etti.

Milei, ana akım iktisadi düşünceyi eleştirerek, “Tüm küresel liderlere söylüyorum, senaryodan kurtulmanın zamanı geldi,” dedi.

WEF gibi forumlar aracılığıyla teşvik edilen fikirlerde “fena halde yanlış olan bir şeyler” bulunduğunu savunan Arjantinli, “yeni bir altın çağ” başlatmak için “bu ideolojik zincirleri kırmanın şart olduğunu” vurguladı.

Mario Draghi’den AB için kritik konuşma: Radikal bir değişime ihtiyacımız var

AB’nin ABD’ye taviz sinyalleri

Zincirin ilk halkasının Atlantik’in öte yakasında kırıldığı açık. Atlantik’in bu yakasında ise endişe hakim. Trump konuşmasında, Brüksel’in rekabet kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle ABD’li teknoloji şirketlerine kestiği cezaları “bir tür vergilendirme” olarak nitelendirerek AB’ye de sert tepki gösterdi.

Trump, “Onlar Amerikan şirketleri ve bana kalırsa bunu yapmamaları gerekiyor. Bu bir çeşit vergilendirmedir. AB ile çok büyük şikâyetlerimiz var,” diye konuştu.

Tam bu noktada Avrupalı liderler ekonomileriyle ilgili acı verici bir tercihle karşı karşıya: Ya yeni bir yaklaşım benimseyecekler ya da yıllardır sürdürdükleri mücadelenin daha da gerisine düşecekler.

Avrupa Birliği’nin ekonomiden sorumlu komisyon üyesi Valdis Dombrovskis ise çarşamba günü CNBC’ye yaptığı açıklamada, bloğun iktisadi çıkarlarının savunulması gerektiğinde AB’nin “orantılı bir şekilde” karşılık vereceğini söyledi.

Almanya, mali kurallarını gevşetme eğiliminde

Bu kapsamda, mali yönden şahin AB ülkelerinin başını çeken Almanya’daki “borç freni” tartışmaları hayli öğretici. Anayasal borç freni, enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarı konusunda on yıllardır en sert tutumları aldığı bilinen Alman Merkez Bankası Bundesbank, anayasal borç freni reformuna yeşil ışık yaktı.

Başkan Joachin Nagel, uzun süredir devam eden borç kuralının iyi işlediğini söyledi ama ekledi: “Fakat şimdi tektonik bir değişim dünyasında yaşıyoruz ve bunu ele almamız gerekiyor. … Alışılmışın dışına çıkmaya başlamalıyız.”

Keza Davos’ta konuşan Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, altyapı yatırımları için borçlanmanın genişletilmesini istedi; ki bu fikrin, geçen yıl trafik lambası hükümetinin dağılmasına neden olduğu unutulmamalı.

Bundesbank’tan borç kurallarının gevşetilebileceği sinyali

Berlin’in Washington’a sınai ve ticari bağımlılığı

Dahası, Almanya’nın ABD’ye ticari ve sınai bağımlılığı şu anda geri dönülemez bir noktada. ABD, 2015’ten bu yana Almanya’nın en büyük ihracat pazarı konumunda. 2024’te ise, 2015’ten bu yana ilk kez, Çin’in önüne geçerek Almanya’nın en büyük ticaret ortağı konumuna yükseldi.

ABD, Alman dış yatırımları için açık ara önde gelen destinasyon.  Bundesbank istatistikleri, 2022 yılında ABD’deki doğrudan ve dolaylı Alman yatırımlarının 448 milyar avroya ulaştığını, Çin’deki doğrudan Alman yatırımlarının ise sadece 122 milyar avro olduğunu gösteriyor.

Federal Cumhuriyet, ABD ile ticaretten diğer ülkelerle ticaretten kazandığından daha fazlasını kazanıyor: 2023 gibi erken bir tarihte, ABD söz konusu olduğunda Almanya’nın ihracatının ithalattan fazlası 63 milyar avrodan fazlaydı.

ABD ile ticarette yüksek bağımlılık, bu nedenle ABD’nin olası gümrük tarifelerinin Almanya’yı özellikle zorlayacağı anlamına geliyor.

Örneğin Fransa bu meselede daha iyi durumda olacak; zira dış ticaret ortakları sıralamasında ABD, Almanya, Çin, İtalya ve İspanya’nın ardından sadece beşinci sırada yer alıyor.

Alman ekonomisi: Avrupa’nın iktisadi motoru dağılıyor mu?

Bunun yanı sıra, ABD’nin Meksika’dan ithalata uygulayacağı gümrük vergileri de Alman şirketleri için ciddi sonuçlar doğuracak. Pek çok Alman firması Kuzey Amerika serbest ticaret anlaşması USMCA’den faydalanarak ABD pazarı için Meksika’da düşük ücretlerle mal ürettiriyor.

Örneğin, Volkswagen’in ABD’de sattığı araçların neredeyse yüzde 60’ı Meksika’nın Puebla kentindeki VW de México tarafından üretiliyor. 2024 yılında ABD’de yeni tescil edilen Audi araçların yüzde 29’u da Meksika’da üretilmişti.

Bu nedenle Alman sanayiciler de temkinli ve ABD’nin “suyuna giden” bir yaklaşım belirleme taraftaruç Alman Sanayi Federasyonu (BDI) yönetim kurulu üyesi Wolfgang Niedermark geçen hafta perşembe günü “AB ekonomik işbirliği tekliflerinde bulunmalı” talebinde bulundu.

Christine Lagarde: Gümrük tarifelerine hazırlanmalıyız

Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Christine Lagarde da çarşamba günü CNBC’ye verdiği demeçte, Avrupa’nın “hazırlıklı olması” ve Donald Trump’ın potansiyel ticaret tarifelerini öngörmesi gerektiğini söyledi.

Lagarde, Trump’ın başkanlığının ilk gününde genel gümrük tarifeleri uygulamamasının “çok akıllıca bir yaklaşım” olduğunu, zira genel gümrük tarifelerinin her zaman beklenen sonuçları vermediğini savundu.

Lagarde, bu nedenle Trump’ın gümrük vergilerinin “daha seçici ve odaklı” olmasını beklediğini söyledi.

WEF zirvesinde CNBC’den Karen Tso’ya verdiği demeçte AMB Başkanı, “Avrupa’da yapmamız gereken şey hazırlıklı olmak ve karşılık vermek için neler olacağını tahmin etmektir,” dedi.

Lagarde, “ithal ikame” teorisinin, yani ABD’deki üretimi güçlendirmek amacıyla Avrupa’dan yapılan ithalatın azaltılmasının, “sorgulanabilir olduğunu” çünkü ABD ekonomisinin şu anda neredeyse “sıcak olduğunu” söyledi.

AMB Başkanı Lagarde’dan ‘birlik’ çağrısı: Vidalar sıkılıyor 

AMB lideri, “[ABD] işgücü piyasasına bakarsanız, çok düşük bir işsizlik oranına sahip olduğunuzu görürsünüz. Kapasiteye bakarsanız, zaten neredeyse tam kapasite çalışıyor. Dolayısıyla artık ithal etmeyeceğiniz şeyleri üretebileceğiniz ya da çok daha yüksek fiyatlarla ithal edeceğiniz fikri… biraz zaman alacak bir şey,” uyarısında bulundu.

Lagarde, ithalatçıların da uzun süre düşük marjlarla iş yapamayacağını, bunun da eninde sonunda “paranın tüketiciye geçeceği” anlamına geldiğini sözlerine ekledi.

Lagarde ayrıca Avrupa içinde ticaretin önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulunarak, tek bir pazar yaratma arzusuna rağmen, mal ve hizmetlerin zaman zaman bozulmadan seyahat etmesini engelleyen bariyerlerin hâlâ mevcut olduğunu belirtti.

AMB Başkanına göre bu, aynı zamanda ABD’nin değişen ticaret politikasına verilebilecek cevaplardan da biri. Lagarde’a göre içeride güçlü olunursa bunun önemli olduğunu savunarak, “Korumacı bir yaklaşıma geçmek istediğimizi söylemiyorum, çünkü düşük bariyerlerin bize öğrettiği şey ticaretin aslında çok yararlı olduğudur,” dedi.

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English