Asya
Endonezya’nın yeni başkanı Prabowo dış politikada dengeyi sürdürecek mi?

Endonezya Savunma Bakanı Prabowo Subianto’nun resmi olmayan hızlı sayım sonuçlarına göre çarşamba günkü başkanlık seçimlerini kazanmasının ardından, birçok kişi eski generalin ülkenin dış politikasını, özellikle de Çin’le ilişkileri nasıl yönlendireceğini tartışıyor. Bazı analistler Prabowo’nun geçmişteki milliyetçi söylemleri ve askeri geçmişine dayanarak Pekin’e karşı daha sert bir tutum takınabileceğine inanırken, diğerleri onun, ülkenin son on yıldaki hızlı altyapı gelişiminin çoğunu Çin yatırımlarıyla besleyen eski Başkan Joko Widodo’nun pragmatik yaklaşımını sürdüreceğini söylüyor.
South China Morning Post’a konuşan Cornell Üniversitesi’nde profesör ve Güneydoğu Asya Programı direktörü olan Tom Pepinsky, Prabowo’nun Çin ve ABD’yi nasıl dengeleyeceği sorusunun ilginç bir soru olduğunu söyledi, ancak Jakarta’nın “dış politikada hizalanmamış olmaya devam edeceğini” tahmin etti.
‘Bağımsız dış politika sözü’
Prabowo seçim kampanyası sırasında dış politikasını açıklarken bu yönde söz vermişti. Kasım ayında Cakarta’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi adlı düşünce kuruluşunda yaptığı bir konuşma sırasında Prabowo dinleyicilere Endonezya’nın “bağımsız dış politikasını sürdüreceğini” söyleyerek ülkenin herhangi bir askeri ya da jeopolitik bloğa katılmayacağını ve tüm komşularıyla iyi ilişkilerini koruyacağını vurgulamıştı.
Post’a konuşan Yogyakarta’daki Gadjah Mada Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler bölüm başkanı olan Nur Rachmat Yuliantoro, Prabowo’nun Endonezya’nın bağlantısız konumunu her iki süper gücün ülkedeki rekabet halindeki çıkarlarından faydalanmak için kullanabileceğini söyledi.
Nur, “Çin’i, bir başka büyük aktör olan ABD’nin gücüne karşı yeterli bir denge unsuru olabilecek büyük bir aktör olarak görüyor” dedi ve ekledi: “Endonezya, mevcut güvenlik garantilerinin faydalarını en üst düzeye çıkarmaya çalışırken muhtemelen ortada bir pozisyon almaya devam edecektir.”
Yatırım meselesi
Endonezya dünyanın en büyük nikel rezervlerine sahip ve 2020 yılında rekabetçi bir elektrikli araç ve batarya tedarik zinciri kurma stratejisinin bir parçası olarak nikel cevheri ihracatını yasakladı. Çin, sadece 2022 yılının ilk yarısında Endonezya’nın nikel sektörüne 3,6 milyar ABD doları yatırım yaparak hevesini gösterdi.
Çin yatırımları Endonezya’nın Widodo liderliğindeki altyapı hamlesinde de, özellikle de ekim ayında Jakarta tarafından başlatılan Güneydoğu Asya’nın ilk yüksek hızlı demiryolu gibi projelerde önemli bir rol oynadı.
Bazı analistler Prabowo’nun, Widodo’nun Çin ile yıllar içinde, özellikle de Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi aracılığıyla kurduğu ekonomik işbirliğini bozacak bir şey yapmasının pek olası olmadığını söyledi. Çin, Endonezya’nın en büyük ticaret ve yatırım ortağı konumunda.
Nur, Prabowo’nun Widodo’nun politikalarını devam ettireceğini ve “özellikle yatırım ve altyapı geliştirme bağlamında” Pekin ile yakın bağlarını sürdüreceğini öngördü.
Nur, Endonezya’nın Widodo’nun görev süresi boyunca Çin ile kurduğu ilişkinin “büyük ölçüde değiştirilemeyecek kadar değerli” olduğunu ve bunu yapmanın “Endonezya’ya sadece zarar getireceğini” savundu.
Geçtiğimiz eylül ayında Cakarta’ya bir ziyaret gerçekleştiren Çin Başbakanı Li Qiang, Endonezya’ya 21,7 milyar ABD doları tutarında yeni Çin yatırımı sözü vererek Widodo’nun geçtiğimiz temmuz ayında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile bir araya geldiğinde verdiği 44,89 milyar ABD doları tutarındaki taahhüde bir yenisini eklemişti.
Öte yandan bazı analistler ise, eski generalin borç endişeleri nedeniyle altyapı finansmanını artırma umuduyla Çin’le daha fazla yakınlaşmayacağını düşünüyor. Tom Pepinsky, Prabowo için, “Sanırım Sri Lanka ve Kenya gibi kendilerini Çin yatırımlarına bağımlı bulan ülkelerin kaderinin farkında ve Çin bu borçları yeniden müzakere etmiyor” dedi.
Prabowo geçen ay yapılan bir başkanlık tartışması sırasında Endonezya’nın şu anda dış borçlarını diğer ülkelerin egemenliğini yıkmasını engelleyecek bir oranda ödeme konusunda iyi bir konumda olduğunu söylemişti: “Şu anda dış borcumuzun GSYH’ye oranı yüzde 40 civarında olup dünyadaki en düşük oranlardan biridir. İhtiyatlı ve iyi bir yönetimle ve doğru ekonomik stratejiyle, özellikle de aşağı havza yoluyla, artık pazarlık konumumuzu güçlendirebiliriz. Diğer ülkelerin bize müdahale etmek istemesi konusunda çok endişeli değilim. Saygınlığımız yüksek, asla temerrüde düşmeyiz. Bize müdahale edilememesi için güçlü bir savunma gücüne sahip olmalıyız.”
Merkez bankası verilerine göre Endonezya’nın dış borcu 2023’ün üçüncü çeyreğinde 393,7 milyar ABD Doları ya da GSYH’sinin yüzde 28,9’u olarak kaydedildi.
Güney Çin Denizi sorunu ve ABD ile ilişkiler
Prabowo’nun karşı karşıya kalacağı konulardan birinin de Pekin’in büyük bir kısmında hak iddia ettiği Güney Çin Denizi olacağı düşünülüyor. Ancak Prabowo, savunma bakanı olduğu dönemde Çin ile ASEAN üyeleri arasında kaynak zengini sularda yaşanan toprak anlaşmazlıklarını diplomasi yoluyla çözmeyi tercih ettiğini ifade etmişti.
Prabowo, 2021 ASEAN-Çin Savunma Bakanları Toplantısının ardından yaptığı açıklamada, karşılıklı güvene dayalı diyalog ve istişarelerin ihtilaflı su yolundaki tüm sorunları çözebileceğini ve tüm taraflar arasındaki toprak iddialarını ve haklarını belirleyecek bir Güney Çin Denizi davranış kuralları üzerinde devam eden müzakereleri desteklediğini söylemişti.
Öte yandan ocak ayındaki bir başkanlık tartışmasında Güney Çin Denizi konusu gündeme geldiğinde Prabowo, Endonezya’nın Kuzey Natuna Denizi’nde kendini savunabilmesi için deniz savunma kabiliyetlerini güçlendirmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Çin’in hak iddia ettiği dokuz çizgi çizgisinin bazı bölümleri Endonezya’nın Natuna Adaları yakınlarındaki münhasır ekonomik bölgesiyle çakışıyor ve Çin’in bu sularda balıkçılık hakkı iddia etmesi geçmişti iki ülke arasında sorunlara yol açmıştı. Prabowo’nun deniz savunmasını artırmaktan bahsetmesi, okyanusun bu kısmında Endonezya’nın egemenliğini uygulama konusunda daha sert olabileceğine işaret ediyor.
Prabowo’nun kampanya manifestosu da Güney Çin Denizi’ni Cakarta için stratejik bir sorun olarak tanımlıyor ve Endonezya’ya yönelik potansiyel tehditleri en aza indirmek için tartışmalı su yolu üzerinde ABD ve Çin arasında gelecekte yaşanabilecek çatışmaların öngörülmesi gerektiğini belirtiyor.
Queensland Üniversitesi’nden Ahmad Rizky Umar, Prabowo’nun “ABD ile ilişkileri savunma düzeyinde, özellikle de Güney Çin Denizi bağlamında güçlendirmek” istediğini savundu. Pek çok Endonezyalı general gibi Prabowo da askeri eğitiminin bir parçası olarak Batı’da kapsamlı bir deneyim kazandığını vurguladı. Prabowo’nun eğitiminin bir bölümünü ABD’nin Fort Bragg, şimdiki adıyla Fort Liberty’de ve Almanya’da almasının, Endonezya’nın savunma konusunda ABD ile onlarca yıldır süren bağlarına işaret ettiği düşünülüyor.
Umar, “Prabowo, özellikle Endonezya’nın savunma teçhizatının modernizasyonu bağlamında, savunma sektöründe ABD ile daha güçlü ilişkiler kurarak [ABD-Çin arasındaki yükselen rekabette] dengeyi koruyacaktır” dedi.
Asya
Çin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?

Çin’in ham petrol ithalatını azaltmasının İran’daki savaş sürecinde fiyat artışını sınırladığı belirtilirken, ülke daralan akaryakıt piyasasında da benzer bir rol oynayabilir. Kpler verilerine göre Pekin’in deniz yoluyla petrol ithalatı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırıları öncesindeki ortalamanın altına gerileyerek Haziran ayında günlük 5,96 milyon varille son on yılın en düşük seviyesine indi.
İran’da yaşanan savaş döneminde Çin’in ham petrol ithalatını keskin bir şekilde azaltmasının fiyat artışlarını dizginlemeye yardımcı olduğu değerlendiriliyor.
Bu da, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumundaki ülkenin, üzerindeki baskı her geçen gün artan petrol ürünleri piyasasında da benzer bir etki yaratıp yaratamayacağı sorusunu beraberinde getiriyor.
Reuters ajansının aktardığı, enerji piyasası analiz firması Kpler tarafından açıklanan verilere göre, Çin’in deniz yoluyla gerçekleştirdiği ham petrol ithalatı Haziran ayında günlük 5,96 milyon varile gerileyerek son on yılı aşkın sürenin en düşük seviyesini kaydetti.
Bu miktar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a düzenlediği ve çatışmaların başlamasıyla Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına yol açan saldırılardan önceki üç aylık dönemde kaydedilen günlük ortalama 10,66 milyon varillik ithalat seviyesinin oldukça altında yer alıyor.
ABD ve İran arasında Haziran ayında yürürlüğe giren iki aylık ateşkes, boğazın yeniden trafiğe açılması yönünde umutları artırmıştı.
Ancak geçen hafta tarafların karşılıklı saldırılara yeniden başlaması ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun izinsiz geçiş yapan gemileri hedef almasıyla ateşkes bozuldu.
Yenilenen çatışma ortamında boğazdan tanker geçişlerinin ciddi oranda azalması beklenirken, kısa süreli ateşkes döneminde sevk edilen petrol hacminin Asya’daki rafinerilerin hammadde ihtiyacını en azından Eylül ayı sonuna kadar karşılayacağı tahmin ediliyor.
Küresel akaryakıt arzında daralma
Küresel petrol ürünleri piyasasındaki daralma, Moskova’nın bazı rafinerilerinin Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarıyla hasara uğratılmasının ardından motorin ihracatını yasaklama kararıyla daha da derinleşti.
Rusya, bu ulaşım ve sanayi yakıtı türünde dünyanın ikinci büyük ihracatçısı konumunda yer alıyor. Moskova’nın aldığı bu karar, Kuzey Yarımküre’de tarım ve inşaat sektörlerinin yoğunlaşması nedeniyle talebin zirve yaptığı bir döneme denk geldi.
Rusya’dan sevkiyatların durmasının, Ortadoğu kaynaklı akışın azalmasından halihazırda etkilenmiş olan Asya piyasasındaki durumu daha da zorlaştıracağı belirtiliyor.
Asya’nın hafif ve orta distilat ithalatı Haziran ayında günlük 5,19 milyon varile geriledi. Kpler’in veri kaydetmeye başladığı 2017 yılından bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçen bu miktar, İran ile çatışmalar başlamadan önceki üç aylık ortalama olan 6,85 milyon varilin yüzde 32 altında kaldı.
Düşüşün bir kısmı, Pekin’in İran’daki savaşın başlamasının ardından iç piyasayı güvence altına almak amacıyla bazı petrol ürünlerinin ihracatına gayriresmi kısıtlamalar getirmesinden kaynaklanıyor.
Çin’in hafif ve orta distilat ihracatı, Nisan ayında günlük 350 bin varil ile son beş yılın en düşük seviyesine gerilemişti.
Bu hacim Mayıs ayında günlük 411 bin varile, Haziran ayında ise 423 bin varile yükselerek kısmen toparlansa da çatışma öncesi üç aylık dönemdeki günlük 719 bin varillik ortalamanın belirgin şekilde altında kalmaya devam ediyor.
Pekin ihracat kısıtlamalarını gevşetiyor
Çin yönetiminin gayriresmi kısıtlamaları esnetmesi ve devlet işletmelerinin yanı sıra en az bir özel rafinerinin de yurt dışına sevkiyat yapmasına izin vermesi nedeniyle, ülkenin Temmuz ayında petrol ürünleri ihracatını artırması bekleniyor.
Çin ticaret çevrelerinden edinilen bilgilere göre, ülkenin Temmuz ayındaki motorin, jet yakıtı ve benzin ihracatı günde yaklaşık 800 bin varile denk gelen 3 milyon metrik tona ulaşabilir.
Kpler, Çin’in Temmuz ayı petrol ürünleri ihracatını şu an için günlük 585 bin varil olarak tahmin etse de net veriler geldikçe bu rakamın yukarı yönlü revize edilebileceğini kaydediyor.
Çin’in hamlesi piyasayı rahatlatmaya yetecek mi?
Pekin’in attığı adımların arz üzerindeki baskıyı bir miktar hafifleteceği ancak Asya’nın petrol ürünleri ithalatının İran krizinden önceki seviyelerin altında kalmayı sürdüreceği öngörülüyor.
Fiyatlardaki seyir de bu durumu destekler nitelikte bir grafik ortaya koyuyor. Petrol ürünleri, ham petrole kıyasla normalden daha yüksek bir primle işlem görerek çatışma öncesi dönemden daha yüksek fiyatlardan alıcı buluyor.
Dizelin ana bileşeni olan Singapur gazyağının varil fiyatı 137,72 dolar seviyesinde seyrediyor. Ateşkes anlaşmasına yönelik ilk iyimserlikle 23 Haziran’da 109,35 dolara kadar gerileyen fiyatlar, o tarihten bu yana kesintisiz bir yükseliş grafiği çiziyor.
Gazyağı şu anda, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından bir gün önce, yani 27 Şubat’ta kaydedilen 91,42 dolarlık fiyatın yüzde 51 üzerinde.
Buna karşılık Brent petrolü vadeli işlemleri Pazartesi gününü 83,30 dolardan kapatarak 27 Şubat Pazar gününe kıyasla yüzde 14,9 oranında bir artış gösterdi.
Basra Körfezi’nden petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerlere yönelik yeni tehditler ve küresel stokların azalması nedeniyle, piyasa İran ile olası bir uzlaşıyı fiyatlasa dahi akaryakıt fiyatlarının yükselmeye devam edeceği tahmin ediliyor.
Çin’den yapılacak ihracatın, rafinerilere yüksek marjlar sağlayarak fiyat artışlarını destekleyebileceği belirtiliyor.
İthalat hacmi savaş öncesi seviyelere tamamen dönse bile bunun yeterli olmayabileceği, zira Pekin’in Ortadoğu’daki gerilim sona erip deniz taşımacılığı normale döndüğünde petrol fiyatlarının gerileyeceği beklentisiyle şimdilik kendi stoklarını kullanmayı tercih ettiği aktarılıyor.
Asya
Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.
Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.
Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.
Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.
Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.
Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.
Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.
Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.
Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”
Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın
Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor
Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.
Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.
Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.
Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.
Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.
Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.
Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.
Washington’ı bekleme stratejisi
Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.
Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.
Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.
Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.
Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.
Asya
Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.
Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.
Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.
The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”
Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü
Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.
Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.
Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.
Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.
Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.
Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.
Avrupa pazarında rekabet endişesi
The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.
Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.
Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.
Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti











