Bizi Takip Edin

Avrupa

Enerji hukukçusu Thomas Mock: Rüzgar enerjisi baronlarının milyarlık partisi sona eriyor

Yayınlanma

Enerji hukuku uzmanı Avukat Thomas Mock, rüzgar ve güneş enerjisi sektörüne aktarılan devasa sübvansiyonların Alman ekonomisini ağır bir enflasyon sarmalına sokacağı uyarısında bulundu. Tichys Einblick kanalına konuşan Mock, şebekeye verilemeyen “çöp elektriğin” bedelinin vatandaşa ödetilmesine tepki göstererek, kömürden çıkış takviminin öne çekilmesini sanayi için “mutlak bir felaket” olarak nitelendirdi.

Tichys Einblick platformunda yayımlanan mülakatta sunucu, enerji piyasasındaki mevcut durumu çarpıcı bir benzetmeyle açtı: “Bir fırıncının, fazla ürettiği ve satamadığı ekmeklerin parasını vergi mükelleflerinin ödemesini talep ettiğini düşünün; herkes ona deli derdi. Ancak söz konusu yenilenebilir enerji olduğunda işleyiş tam olarak böyle.”

Rüzgar türbinlerinin veya fotovoltaik sistemlerin, güneş ve rüzgar bol olduğunda ürettiği ancak ihtiyaç duyulmayan elektriğin bedelinin yine de ödenmek zorunda olduğunu belirten sunucu, bu kuralın enerji dönüşümünün yuttuğu milyarlarca avroluk maliyetin ana sebebi olduğunu vurguladı.

Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’nin bu “anlamsızlığı” kesme planının ise özellikle rüzgar lobisinin şiddetli direnişiyle karşılaştığı ifade edildi.

“Milyarlarca avro hiçbir şey uğruna yakılıyor”

Hukukçu kimliğiyle yurttaş inisiyatiflerine de danışmanlık yapan Avukat Thomas Mock, Ekonomi Bakanı Reiche’nin tasarruf hamlesini ve arka plandaki lobicilik faaliyetlerini değerlendirdi.

Mock, “Burada çok büyük paralar dönüyor. Bu endüstri on yıllardır milyarlarca avro ile şımartıldı ve hiçbir zaman verimlilik kanıtı sunmak zorunda kalmadı. Tek odak noktası, maliyeti ve verimliliği ne olursa olsun daha fazla elektrik üretmekti” dedi.

Bakan Reiche’nin verimlilik odağındaki hamlesinin doğru olduğunu belirten Mock, rüzgar enerjisinin doğası gereği değişken (volatil) yapısının, sistem genelinde verimliliği imkansız kıldığını savundu.

“Net olmayan şebekelere rüzgar türbini dikmek en büyük verimsizliktir”

Mock, rüzgar enerjisi yatırımlarındaki plansızlığa dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“En büyük verimsizlik, elektriğin şebekeler üzerinden kullanılamadığı yerlere rüzgar türbinlerinin inşa edilmesidir. Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) eyaletinde son üç yılda Ekonomi Bakanı Mona Neubaur’un neredeyse sadece rüzgar enerjisiyle ilgilendiğini gördük. Bu süreçte o kadar çok izin verildi ki, Federal Ağ Ajansı’na (Bundesnetzagentur) 20 yıllık garantili ödemeler için rekor başvuru yapıldı. Bu durum hem teşvikler üzerinde baskı yarattı hem de elektrik üretilse bile onu taşıyacak şebekelerin yokluğu nedeniyle sistemi tıkadı.”

Mock, Brüksel’deki yasal değişikliklerin izin süreçlerini 4-5 yıldan 6-12 aya indirmesinin bu kontrolsüz arzı ve dolayısıyla ineffizienz artışını körüklediğini belirtti.

“Rüzgar lobisi milyonluk partilerini bizim paramızla yapıyor”

Sistemin koordinasyondan yoksun olduğunu vurgulayan Mock, “Rüzgar türbinleri ne kadar hızlı dikilirse dikilsin, üretilen elektriği şebekeye veremedikleri sürece bunun bir anlamı yok. Vatandaşın parası burada kelimenin tam anlamıyla yakılıyor. Her yıl 3 milyar avronun sadece lobinin cebini doldurmak ve milyonluk partiler düzenlemesini sağlamak için heba edilmesi artık insanlara anlatılamaz bir noktada” değerlendirmesini yaptı

Sübvansiyonların kesildiği yerde tepkinin büyük olacağını belirten Mock, hükümetin bu “çığlığı” göğüslemesi gerektiğini savundu.

“Kömürden erken çıkış kararı mutlak bir felakete yol açacak”

Almanya’daki enerji güvenliği tartışmalarına da değinen Thomas Mock, rüzgarın esmediği “karanlık durgunluk” (Dunkelflaute) dönemlerinde konvansiyonel santrallerin hayati önem taşıdığını hatırlattı.

NRW eyalet hükümetinin kömürden çıkış tarihini 2038’den 2030’a çekme kararını “süper darbe” olarak nitelendiren Mock, “Sadece dört yıl içinde kömürün yerini dolduracak gaz santrallerini inşa etmek imkansız. Ne gaz kontratları güvence altında ne de dünyadaki veri merkezlerinin talebi nedeniyle gaz türbinleri piyasada bulunabiliyor. Endüstrinin enerji güvenliği açısından mutlak bir felakete doğru sürükleniyoruz” uyarısında bulundu.

“Modern santrallerin 15 yaşında kapatılması ekonomik bir cinayettir”

Mock, linyit kömürüyle çalışan modern “BoA” (Linyit Optimize Edilmiş Tesis) santrallerinin kapatılma planını sert sözlerle eleştirdi: “Dünyanın en verimli santralleri olan bu tesisler henüz 15 yaşında. 60 yıl çalışabilecek kapasitedeki tesisleri 2030’da kapatmak, provoke edilmiş devasa bir ekonomik kayıptır. Gaz santrallerine yönelmek de çözüm değil; zira fracking gazının taşıma ve üretim sürecindeki metan sızıntısı, kömürün CO2 salınımından 85 kat daha fazla iklim etkisi yaratıyor. Bu konudaki bilimsel veriler sümen altı ediliyor.”

Almanya’nın enerji otonomisini kaybetme riski taşıdığını belirten Mock, NRW’de hala 45 milyar ton linyit rezervi bulunduğunu hatırlattı.

Bu kaynağın 1000 milyar avroluk bir katma değer potansiyeli taşıdığını ifade eden Mock, “Bu miktar Norveç’in tüm gaz ve petrolünden fazla, Suudi Arabistan rezervleriyle yarışır düzeyde. Mevcut jeopolitik kırılmalar ve Batı dünyasının sarsıldığı bir dönemde madenleri yağmur sularıyla doldurmak akıl dışıdır” dedi.

Çin’e olan bağımlılığın rüzgar ve güneş teknolojileri üzerinden Rusya’ya olan bağımlılıktan daha tehlikeli hale geldiğini kaydeden Mock, “Kendi enerjimize sahip çıkmazsak Çin’in kölesi oluruz” ifadelerini kullandı.

“Medya ve siyaset yıllardır beyin yıkıyor”

Sunucunun NRW Başbakanı Wüst ve Bakan Neubaur’un tavrını “Roma’yı yanarken izleyen İmparator Neron” pozuna benzetmesi üzerine Mock, medyanın bu süreçteki rolüne dikkat çekti:

“Halkın zihnine kömürün kirli, rüzgarın tertemiz olduğu yönünde yıllarca süren bir propaganda işlendi. Oysa rüzgar ve güneş enerjisi için gereken hammaddelerin üçüncü dünyadan temin edilme süreci tam bir neokolonyalizm ve çevre felaketidir. Bu gerçeği görmezden gelmek ikiyüzlülüktür. Antik Roma’daki ‘ekmek ve oyunlar’ stratejisiyle halk oyalanıyor ancak gerçekler er ya da geç kapıya dayanacak.”

Bavyera eyaletindeki uygulamalara da değinen Mock, Ekonomi Bakanı Hubert Aiwanger’in kardeşi Helmut Eiwanger’in rüzgar sektöründeki güçlü konumunu ve “Windkümmerer” (rüzgarla ilgilenenler) adı altındaki yapılanmayı eleştirdi.

Mock, “Bu kişiler güya arabulucu olarak atanıyor ancak birçoğu zaten rüzgar projeleri yürüten iş adamları. Halkın direncini kırmak için atanmış bu kişiler aslında lobinin ta kendisi. Bavyera medyası bu konudaki derin sessizliğini koruyor” dedi.

“Belediyeler rüzgar lobisinin kurduğu tuzağa düşüyor”

Küçük belediyelerin “çok para kazanacaksınız” vaadiyle kandırıldığını belirten Mock, ekonomik riskleri şöyle sıraladı:

“0,2 centlik paylar aslında vatandaştan ek vergi olarak alınıyor. Enflasyon hesaba katıldığında, 20 yıl sonra bu para pul olacak. Üstelik işletmeci firma iflas ettiğinde, devasa söküm ve bertaraf maliyetleri doğrudan belediyenin ve arazi sahibinin üzerine kalıyor. Rüzgar türbinlerinin kanatları bugün için bile çözülememiş birer sondermüll (özel atık) yığınıdır. Sauerland gibi turizm bölgelerimiz, ‘1000 dağ ülkesi’nden ‘1000 rüzgar gülü ülkesi’ne dönüşüyor; bu da yerel turizm ekonomisinin ölümü demektir.”

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English