Diplomasi
Ermenistan parlamento seçimleri için sandık başına gidiyor

Ermenistan’da yaklaşık 2,5 milyon seçmen, Avrupa Birliği ile entegrasyonu savunan Başbakan Nikol Paşinyan ve Avrasya Ekonomik Birliği yanlısı muhalefet arasında tercih yapmak üzere parlamento seçimlerine gidiyor. Seçim yarışında iktidardaki Sivil Sözleşme partisinin yanı sıra iş insanı Samvel Karapetyan ve eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın liderlik ettiği ittifaklar öne çıkıyor.
Ermenistan, Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyonu savunan mevcut Başbakan Nikol Paşinyan ile Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğinin korunmasını hedefleyen muhalefet arasında tercih yapacağı parlamento seçimlerine gidiyor.
Farklı resmi aktarımlara göre 6 veya 7 Haziran’da yapılması planlanan oylamaya 17 parti ve iki seçim ittifakının, diğer bir veriye göre ise toplam 18 siyasi gücün katılması bekleniyor. Göç ve Vatandaşlık Servisi, seçimlerde yaklaşık 2 milyon 500 bin kişinin oy kullanacağını kaydetti.
Parlamenter cumhuriyet sistemiyle yönetilen Ermenistan’da hükümeti, en az 101 milletvekilinden oluşan ve beş yıllık süre için seçilen Ulusal Meclis kuruyor.
Hükümetin başında, meclis çoğunluğunun önerisi üzerine cumhurbaşkanı tarafından atanan ve fiili devlet başkanı statüsü taşıyan başbakan bulunuyor.
Ulusal Meclis seçimleri nispi temsil sistemine, başka bir deyişle parti listelerine göre gerçekleştiriliyor. Tek bir partinin meclise girebilmesi için oyların en az yüzde 4’ünü, iki veya üç partili ittifakların yüzde 8’ini, daha büyük ittifakların ise yüzde 10’unu alması gerekiyor.
Barajı üçten az listenin geçmesi durumunda, en çok oy alan ilk üç lider doğrudan manda elde ediyor.
Sistemde “bonus sistemi” adı verilen özel bir uygulama bulunuyor. Bu kurala göre, yüzde 54’ten az oy alan lider listeye, yüzde 54’lük sandalye oranına ulaşana kadar ek milletvekilliği veriliyor. Oy oranının yüzde 66’yı aşması halinde ise elde edilen fazla mandalar diğer katılımcılara devrediliyor.
Üç ana aday başbakanlık koltuğu için seçim yarışına giriyor
Sivil Sözleşme partisinin adayı olan gazeteci, “Kadife Devrim” lideri ve mevcut Başbakan Nikol Paşinyan, 1 Haziran 1975’te Ermenistan SSC’nin İcevan kentinde doğdu. Okul yıllarında Karabağ hareketinin protestolarına katılan Paşinyan, 1991 yılında Erivan Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi Gazetecilik Bölümüne girdi ve öğrenciliği sırasında muhalif yayınlarla çalışmaya başladı.
1993’ten itibaren muhabirlik yapan isim, 1998’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Aşot Bleyan’ın seçim kampanyası koordinatörü olarak görev aldı. Aynı dönemde Oragir gazetesini kurarak yöneticiliğini üstlendi. 2004 yılında otomobili Erivan’ın merkezinde patlatıldı. Paşinyan suikast girişimiyle ilgili olarak iş insanı Gagik Tsarukyan’ı suçladı ancak soruşturma makamları patlamanın kısa devreden kaynaklandığı sonucuna vardı.
Siyasi kariyerine 2007 yılında başlayan Paşinyan, parlamento seçimlerinde yüzde 1,3 oy alan Azil ittifakının liderliğini yürüttü. Ardından cumhurbaşkanı adayı Levon Ter-Petrosyan’ın seçim karargahına katıldı. 2008’de Ter-Petrosyan’ın yenilgisinin ardından başlayan protestolarda aktif rol oynadı ve hakkında arama kararı çıkarıldı.
2010 yılında 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak ertesi yıl afla cezaevinden çıktı. 2012’de Ermeni Ulusal Kongresi ittifakından Ulusal Meclis milletvekili seçildi. Üç yıl sonra Sivil Sözleşme partisinin kurucuları arasında yer aldı. 2017 yılında Çıkış ittifakı listesinden yeniden seçilen Paşinyan, aynı dönemde Erivan belediye başkanlığına aday oldu fakat mevcut başkan Taron Margaryan’a karşı seçimi kaybetti.
Paşinyan, anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle ülkenin başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçmesinin ardından, eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın başbakanlığa atanmasına karşı 2018’de iktidardaki Ermenistan Cumhuriyet Partisi’ne yönelik protestolara liderlik etti.
Sürecin sonucunda başbakanlık koltuğuna Paşinyan oturdu. Yeni hükümet başkanı o dönemde, “Devrim sadece Ermenistan’da değil, tüm dünyadaki Ermeniler arasında ve ulusal bilinçte gerçekleşti, bunun en önemli sonucu da ulusal potansiyelin kullanılması olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Aralık 2018’deki erken parlamento seçimlerinde Benim Adımım ittifakına liderlik ederek oyların yüzde 70’inden fazlasını aldı ve görevini korudu.
Mevcut başbakanın en büyük problemini, istifasını talep eden protestolara yol açan 2020 İkinci Karabağ Savaşı’ndaki yenilgi oluşturdu.
Buna rağmen, 2021’deki erken seçimlerde Sivil Sözleşme oyların yüzde 54’ünü alarak iktidarı elinde tuttu. Başbakan konu hakkında, “Tarih, savaşta kazanılan zaferin her zaman zafere dönüşmediğini, aynı şekilde savaşta alınan yenilginin de her zaman yenilgi olmadığını göstermiştir. Yenilgimizi zafere dönüştürmeliyiz” açıklamasını yaptı.
O dönem Paşinyan, Rusya, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ve AEB ile ilişkileri derinleştirip geliştirme sözü verdi.
2024 yılında Avrupa Parlamentosu, Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne katılım şartlarını karşıladığını belirten bir karar tasarısını kabul etti. Bu gelişmenin ardından Paşinyan’ın söyleminde değişiklik görüldü.
2025’te Ulusal Meclis ülkenin AB üyeliği sürecinin başlatılmasına ilişkin yasayı onaylarken, başbakan ülkenin bunu “şartsız ve koşulsuz” olarak istediğini duyurdu. Başbakan Mayıs 2026’da, “Ermenistan halkının bir alternatifi olmalıdır; AEB’de veya AB’de olmak. Buna ben değil, siz, Ermenistan vatandaşları karar verecek” görüşünü aktardı.
Buna karşılık Moskova, ülkenin AEB’den ayrılması durumunda karşılaşacağı ciddi ekonomik sonuçlar konusunda uyarıda bulunarak Ermeni çiçek, alkol, balık ve tarım ürünlerinin ithalatını kısıtlamaya başladı.
Rusya ile ilişkilerde hiçbir radikal eylemde bulunma niyetinde olmadığını belirten Paşinyan, “Rusya Devlet Başkanı ile kelimenin tam anlamıyla dostane ilişkilerim var” dedi.
Sanayi ve inşaat grubu Taşir’in kurucusu ve başkanı Samvel Karapetyan, Güçlü Ermenistan partisinin adayı olarak öne çıkıyor. 18 Ağustos 1965’te Ermenistan SSC’nin Kalinino kentinde doğan iş insanının girişimiyle 1991’de şehre Taşir adı verildi.
Erivan Politeknik Enstitüsü Makine Mühendisliği Fakültesinden mühendislik eğitimi alarak mezun olan Karapetyan, üniversiteden sonra bir süre yerel bir fabrikada çalıştı. Girişimcilik faaliyetlerine 1980’lerin sonunda Ermenistan’da küçük bir emaye eşya üretim tesisi kurarak başladı.
Rusya’ya taşındıktan sonra, 1997’de kardeşi Karen ile birlikte Kalugaglavsnab’ı satın alarak gelecekteki Taşir holdinginin yapısını kurdu.
İlk projeler Kaluga bölgesindeki inşaat ve yerel yatırımlarla ilgiliydi, ancak zamanla şirket portföyüne gayrimenkul geliştirme, enerji, finans, üretim ve kamu beslenmesi alanlarındaki varlıklar dahil oldu. Forbes dergisi, 2026 yılında girişimcinin servetini 4,1 milyar dolar olarak tahmin etti.
Haziran 2025’e kadar siyasi hayata katılmayan Karapetyan, Paşinyan ile Ermeni Apostolik Kilisesi arasındaki anlaşmazlık zemininde kiliseyi savunan bir açıklama yaptı.
İş insanı, “Eğer siyasi figürler başarılı olamazsa, kiliseye yönelik kampanyaya kendi yöntemlerimizle müdahale edeceğiz” dedi.
Bu açıklamanın ardından kendisine iktidarı ele geçirme çağrısı ve kara para aklama suçlamaları yöneltildi. Girişimci şu anda ev hapsinde bulunuyor.
Karapetyan, 2026’nın başlarında Güçlü Ermenistan partisini kurdu ve başına geçti. Parti, seçimlere Yeni Dönem ve Birleşik Ermeniler ile ittifak halinde katılıyor. Milyarder, “Rusya yanlısı tutumuma gelince, Rusya’yı düşmanımız olarak görmüyorum, dost bir ülke olarak görüyorum, ancak benim için Ermenistan Cumhuriyeti’nin ve Ermeni halkının çıkarları söz konusudur” ifadelerini kullandı.
Nisan ayında Karapetyan, seçimlere katılmak için Rusya vatandaşlığından çıkacağını duyurdu. Girişimci ayrıca sahip olduğu Kıbrıs pasaportundan da vazgeçti.
Güçlü Ermenistan partisi; radikal ekonomik reformlar, büyük yatırımların çekilmesi, küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerindeki vergi yükünün azaltılması, deregülasyon yapılması ve denetleyici kurumların yetkilerinin kısıtlanmasının yanı sıra enerji ve altyapı sözleşmelerinin ulusal çıkarlar lehine gözden geçirilmesi taahhüdünde bulunuyor.
İş insanı, “Ermenistan’ı jeopolitik kurban statüsünden çıkaracağız. Bölgedeki çıkarların ve önceliklerin dengesini yeniden kuracağız. Ve o zaman transit yollar Ermenistan’ın egemen topraklarında kalacak, müttefik bile olsa başka bir ülkenin bütçesini değil, kendi bütçesini yılda yüz milyonlarca dolarla dolduracak” sözlerini kaydetti.
Ana muhalefet gücünün lideri olan eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ise Ermenistan ittifakını temsil ediyor. 31 Ağustos 1954’te Azerbaycan SSC’ye bağlı Dağlık Karabağ Özerk Oblastı’nın başkenti Stepanakert’te, bugünkü adıyla Azerbaycan’ın Hankendi şehrinde doğdu.
1971’de Moskova Enerji Enstitüsünün uzaktan eğitim bölümüne girdi, ancak kısa süre sonra Sovyet ordusuna askere çağrıldı. 1973’ten itibaren Stepanakert ve Moskova’daki işletmelerde çalıştı, ardından eğitimine devam ederek 1982’de Erivan Politeknik Enstitüsü Elektroteknik Fakültesinden elektromekanik mühendisi diplomasıyla onur derecesiyle mezun oldu.
1980’lerin başında siyasi faaliyetlerine başlayan Koçaryan, 1980 ile 1981 yılları arasında Stepanakert Elektroteknik Fabrikasında makine mühendisi olarak çalıştı. 1981 ile 1985 yılları arasında ise Komsomol Stepanakert Şehir Komitesinin ikinci sekreteri olarak görev yaptı.
Koçaryan 1988’de, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan SSC’den ayrılması ve Ermenistan’ın kontrolüne geçmesi için başlatılan hareketin liderliğini üstlendi. 1994’te tanınmayan Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin başına geçti.
Üç yıl sonra Ermenistan Başbakanı oldu ve bir yıl sonra cumhurbaşkanı seçilerek bu görevde iki dönem bulundu. Koçaryan’ın yönetiminin son dönemi, parlamento seçimlerinin ardından muhalefetin protestosunun şiddet kullanılarak bastırıldığı ve 10 kişinin öldüğü 1 Mart 2008 olaylarıyla gölgelendi.
İktidara gelen Paşinyan, olaylara karıştığı iddiasıyla eski cumhurbaşkanı hakkında cezai kovuşturma başlattı. Haziran 2009’da AFK Sistema şirketinin bağımsız direktörü seçilen Koçaryan, 2015 anayasa reformlarına kesinlikle karşı çıktı.
2021’deki erken parlamento seçimlerinin sonuçlarına göre Koçaryan’ın Ermenistan ittifakı en büyük muhalefet grubunu oluşturdu, ancak kendisi mandayı reddetti. Politikacı bu kararını, “Zamanında hem Artsah’ın hem de Ermenistan’ın parlamentosunda milletvekilliği yapmıştım, ancak karakterim gereği her zaman yürütme erkinin bir adamı oldum” sözleriyle açıkladı.
2022’nin sonuna doğru ittifak dağıldı. Koçaryan’ın koalisyonu güncellenmiş bir formatta seçimlere katılıyor ve Rusya ile ilişkilerin derinleştirilmesini savunuyor. Politikacı, “Müttefiklerimiz ve büyük ülkeler tarafından güvenliklerine tehdit olarak değerlendirilebilecek adımları asla atmamalıyız” görüşünü taşıyor.
Anket verileri iktidar partisinin önde olduğunu gösteriyor
EVN verilerine göre, ankete katılanların yaklaşık yüzde 85’i 7 Haziran’da oy kullanma niyetinde olduğunu beyan etti. Yalnızca Sivil Sözleşme ve Güçlü Ermenistan’ın barajı geçebileceği belirtiliyor.
Anket, iktidar partisinin yaklaşık yüzde 50 ile kazanacağına işaret ediyor. Diğer siyasi güçlerin destek seviyesi ise yüzde 1’in altı ile yüzde 15 arasında değişiyor. PolitPro verilerine göre “Sivil Sözleşme”, 2026 yılı boyunca liderliğini korudu. Partinin reytingi Mayıs ayında yüzde 56 ile rekor seviyeye ulaştı.
Başka bir EVN anketinin sonuçlarına göre vatandaşların yüzde 49’u Başbakan Nikol Paşinyan’ın faaliyetlerini onaylarken, katılımcıların yüzde 33,7’si politikalarından memnuniyet duymadığını bildirdi. Ankete katılanların yüzde 55,1’i mevcut hükümetin yolsuzlukla mücadelede yeterli önlem alamadığına inanıyor.
Öte yandan katılımcıların yüzde 53,8’i, Paşinyan’ın başbakanlığı döneminde ülkede güvenlik durumunun iyileştiğine dikkat çekiyor. “Sivil Sözleşme”nin, vatandaşların üçte birinin oyunu alarak yarışın favorisi konumunda olduğu ön anketlere yansıyor.
Moskova yönetimi üyelik tercihinin referanduma gitmesini istiyor
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ermeni makamlarının muhalefet partilerini seçimlerden çekme girişimleri olduğunu aktardı. Bakanlık Temsilcisi Mariya Zaharova’nın açıklamasına göre, cumhuriyette “demokratik prosedürlere karşı bir mücadele” yürütülüyor.
Daha önce cumhuriyetin Merkez Seçim Kurulu, yarışın bir diğer katılımcısı olan Cumhuriyet partisinin ısrarına rağmen muhalif Güçlü Ermenistan ittifakını parlamento seçimlerinden men etmeyi reddetmişti.
Rus yetkililer Erivan’ın AB ve AEB arasındaki tercihini halk oylamasına sunmasını talep ediyor. 5 Haziran’da Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ermenistan’ın Avrupa Birliği’nden ziyade Avrasya Ekonomik Birliği’nde daha iyi olacağı fikrini dile getirdi.
Sözcüye göre cumhuriyetin vatandaşları AEB içinde daha fazla kazanacak ve gelişecek. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise bu konuda mümkün olan en kısa sürede bir referandum yapılması çağrısında bulundu. Putin, ülkenin gelecekteki yolu hakkında alacağı karar ne olursa olsun Rusya’nın Ermenistan ile normal ilişkilerini koruyacağını ekledi.
Seçmenler istihdam yaratılması ve ekonomik reform bekliyor
Her türlü propaganda faaliyetinin yasaklandığı sessizlik gününde Kommersant FM’e Erivan’daki durumu aktaran yerel gazeteci Naira Ovhannisyan, sokakların sakin göründüğünü ancak bu sükunetin aldatıcı olduğunu bildirdi.
Ovhannisyan, “Son günlerde durum gözle görülür şekilde gerginleşti. Muhalif aktivistler ve seçim karargahı temsilcilerine yönelik bir gözaltı ve tutuklama dalgası yaşandı. Daha dün, Güçlü Ermenistan bloğunun kaydını iptal etme ve yarıştan çekme girişimi oldu. İttifak yine de oylamaya katılabilecek” bilgisini verdi.
Erivan’ın merkezinde çok sayıda insan bulunduğunu, bazılarının oy kullanmak için Ermenistan’a uçtuğunu aktaran Ovhannisyan; çok sayıda gözlemci, gazeteci ve analistin de geldiğini kaydetti.
Seçim yarışındaki tartışmaların çok hararetli geçtiğini belirten gazeteci sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu seçimler şu an bir kavşak olarak adlandırılıyor, çünkü masada temel meseleler var: Ermenistan Avrupa ve ABD ile entegrasyona doğru ilerlemeye devam edecek mi ve halk Azerbaycan ile barış anlaşması imzalama yönündeki mevcut rotayı destekleyecek mi? Anketlere göre nüfusun yaklaşık yüzde 30 ila yüzde 40’ının son ana kadar kararını vermemiş olması durumu daha da belirsizleştiriyor. Şu an Ermenistan’ın beklenti içinde donup kaldığı söylenebilir. Yarın ülkenin bundan sonra nereye gideceğini gösterecek.”
Erivanlı iş danışmanı Karen Avakyan ise vatandaşların öncelikli olarak ülkedeki ekonomik değişimlerle ilgilendiğini ifade etti. İnsanların arkadaş veya iş ortamlarında dile getirdikleri görüşlerin oy kabinindeki sonuçlarla her zaman örtüşmeyebileceğini belirten Avakyan, siyasi mücadelenin toplumu yorduğunu ve tartışma düzeyinin oldukça yükseldiğini söyledi.
Beklentinin yüksek olduğunu kaydeden Avakyan, “Mevcut iktidar yeniden seçilse bile kendisinden yine de değişim beklenecek ve partinin üstlendiği taahhütlerin yerine getirilmesi gerekecek. İnsanlar her şeyden önce ekonomik bağlamda, istihdam yaratılması ve her ailenin refahının artması yönünde değişimler bekliyor. Ermeni toplumunun onlarca yıldır karşılaştığı pek çok birikmiş zorluk var” değerlendirmesini yaptı.
Bu arada Ermenistan Savunma Bakanlığı, oy kullanmak için cumhuriyete gelen ancak ülkede yaşamayan bazı erkeklere 25 günlük askeri eğitim kamplarına katılmaları için celp kağıtları verildiğini duyurdu.
Diplomasi
Reuters: Barrack, Irak-Suriye boru hattı projesinde finansal çıkar sahibi

Thomas Barrack, Irak’tan Suriye’ye uzanan bir petrol boru hattının inşasına katılan şirkette finansal pay sahibi.
Reuters’ın haberine göre Temmuz ayında Irak ve Suriye, Hürmüz Boğazı’nı atlayacak olan boru hattının rehabilitasyonuna hazırlık amacıyla teknik ve finansal çalışmaların yürütülmesi için, söz konusu şirket, Kaliforniyalı yatırım grubu TI Capital ile Chevron ve Katar merkezli UCC Holding’den oluşan bir konsorsiyumla mutabakat zaptı imzaladı.
Hem Irak hem de Suriye’ye atanan ABD başkanlık özel temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Barrack’ın, TI Capital ve şirketin kurucusu Ziad Ghandour ile uzun süredir devam eden bir iş ilişkisi bulunuyor.
Kamu kayıtlarına göre, 2025 yılında yapılan onay duruşmaları sırasında, Kaliforniya’nın San Francisco kenti yakınlarında bulunan ve Ghandour’un genel müdürlüğünü yaptığı, TI Capital tarafından yönetilen bir gayrimenkul girişiminden elde edilen kârın beşte birine kadar hak kazandıran bir mali menfaati vardı ve bu menfaati elinde tutmayı planladığını belirtmişti.
İran’da savaşın başlamasının ardından Suriyeli ve Iraklı yetkililerle yapılan görüşmelerde Barrack, tartışmalar hakkında doğrudan bilgi sahibi olan iki kişinin ifadesine göre, Ghandour’un şirketinin projeye dahil edilmesi için baskı yaptı.
16 Haziran’da, konsorsiyum anlaşmasının imzalanmasından bir ay önce, Barrack ve Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Irak’ın “Kerkük-Banyas Boru Hattı’nı yeniden işler hale getirmek üzere TI Capital ile bir mutabakat zaptı hazırlama” kararını öven ortak bir bildiri yayınladılar. Bildiride, boru hattıyla bağlantılı olarak Chevron veya UCC’den hiç bahsedilmedi.
Reuters, Barrack’ın boru hattından veya diğer projelerden kazanç elde edeceğine dair herhangi bir kanıt bulamadı.
İki etik hukuku uzmanı Reuters’a, Barrack’ın Ghandour ile olan bağlarının, boru hattından doğrudan kazanç elde etmediği sürece cezai nitelikte bir çıkar çatışması oluşturmayacağını belirtti.
Fakat eski Beyaz Saray baş etik avukatı ve Minnesota Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü Richard Painter, Barrack’ın Ghandour ile olan ilişkisinin, yetkililerin kişisel veya ticari ilişkiler nedeniyle tarafsızlıklarını sorgulanır hale getiren meselelere katılmasını yasaklayan düzenleme kapsamında bu tür bir savunuculuğu “ciddi bir sorun” haline getirdiğini belirtti.
Ceza kanunu niteliği taşımayan tarafsızlık kuralı, yetkilinin kendisinin mali menfaati olup olmadığına bakılmaksızın, bir iş ortağının projeye dahil olmasıyla devreye girebilir.
Santa Clara Üniversitesi Markkula Uygulamalı Etik Merkezi’nin geçici yönetici direktörü Ann Skeet, “Etik kaygı, çıkar çatışması izleniminin ortaya çıkmasıdır,” dedi.
Barrack’ın kurallara uymak için ne yapması gerektiği sorulduğunda Painter şöyle yanıt verdi:
“Bu boru hattıyla hiçbir ilgisi olmamalıydı. Kendini tamamen çekmeliydi. ‘Bu, benim katıldığım bir konu değil’ demeliydi.”
ABD Hükümet Etik Ofisi’nin eski genel danışmanı ve vekil direktörü Don Fox, Barrack’ın TI Capital’i tanıtmasının, yetkililerin görevlerini herhangi bir işletmeyi desteklemek veya bağlı oldukları kişilerin özel çıkarları için kullanmasını yasaklayan bir düzenlemeyi de ihlal edeceğini belirtti.
Reuters’ın bilgi edinme talebine göre, Barrack, projeye katılan şirketle olan bağları konusunda ABD Hükümet Etik Ofisi’ne herhangi bir çıkar çatışması feragatnamesi sunmadı.
Feragatnameler, potansiyel çıkar çatışması bulunan yetkililerin, aksi takdirde görevden çekilmesini gerektirecek konulara katılmalarına imkân tanır.
Geçen yılki onay duruşmalarından önce imzaladığı bir etik anlaşmasında, Barrack, önceden böyle bir feragat belgesi almadıkça, gayrimenkul girişiminin mali çıkarlarını doğrudan etkileyen konulardan çekileceğini taahhüt etmişti.
17 Temmuz’da X’te yayınlanan bir gönderide Barrack, ABD şirketlerinin Irak ve Suriye’deki faaliyetlerinin bölgeye netlik ve fırsat getirmeyi amaçlayan “yeni bir paradigma” olduğunu söylemişti.
Dördüncü bir etik avukatı, bir çalışanın mali varlıklarının potansiyel bir çıkar çatışması yaratıp yaratmadığının belirlenmesinin Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olduğunu belirtti.
Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Reuters’a, “Büyükelçi Barrack’ın Kerkük-Banyas boru hattı projesiyle hiçbir bağlantısı, rolü veya mali menfaati bulunmamaktadır” derken, Barrack’ın TI Capital gayrimenkul girişimi ile olan ilişkisini de kabul etti.
Sözcü, boru hattı hakkındaki kamuoyuna yaptığı açıklamaların “bölgesel enerji entegrasyonuna yönelik uzun süredir devam eden ve kamuoyuna açıklanmış ABD politika çıkarlarını” yansıttığını belirterek, Barrack’ın etik kurallarına uygunluğunun onaylandığını da ekledi.
Barrack, diplomatik görevlerine başlamadan önce, Mart 2025’te ABD Hükümet Etik Ofisi’ne sunduğu mali beyanında, San Francisco yakınlarında büyük bir konut projesi inşa eden ACD-TI Oakley Investment LLC şirketinde hisseye sahip olduğunu beyan etti.
Beyan, hisse oranını açıklamasa da, kârın belirlenen asgari düzeye ulaştığı takdirde şirket kârının %20’sine hak kazandığını belirtti.
Kaliforniya eyaleti şirket kayıtlarına göre, ACD-TI, TI Capital tarafından yönetiliyor ve Ghandour tarafından yönetiliyor.
Beyannamede, kâr paylaşımı düzenlemesinin, Barrack’ın şirkete sağladığı hizmetlerin karşılığı olduğu belirtildi.
Barrack ayrıca, 2024 yılında bu girişimle ücretli bir danışmanlık görevi üstlendiğini OGE’ye bildirdi. Bildirimde, kendisine ödeme yapılıp yapılmadığı veya ne kadar ödeme aldığı belirtilmemiş.
Senato onay oturumundan üç hafta önce, 7 Mart 2025 tarihli ayrı bir imzalı etik anlaşmasında Barrack, ACD-TI Oakley’i satmak yerine elinde tutacağı varlıklar arasında listelemişti.
On yıllardır Irak ham petrolünü Suriye’nin Akdeniz kıyılarına taşıyan tarihi Kerkük-Banyas boru hattı, 1980’lerin başından itibaren ara sıra kesintilere maruz kaldı ve 2003’teki ABD’nin Irak işgalinden sonra hizmet dışı kaldı.
Boru hattını yeniden faaliyete geçirme yönündeki askıya alınmış planlar, bu yıl ABD’nin saldırısı altında İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği kısıtlayarak petrol fiyatlarını yükseltmesiyle yeni bir ivme kazandı.
Ağustos ayında birkaç kaynak Reuters’a, boru hattının inşasının en az dört yıl süreceğini ve 15 milyar dolara mal olacağını söylemişti.
TI Capital’i bu bölgesel projeye dahil etme fikri, Mayıs ayında Los Angeles’ta düzenlenen Milken Enstitüsü Küresel Konferansı’nda Barrack tarafından gündeme getirildi.
ABD’nin İran’a karşı sürdürdüğü savaşın şiddetini artırdığı bir dönemde, Barrack ve Ghandour konferansta sadece davetlilerin katılabildiği bir panele de katıldılar ve burada Orta Doğu’da yeni enerji tedarik hatlarına duyulan ihtiyacı daha genel hatlarıyla ele aldılar.
Milken Enstitüsü sözcüsü, panel tartışmasının basına kapalı olduğunu belirterek ayrıntıları paylaşmayı reddetti.
Barrack, en azından 2020 yılından beri Ghandour ile iş ilişkisi içindeydi. İki adam, o yıl 250 milyon dolarlık bir “blank-check” SPAC kurmuştu.
Fakat Barrack, 2021 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nin kayıt dışı temsilcisi olarak faaliyet gösterdiği suçlamasıyla tutuklandıktan sonra bu yapı feshedildi. Barrack, 2022 yılında beraat etti.
Irak kabinesi, Temmuz ayı sonlarında TI Capital’i, Irak’ın en büyük gelişmemiş rezervlerinden biri olan Akkas gaz sahasını değerlendirmek üzere UCC Holding ve ConocoPhillips ile oluşturulan başka bir konsorsiyumun parçası olarak atadı.
Şirket, internet sitesinde ayrıntılara girmeden Suriye’nin Tartus limanındaki projelerde yer aldığını iddia ediyor. Suriye liman idaresi, TI Capital ile ilgili sorulara yanıt vermedi ve Reuters, şirketin Tartus’taki rolünü doğrulayamadı.
Barrack’a yakın bir kişi, büyükelçinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak ve Suriye’yi ABD’ye yaklaştırma bölgesel stratejisinin uygulanmasında Ghandour’a güvendiğini söyledi.
Kaynak, “Ziad, seçilmiş adam. Barrack tarafından özenle seçildi,” dedi.
Diplomasi
Nobel Barış Ödülü Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay’e verildi

Bu yılki Nobel Barış Ödülü, barış ve uluslararası hukukun ilerletilmesine yönelik çalışmaları nedeniyle eski BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay’e verildi. Toplam 287 adayın gösterildiği ödülün para kısmı, 125. yıl dolayısıyla 12 milyon İsveç kronuna çıkarıldı.
2026 Nobel Barış Ödülü, eski Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinin eski başkanı Güney Afrikalı hukukçu Navanethem “Navi” Pillay’e verildi.
Norveç Nobel Komitesinin Oslo’da yaptığı açıklamada, ödülün Pillay’e “barışın ve uluslararası hukukun ilerletilmesine yönelik çabaları” gerekçesiyle takdim edildiği kaydedildi.
Güney Afrika Cumhuriyeti doğumlu ve Hint kökenli olan Pillay, ülkesindeki avukatlık kariyeri boyunca apartheid karşıtı eylemcileri savundu, dönemin hükümetinin uyguladığı işkence ve baskı politikalarını ortaya çıkardı.
Güney Afrika Yüksek Mahkemesine atanan ilk beyaz olmayan kadın yargıç unvanını alan Pillay, 2003-2008 döneminde Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) yargıçlık, 2008-2014 döneminde ise BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevlerini yürüttü.
Komiteye bu yıl barış ödülü için 208 kişi ve 79 kuruluş olmak üzere toplam 287 aday gösterildi. Nobel Komitesi, aday listeleri ile müzakere kayıtlarını 50 yıl boyunca gizli tutuyor.
Trump’a yine ödül yok
Nobel Barış Ödülü, 2025 yılında Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado’ya verildi. Komite, Machado’nun “Venezuelalıların demokratik haklarını geliştirme çabalarını” ve “diktatörlükten demokrasiye adil ve barışçıl geçiş mücadelesini” gerekçe gösterdi.
Bu karar Beyaz Saray’ın tepkisini çekti. Ödül için ismi geçen ancak seçilmeyen ABD Başkanı Donald Trump adına açıklama yapan Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, Nobel Komitesinin “siyaseti barışın önüne koyduğunu” savundu ve Trump’ın barış anlaşmaları yapmayı ve savaşları sona erdirmeyi sürdüreceğini ifade etti.
Machado, Ocak 2026’da Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşmede Nobel madalyasını Trump’a takdim etti.
Norveç Nobel Komitesi, madalyanın verilmesinin ödülün hukuki statüsünü değiştirmediğini, ödülün geri alınamayacağını, paylaştırılamayacağını veya devredilemeyeceğini, resmi sahibinin Machado olarak kaldığını vurguladı.
Ödül, 2024 yılında Hiroşima ve Nagazaki atom bombası mağdurlarını temsil eden Japon kuruluşu Nihon Hidankyo’ya takdim edildi.
2023 yılında ise İran’daki kadın hakları mücadelesi nedeniyle karar anında cezaevinde olan İranlı insan hakları savunucusu Nergis Muhammedi ödüle layık görüldü. 2021’de ödülü alan Rus gazeteci Dmitriy Muratov ise Rusya’nın modern tarihinde bu ödülü alan tek kişi olmayı sürdürüyor.
Nobel Barış Ödülü 125 yaşında
İlk kez 1901’de verilen Nobel Barış Ödülü, diğer kategorilerden farklı olarak Norveç’te belirleniyor.
Ödül töreni her yıl Alfred Nobel’in ölüm yıl dönümü olan 10 Aralık’ta Oslo’da düzenleniyor.
Ödülün 125. yılı dolayısıyla Nobel Vakfı, para ödülünü 1 milyon İsveç kronu (yaklaşık 101 bin dolar) artırarak 12 milyon krona (yaklaşık 1,2 milyon dolar) çıkardı.
Komite kurallarına göre ödül tutarı birden fazla kazanana paylaştırılabiliyor ve bir ödülü en fazla üç kişi alabiliyor.
Diplomasi
Eritre ordusu sınır hattını geçerek Etiyopya’nın Tigray bölgesine girdi

Eritre ordusunun, sınırı geçerek Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde yer alan Adigrat kasabasına girdiği ve Mekelle yönünde ilerlediği bildirildi. Etiyopya ordusu ile TPLF arasında 23 Eylül’de yeniden başlayan çatışmaların ardından geçen ay diplomatik ilişkilerini kesen Addis Ababa ile Asmara arasındaki gerilimin bölgesel savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor.
Eritre ordusunun, sınırı geçerek Etiyopya’nın kuzeyinde yer alan Tigray bölgesine girdiği bildirildi. Etiyopya ordusu ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasında yeniden başlayan çatışmaların daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riski taşıdığı kaydedildi.
Fransız haber ajansı AFP’nin yerel kaynaklara dayandırdığı bilgilere göre, Eritre askerleri Tigray’ın kuzeyindeki Adigrat kasabasını kontrol altında tutuyor ve güneydeki Mekelle kentine doğru ilerliyor. Etiyopya ordusu ile TPLF güçleri arasındaki çatışmaların iki hafta önce, 23 Eylül’de başladığı aktarıldı.
Eritre güçlerinin Mekelle istikametinde ilerlediği öne sürülüyor
Etiyopya ordusunun yanında savaşan yerel milis grubunun komutanı Gebreigziabher Beyene, Eritre askerlerinin kendi üniformaları ve ağır silahlarla donatılmış halde Tigray’a girdiğini açıkladı. Beyene, Eritre yönetiminin çatışmaların kendi topraklarına yayılmasını engellemek amacıyla güçlerini bilinçli olarak Tigray içine konuşlandırdığını ifade etti.
AFP’ye konuşan yerel bir yetkili, Eritre askerlerinin günlerdir Adigrat’ta kaldığını ve halkın büyük endişe duyduğunu kaydetti. Bir görgü tanığı ise büyük kamyonlar, devriye araçları ve askeri taşıtlarla donatılan Eritre birliklerinin ağır silahlar taşıyarak güneye yöneldiğini aktardı.
Oslo New University College bünyesinde görev yapan Kjetil Tronvoll, ajansa yaptığı değerlendirmede, “Eritre için kuzey Tigray’da stratejik derinliği ve bir tampon bölgeyi korumak, Etiyopya ordusunu Tigray topraklarında karşılamak ve onunla orada savaşmak hayati önem taşıyor” görüşünü dile getirdi.
Addis Ababa ile Asmara arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi
Etiyopya, 2020-2022 döneminde TPLF’ye karşı yürüttüğü ve yaklaşık 500 bin kişinin öldüğü tahmin edilen iç savaşta Eritre ile müttefik oldu. Ancak Addis Ababa yönetimi güncel süreçte Eritre’yi TPLF’ye destek vermekle suçluyor.
Eritre yönetimi ise denize kıyısı olmayan Etiyopya’nın, TPLF ile yaşanan çatışmaları gerekçe göstererek Kızıldeniz’e ulaşmak amacıyla kendi topraklarını ele geçirmesinden endişe ediyor. Bu gerilimlerin ardından Addis Ababa ile Asmara yönetimleri geçen ay diplomatik ilişkilerini tamamen kesti.
Hafta sonunda Etiyopya ordusu TPLF güçlerini Mekelle kentinden çıkardı. TPLF unsurlarının çatışmaya girmeden şehirden uzaklaştığı belirtildi. AFP, Eritre birliklerinin Tigray’a girme gerekçesinin, TPLF güçlerinin sınıra doğru çekilmesi durumunda savaşın Eritre içine taşınmasını önlemek olduğunu kaydetti.
Kızıldeniz’e erişim anlaşmazlığı gerilimi artırıyor
Eritre, 1993 yılında Etiyopya’dan ayrılarak resmi bağımsızlığını kazandı; iki ülke 1998-2000 yıllarında geniş çaplı bir sınır savaşı verdi. 2018’de ilişkilerin düzelmesi, 2020-2022 çatışmalarında Eritre’nin Etiyopya ordusunun yanında yer almasını sağlamıştı.
The Washington Post gazetesinin aktardığı değerlendirmelere göre, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kopmasında Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in Kızıldeniz’e çıkış talepleri etkili oldu. Ahmed, Etiyopya’nın denize erişim sağlamasını “kaçınılmaz ve varoluşsal” bir mesele olarak nitelendiriyor.
Eritre’nin 1991’de fiilen bağımsızlığını elde etmesiyle birlikte Etiyopya, Kızıldeniz kıyısındaki Assab Limanı’nın kontrolünü yitirmişti. Etiyopya, bu tarihten itibaren dış ticaret taşımacılığını komşu ülke Cibuti üzerinden yürütmek zorunda kaldı.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Diplomasi1 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor











