Bizi Takip Edin

Diplomasi

Eski Alman milletvekili Zaklin Nastic: Almanya, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır!

Yayınlanma

İstanbul’da düzenlenen “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferans, Filistin, Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Norveç ve Danimarka’dan önde gelen uzmanları bir araya getirdi. Konferansta konuşan eski Almanya Federal Meclisi üyesi Zaklin Nastic, Almanya’nın Gazze’de işlenen soykırıma silah sevkiyatları ve siyasi destekle ortaklık ederek “Bir daha asla!” yeminini açıkça ihlal ettiğini söyledi.

Zaklin Nastic’in konuşmasının tamamı:

Saygıdeğer Bayanlar ve Baylar,

Ne kadar ilginç bir zamandayız ki, sadece uluslararası bir konferansta özgürce, eşit şekilde ve doğrudan mağdurların kendileriyle orada olanlar hakkında konuşabilmek için önce Almanya ve AB’yi  terk etmek zorunda kalıyorum,. Ne yazık ki Almanya’da bu mümkün değil.

Almanya Auschwitz’ten sonra yemin etti: “Bir daha asla”. Bir daha asla savaş, bir daha asla faşizm, bir daha asla devlet tarafından organize edilmiş kitlesel katliam.

Bu sadece bir yemin değil, sadece tarihimizin bir parçası değil, aynı zamanda bizim tarihî ve ahlaki sorumluluğumuzdur.

İkinci Dünya Savaşı’nın suçlarına bir tepki olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ortaya çıktı. Amacı, tüm insanların onuru, özgürlüğü ve hakları için evrensel bir temel oluşturmak ve bunları savunmak, böylece bu tür suçların bir daha tekrarlanmamasını sağlamaktı.

Ve yine de tam da Almanya’da bu sözün bozulduğunu, hatta ihanete uğradığını görüyoruz.

Silah sevkiyatları ve siyasi destekle, Almanya Federal Hükümeti ve önceki hükümet, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır.

“Bir daha asla” denildi, bir daha asla – ama kim için?

1945’ten sonraki sorumluluğumuz açıktı: Yahudi yaşamını korumak, Holokost mağdurlarıyla dayanışma, evrensel insan hakları için mücadele.

Bugün ise bu sorumluluk kötüye kullanılmakta – kör tarafgirliğin bahanesi olarak, savaş, ölüm, yıkım ve sürgünün gerekçesi olarak.

“İsrail’e koşulsuz destek” – bu, 7 Ekim 2023’ten beri resmi paroladır.

Koşulsuz demek açıkça şu anlama geliyor:
Kaç bomba Gazze’nin üzerine düşerse düşsün, fark etmez.
Kaç masum çocuk ölürse ölsün, fark etmez.
Kaç insan açlıktan ölür ve hayatını kaybederse kaybetsin, fark etmez.

Almanya, Gazze’de 62.000’den fazla insan öldürülürken İsrail’e silah tedarik ediyor. Milyonlarca insanın acısı sessizce göz ardı ediliyor, küçümseniyor ve hatta meşru müdafaa olarak gösteriliyor.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
Bu, tarihî sorumluluğun ifadesi değildir.
Bu, tarihin istismarıdır ve son derece utanç vericidir.
Auschwitz bize insanlığın evrensel olması gerektiğini öğretmeliydi.
Alman tarihi bizi, Filistinlilerin var olma hakkını İsrail’inkiyle aynı şekilde savunmaya mecbur kılıyor.

2019’dan bu yana Almanya, İsrail’e bir milyar avronun üzerinde silah teslim etti. 7 Ekim’den bu yana, silah ihracatı kısa süre içinde İsrail’e on katına çıktı.

Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi, Almanya’nın Gazze’deki soykırımdan dolayı olası cezai sorumluluğuna dikkat çektiğinde, dönemin Ampel hükümeti sevkiyatların bir kısmını durdurdu.

İnsaniyet nedeniyle değil. Mağdurların sorumluluğunu üstlenmek için değil. Sadece kendisi hesap vermek zorunda kalma korkusuyla.

Ama kim eylemsizce seyrediyorsa, kim siyasi destek veriyorsa ve kim silah sağlıyorsa, o da suç ortağı olur.

İnsan hakları örgütleri çoktan haklı olarak apartheid, etnik temizlik ve soykırımdan söz ediyor.

Uluslararası mahkemeler zaten cezai sorumluluğu incelemektedir.

Almanya hükümeti ise tam tersini yapıyor:
Eleştirileri engelliyor, eleştirel kurum ve kişileri itibarsızlaştırıyor ve kamuoyu tartışmalarını bastırıyor.

İsrail’in savaş politikasına yönelik eleştiriler sistematik olarak damgalanıyor:
Filistinli gazeteciler işlerini kaybediyor, Nan Goldin gibi sanatçılara yasak getiriliyor.

7 Ekim’den sonraki ilk aylarda Filistin yanlısı gösteriler kısmen yasaklandı ve Filistin atkısının takılması sıkı biçimde kısıtlandı. Göstericiler, Filistin yanlısı eylemlerde polis tarafından hastanelik edilene kadar dövüldü.

Sosyal medyadaki içerikler filtreleniyor. TikTok, X ve Instagram’dan Filistin yanlısı sesler kayboluyor.

Her Filistin yanlısı ses refleks olarak antisemitik damgası yiyor – bu da ifade ve toplanma özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlanmasıyla birlikte geliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler uyarıyor: Almanya’daki gazeteciler, özellikle göçmen geçmişine sahip olanlar, Ortadoğu haberleri yüzünden nefret, tehdit ve şiddet yaşıyor.

Redaksiyonlar baskı uyguluyor, konular yumuşatılıyor – birçok kişi oto-sansüre başvuruyor.

Kısa süre önce genç bir medya aktivistinin ödülü, Adolf-Grimme Dostları Derneği tarafından geri alındı.

Kötü basından korkulduğu için; ona yöneltilen suçlama ise: Antisemitizm.

Bu sadece mağdurları değil, genel olarak basın özgürlüğünü de tehlikeye atıyor.

2019’da Alman Federal Meclisi’nde alınan BDS kararından bu yana, kamu kurumları – yani şehirler, belediyeler, üniversiteler veya kültür kurumları – Filistin yanlısı veya BDS’ye yakın görülen organizasyonlara fon ve platform sağlamamaya çağrılıyor.

Siyasi olarak bu karar, Filistin hakkında özgürce konuşulamaması için muazzam bir baskı yarattı.
Almanya’daki Yahudi sesler, Netanyahu’nun ırkçı politikasını eleştirdiklerinde, “Kendinden nefret eden Yahudiler” olarak damgalanıyor.

“Tarihî sorumluluk” söylemi, hakikate karşı, bir soykırıma karşı bir silaha dönüştürülüyor.

O dönemde bir Federal Meclis üyesi olarak, hem insan hakları hem de savunma politikaları bağlamında, Filistin hakkındaki tartışmaların ne kadar çifte standartlarla şekillendiğine tanık oldum.

İsrail’in var olma hakkını teyit eden birisi, neredeyse aynı açıklıkla Filistinlilerin var olma hakkını dile getiremez ve talep edemezdi.

Gazze’nin yıllardır dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olduğunu ya da Filistinlilerin – ister Gazze’de ister Batı Şeria’da olsun – bir apartheid rejimi altında yaşadığını açıkça söylemek, tabu olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Aynı zamanda Alman hükümetleri hiçbir zaman İsrail’in genişleme politikasını, Büyük İsrail hedefini, Siyonizmi ve Filistin topraklarının giderek artan işgalini gerçekten sorgulamamıştır.

Tüm bunlar, saygıdeğer bayanlar ve baylar, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, uluslararası hukuk ve insan hakları konusunda başka ülkelere parmak sallamayı seven bir ülkede yaşanıyor.

Sol Parti’li siyasetçi ve Almanya Federal Meclisi Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow, yakın zamanda bir röportajda kendisine Gazze’den fotoğraflar gönderildiğini söyledi – öldürülmüş çocukların fotoğrafları.

Ama bu vahşetlere karşı empati göstermek veya bağlamını ele almak yerine, o kişi İsrail’in işlediği vahşetleri yalnızca şu sözlere indirgedi: “şu Hamas saçmalığı.”

Bu, Gazze’deki gerçeğin korkunç bir şekilde daraltıldığını ve Almanya’daki sol parti yelpazesinde bile tek taraflı tutum alındığını gösteriyor.

Baerbock, Yeşiller ve silah sevkiyatları!  Sessizce GAZZE’ye!
Şansölye Friedrich Merz, İsrail’in “bizim için kirli işi yaptığını” açıkladı.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bu sözler sadece bir ifade değildir – açık bir itiraftır:
Almanya hükümeti tarafsız değildir, kendisini Filistin halkına karşı bir yok etme savaşı yürüten saldırganın yanına koymaktadır.

Anayasa’nın 26. maddesi açıktır: Saldırı savaşları ve bunların desteklenmesi Almanya’da yasaktır.
Ama Almanya, Gazze’deki savaşı desteklemekte ve böylece savaşın suç ortağı olarak hukuk devleti ve insan hakları konusundaki inandırıcılığını çoktan yitirmiş bulunmaktadır.

Kendini “değerlere dayalı bir demokrasi” olarak sahneliyorlar.
Ama eğer “bir daha asla” sadece İsrailliler için geçerliyse, Filistinliler için geçerli değilse, bu değerler nelerdir?

Alman tarihi bizi evrensel insanlığı savunmaya mecbur kılar – seçici değil, fırsatçı hiç değil.

Sorumluluk ciddiye alınıyorsa, hayat korunur, savaş önlenir, insan hakları savunulur.
Bu nedenle İsrail’e tüm silah sevkiyatlarının gerçekten durdurulması gerekiyor – sadece sevkiyat izinlerinin durdurulması değil.

Filistin’in egemen bir devlet olarak tanınması – İsrail’in var olma hakkı kadar bağlayıcıdır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin güçlendirilmesi gereklidir, bu hem İsrail’e karşı hem de olası bir Alman katılımına karşı soruşturma yürütse bile.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bugün burada sorumluluk talep etmek için bulunuyoruz – Gazze’deki insanlar için, onların acıları çok sık görünmez kılındı, hatta on yıllar boyunca öyle kaldı.

Birçok Batılı politikacı diğer devletleri otokrasi olarak damgalarken ve onlara insan hakları ihlalleri atfederken, kendilerini sözde “Batı değerleriyle” süsleyen birçok devlette Filistinli ve Filistin yanlısı seslerin sistematik baskısı sansürleniyor ve itibarsızlaştırılıyor. Bu basitçe ikiyüzlülüktür.

Batı Şeria’daki işgal sürüyor, yerleşim inşası genişletiliyor, sürgün ve Büyük İsrail hayalleri Filistinlilerin topraklarını daha da yok ediyor – ve bütün bunların hiçbiri Alman tarafından açık bir kınamaya, Federal Meclis kararlarına ya da ciddi siyasi yaptırımlara yol açmadı.

“Bir daha asla” sadece dün için geçerli değildir.
Bugün için geçerlidir.
Gazze için geçerlidir.

Bunu unutan herkes – ahlaken, siyaseten ve tarihsel olarak – suç ortağı olur.
Hiç kimse daha sonra “Biz bilmiyorduk” diyemez.

Eski BM raportörü Alfred de Zayas’tan Uluslararası Filistin Konferansına mesaj

Diplomasi

Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Yayınlanma

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.

Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.

Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.

Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.

Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.

Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.

Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.

Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.

Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.

Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.

Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.

Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.

Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.

Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.

Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.

Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.

Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Yayınlanma

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.

Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.

Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.

Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.

Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.

Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.

Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.

Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.

Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.

Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.

Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.

Protestolar 16 şehre yayıldı

Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.

FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.

Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.

Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.

Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.

Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.

Kiev’deki bakan değişimi Berlin ve Brüksel’i sarstı

Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı

Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.

İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.

FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.

Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.

Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English