Bizi Takip Edin

Diplomasi

Eski Alman milletvekili Zaklin Nastic: Almanya, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır!

Yayınlanma

İstanbul’da düzenlenen “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferans, Filistin, Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Norveç ve Danimarka’dan önde gelen uzmanları bir araya getirdi. Konferansta konuşan eski Almanya Federal Meclisi üyesi Zaklin Nastic, Almanya’nın Gazze’de işlenen soykırıma silah sevkiyatları ve siyasi destekle ortaklık ederek “Bir daha asla!” yeminini açıkça ihlal ettiğini söyledi.

Zaklin Nastic’in konuşmasının tamamı:

Saygıdeğer Bayanlar ve Baylar,

Ne kadar ilginç bir zamandayız ki, sadece uluslararası bir konferansta özgürce, eşit şekilde ve doğrudan mağdurların kendileriyle orada olanlar hakkında konuşabilmek için önce Almanya ve AB’yi  terk etmek zorunda kalıyorum,. Ne yazık ki Almanya’da bu mümkün değil.

Almanya Auschwitz’ten sonra yemin etti: “Bir daha asla”. Bir daha asla savaş, bir daha asla faşizm, bir daha asla devlet tarafından organize edilmiş kitlesel katliam.

Bu sadece bir yemin değil, sadece tarihimizin bir parçası değil, aynı zamanda bizim tarihî ve ahlaki sorumluluğumuzdur.

İkinci Dünya Savaşı’nın suçlarına bir tepki olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ortaya çıktı. Amacı, tüm insanların onuru, özgürlüğü ve hakları için evrensel bir temel oluşturmak ve bunları savunmak, böylece bu tür suçların bir daha tekrarlanmamasını sağlamaktı.

Ve yine de tam da Almanya’da bu sözün bozulduğunu, hatta ihanete uğradığını görüyoruz.

Silah sevkiyatları ve siyasi destekle, Almanya Federal Hükümeti ve önceki hükümet, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır.

“Bir daha asla” denildi, bir daha asla – ama kim için?

1945’ten sonraki sorumluluğumuz açıktı: Yahudi yaşamını korumak, Holokost mağdurlarıyla dayanışma, evrensel insan hakları için mücadele.

Bugün ise bu sorumluluk kötüye kullanılmakta – kör tarafgirliğin bahanesi olarak, savaş, ölüm, yıkım ve sürgünün gerekçesi olarak.

“İsrail’e koşulsuz destek” – bu, 7 Ekim 2023’ten beri resmi paroladır.

Koşulsuz demek açıkça şu anlama geliyor:
Kaç bomba Gazze’nin üzerine düşerse düşsün, fark etmez.
Kaç masum çocuk ölürse ölsün, fark etmez.
Kaç insan açlıktan ölür ve hayatını kaybederse kaybetsin, fark etmez.

Almanya, Gazze’de 62.000’den fazla insan öldürülürken İsrail’e silah tedarik ediyor. Milyonlarca insanın acısı sessizce göz ardı ediliyor, küçümseniyor ve hatta meşru müdafaa olarak gösteriliyor.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
Bu, tarihî sorumluluğun ifadesi değildir.
Bu, tarihin istismarıdır ve son derece utanç vericidir.
Auschwitz bize insanlığın evrensel olması gerektiğini öğretmeliydi.
Alman tarihi bizi, Filistinlilerin var olma hakkını İsrail’inkiyle aynı şekilde savunmaya mecbur kılıyor.

2019’dan bu yana Almanya, İsrail’e bir milyar avronun üzerinde silah teslim etti. 7 Ekim’den bu yana, silah ihracatı kısa süre içinde İsrail’e on katına çıktı.

Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi, Almanya’nın Gazze’deki soykırımdan dolayı olası cezai sorumluluğuna dikkat çektiğinde, dönemin Ampel hükümeti sevkiyatların bir kısmını durdurdu.

İnsaniyet nedeniyle değil. Mağdurların sorumluluğunu üstlenmek için değil. Sadece kendisi hesap vermek zorunda kalma korkusuyla.

Ama kim eylemsizce seyrediyorsa, kim siyasi destek veriyorsa ve kim silah sağlıyorsa, o da suç ortağı olur.

İnsan hakları örgütleri çoktan haklı olarak apartheid, etnik temizlik ve soykırımdan söz ediyor.

Uluslararası mahkemeler zaten cezai sorumluluğu incelemektedir.

Almanya hükümeti ise tam tersini yapıyor:
Eleştirileri engelliyor, eleştirel kurum ve kişileri itibarsızlaştırıyor ve kamuoyu tartışmalarını bastırıyor.

İsrail’in savaş politikasına yönelik eleştiriler sistematik olarak damgalanıyor:
Filistinli gazeteciler işlerini kaybediyor, Nan Goldin gibi sanatçılara yasak getiriliyor.

7 Ekim’den sonraki ilk aylarda Filistin yanlısı gösteriler kısmen yasaklandı ve Filistin atkısının takılması sıkı biçimde kısıtlandı. Göstericiler, Filistin yanlısı eylemlerde polis tarafından hastanelik edilene kadar dövüldü.

Sosyal medyadaki içerikler filtreleniyor. TikTok, X ve Instagram’dan Filistin yanlısı sesler kayboluyor.

Her Filistin yanlısı ses refleks olarak antisemitik damgası yiyor – bu da ifade ve toplanma özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlanmasıyla birlikte geliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler uyarıyor: Almanya’daki gazeteciler, özellikle göçmen geçmişine sahip olanlar, Ortadoğu haberleri yüzünden nefret, tehdit ve şiddet yaşıyor.

Redaksiyonlar baskı uyguluyor, konular yumuşatılıyor – birçok kişi oto-sansüre başvuruyor.

Kısa süre önce genç bir medya aktivistinin ödülü, Adolf-Grimme Dostları Derneği tarafından geri alındı.

Kötü basından korkulduğu için; ona yöneltilen suçlama ise: Antisemitizm.

Bu sadece mağdurları değil, genel olarak basın özgürlüğünü de tehlikeye atıyor.

2019’da Alman Federal Meclisi’nde alınan BDS kararından bu yana, kamu kurumları – yani şehirler, belediyeler, üniversiteler veya kültür kurumları – Filistin yanlısı veya BDS’ye yakın görülen organizasyonlara fon ve platform sağlamamaya çağrılıyor.

Siyasi olarak bu karar, Filistin hakkında özgürce konuşulamaması için muazzam bir baskı yarattı.
Almanya’daki Yahudi sesler, Netanyahu’nun ırkçı politikasını eleştirdiklerinde, “Kendinden nefret eden Yahudiler” olarak damgalanıyor.

“Tarihî sorumluluk” söylemi, hakikate karşı, bir soykırıma karşı bir silaha dönüştürülüyor.

O dönemde bir Federal Meclis üyesi olarak, hem insan hakları hem de savunma politikaları bağlamında, Filistin hakkındaki tartışmaların ne kadar çifte standartlarla şekillendiğine tanık oldum.

İsrail’in var olma hakkını teyit eden birisi, neredeyse aynı açıklıkla Filistinlilerin var olma hakkını dile getiremez ve talep edemezdi.

Gazze’nin yıllardır dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olduğunu ya da Filistinlilerin – ister Gazze’de ister Batı Şeria’da olsun – bir apartheid rejimi altında yaşadığını açıkça söylemek, tabu olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Aynı zamanda Alman hükümetleri hiçbir zaman İsrail’in genişleme politikasını, Büyük İsrail hedefini, Siyonizmi ve Filistin topraklarının giderek artan işgalini gerçekten sorgulamamıştır.

Tüm bunlar, saygıdeğer bayanlar ve baylar, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, uluslararası hukuk ve insan hakları konusunda başka ülkelere parmak sallamayı seven bir ülkede yaşanıyor.

Sol Parti’li siyasetçi ve Almanya Federal Meclisi Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow, yakın zamanda bir röportajda kendisine Gazze’den fotoğraflar gönderildiğini söyledi – öldürülmüş çocukların fotoğrafları.

Ama bu vahşetlere karşı empati göstermek veya bağlamını ele almak yerine, o kişi İsrail’in işlediği vahşetleri yalnızca şu sözlere indirgedi: “şu Hamas saçmalığı.”

Bu, Gazze’deki gerçeğin korkunç bir şekilde daraltıldığını ve Almanya’daki sol parti yelpazesinde bile tek taraflı tutum alındığını gösteriyor.

Baerbock, Yeşiller ve silah sevkiyatları!  Sessizce GAZZE’ye!
Şansölye Friedrich Merz, İsrail’in “bizim için kirli işi yaptığını” açıkladı.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bu sözler sadece bir ifade değildir – açık bir itiraftır:
Almanya hükümeti tarafsız değildir, kendisini Filistin halkına karşı bir yok etme savaşı yürüten saldırganın yanına koymaktadır.

Anayasa’nın 26. maddesi açıktır: Saldırı savaşları ve bunların desteklenmesi Almanya’da yasaktır.
Ama Almanya, Gazze’deki savaşı desteklemekte ve böylece savaşın suç ortağı olarak hukuk devleti ve insan hakları konusundaki inandırıcılığını çoktan yitirmiş bulunmaktadır.

Kendini “değerlere dayalı bir demokrasi” olarak sahneliyorlar.
Ama eğer “bir daha asla” sadece İsrailliler için geçerliyse, Filistinliler için geçerli değilse, bu değerler nelerdir?

Alman tarihi bizi evrensel insanlığı savunmaya mecbur kılar – seçici değil, fırsatçı hiç değil.

Sorumluluk ciddiye alınıyorsa, hayat korunur, savaş önlenir, insan hakları savunulur.
Bu nedenle İsrail’e tüm silah sevkiyatlarının gerçekten durdurulması gerekiyor – sadece sevkiyat izinlerinin durdurulması değil.

Filistin’in egemen bir devlet olarak tanınması – İsrail’in var olma hakkı kadar bağlayıcıdır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin güçlendirilmesi gereklidir, bu hem İsrail’e karşı hem de olası bir Alman katılımına karşı soruşturma yürütse bile.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bugün burada sorumluluk talep etmek için bulunuyoruz – Gazze’deki insanlar için, onların acıları çok sık görünmez kılındı, hatta on yıllar boyunca öyle kaldı.

Birçok Batılı politikacı diğer devletleri otokrasi olarak damgalarken ve onlara insan hakları ihlalleri atfederken, kendilerini sözde “Batı değerleriyle” süsleyen birçok devlette Filistinli ve Filistin yanlısı seslerin sistematik baskısı sansürleniyor ve itibarsızlaştırılıyor. Bu basitçe ikiyüzlülüktür.

Batı Şeria’daki işgal sürüyor, yerleşim inşası genişletiliyor, sürgün ve Büyük İsrail hayalleri Filistinlilerin topraklarını daha da yok ediyor – ve bütün bunların hiçbiri Alman tarafından açık bir kınamaya, Federal Meclis kararlarına ya da ciddi siyasi yaptırımlara yol açmadı.

“Bir daha asla” sadece dün için geçerli değildir.
Bugün için geçerlidir.
Gazze için geçerlidir.

Bunu unutan herkes – ahlaken, siyaseten ve tarihsel olarak – suç ortağı olur.
Hiç kimse daha sonra “Biz bilmiyorduk” diyemez.

Eski BM raportörü Alfred de Zayas’tan Uluslararası Filistin Konferansına mesaj

Diplomasi

ABD ve Türkiye, F-16 görüşmelerine yeniden başladı

Yayınlanma

ABD ve Türkiye, F-16 savaş uçakları konusundaki görüşmeleri yeniden başlattı.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak Al-Monitor’a verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında New York’ta bu hafta gerçekleşmesi beklenen bir toplantı öncesinde bu gelişmeyi aktardı.

Geçen hafta gazetecilere konuşan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Erdoğan ve Trump’ın BM Genel Kurulu’nun kenarında bir araya gelebileceğine işaret etti.

Görüşmenin gerçekleşeceğine dair resmi bir teyit bulunmamakla birlikte, Türk ve ABD’li yetkililerin bir şekilde bir araya gelmesi bekleniyor.

Erdoğan, pazartesi sabahı erken saatlerde New York’a vardı ve salı günü Genel Kurul’da bir konuşma yaptı.

Ayrıca Erdoğan’ın, Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamad el-Sabah ve Libya Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi de dahil olmak üzere birçok devlet ve hükümet başkanıyla toplantılar yapması bekleniyor.

Cumhurbaşkanlığı’na göre Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da aralarında bulunduğu geniş bir heyet eşlik ediyor.

Türkiye ve ABD’li yetkililer arasındaki görüşmelerde, savunma alımları iki başkent arasındaki çözülmemiş sorunlardan biri olmaya devam ettiği için, silah satışlarının gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.

ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı mevcut yaptırımlara ve Ankara’nın olası F-35 alımına ek olarak, Türkiye’nin F-16 filosunun modernizasyonu da her iki başkentin gündemine geri döndü.

Fidan, cumartesi günü NTV’ye verdiği demeçte, “Yaptırımlar ‘bizim için bir engel’ ve bunların kaldırılması için çalışıyoruz. Tüm bunları tetikleyen S-400 meselesinin nasıl çözüleceğine dair bazı yaratıcı fikirler de var,” dedi ama ayrıntılara girmedi.

BM toplantısı, Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen ve büyük ölçüde silah satışlarına odaklanan görüşmenin ardından geliyor.

2020 yılında Türkiye, Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alması nedeniyle “Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarına Karşı Mücadele Yasası” (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO üyesi oldu.

Ayrıca, yaklaşık 1,4 milyar dolar ödediği altı adet F-35 uçağını teslim alması da engellendi.

Bu yasa, Rusya, İran ve Kuzey Kore ile yapılan işlemleri caydırmak amacıyla 2017 yılında Kongre’de ezici çoğunlukla kabul edilmişti.

F-35 programından çıkarılmasının ardından, Ekim 2021’de Ankara, 40 adet yeni F-16 Block 70 savaş uçağı ve mevcut filosundaki 79 uçak için modernizasyon kiti satın alma talebinde bulundu.

Mühimmat ve diğer teçhizatı da içeren önerilen paketin değeri başlangıçta yaklaşık 23 milyar dolar olarak belirlendi. Washington, 2024 yılında bu satışı onayladı. 

Fakat aynı yılın ilerleyen aylarında Türkiye, paketi küçülttü ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti satın alma planlarını rafa kaldırdı.

Bunun yerine, mevcut F-16’larının bir kısmını yurt içinde modernize etmeye karar verdi.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

Trump’ın 2025’te ikinci dönemine başlamasının ardından Ankara, ABD yönetimini CAATSA yaptırımlarını kaldırmaya ikna etmeye çalıştı.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

ABD’ye göre Türkiye’nin S-400 sistemine sahip olmaya devam etmesi, yaptırımların kaldırılması önünde hukuki bir engel teşkil etmeye devam ediyor.

ABD yasalarına göre Ankara’nın bu sistemi “elinden çıkarması” gerekiyor.

Temmuz ayında Erdoğan-Trump görüşmesinin ardından Türk medyası, Ankara’nın sistemleri Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmayı değerlendirdiğini bildirmişti.

Rusya da konunun Ankara ile Moskova arasında görüşülmekte olduğunu doğruladı fakat herhangi bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediği belirsizliğini koruyor.

F-16 müzakerelerinin yeniden başlaması, F-35’ler konusunda ilerleme kaydedilememesi nedeniyle Türkiye’nin hava caydırıcılığını sürdürmek amacıyla hava filosunu yenileme çabalarının bir parçası.

ABD’li savunma şirketi Lockheed Martin’e göre, Türkiye şu anda 230’dan fazla F-16 uçağı kullanıyor.

Bu uçaklar, Türkiye’nin savaş uçağı filosunun bel kemiğini oluşturmaya devam ediyor.

Bu filoda F-16 Block 30, 40, 50 ve 50+ varyantları yer alıyor. F-16 Block 30 uçakları için şu anda devam eden modernizasyon çalışmalarının 2027 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.

Türkiye Savunma Sanayileri Başkanlığı’na göre, Block 40 ve 50 uçaklarının modernizasyonu ise 2028-2030 yılları arasında gerçekleştirilecek.

Yeniden başlayan görüşmelerin, Türkiye’nin planladığı 40 adet yeni F-16 Blok 70 uçağı alımına mı, mevcut filosunun yurt içinde modernizasyonu için gerekli olan ABD onaylarına mı, yoksa her ikisine mi odaklandığı henüz belirsiz.

Bölgedeki rakipler savaş uçağı filolarını modernize edip beşinci nesil yeteneklerini genişletirken, F-35’lerin bulunmaması nedeniyle Türkiye’nin yeni F-16’lara ve mevcut filosunun modernizasyonuna olan ihtiyacı daha da önem kazandı.

Akdeniz’deki diğer ülkeler de Lockheed Martin askeri filolarını modernize ediyor. NATO üyesi Yunanistan, F-16 filosunun büyük bir kısmını modernize ediyor ve Yunanistan Savunma Bakanlığı’na göre 2024 yılında 20 adet F-35 satın alma anlaşması imzaladı.

Bu anlaşmada 20 adet daha satın alma opsiyonu da bulunuyor. İlk uçakların 2028 yılında teslim edilmesi bekleniyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’na göre ise İsrail, halihazırda 48 adet F-35 uçağı kullanıyor.

İlk 50 uçaklık siparişinden iki uçağın teslimatı hâlâ beklemekte olup, 25 adetlik bir sipariş daha verildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

JPMorgan CEO’su Dimon: Hindistan Rus petrolü yüzünden cezalandırılmamalı

Yayınlanma

Uluslararası yatırım bankası JPMorgan’ın CEO’su James Dimon, ABD yönetiminin Rusya’ya baskı uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırmaması gerektiğini belirtti. Dimon, rafinerilerin teknik altyapısı nedeniyle tedarikçi değişiminin son derece güç olduğuna dikkat çekti.

ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan Chase & Co. CEO’su James Dimon, CNBC TV18 kanalına verdiği mülakatta, Rusya’ya baskı kurma çabalarının Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını hedef almaması gerektiğini söyledi.

Dimon konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Umarım Amerika oturup tüm bu meseleleri etraflıca değerlendirir ve neticede Rusya’ya karşı yapmamız gerekenleri uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırma yoluna gitmez” dedi.

Petrol rafinerilerinin genellikle belirli ham petrol türlerini işleyecek şekilde inşa edildiğine dikkat çeken Dimon, bu teknik durumun alıcıların tedarikçi değiştirmesini zorlaştırdığını vurguladı.

JPMorgan yöneticisi, “Buradan almadıkları takdirde başka bir yerden tedarik etmek zorundalar. O petrol de söz konusu rafinerilere uygun düşen türde olmayabilir” ifadelerini kullandı.

Dimon’ın bu çıkışından günler önce, 19 Eylül gecesi ABD Başkanı Donald Trump, merhum Senatör Lindsey Graham’ın adını taşıyan yeni yaptırım yasa tasarısını imzalamıştı.

“Cehennem yaptırımları” olarak nitelenen düzenleme, Rusya’dan petrol ve doğalgaz alan ülkelere ikincil ticaret kısıtlamaları getirilmesini öngörüyor.

Yasa kapsamında ABD’ye giren Rus menşeli ürünlere yüzde 500’e kadar, Rus petrolü veya doğalgazı satın alan ülkelerden gelen mallara ise yüzde 100’e kadar gümrük vergisi uygulanması planlanıyor.

Hindistan yönetimi ise ABD’nin Rusya ve İran’a yönelik bu yaptırım yasasını incelemeye alacağını duyurdu.

Daha önce Axios haber sitesi, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat Parti yönetiminin Rusya’ya yönelik “cehennem yaptırımlarına” açıkça karşı çıktığını yazmıştı.

Demokratlar, söz konusu gümrük vergilerinin ABD içindeki fiyatları artırabileceğini ve Trump’a gereğinden geniş ticaret yetkileri devredeceğini savunmuştu.

Tasarıyı destekleyen kanat ise bu adımlarla Rusya’nın enerji satışından elde ettiği gelirleri azaltmayı amaçlıyor.

Moskova yönetimi yaptırımları yasa dışı görüyor. Rusya’nın Washington Büyükelçiliği, Graham tasarısının Trump yönetimine yönelik “kötü bir hizmet” niteliği taşıdığını, kısıtlamaların bizzat Washington için ekonomik sonuçlar doğuracağını kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Ne kadar çok yaptırım uygulanırsa, bu yaptırımları getirenler için o kadar kötü olur” demişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da ABD’nin atacağı bu yöndeki yeni adımların Ukrayna krizinde çözüm arayışlarını baltalayacağını dile getirmişti.

Peskov, “Bu girişimler hasmane eylemler kapsamına giriyor. ABD’nin getireceği ilave yaptırımlar, Ukrayna’da barışçıl çözüme dönük çabaları şüphesiz zorlaştıracaktır” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Palantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Palantir, geliştirdiği askeri veri ve hedefleme yazılımlarını Ukrayna’nın savunma ve kamu mekanizmalarına entegre etti. Gerçek muharebe koşullarında toplanan veriler yeni nesil savunma sanayii ürünlerine aktarılıyor. Kiev yönetiminin dijital dönüşüm politikaları, küresel teknoloji firmalarının savaş sahasındaki test faaliyetleriyle paralel ilerliyor.

Yapay zeka odaklı askeri teknoloji şirketi Palantir, Ukrayna’nın askeri yapılarına ve sivil kurumlarına entegre olarak ülkeyi gözetleme, iz sürme ve hedef imha teknolojileri için bir test sahasına çevirdi.

Peter Thiel tarafından kurulan ve Alex Karp yönetimindeki şirket, 2022’de Rusya ile savaşın patlak vermesinin hemen ardından Ukrayna ordusuna “öldürme zincirini” (kill-chain) hızlandıran veri sistemleri sağlamaya başladı. Bir hedefin tespitinden vurulma veya ölüm anına kadar geçen süreci yöneten bu yapı, şirketin Maven adlı yapay zeka yazılımı üzerinden işliyor.

Şirkete ait Prisma sistemi insansız hava aracı saldırılarını yönlendirirken, Metaconstellation adlı üçüncü ürün ise saldırı öncesinde alçak yörünge uydularını yeryüzündeki herhangi bir alanı izlemek üzere görevlendiriyor.

Askeri alandaki ortaklığın ardından şirket, Ukrayna devlet mekanizmasında hızla etki kazandı. Ukrayna yönetimi 2023 yılında, Palantir’in Dijital Dönüşüm Bakanlığı üzerinden resmi bir temas noktası kurduğunu ve birçok kamu kurumuyla çalışmaya başladığını duyurdu.

Günümüzde söz konusu yazılımlar Ukrayna iç güvenlik birimlerinde ve eğitim sisteminde çalışıyor; ayrıca Ukrayna’nın dünyanın ilk yapay zeka tabanlı “eylemci devleti” (agentic state) olma yönündeki kamu dijitalleştirme adımlarının merkezinde yer alıyor.

Ukrayna’nın dijital dönüşümünün en belirgin alanı, askerlik çağındaki erkeklerin sokaklardan toplanarak cepheye gönderilmesini sağlayan iz sürme altyapısında görülüyor.

Ukrayna yönetimi bu süreçte Oberih adlı ulusal askeri veritabanını dijital ortama aktararak verileri Reserve+ sisteminde birleştirdi. Sistem; vergi, istihdam, ikamet ve sağlık kayıtları dahil olmak üzere kişisel bilgileri devlet sicilleriyle eşleştiriyor ve yapay zeka aracılığıyla kişilerin askerliğe uygunluk durumunu analiz ediyor.

Zorunlu seferberlik uygulamasında kullanılan bu sistem üzerinden yürütülen faaliyetler tepki çekiyor.

Ukrayna Telegram kanallarında, seferberlik birimlerinin erkekleri sokaklardan veya süpermarketlerden zorla araçlara bindirerek cephe hatlarına sevk ettiğini gösteren görüntüler günlük olarak yayımlanıyor.

Palantir veya Kiev yönetimi bu askeri sistemlerin dijitalleştirilmesinde şirketin rol aldığını resmi olarak doğrulamasa da, firmanın çoklu veritabanlarını birbirine bağlama konusundaki uzmanlığı bu iddiaları güçlendiriyor.

Reserve+ sisteminin çalışma prensibi ile Palantir’in kamu kurumlarındaki erişimi aynı doğrultuda ilerliyor.

Söz konusu seferberlik ekiplerinin çalışma biçimi, Palantir’in on yılı aşkın süredir veri araçları tedarik ettiği ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimlerinin uygulamalarıyla örtüşüyor.

ICE bünyesindeki Soruşturma Vaka Yönetimi platformu; şahısların okul durumu, aile bağları, çalışma bilgileri, telefon kayıtları, biyometrik verileri ve ikamet adresleri gibi geniş çaplı verileri topluyor. Her iki ülkede de kişilerin yakalanmasına yol açan yazılım temeli benzerlik gösteriyor.

Palantir’in yönlendirdiği kaydedilen Rusya topraklarına yönelik derin menzilli saldırılar ise stratejik bir kazanım getirmemekle birlikte, Rusya’nın karşı saldırılarını tetikledi.

Ukraynalı yetkililerin açıklamalarına göre bu saldırılar sonucunda Odessa limanları işlevsiz kalarak ülkenin deniz ticareti kesildi, gıda lojistiği altyapısının yaklaşık yüzde 90’ı ve enerji üretim kapasitesinin yüzde 80’i tahrip edildi.

Saldırılardan elde edilen saha verileri Palantir’in sistemlerine aktarılarak yeni nesil askeri yapay zeka ürünlerinin geliştirilmesinde girdi olarak kullanılıyor.

Şirket hisseleri savaş öncesinde 8 ila 10 dolar seviyesindeyken, savaş sürecinde yüzde 2000’in üzerinde artış kaydederek geçen yıl 200 dolar seviyesine ulaştı.

NATO da bazı AB ülkelerinin itirazlarına rağmen 2025’te Maven sistemini satın aldı ve bu yazılım haziran ayında operasyonel hale getirildi.

Savaş sürecinde Microsoft, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketleri de Ukrayna pazarındaki faaliyetlerini artırdı.

Google’ın eski yöneticisi Eric Schmidt tarafından kurulan insansız hava aracı şirketi, Rusya’ya yönelik saldırılar için Ukrayna’ya çok sayıda tek kullanımlık insansız hava aracı sağlıyor.

Ukrayna basınında çıkan haberlerde, Schmidt’in yeni sistemleri test etmek için gerçek bir muharebe ortamına ihtiyaç duyduğu aktarılıyor.

Palantir İngiltere Yöneticisi Louis Mosley, Ukrayna’nın askeri bağlamda yapay zeka için bir Ar-Ge laboratuvarına dönüştüğünü ve gerçek savaş alanının sağladığı test imkanlarının teknolojik gelişimi hızlandırdığını kaydetti.

Görevden alınan eski savunma bakanı Mihail Fedorov da 2024’te Ukrayna’nın en yeni teknolojilerin denenmesi için en uygun test sahası olduğunu dile getirmişti. Fedorov’un kurduğu yeni askeri yapay zeka girişiminin ana yatırımcısının Alex Karp olduğu açıklandı.

Savaşın uzaması Ukrayna’daki demografik krizi derinleştiriyor. 1991 yılında 52 milyon civarında olan ülke nüfusu, 2021’de 41 milyona geriledi. IMF verilerine göre şu anda Ukrayna kontrolündeki bölgelerde 33 milyondan biraz fazla insan yaşıyor.

2025 yılında ölüm oranları doğum oranlarının yaklaşık üç katına çıkarken, 3 milyon çalışma çağındaki kişi ülkeyi terk etti ve doğurganlık oranı kadın başına bir çocuğun altına indi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English