Diplomasi
Eski Alman milletvekili Zaklin Nastic: Almanya, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır!

İstanbul’da düzenlenen “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferans, Filistin, Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Norveç ve Danimarka’dan önde gelen uzmanları bir araya getirdi. Konferansta konuşan eski Almanya Federal Meclisi üyesi Zaklin Nastic, Almanya’nın Gazze’de işlenen soykırıma silah sevkiyatları ve siyasi destekle ortaklık ederek “Bir daha asla!” yeminini açıkça ihlal ettiğini söyledi.
Zaklin Nastic’in konuşmasının tamamı:
Saygıdeğer Bayanlar ve Baylar,
Ne kadar ilginç bir zamandayız ki, sadece uluslararası bir konferansta özgürce, eşit şekilde ve doğrudan mağdurların kendileriyle orada olanlar hakkında konuşabilmek için önce Almanya ve AB’yi terk etmek zorunda kalıyorum,. Ne yazık ki Almanya’da bu mümkün değil.
Almanya Auschwitz’ten sonra yemin etti: “Bir daha asla”. Bir daha asla savaş, bir daha asla faşizm, bir daha asla devlet tarafından organize edilmiş kitlesel katliam.
Bu sadece bir yemin değil, sadece tarihimizin bir parçası değil, aynı zamanda bizim tarihî ve ahlaki sorumluluğumuzdur.
İkinci Dünya Savaşı’nın suçlarına bir tepki olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ortaya çıktı. Amacı, tüm insanların onuru, özgürlüğü ve hakları için evrensel bir temel oluşturmak ve bunları savunmak, böylece bu tür suçların bir daha tekrarlanmamasını sağlamaktı.
Ve yine de tam da Almanya’da bu sözün bozulduğunu, hatta ihanete uğradığını görüyoruz.
Silah sevkiyatları ve siyasi destekle, Almanya Federal Hükümeti ve önceki hükümet, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır.
“Bir daha asla” denildi, bir daha asla – ama kim için?
1945’ten sonraki sorumluluğumuz açıktı: Yahudi yaşamını korumak, Holokost mağdurlarıyla dayanışma, evrensel insan hakları için mücadele.
Bugün ise bu sorumluluk kötüye kullanılmakta – kör tarafgirliğin bahanesi olarak, savaş, ölüm, yıkım ve sürgünün gerekçesi olarak.
“İsrail’e koşulsuz destek” – bu, 7 Ekim 2023’ten beri resmi paroladır.
Koşulsuz demek açıkça şu anlama geliyor:
Kaç bomba Gazze’nin üzerine düşerse düşsün, fark etmez.
Kaç masum çocuk ölürse ölsün, fark etmez.
Kaç insan açlıktan ölür ve hayatını kaybederse kaybetsin, fark etmez.
Almanya, Gazze’de 62.000’den fazla insan öldürülürken İsrail’e silah tedarik ediyor. Milyonlarca insanın acısı sessizce göz ardı ediliyor, küçümseniyor ve hatta meşru müdafaa olarak gösteriliyor.
Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
Bu, tarihî sorumluluğun ifadesi değildir.
Bu, tarihin istismarıdır ve son derece utanç vericidir.
Auschwitz bize insanlığın evrensel olması gerektiğini öğretmeliydi.
Alman tarihi bizi, Filistinlilerin var olma hakkını İsrail’inkiyle aynı şekilde savunmaya mecbur kılıyor.
2019’dan bu yana Almanya, İsrail’e bir milyar avronun üzerinde silah teslim etti. 7 Ekim’den bu yana, silah ihracatı kısa süre içinde İsrail’e on katına çıktı.
Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi, Almanya’nın Gazze’deki soykırımdan dolayı olası cezai sorumluluğuna dikkat çektiğinde, dönemin Ampel hükümeti sevkiyatların bir kısmını durdurdu.
İnsaniyet nedeniyle değil. Mağdurların sorumluluğunu üstlenmek için değil. Sadece kendisi hesap vermek zorunda kalma korkusuyla.
Ama kim eylemsizce seyrediyorsa, kim siyasi destek veriyorsa ve kim silah sağlıyorsa, o da suç ortağı olur.
İnsan hakları örgütleri çoktan haklı olarak apartheid, etnik temizlik ve soykırımdan söz ediyor.
Uluslararası mahkemeler zaten cezai sorumluluğu incelemektedir.
Almanya hükümeti ise tam tersini yapıyor:
Eleştirileri engelliyor, eleştirel kurum ve kişileri itibarsızlaştırıyor ve kamuoyu tartışmalarını bastırıyor.
İsrail’in savaş politikasına yönelik eleştiriler sistematik olarak damgalanıyor:
Filistinli gazeteciler işlerini kaybediyor, Nan Goldin gibi sanatçılara yasak getiriliyor.
7 Ekim’den sonraki ilk aylarda Filistin yanlısı gösteriler kısmen yasaklandı ve Filistin atkısının takılması sıkı biçimde kısıtlandı. Göstericiler, Filistin yanlısı eylemlerde polis tarafından hastanelik edilene kadar dövüldü.
Sosyal medyadaki içerikler filtreleniyor. TikTok, X ve Instagram’dan Filistin yanlısı sesler kayboluyor.
Her Filistin yanlısı ses refleks olarak antisemitik damgası yiyor – bu da ifade ve toplanma özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlanmasıyla birlikte geliyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler uyarıyor: Almanya’daki gazeteciler, özellikle göçmen geçmişine sahip olanlar, Ortadoğu haberleri yüzünden nefret, tehdit ve şiddet yaşıyor.
Redaksiyonlar baskı uyguluyor, konular yumuşatılıyor – birçok kişi oto-sansüre başvuruyor.
Kısa süre önce genç bir medya aktivistinin ödülü, Adolf-Grimme Dostları Derneği tarafından geri alındı.
Kötü basından korkulduğu için; ona yöneltilen suçlama ise: Antisemitizm.
Bu sadece mağdurları değil, genel olarak basın özgürlüğünü de tehlikeye atıyor.
2019’da Alman Federal Meclisi’nde alınan BDS kararından bu yana, kamu kurumları – yani şehirler, belediyeler, üniversiteler veya kültür kurumları – Filistin yanlısı veya BDS’ye yakın görülen organizasyonlara fon ve platform sağlamamaya çağrılıyor.
Siyasi olarak bu karar, Filistin hakkında özgürce konuşulamaması için muazzam bir baskı yarattı.
Almanya’daki Yahudi sesler, Netanyahu’nun ırkçı politikasını eleştirdiklerinde, “Kendinden nefret eden Yahudiler” olarak damgalanıyor.
“Tarihî sorumluluk” söylemi, hakikate karşı, bir soykırıma karşı bir silaha dönüştürülüyor.
O dönemde bir Federal Meclis üyesi olarak, hem insan hakları hem de savunma politikaları bağlamında, Filistin hakkındaki tartışmaların ne kadar çifte standartlarla şekillendiğine tanık oldum.
İsrail’in var olma hakkını teyit eden birisi, neredeyse aynı açıklıkla Filistinlilerin var olma hakkını dile getiremez ve talep edemezdi.
Gazze’nin yıllardır dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olduğunu ya da Filistinlilerin – ister Gazze’de ister Batı Şeria’da olsun – bir apartheid rejimi altında yaşadığını açıkça söylemek, tabu olmuştur ve olmaya devam etmektedir.
Aynı zamanda Alman hükümetleri hiçbir zaman İsrail’in genişleme politikasını, Büyük İsrail hedefini, Siyonizmi ve Filistin topraklarının giderek artan işgalini gerçekten sorgulamamıştır.
Tüm bunlar, saygıdeğer bayanlar ve baylar, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, uluslararası hukuk ve insan hakları konusunda başka ülkelere parmak sallamayı seven bir ülkede yaşanıyor.
Sol Parti’li siyasetçi ve Almanya Federal Meclisi Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow, yakın zamanda bir röportajda kendisine Gazze’den fotoğraflar gönderildiğini söyledi – öldürülmüş çocukların fotoğrafları.
Ama bu vahşetlere karşı empati göstermek veya bağlamını ele almak yerine, o kişi İsrail’in işlediği vahşetleri yalnızca şu sözlere indirgedi: “şu Hamas saçmalığı.”
Bu, Gazze’deki gerçeğin korkunç bir şekilde daraltıldığını ve Almanya’daki sol parti yelpazesinde bile tek taraflı tutum alındığını gösteriyor.
Baerbock, Yeşiller ve silah sevkiyatları! Sessizce GAZZE’ye!
Şansölye Friedrich Merz, İsrail’in “bizim için kirli işi yaptığını” açıkladı.
Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bu sözler sadece bir ifade değildir – açık bir itiraftır:
Almanya hükümeti tarafsız değildir, kendisini Filistin halkına karşı bir yok etme savaşı yürüten saldırganın yanına koymaktadır.
Anayasa’nın 26. maddesi açıktır: Saldırı savaşları ve bunların desteklenmesi Almanya’da yasaktır.
Ama Almanya, Gazze’deki savaşı desteklemekte ve böylece savaşın suç ortağı olarak hukuk devleti ve insan hakları konusundaki inandırıcılığını çoktan yitirmiş bulunmaktadır.
Kendini “değerlere dayalı bir demokrasi” olarak sahneliyorlar.
Ama eğer “bir daha asla” sadece İsrailliler için geçerliyse, Filistinliler için geçerli değilse, bu değerler nelerdir?
Alman tarihi bizi evrensel insanlığı savunmaya mecbur kılar – seçici değil, fırsatçı hiç değil.
Sorumluluk ciddiye alınıyorsa, hayat korunur, savaş önlenir, insan hakları savunulur.
Bu nedenle İsrail’e tüm silah sevkiyatlarının gerçekten durdurulması gerekiyor – sadece sevkiyat izinlerinin durdurulması değil.
Filistin’in egemen bir devlet olarak tanınması – İsrail’in var olma hakkı kadar bağlayıcıdır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin güçlendirilmesi gereklidir, bu hem İsrail’e karşı hem de olası bir Alman katılımına karşı soruşturma yürütse bile.
Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bugün burada sorumluluk talep etmek için bulunuyoruz – Gazze’deki insanlar için, onların acıları çok sık görünmez kılındı, hatta on yıllar boyunca öyle kaldı.
Birçok Batılı politikacı diğer devletleri otokrasi olarak damgalarken ve onlara insan hakları ihlalleri atfederken, kendilerini sözde “Batı değerleriyle” süsleyen birçok devlette Filistinli ve Filistin yanlısı seslerin sistematik baskısı sansürleniyor ve itibarsızlaştırılıyor. Bu basitçe ikiyüzlülüktür.
Batı Şeria’daki işgal sürüyor, yerleşim inşası genişletiliyor, sürgün ve Büyük İsrail hayalleri Filistinlilerin topraklarını daha da yok ediyor – ve bütün bunların hiçbiri Alman tarafından açık bir kınamaya, Federal Meclis kararlarına ya da ciddi siyasi yaptırımlara yol açmadı.
“Bir daha asla” sadece dün için geçerli değildir.
Bugün için geçerlidir.
Gazze için geçerlidir.
Bunu unutan herkes – ahlaken, siyaseten ve tarihsel olarak – suç ortağı olur.
Hiç kimse daha sonra “Biz bilmiyorduk” diyemez.
Eski BM raportörü Alfred de Zayas’tan Uluslararası Filistin Konferansına mesaj
Diplomasi
Avrupa savunmada ABD olmadan yol almaya hazırlanıyor

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü Avrupa ülkelerini kendi güvenlik mimarilerini yeniden şekillendirmeye yönlendirirken, askeri harcamalarda ve yerli savunma sanayisinde kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Kamuoyu araştırmaları, Avrupa genelinde Washington’a olan güvenin çarpıcı biçimde gerilediğini ve askeri harcamaların artırılmasına yönelik desteğin yükseldiğini ortaya koyuyor.
Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, Avrupa ülkelerini kendi güvenlik politikalarını köklü bir biçimde gözden geçirmeye sevk ederken, kıta genelindeki silahlanma ve savunma hazırlıklarına ivme kazandırdı.
Amerikan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) yayını Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analiz, Avrupa’nın olası bir tehdit anında ABD’nin askeri desteğine bütünüyle güvenemeyeceği yönündeki endişelerin derinleştiğini ortaya koyuyor.
Bu çerçevede Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler savunma bütçelerini artırırken, kendi askeri-endüstriyel altyapılarını güçlendiriyor ve Amerikan silah sistemlerine olan bağımlılıklarını kademeli olarak azaltıyor.
Yapılan kamuoyu araştırmaları, AB ülkelerinde yaşayanların yüzde 77’sinin Ukrayna’daki savaşı doğrudan Avrupa’nın güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algıladığını gösteriyor.
Buna karşın, incelenen 15 Avrupa ülkesindeki katılımcıların yalnızca yüzde 11’i ABD’yi güvenilir bir müttefik olarak nitelendiriyor.
Katılımcıların büyük çoğunluğu, silahlı bir çatışma çıkması durumunda Washington’ın Avrupa’nın yardımına koşacağı konusunda şüphe taşıyor.
Bu toplumsal algı paralelinde, birçok Avrupa ülkesinde askeri harcamaların artırılması, yerli savunma sanayisinin geliştirilmesi ve Amerikan teçhizatı yerine Avrupa yapımı askeri donanımların tercih edilmesi yönündeki eğilim güç kazanıyor.
Bazı üye ülkelerde zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi fikri de kamuoyunda zemin buluyor.
Analizde, Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecindeki en önemli lokomotiflerden birinin Almanya olduğu belirtiliyor.
Berlin yönetimi, askeri harcamalarını 2022 yılına kıyasla yaklaşık üç katına çıkarmayı planlarken, Avrupalı savunma şirketleri insansız hava araçları, zırhlı araçlar, tanklar ve diğer mühimmatların üretim kapasitesini genişletiyor.
Uzmanlar, ABD’de gelecekte yönetim değişse bile Washington ile Avrupa arasındaki ilişkilerin eski seyrine dönmeyeceğini öngörüyor.
ABD’nin stratejik odağının her halükarda Çin ile rekabete kayacağı, bu nedenle Avrupa ülkelerinin kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacağı belirtiliyor.
Trump’ın yeniden seçilmesiyle birlikte Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişkiler daha karmaşık bir evreye girdi.
Beyaz Saray, Avrupalı ortaklarından savunma harcamalarını kararlılıkla artırmalarını talep ediyor.
Trump, geçmiş dönemlerinde de NATO müttefiklerini yeterli yük paylaşımı yapmamakla eleştirmiş ve ABD’nin ittifaktaki rolünü gözden geçirebileceği yönünde işaretler vermişti.
Bu gelişmelerin ışığında, Avrupa’da kendi savunma kapasitesini güçlendirme ve Washington’a olan bağımlılığı azaltma arayışları daha yüksek sesle dile getiriliyor.
AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan “Avrupa’yı Savunmak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda da Avrupa ülkelerine NATO bünyesinde daha fazla sorumluluk üstlenme, askeri harcamaları artırma, ortak tedarik mekanizmalarını genişletme ve yerli savunma sanayisini geliştirme çağrısı yapıldı.
Raporda, Avrupa’nın artık ABD’den gelecek askeri desteğe eski düzeyde bel bağlayamayacağı vurgulandı.
Estonya Başbakanı Kristen Mihal de konuya ilişkin değerlendirmesinde, Avrupa’nın geçmişte silahsız bir barış projesi olarak tasarlandığını, ancak mevcut konjonktürde silahlı bir barış projesine dönüşmesi gerektiğini ifade etti.
Mihal, savunma alanındaki işbirliğinin geliştirilmesinin ve askeri kapasitenin artırılmasının, Avrupa ülkelerinin küresel sahnedeki nüfuzunu korumasının tek yolu olduğunu belirtti.
Diplomasi
Çin, Venezuela’ya deprem yardımı için 14,7 milyon dolar ek destek sözü verdi

Çin, geçen hafta meydana gelen iki depremin en az 1.450 kişinin ölümüne yol açmasının ardından Venezuela’ya 100 milyon yuan, yani 14,7 milyon ABD doları değerinde ek yardım malzemesi sağlayacak. Ölenler arasında sekiz Çin vatandaşı da bulunuyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun pazartesi günü yaptığı açıklamada, Pekin’in ülkeye daha önce sağlanan nakit yardıma ek olarak söz konusu yardım malzemelerini gönderme kararı aldığını söyledi.
Guo, Çin’in Venezuela’nın yardım operasyonlarını desteklemek amacıyla etkilenen bölgelerin uydu görüntülerini de sağladığını belirtti. Venezuela’daki Çinli şirketlerin ve denizaşırı Çinli toplulukların acil ihtiyaç duyulan mühendislik makineleri ve tıbbi malzemeler temin ettiğini, ayrıca arama-kurtarma çalışmalarına aktif biçimde katılmak üzere kurtarma ekipleri oluşturduğunu kaydetti.
Guo, “Çin, afet durumunun değişen ihtiyaçlarına göre Venezuela’ya daha fazla destek sağlamaya hazırdır,” dedi.
Nakit yardım, Çin Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı tarafından cuma günü duyurulmuştu. Ancak yardımın miktarı belirtilmemişti.
Yine cuma günü Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodríguez’e bir taziye mesajı gönderdi.
Yerel saatle çarşamba akşamı, 39 saniye arayla meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler, Güney Amerika ülkesini son yüzyılı aşkın sürede vuran en güçlü depremler oldu.
Rodríguez ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti ve kıyı eyaleti La Guaira’yı afet bölgesi olarak belirledi.
Birleşmiş Milletler raporuna göre, pazar günü itibarıyla 27 ülkeden 2.245 uzman personel ve 140 köpekten oluşan 44 arama-kurtarma ekibi bölgeye konuşlandırıldı. Ekipler, yıkılan yapılarda hayatta kalanları kurtarma ve acil tıbbi yardım sağlama çalışmaları yürütüyor.
Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) cumartesi günü yayımladığı ön değerlendirmeye göre, afetten 2 milyona yakını başkent Caracas’ta olmak üzere 6,76 milyona kadar kişi etkilenmiş olabilir.
IOM, evlerini kaybeden ailelerin acil olarak geçici barınağa, güvenli içme suyuna, sanitasyon ve halk sağlığı hizmetlerine, tıbbi bakıma, koruma desteğine ve temel ev eşyalarına ihtiyaç duyduğunu bildirdi.
Çin’in Venezuela Büyükelçiliği, ülkedeki Çin vatandaşlarına yerel deprem uyarılarını yakından takip etmeleri, kıyı bölgelerinden uzaklaşmaları ve güvenli bölgelere geçmeleri yönünde uyarıda bulundu.
Büyükelçilik ayrıca, yerel Çinli şirketler ve Çin derneklerinin afet yardımı için mühendislik makineleri ve tıbbi malzemeler sağlamasına ve kurtarma ekipleri oluşturmasına rehberlik ettiğini cumartesi günü devlet haber ajansı Xinhua’ya bildirdi.
Xinhua’nın haberine göre, cumartesi öğleden sonra itibarıyla Venezuela’daki Çin dernekleri ve Çin toplumu; şişelenmiş su, bisküvi, bebek bezi, süt, pirinç, şeker ve et dahil olmak üzere 500 tondan fazla yardım malzemesi bağışladı.
Diplomasi
AB, Çin ithalatına karşı korumacı önlemleri hızlandırıyor

Avrupa Birliği, genişleyen ikili ticaret açığı ve Avrupalı sanayicilerin maruz kaldığı yoğun rekabet karşısında Çin’e yönelik yeni ticari önlemler hazırlıyor. Brüksel, bir yandan yerli üreticiyi koruyacak adımları hızlandırırken diğer yandan Pekin ile diyalog kanallarını açık tutmayı hedefliyor.
Avrupa Birliği (AB), Çin’den gelen artan ithalat dalgasına karşı Avrupa sanayisini korumak amacıyla yeni ticari önlemlerin hazırlığını hızlandırıyor.
South China Morning Post (SCMP) gazetesinin Avrupalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Brüksel, bu süreçte Pekin ile doğrudan diyalog zeminini de muhafaza etmek istiyor.
Geçtiğimiz hafta bir araya gelen AB ülke liderleri, Avrupa Komisyonuna Çin’in ihracat artışından kaynaklanan ekonomik etkilerle mücadele çalışmalarını yoğunlaştırma talimatı verdi.
Bu gelişmenin ardından AB Komisyonunun ticaretten sorumlu üyesi Maros Sefcovic, Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile görüşerek ticaret ve yatırım konularında istişarelerde bulunmak üzere yeni bir ortak platform kurulması hususunda mutabakata vardı.
Kapsamlı bir anlaşma beklenmiyor
SCMP’ye konuşan Brüksel kaynakları, AB ile Çin arasında geniş kapsamlı bir ticaret anlaşmasına varılmasına ihtimal vermiyor.
Avrupalı bir yetkili, mevcut duruma ilişkin gerçekçi olunması gerektiğini belirterek “Çin’in aşırı üretim kapasitesine dayalı ekonomik modelinin değişmeyeceğini kabul etmek zorundayız. Bu gerçekle yaşamak ve kendimizi buna göre dönüştürmek durumundayız” ifadelerini kullandı.
Çin gümrük verileri üzerinden yapılan hesaplamalar, AB’nin Çin ile olan ticaret açığının mayıs ayında yıllık bazda yüzde 15 arttığını, Almanya’nın bu ülkeye karşı verdiği dış ticaret açığının ise yüzde 31,6 yükseldiğini ortaya koyuyor.
Gazete, Çinli üreticilerin baskısı altındaki Alman otomotiv üreticisi Volkswagen’in, artan rekabet koşulları nedeniyle yaklaşık 100 bin çalışanın istihdamını azaltmayı değerlendirdiğine dikkat çekiyor.
Brüksel’deki karar mercileri, tek bir tedarikçiye olan bağımlılığı azaltacak yeni mekanizmalar üzerinde çalışırken Çin’in olası misilleme adımlarına maruz kalabilecek Avrupalı şirketler için de telafi edici destek yapıları geliştiriyor.
Avrupa Komisyonu ise atılan adımların doğrudan Çin’i hedef almadığını, yalnızca Avrupa ekonomisinin güvenliğini sağlamayı amaçladığını vurguluyor.
Pekin’den adil rekabet savunması
Pekin yönetimi ise Avrupa kanadından yöneltilen haksız rekabet suçlamalarını reddediyor.
Çin Başbakanı Li Qiang, Çin teknolojisinin ve ürünlerinin küresel pazar için bir tehdit değil, aksine bir gelişim kaynağı ve fırsat teşkil ettiğini belirtti.
Çin’in AB Nezdindeki Büyükelçisi Cai Run ise Brüksel’in “risk azaltma” gerekçesiyle kısıtlayıcı önlemler uygulamaya devam etmesi halinde Çin’in gerekli karşı adımları atacağı uyarısında bulundu.
İki taraf arasındaki ticari ilişkiler, AB’nin korumacı politikalarını artırmasıyla birlikte daha karmaşık bir hal alıyor.
Brüksel’in, Çinli firmaların Avrupa pazarına erişim sağlayabilmesi için özellikle otomotiv ve batarya üretimi gibi stratejik sektörlerde teknoloji transferini zorunlu kılacak düzenlemeleri gündemine aldığı belirtiliyor.
Çin Ticaret Bakanlığı, bu tür girişimlerin serbest ve adil rekabet ilkelerine aykırı olduğunu, küresel tedarik zincirlerinin istikrarını tehlikeye attığını duyurdu.
Ayrıca AB’nin yerli üretimi teşvik etmeyi amaçlayan yasa tasarılarının, kamu finansmanından yararlanmak isteyen yabancı ortaklı firmalara yerli parça kullanım zorunluluğu getirmesi de Pekin ile Brüksel arasındaki ticari anlaşmazlığı derinleştiren unsurlar arasında yer alıyor.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa6 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu2 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Dünya Basını1 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?










