Bizi Takip Edin

Diplomasi

Eski Alman milletvekili Zaklin Nastic: Almanya, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır!

Yayınlanma

İstanbul’da düzenlenen “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferans, Filistin, Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Norveç ve Danimarka’dan önde gelen uzmanları bir araya getirdi. Konferansta konuşan eski Almanya Federal Meclisi üyesi Zaklin Nastic, Almanya’nın Gazze’de işlenen soykırıma silah sevkiyatları ve siyasi destekle ortaklık ederek “Bir daha asla!” yeminini açıkça ihlal ettiğini söyledi.

Zaklin Nastic’in konuşmasının tamamı:

Saygıdeğer Bayanlar ve Baylar,

Ne kadar ilginç bir zamandayız ki, sadece uluslararası bir konferansta özgürce, eşit şekilde ve doğrudan mağdurların kendileriyle orada olanlar hakkında konuşabilmek için önce Almanya ve AB’yi  terk etmek zorunda kalıyorum,. Ne yazık ki Almanya’da bu mümkün değil.

Almanya Auschwitz’ten sonra yemin etti: “Bir daha asla”. Bir daha asla savaş, bir daha asla faşizm, bir daha asla devlet tarafından organize edilmiş kitlesel katliam.

Bu sadece bir yemin değil, sadece tarihimizin bir parçası değil, aynı zamanda bizim tarihî ve ahlaki sorumluluğumuzdur.

İkinci Dünya Savaşı’nın suçlarına bir tepki olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ortaya çıktı. Amacı, tüm insanların onuru, özgürlüğü ve hakları için evrensel bir temel oluşturmak ve bunları savunmak, böylece bu tür suçların bir daha tekrarlanmamasını sağlamaktı.

Ve yine de tam da Almanya’da bu sözün bozulduğunu, hatta ihanete uğradığını görüyoruz.

Silah sevkiyatları ve siyasi destekle, Almanya Federal Hükümeti ve önceki hükümet, Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktadır.

“Bir daha asla” denildi, bir daha asla – ama kim için?

1945’ten sonraki sorumluluğumuz açıktı: Yahudi yaşamını korumak, Holokost mağdurlarıyla dayanışma, evrensel insan hakları için mücadele.

Bugün ise bu sorumluluk kötüye kullanılmakta – kör tarafgirliğin bahanesi olarak, savaş, ölüm, yıkım ve sürgünün gerekçesi olarak.

“İsrail’e koşulsuz destek” – bu, 7 Ekim 2023’ten beri resmi paroladır.

Koşulsuz demek açıkça şu anlama geliyor:
Kaç bomba Gazze’nin üzerine düşerse düşsün, fark etmez.
Kaç masum çocuk ölürse ölsün, fark etmez.
Kaç insan açlıktan ölür ve hayatını kaybederse kaybetsin, fark etmez.

Almanya, Gazze’de 62.000’den fazla insan öldürülürken İsrail’e silah tedarik ediyor. Milyonlarca insanın acısı sessizce göz ardı ediliyor, küçümseniyor ve hatta meşru müdafaa olarak gösteriliyor.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
Bu, tarihî sorumluluğun ifadesi değildir.
Bu, tarihin istismarıdır ve son derece utanç vericidir.
Auschwitz bize insanlığın evrensel olması gerektiğini öğretmeliydi.
Alman tarihi bizi, Filistinlilerin var olma hakkını İsrail’inkiyle aynı şekilde savunmaya mecbur kılıyor.

2019’dan bu yana Almanya, İsrail’e bir milyar avronun üzerinde silah teslim etti. 7 Ekim’den bu yana, silah ihracatı kısa süre içinde İsrail’e on katına çıktı.

Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi, Almanya’nın Gazze’deki soykırımdan dolayı olası cezai sorumluluğuna dikkat çektiğinde, dönemin Ampel hükümeti sevkiyatların bir kısmını durdurdu.

İnsaniyet nedeniyle değil. Mağdurların sorumluluğunu üstlenmek için değil. Sadece kendisi hesap vermek zorunda kalma korkusuyla.

Ama kim eylemsizce seyrediyorsa, kim siyasi destek veriyorsa ve kim silah sağlıyorsa, o da suç ortağı olur.

İnsan hakları örgütleri çoktan haklı olarak apartheid, etnik temizlik ve soykırımdan söz ediyor.

Uluslararası mahkemeler zaten cezai sorumluluğu incelemektedir.

Almanya hükümeti ise tam tersini yapıyor:
Eleştirileri engelliyor, eleştirel kurum ve kişileri itibarsızlaştırıyor ve kamuoyu tartışmalarını bastırıyor.

İsrail’in savaş politikasına yönelik eleştiriler sistematik olarak damgalanıyor:
Filistinli gazeteciler işlerini kaybediyor, Nan Goldin gibi sanatçılara yasak getiriliyor.

7 Ekim’den sonraki ilk aylarda Filistin yanlısı gösteriler kısmen yasaklandı ve Filistin atkısının takılması sıkı biçimde kısıtlandı. Göstericiler, Filistin yanlısı eylemlerde polis tarafından hastanelik edilene kadar dövüldü.

Sosyal medyadaki içerikler filtreleniyor. TikTok, X ve Instagram’dan Filistin yanlısı sesler kayboluyor.

Her Filistin yanlısı ses refleks olarak antisemitik damgası yiyor – bu da ifade ve toplanma özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlanmasıyla birlikte geliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler uyarıyor: Almanya’daki gazeteciler, özellikle göçmen geçmişine sahip olanlar, Ortadoğu haberleri yüzünden nefret, tehdit ve şiddet yaşıyor.

Redaksiyonlar baskı uyguluyor, konular yumuşatılıyor – birçok kişi oto-sansüre başvuruyor.

Kısa süre önce genç bir medya aktivistinin ödülü, Adolf-Grimme Dostları Derneği tarafından geri alındı.

Kötü basından korkulduğu için; ona yöneltilen suçlama ise: Antisemitizm.

Bu sadece mağdurları değil, genel olarak basın özgürlüğünü de tehlikeye atıyor.

2019’da Alman Federal Meclisi’nde alınan BDS kararından bu yana, kamu kurumları – yani şehirler, belediyeler, üniversiteler veya kültür kurumları – Filistin yanlısı veya BDS’ye yakın görülen organizasyonlara fon ve platform sağlamamaya çağrılıyor.

Siyasi olarak bu karar, Filistin hakkında özgürce konuşulamaması için muazzam bir baskı yarattı.
Almanya’daki Yahudi sesler, Netanyahu’nun ırkçı politikasını eleştirdiklerinde, “Kendinden nefret eden Yahudiler” olarak damgalanıyor.

“Tarihî sorumluluk” söylemi, hakikate karşı, bir soykırıma karşı bir silaha dönüştürülüyor.

O dönemde bir Federal Meclis üyesi olarak, hem insan hakları hem de savunma politikaları bağlamında, Filistin hakkındaki tartışmaların ne kadar çifte standartlarla şekillendiğine tanık oldum.

İsrail’in var olma hakkını teyit eden birisi, neredeyse aynı açıklıkla Filistinlilerin var olma hakkını dile getiremez ve talep edemezdi.

Gazze’nin yıllardır dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olduğunu ya da Filistinlilerin – ister Gazze’de ister Batı Şeria’da olsun – bir apartheid rejimi altında yaşadığını açıkça söylemek, tabu olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Aynı zamanda Alman hükümetleri hiçbir zaman İsrail’in genişleme politikasını, Büyük İsrail hedefini, Siyonizmi ve Filistin topraklarının giderek artan işgalini gerçekten sorgulamamıştır.

Tüm bunlar, saygıdeğer bayanlar ve baylar, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, uluslararası hukuk ve insan hakları konusunda başka ülkelere parmak sallamayı seven bir ülkede yaşanıyor.

Sol Parti’li siyasetçi ve Almanya Federal Meclisi Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow, yakın zamanda bir röportajda kendisine Gazze’den fotoğraflar gönderildiğini söyledi – öldürülmüş çocukların fotoğrafları.

Ama bu vahşetlere karşı empati göstermek veya bağlamını ele almak yerine, o kişi İsrail’in işlediği vahşetleri yalnızca şu sözlere indirgedi: “şu Hamas saçmalığı.”

Bu, Gazze’deki gerçeğin korkunç bir şekilde daraltıldığını ve Almanya’daki sol parti yelpazesinde bile tek taraflı tutum alındığını gösteriyor.

Baerbock, Yeşiller ve silah sevkiyatları!  Sessizce GAZZE’ye!
Şansölye Friedrich Merz, İsrail’in “bizim için kirli işi yaptığını” açıkladı.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bu sözler sadece bir ifade değildir – açık bir itiraftır:
Almanya hükümeti tarafsız değildir, kendisini Filistin halkına karşı bir yok etme savaşı yürüten saldırganın yanına koymaktadır.

Anayasa’nın 26. maddesi açıktır: Saldırı savaşları ve bunların desteklenmesi Almanya’da yasaktır.
Ama Almanya, Gazze’deki savaşı desteklemekte ve böylece savaşın suç ortağı olarak hukuk devleti ve insan hakları konusundaki inandırıcılığını çoktan yitirmiş bulunmaktadır.

Kendini “değerlere dayalı bir demokrasi” olarak sahneliyorlar.
Ama eğer “bir daha asla” sadece İsrailliler için geçerliyse, Filistinliler için geçerli değilse, bu değerler nelerdir?

Alman tarihi bizi evrensel insanlığı savunmaya mecbur kılar – seçici değil, fırsatçı hiç değil.

Sorumluluk ciddiye alınıyorsa, hayat korunur, savaş önlenir, insan hakları savunulur.
Bu nedenle İsrail’e tüm silah sevkiyatlarının gerçekten durdurulması gerekiyor – sadece sevkiyat izinlerinin durdurulması değil.

Filistin’in egemen bir devlet olarak tanınması – İsrail’in var olma hakkı kadar bağlayıcıdır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin güçlendirilmesi gereklidir, bu hem İsrail’e karşı hem de olası bir Alman katılımına karşı soruşturma yürütse bile.

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,
bugün burada sorumluluk talep etmek için bulunuyoruz – Gazze’deki insanlar için, onların acıları çok sık görünmez kılındı, hatta on yıllar boyunca öyle kaldı.

Birçok Batılı politikacı diğer devletleri otokrasi olarak damgalarken ve onlara insan hakları ihlalleri atfederken, kendilerini sözde “Batı değerleriyle” süsleyen birçok devlette Filistinli ve Filistin yanlısı seslerin sistematik baskısı sansürleniyor ve itibarsızlaştırılıyor. Bu basitçe ikiyüzlülüktür.

Batı Şeria’daki işgal sürüyor, yerleşim inşası genişletiliyor, sürgün ve Büyük İsrail hayalleri Filistinlilerin topraklarını daha da yok ediyor – ve bütün bunların hiçbiri Alman tarafından açık bir kınamaya, Federal Meclis kararlarına ya da ciddi siyasi yaptırımlara yol açmadı.

“Bir daha asla” sadece dün için geçerli değildir.
Bugün için geçerlidir.
Gazze için geçerlidir.

Bunu unutan herkes – ahlaken, siyaseten ve tarihsel olarak – suç ortağı olur.
Hiç kimse daha sonra “Biz bilmiyorduk” diyemez.

Eski BM raportörü Alfred de Zayas’tan Uluslararası Filistin Konferansına mesaj

Diplomasi

Paşinyan’ın partisi Avrupa Halk Partisi yolunda

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, lideri olduğu Sivil Sözleşme partisinin Avrupa’nın en büyük merkez sağ grubu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı için görüşmeler yürütüyor. Euractiv’in haberine göre katılım sürecinin bu yıl içinde değerlendirilmesi bekleniyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, liderliğini yaptığı Sivil Sözleşme partisinin, Avrupa’nın en büyük merkez sağ siyasi oluşumu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı konusunu müzakere ediyor.

Euractiv portalının haberine göre, Paşinyan EPP’ye katılma niyetini ilgili mercilere iletti. Haberde, katılım konusundaki nihai kararın henüz alınmadığı ancak meselenin bu yıl içinde değerlendirilebileceği kaydedildi.

Ermenistan iktidar partisinin yanı sıra Macaristan’dan Tisza, Danimarka’dan Liberal İttifak, Çekya’dan STAN ve Karadağ’ın iktidar hareketi olan Şimdi Avrupa Hareketi de EPP bünyesine dahil olabilecek yapılar arasında yer alıyor.

Sivil Sözleşme partisi, 7 Haziran’da Ermenistan’da düzenlenen parlamento seçimlerinden galibiyetle ayrılmıştı. Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, oyların yüzde 49,81’ini alan Paşinyan’ın partisi, hükümeti tek başına kurma yetkisini elde etti.

Seçimlerin ardından açıklama yapan Paşinyan, halkın “devletleşme, bağımsızlık ve barış” rotasını desteklediğini ifade etti.

Seçim sonuçları hem Ermenistan muhalefeti hem de Moskova tarafından eleştirildi. Ermenistan İttifakı lideri ve eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, yetkilileri muhalefet üzerinde baskı kurmak ve idari kaynakları kullanmakla suçlayarak seçim sonuçlarına itiraz edeceğini duyurdu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da kampanya sürecindeki ihlallere dikkat çekti. Bakanlık Sözcüsü Mariya Zaharova, seçimlerin muhalif güçler ve Ermeni Apostolik Kilisesi üzerindeki baskı gölgesinde gerçekleştiğini belirtti.

AGİT gözlem heyeti ise yayımladığı ön raporda, seçim kampanyasının çatışmacı bir karakter taşıdığını bildirdi. Gözlemciler, Paşinyan’ın muhalif adayları açıkça soruşturmalarla ve şirketlerinin kamulaştırılmasıyla tehdit ettiğini not etti.

Erivan dış politikada AB ve Avrasya arasında denge arıyor

Ermenistan’da 2025 yılında, ülkenin Avrupa Birliği’ne katılım arzusunu yasallaştıran bir düzenleme kabul edilmiş, Paşinyan ise cumhuriyetin AB’nin tam haklı bir üyesi olmak istediğini dile getirmişti.

Rus yetkililer, AB üyeliğinin Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliği ile bağdaşmadığını defaatle vurguladı. Erivan ise karşılıklı çıkarların tanınmasına dayalı “dengeli bir dış politika” yürüttüğünü savunuyor.

Paşinyan, Ermenistan’ın Rusya’nın çıkarlarına zarar verme amacının “olmadığını ve olmayacağını”, ilişkilerin kaçınılmaz dönüşümüne rağmen Moskova ile bağları derinleştirme niyetinde olduklarını kaydetmişti.

28–29 Mayıs tarihlerinde Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde, katılımcı ülkeler Ermenistan’ın topluluktaki geleceğine ilişkin bir bildiri kabul ederek bunu Ermenistan Başbakan Yardımcısı Mger Grigoryan’a iletti.

Zirve sonunda dört AEB ülkesinin liderleri, Ermenistan’ı AB ile AEB arasındaki seçimini yapmak üzere en kısa sürede referanduma gitmeye çağırdı.

Paşinyan ise gazetecilere yaptığı açıklamada, organizasyondaki tüm kararların konsensüsle alınması nedeniyle Ermenistan’ın AEB üyeliğinden çıkarılmayacağını ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

BP yatırımcıları Manifold’un görevden alınmasına tepkili

Yayınlanma

Britanyalı enerji devi BP’nin en büyük hissedarları, Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’un atanmasından bir yıl sonra görevden alınmasıyla ilgili derin endişelerini dile getirdi. Financial Times’ın haberine göre yatırımcılar, şeffaf bir açıklama yapılmamasının şirket içinde kriz ve yapılandırma planlarına karşı direnç işareti olduğundan korkuyor.

Britanyalı petrol devi BP’nin en büyük hissedarları, Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’un ani bir kararla görevden alınması nedeniyle derin endişe taşıdıklarını ifade etti.

Financial Times’ın (FT) haberine göre, şirketin en önemli yatırımcıları, bu ayrılığın nedenlerine dair yönetimden açıklama bekliyor.

Haberde, Manifold’un BP’nin yapısını basitleştirmeyi, yönetim kurulu kompozisyonunu yeniden gözden geçirmeyi ve maliyetleri düşürmeyi planladığı hatırlatıldı.

BP’nin geçici yönetim kurulu başkanı Ian Tyler, kurulun mevcut stratejiyi tam olarak desteklediğini ve uygulamaya devam etme niyetinde olduğunu belirtse de görevden alma kararı şirket içindeki çalışma ortamına dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Yatırımcılar, fesih kararına ilişkin net bir gerekçe sunulmamasının bir kriz belirtisi olabileceğini değerlendiriyor. Bu durumun, şirketin yeniden yapılandırma planlarının iç direnç nedeniyle sekteye uğrayabileceği yönündeki kaygıları artırdığı kaydedildi.

Hissedarlar ayrıca, Manifold’un gidişinin, mevcut düzenin bozulmasını istemeyen ve lideri saf dışı bırakmaya çalışan “bürokrasi” tarafından tetiklenmiş olabileceğinden çekiniyor.

FT’ye konuşan bir hissedar konuya ilişkin, “İnsanlar onu dışarı mı atmaya çalıştı? Bu durum bizi ve diğer pek çok kişiyi endişelendiriyor” ifadelerini kullandı.

BP yönetimi etik ve yönetişim standartlarını gerekçe gösterdi

BP, Mayıs ayı sonunda yönetim kurulu başkanını, atanmasının üzerinden henüz bir yıl geçmeden görevden almıştı. Yönetim kurulu, olası ihlallere dair ayrıntı vermeden kararı oy birliğiyle almıştı.

Reuters’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde ise Manifold’un iş arkadaşlarına karşı agresif tavırlar sergilediği ve kurulun “sistematik kabul edilemez davranış olgusunu tespit etmeye yetecek bilgiye ulaştığı” bildirilmişti.

Şirket tarafı, feshin “önemli kurumsal yönetişim standartları, denetim ve etik ilkelerine ilişkin ciddi endişelerin” yönetim kuruluna iletilmesinin ardından gerçekleştiğini duyurdu.

Albert Manifold ise bu değerlendirmelere katılmadığını belirterek, “hiçbir açıklama yapılmadan” görevden alındığını söyledi. Ayrılığının ardından yaptığı açıklamada Manifold, şirketteki “aşırı harcama” kültürünü de eleştirdi.

Geçtiğimiz yılın sonunda Financial Times, Aralık ayında görevinden ayrılan BP CEO’su Murray Auchincloss’un istifası öncesinde, iş modelinde radikal bir değişim konusunda ısrar eden Manifold ile defalarca karşı karşıya geldiğini yazmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Azak Denizi’ndeki saldırıda iki denizcinin daha naaşı bulundu

Yayınlanma

Azak Denizi’nde yük gemilerine düzenlenen insansız hava aracı saldırısında hayatını kaybeden Azerbaycan vatandaşı denizcilerin naaşlarına ulaşılırken, 19 mürettebatın tahliye süreci tamamlandı. Azerbaycan Dışişleri, saldırıda ölen dört vatandaşının kimliklerinin belirlendiğini ve cenazelerin kısa süre içinde ülkeye gönderileceğini duyurdu.

Azak Denizi’nde sivil gemilere yönelik düzenlenen saldırının ardından, hayatını kaybeden Azerbaycan vatandaşı iki denizcinin daha naaşına ulaşıldı.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, son bulgularla birlikte saldırıda yaşamını yitiren dört Azerbaycan vatandaşının tamamının naaşlarının bulunduğu bildirildi.

Bakanlık, kimlikleri tespit edilen denizcilerin 1969 doğumlu Gismet Aliyev ve 1981 doğumlu Fuad Orujov olduğunu açıkladı.

Hayatını kaybedenlerin naaşlarının, gerekli resmi prosedürlerin tamamlanmasının ardından önümüzdeki günlerde Azerbaycan’a nakledileceği belirtildi.

Cenazelere, nakil sürecinde Yeysk şehrine gelen iki refakatçinin eşlik edeceği kaydedildi.

Saldırıdan kurtulan diğer Azerbaycan vatandaşlarının durumuyla ilgili de bilgi paylaşan bakanlık, 19 vatandaşın halihazırda yola çıktığını duyurdu.

Tahliye edilen bu grubun 9 Haziran günü öğle saatlerinde Azerbaycan’a varması bekleniyor.

Saldırıya uğrayan gemilerde 25 Azerbaycan vatandaşı vardı

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın daha önce paylaştığı verilere göre, 5 Haziran gecesi Azak Denizi’nde Taganrog yakınlarında seyreden Natra ve Zircon adlı yabancı bandıralı iki kargo gemisi insansız hava araçlarının hedefi oldu. Saldırı sırasında gemilerde toplam 25 Azerbaycan vatandaşının görev yaptığı açıklandı.

Rusya makamlarından Azerbaycan’a iletilen ilk bilgilerde, saldırı sonucunda beş kişinin hayatını kaybettiği ve üç kişinin yaralandığı belirtilmişti.

Yaralanan denizcilerin Yeysk şehir hastanesinde tedavi altına alındığı ifade edildi. Azerbaycan tarafı, daha sonra yaptığı güncellemede hayatını kaybeden beş denizciden birinin Rusya vatandaşı olduğunun tespit edildiğini bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybeden Azerbaycanlı denizcilerin ailelerine ve yakınlarına taziye dileklerini iletti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Galuzin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Moskova’nın Karadeniz ve Akdeniz havzalarında sivil gemilere yönelik hava ve deniz dronlarıyla düzenlenen saldırıların arkasında kimlerin olduğuna dair bilgi sahibi olduğunu ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English