Ortadoğu
Filistinli mahkumlara Türkiye ve Katar ev sahipliği yapacak

İsrail ve Hamas arasında gerçekleştirilen ateşkes ve esir takası anlaşması kapsamında serbest bırakılan ve ardından Mısır’a sınır dışı edilen Filistinli cinayet hükümlülerinin Katar ve Türkiye tarafından kabul edileceği iddia edildi.
The Times of Israel’de yer alan habere göre ateşkes anlaşması kapsamında İsrail, en ağır suçlardan hüküm giymiş Filistinlilerin Gazze veya Batı Şeria’ya gönderilmemesi yönünde talepte bulunmuştu. Mısır, 70 mahkûmun geçici olarak kabul edilmesine onay verdi ve şu anda bu kişilerin Kahire’de olduğu belirtildi.
Bölge ülkelerinden bir yetkili ve bir Arap diplomatın verdiği bilgiye göre Türkiye bu hükümlülerden yaklaşık 15’ini almayı kabul etti. Katar’ın ise geri kalan mahkûmlara ev sahipliği yapması bekleniyor. Ancak görüşmelerin devam ettiği ve anlaşma kapsamında daha sonra serbest bırakılacak mahkûmların başka bir ülkeye yerleştirilmesi için de çalışmalar yapıldığı ifade edildi.
Yetkililer, Filistinli mahkûmların yerleştirileceği ülkeler konusunda İsrail ile koordinasyon içinde hareket edildiğini belirtti.
Ortadoğu
İsrail yapay zekayı yönlendirmek için sahte düşünce kuruluşu kurdu

İsrail hükümetinin yapay zeka sohbet botlarını yönlendirmek amacıyla kurdurduğu “Hanover Institute for Public Policy” adlı paravan düşünce kuruluşu ifşa oldu. ABD Adalet Bakanlığı kayıtları, hayali enstitünün on milyonlarca dolarlık geniş kapsamlı bir etki kampanyasının parçası olduğunu belgeledi.
The Guardian gazetesinin yayımladığı araştırma, İsrail hükümetinin yapay zeka sohbet botlarının yanıtlarını kendi lehine şekillendirmek amacıyla hayali bir düşünce kuruluşu üzerinden geniş çaplı bir dezenformasyon faaliyeti yürüttüğünü ortaya koydu.
Gerçekte fiziki varlığı bulunmayan ve “Hanover Institute for Public Policy” adıyla faaliyet gösteren internet sitesi, içeriklerin yapay zeka modelleri tarafından kaynak gösterilmesini sağlamayı hedefleyen ticari bir altyapı üzerine inşa edildi.
Söz konusu site; Filistinli tutuklulara yönelik işkenceler, İsrail ordusunun işlediği savaş suçları ve Gazze’deki Filistinlilerin kasıtlı olarak aç bırakıldığına ilişkin suçlamalar karşısında İsrail tezlerini tarafsız akademik araştırma kisvesi altında sundu.
New York merkezli medya prodüksiyon şirketi Piro Inc, 1938 tarihli Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası (FARA) kapsamında ABD Adalet Bakanlığına yaptığı bildirimde, Hanover Institute internet sitesini İsrail hükümeti adına yürüttüğü faaliyetler arasında kayda geçirdi. İncelemeler sonucunda enstitünün hiçbir ülkede veya yargı alanında tüzel kişiliğe sahip olmadığı, resmi bir adresinin bulunmadığı, sitede çalışan kadrosuna veya raporları hazırlayan yazarların kimliklerine yer verilmediği anlaşıldı.
Hakkında haberler çıkmasının ardından sitedeki finansman bildirimi değiştirildi. Başlangıçta yer alan dış finansman alınmadığı yönündeki beyanın yalnızca o metnin yazıldığı tarihte geçerli olduğu öne sürüldü.
Dokuz günde yarım milyondan fazla kelime yayımlandı
The Guardian’ın incelemesine göre Hanover Institute, 6-14 Ağustos tarihleri arasında ortalama 4 bin 500 kelimelik 124 rapor yayımladı. Dokuz günlük sürede üretilen toplam kelime sayısı 560 bini aştı. Üretimin zirveye çıktığı 12 ve 13 Ağustos tarihlerinde ise yaklaşık 354 bin kelimelik 73 rapor sisteme yüklendi.
Sitedeki 124 başlıktan 123’ü, kullanıcıların yapay zeka botlarına yöneltebileceği arama sorguları biçiminde hazırlandı. Başlıklar arasında “Antisiyonizm antisemitizm midir?”, “İsrail, Filistinlileri topraklarından sürdü mü?” ve “İsrail, Gazze’de soykırım mı yapıyor?” gibi ifadeler yer aldı.
Metinlere akademik güvenilirlik kazandırmak amacıyla Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler kurumları, Filistin Merkezi İstatistik Bürosu, Uluslararası Af Örgütü ve Soykırım Sözleşmesi gibi resmi belgelere ve kurumlara yoğun biçimde atıf yapıldı.
Siteyi inceleyen Quincy Institute araştırmacısı Nick Cleveland-Stout, platformun profesyonel bir tasarımla akademik kurum görünümü sunduğunu belirterek, “Tasarım, logolar ve diğer unsurlar iyi görünüyor. Fakat metinleri okudukça içeriklerin önemli bir bölümünün anlamlı olmadığını fark ediyorsunuz” dedi.
Raporlarda eleştiriler sistematik olarak etkisizleştirildi
Sitedeki metinler, uluslararası toplumun ve insan hakları örgütlerinin İsrail’e yönelik eleştirilerini geçersiz kılacak bir dille kurgulandı. İnsan hakları kuruluşlarının İsrail’in Gazze’de soykırım veya apartheid suçu işlediğine hükmettiği durumlarda, hazırlanan 20 raporda bu konuda henüz yetkili bir mahkemenin nihai hüküm vermediği vurgulandı.
Can kayıpları ve bölgeye giren insani yardım miktarlarına ilişkin veriler ise 55 ayrı raporda “taraflardan birinin iddiası” şeklinde nitelendirildi. Bu niteleme hem İsrail hem de Filistin makamlarının verileri için ortak kullanılarak Gazze’deki fiili duruma ilişkin hiçbir bilginin kesin olarak doğrulanamayacağı algısı oluşturuldu.
İngiliz, Fransız ve Alman medya organlarının Facebook sayfalarındaki antisemitik yorumları ele alan 2022 tarihli bağımsız bir araştırmaya, 124 raporun 88’inde toplam 454 kez atıfta bulunuldu. Bu çalışma; işgal altındaki Filistin topraklarındaki tapu kayıtlarından AIPAC’ın ABD medyasındaki ağırlığına, Gazze’deki can kayıplarından 1948 Nekbe sürecine kadar konuyla ilgisiz alanlarda meşrulaştırma aracı olarak kullanıldı.
Cleveland-Stout, “Neredeyse her yazı, bu konudan söz etmenin antisemitizme katkıda bulunabileceği imasıyla sona eriyor. Ardından İngiltere’deki Facebook yorumlarıyla ilgili araştırmayı metne ekliyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Yapay zekanın eğitim verileri hedeflendi
Sitenin kaynak kodlarında, yapay zeka tarayıcılarına içerik haritası sunan “llms.txt” dosyasının yer aldığı saptandı. Dosyanın enstitüye özel olmadığı, internet sitelerinin ChatGPT, Perplexity, Claude ve Gemini gibi modeller tarafından kaynak gösterilmesini sağlayan Res platformuna ait standart bir yapı taşıdığı anlaşıldı.
Res platformunun kurucusu Hai Tran, Piro’nun ABD Adalet Bakanlığı kayıtlarında “dijital stratejist” ve alt yüklenici sıfatıyla yer alıyor. Piro şirketi, yapay zeka modellerinin güvenilir kabul edeceği içerikler üreterek bunları farklı internet siteleri üzerinden dolaşıma sokmayı taahhüt ediyor.
Cleveland-Stout, operasyonun nihai amacının içeriklerin sohbet botlarınca anlık kaynak gösterilmesinden öte, yapay zeka modellerinin temel eğitim verilerine sızmak olduğunu vurguladı. Böylece yapay zeka sistemleri, gelecekte bu anlatıları kaynak belirtmeden doğrudan kendi bilgisi gibi sunabilecek.
Aynı operasyonel ağda bulunan Clock Tower X şirketine ait yedi internet sitesinin, yapay zeka geliştiricilerine veri sağlayan Common Crawl platformunun temmuz ayı dizininde 294 kez yer aldığı belirlendi. Hanover Institute içeriklerinin ise tarama sonrasında yayımlanması sebebiyle henüz bu dizine girmediği kaydedildi. The Guardian’ın gerçekleştirdiği testlerde ChatGPT’nin Hanover Institute raporlarına bağlantı verdiği, ancak kurumun finansman yapısı ve kuruluş gerekçesine ilişkin tartışmalara da dikkat çektiği görüldü.
On milyonlarca dolarlık kamu diplomasisi ağı
FARA kayıtlarına göre Piro şirketi, İsrail hükümeti adına yürüttüğü faaliyetler kapsamında iki ayrı iş emriyle toplam 1 milyon dolarlık sözleşme imzaladı. Piro ve Clock Tower X, Frankfurt merkezli Havas Media Germany şirketinin alt yüklenicisi olarak çalıştı.
ABD resmi kayıtları, Havas Media’nın Ekim 2025 ile Mart 2026 arasındaki dönem için Clock Tower X ve Targeted Communications Global şirketlerine yaklaşık 24,9 milyon dolar aktardığını gösterdi. Havas ile bir Amerikan şirketi arasındaki sözleşmede, “GPT konuşmalarında çerçeveleme sonuçları üretmek için internet siteleri ve içeriklerin devreye alınması” maddesi yer aldı.
İsrail hükümetinin resmi reklam ajansı LaPam, Havas iştiraklerine ihale açılmaksızın yüksek bütçeli projeler verdi. Bu kapsamda Mart 2023’te yurt dışı medya faaliyetleri için 58,3 milyon dolarlık bir sözleşme imzalandı. Ancak Havas’ın Amerikan şirketlerine 24,9 milyon dolar ödediği döneme ait güncel bir sözleşme kamuya açık kayıtlarda yer almadı.
Proje bütçesinin bir kısmı sosyal medya operasyonlarına yönlendirildi. Targeted Communications Global tarafından yürütülen ve finansmanının LaPam tarafından karşılandığı belirtilen “Freedom Not Terror” kampanyasının YouTube videosu 28,1 milyon izlenmeye ulaştı.
The Guardian; Piro, Havas Media ve LaPam yetkililerine iddiaları sordu ancak haberin yayımlandığı tarihe kadar kurumlardan herhangi bir yanıt gelmedi.
İsrail içinde bütçe tartışmaları ve düşen destek oranları
Kampanyanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı İsrail yönetiminde tartışma konusu oldu. İsrailli bir yetkili Ynet’e yaptığı değerlendirmede, “Hükümet çok para ödedi ancak durum daha da kötüleşti” ifadesini kullandı. Başka bir yetkili ise eski ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale’e atıfta bulunarak, “Durumu iyileştirmesi gerekiyordu. Ona çok para ödedik. Peki bu parayla ne yaptı?” dedi.
Eleştirilere karşın İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, ülkenin tüm uluslararası kamu diplomasisi faaliyetleri için 181,6 milyon dolar bütçe ayırdı. Sa’ar, 2026 ve 2027 yılları için 666,3 milyon dolarlık ilave kaynak tahsis etti.
Yürütülen kampanyalara rağmen ABD kamuoyunda İsrail’e verilen destek geriledi. Gallup verilerine göre Amerikalıların Filistinlilere duyduğu sempati ilk kez İsraillilerin önüne geçerken, İsrail’in yanında yer alanların oranı yüzde 36 seviyesinde kaldı. Pew araştırması Amerikalıların yüzde 60’ının İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösterdi. AP-NORC anketinde ise katılımcıların yüzde 31’i, Demokrat Partililerin ise yüzde 52’si İsrail’in Gazze’deki askeri harekatını soykırım olarak tanımladı.
Araştırmacı Cleveland-Stout, İsrailli yöneticilerin siyasi açmazları pazarlama sorunu olarak gördüğünü belirtti. Bu tutumu İsrailli siyasetçi Yossi Sarid’in “Hasbara her zaman tüm başarısızlıkların sığınağıdır” sözüyle açıklayan Cleveland-Stout, yapay zeka modellerinin hükümetler tarafından manipüle edilmesinin artık yeni bir gerçeklik haline geldiği uyarısında bulundu.
İsrail Dışişleri Bakanlığı ABD’de herhangi bir etki operasyonu yürütülmediğini savundu. Piro’nun kurucu ortağı Daniel Rosenberg ise şirketin İsrail hakkındaki dezenformasyonla doğrulanabilir veriler üzerinden mücadele etmekle görevlendirildiğini öne sürdü.
Ortadoğu
Likud, Netanyahu ile Eisenkot arasında “rotasyonlu” başbakanlığı değerlendiriyor

Likud partisi ve Binyamin Netanyahu’nun yakın çevresinde yetkililer, dar bir koalisyonun kurulmasının imkânsız olduğu ve siyasi sistemin bir çıkmaza girdiği senaryoyu analiz ediyorlar.
Jerusalem Post’ta yer alan habere göre böyle bir senaryoda, Likud yetkilileri tarafından tartışılan seçeneklerden biri, Netanyahu ile Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot arasında görev dönüşümünün yapılacağı geniş bir koalisyon hükümeti.
Bu aşamada analistleri meşgul eden asıl soru, Netanyahu’nun Eisenkot’u kendisiyle birlikte bir dönüşümlü hükümet kurmaya ikna etmek için ne sunabileceği ve Netanyahu-Benny Gantz hükümetindeki emsali takip ederek, bu kez dönüşümlü yönetim anlaşmasına uyulacağına onu nasıl inandırabileceği.
Likud’un kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerinde gündeme getirilen olasılıklar arasında, Netanyahu’yu gelecekte cumhurbaşkanlığına aday göstermek de yer alıyor.
Bu, hem Netanyahu için üzerinde anlaşmaya varılmış bir siyasi çıkış yolu hem de başbakanlığın nihayetinde Eisenkot’a geçeceğine dair siyasi bir garanti yaratacak.
Bu aşamada bunlar, seçimler öncesinde Netanyahu’nun “geniş koalisyon” kampanyasını çevreleyen stratejik değerlendirmeler ve senaryo analizleri.
Likud yetkilileri, Netanyahu’nun 61 sandalyeye ulaşamadan seçimi tamamlayabileceğine inanıyor, fakat aynı zamanda muhalefet bloğunun da hükümet kurmak için yeterli sandalyeye sahip olamayacağı ihtimaline de güveniyorlar.
Her iki taraf da koalisyon kuramazsa, yetkililer, yeni bir seçimin önlenmesi yönündeki baskının bir birlik hükümeti olasılığını yeniden gündeme getirebileceğini tahmin ediyor.
Eisenkot, eğer Netanyahu karşıtı blokta büyük bir güçün başında seçime girerse, böyle bir hamlenin başlıca potansiyel ortaklarından biri olarak görülüyor.
Likud’da tartışılan senaryoya göre, olası senaryolardan biri, Netanyahu’nun rotasyon kapsamında ilk olarak başbakanlık görevini üstlenip, daha sonra bu görevi Eisenkot’a devretmesi.
Ne var ki böyle bir adımın önündeki en bariz engel, 2020 yılında Gantz ile kurulan dönüşümlü hükümetin yol açtığı güven krizi.
Eisenkot’un, o dönemde Gantz’ın bulunduğu durumun aynısına düşmemesini sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyacı olacak. Yani, hiçbir zaman hayata geçirilmeyen bir dönüşümlü hükümet anlaşmasının ortağı olmak.
Bu bağlamda, tartışmalarda cumhurbaşkanlığı olasılığı da gündeme geliyor. Bu senaryoya göre, liderlik devri tarihi, Isaac Herzog’un görev süresinin sona ermesinin ardından Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Konutu’na taşınmasıyla bağlantılı olabilir.
Bu olasılığı gündeme getirenler, böyle bir adımın Netanyahu’ya başbakanlık görev süresinin sona ermesinden sonra üzerinde mutabık kalınmış bir siyasi hedef sunabileceğine inanırken, aynı zamanda Eisenkot’a da görev dönüşümünün gerçekleşeceğine dair daha fazla güven vereceğini düşünüyorlar.
Likud içinde bile yetkililer, cumhurbaşkanlığı senaryosunun henüz kesinleşmiş bir plan olmaktan uzak olduğunu vurguluyor ve bazıları bunu uzak bir olasılık olarak nitelendiriyor.
Bununla birlikte, bu konu, güven sorununu aşabilecek bir mekanizma bulma çabalarının bir parçası olarak şimdiden tartışılmaya başlandı.
Likud içinde dile getirilen bir değerlendirmeye göre, cumhurbaşkanlığı senaryosu gelecekte gündeme gelirse, Netanyahu’nun ceza davasının sonuçlandırılması gerekecek.
Hukuki açıdan bakıldığında, bu tartışmalardaki argüman, yargılanan bir kişinin başkanlığa aday olmasını engelleyen otomatik bir hukuki engel bulunmadığı yönünde.
Asıl karmaşık mesele ise kamuoyu ve siyaset boyutunda olacak.
Bu senaryoyu gündeme getirenler, Netanyahu’nun başbakanlık görevini sona erdirecek ve istikrarlı bir hükümetin kurulmasına imkân tanıyacak daha kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak, böyle bir adımın kamuoyuna sunulmasının da mümkün olacağına inanıyorlar.
Bu tartışma, Netanyahu’nun son haftalarda “geniş bir hükümet” kurulması gerekliliği konusunda savunduğu çizgiyi de açıklıyor.
Likud yetkilileri, Netanyahu’nun 61 sandalyeli sağcı bir hükümetin garantili bir sonuç olmadığını anladığını ve bu nedenle seçimlerden sonra muhalif kamptan isimleri hükümete dahil etme olasılığına yönelik kamuoyu ve siyasi zemini önceden hazırlamanın önemli olduğuna inandığını tahmin ediyor.
Sonuçlar, hiçbir bloğun çoğunluğa sahip olmadığını gösterirse, Netanyahu, seçmenlerin her iki tarafa da kesin bir zafer vermediğini ve bu koşullar altında halkın büyük bir kesimini hükümetin dışında bırakmanın hiçbir gerekçesi olmadığını savunabilir.
Fakat Gantz örneği, gelecekteki tüm tartışmaların merkezinde yer almaya devam edecek. Likud yetkilileri, Netanyahu’nun siyasi vaadinin tek başına yeterli olmayacağını biliyor.
Bu nedenle, cumhurbaşkanlığı fikrinin yanı sıra siyasi tartışmalarda daha pratik mekanizmalar da inceleniyor: bütçe ve güvensizlik oylamalarıyla ilgili taahhütler, anlaşmanın ihlal edilmesini zorlaştıracak yasal mekanizmalar ve hatta Netanyahu’nun taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda devreye girecek şekilde bir mütevelliye istifa mektubunun teslim edilmesi olasılığı.
Likud yetkilileri ayrıca, böyle bir senaryo ile Netanyahu-Gantz hükümeti arasındaki temel bir farka da işaret ediyor.
Seçim sonuçları Netanyahu’ya bağımsız bir çoğunluk sağlamaz ve hükümeti ayakta tutmak için Eisenkot’a güvenmek zorunda kalırsa, bu bağımlılık başlı başına garanti sisteminin bir başka unsuru haline gelecek.
Ortaklığın feshedilip alternatif bir koalisyon kurulabileceği bir durumun aksine, bu senaryoda anlaşmanın ihlali tüm hükümetin düşmesine yol açabilir. Likud’un kazanacağı sandalye sayısı da belirleyici olacak.
Likud yetkilileri, mevcut beklentiler ışığında Netanyahu’nun 25-26’dan fazla sandalye kazanmasının, hükümet kurulurken göz ardı edilemeyecek büyük bir siyasi kampın lideri olarak kalabileceğini savunmasına olanak tanıyacak bir başarı olarak sunulacağını tahmin ediyor.
Buna karşılık, önemli ölçüde daha zayıf bir sonuç, rotasyonda ilk sırayı talep etme yeteneğine zarar verecek ve gelecekteki müzakerelerde güç dengesini değiştirecek.
Ortadoğu
İsrail basını Filistin Yönetimi’nin silahlandığını iddia etti

Israel Hayom gazetesi, Filistin Yönetimi’nin tanksavar silahları, roketatarlar ve ağır makineli tüfeklerle donanarak askeri kapasitesini artırdığını ve bu durumun Tel Aviv’de alarma yol açtığını ileri sürdü. Açık kaynak istihbarat verilerine dayandırılan haberde silahların İsraillilere çevrilmesinden endişe edildiği savunulurken, işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimci şiddeti ve zorla yerinden etmeler devam ediyor.
İsrail gazetesi Israel Hayom, Filistin Yönetimi’nin tanksavar silahları, roketatarlar, ağır makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfeklerinden oluşan bir cephanelik kurduğunu ve askeri kapasitesini artırdığını ileri sürdü.
Haberde, Tel Aviv yönetiminin söz konusu silahların gelecekte İsraillilere çevrilmesi ihtimali nedeniyle yüksek alarma geçtiği aktarıldı.
Behind the Scenes OSINT Cell adlı açık kaynak istihbarat grubunun verilerine dayandırılan haberde, Filistin Yönetimi’nin olası bir topyekûn savaş için önemli miktarda silah ve kaynak biriktirdiği iddia edildi.
Filistin Yönetimi’nin cephaneliğinde tanksavar silahları ile eğitimlerde yararlanılan RPG-7 roketatarların yer aldığı öne sürüldü.
Haberde ayrıca, Ulusal Güvenlik Taburları’nın kesintisiz ve yoğun ateş gücü sağlamak amacıyla 7,62 milimetrelik PKM ağır makineli tüfekleri yaygın şekilde kullandığı savunuldu. Standart M16’lar ile diğer bazı tüfeklerin ise uzaktan hassas atış yapabilmeleri amacıyla dürbünlerle donatılarak uzun menzilli keskin nişancı tüfeklerine dönüştürüldüğü kaydedildi.
Israel Hayom, Filistin Yönetimi’nin askeri kapasitesindeki bu artışın Oslo Anlaşmaları’nı ihlal ettiğini öne sürdü. Buna karşılık İsrail’in 1993’te imzalanmasından bu yana aynı anlaşmayı ihlal ettiği ve bu ihlaller neticesinde işgal altındaki Batı Şeria’nın mevcut İsrail hükümetinin hızla genişlettiği yasa dışı yerleşimlerle kuşatıldığı biliniyor.
Gazetede yer alan değerlendirmede şu ifadelere yer verildi:
“Filistin güvenlik teşkilatı artık Oslo Anlaşmaları’na aykırı biçimde zırhlı araçlar ve keskin nişancı tüfekleriyle donatılmış durumda. Eriha’dan gelen görüntülerde Filistin güçlerinin savaş tatbikatlarında RPG ve ağır makineli tüfeklerle ateş açtığı görülüyor. Filistin Yönetimi neye hazırlanıyor?”
Özel bilgilere dayandırılan haberde, diplomatik yetkililerin Yahudiye ve Samiriye’de silahların İsraillilere çevrilebileceği bir senaryodan giderek daha fazla kaygı duyduğu, bu ihtimal dahilinde Filistin Yönetimi güçlerinin kendilerine devlet tarafından sağlanan cephaneliği İsraillilere karşı kullanabileceği ileri sürüldü.
İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırımı sürerken, Filistin güçlerinin savaş sonrasında Gazze Şeridi’nin yönetimini üstlenmeye yönelik hazırlıklar kapsamında Mısır’dan askeri destek ve eğitim aldığı bildiriliyor.
Tüm bu iddialara karşın Filistin Yönetimi ve güvenlik güçleri, İsrail ile kapsamlı güvenlik koordinasyonunu büyük ölçüde devam ettiriyor.
Ramallah yönetimi, gerçekleştirdiği baskınlar ve gözaltı operasyonları aracılığıyla İsrail’in direniş gruplarına yönelik adımlarına önemli ölçüde destek sağladı.
Bununla birlikte Filistin Yönetimi ve Fetih içindeki bazı unsurlar, özellikle Aksa Şehitleri Tugayları, İsrail işgaline karşı silahlı direnişi sürdürüyor.
Hamas ve Filistin İslami Cihad hareketiyle bağlantılı direniş grupları da işgal altındaki Batı Şeria’da varlık göstermeye ve faaliyetlerine devam ediyor.
Öte yandan İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu’ndan bu yana yüz binlerce yasa dışı yerleşimciyi askeri nitelikteki tüfeklerle silahlandırma kampanyasına öncülük etti. Söz konusu yerleşimciler Filistinlilere yönelik saldırılarını artırırken hemen her gün yeni yerleşim karakolları kurma girişiminde bulunuyor.
İsrail ordusunun Batı Şeria’daki komutanı, yerleşimci şiddetine dikkati çekerek, “Son iki yılda Filistin kaynaklı terörün boyutunda önemli bir düşüş yaşandı. Ancak her şeyi bir anda ateşleyebilecek tek bir kibrit var: Milliyetçi saiklerle işlenen suçlar” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail ordusu yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapsa da sahada saldırıları engellemeye yönelik adım atmıyor ve çoğu zaman bu eylemlere alan açıyor.
İsrail ordusu, 2025’in başından bu yana Batı Şeria’daki mülteci kamplarından on binlerce Filistinliyi zorla yerinden etti. Yüzlerce ev yıkılırken, yasa dışı yerleşimler İsrail hükümetinin onayladığı yasalarla hızla genişletiliyor.
Tel Aviv’in söz konusu adımları, işgal altındaki Batı Şeria’nın fiilen ilhak edilmesi anlamına geliyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Görüş2 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında












