Avrupa
Fransa’da isyan: Sonuçlar ve olasılıklar

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu hafta başında 220 seçilmiş belediye başkanı ile bir araya geldi. Bazı belediye başkanları, özellikle de sağa yakın olanlar, 17 yaşındaki Cezayir asıllı genç Nahel’in polis tarafından öldürülmesinin ardından başlayan olayları bastırmada Paris’in yetersiz kaldığını düşünüyordu. İçişleri Bakanlığı açıklamasına göre gösteriler boyunca toplamda 99 belediye binası saldırıya uğramıştı. Fransız Belediye Başkanları Birliği (AMF) Başkanı David Lisnard, ‘kentsel ayaklanma’ terimini kullanarak, bunların daha sonraki yıllarda da yaşanacağını söylüyor ve ekliyordu: “Bu da elbette düzeni yeniden tesis etmek için derhal harekete geçilmesini ve otoritenin yeniden tesis edilmesini gerektiriyor ki ben de size bunu söylüyorum ve aynı zamanda son otuz yıldır yapılandan tamamen farklı, derin bir çaba da gerekiyor.”
Sosyal medyayı kısıtlama fikrini de bu toplantıda ortaya attı Macron. Fransa Cumhurbaşkanı, “İşler çığırından çıktığında, belki de [sosyal medyaya] erişimi düzenlemek ya da kesmek gerekebilir,” diyordu. İçişleri Bakanlığı, Fransa’nın interneti keseceğine ilişkin yaygın dedikodular için ‘sahte haber’ açıklaması yapmak zorunda kalmış ve bunun Fransa’da ‘yasadışı’ olduğunu savunmuştu. Ama belli ki cin şişeden çıkmıştı. Siyasi kariyerine 1970’li yıllarda troçkist olarak başlayan, sonrasında bir süre Sosyalist Parti’ye katılan ve nihayetinde bir dönem Jean-Marie Le Pen’in liderlik ettiği Ulusal Cephe’nin desteğiyle 2014 yılında Béziers belediye başkanı seçilen ve 2022 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Marine Le Pen’i destekleyen Robert Ménard, Macron’un toplantıda sarf ettiği sözleri kamuoyuna ilan ediyordu: Cumhurbaşkanı, Snapchat, TikTok, Instagram gibi sosyal medya platformlarına erişimin kesilmesini önermişti.
‘Artan şiddet olayları’ yeni mi başladı?
Belediye binalarının ve bazı belediye başkanlarının isyan sırasında saldırıya uğramasına Fransız devletinin bulduğu çözüm, yerel yöneticilere merkezi yönetim kalkanını genişletmek. Yerel ve bölgesel yönetimlerden sorumlu bakanı Dominique Faure, başta belediye başkanları olmak üzere yerel seçilmiş yetkililerin daha iyi korunması için hükümetin 5 milyon avro ayıracağını açıkladı. Le Monde’a verdiği mülakatta Faure, yerel seçilmiş yetkilileri destekleme planını özetleyerek, daha iyi fiziksel ve yasal korumalar için finansmanın yanı sıra belediye başkanları için psikolojik desteği de içeren 12 önlem alınacağını söyledi.
Bu önlemler arasında yerel yöneticilerle savcılar arasındaki ilişkiyi güçlendirmek, yerel yöneticilerin yasal ve mali korumasını artırmak gibi maddeler yer alıyor. Bakan, sonbaharda Fransa parlamentosuna, yerel seçilmiş yetkilileri taciz etmekten suçlu bulunanlar için ‘ağırlaştırılmış’ bir suçlama yaratacak ve hakimlerin bu kişilere daha ağır cezalar vermesini sağlayacak bir yasa sunulacağını da sözlerine ekledi.
Paris’in L’Häy-les-Roses banliyösünün belediye başkanı Vincent Jeanbrun’un evi gösteriler sırasında hedef alınmıştı. Yerel yönetimlere merkezi denetimin artırılmasının başlıca gerekçelerinden biri de bu. Fakat ‘artan şiddet olayları’ Nahel isyanının öncesine dayanıyor. Saint-Brevin-les-Pins Belediye Başkanı Yannick Morez, evinin kundaklanmasının ardından görev süresini erken tamamlamıştı. Kasabasında kurulması planlanan sığınmacı merkezi nedeniyle sağcıların hedefi haline gelen Morez, 9 Mayıs günü istifa etmişti. İstifa nedeni, protesto gösterisi düzenleyen sağcı grupların evinin önünde çıkardığı yangındı. Morez, istifa mektubunda, özellikle evinin yanması ve devlet desteğinin eksikliği nedeniyle bu kararı aldığına işaret etmişti.
Anaakımlaşan sağ, sağcılaşan anaakım
Başını göçmen kökenli gençlerin çektiği son isyan dalgasındaki hem haklı, hem kör şiddetin başta Ulusal Birlik olmak üzere Fransız sağı tarafından kullanılması bu nedenle ‘samimi’ olmaktan uzak. Fransa’da şiddet 28 Haziran’da ve göçmenlerle başlamadı; bundan sonra da tek kaynağı bu olmayacak. Örneğin Nahel’in öldürülmesinden çok kısa bir süre önce, 14 Haziran’da, 19 yaşındaki Gineli göçmen Alhoussein Camara Fransa’nın güneybatısındaki Angoulême kasabasında işe giderken polis memurları tarafından durdurulmaya çalışıldı ve nihayetinde göğsünden vurularak öldürüldü. Camara’nın avukatları, Nahel sonrası patlayan tepkinin neden Gineli göçmen için gösterilmediğini şaşkın içinde merak ediyorlar. Bu genç depo işçisinin katline neden sessiz kalındığının şu anda bir önemi yok. Önemli olan, karşı-şiddetin olmadığı örneklerin varlığına rağmen Afrikalı göçmenlere muamelenin pek değişmemesi.
Bununla birlikte, Fransa’da ve genel olarak Avrupa’da, avro bölgesindeki krizin ardından öne sürülen kemer sıkma politikalarına karşı başlayan ‘popülist’ tepkinin anaakımlaşma sürecinin yeni bir aşamaya geçtiğini söylemek mümkün. Bunun tersi de doğru; Avrupa’da ‘merkez’ olarak bilinen siyaset yelpazesinin son on yılda hızla kendi sağındaki unsurlara yanaşmaya başladığını görüyoruz. Macron yönetiminin Marine Le Pen ve partisi tarafından ‘bir avuç haydutu engelleyememek’ ile suçlanması, başta Fransız Komünist Partisi (PCF) olmak üzere parlamenter solun ‘şiddetle arasına mesafe koyması’ ve hatta yer yer karşısına alması, ‘kanun ve nizam’ın temsilcisi olarak Ulusal Birlik’i gitgide ön plana çıkarıyor.
Göçmen meselesi elbette bu tabloda önemli bir yer tutuyor; ama yalnızca bir parça. Tablonun diğer unsurları arasında, Fransa’nın gerileyen ve gerilemeyi durduramayan bir emperyalist güç olarak iktisadi olarak en büyük rakibi Almanya’ya bir türlü ayak uyduramaması da yer alıyor. Fransız sermayesi, Alman ‘rakibi’ karşısında bir hayli verimesizleştiğini düşünüyor; işgücü maliyetlerini hâlâ çok yüksek buluyor; resmi haftalık çalışma saatleri AB’nin neredeyse en altında; ‘teknolojik atılım’ için gereken nitelikli işgücünü bulmak için çırpınıyor (hâlâ bulamadı); ve şu ya da bu boyutta bir militan sendikacılık rahatsızlık vermeye devam ediyor.
Ulusal Verimlilik Konseyi’nin 2019 yılında yayınladığı bir rapor, Fransa’da düzenin içinde bulunduğu fasit daireyi özetliyor. Rapor, okuldan ayrılanlar arasında beceriler açısından büyük bir uçurum olduğunu, yüksek performans gösterenlerin Avrupa ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu ama düşük performans gösterenlerin (ezici çoğunluğu daha az varlıklı ailelerden gelenler) AB ve OECD ortalamalarına göre önemli ölçüde daha kötü performans gösterdiğini belirtiyor. Bir başka çarpıcı veri, aslında uzunca bir süre Almanya ile başa baş giden işgücü verimliliğinin 1990’larla birlikte düşmeye başlaması. Rapora göre, “Fransız işgücünün becerileri OECD ortalamasının altındadır ve herhangi bir iyileşme belirtisi görülmemektedir.”
Emeklilik reformu, göçmen sorunu ve sağın yükselişi gibi meseleleri bu ‘Fransız gerileyişi’ üzerinde değerlendirmek gerekiyor. Almanya ‘nitelikli göçmen emeği’ni seçip seçip alırken, Fransız sağcılarına göre ülkelerine ‘çer-çöp’ kalıyor. Zaten tüm bu ihtiyaçlar nedeniyle, Le Pen’in partisi göçün tamamen ortadan kaldırılmasını değil, yıllık kotasının düşürülmesini istiyor. Eski Fransız sömürgelerinde yaşayanlara çifte vatandaşlık hakkının tanınmaması da bu kapsamda yer alıyor. Afrika’dan Fransa’ya işçi göçü, ‘feasible’ bulunmuyor.
Bu kapsamda Ulusal Birlik’in Adalet Bakanlığı’nın bütçesinin artırılmasını istemesi, yeni cezaevleri inşa edilmesini savunması, polisin ‘meşru savunma hakkı’nı koruması ve yine polisin telefon dinleme ve internet iletişimini denetleme yetkilerini genişletmesini talep etmesi göçmen sorunundan ibaret olmayan bir yeniden düzenleme arzusuna işaret ediyor. Bunun hukuki karşılığının eski usül yerli-sömürge ayrımının yer aldığı ‘sömürge hukuku’ olması muhtemel.
Yeni merkantilizmin iktidara yürüyüşü
Burada esas mesele, uluslararası durum. Fransa’da ‘kanun ve nizam’ın en büyük koruyucusu olarak öne çıkan Ulusal Birlik’in şansı yükseliyor. Buna, ikna edici bir iktisadi programın da eşlik etmesi gerekir.
Bu program, ‘Bidenomics’ adı altında ABD’de yükseliyor. Ulusal Birlik’in programında yer alan Fransa’nın yeniden sanayileşmesi, Fransız üreticileri korumak için ithalat tarifelerinin artırılması, KOBİ’ler için faiz indirimi, vergilerin düşürülmesi de prestijini artıran yeni merkantilist düşüncenin Fransa’da ağaçtan düşecek kadar olgunlaştığına işaret ediyor. Ülkenin ticaretinin yüzde 60’ından fazlasının AB içinden geldiği düşünüldüğünde, basit bir ‘otarşik’ anlayışın işe yaramayacağı görülüyor; zaten Le Pen’in de ‘korumacılık’ın ötesinde böyle bir planı yok. Macron’un, üzerine ne kadar düşündüğü tartışmalı, ‘Avrupa’nın stratejik özerkliği’ iddiasının da bu bağlamda ‘Avrupa Ulusal Federasyonu’ öneren Ulusal Birlik’in önündeki taşları temizlediğine işaret etmeliyiz.
Üstelik bu konuda Ulusal Birlik’in yalnız olmadığını da hatırlatmalıyız. İsyanlar boyunca, Nicolas Sarkozy’nin kurucusu olduğu Les Républicains (LR) yetkilileri, etno-milliyetçiliğin gazına bastılar. Örneğin LR’nin Senato grubu lideri Bruno Retailleau, 5 Temmuz’da Franceinfo radyosuna verdiği demeçte, “[İsyancılar] Elbette Fransızlar ama kimliklerinden dolayı Fransızlar. Ne yazık ki ikinci, üçüncü nesilde etnik kökenlere doğru bir gerileme söz konusu,” diye konuştu. ‘Merkez’ sağın, bunu seçmenini Le Pen’e kaptırmamak için yaptığı iddia ediliyor. Ama bu fazlasıyla basit bir çıkarım olur. Anaakımın ya da ‘merkez’in sağcılaşması, sağın da önünü açıyor.
Nitekim LR Başkanı Eric Ciotti, isyancıları ‘barbarlar’ olarak tanımladıktan sonraki birkaç gün içinde güvenlik ve göç karşıtı tekliflerde bulundu. Önlemler kataloğu, Le Pen’inkilerle çarpıcı bir benzerlik taşıyordu: Cezaevi kapasitesini keskin bir şekilde arttırmak, cezai sorumluluk yaşını 16’ya düşürmek, suçluların ebeveynlerine verilen yardımları kaldırmak ve çifte vatandaşlığa sahip suçluların Fransız vatandaşlıklarını ellerinden almak.
Le Pen’in ‘Melonileştirilmesi’
Geriye ise Le Pen’in ‘Melonileştirilmesi’ kalıyor. Bunun Avrupa çapında bir kurgu gerektirdiği açık. 2024 yılındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri bu bakımdan hayli kritik. İtalyan Meloni’nin bağlı bulunduğu Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular (ECR) grubu ile Le Pen’in bağlı olduğu Kimlik ve Demokrasi (ID) grubu arasındaki temasların ittifakla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı, gidişata ilişkin fikir verecektir. ‘Merkez’ sağ Avrupa Halk Partisi’nin (EPP), Alman Hıristiyan Demokratların da zorlamasıyla ID’ye kapıları kapatmasının sonuçları da belli olacaktır.
Fransız isyanının ve bunun özellikle Almanya’ya etkilerinin, Avrupa’daki sağın geleceğine ilişkin kritik önemde olduğunu kabul etmeliyiz. ABD’nin iktisadi siyaseti ve Demokratlar ile Cumhuriyetçilerin birbirine iktisadi planda yakınlaşma ihtimali, Avrupa’da da yeni merkantilist-korumacı sağın yükselişine kan taşıyacaktır. Pleblerin programsız isyanı, cehennemin kapılarını açabilir.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor











