Avrupa
Fransa’da sağcılar kamu medyasını tasfiye etmek istiyor

Fransa kamu televizyonu France Télévisions Üst Yöneticisi Delphine Ernotte, sağcı Ulusal Birlik partisinin iktidara gelmesi halinde kamu yayıncılığını özelleştirme vaadini yerine getirmesinin bu kurumları tamamen ortadan kaldıracağını açıkladı. Marine Le Pen ve müttefiklerinin devlet medyasını ilerici gündemi yaymakla suçladığı süreçte, kamu yayıncılığının geleceği cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tartışmaya açıldı.
Fransa’da sağcı Ulusal Birlik partisi lideri Marine Le Pen iktidara yaklaşırken, kamu yayıncısı France Télévisions (France TV) Üst Yöneticisi (CEO) Delphine Ernotte, partinin kamu medyasını özelleştirme vaadinin gerçekleşmesi durumunda Fransız kamu medyasının yok olacağı uyarısını yaptı.
Ernotte, Politico’ya verdiği özel röportajda, “Fransa’da kamu yayıncılığıyla ne yapmayı planladığını açıkça söyleyen bir siyasi parti var: Özelleştirmek, ki bu gerçekte onu ortadan kaldırmak anlamına geliyor” dedi.
Marine Le Pen ve müttefikleri, Fransız devletini vergi mükelleflerinin parasını ilerici bir gündemi teşvik eden haber yayınlarını ve kültürel içerikleri finanse etmek için kullanmakla suçluyor.
Anketlerin Le Pen’i gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaya yakın gösterdiği bu dönemde, Ulusal Birlik’in devlet tarafından finanse edilen medyayı özelleştirme veya dağıtma vaadi, gerçeğe dönüşmeye hiç olmadığı kadar yakın duruyor.
Avrupa genelindeki duruma değinen Ernotte, “Populist rejimlerde basın özgürlüğü bir tehdit olarak görülür. Bu yüzden kamu hizmetlerini farklı yollarla ele geçirmeye çalışırlar. İtalya’da yöneticileri atıyorlar, Çek Cumhuriyeti’nde ise finansmanı kesiyorlar” ifadelerini kullandı.
Ernotte bu sözleriyle, İtalyan devlet televizyonu RAI’ye yönelik siyasi müdahale iddialarına ve Prag yönetiminin kamu yayıncılığı lisans ücretlerini kaldırma girişimlerine atıfta bulundu.
Kanalın Seine Nehri’ne bakan genel merkezinde konuşan Ernotte, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un görev süresi gelecek yıl sona erdiğinde Elysée Sarayı’nda kimin oturacağından bağımsız olarak, odak noktasının France TV’yi gelecekteki başarılara hazırlamak olduğunu dile getirdi.
Ernotte, “Benim işim siyasi değil. Görevim, sağdan sola kadar tüm siyasi görüşlere saygı duyarak bu bağımsız şirketi çalışır vaziyette tutmaktır” dedi.
Eski bir telekomünikasyon yöneticisi olan Ernotte, 2015 yılında France TV’nin yönetimini üstlendi ve devlet kontrolündeki yayıncıyı televizyon ile dijital yayın platformlarında ayda 45 milyon tekil ziyaretçiye ulaşan bir dev haline getirdi.
“Dix pour cent” (Call My Agent) gibi popüler yapımlara imza atan medya şirketinin ana haber bülteni, Ernotte’un ifadesine göre alanında en çok güvenilen yayın olarak kabul ediliyor.
Buna karşın France TV, geleneksel özel medya şirketleri ve yeni nesil dijital yayın platformlarıyla zorlu bir izleyici rekabeti yürütüyor.
Hızla değişen medya ortamında bütçe dengesini korumakta zorlanan kurum hakkında, Fransa Sayıştayı tarafından geçen yıl hazırlanan raporda, şirketin ekonomik modelinin “uzun vadede sürdürülemez” olduğu tespitine yer verildi.
“Güvenilirliği sarsmayı hedeflediler”
Ernotte, her iki kurumu da canlandırmak amacıyla France TV ile ülkenin kamu radyosu Radio France’ı birleştirme yönündeki uzun süredir gündemde olan öneriyi desteklediğini belirtti.
Ancak Fransa’nın büyük bir bütçe açığıyla karşı karşıya olması, savunma ve yeşil dönüşüm gibi diğer öncelikli alanlara kaynak aktarma ihtiyacı nedeniyle kâr getirmeyen kamu medyasını hedef tahtasına koyuyor.
Nisan ayında kamu medyasının tarafsızlığı ve finansmanını inceleyen parlamento araştırma komisyonunun sağcı raportörü, bütçelerin kesilmesini ve birden fazla televizyon kanalının birleştirilmesini önermişti.
Bir Fransız telif hakkı ve yazarlar birliği, bu adımın Fransız kamu medyasını “mahvedeceğini” açıklamıştı.
Söz konusu komisyonda ifade veren medya yöneticilerinden biri olan Ernotte, soruşturmanın sonuçlarına katılmadığını vurguladı.
Ernotte, sağcı milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğuna ait yayın organlarında bu konunun geniş yer bulmasının kamuoyunda olumsuz bir hava yarattığını ve France TV’nin güvenilirliğine zarar verdiğini kaydetti.
Ernotte, “Amaç, özelleştirmeyi gerçekleştirebilmek için kamu yayıncılığının güvenilirliğini sarsmaktı. Ben süreci bu şekilde okudum” diye konuştu.
Bolloré’ye ait yayın organlarından Le Journal du Dimanche, Europe 1 ve CNews ise yaptıkları ortak açıklamada, “Kamu yayıncılığına ilişkin bir parlamento araştırma komisyonunun faaliyetleri doğası gereği yüksek düzeyde kamu yararı taşımaktadır. Bunları yaymak ve haberleştirmek, her yazı işleri kadrosunun Fransız kamuoyunu bilgilendirme yönündeki temel görevinin bir parçasıdır” savunmasını yaptı.
Kısa süre önce kıtadaki kamu medyası ittifakı olan Avrupa Yayın Birliği (EBU) Başkanlığına dördüncü kez seçilen Ernotte, bu rolünü Avrupa’nın haberciliği yerli ve yabancı tehditlere karşı korunması gereken bir “kritik altyapı” olarak görmesini sağlamak için kullanmak istiyor.
EBU Başkanı olarak yıl sonuna kadar gözden geçirilmesi beklenen Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi’ne odaklanacağını belirten Ernotte, önceliklerinin Fransız ve Avrupa içeriklerinin platformlarda görünür olmasını sağlamak ile yayıncıların içerikleri yapay zeka ve dijital platformlar tarafından kullanıldığında adil bir ödeme almalarını güvence altına almak olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru giderken Ernotte, yetkililerin kamu yayıncılarına yabancı müdahalelerle mücadele etmeleri için daha fazla imkan tanımasını talep ediyor.
France TV, Fransız hükümetinin yabancı müdahaleyle mücadele kurumu Viginum ile işbirliği yapıyor ancak Ernotte, seçim hafta sonlarında uygulanan yayın yasaklarını yabancı müdahale girişimlerini ifşa etmek amacıyla delebilmek için denetleyici kurumlardan özel izin istediklerini ifade etti.
Ernotte sözlerini, “Bunu yapmanın bir yolunu bulmalıyız. Çünkü kendimizi manipüle ettirmemiz düşünülemez” diyerek tamamladı.
Avrupa
AB dışı müttefiklerin Ukrayna’ya yardımı 2027’de 4 milyar euroya inebilir

Avrupa Komisyonu’nun hesaplamalarına göre, AB dışındaki müttefiklerin Ukrayna’ya mali desteği 2027 yılında 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebilir. ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın gelecek yıl için Kiev’e yalnızca birer milyar euro taahhüt etmesi üzerine Brüksel, G7 ortaklarından katkılarını artırmasını istiyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan ülkelerin Ukrayna’ya sağladığı mali yardımın 2027 yılında yaklaşık beş kat azalarak 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebileceği öngörülüyor.
Financial Times gazetesinin ulaştığı Avrupa Komisyonu hesaplamalarında yer alan bu tablo, Brüksel’i harekete geçirdi.
Gazetenin aktardığı verilere göre, AB dışındaki müttefikler gelecek yıl için Ukrayna’ya toplam 4 milyar euro taahhüt etti.
ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın Kiev’e yalnızca birer milyar euro sağlamaya hazır olması üzerine Brüksel, G7 ortaklarına mali katkılarını artırmaları yönünde baskı uygulamaya başladı.
Gazete, diğer ülkelerin yardımlarını düşürmesiyle oluşabilecek finansman açığını AB’nin tek başına kapatma niyetinde olmadığını yazdı.
G7 başkentlerinde bütçe ve taahhüt arayışı sürüyor
İngiltere ve Kanada’nın gelecek yılın bütçe taslaklarını yakında açıklaması bekleniyor. Brüksel, bu taslaklarda Ukrayna için yeni kaynak ayrılmasını umuyor.
Kanada Maliye Bakanlığı, 2022 yılından bu yana Kiev’e 27 milyar Kanada doları tutarında yardım taahhüt edildiğini bildirdi; ancak 5 Kasım’da yayımlanacak bütçeden önce yeni ödenek ihtimalleri hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
Japonya Dışişleri Bakanlığı ise Avrupa Komisyonu’nun değerlendirmesine katılmadı.
Gelecekteki finansal desteğin boyutuna dair nihai sonuçlara varmanın henüz mümkün olmadığını belirten Tokyo, G7 müzakereleri ve sahadaki gelişmeler ışığında yardım seçeneklerini değerlendirmeyi sürdürüyor.
NATO yardımlarında 13 milyar euroluk açık hesaplandı
Avrupa Komisyonu, NATO’nun Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütlerini de inceledi. Komisyon hesaplamalarına göre ittifak ülkeleri, 2026 yılı için belirlenen 70 milyar euroluk askeri yardım hedefinin 13 milyar euro gerisinde kalıyor.
Bir NATO yetkilisi, Genel Sekreter Mark Rutte’nin müttefiklerin desteği sürdürmesini beklediğini dile getirdi.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eylül ayında yaptığı açıklamada, AB ve üye ülkelerin 2022’den bu yana sağladığı toplam yardımın 220 milyar euroyu aştığını, bu tutarın 78 milyar eurodan fazlasının askeri destek olduğunu bildirmişti.
Kallas, iki yıl için kararlaştırılan 90 milyar euroluk AB kredisinin 60 milyar eurosunun askeri ihtiyaçlara ayrılacağını hatırlatarak 1 milyar euroluk ek askeri finansman sağlanabileceğini kaydetmişti.
Ukrayna Maliye Bakanlığı ise haziran ayında ülkenin 2026-2029 dönemindeki dış finansman ihtiyacını 145,9 milyar dolar olarak hesapladı.
Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Batılı ortakların desteğine rağmen kaynak ihtiyacının yüksek kaldığına dikkat çekmişti.
Avrupa
Eskelund: Çin’in ticaret fazlasına odaklanmayın

Çin’deki AB Ticaret Odası Başkanı Jens Eskelund, Avrupa’nın Çin ile arasındaki devasa ticaret açığını ortadan kaldırmak yerine iktisadi güvenliğe odaklanması gerektiğini söyledi.
Eskelund ayrıca, geçen yılki 1,2 trilyon dolarlık rekor seviyeyi aşmaya doğru ilerleyen Çin’in devasa küresel ticaret fazlasını, imalat sektöründe dünya hakimiyetini ele geçirmeyi amaçlayan “kötü niyetli bir plan”ın parçası olarak görmemek gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Eskelund, Rapporteur’e verdiği demeçte, Çin’in imalat alanındaki üstünlüğü nedeniyle Pekin ile “dengeli ticaret”e ulaşmanın “anlamlı bir hedef” olmadığını belirtti.
Bu nedenle Brüksel’in, AB’nin ticaret açığını yalnızca bunun belirli “zayıf noktaların” giderilmesine yardımcı olacağı alanlarda azaltmaya çalışması gerektiğini belirtti.
Odası, Çin’de faaliyet gösteren 1.600’den fazla Avrupalı şirketi temsil eden Eskelund şöyle devam etti:
“Çin ile muhtemelen hiçbir zaman dengeli bir ticaretimiz olmayacak… çünkü Çin, düşük maliyetle kaliteli ürünler üretme konusunda gerçekten çok başarılı. Sorun, [bu açığın] iktisadi güvenliği etkilemesi durumunda ortaya çıkıyor.”
Eskelund, Çin’in hızla artan sanayi ihracatına ilişkin endişelerin, istihdam veya Avrupa’nın “teknolojik egemenliği” üzerindeki potansiyel etkisinin özellikle zararlı olabileceği otomotiv endüstrisi ile kimya ve ilaç endüstrilerinin “bazı kısımları” gibi “sistemik öneme sahip” sektörlerde meşru olduğunu ekledi:
“Dikkat etmemiz gereken konular bunlar. Tek işe yarayan şeyin dengeli ticaret olduğu düşüncesi [söz konusu olduğunda ise] bence bu, Avrupa için çok önemli bir iktisadi maliyete yol açabilir ve siyasi olarak kabul edilmesi imkansız olacaktır.”
Eskelund’un açıklamaları, Brüksel ile Pekin arasında ticaret geriliminin tırmandığı bir dönemde geldi; AB yetkilileri, Çin’in ihracata yönelik ekonomisini, AB’nin sanayi sektöründeki durgunluğu daha da kötüleştirmekle ve hatta sosyal modelini tehdit etmekle suçluyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin Çin ile olan “sürdürülemez” yıllık mal ticaret açığını “yeniden dengeleme” sözü verdi.
Bu açık, bu yıl 2022’de kaydedilen 397 milyar avroluk rekor seviyeyi aşmakla tehdit ediyor.
AB’nin geleneksel gündem belirleyicileri olan Fransa ve Almanya da yakın zamanda, Pekin’in “sistemik piyasa bozucu uygulamalarının” yol açtığı “küresel makroekonomik dengesizlikleri” ele almak üzere Komisyon’u ticaret savunma araçlarını yenilemeye çağırdı.
Fakat bu ayın başlarında, AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič’in Pekin ile bir anlaşma imzalaması üzerine gerginlikler biraz azaldı.
Anlaşma, Çin’in AB’ye hibrit otomobil ihracatını bu yıl için öngörülen 800.000 adetten gelecek yıl 350.000 adete sınırlayacak.
Eskelund, AB liderleri tarafından da memnuniyetle karşılanan hibrit araç anlaşmasının “çok olumlu” olduğunu ve Brüksel ile Pekin arasındaki gelecekteki anlaşmalar için bir “model” teşkil etmesi gerektiğini söyledi:
“Çin’in öncelikli kaygısı, Avrupa pazarına geniş ve derin erişim sağlamak; Avrupa’nın öncelikli kaygısı ise bu iktisadi güvenlik endişelerini gidermek. Ticaret açığını ortadan kaldırmak birincil hedef olmadığı sürece, hem Avrupa hem de Çin için işe yarayabilecek çözümler bulmak için bir miktar alan olduğunu düşünüyorum.”
Bunun yerine, Çin’in ihracatındaki artışın büyük ölçüde, iç tüketimi ciddi şekilde düşüren emlak piyasasındaki yıllardır süren durgunluğun üstesinden gelmekte zorlanan kendi ekonomisinin “kötü durumu”ndan kaynaklandığını savundu.
Eskelund, Çin’de faaliyet gösteren AB firmaları için “pazar engellerinden ziyade” Çin’in iktisadi zayıflığının “açık ara en büyük endişe kaynağı” olduğunu belirtti.
AB-Çin ticaret gerilimlerinin çözüleceğine inanıp inanmadığı sorulduğunda, 28 yıldır Çin’de yaşayan Eskelund şöyle yanıt verdi
“Doğası gereği iyimser biriyim fakat önümüzde zorlu bir süreç olduğunu da düşünüyorum. “Çin’in, Avrupa’nın meşru iktisadi güvenlik endişelerini kabul etmesi ve Çin’in Avrupa pazarına erişimini sürdürmek karşılığında bu endişeleri gidermeye çalışması, bir tür çözüme ulaşılmasını sağlayabilir.”
Avrupa
İspanya’da sağcı Vox gençler arasında popülerleşiyor

İspanya’da sağcı Vox partisi, Kasım ayındaki erken seçimler öncesinde genç seçmenler arasında destek kazanıyor.
Rapporteur’de yer alan habere göre parti, uzun süredir ana akım partilerin hakimiyetinde olan ülkedeki geleneksel oy verme alışkanlıklarını sarsıyor.
İspanya, beş haftadan az bir süre sonra sandık başına gidecek. Anketler, iktidardaki Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) için zorlu bir seçim olacağına işaret ediyor.
Son anketler göre, ana muhalefet partisi Halk Partisi (PP) yaklaşık %32 oranında yer alırken, onu %28 ile PSOE ve %19 ile Vox takip ediyor.
Bu durum, sağcı bir PP-Vox koalisyonu olasılığını gündeme getiriyor.
Azınlık hükümetini yöneten PSOE partisinin lideri Başbakan Pedro Sánchez, parlamentoda “daha geniş bir ilerici çoğunluk” elde etmek amacıyla erken seçim çağrısında bulundu.
Fakat genç seçmenler arasında durum daha karmaşık. İspanya’nın kamuoyu araştırma kurumu CIS’e göre, 18 ila 24 yaş arası genç seçmenlerin %19’u PSOE’ye oy vermeyi planlıyor.
Bunu %15,6 ile Vox ve %11,9 ile PP izliyor. Bu yaş grubunun büyük bir kısmı ise henüz karar vermemiş ya da oy kullanmamayı planlıyor.
Kasım ayında yapılacak genel seçimlerde 1,6 milyondan fazla İspanyol ilk kez oy kullanma hakkına sahip olacak.
IMOP’un El Confidencial için yaptığı özel bir ankete göre, bu yeni seçmenlerin %26,9’u –430.000’den fazlası– Vox’a destek vermeyi planlıyor.
%22’lik oy oranıyla PSOE ve yenilenmiş solcu Geniş Cephe koalisyonu onu takip ederken, PP bu yeni seçmenler arasında yalnızca %9 oy alabilecek.
2023 seçim sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, PP istikrarlı seyrini sürdürürken, PSOE oy kaybediyor ve Vox ise büyük bir sıçrama kaydediyor.
Son dört bölgesel seçimde, Santiago Abascal’ın göçmen karşıtı partisi oyların %16 ile %19’unu aldı ve PP’yi zorlu koalisyon müzakerelerine zorladı.
Vox’un “müesses nizam” karşıtı mesajı, özellikle genç seçmenler arasında yankı buluyor gibi görünüyor.
Siyasi analist Javier Sánchez González, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Vatandaşlar arasında yaygın olan hoşnutsuzluk ve kurumlara, ayrıca iktidarı elinde tutanlara –PSOE ve PP’ye– duyulan güvensizlik, Vox tarafından tamamen yakalanıyor,” dedi.
Sekiz yıllık iktidarın ardından PSOE, hükümetine ve yakın çevresine dahil olan isimlerin karıştığı yolsuzluk skandalları ve Temmuz ayında Ceuta’da yaşanan göçmen akını da dahil olmak üzere artan krizler nedeniyle sarsıldı.
González, Rapporteur’e, PSOE’nin yolsuzluk skandalları kamuoyundaki tartışmaları ne kadar çok domine ederse, genç seçmenlerin o kadar çok Vox’a yöneldiğini, 2018’de yolsuzluk skandalları nedeniyle son başbakanı Mariano Rajoy’u koltuğundan eden PP’ye değil, Vox’a yöneldiğini söyledi.
“PP’nin bir sorunu var: farklı bir parti olarak algılanmıyor,” diyen González, hayal kırıklığının sol kanattaki Podemos hareketinin yükselişini tetiklediği 2015 yılından farklı olarak, günümüzde genç İspanyollar arasında görülen protesto oylarının giderek sağa kaydığını belirtti.
Buna rağmen, Vox’un artan etkisi, 1936-1939 iç savaşının mirası ve Francisco Franco’nun neredeyse kırk yıllık diktatörlüğüyle hâlâ boğuşan bir ülkede derin bir kutuplaşmaya yol açan bir konu olmaya devam ediyor.
Analist, “Birçok genç, Vox’u bir yeraltı hareketi, neredeyse yasaklanmış ama kendileri için giderek daha çekici hale gelen bir şey olarak görüyor. Aşırı sağcı olmak, ‘yeni punk’ haline geldi,” dedi.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Ortadoğu2 hafta önceForeign Policy: Trump Ortadoğu’da mezhep hatlarını yeniden açıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇok kutuplu parti sisteminde doğru












