Bizi Takip Edin

Avrupa

FT: Alman KOBİ’leri alarm veriyor

Yayınlanma

Ukrayna savaşından sonra ucuz Rusya gazından mahrum kalan, yüksek enflasyonla mücadele gerekçesiyle faiz oranlarının da yükselmesine ve borçlanma maliyetlerinin artışına maruz kalan Alman sanayisinin en önemli kesimlerinden KOBİ’ler alarm zillerini çalıyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan analizde, Almanya’nın enerji fiyatlarındaki artıştan diğer birçok büyük ekonomiden çok daha büyük bir darbe aldığına dikkat çekiliyor. Bunun nedeni ise FT’ye göre ülkenin çok sayıda fazla doğalgaz tüketen imalat firmasına sahip olması.

Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele için para politikasını sıkılaştırması ve Berlin’in en büyük ticaret ortağı olan Çin’le ticarette yaşanan durgun toparlanma da Alman sanayisinin krizinde etkili oldu.

FT’ye konuşan ülkenin başlıca işveren örgütü BDA’nın başkanı Rainer Dulger, “Almanya dışında neredeyse tüm Avrupa ekonomileri büyüyor. Bu harekete geçmemiz gerektiğine dair açık bir işaret,” diyor.

Uzun vadeli sorunlar daha kritik

Öte yandan enerji maliyetlerindeki artışın ötesinde, Alman sanayisindeki ve siyasetindeki başka ve daha uzun erimli sorunlar da gitgide önem kazanıyor.

Şirketler Almanya’da iş yapmanın artan maliyetinden gitgide daha fazla şikayet ediyor. Bunlar arasında iklim politikaları, yüksek vergiler, pahalı enerji yükü, kalifiye eleman sıkıntısı ve aşırı bürokrasi önemli bir yer kaplıyor.

Örneğin Dulger, “Hükümetle yapay zekâ hakkında konuşuyoruz ama ofislerinde hâlâ faks makineleri var. Bu [duruma] hiç uymuyor,” ifadelerini kullanıyor.

Bu arada elektrikli araçların yükselişi ve Çin’in Avrupa’daki elektrikli araç pazarındaki kazanımları, uzun zamandır Almanya’nın ekonomik başarısının temel direği olan otomotiv sektörünü tehdit ediyor.

Almanya’da Wagenknecht partisinin geleceği

Orta ölçekli şirketler olumsuz etkileniyor

FT’ye göre bu süreç orta ölçekli mühendislik şirketlerinin yoğun bir şekilde bulunduğu güneybatı Almanya bölgesinde derinden hissediliyor. Düşünce kuruluşu IW Consult tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırma, adını çevreye hakim olan dağdan alan Donnersbergkreis’i Almanya’nın ‘en zorlu bölgelerinden biri’ olarak tanımlıyor.

Araştırmacılar, ülkede şu anda yaşanmakta olan iki büyük dönüşümü inceliyor: çelik üretimi ve kimyasallar gibi enerji yoğun ve yüksek karbon emisyonlu endüstriler üzerinde baskı yaratacak olan ‘karbon nötr’ bir ekonomiye geçiş ve elektrikli arabalara geçiş. Araştırma sonucunda Almanya’nın 400 ilçe ve kasabasından altısının bu süreçlerden özellikle etkileneceğini ve Donnersbergkreis’in de bunlardan biri olduğunu tespit ettiler.

Femeg isimli, otomobil ve kimya endüstrileri için su sayaçları, emniyet valfleri ve hassas parçalar üreten şirketin kurucusu Bernd Hofmann’a göre hesaplaşma anı yaklaşıyor: “[Hükümet] buradaki insanlara her zaman ‘biz en iyiyiz, en büyüğüz, en büyüğüz ve güneş asla batmayacak’ dedi. Yıllarca tek yol yukarı çıkmaktı. Ve bir tür uyuşukluk içine düştük. Önümüzdeki birkaç yıl tüm üreticiler için zor geçecek.”

Örnek vaka: BorgWarner

Donnersbergkreis’in iktisadi sıkıntılarının örneklerinden en önemlisi, şu anda büyük bir yeniden yapılanmanın sancılarını çeken ABD merkezli otomobil parçaları üreticisi BorgWarner.

Şirketin Donnersbergkreis’in bölgesel merkezi olan Kirchheimbolanden’deki fabrikası turboşarjlar konusunda uzman ve kasabanın en büyük işvereni. Şirket uzun süredir bu cihazda pazar lideriydi. Fakat BorgWarner Turbo Sistemleri Başkanı Andreas Denne, talebin yıllar içinde azaldığını söylüyor. İlk darbenin 2015’teki Volkswagen emisyon skandalı olduğunu ve bunun ‘dizel pazarında bir çöküşe”’ neden olduğunu belirtiyor. Ardından ‘elektrikli otomobillerle ilgili tüm tartışmalar’ geldi.

Başlangıçta BorgWarner, turboşarj aygıtlarının hala bir geleceği olduğunu umuyordu; sonuçta, 48 voltluk bir bataryanın yanı sıra geleneksel bir yanmalı motor kullanan ‘hafif hibritler’ olarak adlandırılan araçlarda kullanılabilirlerdi. Ayrıca geleneksel benzinli ve dizel motorların da önümüzdeki yıllarda üretilmeye devam edebileceğini umuyorlardı.

AB, 2035 yılına kadar benzinli ve dizel motorlu yeni araçları yasaklama kararıyla bu umutları suya düşürdü. BorgWarner o zamandan beri Kirchheimbolanden’deki işgücünü 2028’e kadar 1.600’den 650’ye düşürmeyi planladığını ilan etti.

Alman şirketlerinin Çin sancısı: Ticaret savaşlarına karşı uyarılar

Denne, “Yıllardır büyümeye, büyümeye, büyümeye alışmıştık. Buradan dünyaya turboşarjlar gönderdik. Fakat zaman değişti ve içten yanmalı motorlarla ilgisi olan herkes bundan etkileniyor,” diyor.

BorgWarner’ın tedarikçisi tüm yerel şirketler de bundan etkileniyor. Donnersbergkreis bölge konseyi başkanı Rainer Guth, ‘turboşarjlara olan tarihsel bağlılığın büyük bir zorluk’ olduğunu söylüyor. Örneğin Femeg’in otomotiv işinin yüzde 80’ini bu cihazlar için parça tedariki oluşturuyor.

Yerel tedarikçiler de zorda

Yakındaki diğer şirketler de otomotiv endüstrisine yönelik. Bunlardan biri, 1735 yılında Donnersbergkreis’in en büyük kasabası olan Eisenberg’de kurulan ve bir asır önce Bugatti yarış arabaları için parçalar üreterek ün kazanan demir üreticisi Gienanth.

Şirket artık lokomotif ve gemi motorları ile hastanelerde veya veri merkezlerinde kullanılan acil durum jeneratörleri için bileşenler üretiyor. Ayrıca ticari araçlar için fren kaliperleri ve BMW motorları için krank mili yatak kapakları da üretiyor. Şirket bu nedenle, içten yanmalı motorların kullanımdan kaldırılmasından kaçınılmaz olarak etkilenecek.

Gienanth, son birkaç yılını ‘elektrikli araçlar için ürün çözümleri konusunda müşterilerle işbirliği yaparak’ geçirdiğini söylüyor. Ayrıca ‘ürün portföyünü genişletiyor ve çeşitlendiriyor’, örneğin dökme demir tencere yapımında Berlinli startup STUR ile birlikte çalışıyor.

Bölge her şeye rağmen ‘yeşil dönüşüm’e zorlanıyor

Öte yandan, FT’nin belirttiğine göre, Donnersbergkreis yalnızca Almanya’nın ‘fosil yakıt geçmişinin kirli bir kalıntısı’ değil. Bölge rüzgar türbinleri ve güneş panelleriyle kaplı.

Japonlara ait bir fabrika güvenlik kameraları üretiyor. Sınırlarının hemen ötesinde Mercedes-Benz, Stellantis ve TotalEnergies’in ortak girişimi Automotive Cells Co’nun elektrikli araçlar için lityum-iyon batarya hücreleri üretmek üzere bir gigafabrika inşa ettiği Kaiserslautern şehri yer alıyor.

Fakat bölgenin bazı kısımları canlanırken, diğerleri düşüşte. Donnersbergkreis’e arabayla bir saat uzaklıkta yer alan Saarlouis, yaklaşık 60 yıllık bir geçmişe sahip büyük bir Ford fabrikasına ev sahipliği yapıyor. Ford geçen yıl fabrikada otomobil üretimini durduracağını ve bunun yerine yeni nesil elektrikli araçlarını İspanya’nın Valencia kentinde üreteceğini açıkladı. Bu ay ise fabrikayı adı açıklanmayan büyük bir yatırımcıya satma görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlandığını duyurdu. Fabrikada 3.000’den fazla istihdam risk altında.

Alman ekonomisi: Avrupa’nın iktisadi motoru dağılıyor mu?

Enerji maliyetlerindeki artış sanayiyi vurmaya devam ediyor

Donnersbergkreis’ın karşı karşıya olduğu sorunlardan biri benzinle çalışan araçların yavaş yavaş ortadan kalkması ise, bir diğeri de enerji maliyetlerindeki büyük artış.

Bölgenin iş geliştirme müdürü Reiner Bauer, bölgedeki enerji yoğun şirketlerin çoğunun uzun zamandır ‘yenilikçi, kârlı, örnek eğitim programlarına ve mükemmel yönetime sahip’ olarak görüldüğünü fakat ‘enerji krizinin’ tüm bunları değiştirdiğini vurguluyor. Bauer, “Yükselen enerji maliyetleriyle karşı karşıya kaldığınızda, artık uluslararası alanda rekabet edemezsiniz,” diyor.

Bauer, Kaiserslautern yakınlarında rüzgar türbinleri için parçalar üreten bir demir dökümhanesi olan Heger’i örnek gösteriyor. Şirket geçen yıl Eylül ayında iflasını açıkladı ve enerji maliyetlerindeki artıştan önce ayda 100.000 avro ödediği elektrik için artık ayda 700.000 avro ödediğini ve bu artışı bundan böyle müşterilere yansıtamayacağını söyledi. Genel müdür Johannes Heger o dönemde yerel medyaya verdiği demeçte, “Enerji fiyatları bizi öldürüyor,” demişti.

Alman hükümeti üretimi ucuz ülkelere yönlendirecek

Öte yandan Alman hükümeti bu tür gelişmeler konusunda müdahale edecek gibi görünmüyor. FT’ye konuşan üst düzey bir yetkili, “Burada sadece ucuz Rus gazına erişimimiz olduğu için amonyak üretiyorduk ve şimdi bu da yok oldu. Almanya’nın 2035 yılında temel kimyasallar, plastikler ve amonyak üreteceğini sanmıyorum. Belki de bunları enerjinin daha ucuz olduğu Suudi Arabistan’da üretmek daha mantıklı olacaktır,” diyor.

Fakat Donnersbergkreis’ta durum böyle görülmüyor. Bölge, Alman kimyasal devi BASF’nin Çin’de 10 milyar avroluk yeni bir petrokimya tesisi kurmasını ve Avrupa’da küçülmeye gitmesini endişe içinde izleyen yüzlerce BASF çalışanına ev sahipliği yapıyor.

İyimser beklentiler: Merkez Bankası’ndan ‘Mittelstand’ övgüsü

Yeşil Ekonomi Bakanı Robert Habeck ise umutlu olmak için nedenler olduğunu düşünüyor. Bu ayın başlarında gazetecilere konuşan Habeck, Alman ekonomisinin önümüzdeki yıl büyümeye dönmesi gerektiğini söyledi. Enflasyonun düştüğünü, işgücü piyasasının sağlam olduğunu ve reel gelirlerin arttığını savunan Habeck, bunların iç talebi durgunluktan çıkarmaya yardımcı olabileceğini söyledi.

Bu iyimserlik Almanya Merkez Bankası Başkanı Joachim Nagel tarafından da paylaşılıyor. Geçen hafta Berlin’de iş dünyası ve siyasi liderlere konuşan Nagel, Almanya’nın ‘Avrupa’nın hasta adamı’ ya da ‘sanayisizleşme’nin pençesindeki bir ülke olduğu iddialarını reddetti.

Alman şirketlerinin gaz krizini iyi atlattıklarını, enerji kullanımlarını azaltmak için verimlilik önlemlerine büyük yatırımlar yaptıklarını ileri süren başkan, ülkenin ’gizli şampiyonlarının’ yaratıcılığını ve Alman ekonomisinin belkemiğini oluşturan küçük ve orta ölçekli şirketler olan Mittelstand’ın gücünü överek, bu şirketlerin ‘son derece uyumlu’ olduklarını gösterdiklerini söyledi.

AfD ve Almanya: Avrupa İhracatçılar Federasyonu mu?

Otomotiv sektöründen daha kârlı silah sanayisine geçiş

Alman Mittelstand’ı bir taraftan da yeni duruma ayak uydurmaya çalışıyor.

Örneğin yukarıda bahsi geçen Femeg, otomotiv sektöründen uzaklaşarak, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Almanya’da patlama yaşayan bir alan olan silah üretimine yönelmeye çalışıyor.

Güneybatı Almanya’da Leopard tank motorları için parçalar üreten bir dökümhaneye sahip olan şirket, ağır askeri teçhizat için mühimmat ve parça üretimine de yöneliyor.

Bernd Hofmann, “Burada oturup sızlanmıyoruz, hareket etmeye devam etmek zorundayız,” diyor. Fakat Hofmann, hükümetin özellikle enerji maliyetleri konusunda daha kararlı adımlar atmaması halinde ‘krizin derinleşeceğini’ düşünüyor ve ekliyor: “Bu ülkeyi yeniden yatırım yapmak için daha cazip bir yer haline getirmeliyiz. Yeni bir iyimserlik ruhuna ihtiyacımız var. Heyecanımızı geri kazanmalıyız.”

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.

“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.

Merz şunları söyledi:

“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”

Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.

Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.

Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.

Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.

Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.

Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.

Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.

“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English