Bizi Takip Edin

Diplomasi

Gagavuzya lideri Yevgeniya Gutsul’a yedi yıl hapis cezası

Yayınlanma

Moldova’ya bağlı Gagavuzya Özerk Bölgesi Başkanı Yevgeniya Gutsul, yasa dışı parti finansmanı suçlamasıyla yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kişinev’deki mahkeme, Gutsul’u yasaklanan Şor partisine Rusya’dan geldiği iddia edilen milyonlarca dolarlık kayıtsız parayı aktarmaktan suçlu buldu.

Kişinev’deki Buyukanı bölge mahkemesi, 5 Ağustos’ta Moldova’ya bağlı Gagavuzya Özerk Bölgesi Başkanı Yevgeniya Gutsul’u yedi yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, Gutsul’u Moldova Ceza Kanunu‘nun 1812. maddesi uyarınca “siyasi partilerin ve seçim faaliyetlerinin yasa dışı finansmanı ile siyasi partilerin ve seçim fonlarının mali kaynaklarının yönetim usullerini ihlal etmekten” suçlu buldu.

Dava, 2023 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından yasa dışı ilan edilerek kapatılan Şor partisiyle ilgili.

Moldova Yolsuzlukla Mücadele Savcılığına göre Gutsul, iki ayrı olayla suçlanıyordu. İlk suçlamaya göre Gutsul, 2019-2022 yılları arasında Şor partisinin sekreteri olarak görev yaparken, adı açıklanmayan bir organize suç örgütünden, ağırlıklı olarak Rusya’dan gelen kayıtsız paraları partiyi finanse etmek amacıyla sistematik olarak ülkeye soktu.

İkinci suçlamada ise Eylül-Kasım 2022 arasında partinin ülkede protestolar düzenleyen bürolarının faaliyetlerini koordine ettiği iddia edildi.

Savcılık, Gutsul aracılığıyla Şor partisinin adı açıklanmayan organize suç örgütünden toplam 42,4 milyon ley (yaklaşık 2,5 milyon dolar) aldığını öne sürdü.

Aynı davada, Şor partisinin Kişinev’deki merkez bürosunun eski yöneticisi Svetlana Popan da sanık olarak yargılanıyor.

Savcılığa göre Popan, protestoların finansmanı için 9,7 milyon ley (yaklaşık 590 bin dolar) aldı. Hem Gutsul hem de Popan, haklarındaki suçlamaları reddetti.

Soruşturma Ocak 2022’de başlamış, dava dosyası Nisan 2024’te bölge mahkemesine sevk edilmişti. 25 Mart 2025’te Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı delillerin sunumunu tamamladı.

O gün, serbest yargılanan Yevgeniya Gutsul, İstanbul’a gitmek üzere Kişinev Havalimanı’nda uçağa binmek üzereyken gözaltına alındı. 72 saat gözaltında tutulan Gutsul, daha sonra mahkeme kararıyla ev hapsine gönderildi.

Kişinev ile Gutsul arasındaki gerilim

Yevgeniya Gutsul, Mayıs 2023’teki seçimleri kazanarak Gagavuzya başkanı olmuştu. Seçimlere, suç gelirlerini aklama davası nedeniyle 2019’da İsrail’e kaçan ve şu an Moskova’da yaşayan Moldovalı oligark İlan Şor tarafından kurulan Şor partisinden katılmıştı.

Siyasi bir kariyeri olmamasına rağmen Gutsul’un seçim faaliyeti sırasında Rus pop müziği yıldızları Nikolay Baskov, Filip Kirkorov ve Stas Mihaylov, Şor markasıyla Gagavuzya marşını Rusça seslendirdikleri bir klip yayımlamış, Rus politikacı ve Liberal Demokrat Parti (LDPR) lideri Leonid Slutskiy de kendisini “geleceğin başkanı” olarak nitelemişti.

Moldova yönetimi, Gutsul’un zaferini tanımadı. Gagavuzya yasalarına göre başkan, cumhurbaşkanının özel kararnamesiyle ülke bakanlar kuruluna dahil ediliyor.

Fakat Moldova Cumhurbaşkanı Maya Sandu, bu kararnameyi imzalamayı reddetti ve Mart 2024’te Gutsul’u bakanlar kuruluna almayacağını açıkça belirtti.

Gagauzinfo‘ya göre Sandu, “Bir suç örgütü için çalışan, Moldova Cumhuriyeti vatandaşları için değil, özerk bölge sakinlerinin çıkarları için değil, kendi ülkesine karşı beyanlarda bulunan birinin hükümette yeri yoktur,” ifadelerini kullandı.

Gutsul da benzer bir tavır sergiledi. Ekim 2024’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay önce, muhalefetin Sandu’yu “tarihin çöplüğüne gönderebileceğini” umduğunu dile getirdi.

Sandu’nun seçimleri kazanmasının ardından ise özerk bölge yönetiminin kendisini devlet başkanı olarak tanımadığını ilan etti.

Rusya ve Türkiye’ye yardım çağrısı

Gutsul, başkanlığı sırasında defalarca Rusya’yı ziyaret etti. Gözaltına alınmasından iki hafta önce Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.

Tutuklanmasının ardından Gutsul, Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yardım istedi.

Putin’e yazdığı mektupta, “Kişinev, iç çatışmayı körüklüyor, muhalif düşünceyi bastırıyor, Rusya Federasyonu ile kardeşçe ilişkilerin destekçilerine ‘devlet tehdidi’ olarak göstererek zulmediyor. Aslında bu, gerçeğe karşı bir korku, zor zamanlarda kiminle birlikte olduğunu ve kiminle dostane bağları güçlendirmek istediğini bilen Gagavuz halkından duyulan bir korkudur,” ifadelerine yer verdi.

Gutsul, Rusya lideri, Moldova makamları üzerindeki baskı için “tüm diplomatik, siyasi ve hukuki mekanizmaları kullanmaya” ve Gagavuzya’nın “özel statüsüne sağlam ve net bir destek ifade etmeye” çağırdı.

Erdoğan’a gönderdiği mektupta ise Gutsul, “Gagavuz halkının özerkliğini kaybetme tehdidiyle karşı karşıya olduğu bu kritik anda” Ankara’nın “kayıtsız kalmayacağını” umduğunu belirtti.

Gutsul, “Yıllar önce Ankara’nın sesinin barış ve adaletin korunmasına yardımcı olduğu gibi, Gagavuzya’nın bugün de Türkiye’ye ihtiyacı var. Bugün, Gagavuz halkının meşru haklarını korumak için yeniden sizin müdahalenize güveniyoruz,” diye yazdı.

Bu çağrılara verilen yanıtlar hakkında resmi bir açıklama yapılmadı. 1 Temmuz’da savcılığın Gutsul için dokuz yıl hapis cezası talep etmesinin ardından Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Telegram kanalından yaptığı açıklamada bunu “Avrupa’nın anti-değerlerinin eylem hâli” olarak nitelendirdi ve “Brüksel, çalışkan bir ülkeden liberal bir diktatörlük yaratıyor,” diye yazdı.

Karardan birkaç gün önce Zaharova, Sandu ve “Batılı sponsorlarını”, ülkeyi halihazırda istikrarsız bir duruma getirerek “içerideki durumu sarsmaya devam etmekle” suçladı.

Avrupa Birliği ise Sandu’nun yanında yer alıyor. Brüksel, Ekim 2024’te Gutsul’u “ayrılıkçılığı teşvik etmek”, anayasal düzeni devirme girişimleri ve Moldova’nın egemenliği ile bağımsızlığına tehdit oluşturmak gerekçeleriyle yaptırım listesine aldı.

Yaptırım listesine başkan yardımcısı Mihail Vlah da dahil olmak üzere Gagavuzya yönetiminden üç temsilci daha eklendi.

Gagavuzya’nın özel statüsü ve başkanlık krizi

Gagavuzya, Moldova’nın güneydoğusunda yer alan ve Ukrayna ile dış sınırı bulunan özerk bir bölge.

Başkenti Komrat şehri olan özerkliğin statüsü, Moldova Anayasası’nın 111. maddesiyle güvence altına alınmış durumda.

2014 nüfus sayımına göre, bölgenin 2,9 milyonluk nüfusunun 134 bini özerk bölgede yaşıyor.

Nüfusun çoğunluğunu (yüzde 83,8) Balkan Yarımadası’nın kuzeyinde oluşmuş bir Türk halkı olan Gagavuzlar oluşturuyor. Onları Bulgarlar (yüzde 4,9), Moldovalılar (yüzde 4,7), Ruslar (yüzde 3,2) ve Ukraynalılar (yüzde 2,5) takip ediyor.

Gagavuzya, 2014 yılında Kişinev’in onayı olmadan bir referandum düzenlemişti. Referandumda katılımcıların yüzde 98’i, Moldova’nın bağımsızlığını kaybetmesi durumunda Gagavuzya’ya kendi kaderini tayin etme hakkı verecek olan “ertelenmiş özerklik statüsü” lehine oy kullanmıştı.

Gagavuzya yasalarına göre, bölge başkanının görevlerini 60 günden fazla yerine getirememesi durumunda makamı boşalıyor.

Ancak yasada, bir başkan hakkında cezai suçlama bulunması veya mahkûm edilmesi durumuna ilişkin bir hüküm yer almıyor.

Gutsul, ev hapsinde olduğu süre boyunca avukatları aracılığıyla mesajlar yayımlamaya devam etti.

Karardan önceki son Telegram gönderisinde, ekibinin Olimpiyets adlı bir çocuk kampına 160 yatak bağışladığı bilgisi yer aldı. Mesajda, “Gagavuzya’daki her çocuğun rahatlık, ilgi ve özen içinde büyümesi için çalışıyoruz,” denildi.

Diplomasi

ABD Senatosunda Lindsey Graham’ın Rusya’ya yaptırım paketi gündemde

Yayınlanma

ABD Kongresinde, yakın zamanda hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan Rusya karşıtı yeni yaptırım yasa tasarısı ele alınıyor. The Hill gazetesinin aktardığı ayrıntılara göre, son bir yılda sayfa sayısı iki katına çıkan “2026 Rusya Yaptırımları Yasası” başlığını taşıyan tasarı, Rusya’dan enerji satın alan ülkelere yüzde 100’e varan gümrük vergileri uygulanmasını öngörüyor.

ABD Kongresinde, yakın zamanda yaşamını yitiren Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın anısına, Rusya’ya yönelik hazırladığı yeni yaptırım yasa tasarısının kabul edilmesi yönündeki görüşmeler hız kazandı.

The Hill gazetesinin haberine göre, geçen yıl nisan ayında sunulan ancak yasalaşma süreci tıkanan tasarı, son bir yılda neredeyse iki kat genişleyerek 31 sayfadan 61 sayfaya ulaştı.

Tasarının yasalaşma ihtimalinin, Graham’ın vefatının ardından hem Beyaz Saray hem de kongre üyelerinden gelen açıklamalar doğrultusunda arttığı belirtiliyor.

Senatör Graham, ölümünden kısa süre önce Moskova’ya yönelik uzun süredir askıda bekleyen yaptırım paketi konusunda Beyaz Saray ile uzlaşmaya vardığını açıklamıştı.

Beyaz Saray sözcüsü, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu girişimi destekleyeceğini teyit ederken, Trump konuya ilişkin henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Nisan 2025’te sunulan tasarının yasalaşma sürecinin daha önce duraklaması, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yürüttüğü müzakerelere bağlanıyordu.

Geçen yılın aralık ayında tasarının kabul edilmesi için yeni bir fırsat doğsa da Demokratlar, başkana tanınan geniş gümrük vergisi yetkileri ve yaptırımları hafifleten bazı maddeler nedeniyle çekincelerini dile getirmişti.

Ancak Trump’ın son haftalarda Ukrayna’ya yönelik desteğini artırması ve Patriot önleyici füzelerinin ortak üretimine izin vermesi, yasa tasarısının yeniden gündeme gelmesinde belirleyici oldu.

Yüzde 100’e varan gümrük vergisi ve ikincil yaptırımlar

“2026 Rusya Yaptırımları Yasası” adını taşıyan yeni taslak, Moskova’ya yönelik kısıtlamaların kaldırılmasından önce Kongreye zorunlu rapor sunulmasını ve ek muafiyet şartlarını içeriyor.

Tasarının en dikkat çekici maddelerinden biri, Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan veya bu ülkeden yüksek hacimde petrol ve doğalgaz satın alan üçüncü ülkelere yönelik ikincil yaptırım yetkisi veriyor.

Daha önce yüzde 500 olarak önerilen bu gümrük vergisi oranı, yeni taslakta yüzde 100 olarak sınırlandırıldı.

Tasarıda ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri, Rusya’nın tescilsiz tankerlerden oluşan tanzim filosu (gölge filo) ve diğer finansal kuruluşlara yönelik önlemler yer alıyor.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune, belgenin ilgili komisyonlara sevk edileceğini belirterek, bu yasanın kabul edilmesinin “Lindsey Graham’ın mirasına mükemmel bir saygı duruşu olacağını” ifade etti.

Sürecin arka planı

Senatör Lindsey Graham, 11 Temmuz’da 71 yaşında kalp ve damar rahatsızlığına bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmişti. Teksas Temsilcisi Michael McCaul, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, Graham’ın vefat ettiği gün kendisiyle Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları görüştüğünü aktarmıştı.

CBS televizyonunun haberine göre de Beyaz Saray, Rus petrolü satın alan ülkelere gümrük vergisi uygulanması planına destek verdiğini bildirmişti.

Graham, 2018 yılında da Rusya’nın egemen borcuna ve siber sektörüne yönelik ağır kısıtlamalar öngören ve kamuoyunda “cehennemden gelen yaptırımlar” olarak adlandırılan yasa tasarısının eş sunuculuğunu üstlenmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Yayınlanma

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.

Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.

Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.

Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.

Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.

Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.

Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.

Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.

FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.

Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.

Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.

İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.

Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.

Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.

Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.

Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

Yayınlanma

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.

İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.

Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.

Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.

Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.

Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.

Düşük kârlı projelerden çıkış

Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.

Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.

Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.

Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

Stratejik yönelimde değişim

Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.

Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.

Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.

CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English