Bizi Takip Edin

Diplomasi

Gagavuzya lideri Yevgeniya Gutsul’a yedi yıl hapis cezası

Yayınlanma

Moldova’ya bağlı Gagavuzya Özerk Bölgesi Başkanı Yevgeniya Gutsul, yasa dışı parti finansmanı suçlamasıyla yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kişinev’deki mahkeme, Gutsul’u yasaklanan Şor partisine Rusya’dan geldiği iddia edilen milyonlarca dolarlık kayıtsız parayı aktarmaktan suçlu buldu.

Kişinev’deki Buyukanı bölge mahkemesi, 5 Ağustos’ta Moldova’ya bağlı Gagavuzya Özerk Bölgesi Başkanı Yevgeniya Gutsul’u yedi yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, Gutsul’u Moldova Ceza Kanunu‘nun 1812. maddesi uyarınca “siyasi partilerin ve seçim faaliyetlerinin yasa dışı finansmanı ile siyasi partilerin ve seçim fonlarının mali kaynaklarının yönetim usullerini ihlal etmekten” suçlu buldu.

Dava, 2023 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından yasa dışı ilan edilerek kapatılan Şor partisiyle ilgili.

Moldova Yolsuzlukla Mücadele Savcılığına göre Gutsul, iki ayrı olayla suçlanıyordu. İlk suçlamaya göre Gutsul, 2019-2022 yılları arasında Şor partisinin sekreteri olarak görev yaparken, adı açıklanmayan bir organize suç örgütünden, ağırlıklı olarak Rusya’dan gelen kayıtsız paraları partiyi finanse etmek amacıyla sistematik olarak ülkeye soktu.

İkinci suçlamada ise Eylül-Kasım 2022 arasında partinin ülkede protestolar düzenleyen bürolarının faaliyetlerini koordine ettiği iddia edildi.

Savcılık, Gutsul aracılığıyla Şor partisinin adı açıklanmayan organize suç örgütünden toplam 42,4 milyon ley (yaklaşık 2,5 milyon dolar) aldığını öne sürdü.

Aynı davada, Şor partisinin Kişinev’deki merkez bürosunun eski yöneticisi Svetlana Popan da sanık olarak yargılanıyor.

Savcılığa göre Popan, protestoların finansmanı için 9,7 milyon ley (yaklaşık 590 bin dolar) aldı. Hem Gutsul hem de Popan, haklarındaki suçlamaları reddetti.

Soruşturma Ocak 2022’de başlamış, dava dosyası Nisan 2024’te bölge mahkemesine sevk edilmişti. 25 Mart 2025’te Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı delillerin sunumunu tamamladı.

O gün, serbest yargılanan Yevgeniya Gutsul, İstanbul’a gitmek üzere Kişinev Havalimanı’nda uçağa binmek üzereyken gözaltına alındı. 72 saat gözaltında tutulan Gutsul, daha sonra mahkeme kararıyla ev hapsine gönderildi.

Kişinev ile Gutsul arasındaki gerilim

Yevgeniya Gutsul, Mayıs 2023’teki seçimleri kazanarak Gagavuzya başkanı olmuştu. Seçimlere, suç gelirlerini aklama davası nedeniyle 2019’da İsrail’e kaçan ve şu an Moskova’da yaşayan Moldovalı oligark İlan Şor tarafından kurulan Şor partisinden katılmıştı.

Siyasi bir kariyeri olmamasına rağmen Gutsul’un seçim faaliyeti sırasında Rus pop müziği yıldızları Nikolay Baskov, Filip Kirkorov ve Stas Mihaylov, Şor markasıyla Gagavuzya marşını Rusça seslendirdikleri bir klip yayımlamış, Rus politikacı ve Liberal Demokrat Parti (LDPR) lideri Leonid Slutskiy de kendisini “geleceğin başkanı” olarak nitelemişti.

Moldova yönetimi, Gutsul’un zaferini tanımadı. Gagavuzya yasalarına göre başkan, cumhurbaşkanının özel kararnamesiyle ülke bakanlar kuruluna dahil ediliyor.

Fakat Moldova Cumhurbaşkanı Maya Sandu, bu kararnameyi imzalamayı reddetti ve Mart 2024’te Gutsul’u bakanlar kuruluna almayacağını açıkça belirtti.

Gagauzinfo‘ya göre Sandu, “Bir suç örgütü için çalışan, Moldova Cumhuriyeti vatandaşları için değil, özerk bölge sakinlerinin çıkarları için değil, kendi ülkesine karşı beyanlarda bulunan birinin hükümette yeri yoktur,” ifadelerini kullandı.

Gutsul da benzer bir tavır sergiledi. Ekim 2024’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay önce, muhalefetin Sandu’yu “tarihin çöplüğüne gönderebileceğini” umduğunu dile getirdi.

Sandu’nun seçimleri kazanmasının ardından ise özerk bölge yönetiminin kendisini devlet başkanı olarak tanımadığını ilan etti.

Rusya ve Türkiye’ye yardım çağrısı

Gutsul, başkanlığı sırasında defalarca Rusya’yı ziyaret etti. Gözaltına alınmasından iki hafta önce Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.

Tutuklanmasının ardından Gutsul, Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yardım istedi.

Putin’e yazdığı mektupta, “Kişinev, iç çatışmayı körüklüyor, muhalif düşünceyi bastırıyor, Rusya Federasyonu ile kardeşçe ilişkilerin destekçilerine ‘devlet tehdidi’ olarak göstererek zulmediyor. Aslında bu, gerçeğe karşı bir korku, zor zamanlarda kiminle birlikte olduğunu ve kiminle dostane bağları güçlendirmek istediğini bilen Gagavuz halkından duyulan bir korkudur,” ifadelerine yer verdi.

Gutsul, Rusya lideri, Moldova makamları üzerindeki baskı için “tüm diplomatik, siyasi ve hukuki mekanizmaları kullanmaya” ve Gagavuzya’nın “özel statüsüne sağlam ve net bir destek ifade etmeye” çağırdı.

Erdoğan’a gönderdiği mektupta ise Gutsul, “Gagavuz halkının özerkliğini kaybetme tehdidiyle karşı karşıya olduğu bu kritik anda” Ankara’nın “kayıtsız kalmayacağını” umduğunu belirtti.

Gutsul, “Yıllar önce Ankara’nın sesinin barış ve adaletin korunmasına yardımcı olduğu gibi, Gagavuzya’nın bugün de Türkiye’ye ihtiyacı var. Bugün, Gagavuz halkının meşru haklarını korumak için yeniden sizin müdahalenize güveniyoruz,” diye yazdı.

Bu çağrılara verilen yanıtlar hakkında resmi bir açıklama yapılmadı. 1 Temmuz’da savcılığın Gutsul için dokuz yıl hapis cezası talep etmesinin ardından Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Telegram kanalından yaptığı açıklamada bunu “Avrupa’nın anti-değerlerinin eylem hâli” olarak nitelendirdi ve “Brüksel, çalışkan bir ülkeden liberal bir diktatörlük yaratıyor,” diye yazdı.

Karardan birkaç gün önce Zaharova, Sandu ve “Batılı sponsorlarını”, ülkeyi halihazırda istikrarsız bir duruma getirerek “içerideki durumu sarsmaya devam etmekle” suçladı.

Avrupa Birliği ise Sandu’nun yanında yer alıyor. Brüksel, Ekim 2024’te Gutsul’u “ayrılıkçılığı teşvik etmek”, anayasal düzeni devirme girişimleri ve Moldova’nın egemenliği ile bağımsızlığına tehdit oluşturmak gerekçeleriyle yaptırım listesine aldı.

Yaptırım listesine başkan yardımcısı Mihail Vlah da dahil olmak üzere Gagavuzya yönetiminden üç temsilci daha eklendi.

Gagavuzya’nın özel statüsü ve başkanlık krizi

Gagavuzya, Moldova’nın güneydoğusunda yer alan ve Ukrayna ile dış sınırı bulunan özerk bir bölge.

Başkenti Komrat şehri olan özerkliğin statüsü, Moldova Anayasası’nın 111. maddesiyle güvence altına alınmış durumda.

2014 nüfus sayımına göre, bölgenin 2,9 milyonluk nüfusunun 134 bini özerk bölgede yaşıyor.

Nüfusun çoğunluğunu (yüzde 83,8) Balkan Yarımadası’nın kuzeyinde oluşmuş bir Türk halkı olan Gagavuzlar oluşturuyor. Onları Bulgarlar (yüzde 4,9), Moldovalılar (yüzde 4,7), Ruslar (yüzde 3,2) ve Ukraynalılar (yüzde 2,5) takip ediyor.

Gagavuzya, 2014 yılında Kişinev’in onayı olmadan bir referandum düzenlemişti. Referandumda katılımcıların yüzde 98’i, Moldova’nın bağımsızlığını kaybetmesi durumunda Gagavuzya’ya kendi kaderini tayin etme hakkı verecek olan “ertelenmiş özerklik statüsü” lehine oy kullanmıştı.

Gagavuzya yasalarına göre, bölge başkanının görevlerini 60 günden fazla yerine getirememesi durumunda makamı boşalıyor.

Ancak yasada, bir başkan hakkında cezai suçlama bulunması veya mahkûm edilmesi durumuna ilişkin bir hüküm yer almıyor.

Gutsul, ev hapsinde olduğu süre boyunca avukatları aracılığıyla mesajlar yayımlamaya devam etti.

Karardan önceki son Telegram gönderisinde, ekibinin Olimpiyets adlı bir çocuk kampına 160 yatak bağışladığı bilgisi yer aldı. Mesajda, “Gagavuzya’daki her çocuğun rahatlık, ilgi ve özen içinde büyümesi için çalışıyoruz,” denildi.

Diplomasi

AfD’li Frohnmaier, Petersburg’da Gazprom şefi Miller ile görüştü

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üst düzey yetkililerinden Markus Frohnmaier, Gazprom’un patronu Aleksey Miller ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir başka yakın danışmanıyla bir araya geldi.

Partinin dış politika sözcüsü Frohnmaier, St. Petersburg ziyareti sırasında Rusya’nın enerji devi Gazprom’un CEO’su Aleksey Miller ile bir araya geldi.

Alman milletvekili, St. Petersburg’da düzenlenen ekonomi forumuna katılmak üzere Rusya’ya gitmişti.

Aynı zamanda AfD’nin Federal Meclis’teki genel başkan yardımcısı olan Frohnmaier, Rusya’nın varlık fonu başkanı Kirill Dmitriev ile de görüştü.

Dmitriev, X’te paylaştığı mesajda, “Almanya’nın en popüler partisi olan AfD ile birlikte harika bir GELECEK inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yazdı.

Frohnmaier, görüşmelerinin odak noktasının Kuzey Akım boru hatlarının yeniden açılması ve Avrupa’nın en büyük ekonomisine Rus gazı tedarikinin yeniden başlatılması fikri olduğunu söyledi.

Anketler, AfD’nin bu yılın sonlarında, Kuzey Akım boru hatlarının sonlandığı Mecklenburg-Vorpommern dahil olmak üzere, iki doğu Almanya eyaletindeki seçimlerde birinci olacağını gösteriyor.

Komşu Saksonya-Anhalt’ta ise AfD, mutlak çoğunluğu kazanıp iktidara gelmeye çok yakın görünüyor.

Gazprom, çarşamba günü Telegram kanalında yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile Miller arasındaki toplantının Alman tarafı tarafından istendiğini belirtti.

Taraflar, Gazprom’un “Almanya’da son beş yılın en düşük gaz depolama seviyeleri” olarak nitelendirdiği durum da dahil olmak üzere Avrupa’daki enerji durumunu görüştü.

Frohnmaier toplantı sonrasında sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:

“Almanya ciddi bir iktisadi düşüş sarmalının içinde sıkışmış durumda ve bunun temel nedenlerinden biri, tüm ekonomimizi pahalı hale getiren, şirketleri taşınmaya zorlayan ve vatandaşlara her gün yük olan yüksek enerji maliyetleri. Rusya, en önemli gaz ve petrol tedarikçisiydi. Bu nedenle, Kuzey Akım’ın yeniden başlatılması ve Rusya ile ticari ilişkilerin yeniden kurulması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masaya yatırılmalı. Görevimiz, Alman ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde merkeze koymak.”

Almanya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşından önce Avrupa’nın en büyük Rus gazı ithalatçısıydı. 

Yıllık 27,5 milyar metreküp kapasiteye sahip kalan Kuzey Akım 2 boru hattı hiçbir zaman kullanılmadı.

Kuzey Akım boru hatlarının onarımı ve yeniden devreye alınması, geçen yılki federal parlamento seçimleri öncesinde AfD’nin platformunun resmi bir ayağıydı. 

Fakat St. Petersburg forumu, Moskova’ya yönelik yaptırımlara ve Ukrayna’ya askeri yardım gönderilmesine de karşı çıkan AfD’nin bir temsilcisiyle bir Gazprom yetkilisi arasında bilinen ilk toplantıydı.

Dmitriev, X’te yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile görüşmelerinin “Rusya-Almanya-ABD iş diyaloğunun yeniden başlatılması” da dahil olmak üzere “iktisadi işbirliği” konusunu da kapsadığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump ve onun MAGA hareketine yakın isimlerle yakın ilişkiler kuran Frohnmaier, son yıllarda Rusya’ya kamuoyuna duyurulan bir ziyaret gerçekleştiren en üst düzey AfD milletvekili. St. Petersburg ziyaretinde kendisine üç AfD milletvekili daha eşlik etti.

Bu hafta Dmitriev’in başkanlık edeceği “yumuşak güç” konulu panelde konuşma yapması planlanan Frohnmaier, seyahate çıkmadan önce Merz hükümetinden eleştiri aldı. 

Fakat diyaloğu teşvik etmenin önemli olduğunu belirten Frohnmaier, ekonomi forumuna katılımının “Ukrayna’daki savaşı desteklediği” anlamına gelmediğini de ekledi.

Kuzey Akım üzerinden gaz akışını yeniden başlatmak, Avrupa pazarından elde ettiği gelirlerdeki büyük düşüşü telafi etmekte zorlanan Rusya’nın boru hattı gaz ihracatı tekeli Gazprom için hâlâ hayati önem taşıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English