Diplomasi
Geoffrey Roberts: Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için müzakere zorunlu

Rusya tarihi ve askeri tarih uzmanı Profesör Geoffrey Roberts, Ukrayna’daki savaşın sonuna dair umutlu olduğunu ancak mevcut siyasi iklim nedeniyle iyimserlik eksikliği yaşadığını belirtti. Roberts, barış müzakerelerinin önündeki temel engeli Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ve Avrupalı destekçileri olarak nitelendirirken, Trump yönetiminin Rusya ile işbirliğine dayalı bir ilişki geliştirme konusundaki samimiyetine vurgu yaptı.
Rusya tarihi ve askeri tarih uzmanı Profesör Geoffrey Roberts, Harici kanalında Hasan Ünal’ın konuğu oldu. Ukrayna’daki çatışmaların gidişatına dair değerlendirmelerde bulunan Roberts, savaşın yakın gelecekte sona ermesine dair umut beslediğini ancak bu konuda temkinli olduğunu ifade etti.
Roberts, “Dürüst olmak gerekirse, savaşın çok uzak olmayan bir gelecekte sona erebileceğine dair umutluyum ama pek iyimser değilim. Savaşın çok daha uzun bir süre devam etme ihtimali var. Ancak bir tür anlaşmaya varılabileceği konusunda umutluyum” diye konuştu.
Prof. Roberts, barışın önündeki engellere dair analizinde Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i işaret etti. Roberts, “Sanırım iyimserlik eksikliğim, çoğunlukla Zelenskiy’nin barış müzakereleri konusundaki tutumuyla ilgili. Çünkü bana göre şu anda barışın önündeki temel engel Zelenskiy ve onun Avrupalı destekçileri. Korkum o ki Zelenskiy, savaşı sonuna kadar sürdürmek istiyor. O ve Avrupalı destekçileri, her türlü anlaşmayı mümkün olduğunca uzun süre engelleyecekler” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump yönetimi Rusya ile işbirliği yapmaya istekli”
Söyleşi sırasında Trump yönetiminin Rusya ile olan ilişkilerine dair soruları yanıtlayan Roberts, ABD’nin bu çatışmayı sona erdirmek için daha önce görülmemiş bir çaba içinde olduğunu vurguladı. Roberts, “ABD çok daha istekli görünüyor. Rusya ile sadece Ukrayna’da barış konusunda değil, çeşitli başka alanlarda da küresel düzeyde işbirliği yapmaya ve uzlaşmaya hazır görünüyorlar. Özellikle Arktik Okyanusu, Rusya’daki enerji sektörü, değerli metaller, nadir toprak mineralleri gibi alanlarda işbirliği öngörüyorlar” ifadelerini kullandı.
Roberts, Trump’ın geçmişteki öngörülemez tavırlarına rağmen Ukrayna konusunda tutarlı olduğunu savundu: “Trump; istikrarsız, öngörülemez, fevri olmasıyla meşhurdur. Ancak en az iki konuda oldukça tutarlıydı. Birincisi Ukrayna’da barış istemesi, savaşı sona erdirmek istemesi. İkincisi ise Rusya ile işbirliğine dayalı bir ilişki geliştirmek. Trump başkanlığı olmasaydı Ukrayna’da müzakere edilmiş bir barış ihtimali olmazdı. Ukrayna ve Rusya ile ilgili olarak, onun ve yönetiminin eylemleri hakkında oldukça olumlu bir değerlendirmem olurdu.”
Roberts ayrıca, Ruslar ve Amerikalılar arasında temel parametrelerin aslında Alaska zirvesi sırasında kararlaştırıldığını öne sürdü: “İnsanlar unutuyor ama aslında Ukrayna’da barış anlaşması Ruslar ve Amerikalılar tarafından Alaska zirvesi sırasında yapılmıştı. Ruslar ve Amerikalılar için barış aslında tamamlanmış bir mesele. Sorun, Ukraynalıları ve Avrupalıları bu anlaşmaya uymaya veya Ruslarla Amerikalıların sunduğu paket temelinde ciddi şekilde müzakere etmeye ikna etmek oldu.”
“Avrupalı liderler yenilgiyi kabul etmeyi reddediyor”
Prof. Roberts, Avrupa Birliği ülkelerinin ve Zelenskiy’nin savaşı uzatma eğiliminde olduğunu belirtti. Avrupalı liderlerin Ukrayna’daki bir yenilgiyle yüzleşmekten çekindiğini dile getiren Roberts, “Avrupalılar sadece Ukrayna’daki yenilgiyle yüzleşmeyi reddediyorlar. Bu yenilgiyi kabul etmeyi reddediyorlar çünkü siyasi olarak onlar için felaket olur. Bu yüzden temel duruşları, savaşı mümkün olduğunca uzun süre devam ettirmek için ellerinden geleni yapmak oldu” dedi.
Zelenskiy’nin niyetini sorgulayan Roberts, “Zelenskiy’nin savaşı mümkün olduğunca uzun süre sürdürmeye mi niyetli, yoksa Amerika’dan, özellikle de olası bir barışın Amerikan güvenlik garantisi konusunda alabileceği kadar taviz koparmak için mi bu pozu takınıyor, emin değilim. Zelenskiy’nin savaşı mümkün olduğunca uzun süre sürdürme konusunda yüzde 100 kararlı olduğundan o kadar emin değilim” açıklamasında bulundu.
“Rus taarruzu yıpratma savaşı stratejisine dayanıyor”
Sahadaki askeri duruma ilişkin gözlemlerini aktaran Roberts, Rus ordusunun yavaş ama kararlı bir ilerleme kaydettiğini, bu yavaşlığın arkasında insan kaynağını koruma motivasyonu olduğunu vurguladı. Roberts, “Ruslar, savaşın başından olmasa da erken aşamalarından itibaren kuvvet tasarrufu politikasını benimsemiş olmalarıdır. İnsan kaynaklarını mümkün olduğunca korumak istiyorlar. Bu yüzden kayıplarını asgari düzeyde tutmaya çalışarak yavaş ilerliyorlar” dedi.
Yıpratma savaşının birikimli bir süreç olduğunu belirten Roberts, şu ifadeleri kullandı: “Rusların yaptığı şey Ukraynalıları yıpratmak. Ne kadar toprak ele geçirdikleri ya da ilerlemenin ne kadar yavaş olduğu o kadar da önemli değil. Ukraynalıları yıpratmaya devam ettikleri sürece süreç işliyor. Rusya, Ukraynalıların sahip olduğu insani ve maddi kaynakların katbekat fazlasına sahip. Ukrayna ordusundan 200 bin asker firar etmiş, zorunlu askerlik çağındaki 2 milyon Ukraynalı erkek askere alınmaktan kaçıyor.”
Savaşın sona erme zamanlamasına dair tahminini paylaşan Roberts, “Savaşın birkaç ay daha kesinlikle devam edebileceğini düşünüyorum. Ancak savaşın bu yılın yaz ayları ötesine çok sarkacağını sanmıyorum. Önümüzdeki birkaç ay içinde Donbass’ın geri kalanı Rus ordusu tarafından ele geçirilecek. Eğer bu herhangi bir barış anlaşmasından önce gerçekleşirse o zaman işler değişir; çünkü Rusların Ukrayna’ya taviz verme motivasyonu kalmaz” diye ekledi.
“Avrupa’nın militarizasyonu tehlikeli bir sürecin habercisi”
Roberts, savaş sonrası Avrupa’nın durumuna dair kaygılarını dile getirdi. Avrupa’nın içine girdiği militarizasyon sürecinin, kaçınmaya çalıştıkları çatışmaları kışkırtabileceğini savunan Roberts, “Beni asıl korkutan savaş bittikten sonrası. Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerinde ne olacağı. Tüm işaretler bir hazırlık içinde olduklarını gösteriyor. Toplumlarını yeniden militarize etmeleri, silahlanmaları, Rusya’ya karşı tehditkar hamleler yapmaları aslında ‘kendini gerçekleştiren kehanet’ haline gelebilir” dedi.
Avrupa’nın Rusya ile siyasi ilişkileri yeniden inşa etme ihtiyacına dikkat çeken Roberts, “Ukrayna savaşı bittiğinde tüm Avrupa ülkelerinde Putin, Rusya ve burada olup bitenler hakkında daha sağduyulu bir görüşe sahip olanların sesi duyulacaktır. Avrupa’nın Rusya ile güvenlik sağlamasının yolunun militarizasyon değil siyaset ve etkileşim olduğunu göreceklerdir” ifadelerini kullandı.
“Çok kutuplu düzende iç işlerine karışmama ilkesi esastır”
Söyleşinin son bölümünde küresel düzen ve çok kutupluluk kavramlarına değinen Prof. Roberts, devletlerin egemenliklerine ve iç işlerine saygının, istikrarlı bir dünya düzeninin temel taşı olduğunu vurguladı. Roberts, “Eğer istikrarlı ve karşılıklı fayda sağlayan bir çok kutupluluk istiyorsak, diğer devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi kesinlikle ama kesinlikle çok temeldir. Rubio ve Amerikalılar, sadece onlar değil, herkes diğer devletlerin iç işlerine karışıyor. Bu yüzden diğer devletlerin iç işlerine karışmama ilkesini yeniden tesis etmenin, siyasi müdahalenin önlenmesinin, yeniden vurgulanması gereken en temel ilkelerden biri olduğunu düşünüyorum” dedi.
Yeni küresel düzenin henüz oluşum aşamasında olduğunu belirten Roberts, “Trump yönetiminin tüm resmi değiştirmiş olması, yeni çok kutuplu düzenin karakterini şekillendirme konusunda yepyeni olasılıklar dizisi açmış olması muhtemeldir. Rusya, Çin, Türkiye, Brezilya; yani diğer büyük güçlerin üzerinde gerçekten çalışabileceği bir şey. Ama bence devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmaması, istikrarlı bir yeni küresel düzen oluşturmak için gerçekten temel bir esastır” diyerek sözlerini noktaladı.
Diplomasi
ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.
ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.
Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.
Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.
Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.
İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.
Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.
Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.
Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.
Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.
Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.
Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.
Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.
Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.
Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.
Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.
Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.
Diplomasi
Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.
Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.
Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.
Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.
Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.
İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.
Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:
“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”
İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.
Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.
AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.
Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.
Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.
Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:
“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”
Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.
Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.
Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.
Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.
Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.
AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.
Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.
Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.
Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.
Diplomasi
ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.
Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.
Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.
Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.
Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.
Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.
1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.
ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.
Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.
Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya7 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı










