Bizi Takip Edin

Avrupa

Habermas: Holokosttan kurtulup sömürgeciliği kazanmak

Yayınlanma

faz, Jürgen Habermas öldükten sonra, 1953 yılında henüz öğrenciyken yazıp “bir gecede meşhur” olduğu “Heidegger ile birlikte, Heidegger’e karşı düşünmek” başlıklı makalesini yeniden paylaştı.

Nasıl oluyordu da, Martin Heidegger gibi bir düşünür (Habermas’a göre Varlık ve Zaman, Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’nden bu yana görülen en kayda değer felsefi olaydı), Nazizme tevessül etmiş, bu türden bariz bir ilkelliğin pençesine düşmüştü?

Habermas özetle, Heidegger’in, kendi anti-dekadan, kitle adamından kaçış, “varlığın unutturulmasına ağıt” felsefesini bir çizginin devamı olarak görmeyip “rasyonel” ve Hıristiyan karşı ağırlıklardan kurtulması nedeniyle Nazizm ile yan yana geldiğini düşünüyordu. 

“Son modern filozof”un Heidegger’in alet çantasından aldığı kavramlar (Husserl’den mülhem Lebenswelt-yaşam dünyası kavramının Dasein ile benzerliği açık), bana kalırsa bu Nazi-varoluşçu ile diyaloğunun çok daha pozitif ve derin olduğuna işaret ediyor. Fakat bunları bir kenara bırakalım: Holokost ile bitişen Heidegger’deki sorun, “akıl” karşı ağırlığı olmayışıydı ona göre; zira parmak bastığı şeyler (“teknik”in egemenliği, “varlık”ın kendini Avrupa’da yeniden ortaya çıkaracak olması, vs) pek de yanlış değildi. Heidegger’in sorunu, Aydınlanma ve Batı karşıtı olmasıydı.

Habermas’ın düşüncesindeki, liberalizmden miras alınan bu ikilikler, zaman ilerledikçe liberalizmden başka herhangi bir alternatifin düşünülemeyeceği, kapalı bir sisteme dönüşecekti. Bir tarafta paranın ve iktidarın hakim olduğu “sistem”, diğer tarafta iletişimsel eylemin zeminini oluşturan yaşam dünyası; bir tarafta “olgu” olarak hukuk ve kurumlar, diğer tarafta bunları belirleyen “normlar”, modern dünyanın hakikatiydi.

Manidar: Habermas, bu noktada, Marx’ın Kapital’de değere ilişkin yaptığı tartışmayı da şablonlaştırıyor ve kullanım değerini “öz”, mübadele değerini “görüngü” olarak sunmak gibi bir basitleştirmeye gidiyordu. Oysa, nasıl burjuva toplumunda siyaset ile iktisadın birbirinden ayrılması basit bir öz-görüngü ikilisi değildiyse, Marx’ın incelediği değer de aslında analiz ilerledikçe zorunlu görünüm biçimleri ile kendisini ortaya koyar. Yani Habermas, değer teorisini oldukça yalapşap bir şekilde kavrar ve doğrusu, devlet ile sivil toplum arasındaki ayrım konusunda Hegel’den bile daha geri ve geçirimsiz bir model ortaya koyduğu gibi, hakikatin kendisini var olmayan bir ikiliğe hapseder. Burjuva toplumunda özün zorunlu görünüm biçimlerini (mesela değerin zorunlu görünüm biçimi olarak mübadele değeri, onun zorunlu görünüm biçimi olarak para, onun zorunlu görünüm biçimi olarak fiyat, …), öz ile görüngü arasındaki analitik ayrımda kaybeder.

***

Olgular ile normlar arasındaki görünürdeki mesafe düşüncede ayrılırken, hakikatte de bu “halk”ın, örneğin iktisadi karar alma süreçlerinden tamamen koparılmasına eşlik eder. Avrupa Birliği’nin dev bürokratik makinesi ve iktisadi siyasetin “apolitikleştiği” modern merkez bankalarının ve teknokrasinin gücünü artırması, tam da bu sürece tekabül eder.

“Post-ulusal konsensüs”, hem finansın ilerleyişine hem de göç akınlarına karşı Avrupai “yaşam dünyası”nı, (Perry Anderson’un işaret ettiği üzere) Karl Polanyi’nin Büyük Dönüşüm’deki anlatısına benzer şekilde, AB’de cisimleşmişti. Hans Kundnani, Eurowhiteness [Avrobeyazlık] kitabında, AB’nin post-milliyetçi bir girişimden ziyade, post-emperyal bir yapılanma olduğuna, milliyetçiliğin aşılmaktan çok Avrupa çapındaki bir bölgeselcilik olarak yeniden üretildiğine işaret ediyor.(1) Kant’ın dünya federasyonunun ve ebedi barışının mümkün olamayacağını kabul eden Habermas, Avrupa’nın “iç politikasını” bir tür “dünya değerleri” haline getirmekten sorumlu hale geliyordu.

Faşizme, özellikle de Carl Schmitt’e karşı burjuva toplumunun canhıraş savunması, en nihayetinde “tüm aşırılıklara” (hatta 68 eylemlerinde parlamento dışı solun “faşizmine” de!) karşı bir orta yoldu bu. 1953’te, bir şekilde Nazizmin Batı düşüncesindeki izlerini takip edebilen Habermas, en sonunda aynı Batı düşüncesini Nazizmden “ibra etmek” için liberal emperyalizm çağından süzülüp Nazizme varan sömürgeci kavrayışı yeniden üretiyordu. Artık Almanya ve Avrupa’nın her yerine Holokost anıtları dikiliyor, Yahudi düşmanlığına karşı mücadele Avrupa’nın (geç kalmış) değeri haline geliyor, ama anti-faşist mücadelenin diri ruhu, Avrupa içindeki son Alman sömürgeciliğine karşı savaşın kahramanları unutuluşa terk ediliyordu.

“Alman sorumluluğu”, savaştan sonra uzun süre Yahudi kıyımı için sessizliğe çağrı yaparken, işler bir anda tersine dönmüş ve Almanya, Avrupa ve Sovyetler Birliği’ndeki anti-faşist direniş, eşitleyen ellerin çabukluğuyla Nazizm ile eşitlenebilir hale gelmişti. Sahi, Habermas, Holokost’u verip sömürgeciliği alırken Nazizmin “görelileştirilmesine” itiraz ediyordu, değil mi? Ernst Nolte’nin, Nazizmi bolşevizme tepki olarak gören anlatısı, bir büyük geri dönüşle Alman zihniyetinin tam ortasına yerleşiyordu.

***

Yukarıda gelişini haber vermiştik, şimdi filmi biraz ileriye sarıp Habermas’ın en büyük politik müdahalesine gelelim: 1980’lerin ikinci yarısına damga vuran ünlü Historikerstreit, yani “tarihçiler tartışması.”

Özetle, CDU’lu Şansölye Helmut Kohl’ün pek yakını olarak bilinen tarihçi Ernst Nolte, Holokost’un aslında Ekim Devrimi’nden sonra Bolşeviklerin yaptığı “katliamlara” verilmiş bir yanıt olduğunu ileri sürüyordu: Sınıf kıyımına karşı, ırk kıyımı. Yahudi kıyımı, aslında bir tarafında Almanya’nın, diğer tarafında ise Sovyetler Birliği’nin durduğu daha geniş cephelere yayılmış bir (ideolojik) dünya savaşının sonucuydu.

Habermas bu teze şiddetle itiraz etmişti. Nolte, Holokost’u “20. yüzyılın katliamlarından sadece biri” olarak görelileştirerek, Almanya’nın soykırımdaki rolünü küçültüyor, Alman milliyetçiliğini cesaretlendiriyor ve ülkeyi Avrupa entegrasyonu hedefinden saptırıyordu. Bu, “Alman sorunu”nun yeniden doğmasına çanak tutardı.

Oysa aynı dönemde Kohl’ün daveti ile Batı Almanya’ya gelen Ronald Reagan, Bitburg’da Waffen-SS mezarlığını ziyaret ediyor ve bunun Auschwitz’i ziyaret etmekten farkı olmadığını, bu Alman askerlerinin de tıpkı Yahudiler gibi Hitler’in kurbanı olduğunu söyleyebiliyordu!

Bugün bu konudaki çeşitli yasaların, resmi yada gayriresmi kuralların oluşmasında Historikerstreit ve Habermas’ın müdahalesi kritik önemdedir. Almanya’da, halkın bir kesimine karşı nefreti kışkırtma (Volksverhetzung) suçunu düzenleyen Ceza Kanunu’nun 130. maddesine göre, bugün sadece Holokostu inkâr etmek değil, aynı zamanda onu “hafifletmek” (verharmlosen) de suç teşkil ediyor.

Hukuki alanın ötesinde, bu sınırlama, Alman düşünce dünyasının ve kamuoyunun neredeyse tamamını çerçevelemiş durumda. Bir zamanlar Angela Merkel’in danışmanı olan Christoph Heusgen’in resmi olarak formüle ettiği haliyle, İsrail’in güvenliği Almanya için Staatsräson, yani “devlet aklı” olarak görülür. İsrail’in varlığı ve güvenliği, Almanya’nın “ulusal çıkarları” listesinde epey müstesna bir yerde durmaktadır.

2023’te imza attığı malum metinde, İsrail’in eylemlerine “soykırım” yakıştırması yapılmasına asla anlam veremeyen Habermas(2), kendi kendisini hapsettiği zindan içerisinden konuşarak, “İsrail’in eylemlerine soykırım niyeti atfedildiğinde, muhakeme standartları tamamen kayboluyor,” diyordu. Liberalizm mahpusu Habermas, Gazze’deki hakikat ile karşılaştığında, normların olguları yemesine hiç ses çıkarmıyordu.(3)

Normal şartlarda, Filistinlilerin “yaşam dünyası”nın İsrail’de cisimleşen “sistem”e direnişi, Habermas tarafından selamlanmalıydı, değil mi? Ama Marx’ın din eleştirisine ilişkin sözleri, bizi hakikate biraz daha yaklaştırıyor: Eleştirinin zincirdeki hayali çiçekleri koparmasının amacı, insanın hayal gücü ya da dinsel teselli olmadan da o zincire vurulmaya devam etmesi değil, zinciri atıp canlı çiçeği koparmasıdır. Le Grand Continent’in haklı olarak “son modern filozof” olarak nitelendirdiği Habermas, “eleştiri”sini zincirleri kırmak için yapmadığı sürece/için, en sonunda dinsel ve mistifiye edilmiş bir liberalizmin vaazını İsrail’in (ve AB’nin) vurduğu zincirleri savunmak için vermeye başlamıştı.(4)

İnsan, Perry Anderson’un ta 2013’te yaptığı şu tespiti bir kehanet gibi görmeden edemiyor: “Ortaya çıkan sonuç, ne gerçek dünyayı doğru bir şekilde betimleme ne de daha iyi bir dünya için eleştirel öneriler sunma sorumluluğunu yerine getiren bir teori.”


(1) Kundnani ayrıca, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurucu ülkelerinin, o zamanlar bile sömürgelere sahip olduğunu, bu sömürgeleri kaybetmemek için her tür çabayı gösterdiğini ve AET’yi kendi post-emperyal devletleri için bir çıpa olarak gördüklerini ve kullandıklarını yazıyor. Dolayısıyla AB, kuruluşundan itibaren sömürgeciliğe (ve dekolonizasyon sürecine) en azından “kör” kalmayı bilinçli olarak tercih etmiştir.
(2) Konumuz açısından daha da ilginci, Habermas’ın imza attığı metinde Filistin halkından “Filistin toplumu/ahalisi/nüfusu”(Palestinian population) gibi muğlak bir şekilde bahsedilmesi. Filistinliler bir halk olmadığı için, Habermas’ın normatif haklarından İsrailliler gibi faydalanamıyor. Yerlileri hukuki haklara sahip bir halk olarak görmemek, tipik bir sömürgeci davranışıdır.
(3) Habermas daha yakın zamanda yazdığı bir makalede, Trump’ın “uluslararası hukuk”u hiçe saydığını ve içerideki muhaliflerini iftira yoluyla marjinalleştirmeye çalıştığını söyledikten sonra, ilgili bildiriye gelen tepkileri unutmamış olacak ki, Amerikan üniversite kampuslerine dokundurmadan edemiyor: “Bu sinsi ama kararlı bir şekilde sürdürülen iktidar ele geçirme sürecinin en şaşırtıcı ve şu ana kadar makul bir açıklaması bulunmayan yanı, genel olarak direnç göstermeyen sivil toplumun cesaretsizliğidir; daha önce kampüslerinde sözde sömürgeci güç İsrail’e karşı bedelsiz direnişi en üst düzeye çıkarmış olan öğrencilerin ve profesörlerin uyum sağlama eğilimi ise cabası.” Aynı makalede, Alman hükümetinin Avrupa’nın en güçlü ordusunu kurma vaadini de eleştiriyor. Ona göre bu, “retorik olarak Avrupa yanlısı” olan bir ikiyüzlülük: İkiyüzlü olmamak için, Fransa’nın “daha derin entegrasyon” planını kabul etmek gerekiyor. Fransa’nın bunu Avrupa’yı ABD ve Çin’e karşı askeri ve iktisadi olarak konumlandırma çabasının ise hiçbir önemi yok. Zaten hemen devamında Eurobond’lara karşı çıkan Alman hükümetini, “dünya siyasetinde etkin bir Avrupa Birliği’ni hayata geçirmek için ciddi adımlar attığına dair hiçbir somut işaret yok” diye paylıyor. Habermas, AB’nin ABD’den “koparak” küresel etki gücünü artırması için, yetkilerin daha da fazla Brüksel’de toplanmasını önermekten başka bir şey yapmıyor.
(4) Habermas’ın, Heidegger ve Schmitt’in tekniğe, bilime, kitle kültürüne, ezcümle “burjuva medeniyetine” duyduğu geri(ci) tepkiyi gitgide paylaştığına kesinlikle inanıyorum. Habermas’ın Heidegger’i “demokratikleştirme” planının iki düşünürün de burjuva toplumunun eleştirisini zincirleri kırmak için değil, daha da sağlamlaştırmak için yapması nedeniyle fiyaskoyla sonuçlandığını düşünüyorum.

Avrupa

Almanya, Rusya’ya karşı binlerce yeni füze almaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Bloomberg’ün haberine göre Almanya, Tomahawk sevkiyatında yaşanan gecikmeler üzerine savunma cephaneliğini binlerce hassas vuruş füzesiyle takviye etmeyi planlıyor. Berlin, Amerikan girişimi Covenant’tan 1,12 milyar doları aşan Anthem füzeleri almanın yanı sıra Ukrayna, Hollanda ve İngiltere ortaklı projeleri değerlendiriyor.

Almanya, savunma cephaneliğini genişletmek amacıyla binlerce hassas vuruş füzesi satın almayı planlıyor.

Almanya ordusunun envanterinde şu anda yalnızca havadan fırlatılan ve yaklaşık 500 kilometre gibi görece kısa bir menzile sahip olan Taurus seyir füzeleri yer alıyor.

Bloomberg’ün konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde, Berlin’in Amerikan Raytheon üretimi BGM-109 Tomahawk füzeleri ile Typhon fırlatma sistemlerini tedarik etme planının ise gecikmelerle karşılaştığı belirtildi.

Bu tablonun ardından Almanya Savunma Bakanlığı, çok sayıda üreticiyle binlerce hassas vuruş füzesi almak üzere görüşmelere başladı.

Berlin’in benimsediği strateji, görece düşük maliyetli füzeleri yüksek adetlerle temin ederek nicelik üstünlüğü kurmayı ve olası bir hasmın hava savunma sistemlerini doygunluğa ulaştırarak felce uğratmayı amaçlıyor.

Görüşme yürütülen taraflardan birini Amerikan savunma girişimi Covenant oluşturuyor.

Almanya, bu şirketten 1,12 milyar doları aşan bir maliyetle karadan fırlatılan binlerce Anthem seyir füzesi almayı değerlendiriyor.

Covenant şirketi ABD kökenli olmasına karşın projenin Avrupa ile doğrudan bağı sürüyor. Girişim, bu yıl Almanya’nın Leipzig kentinde bir fabrika açtı.

Fabrikadaki ilk füzelerin 2027 yılının başında üretim bandından çıkması hedefleniyor.

Gelecek yılın sonuna kadar bin adet üretmeyi planlayan şirket, bağımsız Avrupa tedarik zincirlerinden faydalanarak 2028 yılına gelindiğinde yıllık 5 bin füzelik azami kapasiteye ulaşmayı amaçlıyor.

Berlin tek bir tedarikçiye bağlı kalmamak için alternatifleri inceliyor

Berlin yönetimi tek bir şirkete bağımlı kalmaktan kaçınmak için farklı seçenekleri de gündemde tutuyor.

Bu kapsamda Ukrayna ile Bars seyir füzelerinin ortak üretimi ve satın alınması yönünde temaslar yürütülüyor.

Hollanda merkezli Destinus SA şirketinin geliştirdiği Ruta füzeleri de incelenen seçenekler arasında yer alıyor.

Almanya ve İngiltere ortak girişimi olan Hypersonica ile de yüksek hızlı HS1 füzelerinin geliştirilmesi konusu ele alınıyor.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna’daki çatışmaların başlamasının ardından geniş kapsamlı bir yeniden silahlanma sürecine girdi.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada Almanya’nın Rusya ile askeri bir karşı karşıya gelişe hazırlandığını öne sürmüştü.

Neçayev, Almanya’nın Ukrayna’daki çatışmalara taraf olmama yönündeki resmi beyanlarına rağmen askeri harcamalarını artırdığını, ordu mevcudunu büyüttüğünü ve silahlanma adımlarını hızlandırdığını savundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avusturya, dört Rus diplomatı sınır dışı etti

Yayınlanma

Avusturya, üçü büyükelçilikte biri AGİT temsilciliğinde görevli dört Rus diplomatı casusluk şüphesiyle sınır dışı etti. Karara tepki gösteren Rusya Dışişleri Bakanlığı misillemenin kaçınılmaz olduğunu duyururken Viyana’nın 2022’den bu yana sınır dışı ettiği Rus görevli sayısı en az 18’e ulaştı.

Avusturya, dört Rus diplomatı “istenmeyen kişi” ilan ederek sınır dışı etti. Diplomatlardan üçü Viyana’daki Rusya Büyükelçiliğinde görev yaparken biri ülkenin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Daimi Temsilciliğinde yer alıyordu.

Gelişmeyi cuma günü ilk olarak Avusturya dergisi Profil duyurdu; kamu yayıncısı ORF ve Die Presse gazetesi de Dışişleri Bakanlığına dayandırdıkları haberlerle bilgiyi teyit etti.

Bakanlık açıklamasında kararın güvenlik birimlerinden gelen veriler doğrultusunda alındığı belirtildi. Açıklamada, dört Rus görevlinin diplomatik statüleriyle bağdaşmayan faaliyetler yürüttüğü kaydedildi.

Moskova ise karara gecikmeden karşılık verileceğini duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Avusturya’nın bu adımına yönelik tepkinin “kaçınılmaz olarak geleceğini” açıkladı.

Avusturya Dışişleri Bakanlığı verilerine göre Viyana’daki Rusya Büyükelçiliğinde toplam 48 diplomat görev yapıyor. 23 Rus vatandaşı da ülkenin AGİT Daimi Temsilciliğinde yer alıyor.

Profil: Rus diplomatlar casuslukla suçlanıyor

Profil dergisi, sınır dışı edilen dört Rus diplomatın casusluk şüphesiyle hedef alındığını aktardı.

Bu isimlerin, araştırmacı yayın organı Agentstvo’nun ağustos başında yayımladığı ve istihbarat servisleriyle bağlantılı olabileceği öne sürülen 21 kişilik diplomat listesinde yer alıp almadığı ise henüz netleşmedi.

Profil, Avusturya Savunma Bakanlığının ağustos ayı ortasında askerlere olası Rus ajan devşirme girişimlerine karşı uyarı yazısı gönderdiğini ve şüpheli temasların bildirilmesini istediğini kaydetti.

Avusturya makamlarının gündemine giren bir diğer başlık ise Viyana sakinlerinin Rusya Büyükelçiliği çatısından gelen seslere yönelik şikayetleri oldu.

İngiliz The Financial Times gazetesi mart ayında kaynaklarına dayandırdığı haberinde, çatıdaki “anten ormanı” aracılığıyla NATO ve diğer uluslararası kuruluşların haberleşmelerinin dinlendiğini öne sürmüştü. Viyana yönetimi bu iddialar üzerine mayıs ayında üç Rus diplomatı sınır dışı etmişti.

Avusturya Dışişleri Bakanlığı eylül ayı ortasında yerel haber ajansı APA’ya yaptığı açıklamada, Rusya Büyükelçiliği temsilcilerinin çatıdaki havalandırma pervanelerinin arızalandığını savunarak gürültü için özür dilediğini bildirmişti.

Şubat 2022’de Ukrayna’da başlayan savaştan bu yana Avusturya, son kararla birlikte Rus temsilciliklerindeki en az 18 personeli sınır dışı etmiş oldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sırbistan’da öğrenci mitinginde yüzbinlerce kişi bir araya geldi

Yayınlanma

Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğündeki hareketin son mitingi için perşembe günü yüz binlerce kişi Belgrad’ın merkezinde bir araya geldi.

25 Ekim’de yapılacak erken parlamento seçimleri öncesinde yapılan mitingin organizatörleri, mitinge en az 200.000 kişinin katıldığını belirtti.

Hareket, Aleksandar Vučić ve Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) 14 yıllık iktidarını sona erdirmeyi ve yaklaşık iki yıldır süren hükümet karşıtı protestoları bir seçim zaferine dönüştürmeyi hedefliyor.

Protesto hareketi, Kasım 2024’te kuzeydeki Novi Sad kentinde bir tren istasyonu kanopisinin çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi ve bunun ülke genelinde öğrenciler öncülüğünde kitlesel yolsuzluk karşıtı protestolara yol açmasının ardından ortaya çıktı.

Göstericiler, felaketin sorumlusu olarak hükümetin yolsuzluğunu gösterdi fakat henüz kimse cezai olarak sorumlu tutulmadı.

Öğrenci Listesi’nden birçok aday kalabalığa hitap etti. Aralarında, yargı ve savcılığın siyasi baskı ve kişisel çıkarların etkisinden arındırılması çağrısında bulunan tanınmış Sırp aktör Tihomir Stanić de vardı.

Stanić, “Hepimiz kanun önünde eşit olmamaktan bıktık. Sırbistan özgürlüğü, adaleti ve hesap verebilirliği hak ediyor,” dedi.

Miting, son iki yıldır öğrenci hareketinin harekete geçirdiği çok sayıda genç de dahil olmak üzere her yaştan insanı bir araya getirdi.

Belgrad’dan 26 yaşındaki Nađa, başından beri öğrencileri desteklediğini ve adalet ve daha iyi bir gelecek için mücadele eden insanların yanında yer almaktan gurur duyduğunu söyledi.

Rapporteur’e verdiği demeçte, “Öğrenci Listesi’nin seçimi kazanmasını bekliyorum fakat iktidar yetkililerinin sonuçları sorgulamak ve itibarsızlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına inanıyorum,” dedi.

Mitinge, siyasi değişim ve çocukları için daha iyi bir gelecek umduğunu belirten daha yaşlı destekçiler de katıldı.

61 yaşındaki Dragana, Rapporteur’e, “Umarım yeni hükümet, çocuklarımızın Sırbistan’ı terk etmek zorunda kalmadan geleceklerini kurabilecekleri bir ülke yaratır,” dedi.

Seçimler, Vučić’in iktidar partisinin yıllarca kendisiyle kıyaslanabilecek kadar güçlü bir seçim rakibiyle karşılaşmadığı 2012’de SNS’nin iktidara gelmesinden bu yana Sırbistan’da görülen en belirsiz seçimler olarak değerlendiriliyor.

Seçim kampanyası neredeyse bir referandum havasına büründü. Oylama, genel olarak SNS’nin iktidarının devamı ile siyasi değişim umudu arasında bir seçim olarak görülüyor.

Anketler, iktidar koalisyonu ile Öğrenci Listesi arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor. Salı günü yayınlanan son ankete göre, kararını vermiş seçmenler arasında SNS liderliğindeki koalisyon %42,9, Öğrenci Listesi ise %42 oy oranına sahip.

Avrupa Parlamentosu heyeti de dahil olmak üzere uluslararası gözlemciler, seçimleri izleyecek.

Seçimlerin nasıl yürütüleceği, seçim koşulları, demokratik standartlar ve hukukun üstünlüğü konusundaki süregelen endişeler nedeniyle, uzun süredir durma noktasına gelen Sırbistan’ın AB üyelik süreci üzerinde önemli etkiler yaratabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English