Avrupa
Habermas: Holokosttan kurtulup sömürgeciliği kazanmak

faz, Jürgen Habermas öldükten sonra, 1953 yılında henüz öğrenciyken yazıp “bir gecede meşhur” olduğu “Heidegger ile birlikte, Heidegger’e karşı düşünmek” başlıklı makalesini yeniden paylaştı.
Nasıl oluyordu da, Martin Heidegger gibi bir düşünür (Habermas’a göre Varlık ve Zaman, Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’nden bu yana görülen en kayda değer felsefi olaydı), Nazizme tevessül etmiş, bu türden bariz bir ilkelliğin pençesine düşmüştü?
Habermas özetle, Heidegger’in, kendi anti-dekadan, kitle adamından kaçış, “varlığın unutturulmasına ağıt” felsefesini bir çizginin devamı olarak görmeyip “rasyonel” ve Hıristiyan karşı ağırlıklardan kurtulması nedeniyle Nazizm ile yan yana geldiğini düşünüyordu.
“Son modern filozof”un Heidegger’in alet çantasından aldığı kavramlar (Husserl’den mülhem Lebenswelt-yaşam dünyası kavramının Dasein ile benzerliği açık), bana kalırsa bu Nazi-varoluşçu ile diyaloğunun çok daha pozitif ve derin olduğuna işaret ediyor. Fakat bunları bir kenara bırakalım: Holokost ile bitişen Heidegger’deki sorun, “akıl” karşı ağırlığı olmayışıydı ona göre; zira parmak bastığı şeyler (“teknik”in egemenliği, “varlık”ın kendini Avrupa’da yeniden ortaya çıkaracak olması, vs) pek de yanlış değildi. Heidegger’in sorunu, Aydınlanma ve Batı karşıtı olmasıydı.
Habermas’ın düşüncesindeki, liberalizmden miras alınan bu ikilikler, zaman ilerledikçe liberalizmden başka herhangi bir alternatifin düşünülemeyeceği, kapalı bir sisteme dönüşecekti. Bir tarafta paranın ve iktidarın hakim olduğu “sistem”, diğer tarafta iletişimsel eylemin zeminini oluşturan yaşam dünyası; bir tarafta “olgu” olarak hukuk ve kurumlar, diğer tarafta bunları belirleyen “normlar”, modern dünyanın hakikatiydi.
Manidar: Habermas, bu noktada, Marx’ın Kapital’de değere ilişkin yaptığı tartışmayı da şablonlaştırıyor ve kullanım değerini “öz”, mübadele değerini “görüngü” olarak sunmak gibi bir basitleştirmeye gidiyordu. Oysa, nasıl burjuva toplumunda siyaset ile iktisadın birbirinden ayrılması basit bir öz-görüngü ikilisi değildiyse, Marx’ın incelediği değer de aslında analiz ilerledikçe zorunlu görünüm biçimleri ile kendisini ortaya koyar. Yani Habermas, değer teorisini oldukça yalapşap bir şekilde kavrar ve doğrusu, devlet ile sivil toplum arasındaki ayrım konusunda Hegel’den bile daha geri ve geçirimsiz bir model ortaya koyduğu gibi, hakikatin kendisini var olmayan bir ikiliğe hapseder. Burjuva toplumunda özün zorunlu görünüm biçimlerini (mesela değerin zorunlu görünüm biçimi olarak mübadele değeri, onun zorunlu görünüm biçimi olarak para, onun zorunlu görünüm biçimi olarak fiyat, …), öz ile görüngü arasındaki analitik ayrımda kaybeder.
***
Olgular ile normlar arasındaki görünürdeki mesafe düşüncede ayrılırken, hakikatte de bu “halk”ın, örneğin iktisadi karar alma süreçlerinden tamamen koparılmasına eşlik eder. Avrupa Birliği’nin dev bürokratik makinesi ve iktisadi siyasetin “apolitikleştiği” modern merkez bankalarının ve teknokrasinin gücünü artırması, tam da bu sürece tekabül eder.
“Post-ulusal konsensüs”, hem finansın ilerleyişine hem de göç akınlarına karşı Avrupai “yaşam dünyası”nı, (Perry Anderson’un işaret ettiği üzere) Karl Polanyi’nin Büyük Dönüşüm’deki anlatısına benzer şekilde, AB’de cisimleşmişti. Hans Kundnani, Eurowhiteness [Avrobeyazlık] kitabında, AB’nin post-milliyetçi bir girişimden ziyade, post-emperyal bir yapılanma olduğuna, milliyetçiliğin aşılmaktan çok Avrupa çapındaki bir bölgeselcilik olarak yeniden üretildiğine işaret ediyor.(1) Kant’ın dünya federasyonunun ve ebedi barışının mümkün olamayacağını kabul eden Habermas, Avrupa’nın “iç politikasını” bir tür “dünya değerleri” haline getirmekten sorumlu hale geliyordu.
Faşizme, özellikle de Carl Schmitt’e karşı burjuva toplumunun canhıraş savunması, en nihayetinde “tüm aşırılıklara” (hatta 68 eylemlerinde parlamento dışı solun “faşizmine” de!) karşı bir orta yoldu bu. 1953’te, bir şekilde Nazizmin Batı düşüncesindeki izlerini takip edebilen Habermas, en sonunda aynı Batı düşüncesini Nazizmden “ibra etmek” için liberal emperyalizm çağından süzülüp Nazizme varan sömürgeci kavrayışı yeniden üretiyordu. Artık Almanya ve Avrupa’nın her yerine Holokost anıtları dikiliyor, Yahudi düşmanlığına karşı mücadele Avrupa’nın (geç kalmış) değeri haline geliyor, ama anti-faşist mücadelenin diri ruhu, Avrupa içindeki son Alman sömürgeciliğine karşı savaşın kahramanları unutuluşa terk ediliyordu.
“Alman sorumluluğu”, savaştan sonra uzun süre Yahudi kıyımı için sessizliğe çağrı yaparken, işler bir anda tersine dönmüş ve Almanya, Avrupa ve Sovyetler Birliği’ndeki anti-faşist direniş, eşitleyen ellerin çabukluğuyla Nazizm ile eşitlenebilir hale gelmişti. Sahi, Habermas, Holokost’u verip sömürgeciliği alırken Nazizmin “görelileştirilmesine” itiraz ediyordu, değil mi? Ernst Nolte’nin, Nazizmi bolşevizme tepki olarak gören anlatısı, bir büyük geri dönüşle Alman zihniyetinin tam ortasına yerleşiyordu.
***
Yukarıda gelişini haber vermiştik, şimdi filmi biraz ileriye sarıp Habermas’ın en büyük politik müdahalesine gelelim: 1980’lerin ikinci yarısına damga vuran ünlü Historikerstreit, yani “tarihçiler tartışması.”
Özetle, CDU’lu Şansölye Helmut Kohl’ün pek yakını olarak bilinen tarihçi Ernst Nolte, Holokost’un aslında Ekim Devrimi’nden sonra Bolşeviklerin yaptığı “katliamlara” verilmiş bir yanıt olduğunu ileri sürüyordu: Sınıf kıyımına karşı, ırk kıyımı. Yahudi kıyımı, aslında bir tarafında Almanya’nın, diğer tarafında ise Sovyetler Birliği’nin durduğu daha geniş cephelere yayılmış bir (ideolojik) dünya savaşının sonucuydu.
Habermas bu teze şiddetle itiraz etmişti. Nolte, Holokost’u “20. yüzyılın katliamlarından sadece biri” olarak görelileştirerek, Almanya’nın soykırımdaki rolünü küçültüyor, Alman milliyetçiliğini cesaretlendiriyor ve ülkeyi Avrupa entegrasyonu hedefinden saptırıyordu. Bu, “Alman sorunu”nun yeniden doğmasına çanak tutardı.
Oysa aynı dönemde Kohl’ün daveti ile Batı Almanya’ya gelen Ronald Reagan, Bitburg’da Waffen-SS mezarlığını ziyaret ediyor ve bunun Auschwitz’i ziyaret etmekten farkı olmadığını, bu Alman askerlerinin de tıpkı Yahudiler gibi Hitler’in kurbanı olduğunu söyleyebiliyordu!
Bugün bu konudaki çeşitli yasaların, resmi yada gayriresmi kuralların oluşmasında Historikerstreit ve Habermas’ın müdahalesi kritik önemdedir. Almanya’da, halkın bir kesimine karşı nefreti kışkırtma (Volksverhetzung) suçunu düzenleyen Ceza Kanunu’nun 130. maddesine göre, bugün sadece Holokostu inkâr etmek değil, aynı zamanda onu “hafifletmek” (verharmlosen) de suç teşkil ediyor.
Hukuki alanın ötesinde, bu sınırlama, Alman düşünce dünyasının ve kamuoyunun neredeyse tamamını çerçevelemiş durumda. Bir zamanlar Angela Merkel’in danışmanı olan Christoph Heusgen’in resmi olarak formüle ettiği haliyle, İsrail’in güvenliği Almanya için Staatsräson, yani “devlet aklı” olarak görülür. İsrail’in varlığı ve güvenliği, Almanya’nın “ulusal çıkarları” listesinde epey müstesna bir yerde durmaktadır.
2023’te imza attığı malum metinde, İsrail’in eylemlerine “soykırım” yakıştırması yapılmasına asla anlam veremeyen Habermas(2), kendi kendisini hapsettiği zindan içerisinden konuşarak, “İsrail’in eylemlerine soykırım niyeti atfedildiğinde, muhakeme standartları tamamen kayboluyor,” diyordu. Liberalizm mahpusu Habermas, Gazze’deki hakikat ile karşılaştığında, normların olguları yemesine hiç ses çıkarmıyordu.(3)
Normal şartlarda, Filistinlilerin “yaşam dünyası”nın İsrail’de cisimleşen “sistem”e direnişi, Habermas tarafından selamlanmalıydı, değil mi? Ama Marx’ın din eleştirisine ilişkin sözleri, bizi hakikate biraz daha yaklaştırıyor: Eleştirinin zincirdeki hayali çiçekleri koparmasının amacı, insanın hayal gücü ya da dinsel teselli olmadan da o zincire vurulmaya devam etmesi değil, zinciri atıp canlı çiçeği koparmasıdır. Le Grand Continent’in haklı olarak “son modern filozof” olarak nitelendirdiği Habermas, “eleştiri”sini zincirleri kırmak için yapmadığı sürece/için, en sonunda dinsel ve mistifiye edilmiş bir liberalizmin vaazını İsrail’in (ve AB’nin) vurduğu zincirleri savunmak için vermeye başlamıştı.(4)
İnsan, Perry Anderson’un ta 2013’te yaptığı şu tespiti bir kehanet gibi görmeden edemiyor: “Ortaya çıkan sonuç, ne gerçek dünyayı doğru bir şekilde betimleme ne de daha iyi bir dünya için eleştirel öneriler sunma sorumluluğunu yerine getiren bir teori.”
(1) Kundnani ayrıca, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurucu ülkelerinin, o zamanlar bile sömürgelere sahip olduğunu, bu sömürgeleri kaybetmemek için her tür çabayı gösterdiğini ve AET’yi kendi post-emperyal devletleri için bir çıpa olarak gördüklerini ve kullandıklarını yazıyor. Dolayısıyla AB, kuruluşundan itibaren sömürgeciliğe (ve dekolonizasyon sürecine) en azından “kör” kalmayı bilinçli olarak tercih etmiştir.
(2) Konumuz açısından daha da ilginci, Habermas’ın imza attığı metinde Filistin halkından “Filistin toplumu/ahalisi/nüfusu”(Palestinian population) gibi muğlak bir şekilde bahsedilmesi. Filistinliler bir halk olmadığı için, Habermas’ın normatif haklarından İsrailliler gibi faydalanamıyor. Yerlileri hukuki haklara sahip bir halk olarak görmemek, tipik bir sömürgeci davranışıdır.
(3) Habermas daha yakın zamanda yazdığı bir makalede, Trump’ın “uluslararası hukuk”u hiçe saydığını ve içerideki muhaliflerini iftira yoluyla marjinalleştirmeye çalıştığını söyledikten sonra, ilgili bildiriye gelen tepkileri unutmamış olacak ki, Amerikan üniversite kampuslerine dokundurmadan edemiyor: “Bu sinsi ama kararlı bir şekilde sürdürülen iktidar ele geçirme sürecinin en şaşırtıcı ve şu ana kadar makul bir açıklaması bulunmayan yanı, genel olarak direnç göstermeyen sivil toplumun cesaretsizliğidir; daha önce kampüslerinde sözde sömürgeci güç İsrail’e karşı bedelsiz direnişi en üst düzeye çıkarmış olan öğrencilerin ve profesörlerin uyum sağlama eğilimi ise cabası.” Aynı makalede, Alman hükümetinin Avrupa’nın en güçlü ordusunu kurma vaadini de eleştiriyor. Ona göre bu, “retorik olarak Avrupa yanlısı” olan bir ikiyüzlülük: İkiyüzlü olmamak için, Fransa’nın “daha derin entegrasyon” planını kabul etmek gerekiyor. Fransa’nın bunu Avrupa’yı ABD ve Çin’e karşı askeri ve iktisadi olarak konumlandırma çabasının ise hiçbir önemi yok. Zaten hemen devamında Eurobond’lara karşı çıkan Alman hükümetini, “dünya siyasetinde etkin bir Avrupa Birliği’ni hayata geçirmek için ciddi adımlar attığına dair hiçbir somut işaret yok” diye paylıyor. Habermas, AB’nin ABD’den “koparak” küresel etki gücünü artırması için, yetkilerin daha da fazla Brüksel’de toplanmasını önermekten başka bir şey yapmıyor.
(4) Habermas’ın, Heidegger ve Schmitt’in tekniğe, bilime, kitle kültürüne, ezcümle “burjuva medeniyetine” duyduğu geri(ci) tepkiyi gitgide paylaştığına kesinlikle inanıyorum. Habermas’ın Heidegger’i “demokratikleştirme” planının iki düşünürün de burjuva toplumunun eleştirisini zincirleri kırmak için değil, daha da sağlamlaştırmak için yapması nedeniyle fiyaskoyla sonuçlandığını düşünüyorum.
Avrupa
Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.
Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.
Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.
Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.
Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:
“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”
Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.
Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı.
Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.
“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.
İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti
Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.
Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.
Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.
Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.
Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.
Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.
Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.
Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.
Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.
Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.
Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.
Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.
Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu.
Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.
AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.
Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.
AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.
Avrupa
Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.
CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:
“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”
Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.
Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.
Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.
Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.
Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.
Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.
CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:
“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”
Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.
Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.
Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.
Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.
Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.
“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.
Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.
Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.
Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.
Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.
Avrupa
Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.
Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.
Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.
Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.
Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.
Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.
Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.
Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.
Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.
Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:
“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”
Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.
Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.
Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı









