Ortadoğu
HTŞ’nin “işgal” sessizliği hayal kırıklığı yarattı

Suriye’nin Kuneytra kentinde İsrail’in saldırılarını durdurmak için harekete geçilmemesi hayal kırıklığı yarattı.
Suriyeliler yeni hükümetin, evleri ve meyve bahçelerini yıkan İsrail ordusunu bölgeden çıkarmasını istiyor.
Suriye’nin güneyindeki Kuneytra ilinin merkezindeki bir ana yol, toprak yığınları, devrilmiş palmiye ağaçları ve bir zamanlar trafik lambası olduğu anlaşılan metal bir direkle kapatıldı. Bariyerlerin diğer tarafında bir İsrail tankı caddenin ortasında manevra yaparken görülebiliyor.
İsrail güçleri, Suriye ile İsrail arasında 1974’te imzalanan ateşkes anlaşmasıyla oluşturulan Golan Tepeleri’ndeki BM’nin denetlediği tampon bölgede yer alan bölgeye, Beşar Esad’ın geçen ay devrilmesinden kısa bir süre sonra girdi. İsrail ordusu, Suriye’de durum netleşene kadar orada kalacağını ve konuşlanmanın düşman unsurların bölgeye girmesini önlemek için bir güvenlik önlemi olduğunu ileri sürdü.
İsrail ordusunun tampon bölge dışındaki Suriye topraklarına da girmesi Suriye halkının protestolarına neden oldu. Bölge sakinleri İsrail güçlerinin bazı bölgelerde evleri yıktığını ve çiftçilerin tarlalarına gitmesini engellediğini söylüyor. En az iki olayda İsrail askerlerinin kendilerine yaklaşan göstericilere ateş açtığı bildirildi.
The Times of Israel’e konuşan bir askeri kaynak, İsrail ordusunun, askerlerin iki evi ve eski bir ordu karakolunu yıktığı ya da Suriyeli çiftçilerin arazilerine ulaşmasını engellediği olaylardan haberdar olmadığını söyledi. Kaynak, ordunun, askerlerin bir ağaç korusunu tahrip ettiğinden de haberdar olmadığını, ancak olayın operasyonel faaliyet sırasında meydana gelmiş olabileceğini ileri sürdü.
Küçük köyler ve zeytinliklerden oluşan sakin bir bölge gibi görünen Kuneytra’da vatandaşlar hem İsrail’in ilerleyişinden hem de Suriye’nin yeni yetkilileri ve uluslararası toplumun harekete geçmemesinden dolayı hayal kırıklığına uğradıklarını belirtiyor.
Rinata Fastas, İsrail güçlerinin yerel hükümet binalarına baskın düzenlediğini ancak şu ana kadar yerleşim bölgelerine girmediğini söyledi. Fastas’ın evi, eskiden Baas Şehri olarak adlandırılan ve şimdi Selam Şehri olarak değiştirilen, yeni kapatılmış bölgenin hemen içinde yer alıyor. Fastas, İsrail askerlerinin daha da ilerlemesinden ya da zaten ele geçirdikleri bölgeyi kalıcı olarak işgal etmeye çalışmasından korktuğunu söyledi. İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı sırasında Suriye’den ele geçirdiği ve daha sonra ilhak ettiği Golan Tepeleri’ni halen kontrol ediyor. ABD dışında uluslararası toplum buranın işgal altında olduğunu kabul ediyor.
Fastas, şu anda ulusal kurumlarını ve ordusunu sıfırdan inşa etmeye çalışan Suriye’nin, İsrail ile askeri olarak karşı karşıya gelecek durumda olmamasını anladığını söyledi. Ancak “Peki neden yeni Suriye devletinde hiç kimse çıkıp Kuneytra vilayetinde yaşanan ihlallerden ve halka karşı yapılanlardan bahsetmiyor” diye sordu.
Suriye’nin yeni yöneticileri İsrail’le karşı karşıya gelmek istemiyor
Birleşmiş Milletler İsrail’i tampon bölgeye girerek 1974 ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “İsrail’in güvenliğini sağlayacak başka bir düzenleme bulunana kadar” askerlerin bölgede kalacağını söyledi. Netanyahu, bu açıklamayı Suriye’nin en yüksek dağı olan Hermon Dağı’nın karlı zirvesinde yaptı.
Geçen hafta Kan kamu yayın kuruluşu kaynaksız bir haberde yeni Suriye yönetiminin ABD’den İsrail’e tampon bölgeden çekilmesi için baskı yapmasını istediğini söyledi. Ancak İsrailli yetkililer, yayın kuruluşuna konuyla ilgili resmi bir talep almadıklarını belirtti.
Konuyla ilgili, isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan İsrailli bir yetkili, ordunun yeni Suriyeli yetkililerin İsrail için bir tehlike oluşturmadığından emin olana kadar ele geçirdiği bölgede kalacağını söyledi.
Yeni Suriye hükümeti, İsrail’in hava saldırıları ve Suriye topraklarındaki ilerleyişi hakkında BM Güvenlik Konseyi’ne şikâyette bulundu.
Ancak bu konu, ülke üzerindeki kontrolü sağlamlaştırmaya, eski isyancı gruplardan oluşan bir yapıyı yeni bir ulusal orduya dönüştürmeye ve Batı yaptırımlarının kaldırılması için bastırmaya çalışan Suriye’nin yeni yöneticileri için bir öncelik gibi görünmüyor.
Ülkenin yeni fiili lideri, eski İslamcı isyancı grup Heyet-i Tahrir Şam’ın lideri Ahmed el-Şara da Suriye’nin İsrail ile askeri bir çatışma arayışında olmadığını ve komşularına ya da Batı’ya tehdit oluşturmayacağını açıkça söyledi.
Bu arada Kuneytra sakinleri büyük ölçüde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakıldı.
Tampon bölge içinde yer alan Rafid köyünde halk, İsrail ordusunun iki evi, bir ağaç korusunu ve eski bir ordu karakolunu yıktığını söyledi.
Belediye Başkanı Ömer Mahmud İsmail, İsrail güçleri köye girdiğinde İsrailli bir subayın kendisine “Ben senin dostunum” dediğini söyledi. İsmail, “Ona ‘Sen benim arkadaşım değilsin, öyle olsaydın böyle girmezdin’ dedim” dedi.
Protesto düzenleyen halka İsrail ateşi
Tampon bölgenin dışında bir köy olan Dawaya’da 18 yaşındaki Abdülrahman Halid el-Akka 25 Aralık’ta yaklaşık 100 kişi ile birlikte İsrail saldırısını protesto ettiğini ve “Suriye özgürdür, İsrail defol!” sloganları attığını söyledi. “Silahımız yoktu, sadece üzerimizdeki kıyafetlerle oradaydık. Ama onlara yaklaştığımızda bize ateş etmeye başladılar” dedi.
Bölge sakinleri ve basında çıkan haberlere göre altı protestocu yaralandı.
Orduya göre askerler, aralarında bölgede faaliyet gösteren kuvvetlere yaklaşanların da bulunduğu birkaç grubu tespit etti. “Protestoculara uzaklaşmaları çağrısında bulunduktan sonra, kuvvetler onları dağıtmak için ateşle karşılık verdi” diyen İsrail ordusu, ‘bölgedeki kayıplarla ilgili iddianın incelendiğini’ de sözlerine ekledi.
Maariyah köyünde 20 Aralık’ta meydana gelen benzer bir olayda bir kişi daha yaralanmıştı. Ordu o zaman askerlerin havaya uyarı ateşi açtığını ve ardından hızla yaklaştığı ve durması için yapılan çağrılara aldırış etmediği için bir adamın bacaklarını hedef aldığını söylemişti.
Yerel bir Sünni din görevlisi olan Adel Subhi el-Ali’nin 21 yaşındaki oğlu da 25 Aralık protestosunda karnından vuruldu. Önce kendisini tedavi edecek kapasiteye sahip olmayan yerel bir hastaneye, ardından da Şam’a götürülerek ameliyat edildi. Ali, İsrail tanklarının ilerlediğini gördüğünde “topraklarımızın işgal edildiğini hissettik. Bu yüzden silahımız olmamasına rağmen onu savunmak zorunda kaldık… Buraya yerleşmeleri imkânsız” dedi.
Protesto gününden bu yana İsrail ordusunun bölgeye geri dönmediğini söyledi.
Ali, uluslararası topluma 1974 ateşkes anlaşmasına atıfta bulunarak Golan Tepeleri’ni Suriye’ye iade etmesi çağrısında bulundu. Ancak Suriye’nin elinde çok az koz olduğunu da kabul etti. “Sıfırdan başlıyoruz, bir devlet inşa etmemiz gerekiyor” diyen Ali, Suriye’nin yeni liderlerinin sözlerini tekrarladı: “Şu anda ülke olarak başka bir ülkeyle savaşmaya hazır değiliz.”
Kaynak: El-Meyadin, Times of Israel, Associated Press
Ortadoğu
Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.
Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu
İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.
2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.
Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.
Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.
Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.
Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.
Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.
Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.
Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.
Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.
Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.
Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.
Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.
Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”
Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.
Ortadoğu
İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.
İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.
Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.
Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.
Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.
Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.
ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.
Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.
Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.
Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.
Ortadoğu
Mekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor

İran Parlamentosu resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, Tahran’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını açıkladı. Henüz üye ülkelerin dışişleri bakanlıklarınca resmi olarak doğrulanmayan teklifin Tahran yönetimi tarafından değerlendirildiği bildirildi.
İran Parlamentosunun resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, 23 Ağustos’ta el-Meyadin’e verdiği mülakatta, Tahran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını ve bu teklifi değerlendirdiğini açıkladı.
Rahimi, “Batı Asya ülkelerinin bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını” memnuniyetle karşıladıklarını belirterek İran’ın uzun süredir bu yönde bir girişimi savunduğunu ifade etti. İran’la yaşanan son savaşın, Washington’ın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlama vaatlerini yerine getirmek yerine Batı Asya’yı istikrarsızlaştırdığını herkese gösterdiğini ekledi.
İran’ın ittifaka davet edildiği yönündeki açıklama, ülkenin Dışişleri Bakanlığı veya anlaşmanın tarafı olan üç üye ülke tarafından henüz resmi olarak doğrulanmadı.
Söz konusu ortak savunma anlaşması, 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzer bir ortak savunma ilkesi getiren anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilecek.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran’ın ittifakın kurulmasından “endişe duyması için herhangi bir neden bulunmadığını” söylemişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan yazılı mülakatında, anlaşmanın yalnızca mevcut üyelerle sınırlı olmadığını ve Ankara’nın paktın bütün bölge ülkelerini kapsayacak biçimde genişlemesini istediğini belirtmişti.
Erdoğan mülakatta şu ifadeleri kullandı: “Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, belki bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu şemsiye altında bir araya gelmesi için uygun koşulların oluşmasını arzuluyoruz. Bu, bölgede kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en uygun adım olacaktır.”
Erdoğan ayrıca girişimin “günübirlik ortaya çıkmadığını”, teklifin üç imzacı ülke ile diğer bölge devletleri arasında daha önce de defalarca gündeme geldiğini vurguladı.
Anlaşmanın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ile bunun zincirleme küresel etkilerine verilmiş bir tepki olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydetti.
Ortak savunma anlaşmasına yönelik girişimler, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. İran’ın misillemelerinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ağır biçimde vurması, bu ülkelerde Washington’ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin değeri konusunda kuşkular doğurdu.
Erdoğan’ın üçlü savunma anlaşmasının yeni katılımlara açık olduğunu duyurmasının ardından üç Suudi kaynak, Middle East Eye’a yaptıkları açıklamada Riyad’ın Mısır’ın pakta dahil edilmesine karşı çıktığını aktardı.
Kaynaklar, bu yaklaşımın gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetiminin bölgesel tercihlerinden duyulan rahatsızlığı ve Kahire’nin geçmişte sahip olduğu stratejik ve askeri ağırlığı artık taşımadığı yönündeki değerlendirmeyi gösterdi.
Tahran Mekke paktına katılım için kurucu rol talep etti
Öte yandan İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Komitesi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ülkesinin Mekke paktına ancak anlaşmanın prensiplerini belirleyen bir “kurucu ortak” olarak katılabileceğini söyledi.
Rızai, 22 Ağustos’ta devlet televizyonu IRINN’e yaptığı açıklamada İran ve Mısır’ın bu tür düzenlemelerin dışında bırakılamayacağını, iki ülkenin anlaşmanın temel prensiplerinin şekillendirilmesinde rol oynaması gerektiğini belirtti.
Rızai, “İran ve Mısır bu tür anlaşmalarda yer almamazlık edemez ancak kurucu olarak, orada imzalanan belgelerin fikirsel çerçevesini oluşturan taraflar olarak yer almalıdırlar” dedi.
Mekke paktına değinen Rızai, “bu dostların” kendi aralarında bir anlaşma yapıp ardından İran’dan bunu onaylamasını istemelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli danışmanlarından Rızai, girişimin ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması ve Washington’ın rolünü azaltma kararı olarak tanımladığı gelişmelerden kaynaklandığını savundu.
Rızai, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’daki dostlarımız ve kardeşlerimiz bir anlaşma imzaladı. Neden? Çünkü Amerika onlara ‘Hoşça kalın, gidiyoruz’ dedi” ifadelerini kullandı.
Rızai, ülkelerin ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığını, bu boşluğun da İran’ın Washington ile yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıktığını söyledi.
“Amerika’nın bölgedeki zayıflığı ve ortaya çıkan boşluk, İran milletinin savaş ganimetidir” diyen Rızai, diğer ülkelerin de ABD’nin geri çekilmesi olarak nitelediği gelişmelerden yararlanmaya çalıştığını belirtti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’taki açıklamasında anlaşmaya ilişkin büyük ölçüde tarafsız bir tutum sergilemiş ve paktı bölgedeki güvenlik anlayışının değiştiğinin bir göstergesi olarak nitelendirmişti.
Bekayi, İran’ın üç kurucu ülkeyle temas halinde olduğunu ve girişim hakkında bilgilendirildiğini söylerken, Tahran’ın anlaşmaya katılma ihtimaline de açık kapı bırakmıştı.
Galibaf: ABD İsrail uğruna müttefiklerinin güvenliğini zayıflatıyor
Bölgesel güvenliğe ilişkin ayrı bir açıklama da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’tan geldi.
Galibaf, 22 Ağustos’ta X platformundaki paylaşımında Tahran’ın yeni bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenlemelerin oluşturulmasına ilişkin komşu ülkelerden mesajlar aldığını söyledi.
Bu temasların ABD’nin “İsrail uğruna” müttefiklerinin güvenliğini zayıflattığı bir dönemde gerçekleştiğini belirten Galibaf’ın açıklaması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir döneme rastladı.
ABD Başkanı Donald Trump da 19 Ağustos’ta sosyal medya hesabından İran’a karşı “bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanan en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlatma sözü vermişti.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor












