Diplomasi
Hürmüz Boğazı’nda geçici uzlaşı sonrası petrol arzı çıkmaza girdi

İran ile ABD arasındaki geçici anlaşmanın ardından Brent petrolünün varil fiyatı 73 dolara gerileyerek savaş öncesi seviyelere dönse de Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın yeniden başlaması küresel piyasalarda aylar sürebilecek bir belirsizliğe yol açıyor. Dünya petrol ve doğalgaz akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolunda biriken sevkiyatların ani çıkışı, arz fazlası riskini ve lojistik tıkanıklıkları beraberinde getiriyor.
İran ile ABD arasında sağlanan geçici anlaşmanın ardından Brent petrolünün varil fiyatının 73 dolara gerilemesi, küresel enerji arzının kalbi konumundaki Basra Körfezi’nde suların durulduğu izlenimi yaratsa da gerçek çok daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor.
Küresel petrol ve doğalgaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sini sırtlayan bu dar su yolu, 100 günden fazla süren çatışmalar nedeniyle fiilen felç olmuş durumdaydı.
Dolayısıyla boğazın ulaşıma açılmasıyla birlikte sevkiyatların hızla eski düzenine kavuşmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.
Piyasa dengeden oldukça uzak bir seyir izliyor. Normalleşme gibi sunulan mevcut durum, aslında enerji sisteminin aynı anda birden fazla cephede kendini toparlama çabasından ibaret bir manzara sunuyor.
İlk olarak, Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla birlikte Basra Körfezi’nde mahsur kalan onlarca tanker hızla bölgeden çıkış yapmaya başladı.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, boğazdaki taşıma hacminin kısa süreliğine de olsa savaş öncesi seviye olan günlük 20 milyon varili aştığını ifade etti.
Ancak gemi takip verileri, boğazdan geçen toplam gemi trafiğinin çatışma öncesindeki günlük 125 geçişlik ortalamanın hâlâ çok gerisinde kaldığını gösteriyor. Bazı gemilerin Hürmüz geçişi sırasında takip cihazlarını kapattığı göz önünde bulundurulduğunda, sevkiyat takibinin daha da zorlaştığı anlaşılıyor.
Tam hacmi ne olursa olsun, Basra Körfezi’nden çıkan ham petrolün küresel piyasalara akmaya başladığı açıkça görülüyor. Ancak körfezde biriken yüklerin tahliyesi denklemin yalnızca bir tarafını oluşturuyor.
Kıyı terminallerinde depolanan petrolün yüklenebilmesi için bölgeye çok sayıda boş tankerin girmesi gerekiyor.
Bu süreç, çatışmalar sırasında üretimini durduran petrol kuyularının ve rafinerilerin yeniden faaliyete geçebilmesi açısından kritik bir aşamayı temsil ediyor. Bölgeye yeterli sayıda boş gemi ulaşmadığı takdirde sevkiyatların düzenli bir şekilde sürdürülmesi mümkün görünmüyor.
Bu lojistik tıkanıklık, alternatif ihracat rotaları bulunmayan Bahreyn, Irak, Katar ve Kuveyt gibi üretici ülkeler için ciddi bir sorun oluşturuyor.
Enerji analiz firması Rystad Energy verilerine göre, Basra Körfezi ülkelerinde haziran ayı ortası itibarıyla günlük üretim kaybı, üç hafta önceki 11,7 milyon varil seviyesinden 9,6 milyon varile geriledi.
Mevcut projeksiyonlar, bölgedeki üretimin ancak aralık ayında savaş öncesi seviyelere dönebileceğini öngörüyor.
Geleceğe yönelik tahminleri zorlaştıran bir diğer önemli aktör ise İran olarak öne çıkıyor. ABD’nin petrol ihracatını sınırlayan yaptırımların büyük kısmını geçici olarak askıya almasıyla birlikte Tahran’ın üretimi hızla artırması bekleniyor.
Rystad verilerine göre, yaptırım gevşetmelerinin sürmesi halinde İran’ın petrol üretimi yıl sonuna kadar günlük 3,3 milyon varile ulaşarak savaş öncesi hacmini aşabilir.
Tüm bu gelişmeler, küresel piyasalara çok kısa sürede büyük miktarda ham petrol arz edileceğini gösteriyor.
Arz sıkıntısından arz fazlasına
Piyasaya sunulan petrol miktarı hızla yükselirken, bu durum zayıf bir kısa vadeli talep ile karşılaşıyor.
Asya ve Avrupa’daki rafinerilerin temmuz ve ağustos ayları için ihtiyaç duydukları ham petrolü büyük oranda tedarik etmiş olmaları, yeni gelen fazla ürünün alıcı bulmasını zorlaştırıyor.
Bu tıkanıklık nedeniyle çok sayıda tankerin açık denizde bekleyerek yüzer depolama birimi işlevi görmek zorunda kalacağı ve bunun da arz edilen hacmin bir kısmını haftalarca piyasadan uzak tutacağı değerlendiriliyor.
Tarihin en büyük arz şoklarından birini atlatan petrol piyasası, yakın zamanda tam tersi bir sorunla karşı karşıya kalabilir.
Yatırımcılar, piyasadaki kısa vadeli arz fazlası olasılığını şimdiden fiyatlandırmaya başladı.
Geçen hafta, ağustos vadeli Brent petrol sözleşmelerinin eylül vadeli sözleşmelerden daha düşük fiyattan işlem görmesiyle, 28 Şubat’tan bu yana ilk kez piyasada “kontango” yapısı oluştu.
Basra Körfezi’ndeki petrol fazlası eriyene kadar bu durumun birkaç hafta daha sürmesi beklenebilir. Ancak bu sürecin uzun soluklu olmayacağı öngörülüyor.
Sevkiyat akışı düzene girdikçe, hem Asya’da canlanan talebin karşılanması hem de çatışma döneminde küresel düzeyde eriyen stokların yeniden takviye edilmesi için çok daha büyük hacimlerde petrole ihtiyaç duyulacak.
Peki bu durum, arz ve talebin kolayca dengeleneceği anlamına mı geliyor? Veriler bu ihtimalin düşük olduğunu gösteriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tahminlerine göre, küresel petrol arzı 2026 yılında günlük 3,9 million varil azalacak, ancak 2027 yılında yaklaşık 8 milyon varil artışla günlük 110,3 milyon varil seviyesine ulaşacak.
Buna karşın talebin çok daha yavaş toparlanacak olması, gelecek yıl günlük yaklaşık 5 milyon varillik bir arz fazlasının oluşmasına yol açabilir.
Petrol tedarik zincirindeki fiziksel yetersizlikler bu senaryonun gerçekleşmesini engelleyebilecek olsa da arz ve talep arasındaki bu büyük uyumsuzluk, piyasada uzun süreli bir dalgalanma dönemine işaret ediyor.
Süregelen güvenlik riskleri
Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüseferin gelecekte ne ölçüde sağlanabileceği belirsizliğini koruyor.
ABD ile İran arasındaki geçici anlaşma, Tahran’ın Umman ile uzun vadeli bir seyrüsefer düzenlemesi üzerinde görüştüğü 60 günlük süre boyunca boğazdan engelsiz ve ücretsiz geçişi öngörüyor.
Ancak bu geçici mutabakat, teknik detayların birçoğunu yanıtsız bırakmış durumda.
Geçtiğimiz günlerde yaşanan gelişmeler bu risklerin ne kadar canlı olduğunu bir kez daha kanıtladı.
İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçen Tayvan bandıralı bir yük gemisine ateş açması ve ABD’nin buna askeri karşılık vermesi, taraflar arasındaki kırılganlığı ortaya koyuyor.
Bu hamleler, Tahran’ın yeni kurduğu Hürmüz Boğazı Trafik Yönetim Otoritesi aracılığıyla bölgedeki denetimini kalıcı kılma çabası olarak değerlendiriliyor.
Yaşanan bu son hadisenin ardından boğazda trafik yeniden başlamış olsa da gemi sahipleri ve nakliyecilerin Basra Körfezi’ne yönelme konusunda temkinli davranacağı ve boş tankerlerini yükleme için bölgeye göndermekte acele etmeyeceği öngörülüyor.
LSEG verilerine göre, geçen hafta bölgeden ayrılan her dört tankere karşılık sadece bir tankerin tersi yönde hareket etmesi, boş gemi dönüşlerinin savaş öncesi dönemlerin çok gerisinde kaldığını belgeliyor.
Finansal piyasaların siyasi riskleri, lojistik engelleri ve bölgedeki olası yapısal değişimleri tam olarak fiyatlandırmadığı görülüyor.
Aylarca süren büyük sarsıntıların ardından enerji piyasasında dengelerin yeniden kurulmasının sancısız olması beklenmiyor ve piyasalardaki mevcut iyimserlik erken bir beklentiye işaret ediyor.
Diplomasi
Deutsche Bank, renminbi için Avrupa’nın ilk kliring bankası oldu

Çin merkez bankası, Pekin’in para biriminin uluslararası kullanımını artırma çabaları kapsamında, Deutsche Bank’ı renminbi için ilk Avrupalı kliring merkezi olarak atadı.
Çin Halk Bankası, pazartesi gecesi Frankfurt’ta Alman bankayı renminbi kliring bankası olarak yetkilendirdi.
Deutsche Bank salı günü yaptığı açıklamada, bu atamanın renminbinin “süregelen uluslararasılaşmasını” ve bankanın “Çin-Avrupa arasındaki başlıca koridorlarda ticaret, hazine ve yatırım faaliyetlerini kolaylaştırmadaki artan rolünü” vurguladığını belirtti.
Yurtdışındaki renminbi kliring odalarının çoğu, Çin’in en büyük dört devlet bankası olan Bank of China, Industrial and Commercial Bank of China, Bank of Communications ve China Construction Bank’ın yerel şubeleri.
Deutsche Bank, Avrupa’da renminbi işlemlerini takas ve mutabakatına izin verilen ilk Çinli olmayan banka.
Deutsche Bank Çin Başkanı Leo Yin, “Bu, Çin’in finansal sistemine doğrudan bir köprü kuruyor ve Avrupa-Çin ticaret ve yatırım akışlarında yer alan müşterilerimizi destekleme kabiliyetimizi güçlendiriyor,” dedi.
Çin Merkez Bankası, bağımsız beş yıllık planda yuanın küreselleşmesini hedefliyor
Yin, Avrupalı grupların “döviz sürtüşmesini” azaltmak ve tedarik zinciri ödemelerini kolaylaştırmak için Deutsche Bank’ın renminbi kliring hizmetini kullanmasını beklediğini, Çinli şirketlerin ise “renminbi ekosisteminde kalarak” Avrupa’daki yatırımlarını finanse etmek ve ticaret akışlarını kolaylaştırmak için bu hizmeti kullanmasının muhtemel olduğunu belirtti.
Çin, son yıllarda para biriminin küresel kullanımını artırmak ve doların hakimiyetine meydan okumak için çabalarını yoğunlaştırdı.
Bu yıl açıklanan Komünist Parti’nin 15. Beş Yıllık Planı, ticarette, yatırımda ve finansmanda renminbi’nin rolünün genişletilmesini öngörüyor.
Deutsche Bank, uzun süredir renminbi’nin uluslararasılaşmasına katkıda bulunuyor ve 2015 yılında Çin’in SWIFT’e alternatif olan Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi’ne doğrudan katılımcı olarak dahil oldu.
Bloomberg verilerine göre, Alman bankası bu yıl “panda tahvili” işlemlerinde (Çin anakarasında yabancı kurumlar tarafından ihraç edilen renminbi cinsinden borçlanma araçları) Çinli olmayan bankalar arasında birinci sırada yer alıyor.
Çin’deki faiz oranlarının tarihi düşük seviyelerde olmasıyla birlikte, renminbi cinsinden borçlanma hızla arttı.
Goldman Sachs, sigorta şirketi Chubb ve Singapur’un devlet yatırımcısı Temasek gibi çok uluslu gruplar, Hong Kong’da renminbi cinsinden borçlanma yoluyla ihraç edilen “dim sum tahvillerinin” ihracını artırdı.
Pekin, ticaret ve offshore kredilerde para birimini tanıtma konusunda bir miktar başarı elde etse de, renminbinin rezerv para birimi olarak payı hâlâ düşük seviyede.
Çin, tahvil piyasalarını yabancı yatırımcılara daha fazla açmak için adımlar attı ama küresel sabit getirili menkul kıymet yöneticileri, ülkenin devlet tahvillerine ayırdıkları payı artırma konusunda isteksiz davranıyor.
Yatırımcılar, Çin devlet tahvillerine ayırdıkları payı artırmalarını engelleyen faktörler olarak ülkenin nispeten düşük getirilerini, yavaşlayan iktisadi büyümeyi ve artan borç/GSYİH oranını gösteriyor.
Diplomasi
‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?

Analistlere göre yeni savunma paktı, etkisini Hint Okyanusu bölgesine kadar genişletebilecek daha geniş, ideolojik temelli bir askeri bloka dönüşebilir.
South China Morning Post’a konuşan analistlere göre Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan yeni savunma paktı, İslamabad’ın bu anlaşmayı Hindistan’ın çevresindeki Müslüman çoğunluklu ülkelerle daha geniş güvenlik bağları kurmak için kullanıp kullanamayacağı konusunda Yeni Delhi’de soru işaretlerine yol açtı.
Cuma günü imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor.
Üçlü anlaşma, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen eylül ayında imzalanan ikili anlaşmanın ardından geldi.
Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif cumartesi günü paktı, İslam ülkeleri arasında daha geniş kapsamlı bir askeri ittifak için olası bir model olarak tanımladı ve böyle bir yapılanmayı NATO’ya benzetti.
İslam ülkelerinin dini dayanışmadan ziyade ulusal çıkarlarına öncelik verme ihtimali hâlâ daha yüksek olsa da analistlere göre Pakistan’ın paktı daha geniş kapsamlı işbirliği için potansiyel bir platform olarak sunması nedeniyle Delhi’nin temkinli olması gerekecek.
Bu gelişme, Bangladeş’in askeri modernizasyon planları kapsamında Çin ve Pakistan’ın ortak geliştirdiği JF-17 Thunder savaş uçaklarını İslamabad’dan satın alma seçeneğini değerlendirdiği bir döneme denk geliyor.
İki ülke arasında üst düzey hava kuvvetleri görüşmeleri ve olası bir savunma paktına ilişkin temaslar gerçekleştirildi. Bunlara, eğitim simülatörlerinin devri gibi adımların da eşlik ettiği bildirildi.
Delhi merkezli Indic Researchers Forum’un Stratejik İlişkiler ve Ortaklıklar Direktörü Srinivaasan Balakrishnan, paktın etkisini Hindistan’ın başlıca güvenlik sağlayıcısı olarak hareket ettiği Hint Okyanusu bölgesine kadar genişleten “daha geniş, ideolojik veya kimlik temelli bir askeri bloka” dönüşebileceğini söyledi.
“Dolayısıyla asıl stratejik soru, bugün bir ‘İslami NATO’nun kurulup kurulmadığı değil,” dedi ve ekledi: “Asıl soru, bunun savunma anlaşmaları, askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve silah transferleri yoluyla kademeli olarak ortaya çıkıp çıkamayacağıdır.”
Analistler, Hindistan’ın Bangladeş’i yakından takip etmesi gerekeceğini söyledi.
Hindistan’daki Ashoka Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Uday Chandra, “Bangladeş kesinlikle yakından izlenmeye değer ve Hindistan yönetimi de şu anda bunu yapıyor. Hem Pakistan hem de Türkiye ile savunma ilişkileri son dönemde kesinlikle gelişti,” dedi.
Pakistan, döviz rezervlerini artırmak ve zor durumdaki ekonomisini canlandırmak amacıyla savunma ürünleri için aktif biçimde yeni pazarlar araştırıyor ve bu pazarlardaki varlığını genişletiyor.
Ancak Chandra’ya göre Dakka’nın Pakistan’dan silah ve savunma teçhizatı satın alması veya Pakistan’la ortak askeri tatbikatlar yapması halinde bile Mekke paktına resmen katılması hâlâ oldukça büyük bir adım olacaktır. Chandra, “Bangladeş’in katılması mümkün ama bu, belirsiz bir geleceğe doğru çok büyük bir sıçrama olur,” dedi.
Hindistan, hükümeti Delhi ile yakın çalışan Şeyh Hasina’nın iki yıl önce devrilmesinin ardından Bangladeş’le ilişkilerinde yaşanan gerginlik döneminden sonra bağları istikrara kavuşturmak için adımlar attı.
Hindistan’ın güvenlik ve istihbarat kurumları, özellikle siyasi geçişler ve bölgesel dinamiklerdeki değişimlerin ardından İslamcı militan grupların Bangladeş içinde operasyon alanları kullanması veya oluşturması ihtimali konusunda süregelen kaygılar taşıyor.
Gerilim, bir süredir Delhi’de yaşayan Hasina’nın 5 Ağustos’ta çevrim içi bir medya etkinliği düzenlemesinin ardından kısa süre önce yeniden ortaya çıktı. Bangladeş bunun üzerine, Hasina’nın açıklamalarının ülkedeki istikrarı zedelediği yönündeki endişesini dile getirdi.
Uzmanlara göre bu kaygılar geçici olabilir; zira son iki yılda uygulanan ticari kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesi bekleniyor. Hindistan, Bangladeş’in ikinci büyük ticaret ortağı konumunda.
Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu
Bangladeş ve yine Müslüman çoğunluklu bir ülke olan Maldivler, Hindistan’la önemli ekonomik, kalkınma ve güvenlik bağlarına sahip ve Hint Okyanusu bölgesindeki bölgesel ortaklıklar ile bağlantı projelerine katılıyor.
Balakrishnan, bu iki ülkeden herhangi birinin Pakistan merkezli karşılıklı savunma çerçevesiyle resmî veya gayriresmî bir hizalanmaya dahil olması halinde bunun Bengal Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu güvenlik denklemine önemli yeni bir değişken ekleyeceğini belirtti.
Ancak Chandra, Maldivler’in böyle bir pakta katılma ihtimalinin Bangladeş’e kıyasla “daha düşük” olduğunu söyledi. Bunun nedeni olarak Maldivler’in kısa süre önce Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı’nın (SAARC) Hindistan liderliğinde yeniden canlandırılması yönündeki çağrılarını gösterdi.
Ekonomik kalkınma ve bütünleşmeyi teşvik eden SAARC; Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Nepal, Bhutan ve Maldivler’den oluşuyor. Örgüt, Hindistan’ın Uri’deki bir terör saldırısının ardından Pakistan’da yapılacak zirveyi boykot etmesi ve zirvenin iptal edilmesi üzerine 2016’da fiilen işlemez hale geldi.
Maldivler Devlet Başkanı Mohamed Muizzu’nun başlangıçtaki “Hindistan Dışarı” yaklaşımının yol açtığı gergin dönemin ardından diplomatik ilişkiler yeniden toparlandı. Bu değişim; üst düzey devlet ziyaretleri, mali destek paketleri ve geçen ay serbest ticaret anlaşmasına ilişkin ilk tur müzakerelerin yapılmasıyla kendini gösterdi.
Analistler, Mekke paktının Asif’in sözünü ettiği NATO tarzı ittifaktan hâlâ çok uzak olduğunu, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler arasındaki farklı tutumların paktın Ortadoğu’da bile genişlemesini muhtemelen sınırlayacağını söyledi.
Hindistan Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş Satinder Kumar Saini, Mekke paktının “birbirlerinin topraklarını savunma taahhüdünden çok siyasi mesaj verme amacı taşıdığını” söyledi.
Saini’ye göre İslamabad’ın nükleer kapasitesi nedeniyle pakt Ortadoğu’da daha fazla ağırlık taşıyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye’nin gelecekteki bir Hindistan-Pakistan çatışmasına doğrudan katılmasının muhtemel olmadığını belirtti.
“Hindistan, 2015’ten bu yana yoğun diplomatik temaslar, enerji anlaşmaları ve yurt dışındaki Hint vatandaşlarının refahına yönelik çalışmalarla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini büyük bir özenle geliştirdi. Bu pakt söz konusu dengeyi karmaşıklaştırıyor. Hindistan, Suudilerle angajmanını sürdürmeli, ikili ilişkilerimizi ve karşılıklı bağımlılığımızı genişletip derinleştirmeli,” dedi.
Bağımsız analist Priyajit Debsarkar ise ABD-İran barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Pakistan’ın Ortadoğu ülkeleri nezdinde askeri güç olarak sahip olduğu itibardan yararlanmaya çalıştığını söyledi. Ancak ona göre İslamabad, ABD’yi rahatsız etmekten çekineceği için Mekke paktının yakın zamanda Bangladeş gibi ülkelere genişletilmesi pek olası değil.
“Burada izlenmesi gereken asıl mesele bunun Amerikalılar tarafından nasıl karşılanacağı. Çünkü Amerikalılar bu alternatif ittifakın kurulmasından pek memnun olmayabilir,” dedi.
Debsarkar, Pakistan’ın ABD’nin en büyük katkı sağlayıcısı olduğu Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı yardım mekanizmalarına bağımlılığına dikkat çekti. Pakistan ekonomisi, devlet temerrüdünü önlemek ve döviz rezervlerini istikrara kavuşturmak için IMF kurtarma paketlerine büyük ölçüde bağımlı.
“Pakistan kartlarını doğru oynamak konusunda çok dikkatli olmak zorunda,” dedi.
The Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi
Grönland, ABD’li petrol şirketine “bu yıl sondaj yapmayı unutmasını” söyledi

Grönland yetkilileri, ABD’li petrol şirketi Greenland Energy’nin bu yıl Ada’nın doğusunda sondaj çalışmalarına başlamak için gerekli izinleri alamayacağını açıkladı.
Geçen hafta, ABD’li şirket hissedarlarına, Grönland’ın doğusundaki uzak bir yarımada olan Jameson Land’de bu yıl bir arama kuyusu açmayı planladığını bildirmiş ve Grönlandlı yetkililerle “yapıcı” bir diyalog içinde olduklarını vurgulamıştı.
Fakat Nuuk, projenin onay almaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirtiyor.
Grönland Dışişleri ve Doğal Kaynaklar Bakanı Múte B. Egede, yerel yayıncı KNR’ye yaptığı açıklamada, “Mevcut durumda, şirketin bu sonbaharda sondaj çalışmaları yürütmesinin gerçekçi olduğunu düşünmüyorum,” dedi.
Grönland, çevresel endişeleri gerekçe göstererek 2021 yılında yeni petrol ve gaz ruhsatı vermeyi durdurdu.
Fakat İngiliz şirketi 80 Mile PLC’nin bir iştirakine ait üç eski ruhsat hâlâ geçerliliğini koruyor.
Greenland Energy, projenin ruhsat sahibi değil, yatırımcı ve işletmecisi ve kamp kurup sondaj çalışmalarına başlamak için gerekli izinleri henüz almadı.
Skandal, Danimarkalı araştırmacı medya kuruluşu Danwatch’ın, 80 Mile ve Greenland Energy Company şirketlerinin Temmuz ayı sonlarında Jameson Land’e büyük miktarda ekipman taşıdığını bildirmesiyle ortaya çıkmaya başladı.
Sevkiyatta bir ekskavatör ve en az 15 konteyner bulunuyordu.
Egede, şirkete, “gelecekteki tüm lojistik düzenlemelerin” uygulanmadan önce maden kaynakları otoritesine bildirilmesi ve onaylanması gerektiği yönünde “sert bir uyarı” gönderildiğini söyledi.
Egede, bir başka ihlalin kısıtlamalar, para cezaları veya en ciddi durumlarda lisansların geri alınması dahil olmak üzere daha sert yaptırımlarla sonuçlanabileceğini de ekledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Danimarka’nın yarı özerk bir bölgesi olan bu ada ülkesine hak iddia etmesinden bu yana Grönland, transatlantik gerilimlerin odak noktası haline geldi.
Hem Grönlandlı hem de Danimarkalı yetkililer, ABD’nin Grönland’ı ele geçirme planlarını reddederken, ocak ayından bu yana bir “üst düzey çalışma grubu” Kopenhag, Nuuk ve Washington arasında bir uzlaşma bulmak için çalışıyor.
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş2 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Dünya Basını2 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan
Asya2 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Dünya Basını2 hafta öncePekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor











