Diplomasi
Hürmüz Boğazı’nda geçici uzlaşı sonrası petrol arzı çıkmaza girdi

İran ile ABD arasındaki geçici anlaşmanın ardından Brent petrolünün varil fiyatı 73 dolara gerileyerek savaş öncesi seviyelere dönse de Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın yeniden başlaması küresel piyasalarda aylar sürebilecek bir belirsizliğe yol açıyor. Dünya petrol ve doğalgaz akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolunda biriken sevkiyatların ani çıkışı, arz fazlası riskini ve lojistik tıkanıklıkları beraberinde getiriyor.
İran ile ABD arasında sağlanan geçici anlaşmanın ardından Brent petrolünün varil fiyatının 73 dolara gerilemesi, küresel enerji arzının kalbi konumundaki Basra Körfezi’nde suların durulduğu izlenimi yaratsa da gerçek çok daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor.
Küresel petrol ve doğalgaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sini sırtlayan bu dar su yolu, 100 günden fazla süren çatışmalar nedeniyle fiilen felç olmuş durumdaydı.
Dolayısıyla boğazın ulaşıma açılmasıyla birlikte sevkiyatların hızla eski düzenine kavuşmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.
Piyasa dengeden oldukça uzak bir seyir izliyor. Normalleşme gibi sunulan mevcut durum, aslında enerji sisteminin aynı anda birden fazla cephede kendini toparlama çabasından ibaret bir manzara sunuyor.
İlk olarak, Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla birlikte Basra Körfezi’nde mahsur kalan onlarca tanker hızla bölgeden çıkış yapmaya başladı.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, boğazdaki taşıma hacminin kısa süreliğine de olsa savaş öncesi seviye olan günlük 20 milyon varili aştığını ifade etti.
Ancak gemi takip verileri, boğazdan geçen toplam gemi trafiğinin çatışma öncesindeki günlük 125 geçişlik ortalamanın hâlâ çok gerisinde kaldığını gösteriyor. Bazı gemilerin Hürmüz geçişi sırasında takip cihazlarını kapattığı göz önünde bulundurulduğunda, sevkiyat takibinin daha da zorlaştığı anlaşılıyor.
Tam hacmi ne olursa olsun, Basra Körfezi’nden çıkan ham petrolün küresel piyasalara akmaya başladığı açıkça görülüyor. Ancak körfezde biriken yüklerin tahliyesi denklemin yalnızca bir tarafını oluşturuyor.
Kıyı terminallerinde depolanan petrolün yüklenebilmesi için bölgeye çok sayıda boş tankerin girmesi gerekiyor.
Bu süreç, çatışmalar sırasında üretimini durduran petrol kuyularının ve rafinerilerin yeniden faaliyete geçebilmesi açısından kritik bir aşamayı temsil ediyor. Bölgeye yeterli sayıda boş gemi ulaşmadığı takdirde sevkiyatların düzenli bir şekilde sürdürülmesi mümkün görünmüyor.
Bu lojistik tıkanıklık, alternatif ihracat rotaları bulunmayan Bahreyn, Irak, Katar ve Kuveyt gibi üretici ülkeler için ciddi bir sorun oluşturuyor.
Enerji analiz firması Rystad Energy verilerine göre, Basra Körfezi ülkelerinde haziran ayı ortası itibarıyla günlük üretim kaybı, üç hafta önceki 11,7 milyon varil seviyesinden 9,6 milyon varile geriledi.
Mevcut projeksiyonlar, bölgedeki üretimin ancak aralık ayında savaş öncesi seviyelere dönebileceğini öngörüyor.
Geleceğe yönelik tahminleri zorlaştıran bir diğer önemli aktör ise İran olarak öne çıkıyor. ABD’nin petrol ihracatını sınırlayan yaptırımların büyük kısmını geçici olarak askıya almasıyla birlikte Tahran’ın üretimi hızla artırması bekleniyor.
Rystad verilerine göre, yaptırım gevşetmelerinin sürmesi halinde İran’ın petrol üretimi yıl sonuna kadar günlük 3,3 milyon varile ulaşarak savaş öncesi hacmini aşabilir.
Tüm bu gelişmeler, küresel piyasalara çok kısa sürede büyük miktarda ham petrol arz edileceğini gösteriyor.
Arz sıkıntısından arz fazlasına
Piyasaya sunulan petrol miktarı hızla yükselirken, bu durum zayıf bir kısa vadeli talep ile karşılaşıyor.
Asya ve Avrupa’daki rafinerilerin temmuz ve ağustos ayları için ihtiyaç duydukları ham petrolü büyük oranda tedarik etmiş olmaları, yeni gelen fazla ürünün alıcı bulmasını zorlaştırıyor.
Bu tıkanıklık nedeniyle çok sayıda tankerin açık denizde bekleyerek yüzer depolama birimi işlevi görmek zorunda kalacağı ve bunun da arz edilen hacmin bir kısmını haftalarca piyasadan uzak tutacağı değerlendiriliyor.
Tarihin en büyük arz şoklarından birini atlatan petrol piyasası, yakın zamanda tam tersi bir sorunla karşı karşıya kalabilir.
Yatırımcılar, piyasadaki kısa vadeli arz fazlası olasılığını şimdiden fiyatlandırmaya başladı.
Geçen hafta, ağustos vadeli Brent petrol sözleşmelerinin eylül vadeli sözleşmelerden daha düşük fiyattan işlem görmesiyle, 28 Şubat’tan bu yana ilk kez piyasada “kontango” yapısı oluştu.
Basra Körfezi’ndeki petrol fazlası eriyene kadar bu durumun birkaç hafta daha sürmesi beklenebilir. Ancak bu sürecin uzun soluklu olmayacağı öngörülüyor.
Sevkiyat akışı düzene girdikçe, hem Asya’da canlanan talebin karşılanması hem de çatışma döneminde küresel düzeyde eriyen stokların yeniden takviye edilmesi için çok daha büyük hacimlerde petrole ihtiyaç duyulacak.
Peki bu durum, arz ve talebin kolayca dengeleneceği anlamına mı geliyor? Veriler bu ihtimalin düşük olduğunu gösteriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tahminlerine göre, küresel petrol arzı 2026 yılında günlük 3,9 million varil azalacak, ancak 2027 yılında yaklaşık 8 milyon varil artışla günlük 110,3 milyon varil seviyesine ulaşacak.
Buna karşın talebin çok daha yavaş toparlanacak olması, gelecek yıl günlük yaklaşık 5 milyon varillik bir arz fazlasının oluşmasına yol açabilir.
Petrol tedarik zincirindeki fiziksel yetersizlikler bu senaryonun gerçekleşmesini engelleyebilecek olsa da arz ve talep arasındaki bu büyük uyumsuzluk, piyasada uzun süreli bir dalgalanma dönemine işaret ediyor.
Süregelen güvenlik riskleri
Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüseferin gelecekte ne ölçüde sağlanabileceği belirsizliğini koruyor.
ABD ile İran arasındaki geçici anlaşma, Tahran’ın Umman ile uzun vadeli bir seyrüsefer düzenlemesi üzerinde görüştüğü 60 günlük süre boyunca boğazdan engelsiz ve ücretsiz geçişi öngörüyor.
Ancak bu geçici mutabakat, teknik detayların birçoğunu yanıtsız bırakmış durumda.
Geçtiğimiz günlerde yaşanan gelişmeler bu risklerin ne kadar canlı olduğunu bir kez daha kanıtladı.
İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçen Tayvan bandıralı bir yük gemisine ateş açması ve ABD’nin buna askeri karşılık vermesi, taraflar arasındaki kırılganlığı ortaya koyuyor.
Bu hamleler, Tahran’ın yeni kurduğu Hürmüz Boğazı Trafik Yönetim Otoritesi aracılığıyla bölgedeki denetimini kalıcı kılma çabası olarak değerlendiriliyor.
Yaşanan bu son hadisenin ardından boğazda trafik yeniden başlamış olsa da gemi sahipleri ve nakliyecilerin Basra Körfezi’ne yönelme konusunda temkinli davranacağı ve boş tankerlerini yükleme için bölgeye göndermekte acele etmeyeceği öngörülüyor.
LSEG verilerine göre, geçen hafta bölgeden ayrılan her dört tankere karşılık sadece bir tankerin tersi yönde hareket etmesi, boş gemi dönüşlerinin savaş öncesi dönemlerin çok gerisinde kaldığını belgeliyor.
Finansal piyasaların siyasi riskleri, lojistik engelleri ve bölgedeki olası yapısal değişimleri tam olarak fiyatlandırmadığı görülüyor.
Aylarca süren büyük sarsıntıların ardından enerji piyasasında dengelerin yeniden kurulmasının sancısız olması beklenmiyor ve piyasalardaki mevcut iyimserlik erken bir beklentiye işaret ediyor.
Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?












