Diplomasi
Stoltenberg: NATO, Amerika’yı güvende tutuyor

Eski NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Avrupalıların Trump’a “savunma harcamalarının arttığını göstermesini” isterken ABD’ye de “güvenlik” uyarısı yaptı.
Trump, NATO üyelerini düzenli olarak eleştirip düşük savunma harcamaları ve İran’a karşı savaşta yardım etmemeleri nedeniyle kınasa da, Stoltenberg müttefiklerin “ABD’nin güvenliğinin ittifaka bağlı olduğu” argümanını öne sürmeleri gerektiğini vurguladı.
Şu anda Norveç Maliye Bakanı olarak görev yapan Stoltenberg, WELT’in etkinliğinde şöyle konuştu:
“Zirvenin NATO içindeki birliğin güçlü bir işareti olmasını umuyorum. Farklılıklarımıza rağmen, karşı karşıya olduğumuz temel tehdit ve zorluklara karşı bir arada durabileceğimizi umuyorum.”
Stoltenberg, 2014’ten 2024’e kadar genel sekreterlik görevini yürüttü; bu dönem, Trump’ın ilk başkanlık dönemi, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhak etmesi ve 2022’de Ukrayna savaşının başlamasını kapsıyordu.
Ortaya çıkan anlaşmazlıkların ittifak için bir “zorluk” olduğunu kabul eden eski NATO şefi, “Fakat NATO’nun güçlü bir transatlantik ittifak olarak kalabileceğine inanmaya devam ediyorum; çünkü çıkarların önemli olduğuna inanıyorum,” dedi.
Güçlü bir NATO’nun varlığının “ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına da uygun” olduğunu savunan Stoltenberg, ABD’nin Kanada ve Avrupa ile birlikte dünya GSYİH’sinin yüzde 50’sini ve dünya askeri gücünün yüzde 50’sini oluşturduğunu söyledi.
Rusya’nın Kola Yarımadasındaki nükleer silahlarının, komşusu Norveç’ten ziyade ABD’ye yönelik olduğunu ileri süren Stoltenberg, Norveç’in denizaltılar üslerinden ayrıldıklarında bunların izlenmesine, füzeler ve uçakların kalkışları konusunda erken uyarı sağlanmasına yardımcı olduklarını hatırlattı.
Finlandiya ve diğer birçok Avrupa ülkesinde de durumun benzer olduğunu savunan Norveçli bakan, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliği açısından hayati önem taşır; ABD’nin iç savunması, Avrupa-Rusya sınırında başlar,” iddiasında bulundu.
Avrupa’nın kendi savunma kapasitesine büyük yatırımlar yapmasının büyük önem taşıdığını kaydeden Stoltenberg şöyle devam etti:
“Uzun yıllar boyunca Avrupalı müttefikler tereddüt etti ve savunma harcamalarını artırmadı. Ukrayna’ya yönelik tam ölçekli işgalin ardından bu durum kökten değişti; giderek daha fazla müttefik, GSYİH’nin yüzde 3,5’ini temel savunma görevlerine ayırma yönündeki NATO hedefine ulaşıyor. Avrupa, kendi güvenliği konusunda çok daha fazla sorumluluk üstleniyor; bu da ABD’nin NATO’ya ve transatlantik bağa bağlı kalma olasılığını artırıyor. Fakat gelecekte durum böyle olmazsa, Avrupa’nın savunma kapasitelerine yatırım yapmış olmamız daha da önemli hale gelecek.”
ABD ile Avrupa arasında ticaret, iklim ve güvenlik konularında ciddi görüş ayrılıkları olduğunu ve bunun barındırdığı zorlukları kabul eden Stoltenberg, bununla birlikte Avrupa’nın transatlantik ittifakı sürdürmek ve ABD’nin Başkan Trump döneminde de taahhüdünü korumak için yapabileceği en önemli şeyin “daha fazla yatırım yapmak” olduğunu söyledi.
“Başkan Trump ve birçok konudaki tutumları hakkında ne düşünürsek düşünelim, arka arkaya gelen ABD başkanları tarafından dile getirilen, Avrupa’nın daha fazla harcama yapması gerektiği ve ittifak içinde adil bir yük paylaşımına ihtiyaç olduğu yönündeki mesaj geçerlidir,” diyen Norveçli siyasetçi, bunun kendi genel sekreterlik dönemindeki ana mesajı olduğunun da altını çizdi:
“Başkan Trump’ın eleştirisi öncelikle NATO’ya yönelik değildir. NATO müttefiklerinin NATO’ya yeterince yatırım yapmamasına yönelik. Bu durum değişiyor. Bu, ABD’nin ittifaktan ayrılma riskini azaltmanın ve aynı zamanda ABD’nin Avrupa güvenliğine olan bağlılığının potansiyel olarak azalabileceği bir geleceğe hazırlıklı olmanın bir yolu.”
Ankara Zirvesinin “NATO’nun birliğinin güçlü bir göstergesi” olmasını temenni eden Stoltenberg, “Farklılıklar ve anlaşmazlıklara rağmen, karşı karşıya olduğumuz başlıca tehdit ve zorlukları ele alırken bir arada durabilmemiz ve aynı zamanda Ukrayna’ya bir destek mesajı gönderebilmemiz umuduyla,” diye ekledi.
Ukrayna konusunda da konuşan eski NATO şefi, “Ukrayna’ya ne kadar çok destek verirsek, bu savaş o kadar çabuk sona erebilir ve Ukrayna’nın Avrupa’da bağımsız ve demokratik bir ülke olarak galip geleceği bir şekilde sona erme olasılığı o kadar artar,” iddiasında bulundu.
Stoltenberg ayrıca, Ukrayna’ya yönelik operasyonun “Başkan Putin açısından stratejik bir başarısızlık olduğunu kabul etmenin de hayati önem taşıdığını” söyledi.
Bazı büyük NATO müttefiklerinin Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğini deseklemediğini kabul eden Stoltenberg, bununla birlikte Kiev’in “NATO’ya hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu söyledi ve “NATO müttefikleri, Ukrayna ordusuna teçhizat sağlıyor, eğitim veriyor ve onunla işbirliği yapıyor. Bence şimdi Ukrayna’ya azami desteği sağlamaya odaklanmalıyız,” dedi.
Diplomasi
ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.
ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.
Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.
Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.
Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.
İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.
Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.
Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.
Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.
Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.
Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.
Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.
Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.
Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.
Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.
Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.
Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.
Diplomasi
Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.
Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.
Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.
Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.
Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.
İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.
Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:
“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”
İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.
Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.
AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.
Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.
Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.
Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:
“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”
Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.
Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.
Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.
Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.
Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.
AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.
Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.
Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.
Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.
Diplomasi
ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.
Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.
Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.
Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.
Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.
Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.
1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.
ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.
Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.
Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya6 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı










