Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

IMF ve BAE anlaşmaları Mısır ekonomini kurtaracak mı?

Yayınlanma

Yaşadığı döviz krizi nedeniyle zor günler geçiren Mısır, kredi karşılığında uzun zamandır direndiği IMF’nin taleplerini yerine getirmek için adım atan Mısır iki hafta önce de başkent Kahire’nin 350 kilometre kuzeybatısında bulunan Ras el-Hikma sahil bölgesini 24 milyar dolara Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmıştı. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Mısır’ın peş peşe attığı bu iki kritik adımın ekonomiyi nasıl etkileyeceğine odaklanıyor:

***

IMF ve BAE Mısır’ın Ekonomik Krizini Hafifletmek İçin Devreye Girdi

Kahire’nin ana kreditörü ve Körfez’in en büyük bağışçısı bir kez daha imdada yetişerek kısa vadeli tüketici sıkıntılarına rağmen ülkenin son düşüşünü durdurabilecek büyük krediler, yatırımlar ve Merkez Bankası transferleri teklif etti.

Ben Fishman

6 Mart’ta Mısır Merkez Bankası, 8 milyar dolarlık genişletilmiş IMF kredi programının önünü açmak için uzun zamandır beklenen devalüasyonu açıkladı. Bu hamlenin Birleşik Arap Emirlikleri ile iki hafta önce tamamlanan devasa bir arazi anlaşmasından gelen nakit akışıyla mümkün olduğu görülüyor. Ancak kısa vadede, IMF ve Merkez Bankası’nın enflasyonu sınırlamaya odaklanmasına rağmen Mısırlıların Ramazan ayında fiyat artışlarından zarar görmesi muhtemel.

Mega Satış

23 Şubat’ta Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli, İskenderiye ve Marsa Matruh arasındaki Akdeniz kıyısının bir bölümü olan Ras el-Hikma’nın geliştirilmesini içeren BAE ile 35 milyar dolarlık bir anlaşmaya başkanlık etti. BAE’nin egemen varlık fonu ADQ, 171 milyon metrekarelik araziyi 24 milyar dolara satın almayı kabul ederken Kahire’ye de BAE’nin Mısır Merkez Bankası’ndaki mevcut mevduatından 11 milyar dolar ödemeyi kabul etti. Madbuli’ye göre bu mevduatların 5 milyar doları Ras el-Hikma anlaşmasının bir parçası olarak Kahire’ye aktarılacak, 6 milyar doları ise “Mısır’ın ekonomik büyümesini ve kalkınmasını desteklemek için Mısır genelindeki başlıca projelere yatırım” için kullanılacak. Bir sonraki hedef yeni bir Kızıldeniz tatil bölgesi olabilir.

Temelinin 2025 yılında atılması planlanan Ras el-Hikma projesinin bölgeyi bir turizm merkezi, sanayi bölgesi ve havaalanına dönüştürmek için 150 milyar dolar yatırım çekmesi ve bu süreçte Mısırlı şirketler ve işçiler için istihdam yaratması bekleniyor. Mısır, projede yüzde 35’lik bir hisseye sahip olacak. Projede adı geçen ortaklardan biri, hükümete yakın ve Kahire dışındaki yeni idari başkentin inşasında kilit bir oyuncu olan bir inşaat holdingi olan Talat Mustafa Grup.

Yaklaşık 200 milyar dolarlık varlığı kontrol eden ADQ, Abu Dabi Yatırım Otoritesi (1 trilyon dolar) ve Mubadala’nın (275 milyar dolar) ardından BAE’nin üçüncü en büyük fonu. Hem ADIA hem de ADQ’ya, Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed’in nüfuzlu kardeşi Ulusal Güvenlik Danışmanı Tahnoun bin Zayed el-Nahyan başkanlık ediyor. Ras el-Hikma yatırımı ADQ’nun portföyünün yüzde 10’undan fazlasını temsil ediyor. Daha da önemlisi, iki ülke liderleri arasındaki yakın ilişkiyi ve Abu Dabi’nin, Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi’nin iktidara gelmesinden bu yana BAE’nin Mısır’ın istikrarına olan bağlılığını diğer Körfez kreditörlerinden daha fazla gösterdiği teyit ediyor.

Ekonomik Etki

Yakın vadede, nakit akışı Mısır’ın mali krizini hafifletmeye yardımcı olacak ve rekor enflasyon ve döviz krizinden mustarip olan ekonomiye çok ihtiyaç duyulan doları enjekte edecek. Bu haftaki para birimi dalgalanmasının hemen ardından, Mısır lirası yılın çoğunu 30’da geçirdikten sonra dolar başına 50 liradan işlem görmeye başladı; karaborsa kuru 70’e kadar yükseldi. Bu, kurun 15 olduğu Nisan 2022’den bu yana gerçekleşen beşinci devalüasyon oldu. Merkez Bankası’na göre, “Döviz kurunun birleştirilmesi, resmi ve paralel döviz kuru piyasaları arasındaki farkın kapanmasının ardından döviz birikimlerinin ortadan kaldırılmasını kolaylaştırdığı için çok önemli.” Gerçekten de dolar kıtlığı ithalatı yavaşlattı, kritik malzemelerde kıtlığa yol açtı ve yatırımları engelledi.

Emirlik anlaşmasının ilk taksiti (10 milyar dolar teslim edildi) para birimindeki bu devalüasyonun dengelenmesine yardımcı olacak, aynı zamanda bankaların para çekme limitlerini hafifletecek ve havalelerdeki (transferlere erişilemeyeceği endişesi nedeniyle düşmüş olan) düşüşü tersine çevirecek. BAE’nin kalan kısmı iki ay içinde ödemesi bekleniyor.

Ayrıca bu paranın Mısır’ın borç krizini de hafifletmesi bekleniyor. Eylül 2023 itibariyle ülkenin dış borcunun GSYH’ye oranı yüzde 42’nin üzerindeyken, kısa vadeli borç ve borç servisi 40 milyar dolara yaklaşmıştı, buna karşılık 35 milyar dolar döviz rezervi bulunuyordu. Aynı zamanda, kısmen Gazze savaşının bir sonucu olarak gelirler de çok düştü. Yemen’deki Husi hareketinin ticari gemilere yönelik devam eden saldırıları nedeniyle turizm gelirleri düştü ve Süveyş Kanalı geçişlerinden elde edilen döviz gelirleri yarı yarıya azaldı- Ocak 2023’te 700 milyon dolar iken bu Ocak ayında 350 milyon dolara düştü.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin 11 milyar dolarlık mevduat transferinin pratikte nasıl işleyeceği belirsizliğini koruyor. Ekim ayı itibariyle BAE’nin Mısır Merkez Bankası’nda 6,3 milyar doları ve çeşitli Arap ülkelerinin Kahire’ye geçmişteki ekonomik sıkıntılarında yardımcı olmak için daha önce verdiği 16 milyar doların belirtilmemiş bir kısmı bulunuyordu. Her ne kadar 11 milyar dolar kolaylıkla yatırıma dönüştürülemese de 1 Şubat itibariyle 35,3 milyar dolar uluslararası rezervi bulunan Merkez Bankası’nın bilançosuna acil bir destek sağlayacak.

IMF’nin Reform Kriterleri

Mısır’ın para birimini dalgalanmaya bırakmasının ardından IMF, kredi programını 8 milyar dolara genişletmek için teknik düzeyinde bir anlaşma yapıldığını duyurdu. Bir önceki 3 milyar dolarlık program Aralık 2022’de, Kovid-19 salgını ve Ukrayna savaşının buğday maliyetini önemli ölçüde artırmasının ardından tarafların Genişletilmiş Fon Kolaylığı üzerinde anlaşmaya varmasıyla oluşturulmuştu. Bu anlaşma Mısır’ı Arjantin’in ardından IMF’nin en yüksek ikinci borçlusu haline getirmişti. Kahire, 2022 programının bir parçası olarak para birimini dalgalandırmayı, harcamaları kısmayı ve devlete ait şirketlerin bir kısmını satarak bir özelleştirme programı uygulamayı kabul etti. Ancak bu önlemlerin çoğu Sisi’nin yeniden seçilme kampanyası nedeniyle 2023’e ertelendi ve IMF Genel Müdürü Kristalina Georgieva Mısır’ın devalüasyon yapmaması halinde “rezervlerinin eriyeceği” uyarısında bulundu.

Georgieva geçen Ekim ayında Gazze savaşının patlak vermesinden bu yana, çatışmanın Mısır ekonomisi üzerindeki etkisini kabul ederek daha sempatik bir tutum sergiledi. Son olarak BAE ile yapılan arazi anlaşmasını “çok olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi. Ancak 8 milyar dolarlık IMF programının başlangıçta öngörülen 10-12 milyar dolarlık miktardan daha küçük olması dikkat çekici.

Özelleştirmeyle ilgili olarak, bir önceki IMF programı Mısır’dan, bazı askeri işletmeler de dahil devlete ait otuz beş şirketi satarak kendi özelleştirme planını uygulamasını istemişti. Aralık ayında Madbuli, hükümetin aralarında sanayi firmaları, oteller ve yenilenebilir enerji girişimlerinin de bulunduğu on dört şirketin tamamen veya kısmen satışından 5.6 milyar dolar elde ettiğini açıkladı. Alıcıların çoğu hükümete yakın Mısırlı özel şirketler (otellere odaklananlar) ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait kuruluşlardı.

5.6 milyar dolarlık rakamın doğrulanması zor çünkü rapor edilen anlaşmaların çoğunda çeşitli mülkiyet paylarından bahsediliyor ve gerçek satış fiyatı belirtilmiyor. Bu alımların çoğunun azınlık hisseleri olduğu göz önüne alındığında alıcıların özelleştirmenin temel amaçlarından biri olan şirketlerin performansı ve verimliliği üzerinde sınırlı bir etkisi olabilir. Yine de lira istikrar kazandığında yeni yatırımcılar ortaya çıkabilir. Şimdilik, bankalar ve sigorta şirketleri de dahil en değerli devlet şirketleri satılmadı.

ABD’nin Rolü

Washington’un bakış açısına göre Mısır’ın ekonomik tehlikeleri, Gazze savaşı ve Kahire’nin Hamas’la arabulucu olarak oynadığı merkezi rolün gölgesinde kaldı. Mali krizi ve Mısır’ın istikrarı üzerindeki potansiyel etkilerini ele almak ABD’nin süregelen bir hedefi, ancak acil bir öncelik değil, özellikle de gözlemciler savaşın sona ermesinin Kahire’nin gelir akışını iyileştireceğini ve Mısırlı şirketlerin Gazze’nin yeniden inşasına katılmasının önünü açacağını bekledikleri için. Dahası BAE, mevcut ve gelecekteki yatırımlarından oluşan devasa portföyü ve insan hakları konusundaki uyumlu görüşüyle Mısır’ın ekonomik karar alma mekanizması üzerinde Washington’dan çok daha fazla etkiye sahip.

Yine de ABD, kamu harcamalarının azaltılmasından IMF reform programının diğer bileşenlerinin uygulanmasına kadar daha sağlam ekonomik uygulamaları teşvik ederek önemli bir rol oynayabilir. Bunlar arasında devlete ve orduya ait şirketlerin avantajlarını sınırlandırarak özel sektörü geliştirmek için IMF ve Mısır ile birlikte çalışmak da yer alıyor. Biden yönetimi ve Kongre ayrıca Mısır’daki özel Amerikan yatırımlarını ve son on yıldaki zorlu ekonomik koşullara rağmen karlı özel sermaye şirketlerine yatırım yapan Mısır-Amerikan Girişim Fonu gibi kamu-özel girişimlerini de teşvik etmeli.

DİPLOMASİ

İsrail, UAD kararından sonra yasadışı yerleşimlere sert yaptırımlar bekliyor

Yayınlanma

İsrail’e destek veren bazı ülkeler, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) geçen Cuma Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki işgali hukuksuz olarak nitelendiren görüş bildirmesinin ardından, önümüzdeki birkaç gün içinde yasadışı yerleşim girişiminde bulunan kişi ve kuruluşlara yönelik yaptırımlarını sertleştirmeyi planlıyor.

Haaretz’de yer alan habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, aralarında ABD, İngiltere, Fransa ve Kanada’nın da bulunduğu, halihazırda yaptırım uygulayan ülkelerin yeni yaptırımlar getireceğine inandıklarını söyledi. Şimdiye kadar harekete geçmeyen diğer ülkelerin de kendi yaptırımlarını uygulamaya koymaları bekleniyor.

Habere göre yeni yaptırımlarda sadece UAD’nin kararı değil, aynı zamanda Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Savunma Bakanlığı görevindeyken Batı Şeria yerleşimlerini etkin bir şekilde ilhak etmeyi amaçlayan önlem ve açıklamaların da etkisi var.

Konuyla ilgili görüşmelere katılan üst düzey bir yetkili Haaretz’e yaptığı açıklamada “Bu konuda harekete geçen tüm ülkeler şimdi, son aylarda gördüklerimizden daha ağır olacak ek adımlar atmayı planlıyor. Önümüzdeki yaptırımlar öncekilerden daha acı verici olacak” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun koalisyonundaki iki aşırı sağcı partinin liderleri olan Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e yönelik yaptırımları değerlendirdiği iddia edilmişti.

İddia ile ilgili Haaretz’e konuşan ABD’li bir yetkili “Böyle bir karar alınmadı ama ilgili yerlerde konuşuluyor. Geçmişte Beyaz Saray bu fikre kararlılıkla karşı çıkıyordu ama bugün aksini söyleyen etkili kişiler var” dedi.

Aynı durum, kısa bir süre önce Gazze Şeridi’ne insani yardım taşıyan kamyonları engelleyen Tzav 9 örgütüne karşı yaptırım kararı alan AB için de geçerli. AB, UAD kararının ardından şimdi daha ciddi tedbirler almayı değerlendiriyor.

AB’nin Avrupa Dış Eylem Servisi Yaptırımlar Bölümü, İsrailli insan hakları avukatı Eitay Mack’a gönderdiği bir mektupta üst düzey İsrailli yetkililerle ilgili bilgileri incelediklerini söyledi ancak herhangi bir isim vermedi.

Haaretz’e konuşan üst düzey bir Avrupalı diplomat, ABD’nin Smotrich ve Ben-Gvir’e yaptırım uygulaması halinde “AB’nin bu konuda geride kalmayacağını” söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanı geçen hafta ülkeyi ziyareti sırasında görüştüğü İsrailli liderleri, Smotrich’in Batı Şeria politikalarının yerleşim hareketiyle bağlantılı kişi ve kuruluşlara karşı daha fazla yaptırım uygulanmasına yol açacağı konusunda uyardı.

Öte yandan İsrail’in Doğu Asya’daki en büyük dostlarından biri olan Japonya hükümeti, önümüzdeki birkaç gün içinde İsrail’de Filistinlilere karşı şiddet uygulayan bir dizi aşırı sağcıya karşı yaptırım kararı almayı planlıyor. Haaretz’e konuşan İsrailli yetkili, “Japonya örneği önemli, çünkü bir eğilimi gösteriyor- şimdiye kadar İsrail’e bu tür bir baskı uygulamakta rol almayan ülkeler bile artık partiye katılıyor” uyarısında bulundu.

Hükümet, Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın ABD başkanlık seçimlerini kazanması halinde, ABD yaptırımlarının çoğunu ya da tamamını tersine çevireceğini umuyor. Ancak Trump seçimi kazansa bile Biden yönetimi altı ay daha görevde kalacak ve bu süre zarfında ek yaptırımlar uygulayabilecek.

Dahası, Trump yönetimi Biden yaptırımlarını tersine çevirmek için harekete geçse bile AB ve üye ülkelerin ya da İngiltere’nin kararlarını etkilemesi beklenmiyor.

UAD geçen hafta cuma BM Genel Kurulu’nun talebi üzerine İsrail’in Filistin’i işgali, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki ilhak uygulamaları, Doğu Kudüs’ün statüsünü değiştirme çabaları, apartheid ve ayrımcı uygulamaların hukuka aykırılığı, bunların başta İsrail olmak üzere tüm devletler ve uluslararası kuruluşlar açısından doğuracağı sonuçlar hakkındaki kanaatini açıklamıştı.

İsrail’in Filistin topraklarındaki ilhak uygulamalarının “hukuka aykırı” olduğunu ifade eden UAD İsrail’in bir an önce, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki işgaline son vermesi gerektiğini söyledi.

Okumaya Devam Et

DİPLOMASİ

Filistinli gruplar anlaştı: Tüm Filistin topraklarında tek bir hükümet kurulacak

Yayınlanma

Hamas ile Fetih Hareketi dahil 16 Filistinli grup Pekin’de üç gün süren toplantıların ardından Filistin birliğini inşa etmeyi amaçlayan ortak bir bildiri imzaladı. Bildiriye göre Filistin Anayasası temelinde “geçici bir ulusal birlik hükümeti” kurulacak. Bu hükümet, Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nin birliğini vurgulayarak tüm Filistin toprakları üzerinde yetki ve otoritesini kullanacak. Tüm Filistin kurumlarını birleştirerek Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını başlatarak ve mümkün olan en kısa sürede genel seçimlere hazırlanarak işe başlayacak.

Çin hükümetinin daveti üzerine 21-23 Temmuz’da Pekin’de bir araya gelen 14 Filistin ulusal örgütü toplantının sonunda Pekin Bildirisi’ni imzaladı. Bildiri bölünmelere son verip Filistin birliğini oluşturmayı öngörüyor.

Filistinli örgüt yetkilileri, toplantının kapanışında Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin ile beraber kameralar karşısına geçti. Hamas’ın üst düzey yetkilisi Musa Ebu Marzuk, müzakerelerin ardından Filistinli gruplarla bir anlaşma imzaladıklarını doğruladı. Marzuk, “Bugün ulusal için anlaşma imzalıyoruz ve bu süreci tamamlamanın yolunun ulusal birlik olduğunu ilan ediyoruz. Ulusal birliğe bağlıyız ve bunun için çağrı yapıyoruz” dedi.

Wang Yi, Pekin Bildirisi’nin en önemli vurgusunun “savaş sonrası Gazze’nin yönetimi etrafında geçici bir ulusal uzlaşı hükümeti kurması” olduğunu söyledi. Wang Yi, “Uzlaşma, Filistinli grupların iç meseledir, ancak aynı zamanda uluslararası toplumun desteği olmadan da başarılamaz” dedi.

Anlaşmayı imzalayan 14 gruptan biri olan Filistin Ulusal Girişimi Genel Sekreteri Mustafa Barguti El Cezire’ye yaptığı açıklamada anlaşmanın son yıllarda varılan diğer anlaşmalardan “çok daha ileri” olduğunu söyledi. Anlaşmanın dört ana unsurunun geçici bir ulusal birlik hükümetinin kurulması, gelecek seçimler öncesinde birleşik bir Filistin liderliğinin oluşturulması, yeni bir Filistin Ulusal Konseyi’nin serbestçe seçilmesi ve devam eden İsrail saldırıları karşısında genel bir birlik deklarasyonu olduğunu söyledi.

Barguti, birlik hükümetine doğru ilerlemenin özellikle önemli olduğunu çünkü bunun “İsrail’in Filistinlilerin çıkarlarına karşı bir tür işbirlikçi yapı oluşturma çabalarını engelleyeceğini” söyledi.

Pekin Bildirisi’ne göre Filistinli grupların şu konularda anlaştığı iddia edildi:

1. Siyonist saldırganlığa karşı koymak ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen işgalci devlet ve yerleşimci çeteler tarafından işlenen soykırımı durdurmak için ulusal çabaları birleştirilecek. Ayrıca, Batı Şeria, Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil Filistin topraklarının bütünlüğünü korurken, halkımızı anavatanları Filistin’den sürme girişimlerine direnme ve Siyonist varlığı Gazze Şeridi ve işgal altındaki diğer tüm topraklardaki işgalini sona erdirmeye zorlama konusunda da mutabık kalındı.

2. Filistinli gruplar, İsrail’in Filistin Devleti topraklarındaki varlığının, işgalinin ve yerleşimlerinin gayrimeşru olduğunu teyit eden ve bunların bir an önce kaldırılması gerektiğini vurgulayan Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşünü memnuniyetle karşılandı.

3. 4/5/2011 tarihinde Kahire’de imzalanan Ulusal Uzlaşma Anlaşması ve 12/10/2022 tarihinde imzalanan Cezayir Deklarasyonu temelinde, gruplar Mısır, Cezayir ve Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’ndaki dostlarının yardımıyla bölünmeyi sona erdirecek anlaşmaların uygulanmasını aşağıdaki şekilde takip etmeye devam etme konusunda mutabık kaldılar:

a) Başta 181 ve 2334 sayılı kararlar olmak üzere ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve 194 sayılı karar uyarınca geri dönüş hakkının sağlanması taahhüdü.

b) Filistin halkının işgale direnme ve uluslararası yasalar ve Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca işgale son verme hakkı ile halkların kendi kaderlerini tayin hakkı ve bunu elde etmek için mevcut tüm araçlarla mücadele etme hakkı.

c) Filistinli grupların mutabakatıyla ve yürürlükteki Filistin Anayasası temelinde (Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas) Başkan’ın kararıyla geçici bir ulusal birlik hükümeti kurulması. Bu hükümet, Batı Şeria, Kudüs ve Gazze Şeridi’nin birliğini vurgulayarak tüm Filistin toprakları üzerinde yetki ve otoritesini kullanacaktır. Filistin devletinin topraklarındaki tüm Filistin kurumlarını birleştirerek, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını başlatarak ve onaylanan seçim yasasına göre mümkün olan en kısa sürede Merkezi Seçim Komisyonu gözetiminde genel seçimlere hazırlanarak başlayacaktır.

d) Onaylanan seçim yasasına göre yeni Ulusal Konsey’in oluşturulması ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kurumlarının geliştirilmesi ve ulusal sorumluluğun üstlenilmesinde siyasi ortaklığın derinleştirilmesi için pratik adımlar atılıncaya kadar, 4 Mayıs 2011 tarihinde imzalanan Filistin Ulusal Uzlaşı Belgesi’nde mutabık kalındığı üzere siyasi karar alma sürecinde ortaklık için birleşik geçici liderlik çerçevesinin etkinleştirilmesi ve düzenlenmesi teyit edilmiştir.

4. Başta Gazze Şeridi olmak üzere Batı Şeria ve Kudüs’te halkımızı yerinden yurdundan etme girişimlerine karşı direnmek ve bunları engellemek; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararları ile Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşü doğrultusunda yerleşimlerin ve yerleşimlerin genişletilmesinin gayrimeşru olduğunu teyit etmek.

5. Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki halkımıza yönelik acımasız kuşatmanın kırılması ve insani ve tıbbi yardımın herhangi bir kısıtlama veya koşul olmaksızın ulaştırılması için çalışmak.

6. Filistin’deki mücadeleci halkımızın kahramanca kararlılığını ve yiğitçe direnişini desteklemek ve onaylamak, suç teşkil eden saldırganlığın neden olduğu yaraların ve yıkımın üstesinden gelmek ve işgalin yok ettiklerini yeniden inşa etmek, şehit ailelerini, yaralıları ve evlerini, mülklerini ve geçim kaynaklarını kaybeden herkesi desteklemek.

7. İşgalcilerin komplolarına ve Mescid-i Aksa’ya yönelik sürekli ihlallerine karşı koymak ve Mescid-i Aksa’ya, Kudüs şehrine ve İslami ve Hıristiyan kutsal mekânlarına yönelik her türlü zarara direnmek.

8. Filistin halkının şehitlerini saygıyla anmak ve işgal hapishanelerinde ve kamplarında çeşitli işkence ve baskılara maruz kalan cesur mahkumlara tam destek verdiğini teyit etmek ve onları işgalin esaretinden kurtarmak için mümkün olan tüm çabalara öncelik vermek.

Bu deklarasyon ışığında, katılımcılar deklarasyonun tüm yönlerini uygulamak için ortak bir mekanizma üzerinde anlaştılar ve genel sekreterler toplantısını ortak ulusal ekiplerin acil çalışmaları için bir başlangıç noktası olarak görmeye karar verdiler. Ayrıca bu deklarasyonun uygulanması için bir zaman çizelgesi belirlenmesine karar verildi.

Bildiriye imza atan Filistinli gruplar şunlar:

– Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (Fetih Hareketi)

– İslami Direniş Hareketi (Hamas)

– Filistin’in Kurtuluşu için Halk Cephesi

– Filistin’in Kurtuluşu için Demokratik Cephe

– Filistin İslami Cihad Hareketi

– Filistin Halk Partisi

– Filistin Halk Mücadelesi Cephesi

– Filistin Ulusal İnisiyatif Hareketi

– Filistin Halk Kurtuluş Cephesi – Genel Komutanlık

– Filistin Demokratik Birliği (FIDA)

– Filistin Kurtuluş Cephesi

– Arap Kurtuluş Cephesi

– Filistin Arap Cephesi

– Halk Kurtuluş Savaşının Öncüleri (As-Sa’iqa Güçleri)

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

İsrail, UNRWA’yı yasaklamak için ilk adımı attı

Yayınlanma

İsrail’de, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nı (UNRWA) “terör örgütü” ilan eden, ülkedeki çalışmalarını yasaklayan ve çalışanlarının dokunulmazlığının kaldırılmasını öngören 3 yasa tasarısı, meclisteki ilk oylamadan geçti.

The Times of Israel gazetesinin haberine göre, mecliste yapılan oylamada, Ajansın İsrail’deki çalışmalarını yasaklayan birinci yasa tasarısı 9 ret oyuna karşı, 58 oyla kabul edildi.

Ajans çalışanlarının yasal dokunulmazlıklarının ve ayrıcalıklarının kaldırılmasını öngören ikinci yasa tasarısı 9 aleyhte oya karşı 63 oyla, UNRWA’nın “terör örgütü” ilan edilmesini ve İsrail’in Ajans’la ilişkilerini kesmesini talep eden üçüncü tasarı ise 10 ret oya karşı 50 oyla geçti.

Tasarıların, yasalaşmaları için geçmeleri gereken ikinci ve üçüncü oylamalara hazırlık için Meclis Dışişleri ve Savunma Komisyonuna gönderileceği kaydedildi.

Muhalefetteki Yisrael Beytenu (İsrail Evimiz) Partisinden milletvekili Yulia Malinovsky, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İsrail Ordu Sözcüsünün, UNRWA’yı terörizmle ilişkilendiren yeni açıklamalar yapmadığı bir gün geçmiyor” diyerek yasa tasarılarının onaylanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

FKÖ ve Fetih’ten tepki

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) İcra Komitesi Genel Sekreteri Hüseyin eş-Şeyh, İsrail’in UNRWA’yı terör örgütü olarak ilan ederek, uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler (BM) örgütlerini hafife aldığını belirtti. “İşgalin, Filistin halkına karşı her gün işlenen en çirkin terörizm şekli olduğunu” kaydeden Şeyh, İsrail Meclisi’nin, uluslararası insani bir örgütle ilgili aldığı karara, bu örgütü siyasi, mali ve ahlaki açıdan destekleyen uluslararası bir pozisyon alınarak karşı çıkılması gerektiğini vurguladı.

Fetih Hareketi de yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu adımı “uluslararası hukuka açık bir meydan okuma ve Filistin halkının tarihi haklarını ortadan kaldırma girişimi” olarak nitelendirdi. Açıklamada, uluslararası topluma, İsrail’in aldığı kararlara karşı kararlı bir duruş sergileme ve onu uluslararası hukuka ve ondan kaynaklanan karar ve anlaşmalara uymaya zorlama çağrısı yapıldı.

UNRWA’nın işlevi ve İsrail’in iddiaları

BM üyesi devletlerin gönüllü katkılarıyla finanse edilen UNRWA, faaliyetlerine başladığı 1950’den bu yana Filistinli mültecilere gıda, sağlık, eğitim, barınma gibi insani yardımları sağlayan ana kuruluş konumunda bulunuyor.

Ajans bugün 5,9 milyon Filistinli mülteciye destek sağlıyor.

UNRWA, yaklaşık 74 yıldır Filistinlilerin yaralarını sarmaya çalışırken, bu süreçte tesisleri defalarca İsrail tarafından vuruldu, tonlarca gıda ve ilaç yok edildi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrailli yetkililerin UNRWA personelinin “terör örgütleriyle bağlantıları olduğu” ve “7 Ekim saldırılarına karıştığı” yönündeki iddialarının acilen soruşturulmasını istemişti. UNRWA da İsrail’in iddialarına yönelik soruşturma başlatmıştı.

Bağımsız İnceleme Grubu, Gazze’de yaklaşık 13 bin personeli bulunan UNRWA’nın “tarafsız bir şekilde çalışabilme kapasitesini araştırırken, İsrail’in 7 Ekim saldırıları kapsamında 12 UNRWA çalışanına yönelttiği iddialar BM İç Gözetim Hizmetleri Ofisi (OIOS) tarafından yürütülüyor.

Bağımsız İnceleme Grubu, 20 Mart’ta yayımladığı ara raporda, UNRWA’nın tarafsızlık ilkesini uygulamak için gerekli mekanizmalara sahip olduğuna ve bazı alanların geliştirilebileceğine işaret etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English