Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiliz özel kuvvetlerinin küresel örtülü operasyonları

Yayınlanma

İngiliz özel kuvvetleri geçtiğimiz 12 yıl boyunca 19 ülkede gizli operasyon yürüttü. Action on Armed Violance (AOAV) araştırma grubunun raporunu yayımlayan İngiliz Guardian gazetesindeki habere göre İngiliz özel kuvvetleri 2012 yılında Suriye’ye girerek Esad’ı devirmek isteyen silahlı gruplara destek verdi.

İngiliz Guardian gazetesi çarpıcı bir raporu sayfalarına taşıdı. İngiliz özel kuvvetlerinin dünya çapında yürüttüğü örtülü operasyonlara ilişkin ülke bilgileri açığa çıktı. Action Armed Violance araştırma grubunun hazırladığı listeye göre Special Air Service (SAS) ve diğer İngiliz özel kuvvet birlikleri son 12 yılda arlarında Nijerya, Filipinler, Rusya, Suriye, Ukrayna ve Sudan’ın da bulunduğu 19 ülkede gizli operasyonlar yürüttü. Özel kuvvetler, başbakan ve savunma bakanı tarafından defalarca yüksek riskli bölgelerde operasyonlara gönderildi.

Cezayir, Estonya, Fransa, Umman, Irak, Kenya, Libya, Mali, Kıbrıs adası, Pakistan, Somali ve Yemen de operasyon yapılan bölgeler listesinde yer aldı.

Araştırma grubunun medyaya sızan dokümanlardan hazırladığı rapora göre, İngiliz özel kuvvetleri özellikle Suriye’de 2012 yılından beri aktif. Guardian’ın aktardığına göre Suriye’deki gizli operasyon çerçevesinde İngiliz özel kuvvetleri Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı devirmek isteyen silahlı gruplara destek verdi.

Birleşik Krallık özel kuvvetlerinin 50 üyesinin bu yılın başında sızan Pentagon belgelerine göre Ukrayna’da faaliyet yürüttüğünü öğrenildi. ABD ve Fransız özel kuvvetlerinden de sırasıyla 14 ve 15 kişinin Ukrayna’da olduğu açığa çıktı.

AOAV İcra Direktörü Iain Overton, “İngiltere’nin özel kuvvetlerinin son on yılda çok sayıda ülkede yaygın olarak konuşlandırılması şeffaflık ve demokratik gözetim konusunda ciddi endişeler doğuruyor” dedi. Overton, “Bu misyonlar için parlamento onayının ve geriye dönük inceleme olmamasının çok rahatsız edici” olduğunu kaydetti.

Guardian’ın aktardığına göre bir Savunma Bakanlığı sözcüsü, “Birleşik Krallık Özel Kuvvetleri hakkında yorum yapmamak, birbirini izleyen hükümetlerin uzun süredir devam eden politikasıdır” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, SAFE programından kalan fonlarla iki savunma projesini ilerletmek istiyor

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu iki savunma projesini yeniden canlandırmak için SAFE programından arta kalan fonları değerlendirdiğini belirtti.

İki diplomatın Euractiv’e verdiği bilgiye göre AB yürütme organı, 150 milyar avroluk “Avrupa için Güvenlik Eylemi” (SAFE) kredisinden arta kalan fonların, bir “Hava Kalkanı” ve bir “İnsansız Hava Aracı Savunma Girişimi” oluşturmak için kullanılmasını önerdi.

Bu iki proje, Komisyon tarafından ilk olarak, kıtayı 2030 yılına kadar kendini savunmaya hazır hale getirmek amacıyla, “Uzay Kalkanı” ve “Doğu Kanadı Gözetimi” ile birlikte dört savunma projesinin bir parçası olarak önerilmişti.

Şu ana kadar üye ülkeler yalnızca sonuncusunu resmi olarak onayladı. Ukrayna ve Norveç’in de dahil olduğu 13 ülkeden oluşan bir koalisyon, Komisyon’a böyle bir “Doğu Kanadı Gözetimi” projesinin neleri içereceğini özetleyen bir teklif gönderdi ve 1,5 milyar avroluk Avrupa Savunma Sanayii Programı’ndan (EDIP) 60 milyon avroluk fon temin etti.

Komisyon, projenin 100 milyar avroya varan yatırım çekebileceğini ve 2036 yılına kadar tamamlanabileceğini öngörüyor. 

Brüksel, geçen yıl açıkladığı Savunma Hazırlık Yol Haritası’nda başlangıçta bu projenin 2028 yılına kadar “işlevsel” hale gelebileceğini öne sürmüştü.

Fakat kaynaklara göre Komisyon, artık kalan SAFE fonlarıyla diğer iki projeyi yeniden canlandırmak istiyor ve bu fikri bazı Doğu Avrupa ülkeleriyle paylaştı.

AB yürütme organı, tüm kredi anlaşmaları imzalandıktan sonra SAFE fonlarından 10 milyar ile 15 milyar avro arasında bir tutarın kalmasını bekliyor.

Buna, kredi anlaşmalarında yapılacak küçük düzenlemeler, İtalya’nın aşağı yönlü revizyonu (14,9 milyar avrodan yaklaşık 8 milyar avroya) ve Macaristan’ın revize edilmiş SAFE planı da dahil.

Brüksel, yıl sonuna kadar SAFE için ikinci bir çağrı yayınlayabilmek amacıyla İtalya ve Macaristan ile kredi anlaşmalarını imzalamayı bekliyor; böylece AB ülkeleri bu kalan fonlardan yararlanabilecek.

Komisyon ile kredi anlaşması bulunmayan İrlanda ise ikinci tura katılmaya ilgi gösterdi.

Ne var ki AB yürütme organının planına göre, ikinci çağrı muhtemelen Rusya’ya en yakın ülkelere yöneltilecek.

Bu ülkeler, hava sahalarının defalarca ihlal edilmesiyle karşı karşıya kalmış ve insansız hava aracı tehditlerine karşı önlem alınmasını talep etmişlerdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Ukrayna’ya İHA üreten savunma fabrikasında yangın çıktı

Yayınlanma

Polonya’da orduya ve Ukrayna’ya insansız hava aracı bileşenleri üreten WB Electronics şirketine ait fabrikada gece saatlerinde yangın çıktı. Güvenlik kameralarının tesise izinsiz giren kar maskeli bir kişiyi tespit etmesinin ardından yetkililer kundaklama ihtimali üzerinde duruyor.

Polonya’nın başkenti Varşova’nın yaklaşık 150 kilometre güneyinde yer alan WB Electronics savunma sanayii tesisinde gece saatlerinde yangın çıktı.

Onet haber portalının aktardığına göre fabrikada, Polonya ve Ukrayna orduları tarafından kullanılan insansız hava araçlarına (İHA) yönelik parçalar üretiliyor.

Tesisteki yangın yerel saatle 00.23 sularında tespit edildi. Yangından kısa bir süre sonra tesisi izleyen bağımsız bir güvenlik şirketinin personeli, fabrikadaki izinsiz giriş sensörünün devreye girmesi üzerine polise ihbarda bulundu.

Onet’in haberinde, güvenlik kameralarının bahçe çitinden tırmanarak tesise giren kar maskeli bir erkeği kaydettiği aktarıldı.

Olay yerine polis ekipleri ve köpekli arama timleri sevk edilirken İç Güvenlik Ajansı ile Askeri Karşı İstihbarat Servisi dahil olmak üzere istihbarat ve güvenlik birimleri de bilgilendirildi. Yetkililer yangının kundaklama sonucu çıkmış olma ihtimalini dışlamıyor.

Ukrayna ile kapsamlı savunma işbirliği

WB Group bünyesinde faaliyet gösteren WB Electronics, Polonya’nın önde gelen özel savunma sanayii şirketleri arasında yer alıyor.

Şirket; insansız hava aracı sistemleri, iletişim teçhizatı, otomatik atış kontrol sistemleri ve siber güvenlik alanlarında uzmanlaşmış durumda.

Yıllık cirosu 700 ila 800 milyon euro düzeyinde olan WB Group, Avrupa Komisyonu tarafından AB-Ukrayna İHA İttifakı’nın kurucularından biri olarak belirlendi.

Ukrayna ile ticaret hacmi 300 milyon euroyu aşan şirket, bu rakamı 2030 yılına kadar 500 milyon euroya çıkarmayı hedefliyor. Şirketin bağlı kuruluşu WB Ukraine ise 2019 yılından bu yana Ukrayna’da faaliyet yürütüyor.

Polonya savunma sanayiindeki diğer olaylar

Daha önce Ukrayna ordusuna silah ve mühimmat sağlayan bir diğer Polonya savunma tesisi olan Mesko fabrikasında da bir patlama meydana gelmiş, olayda 59 yaşındaki bir fabrika çalışanı hayatını kaybetmişti.

Mesko şirketi 2022 yılında Ukrayna’ya teslim edilmek üzere yüzlerce Piorun tipi taşınabilir hava savunma füzesi sisteminin (MANPADS) satışı konusunda ABD ile anlaşma imzalamıştı.

Şirket bir yıl sonra da Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne tedarik amacıyla Kiev ile ortak 125 milimetrelik tank mühimmatı üretimine başlandığını duyurmuştu.

Mesko tesislerinde son üç yıl içinde iki patlama daha yaşanmış, inceleme komisyonları her iki olayda da sabotaj ihtimalini dışlamıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sekiz AB ülkesi “oybirliği” ilkesini esnetmek istiyor

Yayınlanma

Almanya ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu sekiz AB ülkesi, bloğun dış politika kararlarını alma sürecini yeniden düzenlemek istiyor.

Üye devletler, Bloomberg’in eline geçen öneriyi, bu hafta İrlanda’da yapılacak AB savunma ve dışişleri bakanları gayri resmi toplantıları öncesinde dağıttı.

Birçok dış politika kararı oybirliği gerektiriyor ve bu durum, belirli girişimlerin yıllarca tıkanmasına yol açtı.

Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Rusya’ya yönelik yaptırımları engellemek veya Ukrayna’ya verilen desteği durdurmak için bu veto hakkını düzenli olarak kullanmıştı.

Belgede, “stratejik rekabet, artan istikrarsızlık ve kurallara dayalı uluslararası düzeni zayıflatma girişimleri tarafından şekillendirilen, kökten değişmiş bir ortam” olduğu ve AB’nin “kolektif siyasi, iktisadi ve diplomatik ağırlığını hızlı ve etkili bir şekilde harekete geçirmesi” gerektiği kabul ediliyor.

Ülkeler “mümkün olduğunca uzlaşmayı” destekleseler de, antlaşmaları yeniden yazmaya gerek kalmadan (bu adım oybirliği gerektirir) karar alma sürecini hızlandırmak ve tıkanıklıkları önlemek için çözümler aramaya çalışıyorlar.

Belge, üye devletlerin bir karara karşı çıkabilmelerini fakat veto edememelerini sağlamak amacıyla “samimi işbirliği, ilgisiz politika tartışmalarını birbirine bağlamama ve yapıcı çekimserlik” gibi ilkeler öneriyor.

Bir grup ülke geçen yıl da benzer bir girişimde bulunmuştu fakat bu çaba, AB’nin diplomatik hizmetinin dönüştürülmesine ilişkin daha geniş kapsamlı bir tartışma bağlamında yeniden gündeme getiriliyor.

Almanya tarafından desteklenen bir öneri, dış politika faaliyetlerini merkezileştirmek amacıyla bu hizmetin AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’na entegre edilmesini hedefliyor.

Almanya-Fransa planına göre, Kaja Kallas Avrupa Komisyonu içinde daha aktif bir rol üstlenecek ve daha geniş sorumluluklara sahip olacak. Fakat dış politika konusunda son söz hakkı Ursula von der Leyen’de kalacak.

Lizbon Antlaşması’nın karmaşık yapısı çerçevesinde, Yüksek Temsilci Avrupa Dış Eylem Servisi’ne (EEAS) liderlik ediyor ve 27 üye devlet adına dış politikayı tasarlıyor, koordine ediyor ve uyguluyor.

Aynı zamanda Avrupa Komisyonu’nun başkan yardımcılarından biri olarak da görev yapıyor.

Gelgelelim ticaret, enerji, iklim ve göç gibi uluslararası politikanın gidişatını belirleyen ağır sorumluluk alanları büyük ölçüde Komisyon’un yetki alanına giriyor ve bu da EEAS’ın masaya koyabileceği somut bir etki gücünden mahrum kalmasına neden oluyor.

Belirgin bir jeopolitik boyutu olan bir başka alan olan genişleme konusu da tamamen Komisyon’un elinde.

Bu yetki dağılımı, Ursula von der Leyen’in dış politika rolünü önemli ölçüde genişletmesine olanak sağladı.

Ayrıca, manşetlere taşınan çeşitli anlaşmaları imzalamak üzere yoğun bir seyahat programı yürüttü.

Von der Leyen’in genişleyen etkisi, başkentlerde şaşkınlığa yol açmış ve AB liderleri tarafından küresel krizlerde öncülük etmesi için sık sık teşvik edilmesine rağmen, “yetki aşımı” ve “iktidar gaspı” yönünde zaman zaman eleştirilere yol açmıştı.

Almanya-Fransa planı, Komisyon’un genel müdürlükleri (DG’ler) tarafından yürütülen kalkınma yardımı (DG INTPA), insani yardım (DG ECHO), savunma sanayii (DG DEFIS) ve DG ENEST (Doğu Avrupa) ile DG MENA (Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Körfez) arasında bölünmüş olan komşu ülkelerle ilişkiler gibi dış ilişkilerle ilgili alanların koordinasyonunda Kallas’a aktif bir rol verilmesini öngörüyor.

Yüksek riskli bir portföy olan ticaret konusu da değerlendirilebilir.

Yeni yapıyı güçlendirmek amacıyla dış politikaya özel bir departman kurulacak. Komisyon, 2010 yılında EEAS bünyesine dahil edilene kadar dış ilişkilerden sorumlu bir genel müdürlük (DG RELEX) işletiyordu.

Uygulamada, Kallas Komisyon içinde daha geniş kapsamlı ve doğrudan sorumluluklara sahip olacak.

Fakat bu yetki artışı nihayetinde von der Leyen’in yararına olacak; zira Komisyon Başkanı olarak en üst yetkili konumda kalacak ve bu durum, ulusal düzeydeki başbakan ile dışişleri bakanı arasındaki hiyerarşik düzeni yansıtacak.

Kallas’ın şu anda von der Leyen’den bağımsız olarak yönettiği EEAS, kurumsal bir çatışma riskini azaltmak amacıyla zayıflatılacak.

Bu reform, Lizbon Antlaşması yerine, Avrupa Dış İlişkiler Servisi’ni (EEAS) kuran 2010 tarihli kararın değişmesini gerektiriyor. Bu konuda da oybirliği ile bir mutabakat sağlanması gerekecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English