Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran, güvenlik açıklarını kapatmak için Çin’in BeiDou navigasyon sisteminden yararlanmayı planlıyor

Yayınlanma

Analistlere göre, İran’ın Çin’in BeiDou uydu navigasyon sistemine katılma planları, ileri teknolojinin bir savaş alanı haline gelmesiyle Pekin’in Orta Doğu’daki varlığını genişletebilir.

Bu planlar, Tahran’ın haziran ayında İsrail ve ABD ile 12 gün süren savaşta askeri ve nükleer tesislerinde büyük kayıplar yaşamasının ardından ortaya çıktı.

İran’ın yerel gazetesi Ham-Mihan’a geçen ay verdiği röportajda, İran’ın İletişim Bakan Yardımcısı Ehsan Chitsaz, İsrail ile savaşta insansız hava araçlarını veya füzeleri yanlış yönlendirmek için GPS sinyallerini kasıtlı olarak bozduğunu doğruladı.

Chitsaz, Tahran’ın ulaşım ve tarım gibi konum tabanlı hizmetlerin bir kısmını başka bir sisteme geçirmeyi planladığını söyledi.

“İslam Cumhuriyeti, Tahran ve Pekin arasında devam eden müzakerelerde uzun vadeli ortak anlaşmanın ana eksenlerinden biri olarak gündeme getirilen Çin’in BeiDou sistemi gibi alternatif seçenekleri değerlendirecek” dedi.

Analistler, bu gelişmeyi South China Morning Post’a değerlendirdi.

Tahran Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde araştırmacı olan Ali Akbar Dareini, İran’ın BeiDou’ya geçişinin uzun vadeli etkileri olan “gerçek” bir İran stratejik kararı olduğunu ve Batı teknolojisine güvenmenin “acı deneyiminden” kaynaklandığını söyledi.

South China Morning Post’a konuşan Dareini, “Haziran ayında, İsrail’in İran’a karşı 12 gün süren saldırı savaşı sırasında, İran’ın GPS sinyalinde kesintiler yaşadığına dair haberler vardı. Bu acı deneyim, İran’ı GPS’e alternatif bir çözüm aramaya daha hızlı itmiş olabilir” dedi.

Fransa’daki Sciences Po Grenoble’da öğretim görevlisi olan Theo Nencini, İran’ın savunmasını nasıl güçlendireceğini bulmaya çalıştığını söyledi.

Nencini, “İranlı politika yapıcılar ve stratejistler şu anda savunma sistemlerindeki kusurları ve Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin bu kusurları nasıl kullanarak sistemlerine sızabildiğini anlamaya çalışıyorlar” dedi.

İran’ın bu hamlesinin “karmaşık bir dönemde” Çin ile uyum sağlamak için bir yol olduğunu belirtti.

“Bu açıklama, imaj açısından Çin’in çıkarlarına hizmet ediyor ve özellikle bu kadar hassas sektörlerde ABD’ye karşı kendini ve yüksek teknolojili ürünlerini güvenilir bir alternatif olarak gösterme arzusunu pekiştiriyor” dedi.

60 uydudan oluşan bir ağa sahip olan BeiDou, 2020’den beri küresel çapta tam olarak faaliyette ve Kuşak ve Yol Girişimi’nin güzergâhları boyunca ilerleme kaydediyor. Neredeyse 140 ülkeye hizmet verdiği açıklandı. Çin, BeiDou’nun herhangi bir ülke için askeri amaçla kullanıldığını hiçbir zaman doğrulamadı.

BeiDou ile ilgili ikili işbirliğinin 2020 yılına dayandığı bildiriliyor. O yıl, İran’ın Çin Büyükelçisi Mohammad Keshavarzzadeh, devlet yayıncısı China Radio International’a Çin’in İran’a bu sistemi sağlayacağını söylemişti.

Napoli L’Orientale Üniversitesi profesörü ve Johns Hopkins SAIS Europe’da yardımcı profesör olan Enrico Fardella, bu hamlenin Çin’in Orta Doğu’daki varlığını daha da genişleteceğini, hatta bir “askeri ekosistem” haline getireceğini söyledi.

“BeiDou sadece [bir navigasyon sistemi] değildir. Çin’in insansız hava araçları, füzeleri ve uydu desteği ile birleştirildiğinde, daha büyük bir askeri ekosistemin parçası haline gelir. Bu, Çin’in İran’a asker veya donanım yerleştirmeye gerek kalmadan yardım edebileceği anlamına gelir” dedi.

Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi’nden Profesör Fan Hongda, İran’ın özellikle savunma ve hassas sektörlerde BeiDou’ya daha fazla güvenmesi halinde, bunun “Çin’in Orta Doğu’daki varlığını açıkça güçlendireceğini” ve “Çin’in teknolojik ve askeri ilerlemesinin tanındığını göstereceğini” söyledi.

Gözlemciler, Çin-İran BeiDou işbirliğinin bölgedeki daha fazla ülkeyi de katılım için çekebileceğini ekledi.

Çin, 2019’dan bu yana, bölgedeki uygulamasını teşvik etmek için dört tur Çin-Arap Devletleri BeiDou Uydu Sistemi İşbirliği Forumu düzenledi.

Körfez bölgesinin Amerikan müttefikleri, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Çin ile işbirliğinde en aktif ülkeler. İki ülke, Çin’den giderek artan miktarda silah satın alıyor ve yapay zeka ve 5G gibi Çin’in ileri teknolojilerini memnuniyetle karşılıyor.

Fan, “Diplomatik çeşitliliğe önem veren ülkeler için Çin bir seçenek haline gelecektir. Çin ile ABD arasında bir miktar rekabet olsa da, bir arada var olmaları imkansız değildir. Bu, Orta Doğu için de geçerlidir” dedi.

Napoli L’Orientale Üniversitesi’nden Fardella, Orta Doğu’nun kademeli olarak bir teknoloji savaş alanı haline geleceğini ve bölgede ABD-Çin teknoloji rekabetinin arttığını belirtti.

“Bugün Orta Doğu, üsler veya bombalarla değil, uydular, ağlar vb. ile yeni bir teknoloji savaş alanı haline geliyor gibi görünüyor” dedi.

Son yıllarda, Çin ve İran’ın güvenlik işbirliği ABD’nin baskısı altında büyüdü. Çin ve İran, son yıllarda Rusya ile düzenli deniz tatbikatları düzenledi.

Ancak Çin, İran’a veya savaşan diğer ülkelere silah satmadığını uzun süredir savunuyor ve çift kullanımlı ürünlerin ihracatını sıkı bir şekilde kontrol ettiğini ısrarla belirtiyor.

Bununla birlikte, geçen hafta ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın askeri insansız hava aracı projelerine destek verdikleri gerekçesiyle Çin anakarasından, Hong Kong’dan ve Tayvan’dan birkaç şirkete yaptırım uyguladı.

Ortadoğu

Suudi Arabistan’da 18 kişinin öldüğü saldırı öncesi halk uyarılmadı

Yayınlanma

Suudi Arabistan yönetimi, Riyad havalimanını hedef alan ve en az 18 kişinin öldüğü, 300’den fazla kişinin yaralandığı saldırılardan hemen önce halka yönelik erken uyarı bildirimlerini durdurdu. Körfez ülkeleri siren ve telefon mesajlarıyla önlem alırken Suudi makamlarının günlük yaşamın aksamaması gerekçesiyle ikazları kestiği belirtiliyor.

Suudi Arabistan yönetiminin, Riyad havalimanını hedef alan ve en az 18 kişinin ölümüne, 300’den fazla kişinin yaralanmasına yol açan saldırılardan günler önce halka yönelik erken uyarı bildirimlerini durdurduğu ortaya çıktı.

Hükümet, son bir haftada havalimanına düzenlenen dört saldırı öncesinde kamuoyuna neden ikaz gönderilmediğine dair resmi bir açıklama yapmadı.

Reuters ajansına konuşan bölgedeki dört Batılı ve Arap yetkili ile siyasi analistler, saldırılar sırasında devreye sokulmayan uyarıların Suudi Arabistan’ın savunma kapasitesini tartışmaya açtığını aktardı.

Uzmanlar, uygulamanın Yemen operasyonları sürerken hem ülke içine hem de dış dünyaya “hayatın olağan akışında ilerlediği” mesajını verme çabasından kaynaklandığını değerlendiriyor.

Ortadoğu Politikaları Konseyi kıdemli araştırmacısı Sultan el-Amer, Riyad yönetiminin bir yandan askeri harekat yürütürken diğer yandan topluma ve küresel aktörlere güven aşılama ikilemi yaşadığına dikkat çekti.

İçişleri Bakanlığına bağlı Sivil Savunma İdaresi ile hükümetin medya ofisi, uyarıların durdurulma gerekçesine ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.

Körfez genelinde alarmlar çalarken Suudi Arabistan sessiz kaldı

Şubat ayında patlak veren ABD-İran savaşından bu yana Körfez ülkeleri düzenli olarak füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor.

Katar İçişleri Bakanlığı temmuz ayındaki saldırılar dahil olmak üzere tehdit anlarında vatandaşların cep telefonlarına pencerelerden uzak durma ve evde kalma çağrısı iletti; Bahreyn ve Kuveyt ise halkı sığınaklara yönlendiren sirenleri devreye soktu.

Suudi Arabistan mayıs ayında faaliyete geçirdiği ulusal erken uyarı ağını son haftalarda devre dışı bıraktı.

Sivil Savunma İdaresinin paylaşımlarına göre son askeri tehdit uyarısı 29 Eylül’de güneydeki Necran bölgesi için yayımlandı.

Kurum, füze tehditleri karşısında sessiz kalırken yağmur ve sel gibi olumsuz hava koşullarına yönelik duyurularını sürdürdü.

Aynı kurum pazartesi günü yayımladığı mesajda, mart ayında yürürlüğe giren düzenlemeleri hatırlatarak halktan önleme faaliyetleri ile vurulan noktalara dair görüntü ve bilgi paylaşmamasını istedi.

“Vatandaşlar gece uyandırılmaktan şikayetçi oldu” savunması

Doğrudan bilgi sahibi iki yetkilinin aktardığına göre, havalimanı saldırılarından önce Riyad ile müttefik bir Batılı ülke, uyarıların kesilme nedenini Suudi makamlarına sordu.

Suudi yetkililer, gece gönderilen ikazların günlük yaşamı aksattığını ve çok sayıda vatandaşın uykusunun bölünmesinden şikayet ettiğini öne sürdü.

Eski ABD Büyükelçisi Michael Ratney, yönetimin sivil hayatın aksamasını önleme çabasının sahada tam tersi bir kaygı yarattığını belirtti.

Ratney, “Ensarullah’a karşılık vermeleri gerekiyor ama bunun toplumsal hayatı aksatmasını istemiyorlar. Ancak yaklaşan saldırılara dair uyarı yapılmaması, engellemeye çalıştıkları endişeyi daha da körüklüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Sivil Savunma İdaresi, 29 Eylül’den bu yana ilk kez pazartesi günü Riyad ve güney kentleri için yeniden tehdit bildirimi yayımladı. Uyarılara dönüşün ölümcül havalimanı saldırılarıyla bağlantılı olup olmadığı teyit edilemedi.

“Her tesisi koruyacak hava savunma mühimmatı yok”

Suudi yönetimine yakınlığıyla bilinen analist Ali Şihabi, erken uyarılar sağlansa dahi ülkenin geniş coğrafyası nedeniyle tüm altyapıyı korumanın teknik sınırları olduğunu vurguladı:

“Suudi Arabistan’da korunması gereken havalimanları, boru hatları ve petrol tesisleri var. Devasa bir ülke. Her noktayı aynı anda savunacak yeterli Patriot sistemi, önleyici füze ve batarya mevcut değil.”

Güvenlik risklerine karşın Riyad’da düzenlenen Dünya Petrol Konseyi Enerji Kongresi’ne katılan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman, risklerin sürdüğünü kabul etti ancak ekonomik vizyondan geri adım atmayacaklarını duyurdu.

Zirveye bazı küresel petrol şirketlerinin yöneticileri katılmazken Suudi Bakan, “Burada bir araya gelmemiz, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.

Yabancı misyonlar kendi personelini uyardı

Halka bildirim yapılmayan dönemde Riyad’ın onlarca kez hedef alındığı bildirildi.

Reuters’ın ulaştığı belgeler ve konuyu bilen kaynaklar, Batılı elçiliklerin ABD, müttefik istihbaratları ve Suudi makamlarından gelen verileri birleştirerek kendi çalışanlarına düzenli füze ve İHA uyarıları geçtiğini ortaya koydu.

Geçen haftaki ilk iki saldırıda diplomatik personele tahliye ve sığınma ikazı ulaştırıldı.

Öte yandan en az 18 kişinin hayatını kaybettiği cumartesi günkü son havalimanı saldırısı öncesinde yabancı elçiliklere de herhangi bir istihbarat veya ikaz iletilmedi. Saldırı öncesindeki istihbarat boşluğunun gerekçesi aydınlatılamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail hava sahasını 31 ülkenin uçuş personeline kapattı

Yayınlanma

İsrail, diplomatik ilişkisi olmayan 31 ülkenin vatandaşlığını taşıyan pilot ve kabin görevlilerinin hava sahasına girişini yasakladı. United Airlines ile Air France’ın benimsediği karar, FlyDubai seferindeki şüpheli uçak kaçırma iddiasının ardından alındı.

İsrail, diplomatik ilişkisi olmayan ülkelerin vatandaşlığını taşıyan yabancı havayolu mürettebatının hava sahasına giren uçuşlarda görev almasını yasakladı.

İsrail Ulaştırma Bakanlığı bünyesindeki Havacılık Güvenliği Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan güncellenmiş güvenlik talimatı, çifte vatandaşlığı olan personeli de kapsıyor.

Haaretz gazetesinin duyurduğu güvenlik kısıtlamaları, geçen ay Tel Aviv seferini yapan bir yolcu uçağında Ummanlı yardımcı pilotun kontrolü ele geçirmeye çalıştığı iddiasına dayanıyor.

İsrail kamu yayıncısı KAN’ın aktardığı bilgilere göre United Airlines ve Air France yeni kuralları kabul ederek çalışanlarına tebliğ etti.

Yasak 31 ülkeyi kapsıyor

Düzenleme; Suudi Arabistan, İran, Malezya, Venezuela, Pakistan ve Umman dahil 31 ülkenin vatandaşlarını etkileyecek nitelik taşıyor.

Uygulama, çoğunluğu Müslüman olan bu ülkelerin pasaportuna sahip pilot ve kabin görevlilerinin İsrail varışlı seferlerde çalışmasını fiilen engelliyor.

Kararın uluslararası havayolu şirketlerinde çalışma hukuku sorunları doğurabileceği belirtiliyor.

Air France bünyesinde görev yapan çok sayıda Fransız çalışan, İsrail ile diplomatik bağı olmayan Tunus ve Cezayir vatandaşlığına da sahip.

Fransız şirketin kısıtlamaları yürürlüğe koymasının Fransa’da hukuki itirazlara yol açabileceği değerlendiriliyor.

Öte yandan İsrail merkezli Kanal 13 televizyonu, ülkedeki en az bir havayolu şirketinin yerel havacılık sektöründe görev yapan yaklaşık 2 bin 500 uçuş personeli hakkında güvenlik ve geçmiş araştırması başlattığını aktardı.

FlyDubai seferindeki iddia tartışma yarattı

Güvenlik tedbirlerine gerekçe gösterilen olay, 30 Eylül’de FlyDubai’nin 1073 sefer sayılı uçuşunda kayıtlara geçti.

İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) makamları, Ummanlı yardımcı pilot Hammam el-Hammami’nin acil durum baltasıyla kaptan pilota saldırdığını ve uçağı düşürerek İsrailli yolcuları hedef almayı amaçladığını ileri sürdü.

Resmi anlatıda yer alan bazı ayrıntılar ise olayın İsrail’in kamuoyu yönlendirme girişiminin parçası olabileceği yönünde şüpheler uyandırdı.

Uçaktaki 50 yaşındaki İsrailli tesisat şirketi sahibi Yaniv Hayun, havacılık eğitimi olmamasına karşın kokpite girerek yardımcı pilotu etkisiz hale getirdiğini savundu.

Uçak kazalarıyla ilgili bir televizyon belgeselinden öğrendikleri sayesinde 20 bin fit irtifa kaybeden uçağı yeniden dengeye kavuşturduğunu öne süren Hayun, 170’ten fazla kişinin hayatını kurtardığını iddia etti.

CNN’e değerlendirmede bulunan bir pilot, söz konusu irtifa kaybı iddiasını sorgulayarak “Aktarılan bazı rakamlar hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü bu kadar hızlı alçalsaydınız uçak tamamen parçalanırdı” dedi.

Hızlı irtifa kaybı iddialarına rağmen yolcuların kokpitteki durumu izlemek için koridorda ayakta durduğunu ve yürüdüğünü gösteren video kayıtları da resmi anlatıdaki çelişkileri artırdı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Zuckerberg: Meta, yapay zeka “sınırlarına” ulaştı

Yayınlanma

Meta, pazartesi günü en yeni Muse modelini piyasaya sürerken, CEO Mark Zuckerberg şirketinin yapay zeka yeteneklerinin “sınırlarına” ulaştığını savundu.

“Bu noktaya gelmek, hem büyük miktarda hesaplama gücü hem de yatırım gerektirdi,” diyen Zuckerberg, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte daha fazla harcama yapma sözü verdi.

Milyarder CEO, yeni sistemin “yapay zeka alanında yapılan çalışmaların en ileri sınırlarında yer alan çok daha sofistike davranışlara olanak sağlayacağını” iddia etti.

Teknoloji devi, geçen yıl Scale AI’ya 14,3 milyar dolar yatırım yapmıştı ve bu şirketin kurucusu, Meta’nın yapay zeka başkanı oldu.

Muse şu anda ABD’de en çok indirilen uygulama konumunda. Bu durum OpenAI’ı rakip bir ajan aracı tanıtmaya itti.

Teknik karşılaştırma sonuçlarına göre, Silikon Vadisi’ndeki grup, Muse Wonder’ın bazı görevlerde Anthropic ve OpenAI tarafından piyasaya sürülen benzer modellerden daha iyi performans gösterdiğini iddia ediyor.

Meta, Muse Wonder’ın bazı teknik performans testlerinde Anthropic’in Claude Opus 5.5 ve Fable 5.1 modelleriyle OpenAI’nin GPT-6 Astra modelinden daha iyi performans gösterdiğini belirtti.

Şirket, yeni modelin “kira sözleşmesini anlamaktan finansal veya sağlık bilgilerini yorumlamaya kadar” karmaşık görevleri yerine getirmek için kullanılabileceğini ifade etti.

Öte yandan lansman, modelin kullanımının Meta’nın Code aboneliğindeki kullanım sınırlarına nasıl yansıtıldığını etkileyen bir hata nedeniyle gölgelendi.

Meta’nın yapay zeka başkanı Alexandr Wang, sorunu “çözmek için çalıştıklarını” söyledi.

Muse Wonder, en iyi sürümleri doğrudan işletmelere satılan “kapalı” bir model olacak.

Bu durum, şirketin hedeflerini ciddi bir sınava tabi tutacak şekilde, kurumsal yapay zeka sözleşmeleri konusunda onu Anthropic ve OpenAI ile rekabete sokacak.

Yapay zeka hamlesi başlangıçta yatırımcıları tedirgin etmişti. Fakat Meta’nın, market alışverişi yapmak ve seyahat rezervasyonu gibi günlük işleri yerine getirmek için otonom botlar kullanan “Muse” adlı kişisel yapay zeka asistanını piyasaya sürdüğü Eylül başından bu yana şirketin hisse fiyatı neredeyse yüzde 10 arttı.

Beyaz Saray’ın özdenetim protokolünün hazırlanmasına katkıda bulunan Zuckerberg, geliştirme sürecini yavaşlatma çağrılarını da reddetti.

CEO, güvenlik konusunda büyük teknoloji şirketlerinin yöneticileri arasında görüş ayrılığı olduğunu vurguladı.

Meta CEO’su, yapay zekanın kitlesel yıkıma yol açma olasılığını tanımlamak için Silikon Vadisi’nde sıkça tartışılan bir terim olan “P(doom)” rakamına ilişkin yorum yapmaktan kaçındı.

Bunun yerine, model güvenliğini sağlamanın sorumluluğunun her bir laboratuvara ait olması gerektiğini savundu:

“AI’nın kendi başına hareket edeceği şeklindeki antropomorfik vizyondan ziyade, AI’nın normal güvenlik önlemleriyle tasarlanabilen ve sorumlu bir şekilde geliştirilebilen bir teknoloji olduğu inancına çok daha yakınım.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English