Ortadoğu
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması hukuka uygun mu?

Norveç Deniz Hukuku Merkezi’nden Prof. Alexander Lott, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının uluslararası hukuk açısından geçerliliğini denizde silahlı çatışma hukuku çerçevesinde inceliyor. Lott’a göre Hürmüz Boğazı’nda fiili bir deniz ablukası bulunmuyor; zira ABD ve İsrail’e ait savaş gemileri ile bazı ticaret gemileri boğazdan geçmeye devam edebiliyor. Tarafsız devletlerin gemileri ve uçakları açısından geçiş rejimi büyük ölçüde UNCLOS kapsamındaki transit geçiş hakkına ya da askıya alınamaz zararsız geçiş hakkına dayanıyor. İran ise boğazda transit geçiş rejiminin değil zararsız geçiş rejiminin geçerli olduğunu ileri sürüyor. Bu hukuki görüş ayrılığı, Hürmüz Boğazı’nda geçerli olan kurallar konusunda gri bir alan ortaya çıkarıyor.
Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasının hukuki niteliği
Alexander Lott
EJIL: Talk!
10 Mart 2026
Bu makale, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının hukuki niteliğini denizde silahlı çatışma hukuku perspektifinden değerlendiriyor. Tarafsız devletlerin hakları bağlamında, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a karşı hukuka aykırı biçimde başlattığı ve halen devam eden uluslararası silahlı çatışma sırasında Hürmüz Boğazı’ndan ve üzerindeki hava sahasından geçiş rejiminin nasıl uygulanmaya devam ettiğini ele alıyor.
Savaşan taraflar olan Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) taraf değil. Bu hukuki çerçevede, barış zamanında bu devletlerin savaş gemileri ve askeri uçaklarının geçişi ile uçuşları bakımından transit geçiş hakkının geçerli olduğunu kesin biçimde tespit etmek zor. Hürmüz Boğazı’nda ticaret gemilerine yönelik son saldırılar ise çoğunlukla hedef seçme hukuku ve deniz ablukası hukuku çerçevesinde tartışılıyor.
Boğazın özellikleri ve petrol tankerlerine yönelik saldırılar
UNCLOS’un III. bölümünün sistematik yorumuna göre uluslararası boğaz; iki geniş deniz alanını birbirine bağlayan, uluslararası seyrüsefer için kullanılan doğal bir deniz geçidi. Ayrıca kıyıdan kıyıya ya da esas hatlardan esas hatlara ölçüldüğünde genişliği 24 deniz milini aşmamalı ve uluslararası seyrüsefer bir anlaşma kapsamında güvence altına alınmalı. Hürmüz Boğazı bu tanıma uyuyor. Bunun nedeni, boğazın tam ortasında İran ile Umman’ın karasularının kısa bir kesitte üst üste gelmesi. En dar noktada boğazın genişliği 20 deniz mili.
Hürmüz Boğazı’ndaki trafik ayırma düzeni (TSS) 1973’te kabul edildi ve 1979’da Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından revize edildi. Bu nedenle dünya üzerindeki en eski TSS uygulamalarından biri. Bu düzenleme, küresel petrol talebinin yaklaşık beşte birinin taşındığı ve yoğun gemi trafiğine sahne olan bu deniz alanında güvenli seyrüsefer için büyük önem taşıyor. Deniz yolları ve TSS ticaret gemileri için zorunlu. Ancak ABD Deniz Harekât Hukuku Komutanlık El Kitabı‘na göre (s. 2-9) egemen bağışıklığı bulunan gemiler için zorunlu değil. Buna rağmen uygulamada savaş gemilerinin de bu düzeni takip etmesi tavsiye ediliyor.
İran daha önce Hürmüz Boğazı’nda yabancı tankerleri gözaltına almak için TSS kurallarını kullanmıştı. Birleşik Krallık’ın 2019’da Cebelitarık Boğazı’nda İran’a ait Grace 1 tankerine el koymasının ardından İran güçleri, TSS kurallarının ihlal edildiği iddiasıyla Birleşik Krallık bayraklı ve İsveç’e ait Stena Impero tankerini Hürmüz Boğazı’nda durdurmuştu. Yine 2019’da İran’ın Panama bayraklı ve Japonya’ya ait bir petrol tankerine, ayrıca Marshall Adaları bayraklı ve Norveç’e ait başka bir petrol tankerine zarar veren mayın saldırılarının arkasında olduğu şüphesi gündeme gelmişti. 2024’te ise İran, Portekiz bayraklı ve İsrail’e ait MSC Aries adlı konteyner gemisini boğazda durdurdu.
ABD ve İsrail’in saldırısından sonraki bir haftadan kısa sürede Hürmüz Boğazı ve çevresinde dokuz ticaret gemisinin saldırıya uğradığı bildirildi. Bu bağlamda Başkan Donald Trump, “Gerekirse ABD Donanması Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerleri mümkün olan en kısa sürede eskort etmeye başlayacak” ifadelerini kullandı. ABD ya da İsrail savaş gemileri gerçekten ticaret gemilerine bölgede eskortluk yapmaya başlarsa San Remo El Kitabı‘nın 60(d) kuralı uyarınca bu gemiler düşman ticaret gemisi ve askeri hedef sayılabilir. El Kitabı’nın 61. kuralı ise bu gemilere yönelik herhangi bir saldırının 38 ile 46. kurallar arasında yer alan temel ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini açıklıyor. Halen güncellenen San Remo El Kitabı, denizde silahlı çatışma hukukuna ilişkin teamül hukukunu yansıtan temel kaynaklardan biri kabul ediliyor.
Benim değerlendirmeme göre ABD ve İsrail savaş gemilerinin Hürmüz Boğazı’nda sürekli devriye gezmesi daha muhtemel. Bu durum İran’ı ticaret gemilerine saldırmaktan caydırabilir. Böyle bir senaryoda savaş gemileri ticaret gemilerine eskortluk yapmaz ve gemiler konvoy halinde ilerlemez. Buna benzer bir durum kısa süre önce Finlandiya Körfezi’nde yaşandı. Rus savaş gemileri bölgede devriyeye başladı ve Finlandiya ile Estonya’nın bayraksız ve demir sürükleyen tankerlerine yönelik denetim faaliyetlerini caydırmayı amaçladı. Ancak Rusya’nın görevi, Ukrayna’nın ticaret gemilerinin düşman savaş gemisiyle konvoy halinde ilerlediği iddiasıyla bu gemileri hedef alabileceği bir durumu doğurmamaya dikkat edecek şekilde planlandı.
Ayrıca tarafsız bayrak taşıyan bir tankerle Hürmüz Boğazı’ndan taşınan petrol, eğer düşman ordusunun askeri araçlarında veya diğer askeri faaliyetlerinde kullanılacaksa bu ticaret gemisini askeri hedefe dönüştürebilir. Ek Protokol I‘in 52(2). maddesi uyarınca (ABD bunun teamül hukuku niteliğini kabul ediyor) İran, İsrail’e veya ABD’ye gönderilen ve askeri harekatlarını desteklemek için kullanılacak petrolü taşıyan tankerleri hedef alabilir. Hukuken bu tür “ithal tankerleri” farklı değerlendirilir ve San Remo El Kitabı’nın 60(b) veya 60(g) kuralları kapsamında askeri hedef sayılabilir. Bu doktrine göre İsrail’e petrol taşıyan bir tanker Hürmüz Boğazı’nda İran tarafından hedef alınabilir.
Basra Körfezi’nde abluka var mı?
İran’ın uluslararası seyrüsefer açısından kritik bir boğazı kapatması kimi yorumlarda fiili abluka olarak tanımlandı. Oysa abluka, düşman devlete ait veya onun kontrolü altındaki belirli kıyı bölgelerine tüm devletlerin gemi ve uçaklarının giriş çıkışını etkili biçimde engelleme anlamına geliyor. İran-Irak savaşı sırasında 1980-1988 arasında her iki taraf da birbirine karşı ilan edilmemiş bir abluka uygulamıştı. Bugün ise İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması etkili değil. En azından ABD ve İsrail savaş gemileri, denizaltıları ve askeri uçakları boğazdan geçmeye ve üzerinde uçmaya devam edebiliyor. Ayrıca bazı Çin şirketlerine ait tankerlerin uyarılara rağmen boğazdan geçmeyi sürdürdüğü aktarılıyor.
Peki İran hukuken Hürmüz Boğazı’nda deniz ablukası uygulayabilir mi? Bunun yanıtı büyük ölçüde Basra Körfezi kıyılarının tamamının (İran hariç) düşman devletin yani ABD’nin parçası ya da kontrolü altında olup olmadığına bağlı. Bir yandan İran’ın saldırıları Basra Körfezi’ndeki her Arap ülkesini hedef aldı. Öte yandan bu durum söz konusu ülkelerde ABD askeri üslerinin bulunmasıyla açıklanabilir. Varsayımsal olarak ABD Basra Körfezi’ndeki Arap ülkelerinin kıyılarını kontrol ediyor olsaydı İran tüm Arap kıyılarına karşı abluka ilan edebilirdi. Ablukanın belirleyici ölçütü etkinlik. San Remo El Kitabı’nın 95. kuralına göre hiçbir gemi ya da uçağın ablukayı ihlal etmesine izin verilmemesi gerekiyor. Oysa devam eden uluslararası silahlı çatışmada İran’a ait savaş gemilerinin büyük kısmı batırıldı. Bu durum İran’ın Hürmüz Boğazı’nda etkili bir abluka kuramadığını gösteriyor.
Devam eden uluslararası silahlı çatışmada tarafsız devletler açısından olumlu olan, Hürmüz Boğazı’nda bir abluka bulunmaması. Bu nedenle tarafsız gemi ve uçakların uluslararası boğazdan geçmeye ve üzerinden uçmaya devam edip edemeyeceği hukuken Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş rejimiyle belirleniyor. Uçaklar bakımından sorun şu noktada düğümleniyor: Hürmüz Boğazı transit geçiş rejimine mi yoksa askıya alınamaz zararsız geçiş rejimine mi tabi. İkinci durumda hava araçları için uçuş hakkı tanınmıyor. Bununla birlikte transit geçiş rejiminin uygulanabilirliği konusunda da bazı çekinceler var.
Hürmüz Boğazı’nda transit geçiş hakkı
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ndeki münhasır ekonomik bölgeleri Umman Denizi’ndeki münhasır ekonomik bölgelerle birleştiriyor. Bu durum UNCLOS’un 37. maddesinde yer alan transit geçiş rejiminin uygulanma şartlarını karşılıyor. Transit geçiş, UNCLOS’un III. bölümünde belirtilen koşullara bağlı olarak seyrüsefer ve uçuş serbestisinin kullanılmasına izin veriyor.
Silahlı çatışma sırasında da deniz alanlarına ilişkin UNCLOS hükümlerinin büyük bölümü yürürlükte kalıyor. Bu hem tarafsız hem de savaşan devletler için geçerli. Devletler uluslararası bir boğazdan tarafsız gemi ve uçakların güvenli geçişini sağlamakla yükümlü. Corfu Channel davasında Uluslararası Adalet Divanı’nın vurguladığı ilke de bu yönde (s. 29).
Bu ilkeye göre bir boğaz devleti ya da başka bir taraf, örneğin mayın döşeyerek uluslararası bir boğazı tarafsız gemilerin seyrüseferine geçici olarak kapatma hakkına sahip değil. Elbette düşman gemi ve uçaklarına karşı geçici kapatma mümkün. Örneğin Mısır 1956 ve 1967 yıllarında Tiran Boğazı’nı İsrail gemilerine kapatmıştı. Ancak İran Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları döşese bile etkili bir abluka bulunmadığı sürece tarafsız gemilerin güvenli koridorlardan hızlı biçimde geçmesini sağlamak zorunda.
San Remo El Kitabı’nın 32. kuralına göre tarafsız gemiler savaşan devletlere ait uluslararası boğazlardan askıya alınamaz zararsız geçiş hakkını kullanabilir. Ayrıca 27. kural şu hükmü içeriyor: “Uluslararası boğazlardan transit geçiş ve takımada deniz yollarından geçiş hakkı, güvenli ve uygun alternatif güzergahlar sağlanmadıkça engellenemez.” Bununla birlikte Heintschel von Heinegg (s. 267, 270) uluslararası bir boğazın üzerindeki hava sahasının uluslararası silahlı çatışma sırasında tarafsız ve savaşan devlet uçaklarına kapatılabileceğini belirtiyor. Aynı yazar (s. 265) ile Caminos ve Cogliati-Bantz (s. 30) ise boğaz devletinin “en ağır koşullar” ortaya çıktığında uluslararası bir boğazdaki seyrüseferi tamamen kapatabileceğini ileri sürüyor. İran’ın şu anda karşı karşıya olduğu durumun bu kapsama girdiği savunulabilir.
Bununla birlikte etkili bir abluka olmadığı sürece transit geçiş hakkının silahlı çatışma döneminde de geçerli olması ilk bakışta Hürmüz Boğazı’ndaki tüm ticari seyrüseferin deniz savaşının gerekçesiyle askıya alınamayacağı anlamına geliyor. Ancak boğaz zararsız geçiş rejimine tabi ise bu kadar serbest bir transit düzeni uygulanmaz.
Hürmüz Boğazı’nda zararsız geçiş hakkı
İran dikkat çekici biçimde Hürmüz Boğazı’nda transit geçiş değil zararsız geçiş rejiminin geçerli olduğunu ileri sürüyor. Boğazlara özgü askıya alınamaz zararsız geçiş hakkı (UNCLOS madde 45(2)) Hürmüz Boğazı’nda ABD’nin çıkarlarını destekleyen bir düzen değil. UNCLOS’un 20. maddesine göre denizaltılar ve diğer sualtı araçları zararsız geçiş sırasında su yüzeyinde seyretmek ve bayraklarını göstermek zorunda. Ayrıca transit geçiş rejiminde yabancı uçaklar uçuş serbestisinden yararlanırken askıya alınamaz zararsız geçiş rejimi uçaklara böyle bir hak tanımıyor. Zararsız geçiş rejiminde kapsamlı sınırlamalar var (UNCLOS madde 21). Transit geçişten farklı olarak zararsız geçiş rejimi kıyı devletine karasularında zararsız olmayan geçişi önlemek için gerekli tedbirleri alma imkanı veriyor (UNCLOS madde 25(1)).
İran UNCLOS’u onaylamadı ve transit geçiş hakkı bu sözleşmeyle ilk kez ortaya çıkan yeni bir kavram. İran, transit geçiş rejiminin teamül hukukunun parçası olmadığını ve bu haktan yalnızca UNCLOS’a taraf devletlerin yararlanabileceğini belirtiyor. Ayrıca transit geçiş rejimi teamül hukuku haline gelmiş olsa bile İran’ın sürekli itiraz eden devlet statüsü nedeniyle bu rejimle bağlı olmadığı ileri sürülebilir. İran 1958 tarihli Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi ile UNCLOS’u ve 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi‘ni imzaladı ancak onaylamadı.
İran’a benzer şekilde Hürmüz Boğazı’nın başlıca kullanıcılarından ABD ile mevcut uluslararası silahlı çatışmanın diğer tarafı olan İsrail de UNCLOS’a taraf değil. Ancak İran’dan farklı olarak ABD ve İsrail transit geçiş hakkının teamül hukuku haline geldiğini düşünüyor. James Kraska‘nın açıkladığı gibi (s. 229) UNCLOS’un hazırlık süreci incelendiğinde İran’ın 12 deniz mili genişliğinde karasuyu talep ederken Hürmüz Boğazı’nda gemi ve uçakların serbest geçişini engelleyemeyeceği yönünde bir argüman ileri sürülebilir.
Literatürde (bkz. Mahmoudi s. 348 ve Heintschel von Heinegg s. 266) 12 deniz mili karasuyu ve askıya alınamaz zararsız geçiş hakkının aksine transit geçiş hakkının teamül hukukunun parçası olup olmadığı konusunda görüş birliği yok. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş rejimi bugün hala kısmen geminin bayrağını taşıdığı devletin UNCLOS’a taraf olup olmamasına bağlı. Çin, Japonya, Güney Kore, AB üyesi ülkeler, Birleşik Krallık, Norveç ve UNCLOS’a taraf diğer ülkeler Hürmüz Boğazı’nda transit geçiş hakkının geçerli olduğunu açıkça ileri sürebilir. Bu durum devam eden uluslararası silahlı çatışma sırasında da geçerli, ancak bu devletler tarafsızlıklarını kaybedip savaşan taraf haline gelirse durum değişebilir.
Benim değerlendirmeme göre boğaz devletleri olan İran (UNCLOS’a imza atan devlet) ve Umman (UNCLOS’a taraf devlet) sözleşmeye taraf ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndaki transit geçiş hakkına saygı göstermek zorunda (Lott 2022, s. 166-168). Transit geçiş hakkı teamül hukukunun parçası sayılmazsa UNCLOS’a taraf olmayan ABD ve İsrail dahil diğer devletler de en azından 1949 tarihli Corfu Channel kararının ortaya koyduğu teamül hukukuna dayalı askıya alınamaz zararsız geçiş hakkını ileri sürebilir.
Sonuç
Hürmüz Boğazı’nda fiili bir abluka bulunmuyor. Hürmüz Boğazı ve çevresinde saldırıya uğrayan ticaret gemilerinin en azından bir kısmı transit geçiş hakkına sahip tarafsız ve sivil nesnelerdi. Buna karşılık bazıları faaliyetleri nedeniyle düşman ticaret gemisine ve askeri hedefe dönüşmüş olabilir. Hukuki açıdan tarafsız devletlerin gemileri ve uçakları Hürmüz Boğazı’ndan ve üzerindeki hava sahasından transit geçiş hakkını kullanmaya devam edebilir. ABD ve İsrail’in ticaret gemilerine konvoy halinde eskortluk yaparken dikkatli olması gerekir. Aksi halde normalde sivil nesne sayılması gereken gemiler İran açısından askeri hedef haline gelebilir.
Ne yazık ki boğaz devletleri ile kullanıcı devletler Hürmüz Boğazı’nda uygulanacak geçiş rejimi konusunda anlaşamıyor. Bu durum boğazın yönetimi bakımından paralel bir hukuki düzen ve gri bir alan ortaya çıkarıyor. Bunun nedeni UNCLOS’un uluslararası boğazlardaki seyrüseferi düzenleyen hükümlerinin kısmen uygulanmaması. Bu tablo bir yandan İran’ın transit geçiş rejimine itirazından, diğer yandan ABD ve İsrail dahil birçok kullanıcı devletin UNCLOS’a taraf olmama tercihinden kaynaklanıyor.
Ortadoğu
Suudi Arabistan ile BAE arasındaki gerilim finans devlerini ürküttü

Suudi Arabistan ile Birleşik Arab Emirlikleri arasındaki güç mücadelesinin tırmanması, Wall Street merkezli çok uluslu dev finans kuruluşlarını acil durum senaryoları hazırlamaya yöneltti. Egemen varlık fonlarının toplam büyüklüğü 3 trilyon doları aşan iki Körfez ülkesinin ekonomik rekabeti, küresel bankaların iki ortak arasında seçim yapmak zorunda kalma endişesini artırıyor.
Suudi Arabistan ile Birleşik Arab Emirlikleri (BAE) arasında giderek büyüyen nüfuz ve ekonomi odaklı anlaşmazlık, küresel finans dünyasında endişeleri artırdı.
Bloomberg’in konuya vakıf üst düzey yöneticilere dayandırdığı haberine göre aralarında Goldman Sachs Group, Morgan Stanley, BlackRock ve Brookfield’ın da yer aldığı dünyanın önde gelen banka ve varlık yönetim şirketleri, iki Körfez ülkesi arasındaki ilişkilerin daha da bozulması ihtimaline karşı acil durum planları hazırlamaya başladı.
Yöneticiler, Basra Körfezi’nin en büyük iki ekonomisi arasındaki gerilimin küresel finans kuruluşlarında ciddi kaygı yarattığını ifade etti. Wall Street temsilcileri, iki müttefik arasındaki rekabetin sertleşmesi halinde çapraz ateşte kalmaktan endişe duyuyor.
Söz konusu şirketler uzun yıllardır hem Suudi Arabistan hem de BAE pazarındaki faaliyetlerini genişletmek için yoğun çaba gösteriyor. İki ülkenin kontrol ettiği egemen varlık fonlarının toplam büyüklüğü 3 trilyon doları aşarken, Riyad ve Abu Dabi yönetimleri son yıllarda yapay zeka, finans ve altyapı sektörlerine milyarlarca dolarlık yatırımlar gerçekleştirdi.
Bloomberg, kaygıların boyutunu şu ifadelerle aktardı:
“Kaygılar, bazı küresel yatırım bankalarının ve bölgedeki en az bir hükümetin yetkililerinin, ekonomik rekabetin daha da sertleşmesi durumunda nasıl hareket edeceklerini belirlemek üzere kurum içi değerlendirmeler yapmasına yol açacak kadar yüksek.”
Yöneticiler, iki ülke arasında doğrudan bir askeri çatışma beklemediklerini ancak tarafların daha iddialı ve uzlaşmaz tutumlar benimsemesi durumunda, gelecekte Riyad ile Abu Dabi arasında çok daha zorlu tercihler yapmak zorunda kalabileceklerini belirtiyor.
Risk yönetimi şirketi Crownox’un Üst Yöneticisi Hussein Nasser-Eddin de iki ülke arasındaki gerilimin göz ardı edilmemesi ve gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiği uyarısında yer verdi.
Riyad ve Abu Dabi’den güvence açıklamaları
Tansiyonun yükselmesine rağmen her iki ülkeden de resmi olarak ilişkilerin normal seyrinde devam ettiğine dair açıklamalar geliyor.
BAE’li bir yetkili Bloomberg’e yaptığı açıklamada, Riyad ile Abu Dabi’nin “önemli ticaret ve yatırım akışlarıyla desteklenen, köklü ve güçlü ekonomik ve ticari bağlarını sürdürdüğünü” ifade etti.
Yetkili ayrıca BAE Ekonomi Bakanlığına banka transferleriyle ilgili ulaşmış herhangi bir şikayet yer almadığını belirtti.
Suudi Arabistan Merkez Bankası ise yazılı açıklamasında, ülkenin finans sektörünün “güçlü bir düzenleyici çerçeve içinde faaliyet gösterdiğini ve belirli ülkelere yönelik doğrudan herhangi bir kısıtlama bulunmadığını” kaydetti.
Çalışma vizeleri hakkında bilgi veren Suudi bir yetkili ise vizelerin işverenlerin talepleri doğrultusunda verilmeye devam ettiğini ve uygulama prosedürlerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığını bildirdi. Ancak aynı yetkili, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ikili ilişkilerin geleceğine dair soruları yanıtsız bıraktı.
Resmi güvencelere karşın sahada farklı gelişmelerin yaşandığı kaydediliyor. Financial Times gazetesi, geçen hafta yayımladığı haberinde Suudi Arabistan’ın BAE’deki hesaplara gönderilen bazı para transferlerini geciktirdiğini veya engellediğini öne sürmüştü.
Gazeteye konuşan kaynaklar, Suudi bankalarından BAE’deki şirket ve kişilere ait hesaplara yapılan transferlerin mayıs ayından bu yana çoğunlukla herhangi bir gerekçe gösterilmeden iade edildiğini ya da bekletildiğini aktarmıştı.
Yemen, Sudan ve İran başlıklarında derin ayrışma
İki ülke arasında uzun süredir devam eden nüfuz rekabeti, 2025’in sonlarında ve 2026’nın ilk aylarında Yemen’de belirgin bir kırılmaya yol açtı.
2015 yılında Husi milislerine karşı ortak askeri operasyon başlatan iki müttefik, daha sonra karşı karşıya geldi. BAE destekli ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyinin Yemen’in güneyinde bağımsızlık ilan etme girişimi üzerine Suudi Arabistan, bölgedeki Emirlik destekli milisleri hedef alan askeri adımlar attı.
Bu gerilimin ardından BAE, Yemen’deki askeri misyonunu sonlandırdığını duyurdu.
İki başkent arasındaki anlaşmazlık Sudan’da da kendini gösterdi. Riyad yönetimi, BAE’nin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) verdiği desteğe açıkça karşı çıkarak Sudan ordusunu ve resmi devlet kurumlarını destekleme kararı aldı.
Bölgesel güvenlik politikalarında, özellikle İran ile ilişkiler konusunda da ciddi görüş ayrılıkları yer alıyor. ABD’nin Tahran’daki rejimi devirme odaklı baskı politikasının sonuçsuz kalmasının ardından Suudi Arabistan, kendi güvenliğini önceleyerek İran ile doğrudan diyalog zeminini tercih etti.
Bloomberg, mayıs ayındaki haberinde Suudi Arabistan’ın, BAE tarafından gündeme getirilen “İran’a karşı koordineli ve ortak bir Körfez askeri saldırısı düzenlenmesi” yönündeki çağrıyı reddettiğini yazmıştı.
Ortadoğu
İran ABD’nin Hürmüz Boğazı geçiş ücretini “yüksek” buldu

ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden yüzde 20 güvenlik ücreti talep edeceğini duyurdu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bu oranı yüksek bulduğunu açıklarken, İran parlamentosuna boğazın yönetimiyle ilgili yeni bir yasa tasarısı sunuldu.
ABD ile İran arasında şubat ayında başlayan askeri çatışmalar, haziran ayındaki kısa süreli ateşkes girişiminin ardından yeniden alevlendi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı üzerinden küresel ticareti ve askeri dengeleri sarsacak yeni kararlar açıklamasına, Tahran yönetiminden diplomatik, askeri ve yasa koyucu düzeyde sert yanıtlar geldi.
ABD Başkanı Donald Trump, 13 Temmuz Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasını yeniden tesis ettiğini, diğer ülkeler için ise seyrüsefer serbestisinin korunacağını duyurdu.
Trump, Washington’ın bundan böyle “Hürmüz Boğazı’nın Muhafızı” olarak anılacağını belirterek, bölgedeki seyrüsefer güvenliğini sağlama maliyetlerini karşılamak amacıyla boğazdan taşınan tüm kargoların değerinin yüzde 20’sinin ABD’ye ödenmesini talep etti.
Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD bundan sonra Hürmüz Boğazı’nın Muhafızı olarak bilinecektir. Adalet gereği, dünyanın bu son derece istikrarsız bölgesinde güvenlik ve emniyeti sağlama işinin gerektirdiği her türlü maliyeti karşılamak üzere, sevk edilen tüm kargolardan yüzde 20 oranında geri ödeme alınacaktır” ifadelerini kullandı.
Ablukanın resmi olarak 15 Temmuz Salı günü ABD Doğu Yaz Saati ile 16.00’da başlayacağı bildirildi.
Arakçi: Yüzde 20 çok fazla, biz adil olacağız
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Trump’ın ücret talebine yanıt verdi. Arakçi, “ABD Başkanı kesinlikle haklı. Ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli ve emniyetli geçişini sağlayan her kimse, bu hizmetin karşılığında bir tazminat almalıdır. Ancak yüzde 20 elbette çok fazla. Biz adil olacağız” dedi.
Arakçi ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın “sonsuza dek tek koruyucusu” olduğunu ve bu statüsünün değişmeyeceğini vurguladı.
ABD Kongresine resmi savaş bildirimi
Başkan Trump, geçen hafta Kongreye gönderdiği iki sayfalık resmi mektupla, ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırılarını yeniden başlattığını bildirdi.
Savaş Yetkileri Yasası uyarınca, askeri harekatın başlamasından sonraki 48 saat içinde Kongreyi bilgilendirmekle yükümlü olan Trump, mektupta saldırıların 7 Temmuz Pazar günü başladığını kaydetti.
Trump mektubunda, “Bu saldırılarda ABD kara unsurları yer almamaktadır. Saldırılar sınırlı, ölçülü, planlı ve sivil kayıpları en aza indirecek şekilde tasarlanmış ve icra edilmiştir” ifadelerine yer verdi.
Savaş Yetkileri Yasası çerçevesinde yapılan bu bildirim, Pentagon’a Kongre onayı olmaksızın ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bölgesinde 60 gün boyunca askeri güç kullanma yetkisi tanıyor. Bu süre gerektiğinde başkan tarafından 30 gün daha uzatılabiliyor.
Trump, daha önce NATO zirvesinde yaptığı açıklamada da iki ülke arasındaki ateşkesin “sona erdiğini” ilan etmişti. CENTCOM, geçen hafta İran sınırları içindeki 300’den fazla hedefe dört dalga halinde saldırı düzenlendiğini açıkladı.
Savaşta bir ilk: ABD insansız deniz araçlarıyla liman vurdu
Askeri operasyonların pazar gecesi düzenlenen son dalgasında, ABD ordusu muharebe tarihinde bir ilke imza atarak intihar tipi insansız deniz araçlarını (USV) kullandı.
CENTCOM tarafından pazartesi günü yapılan açıklamada, Saronic şirketi tarafından üretilen üç adet “Corsair” tipi otonom deniz aracının, İran Deniz Kuvvetleri’nin karargahı konumundaki Bender Abbas Deniz Üssü’ne yönelik saldırıda kullanıldığı bildirildi.
Saldırıda üste yer alan bir gemi bakım tesisi ile bir denizaltının hedef alındığı belirtildi. CENTCOM, “Dün gece düzenlenen saldırılar, İran’ın ticari taşımacılığa yönelik saldırılarını sürdürme kabiliyetini sekteye uğratmıştır” açıklamasını yaptı.
Teksas merkezli savunma sanayi firması Saronic tarafından geliştirilen 7,3 metre (24 feet) uzunluğundaki Corsair otonom tekneleri, yaklaşık 450 kilogram (1000 pound) faydalı yük taşıyabiliyor ve 35 knotun üzerinde hıza ulaşabiliyor.
Bu araçlar, ABD Deniz Kuvvetleri’nin yapay zeka ve insansız araçlar görev gücü kapsamında mart ayı sonundan bu yana CENTCOM bölgesinde görev yapıyordu.
Devrim Muhafızları iki petrol tankerini vurdu
Bölgedeki çatışmalar sürerken, İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nda iki dev petrol tankerinin vurularak devre dışı bırakıldığını açıkladı.
Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, tankerlerin İran’ın güvenlik uyarılarını dikkate almadığı, navigasyon sistemlerini kapattığı ve yasa dışı bir rota kullanarak mayınlı alana girdiği belirtildi.
Açıklamada, tankerlerin ABD tarafından yönlendirildiği iddia edilerek şu ifadelere yer verildi:
“ABD ordusu, birkaç saat önce bazı gemileri kışkırtarak bu rotayı kullanmaya sevk etti. Saldırgan düşmanla işbirliği yapmak ve mayınlı koridordan geçmek, pişmanlık ve kayıptan başka bir sonuç doğurmaz. Bu durum Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını geciktirecek ve küresel bir enerji krizine yol açacaktır.”
İran Hürmüz Boğazı Yönetim Ofisi ise boğazdaki geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını, geçişlerin ancak özel izin belgesiyle mümkün olabileceğini duyurdu.
Son iki günde ABD’nin Bender Abbas, Buşehr, Sirik, Keşm, Cask, Konarek ve Çabahar’daki ekonomik ve sivil altyapı tesislerini hedef alan saldırılar düzenlediği bildirildi.
İran Meclisine yeni Hürmüz yasası sunuldu
ABD’nin bölgedeki askeri hareketliliğine karşı İran parlamentosu da yasal bir adım attı.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, “Hürmüz Boğazı ve Körfez’de Güvenlik ve Sürdürülebilir Kalkınma İçin Stratejik Eylem” başlıklı yasa tasarısının resmi olarak meclise sunulduğunu açıkladı.
Azizi, bu tasarının ilk adım olduğunu ve bunu “düşmanı pişman edecek” yeni önlemlerin izleyeceğini belirterek, “İran Meclisi, başta Hürmüz Boğazı’nın yönetimi olmak üzere kırmızı çizgilerimizi savunma konusunda kararlıdır” dedi.
Silahlı Kuvvetler Genel Karargahına bağlı Hatemü’l-Enbiya Karargahı da bir açıklama yaparak, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın yönetimine müdahale etmesine asla izin verilmeyeceğini duyurdu.
Karargahtan yapılan açıklamada, “ABD’nin bölge yönetimine müdahale etmeye yönelik maceraları, bölge güvenliğini, uluslararası ticareti ve petrol tankerlerinin geçişini ciddi şekilde tehlikeye atmıştır” denildi.
Ortadoğu
İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.
Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.
“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”
İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.
Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.
Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.
“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”
İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.
İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.
Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.
“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.
Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.
“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.
Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.
Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.
Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.
Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.
“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”
Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.
Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.
“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.
İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.
“Lübnan adına karar vermiyoruz”
İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.
“Trump’ın iddiaları yalandır”
ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.
Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.
“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”
ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik










