Ortadoğu
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması hukuka uygun mu?

Norveç Deniz Hukuku Merkezi’nden Prof. Alexander Lott, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının uluslararası hukuk açısından geçerliliğini denizde silahlı çatışma hukuku çerçevesinde inceliyor. Lott’a göre Hürmüz Boğazı’nda fiili bir deniz ablukası bulunmuyor; zira ABD ve İsrail’e ait savaş gemileri ile bazı ticaret gemileri boğazdan geçmeye devam edebiliyor. Tarafsız devletlerin gemileri ve uçakları açısından geçiş rejimi büyük ölçüde UNCLOS kapsamındaki transit geçiş hakkına ya da askıya alınamaz zararsız geçiş hakkına dayanıyor. İran ise boğazda transit geçiş rejiminin değil zararsız geçiş rejiminin geçerli olduğunu ileri sürüyor. Bu hukuki görüş ayrılığı, Hürmüz Boğazı’nda geçerli olan kurallar konusunda gri bir alan ortaya çıkarıyor.
Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasının hukuki niteliği
Alexander Lott
EJIL: Talk!
10 Mart 2026
Bu makale, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının hukuki niteliğini denizde silahlı çatışma hukuku perspektifinden değerlendiriyor. Tarafsız devletlerin hakları bağlamında, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a karşı hukuka aykırı biçimde başlattığı ve halen devam eden uluslararası silahlı çatışma sırasında Hürmüz Boğazı’ndan ve üzerindeki hava sahasından geçiş rejiminin nasıl uygulanmaya devam ettiğini ele alıyor.
Savaşan taraflar olan Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) taraf değil. Bu hukuki çerçevede, barış zamanında bu devletlerin savaş gemileri ve askeri uçaklarının geçişi ile uçuşları bakımından transit geçiş hakkının geçerli olduğunu kesin biçimde tespit etmek zor. Hürmüz Boğazı’nda ticaret gemilerine yönelik son saldırılar ise çoğunlukla hedef seçme hukuku ve deniz ablukası hukuku çerçevesinde tartışılıyor.
Boğazın özellikleri ve petrol tankerlerine yönelik saldırılar
UNCLOS’un III. bölümünün sistematik yorumuna göre uluslararası boğaz; iki geniş deniz alanını birbirine bağlayan, uluslararası seyrüsefer için kullanılan doğal bir deniz geçidi. Ayrıca kıyıdan kıyıya ya da esas hatlardan esas hatlara ölçüldüğünde genişliği 24 deniz milini aşmamalı ve uluslararası seyrüsefer bir anlaşma kapsamında güvence altına alınmalı. Hürmüz Boğazı bu tanıma uyuyor. Bunun nedeni, boğazın tam ortasında İran ile Umman’ın karasularının kısa bir kesitte üst üste gelmesi. En dar noktada boğazın genişliği 20 deniz mili.
Hürmüz Boğazı’ndaki trafik ayırma düzeni (TSS) 1973’te kabul edildi ve 1979’da Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından revize edildi. Bu nedenle dünya üzerindeki en eski TSS uygulamalarından biri. Bu düzenleme, küresel petrol talebinin yaklaşık beşte birinin taşındığı ve yoğun gemi trafiğine sahne olan bu deniz alanında güvenli seyrüsefer için büyük önem taşıyor. Deniz yolları ve TSS ticaret gemileri için zorunlu. Ancak ABD Deniz Harekât Hukuku Komutanlık El Kitabı‘na göre (s. 2-9) egemen bağışıklığı bulunan gemiler için zorunlu değil. Buna rağmen uygulamada savaş gemilerinin de bu düzeni takip etmesi tavsiye ediliyor.
İran daha önce Hürmüz Boğazı’nda yabancı tankerleri gözaltına almak için TSS kurallarını kullanmıştı. Birleşik Krallık’ın 2019’da Cebelitarık Boğazı’nda İran’a ait Grace 1 tankerine el koymasının ardından İran güçleri, TSS kurallarının ihlal edildiği iddiasıyla Birleşik Krallık bayraklı ve İsveç’e ait Stena Impero tankerini Hürmüz Boğazı’nda durdurmuştu. Yine 2019’da İran’ın Panama bayraklı ve Japonya’ya ait bir petrol tankerine, ayrıca Marshall Adaları bayraklı ve Norveç’e ait başka bir petrol tankerine zarar veren mayın saldırılarının arkasında olduğu şüphesi gündeme gelmişti. 2024’te ise İran, Portekiz bayraklı ve İsrail’e ait MSC Aries adlı konteyner gemisini boğazda durdurdu.
ABD ve İsrail’in saldırısından sonraki bir haftadan kısa sürede Hürmüz Boğazı ve çevresinde dokuz ticaret gemisinin saldırıya uğradığı bildirildi. Bu bağlamda Başkan Donald Trump, “Gerekirse ABD Donanması Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerleri mümkün olan en kısa sürede eskort etmeye başlayacak” ifadelerini kullandı. ABD ya da İsrail savaş gemileri gerçekten ticaret gemilerine bölgede eskortluk yapmaya başlarsa San Remo El Kitabı‘nın 60(d) kuralı uyarınca bu gemiler düşman ticaret gemisi ve askeri hedef sayılabilir. El Kitabı’nın 61. kuralı ise bu gemilere yönelik herhangi bir saldırının 38 ile 46. kurallar arasında yer alan temel ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini açıklıyor. Halen güncellenen San Remo El Kitabı, denizde silahlı çatışma hukukuna ilişkin teamül hukukunu yansıtan temel kaynaklardan biri kabul ediliyor.
Benim değerlendirmeme göre ABD ve İsrail savaş gemilerinin Hürmüz Boğazı’nda sürekli devriye gezmesi daha muhtemel. Bu durum İran’ı ticaret gemilerine saldırmaktan caydırabilir. Böyle bir senaryoda savaş gemileri ticaret gemilerine eskortluk yapmaz ve gemiler konvoy halinde ilerlemez. Buna benzer bir durum kısa süre önce Finlandiya Körfezi’nde yaşandı. Rus savaş gemileri bölgede devriyeye başladı ve Finlandiya ile Estonya’nın bayraksız ve demir sürükleyen tankerlerine yönelik denetim faaliyetlerini caydırmayı amaçladı. Ancak Rusya’nın görevi, Ukrayna’nın ticaret gemilerinin düşman savaş gemisiyle konvoy halinde ilerlediği iddiasıyla bu gemileri hedef alabileceği bir durumu doğurmamaya dikkat edecek şekilde planlandı.
Ayrıca tarafsız bayrak taşıyan bir tankerle Hürmüz Boğazı’ndan taşınan petrol, eğer düşman ordusunun askeri araçlarında veya diğer askeri faaliyetlerinde kullanılacaksa bu ticaret gemisini askeri hedefe dönüştürebilir. Ek Protokol I‘in 52(2). maddesi uyarınca (ABD bunun teamül hukuku niteliğini kabul ediyor) İran, İsrail’e veya ABD’ye gönderilen ve askeri harekatlarını desteklemek için kullanılacak petrolü taşıyan tankerleri hedef alabilir. Hukuken bu tür “ithal tankerleri” farklı değerlendirilir ve San Remo El Kitabı’nın 60(b) veya 60(g) kuralları kapsamında askeri hedef sayılabilir. Bu doktrine göre İsrail’e petrol taşıyan bir tanker Hürmüz Boğazı’nda İran tarafından hedef alınabilir.
Basra Körfezi’nde abluka var mı?
İran’ın uluslararası seyrüsefer açısından kritik bir boğazı kapatması kimi yorumlarda fiili abluka olarak tanımlandı. Oysa abluka, düşman devlete ait veya onun kontrolü altındaki belirli kıyı bölgelerine tüm devletlerin gemi ve uçaklarının giriş çıkışını etkili biçimde engelleme anlamına geliyor. İran-Irak savaşı sırasında 1980-1988 arasında her iki taraf da birbirine karşı ilan edilmemiş bir abluka uygulamıştı. Bugün ise İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması etkili değil. En azından ABD ve İsrail savaş gemileri, denizaltıları ve askeri uçakları boğazdan geçmeye ve üzerinde uçmaya devam edebiliyor. Ayrıca bazı Çin şirketlerine ait tankerlerin uyarılara rağmen boğazdan geçmeyi sürdürdüğü aktarılıyor.
Peki İran hukuken Hürmüz Boğazı’nda deniz ablukası uygulayabilir mi? Bunun yanıtı büyük ölçüde Basra Körfezi kıyılarının tamamının (İran hariç) düşman devletin yani ABD’nin parçası ya da kontrolü altında olup olmadığına bağlı. Bir yandan İran’ın saldırıları Basra Körfezi’ndeki her Arap ülkesini hedef aldı. Öte yandan bu durum söz konusu ülkelerde ABD askeri üslerinin bulunmasıyla açıklanabilir. Varsayımsal olarak ABD Basra Körfezi’ndeki Arap ülkelerinin kıyılarını kontrol ediyor olsaydı İran tüm Arap kıyılarına karşı abluka ilan edebilirdi. Ablukanın belirleyici ölçütü etkinlik. San Remo El Kitabı’nın 95. kuralına göre hiçbir gemi ya da uçağın ablukayı ihlal etmesine izin verilmemesi gerekiyor. Oysa devam eden uluslararası silahlı çatışmada İran’a ait savaş gemilerinin büyük kısmı batırıldı. Bu durum İran’ın Hürmüz Boğazı’nda etkili bir abluka kuramadığını gösteriyor.
Devam eden uluslararası silahlı çatışmada tarafsız devletler açısından olumlu olan, Hürmüz Boğazı’nda bir abluka bulunmaması. Bu nedenle tarafsız gemi ve uçakların uluslararası boğazdan geçmeye ve üzerinden uçmaya devam edip edemeyeceği hukuken Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş rejimiyle belirleniyor. Uçaklar bakımından sorun şu noktada düğümleniyor: Hürmüz Boğazı transit geçiş rejimine mi yoksa askıya alınamaz zararsız geçiş rejimine mi tabi. İkinci durumda hava araçları için uçuş hakkı tanınmıyor. Bununla birlikte transit geçiş rejiminin uygulanabilirliği konusunda da bazı çekinceler var.
Hürmüz Boğazı’nda transit geçiş hakkı
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ndeki münhasır ekonomik bölgeleri Umman Denizi’ndeki münhasır ekonomik bölgelerle birleştiriyor. Bu durum UNCLOS’un 37. maddesinde yer alan transit geçiş rejiminin uygulanma şartlarını karşılıyor. Transit geçiş, UNCLOS’un III. bölümünde belirtilen koşullara bağlı olarak seyrüsefer ve uçuş serbestisinin kullanılmasına izin veriyor.
Silahlı çatışma sırasında da deniz alanlarına ilişkin UNCLOS hükümlerinin büyük bölümü yürürlükte kalıyor. Bu hem tarafsız hem de savaşan devletler için geçerli. Devletler uluslararası bir boğazdan tarafsız gemi ve uçakların güvenli geçişini sağlamakla yükümlü. Corfu Channel davasında Uluslararası Adalet Divanı’nın vurguladığı ilke de bu yönde (s. 29).
Bu ilkeye göre bir boğaz devleti ya da başka bir taraf, örneğin mayın döşeyerek uluslararası bir boğazı tarafsız gemilerin seyrüseferine geçici olarak kapatma hakkına sahip değil. Elbette düşman gemi ve uçaklarına karşı geçici kapatma mümkün. Örneğin Mısır 1956 ve 1967 yıllarında Tiran Boğazı’nı İsrail gemilerine kapatmıştı. Ancak İran Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları döşese bile etkili bir abluka bulunmadığı sürece tarafsız gemilerin güvenli koridorlardan hızlı biçimde geçmesini sağlamak zorunda.
San Remo El Kitabı’nın 32. kuralına göre tarafsız gemiler savaşan devletlere ait uluslararası boğazlardan askıya alınamaz zararsız geçiş hakkını kullanabilir. Ayrıca 27. kural şu hükmü içeriyor: “Uluslararası boğazlardan transit geçiş ve takımada deniz yollarından geçiş hakkı, güvenli ve uygun alternatif güzergahlar sağlanmadıkça engellenemez.” Bununla birlikte Heintschel von Heinegg (s. 267, 270) uluslararası bir boğazın üzerindeki hava sahasının uluslararası silahlı çatışma sırasında tarafsız ve savaşan devlet uçaklarına kapatılabileceğini belirtiyor. Aynı yazar (s. 265) ile Caminos ve Cogliati-Bantz (s. 30) ise boğaz devletinin “en ağır koşullar” ortaya çıktığında uluslararası bir boğazdaki seyrüseferi tamamen kapatabileceğini ileri sürüyor. İran’ın şu anda karşı karşıya olduğu durumun bu kapsama girdiği savunulabilir.
Bununla birlikte etkili bir abluka olmadığı sürece transit geçiş hakkının silahlı çatışma döneminde de geçerli olması ilk bakışta Hürmüz Boğazı’ndaki tüm ticari seyrüseferin deniz savaşının gerekçesiyle askıya alınamayacağı anlamına geliyor. Ancak boğaz zararsız geçiş rejimine tabi ise bu kadar serbest bir transit düzeni uygulanmaz.
Hürmüz Boğazı’nda zararsız geçiş hakkı
İran dikkat çekici biçimde Hürmüz Boğazı’nda transit geçiş değil zararsız geçiş rejiminin geçerli olduğunu ileri sürüyor. Boğazlara özgü askıya alınamaz zararsız geçiş hakkı (UNCLOS madde 45(2)) Hürmüz Boğazı’nda ABD’nin çıkarlarını destekleyen bir düzen değil. UNCLOS’un 20. maddesine göre denizaltılar ve diğer sualtı araçları zararsız geçiş sırasında su yüzeyinde seyretmek ve bayraklarını göstermek zorunda. Ayrıca transit geçiş rejiminde yabancı uçaklar uçuş serbestisinden yararlanırken askıya alınamaz zararsız geçiş rejimi uçaklara böyle bir hak tanımıyor. Zararsız geçiş rejiminde kapsamlı sınırlamalar var (UNCLOS madde 21). Transit geçişten farklı olarak zararsız geçiş rejimi kıyı devletine karasularında zararsız olmayan geçişi önlemek için gerekli tedbirleri alma imkanı veriyor (UNCLOS madde 25(1)).
İran UNCLOS’u onaylamadı ve transit geçiş hakkı bu sözleşmeyle ilk kez ortaya çıkan yeni bir kavram. İran, transit geçiş rejiminin teamül hukukunun parçası olmadığını ve bu haktan yalnızca UNCLOS’a taraf devletlerin yararlanabileceğini belirtiyor. Ayrıca transit geçiş rejimi teamül hukuku haline gelmiş olsa bile İran’ın sürekli itiraz eden devlet statüsü nedeniyle bu rejimle bağlı olmadığı ileri sürülebilir. İran 1958 tarihli Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi ile UNCLOS’u ve 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi‘ni imzaladı ancak onaylamadı.
İran’a benzer şekilde Hürmüz Boğazı’nın başlıca kullanıcılarından ABD ile mevcut uluslararası silahlı çatışmanın diğer tarafı olan İsrail de UNCLOS’a taraf değil. Ancak İran’dan farklı olarak ABD ve İsrail transit geçiş hakkının teamül hukuku haline geldiğini düşünüyor. James Kraska‘nın açıkladığı gibi (s. 229) UNCLOS’un hazırlık süreci incelendiğinde İran’ın 12 deniz mili genişliğinde karasuyu talep ederken Hürmüz Boğazı’nda gemi ve uçakların serbest geçişini engelleyemeyeceği yönünde bir argüman ileri sürülebilir.
Literatürde (bkz. Mahmoudi s. 348 ve Heintschel von Heinegg s. 266) 12 deniz mili karasuyu ve askıya alınamaz zararsız geçiş hakkının aksine transit geçiş hakkının teamül hukukunun parçası olup olmadığı konusunda görüş birliği yok. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş rejimi bugün hala kısmen geminin bayrağını taşıdığı devletin UNCLOS’a taraf olup olmamasına bağlı. Çin, Japonya, Güney Kore, AB üyesi ülkeler, Birleşik Krallık, Norveç ve UNCLOS’a taraf diğer ülkeler Hürmüz Boğazı’nda transit geçiş hakkının geçerli olduğunu açıkça ileri sürebilir. Bu durum devam eden uluslararası silahlı çatışma sırasında da geçerli, ancak bu devletler tarafsızlıklarını kaybedip savaşan taraf haline gelirse durum değişebilir.
Benim değerlendirmeme göre boğaz devletleri olan İran (UNCLOS’a imza atan devlet) ve Umman (UNCLOS’a taraf devlet) sözleşmeye taraf ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndaki transit geçiş hakkına saygı göstermek zorunda (Lott 2022, s. 166-168). Transit geçiş hakkı teamül hukukunun parçası sayılmazsa UNCLOS’a taraf olmayan ABD ve İsrail dahil diğer devletler de en azından 1949 tarihli Corfu Channel kararının ortaya koyduğu teamül hukukuna dayalı askıya alınamaz zararsız geçiş hakkını ileri sürebilir.
Sonuç
Hürmüz Boğazı’nda fiili bir abluka bulunmuyor. Hürmüz Boğazı ve çevresinde saldırıya uğrayan ticaret gemilerinin en azından bir kısmı transit geçiş hakkına sahip tarafsız ve sivil nesnelerdi. Buna karşılık bazıları faaliyetleri nedeniyle düşman ticaret gemisine ve askeri hedefe dönüşmüş olabilir. Hukuki açıdan tarafsız devletlerin gemileri ve uçakları Hürmüz Boğazı’ndan ve üzerindeki hava sahasından transit geçiş hakkını kullanmaya devam edebilir. ABD ve İsrail’in ticaret gemilerine konvoy halinde eskortluk yaparken dikkatli olması gerekir. Aksi halde normalde sivil nesne sayılması gereken gemiler İran açısından askeri hedef haline gelebilir.
Ne yazık ki boğaz devletleri ile kullanıcı devletler Hürmüz Boğazı’nda uygulanacak geçiş rejimi konusunda anlaşamıyor. Bu durum boğazın yönetimi bakımından paralel bir hukuki düzen ve gri bir alan ortaya çıkarıyor. Bunun nedeni UNCLOS’un uluslararası boğazlardaki seyrüseferi düzenleyen hükümlerinin kısmen uygulanmaması. Bu tablo bir yandan İran’ın transit geçiş rejimine itirazından, diğer yandan ABD ve İsrail dahil birçok kullanıcı devletin UNCLOS’a taraf olmama tercihinden kaynaklanıyor.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa6 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor









