Bizi Takip Edin

SÖYLEŞİ

İsrail sosyal medyayı ve teknolojiyi dezenformasyon için nasıl kullanıyor?

Yayınlanma

Dijitalleşme uzmanı Doç. Dr. Marc Owen Jones, İsrail’in Gazze savaşında sosyal medyayı manipülasyon ve yalan haberleri yaymak için nasıl kullandığını, yapay zeka teknolojisinin bu dezenformasyon kampanyasına nasıl dahil edildiğini Harici’ye anlattı.

Hamad bin Khalifa Üniversitesi’nde Orta Doğu Çalışmaları bölümünde doçent olan Marc Owen Jones, siyasi baskı ve enformasyon kontrol stratejileri üzerine dersler vermekte ve araştırmalar yapmaktadır.

Çalışmalarında sosyal medyanın Orta Doğu’da dezenformasyon ve yalan haber yaymak için nasıl kullanıldığına odaklanan Doç. Dr. Marc Owen Jones, İsrail’in Gazze saldırılarına eşlik eden dezenformasyon kampanyalarını ortaya çıkarmaktadır.

Jones, Gazze savaşında sosyal medyada yürütülen psikolojik savaş, büyük şirketlerin rolü ve yapay zeka algoritmalarının bu kampanyalarda kullanımı üzerine sorularımızı yantladı.

Dezenformasyon ve yanlış bilgilendirme üzerine yaptığınız araştırmalardan hızlıca bahsetmeye başlayalım. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına yaygın dezenformasyon ve yanlış bilgilerin eşlik ettiğini söylüyorsunuz. İsrail’in bunun için hangi yöntem ve araçları kullandığını anlatır mısınız?

7 Ekim’den bu yana İsrail’in esasen bir dezenformasyon ve yanlış bilgilendirme kampanyasına tanık oluyoruz. Dezenformasyonun amacı öncelikle Hamas’ı şeytanlaştırmak ve İsrail’in tepkisini meşrulaştırmak için Hamas’ın saldırılarını olabildiğince acımasız göstermek. Gördüğümüz en vahim, en bariz örneklerden bazıları, örneğin, Hamas’ın 40 bebeğin kafasını kestiği yönündeki suçlamalar. Hamas’ın kadınlara sistematik tecavüz uyguladığı yönündeki suçlamaları da gördük. Bu anlatıların asılsız olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Ancak bu anlatılar kasıtlıdır. Bunlar tesadüfi değil. Tüm çatışmaların tarihi boyunca, Birinci Dünya Savaşı’ndan beri, düşmanın bebeklere nasıl saldırdığını, kadınlara nasıl tecavüz ettiğini gösteren anlatıları gördük. Neden? Çünkü bunlar hemen hemen her kültürde kırmızı çizgilerdir. İnsanlar bebekleri ve çocukları öldürme fikrinin korkunç olduğunu düşünüyor ki gerçekten de öyle. Dolayısıyla, eğer insanları, düşmanın yaptığı şeyin bu olduğuna, Hamas’ın yaptığının da bu olduğuna ikna edebilirseniz, o zaman aynı insanları, batıdaki, özellikle İsrail’in büyük müttefiki ABD gibi ülkeleri, İsrail’in Gazze’deki acımasız soykırımını desteklemeye de ikna edebilirsiniz. Bunlar büyük örneklerden bazıları ancak başka teknikler ve araçlar da var. Örneğin, çevrimiçi sahte hesapların kullanılması. Bu bildiğimiz çok yaygın bir taktik. Örneğin, İsrailli firmaların yalnızca X’te değil, Twitter’da, Facebook’ta, TikTok’ta binlerce sahte hesap oluşturabilecekleri becerilere sahip olması durumu var. Ve sonra bu hesaplar propaganda ve yanlış bilgi yaymaya girişecek. Çok ilginç olduğunu düşündüğüm operasyonlardan biri, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı UNWRA hakkında dezenformasyon yaymak için çok sayıda sahte hesabın kullanılmasıydı. Bu, İsrail’in UNWRA’yı karalama kampanyasının büyük bir parçasıydı.

Neden? Çünkü UNWRA, Filistinlilerin en büyük işverenlerinden biri ve temelde Filistinlilerin devlet olma iddiasını ayakta tutan kuruluşlardan biri. İsrail, UNWRA’yı terörizme bağlamak için büyük bir kampanya yürütüyor. Bu da başka bir dezenformasyon taktiğidir. Meşru örgütleri terörle ilişkilendirip onları suçlama taktiği…

Bu dezenformasyon kampanyasında, sahte web siteleri oluşturan, sahte sosyal medya hesapları oluşturan ve daha sonra bunları UNWRA’nın terörizmle bağlantılı olduğuna dair dezenformasyon yaymak için kullanan sahte hesaplar vardı. Bu sadece bunun bir başka örneği. Bu kampanyaların etkinliği net değil ancak örneğin bazı ülkelerin UNWRA’dan fonları kesmeye başladığını biliyoruz. Ve son zamanlarda örneğin Amerika Birleşik Devletleri, gelecek yıl UNWRA’ya fon sağlanmasını da yasaklayan bir federal fon yasa tasarısını kabul etti. Öyle görünüyor ki, bu kampanyaların aslında çok talihsiz bir etkisi var ve bu etki, Filistin davasına verilen zararı baltalamaya ve meşruiyetini ortadan kaldırmaya yönelik.

Yani aslında İsrail’in hedeflediği şeyin, amaçları doğrultusunda sonuçlandığını söylediniz.  Bazı ülkeler UNWRA’ya fon sağlamayı bıraktı ve Hamas militanlarını çalıştırdıkları yönündeki iddialar uluslararası alanda yayıldı. Daha spesifik olarak konuşmak gerekirse, bu çevrimiçi aldatmacalar Gazze meselesinin anlaşılmasının engellenmesi bakımından nelere yol açıyor?

Sanırım artık bilginin giderek daha fazla çevrimiçi tüketildiğini biliyoruz. Ve herkesin bir anlatı yanılsaması yaratması kolaylaştı. Tekniklerin önemli bir unsuru, biri bir şey söylese görmezden geliyorsun. Bir şeyi binlerce kişi söylüyorsa o zaman bu bir anlatıya, bir bilgi parçasına dönüşüyor. Sorun çevrimiçi. Bin kişi, bin sahte hesap oluşturmak çok kolay.  İşte tam da bunu görüyoruz. Gazze hakkındaki bilgilerin çoğunun sosyal medya aracılığıyla internette tüketildiğini düşünüyorum.  Neden? Çünkü İsrail gazetecilerin Gazze’ye girip orada ne olduğunu görmesini yasaklıyor.  Yani gördüğümüz tek bilgi ya İsrail Devleti’nin Bakanlıkları aracılığıyla filtrelenmiş bilgiler ya da dezenformasyon ya da şanslı olduğumuzda Filistinli vatandaşların çektikleri görüntüler. Ve bu oldukça çevrimiçi bir savaş, bir dezenformasyon savaşı, oldukça sosyal medya odaklı bir dezenformasyon savaşı. Çevrimiçi ortamda bir şeyin viral hale gelmesi çok kolay. İsrail’le bağlantılı İsrail resmi devlet hesaplarının, ister İsrail Savunma Kuvvetleri olsun ister İsrail Dışişleri Bakanlığı olsun, sosyal medyayı açıkça dezenformasyon yaymak için kullandığını biliyoruz. Ve bu söylediğimde sildikleri dezenformasyon da var. Size bir örnek vereceğim.  İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın resmi hesabı, birçok kez, örneğin Filistinlilerin oyuncak bebekler kullandıkları ve ölü bebeklermiş gibi numara yaptıkları bilgisini yaydı. Dışişleri hesabının bunu söylediği en az üç olay oldu.  Ve bunun yalan olduğu kanıtlandı. Bunun doğru olduğunu bilmemelerine imkan yok. Yani kasıtlı olarak bu tür yalan söylemler yayıyorlar ama bunlar binlerce retweet alıyor. Sonra, örneğin, ABD’de bu iddiaları tekrarlayan birileri var. Örneğin, Bakan Blinken ve Joe Biden’ın bizzat sosyal medyada kafaları kesilen bebeklerle ilgili iddiaları tekrarladıklarını ve bunları bir basın toplantısında yinelediklerini biliyoruz. Böylece İsrail, İsrail Savunma Kuvvetleri veya İsrail kuruluşları tarafından üretilen sosyal medya alanından gelen bilgiler ortaya çıkıyor. Bunlar sosyal medyadan diğer medya biçimlerine geçiyor ve işin sırrı da bu.  Bu iş böyle olur.  Dezenformasyon anlatısını dijital ortamda çevrimiçi olarak başlatıyorsunuz ve ana akım medyayı bununla besliyorsunuz. Yani güvenilir görünmesini sağlıyorsunuz.

Sosyal medya şirketlerinin bunda rolü nedir?

Çinli TikTok dışında Instagram, META, Snapchat gibi yaygın olarak kullanılan sosyal medya şirketlerinin çoğu Batılı. Merkezleri ABD’de bulunuyor ve bu sosyal medya şirketlerinin çoğu İsrail yanlısı önyargıya sahip olmakla suçlanıyor. Yapılan çalışmalardan biliyoruz ki, içeriğin sakıncalı olmadığından emin olmak için yapılan içerik moderasyonu uygulanırken genellikle İsrail yanlısı anlatılardan yana olunuyor. Filistinli hesapların ve Filistinli aktivistlerin gölgede bırakıldığı, hesaplarının sosyal medya şirketleri tarafından sınırlandırıldığına dair pek çok örnekle karşılaştık. Hatta şöyle birkaç örnek bile oldu. Instagram’daki Arapçanın otomatik çevirisinde, örneğin bir Filistinlinin “Ana Falestini, Elhamdulillah” ifadesi vardı,  bu da “Filistinliyim, Allah’a hamd olsun” anlamına geliyor.  Bu ifade “ben Filistinli bir teröristim” şeklinde tercüme edildi. Bunun üzerine sosyal medya şirketleri bunun bir halüsinasyon olduğunu söylemeye çalıştı. Ancak bu aslında bu şirketlerin makine öğrenimi modellerine Arapça terminolojiyi terörizmle ilişkilendirmeyi nasıl öğrettiklerini yansıtıyor. Yani Filistinlilere karşı doğal bir önyargı var. Son çatışmalardan çıkan en tanınmış yurttaş gazetecilerden biri olan Motaz Azaiza ile ilgili başka ilginç örnekler de var. Yakın zamanda Facebook’tan hesabı engellendi. Dolayısıyla, genel olarak ABD’nin İsrail konusundaki tutumuyla aynı çizgide olan Amerikan şirketlerinin, sosyal medyada Filistinlilerin seslerine orantısız bir şekilde müdahale ettiğini görüyoruz. Ve şimdi bu tür bir savaşı TikTok’ta da görüyoruz. TikTok’a yönelik savaş açıkça veri gizliliğiyle ilgili endişeler nedeniyle tasarlandı. Ancak birçok Amerikalının TikTok’un Filistin yanlısı içeriğin gelişmesine izin verdiğine dair endişelerini dile getirdiğine yönelik bir iddia da var. Ve artık gizlilik sorunları nedeniyle değil, Filistin yanlısı olarak görüldüğü için TikTok’un yasaklanmasını isteyen güçler var. Yani sosyal medya şirketleri; Amerikalılar, kesinlikle içeriği sansürleme ve engelleme konusunda İsrail’in yanında yer alıyor. Hatta artık Amerikalı olmayan diğer sosyal medya şirketlerinin de Filistin içeriklerini Amerikalılar kadar sansürlememeleri nedeniyle yasaklanması gerektiğini görüyoruz.

İsrail’in hem saldırı teknolojilerinde hem de sosyal medya manipülasyonunda yapay zeka kullandığına dair pek çok iddia var. Bu konuda bize ne söyleyebilirsiniz?  Yapay zeka araçları açısından İsrail’in kullanımı hakkında ne biliyoruz?

Öncelikle sosyal medya ve dezenformasyon açısından yapay zekanın giderek büyüyen bir sorun olduğunu düşünüyorum. Bunun sayısız örneğini gördük.  Bunların mutlaka İsrail olduğunu söylemeyeceğim çünkü bildiğimiz kadarıyla hepsi doğrudan İsrail’le bağlantılı değil.  Ama olabilir de. Ancak örneğin yapay zekayı kullanan çok sayıda İsrail yanlısı, Filistin karşıtı dezenformasyon görüyoruz. Amerikalı bir model olan ve çatışmanın başlarında Filistin yanlısı güçlü bir sesi olan Bella Hadid vardı. Birisi onun videosunu Hamas’ı kınadığını ve önceki duruşundan dolayı özür dilediğini söylediği bir biçimde değiştirdi, bu açıkça yalandı. İsrail yanlısı hesapların ve İsrail Dışişleri Bakanlığı hesabının da dahil olduğu, yapay zeka tarafından oluşturulan görüntülerin, örneğin, bir vakada Filistinlilere yardım ulaştırılmasını temsil ettiğini iddia eden çok sayıda örnek gördük. Daha sonra bunu sildiler ve yapay zeka tarafından yaratıldığını kabul ettiler. Bu yüzden sahte görsellerin insanları kandırmak için kullanıldığını kesinlikle görüyoruz. Ancak bence bunun daha endişe verici unsuru, Gospel’in İbranice karşılığı olan Habsora gibi sistemlerin yaratılmasıdır. Bu, Gazze’deki hedefleri seçip ele geçirmeyi amaçlayan yeni bir yapay zeka aracı. Yani Gazze’nin bombalanacak bölgelerini otomatik olarak seçmek için bu aracı kullanıyorlar. Bu aracın insandan çok daha verimli ve hızlı olduğunu iddia ediyorlar. Yani aslında yapay zeka artık insanların hedef seçerken yaptığı işi yapıyor.  Bildiğimiz kadarıyla bu araç ilk kez kullanılıyor. Ancak bunun Gazze’de tarihteki en ölümcül savaş olduğunu ve 32.000’den fazla insanın öldürüldüğünü de biliyoruz. Sivil ölüm oranının çok yüksek olduğu bir dönemde bu yeni araçların kullanıldığını görüyoruz. Bu, yapay zeka hedeflemesinin bu yeni verimliliğinin aslında Filistinlilerin kitlesel öldürülmesiyle de ilişkili olduğunu gösteriyor gibi görünüyor. Ve bu özellikle endişe verici çünkü yapay zeka modelleri verilerle eğitiliyor ve İsrail bir işgalci devlet, bir apartheid devleti; modelin; bir, eğitildiği verilerin muhtemelen Filistin karşıtı olması çok muhtemel  ve iki, muhtemelen bu önyargıları baz alıyor ve şöyle diyor: “Hedefi ben seçeceğim ve beş Filistinli sivilin ölmesi önemli değil çünkü ben bunu yapmak için eğitildim”. Yani bu yapay zeka modelinin tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz çünkü şeffaf değiller. Ama bunu insanları öldürmek için kullanıyorlar. Ve bence bu gerçekten çok endişe verici bir şey.

Yapay zeka araçlarının hem savaş bölgesindeki hem de dijital alandaki kullanımı hakkında ne biliyoruz?

Yani İsrail, Gospel’i ve belki başka yapay zeka araçlarını kullanıyor. Bunun alanın olmadığını biliyorum ama Orta Doğu bölgesiyle ilgili çalışan bir araştırmacısın.  Belki bu konuda bir yorumun vardır. Yapay zeka olasılıkları sonsuzdur. Sorun bu. Yani teorik olarak artık binlerce, belki de milyonlarca sahte hesap oluşturabilecek ve binlerce belki de milyonlarca sahte hesabın daha önce hiç görmediğimiz ölçekte dezenformasyon ve propaganda üretmesine olanak tanıyacak yapay zeka araçlarına sahip olabilirsiniz. Sanırım bunun kanıtlarını son birkaç yılda gördüm, İsrail’de olmasa da. Savaş açısından yine çok büyük zarar veriyor. Gospel’den bahsettik ama yüz tanıma konusu ne olacak? Binlerce yüzü, milyonlarca yüzü aynı anda işleyebilme, bunu yapabilme ve daha sonra bu yüzleri otomatik olarak hedefleyebilme, DNA’yı işleyebilme, karmaşık algoritmalar kullanarak insanların bilgi profillerini işleyebilme…  Daha sonra o kişinin tehdit olup olmadığına karar veriyor… Sanırım savaş açısından yapay zekanın sınırlarının yalnızca insan yaratıcılığının sınırlarıyla eşdeğer olduğunu biliyorsunuz. Ne yazık ki yapay zekanın sorununun ne yapabileceğiyle ilgili olmadığını düşünüyorum. Kararları kimin verdiği, onu kimin kontrol ettiği önemli. Yani eğer apartheid ve işgale dayalı bir siyasi sistemimiz varsa yapay zekanın kullanımı bunu yansıtacaktır. Bunu kesinlikle görüyoruz. Bilgi alanı, sosyal medya, dezenformasyon yapay zekaya hazır değil. Tarihte benzeri görülmemiş bir ölçekte propaganda yaratmak için yapay zekanın silah haline getirildiğini giderek daha fazla göreceğiz.

Yakın zamanda Birleşmiş Milletler’in yapay zekanın yapıcı kullanımına ilişkin bir karar çıkardığını duyduk.  Türkiye ve bölgedeki bazı ülkeler de dahil olmak üzere pek çok ülke tarafından destek ve sponsorluk verildi. Peki İsrail’in uygulamaları gibi, Birleşmiş Milletler’de yapay zekanın bu olumsuz anlamda kullanılmasına ilişkin tartışmaları takip ediyor musun? Yapay zeka savaş alanında ve dijital cephede bu kadar çok kullanılacaksa, yapay zekanın geleceği ne olacak?

Bu mevzuatların hepsinde sorun var; ister BM, ister AB olsun, yapay zekanın etik kullanımına ilişkin bazı mevzuatlar da başlattı. Ancak yine güvenlik ve ulusal güvenlik söz konusu olduğunda bu alanlar çoğu zaman mevzuat açısından ayrıdır. Bunun nedeni, ulusal güvenliğin sıklıkla kırmızı çizgi olarak görülmesi. Bütün bunlar bana temelde ülkelerin hala yapay zeka ile istediklerini yapma konusunda biraz serbestliklerinin olduğunu gösteriyor. Üretken yapay zekanın savaş için kullanımının zorunlu olarak aynı şekilde sınırlandırılacağını, kontrol edileceğini veya kısıtlanacağını düşünüyorum.  Örneğin nükleer alanın düzenlenmesini görüyoruz. Hala insanların nükleer silahlara sahip olduğu bir yerde yaşıyoruz ve bu, son 10 yıldaki gidişatta, belki de nükleer silahların eskisi kadar kontrol edilmediği bir alan gördük. Aynı mantığı yapay zekaya uygularsak, temelde içinde bulunduğumuz çağın, devletlerin savunma sanayi konusunda giderek daha tehlikeli riskler aldığı bir çağ olduğunu söyleyebiliriz. Neden aniden nükleer savaşa yaklaşımımızı daha sorumlu hale getireceğimizi ama yapay zekayı denetleyeceğimizi anlamıyorum. Bunda bir mantık göremiyorum.

Dolayısıyla mutlaka bir ayrışmanın olduğunu düşünmüyorum. Yapay zeka açısından bu kararların, savaş için nasıl kullanabileceklerini mutlaka etkileyeceğini düşünmüyorum. Gazze’de olup bitenler dikkate alınacaksa, o zaman aslında insanlar İsrail gibi ülkelere giderek teknolojilerinin nasıl çalıştığını, onu nasıl kullanabileceklerini ve onu nasıl daha iyi hale getirebileceğimizi söyleyecekler. Ve biz yapay zekayı genel olarak, önleyici polislik dedikleri şeyi, suçlar meydana gelmeden önce polislik yapmaya çalışacak şekilde değiştiriyoruz. Ve bu çok endişe verici bir şey. Bu yüzden yüz tanımadan bahsettim. Çünkü teorik olarak insanları izleyebilir, bilgilerine göre takip edebilirseniz, erkenden tutuklayabilir veya kontrol altına alabilirsiniz. Yani yapay zekanın önleyici polislik noktasına geçeceğini düşünüyorum ama bunu yaptığında, potansiyel olarak bir polis devletine sahip olma alanında olduğumuz kanaatindeyim.

Kitle; sahte haberleri, dezenformasyonları gerçek olanlardan nasıl ayırt edebilecek? Çünkü yalan bilgi gerçekten çok yaygın ve bunun sahte olup olmadığını anlamak neredeyse imkansız. Tavsiye olarak kısaca bize neler söyleyebilirsiniz?

Yapay zekanın dezenformasyonu tespit etmesinin tek bir yolu yok; bu imkansız. Ancak bazı şeylere inanmaya bu kadar istekli olmamanıza yardımcı olacak şeyler yapmaya başlayabilirsiniz. Mesela diyelim ki X kullanıyorsanız, birinin tweet’ini görüyorsanız o hesap gerçek mi? Başka bir kurumla bağlantıları var mı? Fotoğraf stok fotoğrafına benziyor mu? Zaman tüneli sürekli olarak aynı konulardan mı bahsediyor?  Bunlar dikkate alınması gereken önemli şeyler. Eğer sizde duygusal bir tepkiyi tetikliyorsa sahte olma ihtimali yüksektir. Dezenformasyonun bir yönü; öfkelenmenize, üzülmenize, kızmanıza veya gülmenize neden olacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. Yani eğer sizde duygusal bir tepkiyi tetikliyorsa, sizi manipüle etmeye çalışıyor olabilir. Bu nedenle, bazı bilgileri gördükten sonra belirli bir şekilde hissederseniz, ona daha dikkatli davranın. Sanırım size verebileceğim en büyük tavsiye bu. Sizi özellikle duygusallaştıran içeriklere dikkat edin. Çünkü bu bilgiyi tasarlayan kişilerin yapmaya çalıştığı şey bu.

Yani esas olarak hepimize sosyal medyada gördüğümüz her şeyi iki kere kontrol etmemizi tavsiye ediyorsunuz.

Hayır. Üç kere kontrol edin…

SÖYLEŞİ

‘2008’den daha büyük ölçekte bir krizin daha yaşanacağından hiç şüphem yok’

Yayınlanma

Yazar

Mali hegemonya, ilk büyük darbesini 2008 krizinde almıştı. ABD’deki düşük gelirli borçluların aşırı borçlanmasıyla ortaya çıkan bu kriz, finansal varlıkların gerçek zenginlikle alakasız balonlar olduğunu ortaya koymuştu.

Büyük Buhran, avro krizinin sancıları ve Kovid-19 salgını süresince yetkililer her zaman “mali istikrardan” söz ettiler. Örneğin, 2020 ve 2021 yıllarında, karantinanın etkilerinin ekonomik bir çöküşe yol açmasını önlemek amacıyla, Avrupa Merkez Bankası bilançosunu neredeyse iki katına çıkardı, likidite sağladı ve 4 trilyon avro tutarında menkul kıymet satın aldı: Bu miktar, avro bölgesi gelirinin yaklaşık üçte biri veya kişi başına 12 bin avroya eşdeğerdi.

Günümüzde piyasanın dalgalanmalarından daha önemli endişeler mevcut. Ve belki de finansallaşmaya kalıcı olarak veda etme vakti geldi.

Progressive Economy Forum ve Goldsmith’s College Political Economy Research Center’dan iktisatçı Ann Pettifor sorularımızı yanıtladı. Çalışmalarında küresel mali sistem ve sürdürülebilir kalkınmaya odaklanan ve 2008 mali krizini doğru tahmin etmesiyle tanınan Pettifor, “2008’den daha büyük ölçekte bir krizin daha yaşanacağından hiç kuşkusu olmadığını” belirtiyor.


Barınma sorununun sebeplerine dair ana akım iktisatçıların öne sürdüğü gerekçeler neden kusurlu? 2023’ün eylül ayında borç enflasyonu döneminden sonra borç deflasyonunun ters etkisi üzerine aydınlatıcı bir blog yazısı kaleme almıştınız. Sizce kiralar neden rekor oranlarda artıyor? Britanya ve İrlanda’da olduğu gibi, Türkiye’de de ciddi bir sorun.

Ana akım ekonomideki kusur, arz ve talep kavramına aşırı vurgu yapılması ve aşırı, küreselleşmiş ve mobil sermaye akışlarının konut fiyatlarını ve dünyanın hemen her ülkesindeki konut piyasalarını şişirmedeki rolünün göz ardı edilmesidir (Gana gibi yoksul ülkeler de dahil, Akra’daki konut fiyatları roket hızında yükselmişti).

Ve Çin’de varlık, mal ve hizmet fiyatlarında istikrarlı bir düşüş görülmekte. Bir yazınızda da “Uzun süre daha yüksek faiz oranları, bir deflasyonist dönem daha ve daha fazla çökmekte olan varlık piyasaları ile karşı karşıyayız,” ifadelerini kullanmıştınız. Çin’in yaşadığı deflasyon dünyanın geri kalanı için ne gibi riskleri beraberinde getiriyor?

Varlıklar borçlanmaya karşı teminat görevi görür. Faiz oranları yükseldiğinde, borçlanma (borç) daha az karşılanabilir hale gelir. Bu da ipotek alıp —borçlanıp— daha sonra kiraya vermek üzere mülk, ya da başka bir varlık satın alan borçluların kiradan daha düşük getiri elde edeceği anlamına gelir. Başka bir deyişle, kiralardan elde ettikleri gelirin daha büyük bir kısmı artan borç maliyetini geri ödemeye gitmek zorundadır. Borç maliyeti kiralamayı karsız hale getirdiğinde, borcu ödemek için varlığı satarlar. Dolayısıyla Londra’da kiralık mülk sıkıntısı yaşanıyor.

Örneğin özel sermaye şirketleri bir su tedarik şirketini (İngiltere’deki Thames Water gibi) satın almak için borç para almışlarsa, o zaman onlar da yüksek faiz oranlarının su şirketinden elde edilen kira gelirlerini azaltmasından mustarip olurlar. Ve böylece ya iflas ederler ya da borcu ödemek için şirketi (varlığı) satarlar.

Varlık satışı fiyatları aşağıya doğru çekmeye başlar… Londra’daki mülklerin sahibi hızlı bir şekilde satış yapmazsa, diğerlerinin de varlıklarını satmasına şahit olacak ve bu nedenle mülklerin (varlıkların) fiyatları düşecektir…

Dolayısıyla yüksek faizler, varlık fiyatlarında deflasyona yol açar.

Çin, ekonomisinin çarklarının dönmesini sağlamak, istihdamı ve gelirleri halkın beklediği seviyede tutmak için ekonomisini ihracata yönlendirdi. İhracat istihdam yaratır ve büyük ihracatçı şirketler için son derece kârlıdır. Fakat ihracata yönelmesi aynı zamanda eşitsizliğin de bir neticesi. Çinli emekçiler ülkenin tüm ürettiklerini tüketemeyecek kadar az ücret alıyor. Aynı durum ücretlerin reel olarak baskılandığı Almanya için de geçerli. Alman emekçiler, Almanya’da üretilen her şeyi tüketemiyor. Fazlası küresel piyasalara satılıyor, ya da damping yapılıyor.

Mesele, Çin’in satış yapmaya çalıştığı ülkelerde talebin —tüketimin— düşük olması… Bu da esasen düşük ücretler ve kemer sıkma politikaları yüzünden. Dış talep fazla üretimi absorbe etmekte yetersiz kaldığında, fiyatlar düşer ve Çin’in —ve Almanya gibi diğer fazla veren ülkelerin— deflasyonu dünyanın geri kalanına ihraç ettiği kanaldır.

Sizce Britanya enflasyonu neden kontrol etmekte zorlandı? Britanya Merkez Bankası’nın enflasyonu kontrol edebileceğine olan inanç yıkılmaya başladı.

Çünkü İngiltere Merkez Bankası Başkanı’nın yanıltıcı bir şekilde iddia ettiği üzere enflasyon ülke içindeki eylemlerden —ücret artışları dahil— kaynaklanmamıştı. İngiltere’nin enflasyonu —tıpkı tüm dünyadaki enflasyon gibi— a) pandemi sonrası arz darboğazlarından (pandemi sonrası limanlardaki tıkanmaları, Ukrayna’nın işgal edilmesini ve ardından enerji ve tahıl akışındaki aksamayı aklınıza getirin); b) enflasyon, büyük finansal varlık sahiplerinin (emeklilik fonlarını, varlık yönetimi —yani Blackrock, Blackstone vs— fonlarını, özel sermaye şirketlerini ve petrol tüccarlarını aklınıza getirin) spekülasyonları nedeniyle daha da kötüleşti.

Spekülasyon, İngiliz piyasalarında değil, küresel emtia piyasalarında yaşanıyor. Petrol ve doğalgaz, tahıl ve diğer emtia fiyatları ülkelerde değil, mesela spekülatörlerin fiyatlardaki hareketler üzerine bahis oynamak için vadeli işlem ve türev sözleşmeleri kullandıkları Chicago Ticaret Borsası ya da Londra Metal Borsasında belirleniyor. Varlıkların (petrol, doğalgaz, bakır, tahıl) sınırlı arzını hedefleyen “para duvarı”, bu varlıkların fiyatını şişirebilir ve şişirmiştir de. İngiltere Merkez Bankası, bu tür spekülasyonları regüle etmeyi tercih etmiyor ve küresel piyasaların ülkedeki enflasyonu körüklemedeki rolünü görmezden geliyor.

İkinci bir 2008 kriziyle karşı karşıya olduğumuz görüşüne katılıyor musunuz? Şu ana kadar 21. yüzyılın en önemli siyasi hadisesi, yakın tarihimizi tanımlayan popülist ayaklanmaları ve neoliberal çöküşü tetikleyen Büyük Durgunluk olmaya devam ediyor.

2008’den daha büyük ölçekte bir krizin daha yaşanacağından hiç şüphem yok. Bunun nedeni, o krizin sonucunda küreselleşmiş mali sistemde kayda değer bir değişiklik yapılmamış olması. Dahası, 2007 ile 2009 yıllarından önce iflas edebilen Wall Street bankaları ve diğer finans kuruluşları artık bu tehditle karşı karşıya değil.

Artık tamamı “batmayacak kadar” ve “mahkûm edilemeyecek kadar” büyük. Üstelik, ABD Merkez Bankası’nın güçlü desteğine sahipler ve bu nedenle spekülasyon konusunda küresel mali kriz öncesine kıyasla daha büyük riskler alabilirler. Başka bir deyişle, artık kapitalist Amerikan bankalarından çok Sovyet tarzı bankalara benziyorlar.

Küresel bir mali krize mahkûm olmamızın bir diğer nedeni de sistemdeki dengesizlikler. Finansal İstikrar Kuruluna göre küresel finansal varlıklar —varlıklar, borçlar ve yükümlülükler— 213 trilyon dolar civarında. Küresel reel gelir (GSYİH) ise 100 trilyon doların altında. Ticaretteki dengesizlikler —yani fazla veren ülkeler ile açık veren ülkeler arasındaki dengesizlikler— ticaret savaşlarına yol açıyor. Ticaret savaşları küresel siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarsızlığı tehdit ediyor.

Ben en çok küreselleşmiş finans sisteminin spekülatif çılgınlığına kapılan emeklilik fonları için endişeleniyorum. Eğer emeklilik fonları batarsa, bunun sosyal ve siyasi etkileri oldukça derin olacaktır.

Okumaya Devam Et

SÖYLEŞİ

Pascal Lottaz: ABD ve AB’nin yaptığı, devletlere yalvarmak ve tehdit etmekle sınırlı

Yayınlanma

Yazar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, makama tekrar gelmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini Çin’e yaptı. Ziyaret, Batı basınında “Bu iki adam hiç ayrı düşmeyecek gibi görünüyor,” (Le temps) ve “Moskova ile Pekin, bu vesileyle küresel düzeni reforme etme yönündeki ortak hedeflerini vurguluyor,” (Der Spiegel) şeklinde yorumlandı.

Bunun yanı sıra Rusya Silahlı Kuvvetleri, Harkov’da sınır bölgeleri olan Belgorod, Kursk gibi sınır bölgelerin Ukrayna tarafından uzun menzilli füze ve topçu atışlarıyla gerçekleştirilen saldırılara karşı bir “sıhhi bölge” oluşturmaya yönelik saldırılarını sürdürürken, manşetlerde İsviçre’nin ev sahipliği yapacağı “barış konferansı” var.

Dr. Pascal Lottaz, Kyoto Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Tarafsızlık Çalışmaları alanında öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Yüksek lisans ve doktorasını Ulusal Politika Çalışmaları Enstitüsü’nden (Japonya) alan Lottaz, uluslararası ilişkilerde tarafsız aktörler, özellikle de iki dünya savaşı ve Soğuk Savaş dönemindeki tarafsızlık üzerine çalışıyor.

Lottaz, son gelişmelere dair sorularımızı yanıtladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yeniden seçilmesinden bu yana gerçekleştirdiği ilk yurtdışı ziyaretiyle başlayalım. Putin ve Xi, Pekin’de kapsamlı ortaklığın derinleştirilmesine ilişkin bir deklarasyon imzaladı. Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin özü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu ilişki şu anda kesinlikle daha da derinleşiyor ancak bu, Batı basınında bazen tasvir edildiği gibi askeri değil, iktisadi nitelikte bir ilişki. Rusya ile Çin bir ittifak içinde değiller ancak birbirlerinin iktisadi, teknolojik, ticari vb. servetlerini artırmak ve tüm ticaretin esasen Amerikan doları ve ABD liderliğindeki ticaret kurumlarına bağlı olduğu Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonraki son 30 yılda bildiklerimize alternatif bir ticaret sistemi inşa etmek üzere ortaklık yapıyorlar.

Vladimir Putin’in neredeyse tüm hükümetini, özellikle de Rusya Merkez Bankası Başkanı ve Maliye Bakanını Çin’e getirmiş olması, temasların stratejik olduğuna ve çok derinlere indiğine işaret ediyor. En iyi tahminim, ticareti kolaylaştıracak ve muhtemelen daha büyük BRICS kulübündeki mekanizmalara yönelik hazırlık adımları olarak işlev görecek finansal mekanizmalar üzerinde çalıştıkları.

İsviçre’de Rusya’nın katılımı olmadan bir barış konferansı düzenleniyor. İki ana aktörden biri masada yokken devlet başkanlarının Ukrayna’da barışı görüşmek üzere bir araya gelmesi ne anlama geliyor?

Bu “barış zirvesine” kuşkuyla yaklaşıyorum, zira barışı sağlayamayacağı aşikâr. Eğer buna “barış süreci zirvesi” deselerdi, daha anlamlı olurdu, çünkü İsviçre Federal Konsey Başkanı bile bunun barışa giden süreçte bir adım olduğunu söylemişti diye hatırlıyorum. Dolayısıyla, uygun bir barış zirvesi için yaklaşımın yanlış olduğunu düşünsem de —ki bunun için Rusya’nın da masada olması gerektiği bariz— bu zirveden bir şeyler çıkabilir.

Macaristan gibi Batı’nın yaklaşımına kuşkuyla yaklaşan bazı ülkelerin de bu şekilde düşündüğünü görüyoruz, zira yaklaşımı eleştirmelerine rağmen zirveye katılmaya istekliler. Bence bu zirve aslında Rusya üzerindeki diplomatik baskıyı artırmak için Rusya’yı itham etme ve utandırma [yaptırımları da ekleyerek] şeklinde devam eden baskı oyununun bir başka adımı olarak planlanmıştı, zira bu zirve birkaç kez devam eden “Zelenskiy Barış Formülü” toplantılarının bir sonucuydu ve şu anda Batı’nın söylemi hala aynı, bunun söz konusu olası barış anlaşmasının bel kemiği olması gerektiği yönünde.

Bununla birlikte, bunun dönüşebileceği şey, Batı’nın gerçek bir barış müzakeresinin konsolide edilmiş başlangıç noktası ve bu nedenle zirvenin sonucu, gerçekçi müzakereler için yollar açabileceği için bir anlamda ancak faydalı olabilir. Bunun böyle olacağından emin değilim ama en iyimser senaryoda, sonuç belgesi Rusların [ve Çin gibi üçüncü taraf arabulucuların] bir anlamda üzerinde çalışabilecekleri bir şey olabilir. Ama belki de bu sadece benim beyhude iyimserliğimdir.

Tüm bu hadisenin, Batı’nın “tüm dünya Rusya’ya karşıymış” gibi göstermek amacıyla yaptığı bir başka PR numarası olarak kalması da pekâlâ mümkün ki bu ne doğru ne de Rusları yollarından bir milim bile yolundan döndürecektir. Geçmişte buna benzer pek çok dönem yaşadık ve bu da bir yenisi olabilir.

Bugün, küresel Güney geri döndü. Bu, tutarlı ve organize bir gruplaşmadan ziyade jeopolitik bir olgu. Sizce bu ülkeler dünyada yeni bir kutbu mu temsil ediyor?

Evet. Kesinlikle. Şu anki adıyla küresel Güney’in ön plana çıkma biçimi gerçekten eşi benzeri görülmemiş bir durum. Bu durum genelde Soğuk Savaş dönemindeki Bağlantısızlar Hareketi ile kıyaslanıyor, fakat şahit olduğumuz şey bundan çok daha büyük ve güçlü.

Başta Çin ve Hindistan olmak üzere bağımsız kutupların ortaya çıktığını görüyoruz, ancak İran ve Brezilya gibi diğerleri de ABD ve Avrupa’nın oluşturduğu oyunun kuralları tarafından oldukça kısıtlanmışlardı, gelgelelim şu anda çok daha az kısıtlanmış durumdalar ve sadece koordine etmekle kalmayıp daha önce görmediğimiz şekillerde hareket edebiliyorlar. İran’ın İsrail ve ABD’ye karşı kendini bu şekilde ortaya koyabilmesi birkaç yıl önce imkansızdı.

Fakat şimdi ABD aktif bir şekilde yeni bir savaşı önlemeye çalışıyor, zira güç yansıtma kapasitesinin sınırlarına ulaştı ve bu durum, ABD ve AB’nin yürüttüğü politikanın artık daha fazla yaptırım [diğerlerini zorlamaktan ziyade geri tepen] ve taleplerini uygulamak için sahici yöntemlerden yoksun oldukları için diğer devletlere yalvarmak ve tehdit etmekle sınırlı olduğu iktisadi alanda da geçerli.

Bunu yakın zamanda Janet Yellen’ın Çin’e giderek ABD’nin rekabet etmek istediği üçüncü pazarlara daha az ihracat yapmaları için yalvarmasında ve ardından Tony Blinken’ın da aynı şeyi talep etmek üzere Çin’e gitmesi ama bunu daha fazla yaptırım tehdidiyle desteklemesinde görmüştük.

Ve elbette şimdi yaptırımlar geliyor ama hedeflerine ulaşamayacaklar çünkü asıl mesele Çin’in ABD’ye araç ihracatı değil, ABD araçlarının üçüncü pazarlarda rekabet edememesi ve bu da ABD’nin yaptırım alanının dışında kalan bir şey. Dolayısıyla Amerikan yaptırım sisteminin parçalandığına şahit oluyoruz. Hala ağırlığı var ama küresel Güney’de giderek daha az ağırlık taşıyor ve bu ülkeler, ilk kez alternatif yollara yönelmek için özgürleşiyor. Bu epey yeni bir durum ve hem ABD hem de AB buna hiç hazırlıklı değil ve 500 yıllık Batı dominasyonu sona ermek üzere.

Arjantin’deki Javier Milei fenomeninden de bahsetmek isterim. Dünya genelinde sağ popülist ve hatta düpedüz faşist hareketlerin yükselişinin küresel ekonominin finansallaşmasıyla ne ilgisi var? Bu yükseliş bir anomali mi yoksa egemen sınıflar tarafından kasıtlı olarak tertip edilen bir sürecin parçası mı?

Milei, Arjantin’deki ekonomik sorunlarından istifade etmeyi başardı ki bu sorunlar haddinden fazlaydı. “Faşist” kelimesi konusunda dikkatli olurum zira bu tür bir devlet örgütlenmesini hedeflediği bana pek açık gelmiyor. Bana göre Milei, ekonominin ne olduğuna dair çılgınca bir söylemle —ki bu da benim gördüğüm kadarıyla iktisadi gerçekliğe dair tamamen çarpıtılmış bir görüş— insanların gönlünü kazanan Margret Thatcher’ın aşırıya kaçmış bir biçimi.

Arjantin açısından yeterince ironik bir şekilde, politikaları büyük ihtimalle vaat ettiklerinin tam tersini üretecek ve ülkeyi sadece ABD’nin kurtarabileceği [Arjantin’in dış borcunun çoğu Amerikan doları cinsinden olduğu için] mali krizin daha da derinlerine sürükleyecek ve bu da Arjantin ekonomisini ABD’ye [eskisinden daha da fazla] teslim edecektir. Bu 1990’dan sonra Rusya’da yaşananları bir hayli andırıyor.

Ancak adil olmak gerekirse, durumun böyle olup olmayacağını bekleyip görmemiz gerekiyor. Arjantin’in egemen para biriminden vazgeçip “dolarizasyona” [ya da bunun daha yumuşak bir biçimine] gitmesinin Arjantin açısından faydalı olacağı bir senaryo göremiyorum. Ekonominiz üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmak için egemen ve işleyen bir para birimine ihtiyacınız var, bu nedenle Milei’nin politikaları bence Arjantin’in politik ekonomisi için intihar niteliğinde.

Fakat haklısınız, bu süreç Arjantin’de zaten Amerikan şirketlerine sıkı sıkıya bağlı olan ve ülkenin kalan milli varlıklarını satan ya da onları kontrol etmek için aracı olarak işlev gören nispeten dar bir elite fayda sağlayacaktır. Bunu Guatemala ve hatta Haiti’deki örneklerde de görüyoruz; çok çok küçük elitler Florida’da yaşıyor, çalışıyor ve çocuk sahibi oluyorlar ama yine de kendi ülkelerindeki zenginliğin büyük bir kısmını kontrol ediyorlar ve en tepede daha fazla kar sağlayabilecekleri sürece ülkelerine karşı her türlü ekonomik zorlamayı ilk alkışlayanlar onlar oluyor. Bu kapitalizmin en çirkin hali ama yine de zayıf Batı ekonomilerinde bu şekilde işliyor.

Okumaya Devam Et

SÖYLEŞİ

“Ukrayna’ya 1 trilyon dolar gönderin, yine de savaşın sonucunu değiştirmeyecek!”

Yayınlanma

Emekli CIA analisti Larry C. Johnson, Filistin-İsrail savaşından ABD’nin Ukrayna’ya yardım paketine ve Batı’nın Rusya’ya karşı tutumuna kadar diplomasiyi meşgul eden konularda açıklamalarda bulundu.

Emekli CIA analisti olan Larry C. Johnson, ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki terörle mücadele ofisi başkan yardımcılığı da yaptı. Terör, uçuş güvenliği kriz ve risk yönetimi konularında uzmanlığı olan Johnson, CIA’de çalıştığı dönemde iki üstün hizmet madalyası kazandı. Temmuz 1996’da Viyana’daki terörle mücadele konferansında ABD’yi temsil etti. 1988 Pan am 103 uçağına yapılan terör saldırısının soruşturmasında yer aldı. Hükümetlere ve şirketlere kara para aklama ve terör tehditleri konusunda danışmanlık sağlayan Berg Associates isimli bir şirket kurdu.

Nisan 2024’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Kuzey Akımı 2 boru hattına yapılan saldırıyla ilgili bir konuşma yapan Johnson, ABC, NBC, Fox News ve CNN gibi büyük medya kuruluşlarında terör olaylarıyla ilgili yorumlar da yaptı.

Emekli CIA analisti Larry C. Johnson, Filistin-İsrail savaşı, İsrail’in geleceği, ABD’nin Ukrayna’ya yardım paketi ve Batı’nın Rusya’ya karşı tutumlarına dair Harici’nin sorularını yanıtladı.

‘İsrail akıl dışı davranan aşırı Siyonistlerin eline geçmiş durumda’

  • Uluslararası toplumda ciddi bir baskı oluştu, özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail’e Gazze’de ateşkes yapması için baskı yapıyor. Hamas ateşkes anlaşmasını kabul etti ama hemen ardından, hatta belki birkaç saat sonra İsrail, Refah’a saldırmaya başladı. Peki İsrail’in ne tür sonuçlarla karşılaşacağını düşünüyorsunuz?

Özellikle Orta Doğu’daki Arap ve Müslüman ülkeler bir araya gelerek bu artık duracak demedikçe herhangi bir şeyle karşılaşacaklarını sanmıyorum. Biliyorsunuz, Türkiye sonunda İsrail’le ticareti askıya aldı… Buna petrol de dahil mi bilmiyorum. Eğer petrol hâlâ Türkiye üzerinden İsrail’e akıyorsa, Türkiye bu anlamda Filistinlilerin öldürülmesine olanak sağlıyor demektir. İsrailliler kadar bu da suça ortaklık. Aynı şey Ürdün’le, Suudi Arabistan’la, Mısır’la da geçerli. Arkanıza yaslanıp öfkenizi dile getirmek başka bir şey ama etkili bir şekilde bir araya gelerek “bakın buna izin verilemez” demek ve Suriye’yi ve Lübnan’ı da işin içine katmamak başka.

Gerçekte, bu noktaya kadar, Filistin halkı adına ayağa kalkıp savaşan tek ülke Yemen ve Husiler’dir. Herkes iyi bir mücadeleden bahsediyor ama pek bir şey yapmıyor. Bilirsiniz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nihayet öne çıkıp bir şeyler yapması için Türkiye’de bir seçimi kaybetmesi gerekti, üstelik o konuşmakta çok iyidir. Peki icraata ne dersiniz?

Bence insanların İsrail’in müzakere yoluyla bir çözüm aramadığını anlaması gerekiyor. Müzakere yoluyla bir çözüme ulaşmanın tek yolu, İsrail’in mevcut direnişinin tehdit altında olmasıdır. Çünkü İsrail’in Filistinlileri Gazze’den yok etme niyeti var. Onları zorla dışarı atacaklar. Batı Şeria’da da durum aynı. BM’nin tüm kararlarına rağmen, yasadışı işgal olduğu yönündeki tüm suçlamalara rağmen İsrail, akıl dışı olan bu aşırı Siyonistlerin eline geçmiş durumda. Tarih boyunca acımasız otoriterlerde gördüğümüz zihniyetin aynısı bunlar. Bu yüzden müzakere edilmiş bir çıkış yolu aramıyorlar. Yani Hamas askeri olarak galip gelemediği sürece ki bunu yapabileceklerini sanmıyorum çünkü hava güçleri ve hava savunma sistemleri yok, sahip oldukları tek şey küçük silahlar ve bazı tanksavar güdümlü füzeler, belki de birkaç roket daha ateşlenebilecek füzeler var ama bunlar aslında önemli değil. Dışarıdan müdahale gerekecek. Şimdi Biden yönetiminin güya İsrail’e silah sevkiyatını askıya aldığına dair bir rapor var ama bunu bir ceza olarak ya da İsrail’in yaptıklarından duyulan hoşnutsuzluğu ifade etmenin bir yolu olarak gösteriyorlar. Bu doğru olabilir ya da Amerika Birleşik Devletleri’nin gönderecek silahı da kalmamış olabilir. Sonra da bu silah yokluğunu İsrail’e baskı yapmak için bir şeyler yaptıkları izlenimini yaratmak için kullanıyorlar.

‘ABD’nin Ukrayna ve İsrail için mühimmat sıkıntısı var’

  • ABD’nin İsrail’e yönelik cephanesinin tükendiğini söylüyorsunuz, ancak şu anda Ukrayna’da farklı türde bir savaşın yürütüldüğü göz önüne alındığında, ABD’nin Ukrayna’da İsrail’e faydalı olabilecek aynı türde mühimmat kullandığını düşünüyor musunuz?

Evet. Demek istediğim, bir Patriot füze bataryasından bahsediyorsanız, elinizde gerçek araçlar ve bu araçların üzerinde bulunan fırlatıcılar var, aynı zamanda bunların içinde bulunan füzeler de var. Ukrayna’ya gönderilen Patriotların büyük kısmı yok edildi. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nden Ukrayna’ya gönderilebilecek yeni Patriot bataryaları mevcut değil çünkü bunları biz yapmadık ve kimse de yapmayacak. Oturup bir fabrikaya şunu yapmaya başla diyemezsiniz. İki hafta içinde onları almayı bekleyemezsiniz. Kullanılan füzeler veya roketler için de aynı şey geçerli, o Patriot füze bataryaları fırlatıcılardan ateşleniyor. Şu anda bunların da eksikliği var.

Amerika Birleşik Devletleri’nin geçmişte Patriot sistemlerini satın alan diğer ülkelere onları alıp Ukrayna’ya göndermeleri için yalvardığını gördünüz. Tabii artık Patriot İsraillileri rahatsız etmiyor. Demir Kubbeleri var ama Demir Kubbe’de de aynı sorunu yaşıyorlar. İran’ın yeni bir saldırısı durumunda konuşlandırabilecekleri sınırsız sayıda önleme füzesi veya roketleri yok. 155 milimetrelik top mermileri, bunların ciddi bir sıkıntısı var. ABD, Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu şeye ayak uyduramadı ve bu, 7 Ekim’de savaşın başlamasından önceydi. Yani bu tür mühimmat sıkıntısı var. İsraillilerin bir noktada ABD’den savaş tüfekleri, otomatik tüfekler satmalarını talep ettiklerini fark ettim; bu bana mantıklı gelmiyordu çünkü İsrail silah endüstrisi oldukça iyi ve çok sayıda savaş tüfeği üretiyor. Yani, neden bunları kendinizden almıyorsunuz? Neden bir ABD ürünü almak istiyorsunuz? Bu, Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri’ne gelip bize pompalı tüfek sat demesi gibi bir şey olur. Demek istediğim, sizin yaptığınız pompalı tüfekler Amerika’nın her yerinde satılıyor.

‘Siyonist devletin varlığını sürdürmeyi hak ettiğinden emin değilim’

  • ABD’nin İsrail’i nasıl desteklediğine ve İsrail’in Refah’taki operasyonuna gelince, Hamas’ın İsrail tarafından tamamen yenilgiye uğratılabileceğini düşünüyor musunuz? Çünkü biz en az yedi ay, sekiz ay süren bir çatışma gördük. Pek çok Amerikalı uzmanın Hamas’ın İsrail tarafından mağlup edilemeyeceğine dair endişeleri var.

Evet, İsrail her Filistinliyi tamamen yok etmeye kendini adamadığı sürece askerî açıdan Hamas’ı yenilgiye uğratamaz. Nazilerin Yahudilere yaptıkları açısından İsrail’in zaten Nazilerle eşit tutulabileceğini düşünüyorum. Ve şimdi burada aynı şeyleri Filistinlilere yapan Yahudiler var ki, dürüst olalım, Tevrat’a inanıyorsanız, Kuran’a inanıyorsanız, İncil’in Eski Ahit’ine inanıyorsanız, Filistinliler ve Yahudiler uzak akrabadır… Aynı soydan geliyorlar. İbrahim’den geliyorlar. Ve işte buradalar, kardeş kardeşi öldürüyor. Bu ölümcül bir günahtır. Ama yine de İsrail bunda ısrar ediyor. Böylece bu durumdan öldürerek kurtulabileceklerini düşünüyorlar. Yapamazlar. Ve diyelim ki, bir şekilde Hamas’ın tüm gerilla saldırılarını ve isyancı saldırılarını tamamen durdurmayı başarmış olsalar bile, bu ülkelerini daha güvenli hale getirmeyecek çünkü hala Hizbullah var. İsrail’in askerî açıdan Hizbullah’ı yenebilecek kadar güçlü olduğunu düşünmüyorum. Hamas başka bir mesele çünkü Hamas, her ne kadar eğitimli savaşçıları olsa da aslında bir ordu olarak organize değil. Ve şunu da kabul edelim ki, Hamas’ın ilk başlangıç ​​tarihi olan 1979’a kadar uzanan tüm tarihi boyunca, herhangi bir çatışmada bu kadar çok Filistinlinin öldürüldüğünü hiç duymamışlardı. İsrail, Filistinlileri benzeri görülmemiş bir düzeyde katlediyor. Biliyorsunuz sayı 40.000’e yaklaşıyor. Özellikle mide bulandırıcı olan ise yakılan, parçalara ayrılan ve vurulan çocuklar. İsrail’in bu tavrını tamamen iğrenç buluyorum. Biliyorsunuz, eğer bana iki yıl önce sormuş olsaydınız, muhtemelen İsrail’i desteklediğimi söylerdim.

Geldikleri noktanın insanlık adına bir utanç olduğunu düşünüyorum. Siyonist devletin insan hayatını hiçe sayarak hareket etmesi nedeniyle varlığını sürdürmeyi hak ettiğinden bile emin değilim. Ve onlar Hamas’ın berbat, korkunç bir terörist grup olduğunu söylediklerinde aslında gidip rakamlara baktım. Rakamlar çok üzücü bir hikâye anlatıyor. 2000’den Nisan 2024’e kadar Hamas’ın terörist saldırıları en fazla 1455 İsrailliyi öldürdü; bunların çoğunluğu Filistinlilere saldıran askerler, polisler ve yerleşimcilerdi. Tabii bunlar silahsız insanlar değildi. 24 yıl boyunca yılda 60 kişi demek bu. İsrail’in şimdi yaptığına bakın, 40.000 ölü erkek, kadın ve çocuğa yaklaşıyoruz. Ölen çocukların sayısı ise 15.000’i aştı. Bu bir dehşettir ve buna izin verilmemelidir.

Ama yine de görüyoruz, gördük, bunu daha önce de gördük. Ruanda’da Hutular ve Tutsiler birbirlerini öldürürken dünya sessiz kaldı. Yahudiler Naziler tarafından katledildiğinde dünya yine sessiz kaldı. Ve şimdi bu durum Filistinlilere de yapılıyor ve orada burada bazı protestolar oluyor. Belki de tek umut, dünya çapında yeterince öğrenci protestosunun olması ve bunların hükümetler üzerinde, sonunda onları aksi yönde hareket etmeye zorlayacak kadar baskı oluşturmasıdır. İsrail’in Filistinlileri öldürmeye devam edeceğini düşünüyorum.

‘Hamas, bir ulusal kurtuluş örgütüdür’

  • İki yıl önce size İsrail’in durumunu sorsaydım. Ülkenin destekçisi olacağınızı söylüyorsunuz. Peki bu İsrail’in Gazze’de ilk katliamı mı? Yani bunu zaten pek çok kez yapmadılar mı?

Bu ölçekte değil. Bu aslında her üç ayda bir dışarı çıkıp iki veya üç silahsız insanı vurmak demek. Yani bu çok çirkin. Normalleştirmek istemiyorum ama bu katlanılabilir hale gelir. Böyle durumları belki sadece bir sapkınlık olarak açıklayabilirsiniz. Kontrolden çıkan birkaç asker ya da belirli bir birlikti. Ama şimdi son yedi aydır görüyoruz ki, farklı bir şey var. Bu İsrailliler açısından bir hastalıktır, psikolojik bir hastalıktır. Başlangıç ​​olarak Filistinlileri insan olarak görmüyorlar. Onları, üzerine basılması gereken, öldürülmesi, yok edilmesi gereken insanlık dışı varlıklar, hamam böcekleri olarak görüyorlar. Ve birçok İsraillinin hem hükümet içindeki hem de hükümet dışı yetkililerin, her Filistinlinin bir Hamas savaşçısı olduğunu söylediğini duydunuz. Üç aylık bebekler Hamas savaşçılarıdır.

Ve baktığınızda bu dilimiz hakkında ilginç şeylerden biri: IŞİD ya da El Kaide gibi davrandıklarını ima ederek, onların bir terörist grup olduğunu söyleriz. IŞİD ve El Kaide, uluslararası terör örgütü olarak adlandıracağım iki örgüt; bu da onların belirli bir coğrafi bölgenin dışında operasyonlar yürütmeyi arzuladıkları anlamına geliyordu ve saldırı gerçekleştirebilecek kadar uluslararası bir örgütlenmeye sahiptiler. Ama Hamas öyle değil. Hamas ulusal bir kurtuluş örgütüdür. Müslüman Kardeşler’e bağlı değiller, her ne kadar İslam’a bağlı olsalar da hatırladığım kadarıyla, Filistin’de yaşamak için İslam’a geçmeniz gerektiği konusunda ısrar eden İslamcı radikaller değiller. Dolayısıyla Hamas, medyanın popüler uluslararası İslamcı terörist tasvirinden farklı bir meseledir. Ve son dönemde gördüğümüz gibi, neredeyse 20 yıla yaklaşırken IŞİD Şii Müslümanlara saldırıyor. Ve biliyorsunuz, IŞİD’in en büyük hedeflerinden biri İran’dı ve bu da kısmen Batı’nın neden IŞİD’in destekçisi olarak görülebileceğini açıklıyor çünkü Batılılar IŞİD’i İran’a saldırmak için bir araç olarak görüyorlar. Ve IŞİD’in motivasyonu tamamen İslam’ı bozmak, yani İslam’ın ilkelerini ve ilkelerini ihlal etmektir.

‘ABD’nin Ukrayna yardım paketi savaşın sonucunu değiştirmeyecek’

  • Savaşın başladığı 2022’den bu yana Batılı analistlerin Rusya’nın cephanesinin çok yakında tükeneceği yönünde yorumlarını gördük ve duyduk. Mermileri bitecek, mekanize araçları bitecek ve çöküş çok yakında ifadeleri sıkça kullanılmıştı. Öte yandan Rus analistlerde de benzer bir düşünce hakimdi. Ukrayna’nın şimdiye kadar gösterdiği direnişi göstermesini beklemiyorlardı. Şimdi ABD Kongresi’nden 60 milyar dolarlık bir paket geçti., CIA direktörü Bay Burns, bunun Ukrayna’nın 2025’e kadar hayatta kalmasına yardımcı olacağını söyledi. Peki Ukrayna’daki savaş alanındaki durumu nasıl analiz ediyorsunuz?

Hayır, Burns yanılıyor. Ukrayna’nın yaz sonundan ağustos ayına kadar hayatta kalabileceği için şanslı olacağını düşünüyorum. 60 milyar dolar gönder. Lanet olsun, onlara 300 milyar gönder. Onlara bir trilyon dolar gönderin. Bu savaşın sonucunu değiştirmeyecek çünkü biliyor musun? Bir trilyon dolarla yeni bir asker satın alamazsınız. Ya da belki bir yerden bir paralı asker satın alabilirsin, tamam, askere yazılacağım, bana 2 milyon dolar söz ver, gelip senin için savaşacağım diyecek kadar aptal birini. Ve sonra da cephede harcanıp gidecekler. Rusya sonuçta hala Rusya. Yaptıklarında hata yapmadılar. Bunu, başlangıçta Ukrayna’yı müzakere masasına getirmeye yetecek bir kuvvet oluşturacağımız ve müzakere yoluyla bir anlaşmaya varacağımız varsayımıyla ilerlediklerini düşünüyorum.

Aslında bu strateji işe yaradı çünkü hatırlayacağınız gibi Türkiye’deki barış müzakereleri, sanırım Ankara’da gerçekleşti ve başarılı oldu. Ruslar ve Ukraynalılar ilk anlaşmaya vardılar. Ana hatların hâlâ üzerinde çalışılması gerekiyordu. Ayrıntıların üzerinde çalışılması gerekiyordu ama ilk başta bir anlaşmaya varacaklardı. Ama sonra Lloyd Austin, Savunma Bakanı Anthony Blinken, Joe Biden ve sonra da Boris Johnson bu karışıma dahil oldu ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’yi anlaşmadan çekilmeye ikna etti. Tam o gün, sanırım 31 Mart’tı, Başkan Putin Rus ordusuna geri çekilme emri verdi.

Unutmayın, yaklaşık 40 kilometrelik tank konvoyları, zırhlı konvoyları vardı. Aslında Kiev’in kuzey kısmını işgal ettiler. Putin iyi niyetin bir işareti olarak geri çekilmelerini emretti. Bu müzakerelerin doğru yönde ilerlediğini göstermek için iki gün sonra 1 Nisan’da geri çekildiler. 2 Nisan’da Bucha’da bir grup Ukraynalı sivilin öldürüldüğü ve cesetlerin sokaklara atıldığı zulmü gördük. Batı ise aceleyle Rusya’yı suçladı. Bu bir Rus savaş suçuydu dediler. Aslında bu bir yalandı. Bu koca bir yalandı çünkü Rus kuvvetleri günler önce çekilmişti. O insanlar öldü. Ukrayna güçleri tarafından öldürüldüler. Bu, Rusya’yı karalamak ve Ukrayna’nın gücünü artırmak için tasarlanmış, Batı destekli bir istihbarat operasyonuydu. Ruslar daha sonra yıpratma savaşı dediğimiz şeye geçtiler. Onların stratejisi yıpratma stratejisiydi, bu da bölgeyi korumak için savaşmadığınız anlamına geliyor. Diğer tarafta mümkün olduğu kadar çok kayıp vermek için savaşıyorsunuz.

Taktiksel olarak çekilmeniz gerekiyorsa taktiksel olarak çekilirsiniz. Orada oturup kuma bir çizgi çekmeyeceksiniz. “Ne pahasına olursa olsun bu bölgeyi elimizde tutmalı ve mümkün olduğunca çok adam kaybetmeliyiz” dememelisiniz. İşte bu yüzden çekildiler, önce Kharkiv’den çekildiler, sonra da Kherson’da Dinyeper nehrinin batı kıyısında oturan birlikler ve o sırada General Surovikin onların geri çekilmesini emretti. Tabii ki, Shoigu veya Gerasimov’la genelkurmay başkanının izniyle geri çekilme emrini verdi. Bunun üzerine Ruslar nehrin doğu yakasına gelip mevzilerini alıyorlar. Bu arada üç savunma hattı inşa ediyorlar. Sanırım ne olacağına dair oldukça iyi bir fikirleri var. İşte tam bu noktada Batı, tüm bu süreç boyunca Rusya’nın askeri kabiliyetine dair hiçbir anlayışa sahip değildi. Batı, 1990’lı yıllara dayanan, yanlış varsayımlara dayalı bir anlatının içine hapsolmuştu. Ve bazı durumlarda, sanırım Rusları hala Sovyet komünistleri olarak nitelendirdiler ki bu tamamen saçmalık. İşte her şey burada. Ah, Rusların füzeleri bitiyordu.

Görünüşe Batı’daki hiç kimse dünyadaki tüm ülkeler arasında uranyum, alüminyum, domuz demiri, demir cevheri, gaz, petrol gibi doğal kaynaklar bakımından bir numaralı ülkenin Rusya olduğunu fark edemedi. Nikel, nadir mineraller, bilirsiniz, listeyi aşağıya doğru inersiniz. Rusya’nın hayatta kalabilmesi, sanayiyi sürdürebilmesi için kendi madenleri yeterli, ihtiyaç duyduğu şeyleri üretmek için başka bir yere gitmesine gerek yok. Batı, Rusya’nın Batı gibi endüstriyel kapasitesini yok etmediğini gördü. Batı ihtiyaçlarının çoğunu Asya’ya, Güney Amerika ve Meksika’ya gönderdi. Ve böylece Rusya birdenbire bir düğmeye basıp sanayisini harekete geçirebildi ve birdenbire füzeler, roketler, top namluları, toplar, tanklar, uçaklar üretmeye başladılar. Bilirsiniz, insanlar Çin’in çok büyük bir sanayi devi olduğundan bahsediyor. Evet doğru. Ancak Çin kendi ticari uçağını üretemiyor, Rusya üretiyor. Rusya, Rusya’nın etrafında uçacak ve %100 Rus parçalarıyla inşa edilmiş ticari uçak üretebilir ve üretti. Yani Batı Rusya’nın zayıf bir taraf olmadığını anlamada başarısız oldu. Eski senatör John McCain, Rusya’yı bir ülke ya da ülke görünümüne bürünmüş bir benzin istasyonu olarak tanımlamıştı. Sadece aptal. Aptal ve kibirli. Ama o öyleydi, aptal ve kibirli.

‘Almanya ABD ona ne yapmasını söylerse onu yapacak’

  • Geçen günlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde bir konuşma yaptınız. Kuzey Akımı boru hattına yapılan saldırıdan bahsettiniz ve durum açıkça tüm dünyada tartışılan bir konuydu. Gördüğümüz kadarıyla, ABD ne kadar Ukrayna’yı parmakla gösterse de bu konuyla ilgili küresel fikir birliği, ABD’nin sorumlu olduğu yönünde. Ancak operasyonun kapsamı göz önüne alındığında Ukrayna’nın bunu başarması beklenmiyor. Yani Almanya bu tartışmanın merkezinde ama aslında konuyu halının altına süpürüyorlar. Konu hakkında konuşmaktan hiç keyif almıyorlar. Ancak kapalı kapılar ardında Alman karar vericilerin konuyu ABD ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmek için bir neden olarak gördüğünü düşünüyor musunuz?

Hayır, talihsiz olan da bu. Amerika Birleşik Devletleri’nin kurbanı oldular ve bu konuda hiçbir şey yapmıyorlar. Birine benim için Olaf Scholz’u boynunda bir tasma ve Joe Biden’ın elinde bir köpek tasması ile gösteren siyasi bir karikatür yaptırmaya çalışıyordum, çünkü öyleydi. Onlar tasmanın ucundaki bir köpek ve sahibi ABD onları nereye sürüklemek isterse oraya gidecekler. ABD onlara ne yapmalarını söylerse onu yapacaklar. Biz onlara yemelerini söylediğimiz şeyleri yiyecekler. Biliyorsunuz bu bir ülke için aşağılanmadır. Bunda onur yok. Ama bunun kendilerine yapılmasına izin veriyorlar. Hangi sebeple bilmiyorum. Çünkü Almanya’ya yapılan bu saldırının ekonomik sonuçları derin oldu. Almanya sözde uluslararası kurallara dayalı düzeni koruma konusunda ısrarcı değil. Mesela Türkiye’den kaç tane boru hattı geçiyor biliyor musunuz? En az üç, belki daha fazla olduğunu düşünüyorum. Birisi boru hatlarınızdan birini havaya uçurursa, arkanıza yaslanıp “Bunu kimin yaptığını bilmiyorum dostum” mu diyeceksiniz. Bu korkunç. Siz de haklı olarak öfkelenirsiniz ve bunu kimin yaptığını bulmak ve bunu yapanlardan hesap sormak istersiniz.

Nord Stream’de göremediğimiz şey de bu. Yani batıdaki çılgınlar bununla Rusya’ya zarar vereceğimizi sandılar. Boru hattını havaya uçuruyorlar. Yani boru hattının tamamı Rusya’nın Avrupa’ya ucuz gaz sağlayabileceği bir dağıtım mekanizmasıdır. Boru hattı artık orada değil. Rusya gazı hâlâ topraktan üretiyor. Sadece farklı şekillerde göndermeleri gerekiyor. Bu da nakliyeyi yapan kişilerin daha fazla para kazandıkları için zenginleşecekleri anlamına geliyor. Ve hattın sonundaki tüketiciler, ulaşım maliyetleri arttığı için daha fazla ödeyecekler. Bu ileri düzey matematik yapmak zorunda kalmaya benzemiyor. Bu basit toplama ve çıkarma işleminin bir parçasıdır. Ve bu anlamda, Rusya’ya ekonomik olarak zarar vermedi ama sadece Almanya’ya değil, tüm Avrupa’ya zarar verdi çünkü gaza daha fazla para ödüyorlar. Ve fiyatlar yükseldiğinde, bu durum tedarik hattını etkiliyor, işleri etkiliyor. Almanya’da kapanan ve ülke dışına taşınan çok sayıda fabrikanız oldu. Asıl şok edici olan Almanların bunu kabul etmeye bu kadar istekli olmaları. Biliyor musun, bu gerçekten utanç verici.

‘Herkes aklını mı kaçırdı? Tayvan bir ülke değil, Çin’in parçasıdır!’

  • Avrupa’nın ABD ne isterse yaptığını söylediniz. Çin devlet başkanı Bay Xi Jinping Avrupa’ya bir gezi düzenledi. Çin’in Tayvan meselesiyle ilgili de beklentileri var. ABD’nin Çin’den ekonomik olarak kopmak istediğini biliyoruz. Kendi çıkarları da göz önünde bulundurulduğunda Avrupa’nın bu kopuşta ABD’yi takip edeceğini düşünüyor musunuz?

Herkes aklını mı kaçırdı? Alzheimer hastalarının hafızası mı kalmadı? Tayvan Çin’in bir parçasıdır. ABD’nin 1972’de desteklemeyi kabul ettiği tek Çin politikası buydu. Bunun sonucunda Tayvan artık Birleşmiş Milletler’de masaya oturabilecek bir ülke olarak tanınmıyordu. Tayvan bir ülke değil Çin’in bir parçasıdır. Bunu kabul etmek zorundalar. Ya da Batı hayır demek isterse “artık bunu kabul etmeyeceğiz.” “Çin’le savaşa girmek istiyoruz” mu diyorsunuz? Tamam, devam edin. Gerçek şu ki Çin, dünyayı fethetmeye hevesli emperyal bir güç olarak gösterilmeye devam ediliyor. Son 45 yılda kendi sınırları dışında yürüttükleri tek askeri operasyon Vietnam’a saldırıydı o zaman da Vietnam Kamboçya’ya saldırıyordu. Yani Çin, Fransızlar gibi, Amerikalılar gibi, İngilizler gibi Afrika’da, Sahel’de Çin askeri üsleri kurarak dünyayı dolaşan saldırgan bir seferi askeri güç olmadı, yani sömürgeci sorunu olan Batı’dır Çin değil.

Çin’in Avrupa ziyareti, birincisi, Macron’la konuşmak, Macron’u tekrar gemiye alıp Avrupalıları Rusya ile ciddi bir müzakere başlatmaya ikna edecek bir şeyler yapıp yapamayacağımızı görmek amacıyla gerçekleşiyor. Ama sonra Macarlar ve Hırvatlarla buluştu. Temelde Rusların yanında yer aldılar. Sanırım bir nevi bu devletlere, Rusya’nın tutumuna verdikleri destek nedeniyle Avrupa kıtası içinde kendinizi izole edilmiş hissedebilecekleri için güvence sağlıyor. Sanırım gönderdiği mesajlardan biri bu. Bence Tayvan’la ilgili ortaya çıkan bu histerinin çoğu, Batı’nın bir düşman yaratma ihtiyacından kaynaklanıyor; böylece ABD’nin yılda bir trilyon dolara yaklaşan savunma bütçesini haklı gösterebilirler. Bence geriye dönüp gerçeklerle yüzleşelim. Biz anlaştık, ulusumuzun liderleri 52 yıl önce Tayvan’ın Çin’in bir parçası olduğu konusunda hemfikirdi. Dolayısıyla tek Çin politikası. Anlaşmalara uyalım.

‘Birleşik Krallık solan bir güç.’

  • Bildiğimiz gibi Süveyş krizinden bu yana küresel sahnede nüfuz açısından Birleşik Krallık’ın ABD’nin ardından ikinci sırada yer aldığını görüyoruz. Ancak Birleşik Krallık’ın küresel siyaseti etkileme konusunda göründüğünden çok daha güçlü olduğu iddiası hep dile getiriliyor. Suriye iç savaşıyla birlikte Rusya ile İngiltere arasında ciddi bir istihbarat savaşı gördük. Ve şimdi Ukrayna’da, Ukrayna operasyonlarının istihbarat alanında CIA’den çok MI6 ile bağlantılı olduğuna dair raporlar bile var. Peki Londra’daki ekonomik gücü ve MI6 nüfuzu ile Birleşik Krallık’ın dünya çapında düşündüğümüzden çok daha fazla etkiye sahip olduğu fikirlerine katılıyor musunuz?

Benim görüşüme göre İngilizler, pis, küçük bir Chihuahua’ya, küçük minnacık bir köpeğe benziyor. Gerçekten huysuz, kimseyle anlaşamıyor ve konu söz konusu olduğunda gerçekten ilgisiz, bilirsiniz, bazı kargaşaları yaratma yeteneğine sahip. İngilizler hâlâ kendilerini küresel sömürgeci güç olarak görüyorlar. Artık değiller. Bir şakadan ibaretler. Donanmaları uçak gemilerini bile çalıştıramıyor. Mayın tarama gemilerinden biri başka bir mayın tarama gemisine çarptı. Biliyor musun, araba kullanmayı bile bilmiyorlar. Artık teknelerini, gemilerini nasıl satacaklarını bilmiyorlar. Zamanında kendisini küresel bir deniz gücü olarak kabul ettiren ülke. Burada Rusya’ya saldırmak ve onu kışkırtmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve bunu hiçbir kontrol duygusu olmadan yapıyorlar. Ama çok fazla güçleri yok. Ekonomik bir güç değiller. Son baktığımda GSYH açısından dünyada ilk 10’da bile değillerdi. Birleşik Krallık solan bir güç. Ve solan tüm güçler gibi onlar da debeleniyorlar. Birilerini yakalayıp yanlarına çekebilirler ama Britanya durumu tersine çeviremeyecek. 70.000 kişilik bir orduları var. Bu hiçbir şey değil. Tankları, sanırım askeri güçlerinin en iyi göstergesi, rakip tanklarından biri çamura batmıştı, bilirsiniz, dışarı çıktı, çamura battı. Çıkaramadılar. Bu Britanya’yı anlatıyor. Bu yüzden Ukraynalılara karşı çok agresif olacaklarından şüphem yok ama biliyorsunuz, çeklerin çoğunu onlar yazmıyorlar. Her zaman prensibe inanın. Para konuşur, biliyorsun veya altın kural altına sahip olanlar kuralları koyar. Ve bu durumda ABD altın kuralın kralıdır. Paranın büyük kısmını biz sağlıyoruz. Ukraynalılar İngilizleri dinlemeden önce bizi dinleyecekler, çünkü biz daha iyi para ödüyoruz.

‘MI6’in ve CIA’in devrinin geçtiğini düşünüyorum’

  • Evet ama onların istihbaratı ne olacak? Etki açısından onların istihbaratının CIA ile aynı seviyede olduğunu düşünüyor musunuz?

MI6 ve CIA genellikle açık kaynak istihbaratı kullanır. İnsan kaynağı istihbaratı genellikle saçmalıktır. Yapmıyorlar. Her iki tarafın da Rus hükümeti ve Rus ordusu içinde iyi bir nüfuzu veya varlığı yok. Ve bunun nedeni oldukça basit. Rusya’da aklı başında kim İngilizler ya da Amerikalılar adına casusluk yapmak için hayatını riske atmak ister ki? Hiç mantıklı değil. Her iki ülke de pek çok açıdan Rusya’dan daha az özgürlüğe sahip. Her iki taraf da siyasi muhaliflere yönelik siyasi zulümle meşgul; Rusya’yı sık sık bunu yapmakla suçluyorlar. Yani biliyorsunuz, Britanya gibi. Britanya da bir nevi polis devletidir. Kürtaj kliniğinin önünde dua ettiğiniz için tutuklanabilirsiniz. Dua etmek, yüksek sesle bile konuşmamak, sessizce dua etmek. Düşünce suçundan tutuklanıyorsun. Üst düzey Rus yetkililer bu şekilde kendilerini riske atacaklar. Yani istihbarat açısından bakıldığında, CIA ve MI6’in büyük ölçüde önemsizler. Kötü niyetle etkili oldukları nokta, Ukraynalıların Rusya içindeki hedeflerine karşı saldırılar düzenledikleri gizli eylemler planlamasına yardımcı olmaktır. Bunlar yine savaşı değiştirmiyor. Yaptıkları tek şey Rusları fena halde kızdırmak ve Rusların Ukraynalıları yok etme konusunda daha kararlı olmalarını sağlamak. Ama MI6’in ve CIA’in devrinin geçtiğini düşünüyorum.

‘Trump gelirse Ukrayna savaşını bitirir.’

  • Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşan seçimlerle ilgili. Gazze’de savaş devam ederken Biden yönetiminin anketlerinin her zamankinden daha düşük gittiğini gördük. Dolayısıyla dünyada Donald Trump’ın Kasım seçimlerinde geri dönüş yapacağı yönünde genel bir beklenti var. Peki olası yeni bir Trump yönetiminde ABD’nin dış politikası için ne öngörüyorsunuz? İsrail’le ilişkilerinin değişeceğini, güçleneceğini düşünüyor musunuz? Sizce Trump Ukrayna’daki savaşı bir günde bitirmek için söz verdiği şeyi yapacak mı?

Evet, Ukrayna’daki savaşı bitireceğini düşünüyorum. NATO’nun çok güçlü bir şekilde yeniden değerlendirilmesi için baskı yapacağını düşünüyorum. Ancak İsrail politikasının pek değişeceğini düşünmüyorum. Belki farklı bir bakış açısı getirecektir. Mesela Türkiye’yle, Ürdün’le, Suudi Arabistan’la, Mısır’la müzakereler yapmaya daha istekli olacak ve nasıl bir çözüm bulunabileceğini görmeye çalışacak. Netanyahu’nun hayranı değil, bu da Netanyahu’nun muhtemelen o noktada terk edilip gideceği anlamına geliyor. Ancak İsraillilerin çoğunluğu hâlâ Netanyahu’nun izlediği temel politikaları destekliyor. Dolayısıyla Trump gelse bile ABD’nin İsrail politikasında pek bir değişiklik olacağını görmüyorum. Aksine, Cumhuriyetçiler İsrail’in, Siyonist hareketin Demokratlara göre daha cesur destekçileridir. İsrail’i Cumhuriyetçilerle aynı coşkuyla desteklemekte tereddüt eden Demokratların sayısı daha fazla. Çin’e yönelik politikada bir değişiklik göreceğinizi düşünüyorum. Daha az hakaret edici olacaktır. ABD’nin şu anda yaptığı şey Çinlilere hakaret etmek. Çin bundan bıktı ve yoruldu. “Bize bu şekilde davranılmayacak” diyorlar.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English