Ortadoğu
İsrail’in ‘Suriye’ korkusu: Denge siyaseti başarısızlığa mahkûm

Suriye hava sahasında askeri hareket özgürlüğünü korumak isteyen Tel Aviv yönetiminin Ukrayna konusundaki tutumu ABD ve Batılı müttefiklerinden tepki görüyor. İsrail’e yöneltilen eleştiriler İsrail Dışişleri Bakanı’nın Ukrayna ziyareti sonrası görece hafifledi ancak bu kez Moskova ile ilişkilerin seyri endişe konusu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ukrayna’ya askeri yardım sağlanması konusunda geçen mart ayında ilk kez bir güvenlik toplantısı düzenledi. Toplantıda alınan kararların içeriği belli değil ancak Netanyahu’nun silah gönderme konusunu değerlendirdiği kaydediliyor. Ukrayna, İsrail’den Rus füzelerini durduracak hava savunma sistemi talep ediyor. İsrail bu sistemi göndermeyi henüz kabul etmedi ancak anti-drone ve füze uyarı sistemlerinin satışı için ihracat lisanslarını onayladı.
Ukrayna ordusuna ait hava savunma sistemlerinin mühimmatlarının yakın zamanda tükenebileceğine ilişkin sızan Pentagon belgeleri dikkate alındığında, İsrail’in Batı’dan gelen ısrarlara ne kadar daha direneceği belirsiz. Bu belirsizlik, Tel Aviv’in nükleer silah üretmeye yaklaşan ve İsrail’in potansiyel müttefikleriyle normalleşme anlaşmaları imzalayan İran’a karşı en sert mücadeleyi yürütmesi gerektiğine inandığı bir dönemde yaşanıyor. İsrail, Suriye’de İran’ın yönettiğini öne sürdüğü militan gruplara yönelik saldırılarını Tahran’la mücadelenin önemli bir ayağı olarak görüyor. Bu nedenle Suriye hava sahasına hâkim Rusya’yı karşına almak istemiyor ancak İsrailli analistlere göre vakit daraldı.
İsrail’in köklü yayın organlarından Haaretz’de yer alan analiz-habere göre, “Rusları kızdırmadan Ukraynalılara yardım girişimi başarısızlığa mahkûm ve İran- Rusya arasında artan askeri iş birliği İsrail’in Suriye’de, Rusya ile güvenlik koordinasyonunu tehlikeye atabilir.”
Jonathan Lis tarafından kaleme alınan ve içinde ismi belirtilmeyen İsrailli yetkililere dayandırılan görüşlerin de yer aldığı makale şöyle:
***
Yetkililer, Rusya’nın İran’la Gelişen İlişkilerinin İsrail’in Suriye’deki Güvenlik Koordinasyonunu Tehlikeye Attığı Uyarısında Bulundu
Moskova ile Washington arasında kalan (Batı) Kudüs’teki yetkililer, Ukrayna’daki savaşın İsrail’i denge kurmaya zorladığını ve ayak uyduramayabileceğini söylüyor.
İsrailli yetkililer, Ukrayna’daki savaşın ortasında İran ile Rusya arasında artan askeri iş birliğinin Moskova ile (Batı) Kudüs arasındaki ilişkilere önemli ölçüde zarar verebileceğine ve İsrail’in komşu Suriye’de, Rusya ile imrenilen güvenlik koordinasyonunu tehlikeye atabileceğine inanıyor.
Uzmanlar, İsrail’in Suriye topraklarındaki İran hedeflerine yönelik saldırılarında Tahran’ın Rus hükümetine iş birliği yapmaması için baskı yapabileceğini düşünüyor. Ayrıca, Haaretz ile konuşan bir siyasi kaynak, İsrail’in Moskova ile ilişkilerinin sarsılmakta olduğunu kabul etmesi ve Ukrayna’ya güvenlik yardımı sağlama olasılığını yeniden incelemesi gerektiğini söyledi.
Kaynak, “Rusya ile Batı arasındaki bu aşırı kutuplaşma, İsrail’in bu iki dünya arasında gezinmeye devam etmesine izin vermeyecek” dedi: “Moskova’nın İran’la yakınlaşması faktörünün yanı sıra, Rusya’daki gözlemler, ülkedeki Yahudilere de şu ya da bu şekilde zarar verecek insan hakları ihlallerine neden olan iç politik risklerin büyüdüğünü gösteriyor. Bu, çatışmaya yol açacak.”
Bu arada Başbakan Binyamin Netanyahu, Ukrayna’ya askeri yardımın uzatılması olasılığını reddetti ve hükümetin görece dahil olmama politikasına bağlı kaldı. Geçenlerde üst düzey bir yetkili, “Rus pilotlarına birkaç adım mesafede her gün uçak uçuran başka bir ülke bilmiyorum. İsrail’in, diğer ülkelerde olmayan bu sorunu var” dedi.
Ek olarak yetkililer, Ukrayna’ya yapılan yardımın Putin’in öfkesini çekmesinin Rus Yahudi cemaatine zarar verme ve iki ülkenin karşılıklı uçuşları durdurma olasılığı konusundaki endişelerini dile getirdiler.
Pazartesi günü Netanyahu, İsrail’in kabul ettiği Ukraynalı mültecilere yapılan yardıma ilişkin bir durum değerlendirmesi de yaptı. Toplantının sonunda, Ukraynalı mültecilere vizelerin uzatılması ve sağlık ve sosyal yardım da dahil insani yardım sağlanmasına devam edilmesini onayladı.
İsrailli bir kaynak, devletin Ukrayna’daki savaşa dair tutumunu eleştirdi: “Rusları kızdırmadan Ukraynalılara yardım konusunda düşük profil sergilemeyi rasyonelleştirme girişimi başarısızlığa mahkûm. Net olarak işe yaramayacak. Batı hareket ediyor ve biz sıkışıp kaldık.” İsrail’in “Ruslarla savaşmak zorunda olmadığını” da sözlerine ekledi: “İki ülke arasındaki ilişkilerin dondurulduğunu ilan etmemeli ve büyükelçiyi geri çağırmamalıyız. Ayrıca hava savunma sistemlerinin Ukrayna’ya teslim edildiğini duyurmak için acele etmeye gerek yok. Ancak durumu anlamak çok önemli.”
Bu değerlendirmeler, ABD’nin, İsrail’in tanksavar güdümlü füzeler ve gelişmiş hava savunma sistemleri de dahil Ukrayna’ya ölümcül silahlar transferinin yolunu açacak senaryoları araştırdığı, sızan Pentagon belgeleriyle ilgili New York Times haberine de yansıdı. Haberde Rusya’nın İsrail Hava Kuvvetleri operasyonlarını engellemek için Suriye’ye kasıtlı olarak gelişmiş hava savunma sistemleri yerleştirme ihtimalinin düşük olduğu belirtiliyor.
Ayrıca, sızdırılan belgeler Rusya, nükleer programına ya da Amerikan baskısıyla mücadelede İran’a yardım ederse örneğin silah transferi için üçüncü bir ülkeyi kullanmak gibi İsrail’in Ukrayna’ya ölümcül silah yardımına yol açacak başka olasılıkları da ortaya çıkardı. İsrailli yetkililer, geçenlerde Moskova’nın şimdilik İran’ın nükleer programına yardım etme ihtimalinin düşük olduğunu tahmin ettiklerini duyurdular.
Geçen şubat ayında İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’nın başkenti Kiev’i ziyaret eden ilk İsrailli bakan oldu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky ile İsrail’in akıllı erken uyarı sistemi tedarik edeceğine söz verdiği görüşmeden bir gün sonra Ukrayna Devlet Başkanı, İsrail’i insansız hava araçlarını ve füzeleri önleyecek bir sistemle askeri yardımını artırmaya çağırdı. Zelensky, Münih konferansında yaptığı konuşmada, “Hayatlarımızı mahvetmeye gelen Goliath’ı* yenmekten başka alternatifimiz yok” dedi: “Davud olmak savaşmak demektir ve biz savaşırız. Davud olmak, kazanmak için bir sapan tutmaktır. Henüz İsrail’in David Sling hava savunma sistemine sahip değiliz, ancak bunun yalnızca geçici bir mesele olduğuna inanıyorum.”
*Zelensky konuşmasında Eski Ahit ve Kur’an’da bahsi geçen ve Goliath-Davut hikayesine başvurmuştu.
Ortadoğu
Umman: Körfez güvenliğine en büyük tehdit İsrail’dir

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Körfez güvenliğine yönelik en ciddi tehditlerin bölge dışından, özellikle Tel Aviv’de alınan kararlardan kaynaklandığını ve İran’ı çevreleme politikasının çöktüğünü belirtti. Pazartesi günü Le Monde gazetesinde yayımlanan makalesinde el-Busaidi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının ve üslerinin Körfez ülkelerine somut bir güvenlik faydası sağlamadığını vurguladı.
Körfez bölgesinde kalıcı güvenliğin İran’ı dışlayan politikalarla sağlanamayacağını vurgulayan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, İsrail’in bölge dışından aldığı kararların asıl tehdit kaynağı olduğunu kaydetti. El-Busaidi, ABD’nin genişleyen askeri varlığının da Körfez ülkelerine somut bir güvenlik sağlamadığını ifade etti.
Bölgedeki en ciddi tehdidin İran’dan değil İsrail’den kaynaklandığını belirten Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, yıllardır Tahran’a karşı sürdürülen çevreleme politikasının Körfez’e güvenlik sağladığı düşüncesinin son savaşla birlikte çöktüğünü aktardı.
El-Busaidi, pazartesi günü Le Monde gazetesinde yayımlanan makalesinde, “Körfez güvenliğine yönelik en ciddi tehditler bölgenin kendi içinden kaynaklanmıyor. Aksine, bunlar bölge dışında, her şeyden önce Tel Aviv’de alınan kararlardan doğuyor. Artık bu sonuca itiraz etmek güç” ifadelerini kullandı. Ummanlı Bakan, Tahran’ın varoluşsal bir tehdit oluşturmadığını da vurguladı.
“ABD’nin askeri varlığı Körfez’e güvenlik sağlamadı”
El-Busaidi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını genişletmesini eleştirerek, bu durumun Körfez ülkelerine ne koruma sağladığını ne de somut bir fayda sunduğunu belirtti.
Umman Dışişleri Bakanı, makalesinde şu değerlendirmelere yer verdi:
“Bölgedeki devasa askeri harcamalar, Körfez’deki ABD üslerinin genişletilmesi ve uzaktan koruma sağlamak amacıyla sürdürülen kapsamlı ABD askeri varlığı büyük maliyetlerle kuruldu ve devam ettirildi. Ancak bunların hiçbiri gerçek anlamda bir fayda sağlamadı.”
Son savaşın, ABD, İsrail ve bazı Arap ülkelerinin İran’ı çevreleme politikasının bölgeye güvenlik sağladığı yönündeki inancı boşa çıkardığını kaydeden el-Busaidi, şöyle devam etti:
“Bu gerçek, yakın zamana kadar 45 yılı aşkın süredir büyük maliyetlerle sürdürülen çevreleme politikasını güvenlik adına katlanılması gereken bir maliyet olarak görenler tarafından bile artık kabul ediliyor.”
Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüsefer önceliği
Umman Dışişleri Bakanı, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlayacak bir düzenlemeye ulaşılmasının öncelik taşıdığını vurguladı.
Böyle bir düzenlemede İran’ın rolünün hayati önemde olduğunu belirten el-Busaidi, şu ifadeleri kullandı:
“Körfez kıyıları sekiz devlet tarafından paylaşılıyor. Umman ve Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki beş ortağı Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar’ın yanı sıra İran ve Irak da bu bölgenin parçası. Bu iki ülke de farklı dönemlerde çevreleme politikalarına ve askeri müdahalelere maruz kaldı.”
El-Busaidi, bu sekiz ülkenin tamamının koruması gereken hayati çıkarlara sahip olduğunu ve her birinin imkanları ile öncelikleri doğrultusunda ortak stratejik su yolunun güvenliğinden sorumlu olduğunu kaydetti.
Ummanlı Bakan, “Bu nedenle hiçbir ülke gelecekte kurulacak bölgesel güvenlik mimarisinin dışında bırakılamaz. Hepsi bu yapının tasarlanmasına ve uygulanmasına katılmalı, beraberinde getireceği sorumlulukları paylaşmalıdır” değerlendirmesinde bulundu. El-Busaidi, konuyla ilgili karmaşık müzakerelerin sürdüğünü de bildirdi.
Washington İslamabad mutabakatından geri adım attı
ABD, Washington ile Tahran arasında varılan İslamabad mutabakatının çeşitli maddelerinden geri adım attı. Bu maddeler arasında Hürmüz Boğazı’nın Umman ve İran tarafından ortaklaşa yönetilmesi de yer alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Washington’ı “Boğazın Muhafızı” ilan etti.
Umman Dışişleri Bakanı’nın makalesi, Washington ile Tahran arasında büyük bir askeri gerilimin yaşandığı dönemde yayımlandı.
İran, son günlerde ABD’nin ölümcül hava saldırılarına karşılık olarak Körfez’deki Amerikan unsurlarına çok sayıda füze ve İHA saldırısı düzenledi. Washington ise mutabakatı ihlal ederek İran’a yönelik saldırılarını sürdürdü.
Trump, ateşkesin sona erdiğini ilan ederek yakın gelecekte İran’a karşı daha ağır saldırılar düzenleneceğini söyledi.
ABD üsleri füze ve İHA saldırılarıyla hedef alındı
Salı günü erken saatlerde İran’a ait İHA ve füzeler, Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD üslerini ve askeri altyapıyı hedef aldı.
Birkaç gün önce de Tahran, ABD saldırılarına Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’deki Amerikan unsurlarını vurarak karşılık vermişti. İran ayrıca savaşın şubat ayında başlamasından sonraki ilk 40 gün boyunca hedef almaktan kaçındığı Umman’daki ABD varlıklarına da saldırılar düzenledi.
İran, Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi konusunda Umman ile doğrudan görüşmeler yürütüyor ancak kısa süre önce ABD ile Umman arasında bir deniz taşımacılığı koridorunun faaliyete geçirilmesini, mutabakatın ihlali olarak nitelendirerek kınadı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Umman ile istişare halinde gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık” dedi. Bekayi, “ABD’nin Umman üzerinde kurduğu baskı nedeniyle bu hedefe ulaşılamadı” ifadelerini kullandı.
İran Hürmüz için yeni otorite kurdu
İran, su yolunun gelecekteki yönetimini denetleme planlarının parçası olarak bu yılın başında Basra Körfezi Boğazlar İdaresi’ni kurdu.
İdareden salı günü yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:
“ABD güçlerinin bölgede gerçekleştirdiği ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapanmasına yol açan son kışkırtıcı eylemlerden önce, mutabakatın imzalanmasını takip eden üç hafta içinde İran’a ait olmayan 200’den fazla gemi İran ile koordinasyon kurdu. Bu gemilerin çoğuna geçiş izni ve sigorta güvencesi sağlandı.”
Ortadoğu
Bahreyn’de İran adına casuslukla suçlanan 3 kişiye müebbet

Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı. Başsavcılığın karara ilişkin açıklamasında, sanıkların ülkeye karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek amacıyla işbirliği yaptıkları kaydedildi.
Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına casusluk yapmakla suçlanan 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Başsavcılıktan 14 Temmuz’da yapılan açıklamada, “Üç sanık, Bahreyn Krallığı’na karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek ve ülkenin çıkarlarına zarar vermek amacıyla terör örgütü İran Devrim Muhafızları ve mensuplarıyla işbirliği yapmakla suçlandı. Mahkeme, sanıkların tamamını müebbet hapis cezasına çarptırdı” ifadeleri yer aldı.
Söz konusu kararlar, Bahreyn yönetiminin 28 Şubat’ta başlayan ABD, İsrail ve İran arasındaki savaştan bu yana yürüttüğü geniş çaplı baskı politikasının son adımı olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte yüzlerce kişi gözaltına alınırken halka açık toplantılar yasaklandı ve muhalifler hapsedildi. Uygulamaların ağırlıklı olarak ülkenin Şii çoğunluğunu hedef aldığı kaydediliyor.
Bahreyn İçişleri Bakanlığı, mayıs ayı başında aralarında yaklaşık 30 Şii din adamının da yer aldığı 41 vatandaşın casusluk yaptıkları ve DMO ile bağlantılı oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını duyurmuştu. Daha önce Bahreyn Temsilciler Meclisi, monarşinin baskı politikalarını ve İran’a karşı savaşa verdiği desteği kamuoyu önünde eleştiren 3 milletvekilinin üyeliğini düşürmüştü.
69 kişi aileleriyle birlikte vatandaşlıktan çıkarıldı
Nisan ayı sonunda Bahreyn yönetimi, “İran’ın düşmanca eylemlerini yüceltmek veya bu eylemlere sempati göstermekle” suçlanan 69 kişiyi ve ailelerini vatandaşlıktan çıkardı. Bahreyn Haklar ve Demokrasi Enstitüsü (BIRD), hukuki güvenceler ve itiraz hakkı sağlanmadan alınan bu kararı tehlikeli bir baskı döneminin başlangıcı olarak nitelendirdi.
Mart ayında ise Bahreynli yetkililerin, İran adına casusluk yapmakla suçlanan Şii aktivist Muhammed el-Musevi’yi işkenceyle öldürdüğü iddia edildi.
Musevi’nin cansız bedenine ait görüntülerde darp, kabloyla kırbaçlama ve elektrik verme sonucu oluştuğu belirtilen izlerin yer aldığı aktarıldı.
Manama yönetimi, İran liderliğine yönelik her türlü destek veya sempati ifadesine karşı sert ve zaman zaman şiddet içeren politikalarını sürdürüyor. Casusluk suçlamaları ise ülkenin güvenliğine yönelik tehditleri etkisiz hale getirmenin başlıca araçlarından biri olarak kullanılıyor.
ABD Beşinci Filosu Bahreyn’de konuşlu
Nüfusunun çoğunluğu Şiilerden oluşan ancak Sünni El Halife ailesi tarafından yönetilen Bahreyn, bölgedeki en büyük ABD deniz üssüne ev sahipliği yapıyor. ABD Beşinci Filosu’nun konuşlandığı bu üs, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta kritik rol oynadı.
Tahran yönetimi ise Washington ve Tel Aviv ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Bahreyn’e ve diğer Körfez ülkelerine yönelik binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi.
Ortadoğu
İran, Hürmüz Boğazı’nda BAE tankerlerini vurdu

Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı’ndan geçen iki petrol tankerinin İran seyir füzeleriyle vurulduğunu, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, sekiz kişinin ise yaralandığını duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin hava saldırılarına karşı başlattığı misilleme operasyonları kapsamında uyarıları dikkate almayan tankerleri hedef aldığını açıkladı.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimi, ülkeye ait iki petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri esnasında İran seyir füzeleriyle vurulduğunu bildirdi.
BAE Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Mombasa ve Al-Bahiyah adlı ulusal tankerler, Umman karasuları içinde, Hürmüz Boğazı’nın güney deniz rotasından geçerken iki İran seyir füzesiyle hedef alındı” ifadesine yer verildi. Bakanlık, Mombasa tankerinde çalışan Hindistan uyruklu bir mürettebatın yaşamını yitirdiğini, sekiz kişinin de yaralandığını açıkladı. Açıklamada, saldırı nedeniyle her iki tankerde yangın çıktığı, yangınların daha sonra kontrol altına alındığı ve gemilerde maddi hasar oluştuğu kaydedildi.
Abu Dabi yönetimi, saldırıyı bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden “uluslararası hukukun açık ve ciddi bir ihlali” olarak nitelendirerek kınadı. BAE ayrıca söz konusu gerilimi tırmandırıcı adımlara karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) verilerine göre salı günü Umman’ın Limah kentinin güneydoğusunda bir tankerin daha füzeyle vurulduğu saptandı.
BAE tankerlerine yönelik saldırıların, İran’ın ABD’nin son operasyonlarına karşı bölgede başlattığı yeni misilleme dalgası kapsamında gerçekleştiği bildirildi.
Devrim Muhafızları tankerlerin uyarıları dikkate almadığını savundu
İran Devrim Muhafızları Ordusu, bölgedeki çok sayıda ABD askeri tesisinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş kurallarını ihlal eden tankerlerin de hedef alındığını duyurdu.
Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, “Kuralları ihlal eden iki süper tanker ABD tarafından kandırıldı, Hürmüz Boğazı Deniz Güvenliği Kontrol Merkezi’nin tekrarlanan uyarılarını dikkate almadı ve seyir sistemlerini kapattı. Mayınlı bir koridordan geçmeyi seçerek deniz trafiğini tehlikeye attılar” ifadesi kullanıldı. Devrim Muhafızları, bölge ülkelerine “saldırgan düşmanla işbirliği” yapmamaları yönündeki uyarılarını yineledi.
İran, “Zafer II Operasyonu” adıyla başlattığı yeni harekât kapsamında Bahreyn’deki ABD askeri altyapısının da hedef alındığını açıkladı. Vurulan noktalar arasında silah depoları ile bir uydu iletişim merkezinin yer aldığı belirtildi.
Devrim Muhafızları Ordusu, Bahreyn’de konuşlu ABD Beşinci Filosu’na füze ve insansız hava araçlarıyla yeni saldırılar düzenlendiğini duyurdu. Açıklamada, yakıt depolama tesislerinin ateşe verildiği; Patriot radar sistemleri, filonun hava kontrol radarı, erken uyarı amaçlı C-RAM radar sistemi ile insansız güdümlü botların sevk ve idare edildiği komuta merkezinin imha edildiği aktarıldı. Devrim Muhafızları ayrıca Ürdün’deki ABD tesislerinin de vurulduğunu açıklayarak misilleme operasyonlarının devam ettiğini vurguladı.
İran ordusu da Kuveyt’teki hava savunma sistemleri, yakıt depoları ve mühimmat tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlendiğini bildirdi. Ordu, ABD’nin adımlarına karşı operasyonların süreceğini açıkladı. İran’ın bu açıklamaları, ABD’nin üst üste üçüncü gece ülkenin farklı bölgelerine ağır saldırılar düzenlediği sırada geldi.
Trump savaşı Kongre’ye bildirdi
Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı askeri harekâtın yeniden başladığını Kongre’ye resmen bildirdi. Trump yönetimi, bu adımla birlikte ABD ordusunun Kongre onayı olmadan bölgede faaliyet yürütebileceği 60 günlük yeni bir sürenin başladığını kaydediyor.
Reuters haber ajansının aktardığı mektupta Trump, “Bu askeri harekâtı, Amerikalıları, ABD’nin ulusal güvenliğini ve dış politika çıkarlarını koruma sorumluluğum doğrultusunda başlattım” ifadesini kullandı.
Pazartesi gecesi ve takip eden saatlerde, ABD’nin İran’a yönelik şiddetli saldırıları üst üste üçüncü gecede de devam etti. Yayınlanan görüntülerde, İran’ın Kiş Adası, Seravan kenti ve Washington’ın saldırılarıyla sivil teknelerin ateşe verildiği kıyı şeridi dahil olmak üzere ülke genelindeki ağır yıkım yansıdı. Saldırılarda bir milli park koruma istasyonu ve yem deposunun da hedef alındığı, bu saldırı sonucunda bir park korucusunun iki oğlu ve gelini dahil olmak üzere ailesinin hayatını kaybettiği bildirildi.
İran limanlarına yönelik ablukayı yeniden yürürlüğe koyan Trump, ABD’yi “Hürmüz’ün Muhafızı” ilan etti. Trump, Fox News televizyonuna verdiği demeçte, “Bu gece onlara çok sert vuracağız, yarın da çok sert vuracağız ve bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Hiçbir şeyleri yok. Büyük laflar etmek dışında hiçbir şeyleri kalmadı. Onları tanıdım ve tamamen delirmiş durumdalar” dedi.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya7 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi7 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor








