Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

İsrail’den Fetih yetkilisine suikast

Yayınlanma

İsrail Lübnan’da Filistinli Fetih Hareketi’nin silahlı kanadı El Aksa Şehitleri Tugayları generalinin içinde bulunduğu araca hava saldırısı düzenledi.

İsrail ordusuna ait insansız hava aracı Lübnan’ın güneyindeki Sayda kentinde bir araca saldırı düzenledi. Saldırıda Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin (Fetih) generallerinden Halil Makdah hayatını kaybederken alevler içinde kalan araç küle döndü. Saldırıda yaralananlar çevredeki hastanelere kaldırıldı.

Makdah’ın kardeşi komutan Munir Makdah yaptığı açıklamada, “Zafere veya şehit olmaya giden yoldayız. Suikastlar bizi daha da güçlendiriyor. Şehitlik bir onurdur. Direniş sahada kalmaya kararlıdır” dedi.

Halil Makdah İsrail tarafından yıllardır Hizbullah ve Devrim Muhafızları ile birlikte çalışarak İsrail’e saldırılar düzenlemekle suçlanan üst düzey Fetih yetkilisi Munir Makdah’ın kardeşiydi.

Saldırıyla ilgili IDF ve Şin Bet tarafından yapılan ortak açıklamada Makdah kardeşlerin Batı Şeria’daki terör hücrelerine para ve silah aktarmak için Lübnan’da Devrim Muhafızları ile birlikte çalıştıkları iddia edildi.

Fetih’in merkez komite üyesi Tevfik Tiravi AFP’ye yaptığı açıklamada Halil Makdah’ın öldürülmesiyle ilgili, “Bir Fetih yetkilisinin öldürülmesi İsrail’in bölgede geniş çaplı bir savaşı ateşlemek istediğinin bir başka kanıtıdır” dedi.

ORTADOĞU

“Ankara, HTŞ-SDG anlaşmasından memnun”

Yayınlanma

SDG-HTŞ anlaşması

ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Beşar Esad yönetimini devirerek Şam’da geçiş hükümeti kuran Heyet Tahrir Şam (HTŞ), SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda anlaşmaya vardı. Ankara’nın anlaşmadan memnun olduğu ve Suriye ordusuna entegre edilirken SDG komuta kademesinin değişeceği belirtiliyor.

HTŞ’nin kendini cumhurbaşkanı ilan eden lideri Ebu Muhammed Colani (Ahmed Şara) ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin (Ferhat Abdi Şahin) imzaladığı anlaşmada Suriye’nin toprak bütünlüğü vurgulanırken, Kürtlerin ülkenin asli bir unsuru olarak kabul edilmesi ve vatandaşlık hakkına sahip olması, kuzeydoğudaki tüm kurumlara da Şam yönetiminin dönmesi öngörülüyor.

Anlaşmanın maddeleri şöyle:

1- Tüm Suriyelilerin gelecekte haklarının güvence altına alınması, siyasi sürece katılımı ve devlet kurumlarının liyakat esasına göre inşası, dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın sağlanacaktır.

2- Kürt toplumu, Suriye devletinde asli bir topluluk olarak kabul edilecek ve vatandaşlık hakkı ile anayasal haklarının tümü güvence altına alınacaktır.

3- Suriye topraklarının tamamında ateşkes sağlanacaktır.

4- Kuzeydoğu Suriye’deki tüm sivil ve askeri kurumlar, sınır kapıları, havalimanı, petrol ve gaz sahaları dahil olmak üzere Suriye devleti yönetimi altında entegre edilecektir.

5- Tüm Suriyeli mültecilerin ülkelerine, köylerine ve evlerine geri dönüşleri sağlanacak, güvenlikleri ve korunmaları Suriye devleti tarafından garanti edilecektir.

6- Suriye devletinin, Esad rejimi çetelerine ve ülkenin güvenliğini ve birliğini tehdit eden tüm unsurlara karşı mücadelesi desteklenecektir.

7- Bölünme çağrıları, nefret söylemleri ve Suriye toplumunun bileşenleri arasında fitne yaratma girişimleri reddedilecektir.

8- Yürütme komiteleri, anlaşmanın uygulanması için çalışacak ve bunun yıl sonunu aşmaması sağlanacaktır.

“Ankara memnun”

CNN Türk Ankara Temsilcisi Dicle Canova, Ankara’nın anlaşmadan memnun olduğunu belirterek, “Kaynaklar anlaşmanın maddeleri dikkate alındığında ‘bizim için şu aşamada olumlu’ diyor” ifadelerini kullandı. Canova, katıldığı yayında özetle şunları aktardı: “Tüm askeri kurumlar devlet yönetimi altına alınacak. Bu nokta hep tartışılıyordu. YPG, Suriye ordusuna ayrı bir kol olarak mı entegre olacak diye. Ankara ‘hayır bu kabul edilemez, ordu içinde ordu olmaz’ diyordu. Belki henüz erken ama görünen o ki YPG’nin mevcut komuta kademesi gidecek. Kaynaklar onun için de çok beklenmeyecek diyor. Yarından itibaren farklı komutanlar atanabilir, beklenti bu yönde. Ve daha sonra da elbette Suriye ordusuna tam entegrasyon sağlanabileceği, bu yola girilebileceği yönünde beklentiler dile getiriliyor.”

YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG’nin IŞİD militanlarının tutulduğu hapishaneleri varlığının gerekçelerinden biri olarak sunduğunu hatırlatan Canova, “Çok değil, bu hafta sonu Ürdün’de beşli bir toplantı yapıldı ve oradan önemli bir karar çıktı. Bundan sonra oradaki hapishaneleri Suriye hükümeti devralacak ve komşu ülkeler de buna destek olacak.  Bir ortak mücadele merkezi kurulması kararı çıkmıştı. Bu da ya Türkiye’de ya da Ürdün’de olacak. Henüz netleşmedi, görüşmeler devam ediyor” dedi.

SDG, HTŞ’nin Suriye ordusuna entegre edildikten sonra Türkiye’nin Suriye ordusunu eğitmesinin gündeme geleceğini belirten Canova şunları kaydetti: “İleriki aşamalarda Suriye ile Türkiye arasında askeri işbirliği anlaşmalarının imzalanması da söz konusu olacak. Ve malum son dönemde bir askeri ateşe de atandı oraya. Önümüzdeki haftadan itibaren askeri görüşmeler hızlanabilir. Hatta bazı ziyaretler de beklenebilir önümüzdeki haftadan itibaren. Bu noktada YPG’nin de bu anlaşmaya imza atarak artık yavaş yavaş Suriye ordusuna entegre olacak olması o anlamda da önemli.”

Katliamdan kaçan 6 bini aşkın Alevi, Lübnan’a sığındı

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Katliamdan kaçan 6 bini aşkın Alevi, Lübnan’a sığındı

Yayınlanma

Suriye’nin Lazkiye ili başta olmak üzere sahil bölgelerinde yaşanan katliamlar nedeniyle çoğunluğu Alevi, 1476 ailenin Lübnan’a sığındığı belirtildi.

Lübnan resmi haber ajansı NNA’ya göre Akkar Valisi İmad el-Lebki, “(Suriye’de) Yaklaşık 10 gün önce yaşanan son kriz, Akkar kentine ve Dreyib bölgesinin bir kısmına büyük bir göçle sonuçlandı” dedi.  Birleşmiş Milletler, Kızılhaç ve Lübnan Afet Yönetim Merkezi ile koordinasyon halinde olduklarını vurgulayan Lebki, Akkar kenti, Dreyib bölgesi ve çevresindeki köy ve beldelere yaklaşık 6 bin 40 kişilik 1476 ailenin sığındığını belirtti.

Lebki, güvenlik konusunda şu ana kadar herhangi bir riskin olmadığına dikkati çekerek, aralarında Lübnanlı bazı ailelerin de olduğu sığınmacıların büyük çoğunluğunun Suriyeli Alevilerden oluştuğunu kaydetti.

Bu arada HTŞ’nin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Abdülgani, katliamlara gerekçe olan “devrik rejim unsurlarına yönelik askeri operasyonun” sona erdiğini açıkladı. Sana’ya göre Sözcü Abdülgani, “Güçlerimiz, Lazkiye ilindeki Muhtariyye, Muzayria ve Zubara köyleri ile Tartus ilindeki Dalye, Tanita ve Kadmous köylerinde devrik rejimin kalıntılarını etkisiz hale getirdi” dedi.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Suriye’deki katliamın sonuçları: Rus basınından değerlendirme

Yayınlanma

Son günlerde Suriye’nin Lazkiye ve Tartus vilayetlerinde, eski Suriye ordusu askerleri ile Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) yönetimine bağlı militanlar arasında başlayan kanlı çatışmalar Alevilere yönelik katliama dönüştü.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), çatışmalarda çoğu sivil olmak üzere 1000 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa Birliği, “Suriye’nin kıyı bölgelerinde hükümet güçlerine yönelik, Esad yanlıları tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen son saldırıları ve sivillere yönelik tüm şiddet eylemlerini” kınadı. Arap Birliği de benzer bir açıklama yaptı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı ise Suriye hükümetini olaylarla ilgili bağımsız bir soruşturma yürütmeye ve sorumluları cezalandırmaya çağırdı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “radikal İslamcı grupların eylemlerini” kınadı ve HTŞ yönetimini Suriye’nin kuzeybatısındaki trajedinin sorumlularını adalete teslim etmeye çağırdı.

Rubio, yaptığı yazılı açıklamada “ABD, Hristiyan, Dürzi, Alevi ve Kürt toplulukları da dahil olmak üzere Suriye’deki dini ve etnik azınlıkları desteklemektedir,” ifadeleri kullanıldı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, ise Suriye’deki durumun kötüleşmesiyle ilgili “endişelerini” dile getirdi ve HTŞ yönetimini kan dökülmesinin bir an önce durdurulması için mümkün olan her şeyi yapmaya çağırdı.

Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Vladimir Sajin, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra İran’ın hükümet ile muhalifler arasındaki mevcut çatışmada herhangi bir pozisyon alamayacağını belirtti.

Rusya Bilimler Akademisi Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi Enstitüsü (IMEMO RAN) Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Kıdemli Araştırmacısı Nikolay Suhov ise, Alevi ayaklanmasının uzun süredir hazırlandığını ve HTŞ militanlarının azınlığa yönelik kitlesel şiddetinin bu ayaklanmayı tetiklediğini söyledi.

Suhov’a göre, HTŞ çatısı altındaki grupların sayısı 25’ten beşe düşmüş olsa da, Şam henüz bu grupların faaliyetlerini tam olarak kontrol edemiyor.

Suhov, “Sivil halka karşı işlenen suçlara yabancı militanlar da karışmış durumda. Bazı gruplar resmi olarak hükümetle bağlantılı değil ve emirlerine uymuyor,” değerlendirmesini yaptı.

Suhov, bu militanların Alevileri kendi açılarından meşru bir hedef olarak gördüklerini belirtti.

Radikallerin Alevileri “sapkın” olarak gördüklerini ve onlara göre, Hristiyanlar ve Yahudilerin aksine devletin koruması altında olmayı hak etmediklerini düşündüklerine işaret eden Suhov, yaşananların HTŞ yönetiminin lideri Ebu Muhammed el-Colani’yi (yeni adıyla Ahmed Şaraa) bu tür tehlikeli müttefiklerden kurtulma fırsatı sunduğunu ifade etti.

Bu koşullarda Suriye’nin kuzeybatısındaki çatışmaların iç savaşın yeni bir güçle yeniden başlamasına yol açabileceğine dikkat çeken Suhov, ülkenin kuzeydoğusunu kontrol eden Suriyeli Kürtlerin, kendilerine net güvenlik garantileri verilene kadar silah bırakıp devlete entegre olmayı asla kabul etmeyeceklerini ve benzer bir tutumu, büyük olasılıkla ülkenin güneyindeki Dürzilerin de benimseyeceğini sözlerine ekledi.

ABD ve Rusya, Suriye’deki katliamların ardından BMGK’yı toplantıya çağırdı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English