Diplomasi
‘İsrail’e destek Washington’un Afrika’daki konumuna zarar veriyor’

Aşağıdaki çevirisini okuyacağınız makale, Batı’nın özellikle de ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin Afrika ülkelerindeki siyasi yansımalarını inceliyor. Quincy Enstitüsü’nde araştırmacı olan Alex Thurston’un kaleme aldığı analizde, İsrail’in saldırılarıyla hayatını kaybeden Filistinli sivil sayısı artıkça Washington’un Afrika’daki nüfuzu da tehlikeye giriyor: “Washington’un şu anda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümetine ve İsrail Savunma Kuvvetleri’ne verdiği muazzam mali, diplomatik ve askeri destek göz önüne alındığında, Afrika hükümetlerini Rusya’ya karşı- ya da küresel olarak ilgili diğer çatışmalarda- sıraya dizmesi daha da zor bir hale gelebilir.”
***
Afrikalılar ABD ve Batı’nın Gazze’de İsrail’e verdiği desteğin ikiyüzlülük olduğunu düşünüyor
Alex Thurston
IDF’nin saldırısı Washington’un Afrika’daki hükümetlerle ilişkilerini zora sokarken, bu ülkelerde Filistinlilerle dayanışmanın artması diplomatik zorlukları da beraberinde getiriyor.
İsrail’in Gazze’ye yönelik devam eden savaşının ABD için yarattığı pek çok diplomatik risk arasında ilk sıralarda Afrika dahil Küresel Güney’i daha da yabancılaştırmak yer alıyor.
Özellikle mevcut şiddete ilişkin kıta çapında yayınlanmış anket verileri olmadığı için Afrika kamuoyu hakkında genelleme yapmak zor. Ancak Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e saldırmasıyla başlayan çatışmalarda Afrikalı hükümetlerin başlangıçtaki bölünmüş tepkilerinden sonra şu anda çoğu Afrika hükümetinin, önde gelen Afrika siyasi gruplarının ve Afrika kamuoyunun önemli bir kısmının Filistin davasına sempati duyduğuna ve İsrail’in Gazze’deki mevcut askerî harekâtından dehşete düştüğüne dair çok sayıda gösterge var.
Birçok Afrika hükümeti tarihsel olarak bağımsız bir Filistin’i destekliyor. Ancak son yıllarda İsrail, her zaman istikrarlı bir şekilde olmasa da kıtadaki diplomatik varlığını artırdı. Örneğin 1999’da İsrail’i tanıyan Moritanya 2009’da İsrail’le ilişkilerini askıya aldı. Ancak mevcut krizin ortasında, Afrika hükümetlerinin neredeyse tamamı İsrail’in Gazze’yi bombalamasına ve işgaline karşı çıktı.
Örneğin 23 Ekim’de Ürdün’ün “düşmanlıkların durdurulmasına yol açacak acil, kalıcı ve sürekli bir insani ateşkes” çağrısında bulunan kararı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 120 lehte, 14 aleyhte ve 44 çekimser oyla kabul edildi. Aralarında 2020 sonlarında İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini öngören İbrahim Anlaşmalarını imzalayan Fas ve Sudan’ın da bulunduğu 35 Afrika ülkesi (Kuzey Afrika ülkeleri de dahil) karar lehinde oy kullandı. Hiçbir Afrika ülkesi karara karşı oy kullanmazken, Kamerun ve Etiyopya gibi bazı ülkeler de çekimser kaldı. Bu tür kararlara verilen destek doğrudan Amerikan isteklerine ters düşüyordu.
Diplomatik düzeyde, Afrika Birliği iki devletli çözümü desteklemeye devam ediyor ve 15 Ekim’de barış çağrısında bulunan ve İsrail’in ağır bombardımanından kaynaklanan yüksek sivil kayıplara gönderme olarak “toplu cezalandırmayı” kınayan açıklamasında Arap Birliği’ne katıldı.
Bu arada iki Afrika ülkesi İsrail’deki diplomatlarını geri çağırdı: Güney Afrika ve Çad. Güney Afrika’nın iktidardaki Afrika Ulusal Kongresi (ANC), 1994 yılında iktidara gelmeden önce bile Filistin davasının ve özellikle de ANC’den Nelson Mandela’nın “olağanüstü bir özgürlük savaşçısı” olarak nitelendirdiği Yaser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün uzun süredir destekçisiydi. 6 Kasım’da Pretoria, ve Dışişleri Bakanı Naledi Pandor’un İsrail’in Gazzelileri “toplu cezalandırması” olarak adlandırdığı ve hükümetinin de “soykırım” olarak nitelediği Gazze’deki sivil ölümleri gerekçe göstererek İsrail’deki büyükelçisini geri çağırdı.
İki gün önce de Çad, Tel Aviv’deki maslahatgüzarını geri çağırarak, “Filistin sorununa kalıcı çözüm getirecek ateşkes” çağrısında bulunmuştu. Çad’ın bu adımı özellikle önemli zira İsrail ile diplomatik ilişkilerini kısa bir süre önce geliştirmiş ve geçen şubat ayında büyükelçiliğini açmıştı.
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının hemen ardından İsrail’e destek veren bazı Afrika ülkeleri, İsrail’in karşılık vermesiyle ölü sayısı arttıkça daha nüanslı bir tutum sergilemeye başladılar: Örneğin Kenya, başlangıçta İsrail ile güçlü bir “dayanışma” açıklaması yaptı, ancak o zamandan beri gerilimi azaltma çağrılarını destekledi.
BM Genel Kurulu’ndaki oylamalara rağmen, Afrika hükümetleri kendi topraklarında Filistin yanlısı kitlesel eylemlere izin verme konusunda biraz daha temkinli davrandılar. Bu ihtiyatın en az iki nedeni var: bu tür gösteriler iç siyasi muhalefetleri tarafından kullanılabilir ve bazı hükümetler İsrail ile olan bağlarını sessizce sürdürmeyi umuyor.
Kuzey Afrika’da Filistin yanlısı protestolar Sahra Altı Afrika’dakinden daha güçlü oldu, İbrahim Anlaşması’nı imzalayan ve İsrail için önemi giderek artan bir ortak olan Fas bile büyük protestolara izin verdi. Öte yandan Sahra Altı Afrika’da, çoğunluğu Müslüman olan bazı ülkelerin hükümetleri bile protesto gösterilerine izin verme konusunda isteksiz davrandı: Örneğin 28 Ekim’de Senegal, Filistin Davası için Ulusal İttifak’ın bir miting düzenlemesine izin vermedi, ancak sonunda Dakar’da bir protesto düzenlendi. Bu arada Güney Afrika, yukarıda bahsedilen tarihsel dayanışmalar ve ANC’nin solundaki açık sözlü bir parti olan Ekonomik Özgürlük Savaşçıları’nın varlığı nedeniyle, Sahra’nın güneyindeki en büyük protestolardan bazılarına sahne oldu. Hem Sünni hem de Şii Müslümanlar arasında bir diğer önemli protesto alanı Nijerya’ydı.
Afrika kıtasının farklı bölgelerinde İsrail politikasına yönelik kınamalar, ABD’nin Afrika hükümetlerini Ukrayna savaşında taraf tutmaya ikna etme çabalarının büyük ölçüde başarısız olduğu bir dönemde geldi. Aralık 2022’de Washington’da düzenlenen ABD-Afrika Liderler Zirvesi öncesinde ve sonrasında, Biden yönetimi yetkilileri, Uganda’nın Yoweri Museveni’si gibi uzun süredir müttefik olanları bile Rusya’dan tamamen kopmak istemediklerini tespit etti.
Washington’un şu anda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümetine ve İsrail Savunma Kuvvetleri’ne verdiği muazzam mali, diplomatik ve askeri destek göz önüne alındığında, Afrika hükümetlerini Rusya’ya karşı- ya da küresel olarak ilgili diğer çatışmalarda- sıraya dizmek daha da zor bir hale gelebilir.
Batılı hükümetler (İrlanda gibi birkaç istisna dışında) İsrail’in askeri saldırılarına neredeyse koşulsuz destek verirken, “kurallara dayalı uluslararası düzen” fikri Küresel Güney’de pek çok hükümet ve halkları için giderek daha boş geliyor. Uluslararası Af Örgütü gibi Batı merkezli büyük uluslararası insan hakları örgütleri ve Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi büyük medya özgürlüğü gruplarına göre, bu eylemler toplu cezalandırma, sivillerin hedef alınması, gazetecilerin hedef alınması ve gıda, su ve elektriğin kesilmesine karşı uluslararası yasaları açıkça ihlal ediyor.
Etkili bir Güney Afrika dergisi olan The Continent’te önde gelen bir yorumcu, ABD’yi (ve diğerlerinin yanı sıra Almanya’yı) Örneğin, Almanya Devlet Başkanı Frank-Walter Steinmeier’in bu ayın başında Tanzanya’da soykırım düzeyindeki sömürgeci baskılar nedeniyle kamuya açık özür dilemesinin bazı Afrikalılar için tuhaf karşılanması gibi Filistin konusunda da derin bir ikiyüzlülükle suçluyor. Kenyalı bir yazar Birleşmiş Milletler’in etkisiz olduğundan, ABD hükümetinin Filistinlilerin ölümleri konusunda “umursamaz” göründüğünden ve “Batı medyasının… ABD ve İsrail propagandasının sözcüsü haline geldiğinden” yakınıyor.
Bu arada hem Ukrayna savaşı hem de Gazze’deki krizin ortasında, bazı Afrikalılar kıtanın kendi çatışmalarının ve trajedilerinin (Sudan, Etiyopya ve ötesinde) göz ardı edildiğini düşünüyor ki bu da deneyimli gözlemcilerin uyarıda bulunduğu bir dinamik. Dolayısıyla Washington, Afrikalıları ABD’nin belirli bir dizi evrensel değeri temsil ettiğine ikna etmekte giderek daha fazla zorlanabilir.
Afrika’da Filistin’in durumu etnik, dini, siyasi ve daha pek çok dayanışmayı çağrıştırıyor. Bu dayanışmalar mevcut çatışmanın ortasında büyüyor, İsrail’in diplomatik kazanımlarından bazılarını ortadan kaldırıyor ve Washington’un kendi diplomatik nüfuzuna uzun vadeli zorluklar yaratıyor.
Diplomasi
Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.
İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.
Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.
Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.
Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.
Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.
Düşük kârlı projelerden çıkış
Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.
Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.
Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.
Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.
Stratejik yönelimde değişim
Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.
Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.
Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.
CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.
Diplomasi
Ukrayna’da ordu ile savunma bakanı karşı karşıya

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un, ordu içindeki tedarik krizinin ardından Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığı ancak Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ikna edemediği belirtildi. The Economist dergisinin Kiev kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 35 yaşındaki teknoloji kökenli bakan ile geleneksel askeri liderlik arasındaki gerilim, füze ve mühimmat tedariki konusundaki anlaşmazlıklarla derinleşti.
Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy arasındaki görüş ayrılıkları ve nüfuz mücadelesi derinleşiyor.
The Economist dergisinin Kiev’deki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Savunma Bakanı Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i görevden aldırmak için girişimlerde bulundu ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’den bu konuda onay almayı başaramadı.
Temmuz ayı başında yapılan savaş konseyi toplantısında taraflar arasındaki gerilim belirgin şekilde dışa vurdu. Askeri liderlerin orta ve uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) operasyonlarındaki başarıları aktardığı toplantıda generaller, füze ve mühimmat tedariki konusundaki aksaklıkları gündeme getirerek Savunma Bakanı Fedorov’u hedef aldı.
Fedorov ise sene başında bütçeden maaşlar için ayrılan kaynakları acil İHA alımlarına aktarmamış olması halinde Kırım operasyonlarının yürütülemeyeceğini belirterek kendisini savundu.
Toplantıya tanıklık eden bir kaynak, tarafların ortak bir dil bulamadığını ve iki farklı koordinat sisteminin karşı karşıya geldiğini ifade etti.
“Sırskiy sistemi daha iyi biliyor”
Ocak ayında savunma bakanlığı görevine getirilen 35 yaşındaki Fedorov, teknoloji odaklı reformcu kimliğiyle biliniyor.
Dijital Dönüşüm Bakanlığı döneminde devlet hizmetlerini akıllı telefonlara taşıyan “Diia” uygulamasını hayata geçiren Fedorov, Rusya’nın 2022’deki askeri müdahalesinnin ardından Ukrayna’nın “İHA ordusu” projesine öncülük etti. Ancak askeri tecrübesinin olmaması, ordunun geleneksel kanadı tarafından eleştirilmesine yol açıyor.
Üst düzey bir istihbarat kaynağı, Fedorov’un askeri liderlerle doğrudan bir güç mücadelesinde şansının düşük olduğunu değerlendirerek “Sırskiy deneyimli, sistemi Misha’dan (Mihaylo Fedorov) çok daha iyi biliyor ve onu alt edecektir” dedi.
Göreve geldikten sonra Savunma Bakanlığı ve askeri tugaylarda geniş kapsamlı bir denetim başlatan Fedorov, 300 milyar grivna (yaklaşık 6,6 milyar dolar) tutarında usulsüz harcama saptandığını duyurmuştu.
Bakanlık yetkililerini yalan makinesi testine tabi tutan ve açık ihale sistemine geçerek 155 mm’lik topçu mermilerinin maliyetini yüzde 16 düşürdüğünü savunan Fedorov’un adımları, askeri hiyerarşide dirençle karşılaşıyor.
Haziran ayında yürürlüğe giren yeni reform paketiyle cephedeki piyadelerin aylık maaşlarının artırılması, yabancı asker istihdamının kolaylaştırılması ve firar eden askerlere cezasız dönüş hakkı tanınması gibi adımlar atıldı.
Fedorov’un teknoloji ve dijitalleşme alanındaki katkılarını kabul eden bazı üst düzey generaller ise bakanı askeri tecrübeden yoksun olmakla eleştiriyor. Bir general, Fedorov’u başkalarının fikirlerini sahiplenmekle suçlayarak eski ABD Savunma Bakanı Robert McNamara’ya benzetti.
Generaller, bakanın geliştirdiği “puanlama” sisteminin, lojistik ve gözlem gibi hayati ama arka planda kalan görevler yerine sadece cephedeki doğrudan imhaları teşvik ettiğini savunuyor.
Buna karşın Fedorov’un ordu içinde, özellikle teknoloji yoğunluklu birliklerde ve genç subaylar arasında destekçileri de yer alıyor.
Taarruz birliği komutanlarından Oleksandr Nastenko, Fedorov’un kaynakları askerlerin hayatını kurtaran teknolojilere yönlendirmesini olumlu karşıladıklarını belirterek “Gerçek şu ki, hantallaştık ve değişmek zorundayız” değerlendirmesini yaptı.
Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?
Siyasi geleceği Zelenskiy’nin kararına bağlı
Fedorov, haziran ayında Ukrayna televizyonu TSN’ye verdiği demeçte de Sırskiy ile bütçe ve kaynak dağılımı konusunda görüş ayrılıkları yaşadıklarını kabul etmiş, ancak aynı takımda çalıştıklarını vurgulamıştı.
Ukrayna ordusunun bağımsız tedarik ajansının eski başkanı Maryna Bezrukova, Fedorov’un pozisyonunu koruduğunu ancak Devlet Başkanı Zelenskiy’den tam bir siyasi destek alamadığını belirtti.
Diğer yandan ülkede geniş takipçi kitlesi bulunan bazı sosyal medya mecralarında, bakanın denetimindeki İHA ihalelerinde yolsuzluk yapıldığına dair iddialar içeren ve siyasi yıpratma kampanyası olarak yorumlanan paylaşımlar yapılmaya başlandı. Fedorov ise bu iddiaları kesin bir dille reddetti.
Devlet Başkanı Zelenskiy’nin seçim kampanyalarını da yöneten ve başkana yakınlığıyla bilinen Fedorov’un adı, yakın zamanda boşalan başbakanlık koltuğu için de geçiyor. Siyasi analistler bu adımı, bakanlık makamındaki reform projesinin sonlandırılması ve bir geri çekilme olarak okuyor.
Baskılara rağmen görevinde kalacağını belirten Fedorov, “Başkan bana vicdanıma göre hareket etmemi söyledi. Birçok insan bana saldırıyor, evet bu beni endişelendiriyor ama ne yapabilirim? Birilerine boyun eğerek bu görevden ayrılmak istemiyorum” diye konuştu.
Diplomasi
S-400’lerin devri yetmeyebilir

Türkiye’nin F-35 programına geri dönebilmek için Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini Körfez ülkelerinden birine satma seçeneğini değerlendirmesi bölge istihbaratında güvenlik endişelerine yol açtı. Ankara’nın sistemleri Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne devretmeyi planladığı belirtilirken, Euractiv sitesine konuşan uzmanlar bu formülün de ABD askeri teknolojilerine dair veri sızıntısı riskini ortadan kaldırmayacağını savunuyor.
Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini, ABD yapımı F-35 savaş uçağı programına yeniden katılabilmek amacıyla Körfez ülkelerinden birine satma olasılığı bölgesel istihbarat birimlerinde endişelere neden oluyor.
Euractiv internet sitesinin istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Ankara, S-400 sistemlerini Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) satma seçeneğini değerlendiriyor.
Bölgedeki bir istihbarat servisinin temsilcisi, böyle bir anlaşmanın ABD askeri teknolojilerine ait hassas verilerin Rusya’ya sızması riskini tamamen ortadan kaldıracağına şüpheyle yaklaştığını ifade etti.
İstihbarat yetkilisi değerlendirmesinde, “Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, ABD askeri üslerine ev sahipliği yapıyor ve Amerikan silah sistemlerini kullanıyor. Bu durum, gizli bilgilerin Moskova’nın eline geçmesi riskini aynı şekilde taşımıyor mu?” sorusunu yöneltti.
Rus diplomatik kaynaklar da Euractiv’e yaptıkları açıklamada, S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satılması ihtimalinin analiz edildiğini doğruladı ancak henüz çözülmemiş güvenlik sorunlarının yer aldığını kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise konunun kendi yetki alanlarında yer almadığını belirterek nihai kararın Kremlin tarafından verileceğine işaret etti.
Bir diğer bölgesel kaynak, Moskova’nın bu satışa onay vermek karşılığında Ankara’dan tavizler talep edebileceğini aktardı.
Bu tavizler arasında, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar konusundaki mevcut tarafsız tutumunu korumasının da yer alabileceği belirtiliyor.
Euractiv’in haberinde ayrıca, Yunanistan ve İsrail’in, Türkiye’nin F-35 programına geri dönmesine karşı çıktığı da hatırlatıldı.
Kremlin Sözcüsü Dmitri yPeskov, Ankara’nın S-400 sistemlerini bir Körfez ülkesine satma olasılığına ilişkin daha önce yaptığı açıklamada konuyu “son derece hassas” olarak nitelendirmişti.
Peskov, Moskova’nın bu hususta Türk tarafıyla temas halinde olduğunu ve bu görüşmeleri sürdüreceklerini beyan etmişti.
Kremlin: Türkiye’nin S-400’leri satma konusu son derece hassas
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce gerçekleştirilen NATO zirvesinde, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımları kaldırmaya ve ülkeyi F-35 programına geri kabul etmeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Türkiye, 2017 yılında Rusya ile yaklaşık 2,5 milyar dolar değerinde dört adet S-400 bataryası satın almak üzere anlaşma imzalamıştı.
ABD, bu alıma karşı çıkarak Türkiye’den Rus sistemleri yerine Amerikan Patriot sistemlerini tercih etmesini talep etmiş, Ankara’nın bunu reddetmesi üzerine Türkiye F-35 savaş uçağı ortak üretim ve teslimat programından ihraç edilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, S-400 alımının Suriye kaynaklı tehditlere karşı ülkenin hava savunma ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirildiğini açıklamıştı.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti








