Diplomasi
‘İsrail’e destek Washington’un Afrika’daki konumuna zarar veriyor’

Aşağıdaki çevirisini okuyacağınız makale, Batı’nın özellikle de ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin Afrika ülkelerindeki siyasi yansımalarını inceliyor. Quincy Enstitüsü’nde araştırmacı olan Alex Thurston’un kaleme aldığı analizde, İsrail’in saldırılarıyla hayatını kaybeden Filistinli sivil sayısı artıkça Washington’un Afrika’daki nüfuzu da tehlikeye giriyor: “Washington’un şu anda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümetine ve İsrail Savunma Kuvvetleri’ne verdiği muazzam mali, diplomatik ve askeri destek göz önüne alındığında, Afrika hükümetlerini Rusya’ya karşı- ya da küresel olarak ilgili diğer çatışmalarda- sıraya dizmesi daha da zor bir hale gelebilir.”
***
Afrikalılar ABD ve Batı’nın Gazze’de İsrail’e verdiği desteğin ikiyüzlülük olduğunu düşünüyor
Alex Thurston
IDF’nin saldırısı Washington’un Afrika’daki hükümetlerle ilişkilerini zora sokarken, bu ülkelerde Filistinlilerle dayanışmanın artması diplomatik zorlukları da beraberinde getiriyor.
İsrail’in Gazze’ye yönelik devam eden savaşının ABD için yarattığı pek çok diplomatik risk arasında ilk sıralarda Afrika dahil Küresel Güney’i daha da yabancılaştırmak yer alıyor.
Özellikle mevcut şiddete ilişkin kıta çapında yayınlanmış anket verileri olmadığı için Afrika kamuoyu hakkında genelleme yapmak zor. Ancak Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e saldırmasıyla başlayan çatışmalarda Afrikalı hükümetlerin başlangıçtaki bölünmüş tepkilerinden sonra şu anda çoğu Afrika hükümetinin, önde gelen Afrika siyasi gruplarının ve Afrika kamuoyunun önemli bir kısmının Filistin davasına sempati duyduğuna ve İsrail’in Gazze’deki mevcut askerî harekâtından dehşete düştüğüne dair çok sayıda gösterge var.
Birçok Afrika hükümeti tarihsel olarak bağımsız bir Filistin’i destekliyor. Ancak son yıllarda İsrail, her zaman istikrarlı bir şekilde olmasa da kıtadaki diplomatik varlığını artırdı. Örneğin 1999’da İsrail’i tanıyan Moritanya 2009’da İsrail’le ilişkilerini askıya aldı. Ancak mevcut krizin ortasında, Afrika hükümetlerinin neredeyse tamamı İsrail’in Gazze’yi bombalamasına ve işgaline karşı çıktı.
Örneğin 23 Ekim’de Ürdün’ün “düşmanlıkların durdurulmasına yol açacak acil, kalıcı ve sürekli bir insani ateşkes” çağrısında bulunan kararı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 120 lehte, 14 aleyhte ve 44 çekimser oyla kabul edildi. Aralarında 2020 sonlarında İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini öngören İbrahim Anlaşmalarını imzalayan Fas ve Sudan’ın da bulunduğu 35 Afrika ülkesi (Kuzey Afrika ülkeleri de dahil) karar lehinde oy kullandı. Hiçbir Afrika ülkesi karara karşı oy kullanmazken, Kamerun ve Etiyopya gibi bazı ülkeler de çekimser kaldı. Bu tür kararlara verilen destek doğrudan Amerikan isteklerine ters düşüyordu.
Diplomatik düzeyde, Afrika Birliği iki devletli çözümü desteklemeye devam ediyor ve 15 Ekim’de barış çağrısında bulunan ve İsrail’in ağır bombardımanından kaynaklanan yüksek sivil kayıplara gönderme olarak “toplu cezalandırmayı” kınayan açıklamasında Arap Birliği’ne katıldı.
Bu arada iki Afrika ülkesi İsrail’deki diplomatlarını geri çağırdı: Güney Afrika ve Çad. Güney Afrika’nın iktidardaki Afrika Ulusal Kongresi (ANC), 1994 yılında iktidara gelmeden önce bile Filistin davasının ve özellikle de ANC’den Nelson Mandela’nın “olağanüstü bir özgürlük savaşçısı” olarak nitelendirdiği Yaser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün uzun süredir destekçisiydi. 6 Kasım’da Pretoria, ve Dışişleri Bakanı Naledi Pandor’un İsrail’in Gazzelileri “toplu cezalandırması” olarak adlandırdığı ve hükümetinin de “soykırım” olarak nitelediği Gazze’deki sivil ölümleri gerekçe göstererek İsrail’deki büyükelçisini geri çağırdı.
İki gün önce de Çad, Tel Aviv’deki maslahatgüzarını geri çağırarak, “Filistin sorununa kalıcı çözüm getirecek ateşkes” çağrısında bulunmuştu. Çad’ın bu adımı özellikle önemli zira İsrail ile diplomatik ilişkilerini kısa bir süre önce geliştirmiş ve geçen şubat ayında büyükelçiliğini açmıştı.
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının hemen ardından İsrail’e destek veren bazı Afrika ülkeleri, İsrail’in karşılık vermesiyle ölü sayısı arttıkça daha nüanslı bir tutum sergilemeye başladılar: Örneğin Kenya, başlangıçta İsrail ile güçlü bir “dayanışma” açıklaması yaptı, ancak o zamandan beri gerilimi azaltma çağrılarını destekledi.
BM Genel Kurulu’ndaki oylamalara rağmen, Afrika hükümetleri kendi topraklarında Filistin yanlısı kitlesel eylemlere izin verme konusunda biraz daha temkinli davrandılar. Bu ihtiyatın en az iki nedeni var: bu tür gösteriler iç siyasi muhalefetleri tarafından kullanılabilir ve bazı hükümetler İsrail ile olan bağlarını sessizce sürdürmeyi umuyor.
Kuzey Afrika’da Filistin yanlısı protestolar Sahra Altı Afrika’dakinden daha güçlü oldu, İbrahim Anlaşması’nı imzalayan ve İsrail için önemi giderek artan bir ortak olan Fas bile büyük protestolara izin verdi. Öte yandan Sahra Altı Afrika’da, çoğunluğu Müslüman olan bazı ülkelerin hükümetleri bile protesto gösterilerine izin verme konusunda isteksiz davrandı: Örneğin 28 Ekim’de Senegal, Filistin Davası için Ulusal İttifak’ın bir miting düzenlemesine izin vermedi, ancak sonunda Dakar’da bir protesto düzenlendi. Bu arada Güney Afrika, yukarıda bahsedilen tarihsel dayanışmalar ve ANC’nin solundaki açık sözlü bir parti olan Ekonomik Özgürlük Savaşçıları’nın varlığı nedeniyle, Sahra’nın güneyindeki en büyük protestolardan bazılarına sahne oldu. Hem Sünni hem de Şii Müslümanlar arasında bir diğer önemli protesto alanı Nijerya’ydı.
Afrika kıtasının farklı bölgelerinde İsrail politikasına yönelik kınamalar, ABD’nin Afrika hükümetlerini Ukrayna savaşında taraf tutmaya ikna etme çabalarının büyük ölçüde başarısız olduğu bir dönemde geldi. Aralık 2022’de Washington’da düzenlenen ABD-Afrika Liderler Zirvesi öncesinde ve sonrasında, Biden yönetimi yetkilileri, Uganda’nın Yoweri Museveni’si gibi uzun süredir müttefik olanları bile Rusya’dan tamamen kopmak istemediklerini tespit etti.
Washington’un şu anda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümetine ve İsrail Savunma Kuvvetleri’ne verdiği muazzam mali, diplomatik ve askeri destek göz önüne alındığında, Afrika hükümetlerini Rusya’ya karşı- ya da küresel olarak ilgili diğer çatışmalarda- sıraya dizmek daha da zor bir hale gelebilir.
Batılı hükümetler (İrlanda gibi birkaç istisna dışında) İsrail’in askeri saldırılarına neredeyse koşulsuz destek verirken, “kurallara dayalı uluslararası düzen” fikri Küresel Güney’de pek çok hükümet ve halkları için giderek daha boş geliyor. Uluslararası Af Örgütü gibi Batı merkezli büyük uluslararası insan hakları örgütleri ve Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi büyük medya özgürlüğü gruplarına göre, bu eylemler toplu cezalandırma, sivillerin hedef alınması, gazetecilerin hedef alınması ve gıda, su ve elektriğin kesilmesine karşı uluslararası yasaları açıkça ihlal ediyor.
Etkili bir Güney Afrika dergisi olan The Continent’te önde gelen bir yorumcu, ABD’yi (ve diğerlerinin yanı sıra Almanya’yı) Örneğin, Almanya Devlet Başkanı Frank-Walter Steinmeier’in bu ayın başında Tanzanya’da soykırım düzeyindeki sömürgeci baskılar nedeniyle kamuya açık özür dilemesinin bazı Afrikalılar için tuhaf karşılanması gibi Filistin konusunda da derin bir ikiyüzlülükle suçluyor. Kenyalı bir yazar Birleşmiş Milletler’in etkisiz olduğundan, ABD hükümetinin Filistinlilerin ölümleri konusunda “umursamaz” göründüğünden ve “Batı medyasının… ABD ve İsrail propagandasının sözcüsü haline geldiğinden” yakınıyor.
Bu arada hem Ukrayna savaşı hem de Gazze’deki krizin ortasında, bazı Afrikalılar kıtanın kendi çatışmalarının ve trajedilerinin (Sudan, Etiyopya ve ötesinde) göz ardı edildiğini düşünüyor ki bu da deneyimli gözlemcilerin uyarıda bulunduğu bir dinamik. Dolayısıyla Washington, Afrikalıları ABD’nin belirli bir dizi evrensel değeri temsil ettiğine ikna etmekte giderek daha fazla zorlanabilir.
Afrika’da Filistin’in durumu etnik, dini, siyasi ve daha pek çok dayanışmayı çağrıştırıyor. Bu dayanışmalar mevcut çatışmanın ortasında büyüyor, İsrail’in diplomatik kazanımlarından bazılarını ortadan kaldırıyor ve Washington’un kendi diplomatik nüfuzuna uzun vadeli zorluklar yaratıyor.
Diplomasi
Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.
BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.
Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.
Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.
Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.
Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.
Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.
Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.
Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.
Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.
Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.
Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.
Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Amerika5 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor







