Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail’e yönelik silah ambargoları ne kadar işe yarıyor?

Yayınlanma

Gazze’deki operasyonlar nedeniyle en az yirmi ülke İsrail’e silah satışını sınırladı ancak bu adımlar İsrail’in askeri kapasitesini zayıflatmıyor. İsrail’in en büyük konvansiyonel silah ithalatının yüzde 99’unu karşılayan ABD ve Almanya’nın tam kapsamlı bir ambargo uygulamaması, diğer ülkelerin getirdiği kısıtlamaların etkisini sınırlı kılıyor.

Gazze’deki soykırım harekatı nedeniyle en az yirmi ülke İsrail’e yönelik silah satışlarına kısıtlama getirdi.

İsrail’in operasyonlarına karşı küresel tepki büyüdükçe, bu kısıtlamaların sayısı da yıl boyunca istikrarlı bir şekilde arttı.

Mevcut ateşkes yürürlüğe girdiğinde altı ülke silah sevkiyatını tamamen yasaklamıştı.

Son olarak İspanya, İsrail’e silah, askeri teçhizat ve ilgili teknolojilerin satışını yasaklayarak kapsamlı bir ambargo uygulayan ülke oldu.

Diğer bazı hükümetler ise doğrudan ambargo yerine, yalnızca Gazze’deki operasyonlarla bağlantılı ihracatları sınırlamayı tercih etti.

Bazı liderler, bu ihracat kısıtlamalarını İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği yönündeki suçlamalarla ilişkilendirdi.

Bağımsız bir BM komisyonu, soykırım araştırmacılarından oluşan bir dernek ve çeşitli İsrailli ile uluslararası insan hakları örgütleri de bu sonuca varmıştı.

Buna karşılık İsrail Dışişleri Bakanlığı, geçen ay yayımlanan BM komisyonu raporunu “yalanlara dayanan sahte bir rapor” olarak niteleyerek bulguları reddetti.

Yasakların etkisi neden sınırlı kalıyor?

Ancak artan diplomatik baskıya rağmen kısıtlamaların İsrail’in askeri kapasitesini zayıflatması beklenmiyor.

The Washington Post gazetesinin araştırması da bu yasakların etkisinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor.

Silah sevkiyatlarını izleyen Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), İsrail’in “büyük konvansiyonel silah” ithalatının yüzde 99’unun ABD ve Almanya’dan geldiğini bildiriyor.

İtalya ise bu iki ülkenin çok gerisinde üçüncü sırada yer alıyor. Bu yoğunlaşma, genellikle küçük tedarikçilerden gelen yeni yasakların İsrail’in ağır silah kaynaklarını kayda değer biçimde etkilemediği anlamına geliyor.

Almanya ve İtalya kısmi kısıtlamalar uygularken, Politico dergisine göre bazı üst düzey Alman yetkililer ateşkesin yürürlüğe girmesiyle bu önlemlerin geri çekilmesi çağrısında bulundu.

ABD ise İsrail’e silah satışlarını kısıtlamaya yönelik hiçbir işaret vermedi.

SIPRI verilerinin kapsamadığı silahlar

SIPRI’nin verileri askeri uçaklar, zırhlı araçlar, savaş gemileri, güdümlü füzeler, torpidolar, güdümlü bombalar gibi büyük mühimmatlar, hava radarları, hava savunma sistemleri ve 100 milimetre üzeri topçu sistemlerini kapsıyor.

Veritabanı, bu sistemlerin devletler, silahlı örgütler ve uluslararası kuruluşlar arasındaki yasal satış veya hibe işlemlerini kaydediyor.

Bununla birlikte küçük konvansiyonel silahlar, makineli tüfekler, hafif silah mühimmatı ve bazı mühimmat türleri bu verilerin dışında tutuluyor.

Ayrıca İsrail ordusunun Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria’da yoğun biçimde kullandığı insansız hava araçları da kapsam dışı bırakılıyor.

Bu eksiklik, İHA’ların son operasyonlardaki merkezi rolü düşünüldüğünde önem taşıyor.

İsrail savunma sanayii, 7 Ekim 2023’ten sonra rekor düzeyde ihracat geliri elde etti. İsrail Savunöa Bakanlığı, geçen yıl savunma ihracatının 14,8 milyar dolara ulaştığını ve bu miktarın yarısından fazlasının Avrupalı alıcılara gittiğini açıkladı.

Ülkelerin attığı adımlar

Belçika: 2009’dan bu yana İsrail’e silah ihracatını yasaklayan Belçika, temmuz ayında bu yasağın kapsamını genişletti. Brüksel mahkemesi, İsrail’e giden askeri teçhizatın Belçika limanlarından geçişini de yasakladı. Hükümet, kuralı ihlal eden taşıyıcılara konteyner başına 50 bin avro ceza uygulayacak.

Birleşik Krallık: Londra, Gazze’de kullanılan uçak, helikopter ve İHA parçalarının uluslararası hukuku ağır şekilde ihlal etme riski taşıdığı gerekçesiyle İsrail ordusuna tedarik sağlayan 30 firmanın ihracat lisansını askıya aldı. Askıya alınan lisanslar, Birleşik Krallık’ın İsrail’e verdiği izinlerin yaklaşık yüzde 8’ini oluşturuyor. Yasak, doğrudan İsrail’e gönderilmedikçe F-35 savaş uçakları için üretilen parçalara otomatik olarak uygulanmıyor. Öte yandan İskoçya, İsrail’e silah sağlayan şirketlere kamu fonu desteğini durdurdu. İskoçya Başbakanı John Swinney, “Savaş sürerken ve soykırım iddiası geçerliliğini korurken, Birleşik Krallık hükümeti İsrail’le askeri işbirliğini sonlandırmalı” diye konuştu.

Kanada: Kanada hükümeti, Ocak 2024’te İsrail’e tüm silah sevkiyatlarını durdurduğunu açıkladı. Arms Embargo Now adlı bir sivil toplum grubu ise Ekim 2023 ile Temmuz 2025 arasında ticari sevkiyat kayıtlarında olası transferler tespit ettiğini bildirdi. Ottawa yönetimi, Gazze’de kullanılabilecek hiçbir yeni iznin verilmediğini ve ihracat kurallarını ihlal edenlere “ağır hukuki yaptırımlar” uygulanacağını belirtti.

Almanya: İsrail’in ikinci büyük silah tedarikçisi olan Almanya, Gazze kentine planlanan saldırı öncesinde ağustos ayında silah transferlerini “Gazze’de açıkça kullanılabilecek” teçhizatla sınırlayarak kısmen durdurdu. Parlamento belgelerine göre Almanya, fiilen silah sevkiyatını büyük ölçüde durdurdu. SIPRI verileri, 1 Ocak 2024 ile 26 Haziran 2025 arasında Almanya’nın İsrail’e yaklaşık 292 milyon dolarlık silah transferine onay verdiğini gösteriyor. Almanya geçmişte savaş gemileri ve Merkava tankları için motor parçaları tedarik etmişti.

Lahey Grubu: Güney Afrika, ocak ayında sekiz ülkeyi bir araya getirerek İsrail’e ihracat kısıtlaması taahhüdü veren Lahey Grubu’nu kurdu. O tarihten bu yana Türkiye, Irak, Libya, Umman ile Saint Vincent ve Grenadinler de gruba katıldı. Yaz aylarında ise 32 ülkenin lideri, Bogota’da düzenlenen toplantıda savaşın durdurulmasına yönelik yeni adımları görüştü.

İrlanda: 7 Ekim 2023 öncesinde de ihracatı sınırlayan İrlanda, Ağustos 2024’te İsrail’le silah alımını ve silah transferini yasaklayan kararı açıkladı. Bu kararla İrlanda, Avrupa Birliği’nde bu yönde adım atan ilk ülke oldu.

İtalya: İtalya, 7 Ekim 2023’ten sonra silah sevkiyatlarını durdurduğunu duyurmuştu. Ancak Roma, savaş öncesinde imzalanan bazı sözleşmeleri yerine getirmek için sınırlı sayıda sevkiyata izin verdi. Önceki teslimatlar arasında deniz topu sistemleri ve AW119 Koala helikopterleri bulunuyor. SIPRI, 2022-2023 döneminde kısmi teslimatlar kaydetti. Başbakan Giorgia Meloni üzerindeki iç baskı artarken ülke genelinde kitlesel protestolar düzenlendi ve Ravenna limanında işçiler İsrail’e gönderilen yükleri yüklemeyi reddetti. İtalya yasaları, savaş halindeki veya uluslararası insani hukuku ihlal eden ülkelere silah ihracatını yasaklıyor.

Hollanda: Hollanda, 7 Ekim 2023’ten sonra silah ihracatını durdurdu ancak İsrail’in F-35 programı için parça tedarik etmeyi sürdürüyor. Ayrıca İsrailli firmalar, kasım ayında yapılacak ülkenin en büyük askeri fuarına katılamayacak.

Slovenya: Slovenya, 7 Ekim’den sonra tam ambargo uygulayan ilk AB ülkesi oldu. Ancak SIPRI verileri, ülkenin son dönemde İsrail’e tedarikçi olmadığını gösteriyor.

İspanya: İspanya, geçen hafta İsrail’e yönelik tam kapsamlı silah ambargosunu yürürlüğe koydu. Başbakan Pedro Sanchez, kararı “Gazze’deki soykırımı durdurma girişimi” olarak niteledi. Yasak yalnızca silahları değil, askeri uçaklarda kullanılan havacılık yakıtının transitini ve Batı Şeria’daki yerleşimlerden yapılan ithalatı da kapsıyor. Sanchez, “Bu, meşru müdafaa değil. Hatta saldırı da değil. Bu, savunmasız bir halkın yok edilmesi. İnsanî hukuk kurallarının tümünü çiğniyor” dedi.

Ambargo siyasetinin sınırları

Tüm bu önlemler, Gazze’deki askeri harekâta karşı artan uluslararası tecridi ve ahlaki kınamayı ortaya koyuyor.

Ancak en ağır ve gelişmiş silah sistemlerinin tedariki birkaç ülkenin elinde yoğunlaştığı için, bu adımların fiili etkisi sınırlı kalıyor.

ABD veya Almanya daha sert önlemler almadıkça, İsrail’in ana cephaneliği büyük ölçüde etkilenmeyecek.

Bu arada İsrail’in silah ihracatçıları yeni pazarlar bulmayı sürdürüyor.

SIPRI gibi veri kaynaklarında İHA’ların ve küçük çaplı silahların dışlanması ise askeri ticaretin ve sahadaki operasyonel sonuçlarının tam olarak anlaşılmasını güçleştiriyor.

Ortadoğu

Umman, Hürmüz Boğazı’nda geçici transit koridor açtı

Yayınlanma

Umman, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açtığını duyurdu. Geçişlerden ücret alınmayacağı belirtilirken, uygulamanın ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında hayata geçirildiği ifade edildi. Yeni güzergahı kullanmak isteyen gemilerin IMO ve Umman makamlarıyla koordinasyon sağlaması gerekiyor.

Umman Ulaştırma Bakanlığı, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açıldığını duyurdu.

Bakanlığın X hesabında yayımlanan açıklamada, koridordan yapılacak geçişlerden ücret alınmayacağı belirtildi.

Açıklamada, “Bu adım, ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında atılmıştır. Yeni rota üzerinden boğazdan geçmek isteyen gemiler, örgüt ve Umman makamları tarafından belirlenen koordinatlar doğrultusunda IMO ile koordinasyon sağlamalıdır” ifadelerine yer verildi.

Bakanlık, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğunun ve boğazın küresel ekonomi açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarına ve seyrüsefer serbestisine bağlılığını teyit etti.

Financial Times’ın daha önce aktardığına göre, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği yeniden başlamasına rağmen, armatörler Tahran, Washington ve sigorta şirketlerinden gelen çelişkili yönlendirmeler nedeniyle belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.

Gazetenin haberine göre İran, gemilerin İran kıyılarına yakın rotaları kullanmasını ve mayıs ayında kurulan Basra Körfezi Boğaz İşleri İdaresi’nden izin almasını talep ediyor. Bu şartlara uyulmaması halinde gemi sahiplerini para cezası bekliyor.

ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan güçlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki güzergahını kullanmalarını tavsiye ediyor. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO) de denizcilere, boğazdan geçiş sırasında bölgede bulunan mayınları ve askeri deniz unsurlarını dikkate almaları çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail ve Lübnan, ‘pilot bölgeler’ planını görüşüyor

Yayınlanma

İsrail basınında yer alan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da “pilot bölgeler” oluşturulmasını ele alıyor. Taslağa göre Lübnan ordusunun Hizbullah’ın sınır hattına dönmesini engellemesi karşılığında İsrail ordusu bazı noktalardan kademeli olarak çekilecek. Görüşmelerde güvenlik denetimleri, çekilme takvimi ve sahadaki uygulama mekanizmaları da değerlendiriliyor.

İsrail basınında diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, ABD’nin başkenti Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da kurulacak “pilot bölgeler” üzerinden yeni bir güvenlik düzenlemesini ele alıyor. Görüşmelerde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında Hizbullah’ın yeniden konuşlanmasını engellemesi karşılığında İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu bazı stratejik noktalardan sınırlı ölçüde çekilmesini öngören plan ve buna ilişkin uygulama mekanizmaları değerlendiriliyor.

Maariv gazetesinin haberine göre taraflar, planın operasyonel ayrıntıları üzerinde kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor. Pilot uygulamaya dahil edilecek bölgeler, askeri tahliye takvimi, sınır boyunca kurulacak gözlem ve takip mekanizmaları ile planın başarısını ölçmeye yönelik kriterler görüşmelerin gündeminde yer alıyor.

Üç aşamalı görüşmeler sürüyor

Washington’da gerçekleştirilen ve üç aşamadan oluşan görüşmeler 23 Haziran’da siyasi konuların ele alınmasıyla başladı. Müzakereler 24 Haziran’da askeri ve güvenlik başlıklarıyla devam ederken, 25 Haziran’da siyasi ve güvenlik heyetlerinin ortak katılımıyla nihai uzlaşmaya ulaşılması hedefleniyor.

Habere göre İsrailli askeri heyetin, pilot uygulamanın sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar ve operasyonel bir plan sunması bekleniyor. Tarafların uzlaşması halinde İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanma düzeninde önemli değişikliklere gitmeyi planladığı belirtiliyor.

Yedioth Ahronoth gazetesi ile Reuters‘ın aktardığına göre süreçte öne çıkan unsurlardan biri de bölgede görev yapacak Lübnan askerlerine ilişkin güvenlik prosedürleri. Haberlere göre söz konusu askerler, Hizbullah ile bağlantılarının bulunmadığından emin olunması amacıyla ABD tarafından askeri eğitim ve güvenlik taramasından geçirilecek. Bu süreçte İsrail güçlerinin sınır boyunca uzanan tampon bölgedeki askeri varlığını ve denetimini sürdürmesi öngörülüyor.

Lübnan tarafı çekilme takvimine vurgu yaptı

İsrail basınında yer alan bilgiler hakkında görüşü sorulan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Washington’daki diplomatik temasların yoğun şekilde sürdüğünü doğruladı. Yetkili, çarşamba günü yapılacak oturumlarda pilot bölgeler de dahil olmak üzere bazı askeri teknik konuların ele alınacağını söyledi.

Müzakerelerin esas olarak İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilme takvimine odaklandığını belirten yetkili, somut bir planın ancak perşembe günü yapılacak son değerlendirme toplantısının ardından netleşeceğini ifade etti. Aynı kaynak, Lübnan askerlerinin ABD tarafından güvenlik taramasından geçirileceği yönündeki iddialar hakkında yorum yapmadı.

ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, iki ülke sınırındaki gerilimin azaltılması ve uzun vadeli bir güvenlik mekanizması oluşturulması amacıyla sürdürülen daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişki bulunmuyor. İki ülke hukuken halen savaş halinde bulunurken, Lübnan yasaları düşman ülke olarak tanımlanan İsrail ile doğrudan teması yasaklıyor.

İsrail çekilme için şartlarını sıraladı

Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinin aktardığına göre İsrail yönetimi, işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmeden önce bir dizi şartın yerine getirilmesini talep ediyor.

Israel Hayom’un hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Tel Aviv yönetimi üç asgari koşul belirledi. Bunlar, Hizbullah unsurlarının derhal Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi, nehrin güneyindeki tüm Hizbullah askeri altyapısının ortadan kaldırılması ve İsrail ordusuna olası tehditlere karşı sınır ötesinde müdahale serbestisi tanınması olarak sıralanıyor.

Habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, bu koşulların eksiksiz yerine getirilmesi durumunda dahi sınır hattında tampon görevi görecek stratejik bir “savunma hattının” İsrail ordusunun kontrolünde kalacağını belirtiyor.

Ron Arad dosyası da gündemde

El Ahbar’a göre müzakerelerin en hassas başlıklarından biri geçmiş dönemlere ilişkin esir ve kayıp dosyaları. İsrail tarafı, ileride Lübnan hükümetiyle yapılabilecek herhangi bir esir takası anlaşmasını, 1986 yılında Lübnan’da Hizbullah bağlantılı gruplar tarafından esir alındıktan sonra kaybolan İsrailli Hava Kuvvetleri subayı Ron Arad’ın naaşının iadesiyle ilişkilendiriyor.

Haberde yer alan mevcut formüle göre İsrail, Arad’ın akıbetine ilişkin somut ve belgelenmiş ilerleme sağlanmadan İsrail cezaevlerinde bulunan Lübnanlı mahkumların serbest bırakılmasını değerlendirmeye almayacak.

Doğrudan koordinasyon mekanizması önerisi

İsrail’in gündeme getirdiği bir diğer talep ise iki ülke ordusu arasında sahada doğrudan ve aracısız bir koordinasyon mekanizması kurulması. Bu çerçevede Lübnan ordusunun hareket alanı ve konuşlanma noktalarına belirli sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor.

Ayrıca Lübnan askerlerinin İsrail mevzileri ve sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştireceği rutin operasyonlar ile devriyelerin önceden İsrail tarafıyla koordine edilmesi talep ediliyor.

El Ahbar’ın değerlendirmesine göre İsrail’in sunduğu öneriler aşamalı bir stratejiye dayanıyor. Plan, ilk aşamada Hizbullah altyapısının yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını, ardından belirlenen pilot alanlardan sınırlı çekilmelerin gerçekleştirilmesini ve modelin başarılı olması halinde uygulamanın zamanla Güney Lübnan’ın daha geniş bölgelerine yayılmasını öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İstihbarat sorgusunda İran İHA’larına ‘uzaylı işi’ benzetmesi

Yayınlanma

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen F-15E Strike Eagle savaş uçağının pilotu, istihbarat yetkililerine verdiği ifadede kendisini çevreleyen İran İHA’larının “denizanası” benzeri bir formasyon oluşturduğunu anlattı. ABD medyasında yer alan istihbarat kayıtlarına göre pilot, bu görüntüyü “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” sözleriyle tarif etti.

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen ve daha sonra düzenlenen özel operasyonla kurtarılan ABD’li savaş pilotunun istihbarat raporlarına yansıyan ifadeleri ABD medyasında yer aldı.

Pilot, uçaktan atlamadan hemen önce etrafını saran İran insansız hava araçlarının “denizanası” şeklinde bir formasyon oluşturduğunu belirterek, “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

İran güçleri, 3 Nisan’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 31 milyon dolar değerindeki F-15E Strike Eagle savaş uçağını hedef aldı. İran üzerinde düşürülen ilk ABD uçağı olduğu belirtilen F-15E’nin nasıl vurulduğuna ilişkin incelemeler sürerken, ABD basınında yayımlanan istihbarat kayıtları pilotun sorgudaki anlatımını ortaya koydu.

CNN’nin haberine göre pilot, istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmede gökyüzünde denizanasını andıran, tek bir bütün halinde hareket eden ve kendisinde şok etkisi yaratan bir İHA formasyonu gördüğünü anlattı.

Pilotun ifadesine vakıf dört kaynaktan biri, “Çok sayıda İHA birbirine bağlı şekilde, tek bir organizma gibi hareket ediyordu; daha küçük İHA’lar, büyük İHA’ların altından adeta bacaklar gibi sarkıyordu. Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

Kaynaklar, bu manevranın İran’ın savaş alanında İHA’ları kitlesel ve koordineli biçimde kullanma kapasitesinde önemli bir gelişmeye işaret ettiğini değerlendirdi.

Aynı kaynaklar, her türlü hava koşulunda görev yapabilen gelişmiş bir savaş uçağı olan F-15E’nin bu karmaşık “denizanası” formasyonu sayesinde vurulmuş olabileceğini belirtti.

İran yeni hava savunma sistemi kullandığını açıkladı

Olayın yaşandığı gün İran Hatemül Enbiya Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerli imkanlarla geliştirilen yeni bir hava savunma mimarisinin devreye alındığı duyuruldu.

İranlı askeri yetkililer, bu sistemle bir ABD savaş uçağı, üç İHA ve iki seyir füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

İranlı askeri sözcü, “Düşman bilmelidir ki, ülkenin genç ve gururlu mühendisleri tarafından üretilen yeni savunma sistemlerini sahada birbiri ardına sergilemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CIA kurtarma operasyonunda yanıltma taktiği kullandı

Uçağın düşürülmesinin ardından bölgede kurtarma operasyonu başlatıldı. Fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrılan pilot, aynı gün hafif silah ateşine maruz kalan iki askeri helikopterin düzenlediği operasyonla kurtarıldı.

Ancak uçaktaki diğer personel olan Silah Sistemleri Subayı (WSO), dağlık ve zorlu arazide tek başına mahsur kaldı. Yanında yalnızca bir silah bulunduğu belirtilen subayın kurtarılması için Pentagon ve CIA ortak operasyon yürüttü.

CBS’in istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre CIA, İran içindeki arama faaliyetlerini sekteye uğratmak amacıyla küresel basına ikinci havacının zaten kurtarıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan bilgiler sızdırdı.

Haberde, bu yöntem sayesinde zaman kazanan komandoların dağlık bölgede saatlerce direnen subaya İran güçlerinden önce ulaştığı belirtildi.

Olaydan iki gün sonra açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, ikinci askeri personelin de sağ olarak kurtarıldığını duyurdu. Trump, subayın operasyon sırasında yaralandığını ancak genel sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.

Pilotun “denizanası” benzetmesi ise askeri ve istihbarat çevrelerinde, bunun bir beyin sarsıntısının etkisi mi yoksa yeni bir askeri doktrinin işareti mi olduğu yönündeki tartışmaların odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English