Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail’in Gazze savaşı: Taktik zaferlerden stratejik yenilgiye

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana güçlü ulusların zayıf rakipleri karşısında kazandıkları taktik zaferlerin nasıl stratejik yenilgilerle sonuçlandığını örnekleriyle ele alıyor. Makale, aynı hataları tekrar eden İsrail’i de benzer bir sonucun beklediğine işaret ediyor.

***

Gazze savaşı, tarihin taktiksel askeri zaferlerinin stratejik yenilgilere nasıl dönüştüğüne ışık tutuyor


İsrail’in Gazze’ye yönelik mevcut yaklaşımı, çimleri biçmekten çimleri sökmeye ve altındaki toprağı tuzlamaya doğru genişliyor gibi

STEVE HEWITT

Karmaşık doğası nedeniyle savaşlardan net dersler çıkarmak zor bir deneme.

Bununla birlikte, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, Gazze’de bir kez daha ortaya çıkan bir gerçekliğin sık sık örnekleri görülüyor: güçlü uluslar, zayıf rakiplerini muazzam bir askeri güçle eziyor, ancak net stratejik hedeflerin olmaması ya da ulaşılamaz hedeflerin peşinden gidilmesi nedeniyle uzun vadede batağa saplanıyor ve hatta yeniliyor.

Söz konusu güç farkı, güçlü tarafın uzun vadede stratejik bir zafer elde etme yeteneğine değil de kısa vadeli taktiklere odaklanma eğilimini körüklüyor. Çoğu zaman taktiklerle stratejiyi birbirine karıştırma ya da taktiklerin zayıf veya eksik bir stratejinin üstesinden gelebileceğini varsayma eğilimi ortaya çıkıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Lloyd Austin aralık ayında İsrail’i Gazze’ye yönelik savaşını sürdürürken bu tuzağa düşmemesi konusunda uyarırken bu noktayı vurgulamıştı: “Bu tür bir savaşta ağırlık merkezi sivil halktır” dedi: “Ve eğer onları düşmanın kucağına iterseniz, taktiksel bir zaferin yerine stratejik bir yenilgiyi koyarsınız.”

Cezayir Savaşı

Bunun erken bir örneği 1950’lerde ve 1960’ların başında Cezayir’deki Fransızlar için geçerli. Fransız hükümeti, Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) dekolonizasyon çabaları karşısında sömürgesi Cezayir’de tutunmaya çalışırken acımasız bir savaş yaşandı.

Gillo Pontecorvo’nun 1966 yapımı Cezayir Savaşı filminde zekice tasvir edilen şiddet olaylarında, Fransız ordusu kısa vadede Cezayir’deki FLN’yi zayıflatmak için işkence ve cinayet de dahil acımasız ve etkili taktikler kullandı. Ancak sonuçta Fransız yaklaşımı stratejik olarak iflas etti ve Cezayir’in 1962’de bağımsızlığını kazanmasını engelleyemedi.

ABD’nin yürüttüğü savaşlar pek çok ders sunuyor

Amerika Birleşik Devletleri taktik ve strateji konusundaki bu prensiplerin en önemli ve tekrarlanan örneği. ABD’nin 1960’lardan bu yana kesinlikle karışık olan askeri siciline göz atın. Komünist Kuzey’e karşı Güney Vietnam’ı desteklemek için Vietnam’a yoğun bir şekilde müdahale etti.

Bunu yaparken Amerikan kuvvetleri, Vietnam’a İkinci Dünya Savaşı boyunca atılan bombaların iki katını atmak da dahil, Kuzey’e karşı eşi benzeri görülmemiş bir askeri güç kullandı. Aynı zamanda Terörle Savaş sırasında yaygınlaşacak olan taktikleri de başlattı.

CIA tarafından tasarlanan Phoenix Programı aracılığıyla on binlerce gerçek ve şüpheli Vietkong gerillası işkence gördü ve öldürüldü. Güney Vietnam’da faaliyet gösteren komünist isyanı zayıflatmada taktiksel olarak başarılı olsa da Amerikalıları savaşı kazanmaya yaklaştırmadı.

Sonuçta üç milyon Vietnamlı, ABD’nin askeri ve ekonomik üstünlüğüne rağmen sonuçta başarısız olduğu bir çatışmada hayatını kaybetti.

Vietnam’dan kısa bir süre sonra Afganistan, yerini stratejik yenilgiye bırakan yeni bir taktik zafer merkezi haline geldi.

İlk olarak Sovyetler Birliği, vasal devlet olarak gördüğü Afganistan’ı üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için 24 Aralık 1979’da işgal etti. Sovyetler, süper güç ordusu sayesinde Afgan hükümetini hızla devirdi, daha sadık bir lider dayattı ve başkent Kabil ile diğer büyük şehir merkezlerini işgal etti.

Kısa süreli bir harekat için yapılan planlar, Sovyetlerin ezici askeri gücüne rağmen Afganistan kırsalının geniş bir bölümünde kontrolü sağlayamaması nedeniyle yerini Mücahitlere karşı uzun süreli bir çatışmaya bıraktı. Moskova son birliklerini Şubat 1989’da geri çekti.

Afganistan için ikinci raunt, 2001’deki 11 Eylül terör saldırılarının ardından ABD ve bazı NATO müttefiklerini kapsayacaktı. Taliban hükümetinin askeri güç kullanılarak devrilmesi ve ülkedeki El Kaide varlığının zayıflatılması hızlı bir şekilde başarıldı.

Ancak, dünyanın en gelişmiş ordularının katılımına ve 2 milyon dolardan fazla harcama yapılmasına rağmen Taliban’ı yok ederek, istikrarlı ve demokratik bir Afganistan devleti kurarak stratejik bir zafer elde edilemedi. Taliban Ağustos 2021’de muzaffer bir şekilde iktidara geri döndü ve Amerikalılar da kendilerinden önce Sovyetlerin yaptığı gibi ülkeyi terk etti.

Karşıt dersler

ABD, müttefikleri ve Irak arasındaki birinci ve ikinci savaşlar taktik ve strateji arasındaki ilişki konusunda birbirine zıt dersler sunuyor.

1991’deki Körfez Savaşı’nın dar bir stratejik hedefi vardı ve uygulanan taktikler, Irak güçlerini Ağustos 1990’da işgal edilen Kuveyt’ten çıkarmak için ezici bir askeri güç kullanımını etkili bir şekilde besledi. Kuveyt’teki siyasi sistemi yeniden şekillendirme ya da Bağdat’a yürüyüp Başkan Saddam Hüseyin’i iktidardan indirmek ve Irak’ı işgal etmek gibi bir arzu yoktu.

Irak’la 2003’te yapılan ikinci savaşın çok daha iddialı bir gündemi vardı: Sadece Saddam ve Baas rejiminin ortadan kaldırılması değil, Irak’ın özgür ve adil seçimlerle Batı tarzı bir demokrasiye dönüştürülmesi.

Amerika ve müttefiklerinin taktiksel zaferi sadece haftalar içinde elde edildi, ancak stratejik olarak çatışma bir felaket oldu.

Mezhepsel iç savaşa benzer bir isyan patlak verdi. Devam eden şiddet ve düzensizlik sonunda İslam Devleti’ni (IŞİD) ve yüz binlerce kişinin ölümü ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesi de dahil daha da büyük bir istikrarsızlığı doğurdu.

ABD’nin 4 Ocak 2024’te Bağdat’ta Iraklı bir milis liderine suikast düzenlemesiyle ilgili düzensizlik ve güvenlik sorunları devam ediyor.

Teröre karşı küresel savaş

Amerikalıların ilk kez Vietnam’da kullandıkları taktikler, Teröre Karşı Savaş olarak adlandırılan süreçte El Kaide’ye yönelik mücadelede birincil silah haline geldi.

Bu taktikler, özellikle de insansız hava aracı saldırıları, El Kaide’ye, özellikle de lider kadrosuna karşı etkili oldu. Ancak, Amerika’nın başlangıçtaki küresel terörizmi sona erdirmeye yönelik stratejik hedefinin ulaşılamaz olduğu ortaya çıktı.

El Kaide’ye karşı sınırlı bir başarı elde edilmiş ve zayıflamış olsa da El Kaide varlığını sürdürüyor. El-Kaide’ye karşı elde edilen başarı Afganistan ve Irak’taki başarısızlıklarla baltalandı ve bunların toplamı 11 Eylül’de ölen Amerikalı sayısının iki katından fazlasının ölümüne neden oldu.

İsrail’in Gazze Savaşı

Gazze’de durum böyle. İsrail bölgeyi harap etme gücüne sahip ve on binlerce Filistinliyi öldürmenin yanı sıra geniş bir alanı yaşanmaz hale getirme sürecinde.

Geçmişte İsrailli yetkililer Gazze’de zaman zaman ‘çimleri biçme’ ihtiyacından bahsetmişti; bu söylem daha sonra bazı Amerikalılar tarafından Teröre Karşı Savaş bağlamında da tekrarlanacaktı.

Bu insanlık dışı dili kullanarak bu benzetmeyi yapanlar, tehdit seviyesi yeterli düzeye ulaşan rakiplere acı çektirmek için askeri güç kullanmak anlamına geliyordu. Bu her zaman bir taktikti, bir strateji değil, çünkü direnişin temel nedenlerini asla ele almıyordu.

İsrail’in Gazze’ye yönelik mevcut yaklaşımı çimleri biçmekten çimleri sökmeye ve altındaki toprağı tuzlamaya doğru genişliyor gibi.

İsrail’in iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in eski başkanlarından biri, Filistin topraklarının işgaline eleştirel bir bakış sunan 2012 tarihli The Gatekeepers belgeselinde, Filistin direnişiyle mücadelede “strateji yoktu, sadece taktik vardı” diye yakınıyordu.

Ve bu böyle devam ediyor. İsrail’de taktik bolluğu var ama Filistinlilerin sıkıntılarını giderecek anlamlı bir stratejisi yok. Sonuç, onlarca yıldır devam eden ve sona erme ihtimali olmayan sürekli bir şiddet döngüsü.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English