Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail’in “zehirli savaşı”

Yayınlanma

İsrail’in Lübnan’ın güneyine düzenlediği saldırılarda beyaz fosforun yanı sıra kurşun, cıva, baryum ve antimon gibi diğer zehirli kimyasalları da kullandığı da ortaya çıktı. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nin yaptığı laboratuvar testleri bu kimyasalların verimli tarım arazilerindeki toprağa karıştığını doğruladı. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, savaşın Güney Lübnan’daki çevresel etkilerini inceliyor:

***

Zehirli savaş: İsrail’in Güney Lübnan’daki savaşı toprağı nasıl zehirliyor?

İsrail’in sivil bölgelerde yasadışı beyaz fosforun yanı sıra kurşun, cıva, baryum ve antimon gibi diğer zehirli kimyasalları da kullandığı da belirtiliyor.

SALWA BAALBAKI

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Lübnanlılar da yemeklerini seviyorlar. Akdeniz ve Orta Doğu, Fransız ve Türk etkilerini içeren tatlar ve aromalarla dolu bu topraklarda, kuzu eti örneğin Osmanlılar tarafından tanıtılmış ve Lübnan mutfağında önemli bir yer edinmiştir.

İyi bir Lübnan yemeği hafızada uzun süre kalır ve ülke, genellikle taze ve doğal olmalarıyla bilinen dünya çapında kaliteye sahip yemekleriyle haklı olarak ünlüdür. Lübnanlıların yaklaşık beşte biri, tam zamanlı, yarı zamanlı ya da mevsimlik olarak aile arazilerinde bir dereceye kadar tarımda çalışıyor.

Toprak da buna yardımcı oluyor. Yaklaşık %13’ü ekilebilir olan verimli bir arazi. Ülkenin yaklaşık %13’ü tarıma elverişli ve çeşitli mikroiklimler neredeyse her ürün için ideal bir yetiştirme alanı sunuyor. Örneğin kışlık buğday ve yazlık sebzeler Bekaa Vadisi’ndeki tarlalardan geliyor. Ancak, en önemli tarım bölgelerinden biri olan Güney Lübnan, Hizbullah’ın İsrail’e yönelik sınır ötesi saldırılarının bedelini ağır ödedi çünkü İsrail’in verdiği karşılık arazi, toprak ve su kaynaklarını derinden etkiledi.

Toprak zarar görüyor

Ekim ayından beri Hamas’ın güney İsrail’e saldırmasının ardından, İran’dan güç alan grubun Şii savaşçıları, İsrail’e aralıklı olarak roketler fırlatıyor. Bazıları buna “dikkat dağıtıcı savaş” diyor, Hizbullah İsrail’i Gazze’den uzaklaştırmaya çalışıyor. Lübnan’dan atılan roketler ve İsrail’in misilleme bombardımanı, sınırın her iki tarafında yüz binlerce kişinin güvenli bir yere tahliye edilmesine yol açtı. Yeni kanıtlar, Lübnanlıların geri döndüklerinde topraklarını tehlikeli bulabileceklerini gösteriyor.

Kıyı kenti Nakura’dan Golan Tepeleri’nin Hermon Dağı eteklerindeki Kfar Shuba tepelerine kadar uzanan sınır bölgelerinin büyük bir kısmı, yaklaşık 100 köy ve çevresindeki tarım arazileri de dahil zarar gördü. Bu topraklar Lübnan’ın küçük ama önemli tarım ekonomisi için hayati önem taşıyor, ancak mahsuller ve meyve ağaçları yok edildi ve toprak, özellikle de uluslararası hukuka göre yasaklanmış olan beyaz fosforun sinsi kullanımı nedeniyle kirlendi.

HRW: İsrail, Lübnan’da 17 bölgede beyaz fosfor kullandı

Çiftçiler üzerindeki etkisi

Lübnan’ın 2019’dan bu yana yaşadığı ekonomik çöküş, çiftçileri de etkiledi. Ülkedeki çiftliklerin mali durumu, İsrail’in Ekim 2023’teki saldırılarından önce bile ciddi şekilde sarsılmıştı. Gübre ve yem gibi girdi maliyetleri yükseldi. Şimdi Lübnanlılar keskin bir seçimle karşı karşıya: Ya topraklarında kalıp tehlikelere rağmen tarım yapmaya çalışacaklar ya da topraklarını terk edip sığınacak bir yer arayacaklar. Sürülerini ve elma, üzüm, kiraz, nar ve zeytin gibi ürünlerini terk etmek zor. Birçoğu kalmayı planlıyor.

Tarım Bakanlığı’na göre Güney Lübnan ve komşu Nebatiye’de 570 milyon metrekare tarım arazisi var. BM, tarımın burada “birincil geçim kaynağı” olduğunu söylüyor.

Fakat savaşın etkisi büyük oldu. BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) bir raporu “arazi bozulması, kimyasal kirlilik ve patlayıcı kalıntılarından kaynaklanan kirlenmenin toprağın veriminin azalmasına yol açtığından” bahsediyor. Raporda ayrıca “beyaz fosfor bombardımanı nedeniyle mahsul ve su kaynaklarındaki kirliliğin arttığı, bunun da çiftlik hayvanları ve insan sağlığı için tehdit oluşturduğu” belirtiliyor. İsrail’in “koruma altındaki alanlar, ormanlar, meralar ve su kaynakları” üzerinde beyaz fosfor kullanması”nın doğal ekosistemleri ve su kalitesini etkileyen kapsamlı çevresel hasara… insan sağlığı ve güvenliği için süregelen risklere” neden olduğu vurgulanıyor.

Toprağı zehirlemek

Beyrut Amerikan Üniversitesi’nden bir ekip tarafından savaşın Güney Lübnan’daki çevresel etkileri üzerine yapılan bir araştırma, İsrail’in tarım arazilerinin verimli toprak tabakasını tahrip ettiğine işaret ediyor. Ekip, İsrail top mermilerinin toprağa, aralarında sinir, sindirim ve bağışıklık sistemlerini etkileyebilen cıvanın da bulunduğu zehirli elementler saçtığını tespit etti. Laboratuvar testleri de toprakta kurşun, baryum ve antimon bulunduğunu doğruladı. Kurşun beyni ve sinir sistemini etkileyerek nöbetlere, komaya ve bazen de ölüme yol açıyor. Baryum sindirim sisteminde hasara ve felce yol açarken, antimon cilt ve gözlere zarar veriyor, kalp ve akciğerlerde sorunlara yol açıyor.

Ancak en endişe verici olan, ekibin bulduğu beyaz fosforun etkileri. Bazı örneklerde, kilogram başına 97,000mg gibi yüksek düzeyde zehirli madde bulundu. Maksimum güvenli konsantrasyon 800 mg’dır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre beyaz fosforun etkileri arasında “kardiyovasküler etkiler ve çökme, böbrek ve karaciğer hasarı, bilinç bozukluğu ve koma” yer alıyor. Örgüt ayrıca “Şok, karaciğer veya böbrek yetmezliği, merkezi sinir sistemi veya miyokardiyal hasar nedeniyle ölüm meydana gelebilir” diye de ekliyor.

UNDP’nin etkilenen topraklara ilişkin çalışması, 2023 sonuna kadar sınır ötesi çatışmaların ilk üç ayını kapsıyor. Yakında yayınlanacak olan bir sonraki rapor, hasara ilişkin daha güncel bilgiler verecektir.

Tahribatın değerlendirilmesi

Lübnan Tarım Bakanlığı tarafından derlenen ve Majalla tarafından görülen istatistikler, 8 Ekim 2023 ile 5 Haziran 2024 tarihleri arasında güney Lübnan’da beyaz fosfor nedeniyle meydana gelen şaşırtıcı 812 yangını gösteriyor. Bu yangınlarda, 2.4 milyon metrekarelik tarım arazisi tamamen yandı ve 6.5 milyon metrekarelik alan da zarar gördü. Hasarın boyutu hala tam olarak netleşmiş değil. Güney Lübnan Konseyi Başkanı Haşim Haydar, Majalla’ya yaptığı açıklamada, savaş nedeniyle zarar gören tarım alanının yaklaşık 10 milyon metrekare olduğunun tahmin edildiğini söyledi.

“Çoğu beyaz fosfor nedeniyle zarar gördü. Bu, tarım sektörüne en az beş yıl boyunca zarar verebilir. Bazı köyler ve bölgeler erişilemez durumda, bu da zarar tespitini engelliyor” dedi. Ayrıca, 1,700’den fazla evin yıkıldığını ve 14,000’den fazla evin zarar gördüğünü, ancak herhangi bir tazminat ödenmediği ekledi. Çatışmaların sonunda, toplam zararın “tahminlerimizden çok daha büyük olacağını” düşünüyor.

Haydar sahadaki ekiplerden ve köy liderlerinden gelen verilere dayanarak su ve elektrik altyapısı, sağlık hizmetleri ve yolların onarımı da dahil maddi hasarın 2,5 milyar dolar, altyapı hasarının ise 500 milyon dolar olduğunu tahmin ediyor.

Zarar gören diğer sektörler

Bölgedeki kümes hayvancılığı, büyükbaş hayvancılık ve su ürünleri sektörleri neredeyse tamamen yok olmuş durumda; 12 büyük çiftlik yerle bir oldu ve birçok tavuk sürüsü ya İsrail bombardımanıyla ya da çiftçilerin onlara ulaşamaması ve besleyememesi nedeniyle telef oldu.

Lübnan Tarım Bakanlığı yaklaşık 340.000 kuşun ve 1.000’den fazla çiftlik hayvanının telef olduğunu açıkladı. Ayrıca 370 arı kovanı yok olurken 3,000 kovan da bombardıman ve yerinden edilme nedeniyle kısmen zarar gördü. Tütün sezonu da darbe aldı. İsrail bombardımanı, genellikle Nisan ayında yapılan bu önemli ürünün ekimini sekteye uğrattı. Zararın boyutu henüz net değil.

Tütün ekimi Güney Lübnan’da 17,000 ailenin başlıca gelir kaynağı ve 2023 rakamlarına göre yaklaşık 50 milyon dolar değerinde, ancak yangınlar genellikle tütün ekilen geniş alanları etkiledi. Lübnan Tütün İdaresi’nden Cafer el-Hüseyni, Majalla’ya yaptığı açıklamada, 2023 mahsulünün tamamının büyük zorluklarla erkenden hasat edildiğini ve cephe köylerinin ötesindeki depolarda saklandığını söyledi. Tüm mahsul için nakit dolar ödendi.

Diğer mahsuller, özellikle hafif acılığı ile bilinen Güney Lübnan’ın ünlü Baladi ve Souri zeytinleri de risk altında. Bu zeytinler, Akdeniz kıyısındaki en eski çeşitlerden bazılarıdır. Güney Lübnan ve Nabatiye, Lübnan’ın toplam zeytin üretiminin %22’sine katkıda bulunuyor ve bunun değerinin yaklaşık 30 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor, ancak bakanlık verileri, İsrail bombardımanı nedeniyle 60.000’den fazla yaşlı zeytin ağacının zarar gördüğünü gösteriyor.

İnsan yok, para yok

El-Hüseyni 44 sınır köyünün şu anda boş olduğunu söyledi. Bu köyler güney Lübnanlı çiftçilerin yaklaşık %40’ını ve üretimin de aynı oranını oluşturuyor. Hüseyni İsrail mermilerinin menzilindeki 13 köyün daha terk edildiğini sözlerine ekledi. Sakinlerinin %95’inin kalmayı tercih ettiği Rmeish, bölgede hala aktif olarak tarım yapılan sadece üç köyden biri, diğerleri ise Dibl ve Qleiaa.

Diğer birçok köyde ve civar bölgelerde, beyaz fosforun uzun vadeli etkileri toprağı tarım yapılamaz hale getirdi ve yeraltı sularını kirletti. El-Hüseyni, bazı tütün üreticilerinin evlerinin yıkıldığını ancak hiçbir tazminat alamadıklarını söylüyor. Tartışmalar arasında bazıları, İsrail’in bombardımanına Hizbullah’ın roketlerinin neden olduğunu, dolayısıyla zararı Hizbullah’ın ödemesi gerektiğini söylüyor. Diğerleri ise devletin derin bir ekonomik çıkmazda olmasına rağmen tazminatın devlet kasasından karşılanması gerektiğini söylüyor.

Henüz sönmedi

Yeniden inşa masraflarını karşılayacak para olmadığı için pek çok kişinin geri dönüp çiftçiliğe devam etmesinin mümkün olmadığını belirtiyor. El-Hüseyni, “Savaş devam ettiği sürece tazminattan söz etmek mümkün olmayacak” diyor. Haydar devlet yardımından umutlu değil, bu yüzden Lübnan’ın Arap komşularından yardım istemesini öneriyor. Özellikle Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmalar sona erecek gibi görünmediğinden çok az kişi bunun uygulanabilir bir seçenek olduğunu düşünüyor.

Haziran başında sınıra yaptığı bir ziyarette Başbakan Binyamin Netanyahu İsrail’in “kuzeyde çok yoğun eylemlere” hazır olduğunu söyledi. Hizbullah’ın 3,700 dönümlük İsrail tarım arazisini yakması ve İsrail bombardımanının Lübnan ormanlarını ateşe vermesiyle birlikte hasar artmaya devam ediyor. Yangınları takip eden uydu görüntüleri Mayıs ortasından bu yana bir artış olduğunu ve 2 Haziran’ın şimdiye kadarki en kötü gün olduğunu gösteriyor.

Savunma analistleri, İsrail’in 24 yıl önce nihai olarak çekilmeden önce yaptığı gibi bir tampon bölge oluşturmak için Güney Lübnan’da bir kara saldırısı olasılığını göz ardı etmiyor. Yoksul çiftçilerin daha fazla mücadele etmesi gerekebilir.

Ortadoğu

Süveyş’teki petrol trafiğindeki toparlanma, gerçek sorunları gizliyor

Yayınlanma

Süveyş Kanalı trafiği Kızıldeniz krizi başladığından bu yana en yoğun seviyesine ulaştı ama artan tanker hareketleri, çatışmalar ve yaptırımların şekillendirdiği dengesiz bir toparlanmayı gölgeliyor.

AGBI’nin denizcilik haber kaynağı Lloyd’s List’ten aktardığına göre, ham petrol tanker tonajı Ekim ayında 2023 yılı aylık ortalamasını aştı.

Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılardan kaçınmak için Yanbu üzerinden yön değiştiren Suudi ihracatı ile Hindistan’a giden Rus petrolü, ham petrol tanker tonajının üç yıl önce Ensarullah saldırılarının başlamasından önceki seviyelerin üzerine çıkmasına katkıda bulundu.

Lloyd’s List’in genel yayın yönetmeni Richard Meade, o ay kanal üzerinden geçen büyük ham petrol tankerlerinin yaklaşık onda dördünün yaptırım uygulanan gemiler olduğunu belirtti.

Tonaj rakamları, taşınan petrol miktarından ziyade gemilerin taşıma kapasitesini ölçer ve balastla seyreden gemileri de içerir.

Sektör kaynaklarına göre, yeniden faaliyete geçen konteyner seferleri de trafiği artırıyor. Fakat tüm gemi türlerine ait toplam tonaj, isyancıların saldırıları nedeniyle nakliye şirketlerinin rotalarını Güney Afrika’nın güneyinden geçecek şekilde değiştirmeye başlamasından önceki Ekim 2023 seviyelerinin yaklaşık üçte biri altında kaldı.

Lloyd’s List’in denizcilik istihbarat ve araştırma direktörü Bridget Diakun, brifingde “Süveyş Kanalı, Husi milislerinin Kızıldeniz’de gemilere saldırmaya başladığından bu yana en yoğun dönemini yaşıyor. Özellikle konteyner gemileri arasında bir toparlanma görüyoruz,” dedi.

Diakun, tonaj açısından tanker trafiğinin kriz öncesi seviyelerin bile üzerine çıktığını da sözlerine ekledi.

Kanal, Eylül ayındaki 1.228 ve bir yıl önceki 998 geçiş sayısından artış göstererek Ekim ayında 1.338 geçiş kaydetti.

Toplam gemi tonajı, bir önceki aya göre yüzde 18, bir önceki yıla göre ise yüzde 63 artışla 126 milyon detveyt ton seviyesine ulaştı.

Ekim ayında ham petrol tankerlerinin tonajı 47 milyon detveyt ton olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023 yılının Ocak ile Kasım ayları arasındaki aylık ortalama 44 milyon detveyt ton ile karşılaştırıldığında daha yüksek.

Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattını kullanarak ham petrolü Hürmüz Boğazı’nı atlayarak Kızıldeniz’deki Yanbu’ya yönlendiriyor.

1.200 km uzunluğundaki bu hat, o ayın başlarında meydana gelen bir drone saldırısının ardından Eylül ayında yeniden faaliyete geçti ve tanker yüklemeleri de kısa süre sonra yeniden başladı.

Suudi Arabistan’ın Yanbu’dan yaptığı ihracat, Süveyş Kanalı üzerinden kuzeye doğru ilerliyor.

Rus ham petrolü ise ters yönde, Hindistan’a doğru sevk ediliyor. Süveyş Kanalı, Rusya’nın Karadeniz ve Baltık limanlarından Güney Afrika’nın etrafından dolaşmaya kıyasla daha kısa bir rota sunuyor.

Hürmüz Boğazı ve çevresinde ticari gemilere yönelik saldırılar ise yoğunlaştı. Diakun, saldırılardaki artışın boğazdan geçen trafiği bir miktar yavaşlattığını ama tanker seferlerini durdurmadığını belirtti.

Lloyd’s List Intelligence’a göre, İran ile bağlantısı olmayan gemilerin boğazdan geçiş sayısı, 19-25 Ekim haftasında önceki haftaki 122’den 110’a düştü. Eylül ayındaki haftalık ortalama ise 115 idi.

Daha önce yaptırım uygulanan ticarete dahil olmuş 50’den fazla yaptırım dışı tanker ve gaz gemisi, Körfez’den kurallara uygun yük taşımaya yönelerek, bölgeden uzak duran ana akım gemi sahipleri ve işletmecilerinin bıraktığı boşluğu doldurdu.

Diakun, “Bu aslında normal bir durum değil. Bunun nedeni jeopolitik aksaklıklar,” dedi.

Meade, yaptırım uygulanan tankerlerin çoğunlukla Aframax ve Suezmax sınıfında (yani çok büyük ham petrol tankerlerinden daha küçük sınıfta) olduğunu belirtti.

Konuşmacıya göre, Kızıldeniz’in güney girişi olan Bab el-Mendeb’de büyümenin ana itici gücü, konteyner seferlerinin yeniden başlaması oldu.

Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Domínguez bu hafta, Suudi Arabistan’a bağlı gemilerin bu boğazda hâlâ tek başına hedef alınmaya devam ettiğini söyledi.

Fakat Diakun, toparlanmanın ne kadar daha ilerleyebileceğini, bunun konteyner gemilerinin geri dönüşüne ve Süveyş Kanalı üzerinden ham petrol tankerlerinin hareketlerine bağlı olduğunu göz önünde bulundurarak sorguladı.

Asıl soru, trafiğin Husi saldırıları öncesindeki seviyelerini koruyup koruyamayacağı ya da toparlanmanın durup durmayacağıydı. “Şu anda Süveyş ve Bab el-Mendeb’e ne kadar geminin geri dönebileceğine dair bir sınır olmalı,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail basını ABD ara seçimlerini nasıl değerlendirdi?

Yayınlanma

ABD’deki Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, İsrail basınında askeri yardımlar ve ikili işbirliğinin geleceğine dair derin endişelere yol açtı.

ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, İsrail basınında Washington ile ilişkilerin geleceğine yönelik endişelerle karşılandı.

İsrail basınındaki haber ve yorumlarda, sandıktan çıkan sonuçların yalnızca Donald Trump ve Cumhuriyetçiler açısından bir yenilgi olmadığı, aynı zamanda İsrail’e sağlanan Amerikan desteği bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceği kaydedildi.

Maariv gazetesi, seçim sonuçlarının İsrail’de derin endişelere yol açtığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump tek kaybeden değil; seçim sonuçları İsrail’de de derin endişelere yol açıyor. Cumhuriyetçi Parti büyük bir darbe aldı. Bu sonuçlar Washington ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilir.”

Gazete, Maine eyaletinde Demokrat Troy Jackson’ın, 1997 yılından bu yana görev yapan ve İsrail’e desteğiyle tanınan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’i mağlup etmesini öne çıkardı.

Jackson’ın İsrail’e yönelik ABD askeri yardımının sona erdirilmesini savunduğunu hatırlatan Maariv, Demokratların zaferini parti içinde İsrail konusundaki dengelerin değiştiğinin göstergesi olarak nitelendirdi.

Israel Hayom gazetesi, Cumhuriyetçilerin Trump’tan uzaklaşmaya başlamasıyla İsrail’in daha eleştirel bir Kongre ile karşılaşacağını aktararak, “Dostane olmayan bir Kongre, Trump’ın İsrail’e verdiği desteğin siyasi maliyetini artırabilir ve işbirliği gerektiren girişimleri engelleyebilir” ifadelerine yer verdi.

Gazetenin analizinde, Trump’ın İsrail’e yönelik desteği sürse dahi Kongrenin takınacağı tutumun ikili işbirliğini zorlaştırabileceği vurgulandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise seçimleri “hem Trump’a hem İsrail’e büyük bir darbe” şeklinde tanımladı.

Kanal, dışişleri, savunma ve bütçe ödenek komitelerinin denetimini devralacak Demokratların, İsrail’e dönük silah satışlarını ve askeri sevkiyatları daha sıkı bir incelemeye tabi tutmasını beklediğini bildirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesi, seçim tablosunu “tarihi bir mavi tsunami” ve Trump için küçük düşürücü bir yenilgi olarak yorumladı.

Gazete, Demokratların, Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim çevrelerinde de zafer kazandığına dikkati çekti.

Haaretz gazetesi, Michigan eyaletinde ilerici Demokrat Abdul El-Sayed’in, İsrail yanlısı Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman siyasetçi olmasını öne çıkardı.

Gazete değerlendirmesinde, “İlerici aday Abdul El-Sayed’in İsrail yanlısı aday Mike Rogers’a karşı kazandığı zafer, İsrail’e karşı sert muhalefetin bile başa baş federal yarışları kazanmasına engel olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Jerusalem Post gazetesi, Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilginin başlıca gerekçesi olarak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşı işaret etti.

Seçimlerin İsrail açısından yaratacağı etkilerin Cumhuriyetçilerin Kongredeki denetimi kaybetmesinin ötesine geçebileceğini belirten gazete, şu analizi paylaştı:

“İsrail’i eleştiren kampın genişlemesi ve nüfuz sahibi konumlara erişiminin artması, İsrail’in görmezden gelemeyeceği bir değişimi temsil ediyor.”

Öte yandan, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde 30 milyon dolardan fazla harcama yapmasına karşın Abdul El-Sayed’in adaylığını engelleyemedi. Bu harcama, AIPAC’ın tek bir seçim yarışı için kaydettiği en yüksek harcama tutarı oldu.

AIPAC daha sonraki süreçte ise Rogers’ı destekleyen bir bağımsız siyasi eylem komitesine (süper PAC) 9 milyon dolara kadar kaynak aktardı.

Sludge’ın aktardığı bilgilere göre kuruluşun siyasi eylem komitesi ve süper siyasi eylem komitesi kanalıyla ara seçimler boyunca yaptığı toplam harcama 100 milyon doları aştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Haredi müttefiklerinden Netanyahu’ya destek gelmedi

Yayınlanma

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hükümeti kurma görevi için istişareleri sürdürürken, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un 56, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alması bekleniyor. Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı desteklememe kararı alırken, askerlik muafiyeti tartışması görüşmelerin ana gündem maddesi oldu.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeni hükümeti kurma görevini tevdi edeceği ismi belirlemek amacıyla siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareleri sürdürüyor.

Haredi müttefiklerinin desteğini sağlayamayan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yerine, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un cumhurbaşkanına daha fazla milletvekili tarafından önerilmesi bekleniyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, 120 sandalyeli parlamentoda (Knesset) Eisenkot’un 56, Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alacağı öngörülüyor.

Çarşamba günü başlayan ve perşembe akşamı tamamlanması beklenen görüşmeler sonucunda en çok öneriyi alan ismin doğrudan görevlendirilmesi gerekmiyor.

Herzog’un hükümeti kurmak için parlamentoda çoğunluğu sağlama ihtimali en yüksek gördüğü adayı belirleme yetkisi var.

İstişarelerin ilk gününde Dini Siyonizm, Zehut ve Şas partileri başbakanlık görevi için Netanyahu’yu önerirken, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz partisi Eisenkot’tan yana tercih bildirdi.

Ra’am, Demokratlar, Birlikte ve Yashar partileri de Eisenkot’a destek vereceklerini duyurdu. İktidardaki Likud partisinin Netanyahu’yu önermesi beklenirken, aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi başbakana desteğini bildirdi.

Beklenen bu dağılım Eisenkot’u öneri sayısında öne geçirse de 56 milletvekili desteği, hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye çoğunluğunun gerisinde kalıyor. Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ise henüz tutumunu açıklamadı.

Netanyahu’nun milletvekillerini ikna etme çabalarına rağmen Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı önermeme kararını sürdürdü.

İttifakı meydana getiren Agudat Yisrael ve Degel HaTorah başlangıçtaki tavrını korurken, Netanyahu’nun temaslarının ardından Meir Porush ve Eliakim Stark’ın ortak kararın dışına çıkarak başbakanı destekleyebileceği yönündeki iddialar karşılık bulmadı.

Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşen parti temsilcisi Yitzhak Goldknopf, “Hiçbir bloka karşı yükümlülüğümüz yok” dedi. Bu tutum, partinin olası bir hükümet seçeneğindeki tavrının dini ve diğer politika başlıklarındaki pazarlıklara bağlı olacağını gösterdi.

Birleşik Tevrat Yahudiliği heyetiyle yapılan temaslarda, Haredi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muafiyeti konusu öne çıktı.

Uzun süren çatışmaların ardından ordunun asker açığıyla karşı karşıya kalması tartışmanın boyutunu derinleştirdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Pindrus, Haredi toplumuna yönelik kışkırtmalardan ve dini eğitim gören öğrencilerin durumundan şikayet ederek, kurulacak hükümetin “Tevrat öğrencilerinin baskı gördüğü” ortama çözüm üretmesi gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Herzog ise heyete dini eğitim almayan Haredi kesimin askere gitmesine ilişkin yaklaşımını sorarak, “Bir askerlik çerçeveniz var mı? Öğrenim görmeyenlerin askere gitmesi gerektiğini kabul ediyor musunuz?” ifadesini kullandı. Pindrus, partisinin geleneksel tutumunun Tevrat öğrenimini tam zamanlı olarak sürdürenlerin muafiyetine dayandığını belirtti.

Buna karşılık Herzog, geniş toplumsal uzlaşmayı sağlayacak yeni bir askerlik düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Haredi askerlerin dini yaşantılarını muhafaza ederek orduya katılabilecekleri modellerin bulunduğuna işaret eden Herzog, bu kapsamda teşkil edilen Haşmonay Tugayı’nı örnek verdi.

Görüşmede Haredi okullarında matematik ve İngilizce gibi temel derslerin müfredata alınması başlığı da ele alınırken, Pindrus “toplumsal değişim” yerine “ekonomik değişim” beklediklerini kaydetti.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü heyeti ise Herzog ile görüşmesinde hükümeti kurma görevi için Netanyahu’yu önerdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Wasserlauf, istişare sürecine dahil olan bütün partilerden Hamas’ın terör örgütü olarak açıkça tanınmasının istenmesini talep etti.

Seçimlere yönelik yabancı müdahale soruşturmasına işaret eden Wasserlauf, Arap partilerinin satın alınan oylardan faydalandığını ileri sürdü.

Herhangi bir kanıt sunmayan Wasserlauf, bazı oyların Hamas’ı terör örgütü kabul etmeyen listeler lehine parayla temin edildiğini savundu.

İddialara itiraz eden Herzog, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunların hepsi spekülasyon. Ortada delil veya kanıt yok. Hukuk sisteminde şüphelerin temellendirilmesi gerekir. Dikkatli olmalıyız; insanlar bazen sonunda hiçbir karşılığı çıkmayan iddialarda bulunuyor.”

Herzog, meselenin incelenmesi amacıyla önde gelen hukukçulardan bir heyet oluşturulduğunu ve soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Yahudi Gücü Milletvekili Limor Son Har-Melech’in kamuoyunun seçim sonuçlarına inanmadığı yönündeki sözleri üzerine Herzog, parti mensuplarını Arap toplumunun geneline yönelik toptancı yaklaşımlardan kaçınmaları konusunda uyardı.

Herzog, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılım göstermesinin, parti lideri Itamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki icraatlarına bir tepki olabileceğini dile getirerek, usulsüzlük iddialarının bu ihtimalin üzerini örtüp örtmediğini sordu.

Yahudi Gücü temsilcisi Yitzhak Kroizer ise katılım oranının Ben-Gvir’in icraatlarının etkinliğini kanıtladığını savunarak, “Bu, Bakan Ben-Gvir için bir onur nişanıdır” dedi ve bakanın geçmişte uygulanmayan mevzuatı hayata geçirdiğini öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English