Avrupa
İsrailli BlackCore şirketi Fransa’da yerel seçimlere müdahale etmiş olabilir

Fransız yetkililer, mart ayındaki belediye seçimleri öncesinde Boyun Eğmeyen Fransa’yı (LFI) hedef alan bir müdahalenin, BlackCore adlı bir İsrail şirketi tarafından yürütülüp yürütülmediğini araştırıyor.
Reuters’a konuşan kaynaklar, Fransız istihbarat teşkilatlarının şu anda, suçlu davranışlarda bulundukları iddiasını içeren aldatıcı web siteleri ve sosyal medya hesaplarının yanı sıra aşağılayıcı dijital reklamları da içeren bir kampanyada, LFI’nın üç adayını karalamak için söz konusu BlackCore kampanyasını kimin sipariş etmiş olabileceğini araştırdığını söyledi.
Fransız yetkililer ve adayların kendilerinin verdiği bilgilere göre, operasyon Marsilya belediye başkan adayı Sébastien Delogu, Toulouse adayı François Piquemal ve Roubaix adayı David Guiraud’yu hedef almıştı.
Sol oyların bölünmesini önlemek amacıyla Marsilya belediye başkanlığı seçimlerinin ikinci turundan çekilen Delogu, artık aktif olmayan “Sophie’s Blog” adlı bir sitenin kendisine yönelik, ayrıntıları açıklanmayan cinsel taciz iddialarına atıfta bulunması üzerine mart ayında hakaret davası açtı.
Kullanıcıları bir web sitesine yönlendirmek için akıllı telefonla taranabilen barkodlar olan QR kodları da Marsilya’nın çeşitli yerlerine asıldı ve bu bloga yönlendirdi.
Delogu’nun avukatı Yones Taguelmint, şikayet metnini paylaşmayı reddetti fakat bunun blog ve QR kodlarıyla ilgili olduğunu doğruladı.
Roubaix’de seçimi kazanan Guiraud, Viginum’un ifadesine göre “aynı ekosistemle bağlantılı Facebook sayfaları” tarafından hedef alındı.
Toulouse’da sol ittifakın liderliğini yapan fakat ikinci turda az farkla kaybeden milletvekili Piquemal, isimsiz sosyal medya hesapları, web siteleri ve yerel gazete La Depeche du Midi’deki aşağılayıcı reklamların hedefi olduktan sonra polise başvurduğunu söyledi.
Piquemal, cezai soruşturmanın saldırıların arkasında kimin olduğunu ortaya çıkaracağını umduğunu söyledi. Gazze yanlısı savunuculuğu ve “Fransa’nın üçüncü büyük şehrini kazanabilecek” biri olması nedeniyle hedef alındığına inandığını belirtti.
Operasyonun genel hatları, mart ayında Le Monde gazetesi tarafından ilk kez ortaya çıkarılmıştı.
Fransa Başbakanlık dezenformasyon ofisi Viginum, Marsilya, Toulouse ve Roubaix’deki bir “Fransız siyasi partisi” ile adaylarını hedef alan ve “sınırlı” erişime sahip bir “yabancı dijital müdahale” planını ifşa etmişti.
Araştırmacı haber sitesi Le Canard Enchaine daha sonra yetkililerin bir İsrail firmasından şüphelendiğini bildirdi ama firmanın adını vermedi.
Filistin yanlısı LFI, bazı Yahudi cemaati liderleri ve siyasi rakipleri tarafından düzenli olarak antisemitizmle suçlanıyor. Buna karşılık birçok iş dünyası figürü, partinin yüksek vergi ve harcama politikalarından endişe duyuyor.
LFI, Viginum’un adaylarına yönelik yabancı müdahale konusunda kendilerini uyardığını ve soruşturmacılarla işbirliği yaptıklarını belirtti.
Parti yaptığı açıklamada, “Yaklaşan (cumhurbaşkanlığı) seçimlerinin bu tür saldırılara sahne olmasını bekliyoruz. Teknolojik gelişmeler bu riski muhtemelen önemli ölçüde artıracaktır,” dedi.
Bu haberin yayınlanmasının ardından, LFI’nin 2027 cumhurbaşkanlığı adayı ve uzun süredir parti lideri olan Jean-Luc Mélenchon, hükümeti yabancı müdahaleye karşı daha sert yasalar çıkarmaya çağırdı.
Fransız siyasetçi, “Korunmamız gerekiyor ve eğer korunursak, diğer tüm (partiler) de korunacak,” dedi.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Reuters’a BlackCore’dan haberdar olmadığını bildirdi. Bakanlık, Fransız hükümetinin seçimlere müdahale iddiaları konusunda kendileriyle iletişime geçip geçmediğine ilişkin soruya yanıt vermedi.
BlackCore’un iddia edilen dezenformasyon kampanyası, Fransa ve diğer ülkeler artan siyasi kutuplaşma ve demokrasiye yönelik tehditlerle mücadele ederken, yerel seçimlerin bile ne kadar gergin hale geldiğini vurguluyor.
Reuters, BlackCore’un arkasında kimin olduğunu tespit edemedi, şirketin nerede faaliyet gösterdiğini doğrulayamadı ya da İsrail şirket kayıtlarında bu şirkete dair herhangi bir kayda rastlayamadı.
BlackCore, web sitesindeki iletişim formu ve LinkedIn sayfası üzerinden gönderilen tekrarlı mesajlara yanıt vermedi. Her iki platform da daha sonra çevrimdışı hale getirildi.
Fransız savcılar, BlackCore’un iddia edilen faaliyetleri hakkında ya mesajlara yanıt vermedi ya da yorum yapmayı reddetti.
BlackCore, web sitesinde ve LinkedIn sayfasında kendisini “modern bilgi savaşı çağı için kurulmuş seçkin bir etki, siber ve teknoloji şirketi” olarak tanımlıyor.
Şirket, hükümetlere ve siyasi kampanyalara “anlatıları şekillendirmek için en son stratejiler, gelişmiş araçlar ve sağlam güvenlik” sağladığını belirtiyor.
Reuters, BlackCore’un bir Afrika hükümeti adına yürütülen ayrı bir sosyal medya operasyonunun sorumluluğunu üstlendiğini iddia ettiği belgeleri inceledi.
Belgelerde tarih belirtilmemişti fakat bu yılın ocak ayında başlayan ve 14 hafta süren bir operasyona atıfta bulunuluyordu. Belgeler, bazı ayrıntıların gizli tutulması şartıyla bir kişi tarafından Reuters’a sağlandı.
Reuters, Facebook’un sahibi Meta Platforms’a belgelerde özetlenen Afrika operasyonuyla ilgili soru yönelttikten sonra, şirket bunun arkasındaki “ağın” Fransa belediye seçimleri öncesinde başlatılan dezenformasyon kampanyasıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Meta, suçluyu tam olarak tespit etmekten kaçındı.
Meta, “koordineli sahte davranış” kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle bir hesap ve sayfa ağını kaldırdığını bildirdi.
Şirket, bu hileli faaliyetin İsrail’den kaynaklandığını ve “öncelikle Fransa’yı hedef aldığını” belirtti.
BlackCore’un iddia edilen Fransız dezenformasyon kampanyasından haberdar olan kaynaklardan ikisi, ayrıntılara girmeden şirketin Afrika’daki faaliyetlerinden de haberdar olduklarını söyledi.
Diğer iki kaynağa göre, Google ve TikTok, kendi ağlarını denetlerken Fransız dezenformasyon operasyonunun bazı yönlerini bağımsız olarak tespit etti. Her iki kaynak da daha fazla ayrıntı vermedi.
TikTok, BlackCore ile ilgili soruları doğrudan yanıtlamadı, fakat Reuters’ın iddia edilen Fransız karalama kampanyasında kullanılan sahte sitelerden birini tanıttığı tespit edilen bir hesabı kaldırdığını söyledi. TikTok, söz konusu hesabın aldatıcı davranış kurallarını ihlal ettiğini belirtti.
Avrupa
Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Berlin’de eyalet seçimlerini birinci sırada bitiren Sol Parti, zafer partisine katılan isimler nedeniyle kriz yaşıyor.
Partinin Federal Meclis üyesi Ferat Koçak, suç dünyasıyla olan bağlantılarına yönelik eleştirilerin ardından parlamento görevlerinden ayrılıyor.
Partinin meclisteki grup başkanı Sören Pellmann, “Ferat Koçak, tam şeffaflık sağlanana kadar bir sonraki duyuruya kadar geri çekileceğini bize bildirdi. Gelişmeleri bekleyip göreceğiz,” dedi.
Pellmann, Koçak’ın bir sonraki duyuruya kadar Federal Meclis İçişleri Komisyonu toplantılarına da katılmayacağını söyledi. Koçak ayrıca şimdilik kamuoyu önüne çıkmaktan da kaçınacak.
Pellmann, olası diğer sonuçların “daha sonra birbirimizle dayanışma içinde” tartışılacağını belirtti.
Koçak, organize suçla ilişkilendirilen Remmo aşiretinin bir üyesiyle yazışmaları nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.
Söz konusu olay, özellikle Koçak ile aile reisi Issa Remmo’nun oğlu Firas Remmo arasındaki mesajlaşmayı içeriyor.
Koçak, “birçok kişiyle” mesajlaştığı için muhatabının kim olduğunu bilmediğini iddia etti. Issa Remmo’ya gönderdiği selamları ise “nezaket” olarak nitelendirdi.
Aynı zamanda Sol Partili milletvekili, “organize suçla bağlantılı” kişilerle temas kurmanın “hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini” belirtti.
Koçak’a yöneltilen suçlamalar, Issa Remmo’nun Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinin yapıldığı akşam Berlin’in Neukölln semtinde düzenlenen Sol Parti’nin seçim partisine katılmış olması nedeniyle daha da ağırlaştı.
Sol Parti, Remmo’nun davet edilmediğini ve dışarı çıkarıldığını belirterek olaydan uzak durdu.
Bunun üzerine diğer partiler, Koçak’ın Bundestag’daki Sol Parti milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti.
Koçak daha önce, şüpheleri gidermek ve ekibiyle istişare ederek iletişim yöntemlerini gözden geçirmek için zaman ayırmak istediğini açıklamıştı.
Bu durum, kendi partisi içinde de eleştirilere yol açtı. Örneğin, uzun süredir Federal Meclis üyesi olan ve parlamentonun eski başkan yardımcısı Petra Pau, X’te yaptığı açıklamada, “Şu anda ‘zaman ayırmak’ aslında ne anlama geliyor? Artık sorumluluk alın,” dedi ve bu durumda, “artık saflığa inanamayacağını” söyledi.
Sol Parti’nin federal genel sekreteri Janis Ehling ise şöyle konuştu:
“Bu durumda olduğu gibi, bağlantılarla ilgili en ufak bir izlenim bile partimizin itibarına zarar veriyor.”
Fakat Pau’nun aksine, Ehling, Koçak’ın iddialara yanıt vermek için zaman ayırmayı planladığını duyurmasını övdü.
Yeşiller’in milletvekili grubu başkanı Katharina Dröge de Sol Parti’nin milletvekili grubuna Koçak’ı ihraç etmeleri için çağrıda bulunmuştu.
Dröge, Sol Parti’ye “Bay Koçak’ın Sol Parti milletvekili grubunun bir parçası olmaması” yönünde tavsiyede bulunacağını söyledi.
Aynı zamanda Dröge, Koçak’a yönelik eleştirileri, partisinin Sol Parti’nin kendi saflarındaki “antisemitizmle mücadele” konusunda yeterince çaba göstermediğine dair suçlamalarıyla ilişkilendirdi.
Remmo’nun da katıldığı Neukölln seçim partisine İsrail karşıtı aktivist İbrahim İbrahim de katıldı.
Fotoğraflarda Koçak, Alman devletinin “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) mensubu olduğu öne sürülen İbrahim ile görülüyor.
Dröge, Koçak’ın “terörizmi yücelten, İsrail Devleti’nin varlığını sorgulayan ve “antisemitik olaylarla” tanınan kişilere yakınlığı nedeniyle” defalarca dikkat çektiğini söyledi.
Ondan önce, Yeşiller’den birkaç önde gelen siyasetçi, Sol Parti’nin “antisemitik” görüşlere sahip parti üyelerini ihraç etmesini talep etmişti.
Bu talepte bulunanlar arasında Yeşiller’in Avrupa işlerinden sorumlu politikacısı Sergey Lagodinsky ve Federal Meclis Başkan Yardımcısı Omid Nouripour da yer alıyordu.
Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir (Yeşiller) ise Sol Parti “antisemitizmden” kesin bir şekilde uzaklaşmadığı sürece kendi partisini bu parti ile koalisyon kurmaması konusunda uyardı.
Bu mesele, iki eyalette eyalet hükümetlerinin kurulmasını zorlaştıracak gibi görünüyor: Hem Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hem de Berlin’de yapılan eyalet seçimlerinin ardından Yeşiller, SPD ve Sol Parti arasında görüşmeler sürüyor.
Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hedef SPD liderliğindeki, Berlin’de ise hedef Sol liderliğindeki bir koalisyon.
Sol Parti, tabanındaki Filistin yanlısı aktivistlerin “antisemitizme ya da İsrail’e karşı nefrete” kaydığı yönündeki suçlamaları reddetti.
Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp, “Şiddet ve terörizmi kutlamak kesinlikle kabul edilemez. Yahudilerin –tıpkı Müslümanlar, queer bireyler ve şehrimizdeki herkes gibi– kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım,” dedi.
Avrupa
Kallas, Kızıldeniz görevi için daha fazla savaş gemisi istedi

Kaja Kallas, AB’nin Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını korumaya yönelik deniz misyonunun genişletilmesini istedi.
Gemilerinin sayısını 10’un üzerine çıkarmak zorunda kalacağını belirten AB dış politika şefi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, şu anda bölgede o kadar çok gemi bulunmadığını da ekledi.
AB’nin Aspides misyonu, deniz taşımacılığını Yemen direnişinin misillemelerinden korumak amacıyla 2024 yılında başlatılmıştı.
Diplomatlar, şu anda altı savaş gemisinin görev yaptığını belirtiyorlar.
Kallas, Birleşmiş Milletler’de düzenlenen dünya liderlerinin yıllık toplantısının kenarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Aspides uygulamaya konulduğunda, en az 10 gemiye ihtiyaç olduğu belirtilmişti. Bence şu anda durum daha da ciddi,” dedi.
Ensarullah (Husiler) milisleri son haftalarda Kızıldeniz kıyılarında hızlı ilerlemeler kaydetti.
Bu durum, ABD-İran savaşı nedeniyle trafiğin zaten azaldığı Hürmüz Boğazı’nı da içeren bölgedeki güzergâhları daha da karmaşık hale getirdi.
Aspides misyonunun kilit ülkelerinden biri olan İtalya, geçen perşembe günü kendi gemileri için bölgede bir deniz misyonu hazırladığını duyurdu ve AB’nin yeni krize yanıt vermesini bekleyemeyeceğini belirtti.
Kallas, Husi saldırılarının Avrupa’nın çıkarlarını etkilediğini ve küresel ekonomiye yansıdığını belirtti:
“AB’nin Aspides operasyonu, bölgedeki güvenliğe ve küresel deniz taşımacılığına hayati bir katkı sağlıyor; fakat operasyona, bölgedeki artan tehdit düzeyiyle başa çıkabilmek için daha fazla deniz ve hava gücü gerekiyor.”
Kallas, 19 Eylül’de AB’nin 27 üye ülkesine bir mektup göndererek katkılarınızı artırmalarını istedi.
Mektupta, konunun yaklaşan savunma ve dışişleri bakanları toplantılarında ele alınacağını belirtti ve şunları söyledi:
“Şu anda da gelişmeye devam eden bu durum, tedarik zincirlerimize yansımalarıyla Avrupa’nın çıkarlarını şimdiden etkiliyor ve zaten artan yakıt fiyatlarından darbe almış ekonomilerimizi destekleme kabiliyetimizi de olumsuz etkileyebilir. Şu an için Husiler yalnızca Suudi Arabistan’la bağlantılı hedefleri vuracaklarını belirtse de, Boğaz’dan geçen gemilere yönelik eylemleri konusunda belirsizlik var. Her halükarda, artık deniz taşımacılığına zarar verme potansiyeli açısından daha avantajlı bir konumdalar.”
Avrupa
AfD lideri Weidel: Sol Parti zenginleri vuracak

Almanya için Alternatif (AfD) lideri Alice Weidel, Die Linke’nin (Sol Parti) “zenginleri vuracağını, kapitalistleri mülksüzleştireceğini” öne sürdü.
Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da seçimlerin yapıldığı pazar günü ZDF televizyonunda canlı yayına katılan AfD lideri, Berlin seçimleriyle ilgili konuştu.
Weidel, Sol Parti’nin Berlin’de “CDU’nun ‘güvenlik duvarı’ politikası yüzünden en güçlü unsur haline geldiğini” savundu.
Daha sonra Weidel, Sol Parti’nin “mülksüzleştirmeyi, zenginleri vurmayı, kira tavanları yoluyla kapitalistlere baskı uygulamayı, başka bir deyişle planlı sosyalizmin unsurlarını uygulamayı” istediğini ileri sürdü.
ZDF sunucusu Shakuntala Banerjee şaşkın göründü ve bu iddianın yeniden “doğrulanması” gerektiğini açıklayarak, “‘Zenginleri vurmak istiyor’ mu?” diye sordu.
Aslında Weidel, 2020’de Sol Parti’nin düzenlediği bir etkinlikte Berlinli üye Sandra L.’nin sözlerine işaret ediyor gibi görünüyor. O dönemde, sözlerinin yer aldığı bir video internette yayıldı.
Olay, Kassel’de düzenlenen bir parti strateji konferansında yaşandı. Tartışma aslında enerji politikası üzerindeyken Sol Partili şöyle dedi: “Enerji dönüşümü, devrimden sonra da gereklidir. Ve zenginlerin yüzde birini vursak bile, yine de evlerimizi ısıtmak isteyeceğiz.”
O sırada orada bulunan Sol Parti’nin o dönemki eşbaşkanı Bernd Riexinger, zorla çalıştırma konusunda bir şaka yaparak, “Sadece şunu eklemek istedim: Onları vurmayız; onları yararlı işler yapmaya zorlarız,” cevabını vermişti.
Daha sonra Sandra L., dpa’ya yaptığı açıklamada sözlerini geri çekmiş ve “Bu, siyasi görüşlerimle tamamen çelişiyor; insanlara yönelik şiddetten tiksiniyorum,” demişti.
Riexinger de daha sonra bu yorumu “hemen ve kesin bir şekilde reddetmediği” için pişmanlığını dile getirmişti.
Sol Parti’nin hiçbir seçim bildirgesinde zenginlerin veya süper zenginlerin “idam edilmesi” çağrısı yer almıyor. Parti, hukukun üstünlüğüne ve “özgür demokratik temel düzene” bağlı olduğunu söylüyor.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Ortadoğu2 hafta önceNetanyahu, bin Zayed’den gelen “7 Ekim” uyarısını görmezden gelmiş









