Avrupa
İsrailli BlackCore şirketi Fransa’da yerel seçimlere müdahale etmiş olabilir

Fransız yetkililer, mart ayındaki belediye seçimleri öncesinde Boyun Eğmeyen Fransa’yı (LFI) hedef alan bir müdahalenin, BlackCore adlı bir İsrail şirketi tarafından yürütülüp yürütülmediğini araştırıyor.
Reuters’a konuşan kaynaklar, Fransız istihbarat teşkilatlarının şu anda, suçlu davranışlarda bulundukları iddiasını içeren aldatıcı web siteleri ve sosyal medya hesaplarının yanı sıra aşağılayıcı dijital reklamları da içeren bir kampanyada, LFI’nın üç adayını karalamak için söz konusu BlackCore kampanyasını kimin sipariş etmiş olabileceğini araştırdığını söyledi.
Fransız yetkililer ve adayların kendilerinin verdiği bilgilere göre, operasyon Marsilya belediye başkan adayı Sébastien Delogu, Toulouse adayı François Piquemal ve Roubaix adayı David Guiraud’yu hedef almıştı.
Sol oyların bölünmesini önlemek amacıyla Marsilya belediye başkanlığı seçimlerinin ikinci turundan çekilen Delogu, artık aktif olmayan “Sophie’s Blog” adlı bir sitenin kendisine yönelik, ayrıntıları açıklanmayan cinsel taciz iddialarına atıfta bulunması üzerine mart ayında hakaret davası açtı.
Kullanıcıları bir web sitesine yönlendirmek için akıllı telefonla taranabilen barkodlar olan QR kodları da Marsilya’nın çeşitli yerlerine asıldı ve bu bloga yönlendirdi.
Delogu’nun avukatı Yones Taguelmint, şikayet metnini paylaşmayı reddetti fakat bunun blog ve QR kodlarıyla ilgili olduğunu doğruladı.
Roubaix’de seçimi kazanan Guiraud, Viginum’un ifadesine göre “aynı ekosistemle bağlantılı Facebook sayfaları” tarafından hedef alındı.
Toulouse’da sol ittifakın liderliğini yapan fakat ikinci turda az farkla kaybeden milletvekili Piquemal, isimsiz sosyal medya hesapları, web siteleri ve yerel gazete La Depeche du Midi’deki aşağılayıcı reklamların hedefi olduktan sonra polise başvurduğunu söyledi.
Piquemal, cezai soruşturmanın saldırıların arkasında kimin olduğunu ortaya çıkaracağını umduğunu söyledi. Gazze yanlısı savunuculuğu ve “Fransa’nın üçüncü büyük şehrini kazanabilecek” biri olması nedeniyle hedef alındığına inandığını belirtti.
Operasyonun genel hatları, mart ayında Le Monde gazetesi tarafından ilk kez ortaya çıkarılmıştı.
Fransa Başbakanlık dezenformasyon ofisi Viginum, Marsilya, Toulouse ve Roubaix’deki bir “Fransız siyasi partisi” ile adaylarını hedef alan ve “sınırlı” erişime sahip bir “yabancı dijital müdahale” planını ifşa etmişti.
Araştırmacı haber sitesi Le Canard Enchaine daha sonra yetkililerin bir İsrail firmasından şüphelendiğini bildirdi ama firmanın adını vermedi.
Filistin yanlısı LFI, bazı Yahudi cemaati liderleri ve siyasi rakipleri tarafından düzenli olarak antisemitizmle suçlanıyor. Buna karşılık birçok iş dünyası figürü, partinin yüksek vergi ve harcama politikalarından endişe duyuyor.
LFI, Viginum’un adaylarına yönelik yabancı müdahale konusunda kendilerini uyardığını ve soruşturmacılarla işbirliği yaptıklarını belirtti.
Parti yaptığı açıklamada, “Yaklaşan (cumhurbaşkanlığı) seçimlerinin bu tür saldırılara sahne olmasını bekliyoruz. Teknolojik gelişmeler bu riski muhtemelen önemli ölçüde artıracaktır,” dedi.
Bu haberin yayınlanmasının ardından, LFI’nin 2027 cumhurbaşkanlığı adayı ve uzun süredir parti lideri olan Jean-Luc Mélenchon, hükümeti yabancı müdahaleye karşı daha sert yasalar çıkarmaya çağırdı.
Fransız siyasetçi, “Korunmamız gerekiyor ve eğer korunursak, diğer tüm (partiler) de korunacak,” dedi.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Reuters’a BlackCore’dan haberdar olmadığını bildirdi. Bakanlık, Fransız hükümetinin seçimlere müdahale iddiaları konusunda kendileriyle iletişime geçip geçmediğine ilişkin soruya yanıt vermedi.
BlackCore’un iddia edilen dezenformasyon kampanyası, Fransa ve diğer ülkeler artan siyasi kutuplaşma ve demokrasiye yönelik tehditlerle mücadele ederken, yerel seçimlerin bile ne kadar gergin hale geldiğini vurguluyor.
Reuters, BlackCore’un arkasında kimin olduğunu tespit edemedi, şirketin nerede faaliyet gösterdiğini doğrulayamadı ya da İsrail şirket kayıtlarında bu şirkete dair herhangi bir kayda rastlayamadı.
BlackCore, web sitesindeki iletişim formu ve LinkedIn sayfası üzerinden gönderilen tekrarlı mesajlara yanıt vermedi. Her iki platform da daha sonra çevrimdışı hale getirildi.
Fransız savcılar, BlackCore’un iddia edilen faaliyetleri hakkında ya mesajlara yanıt vermedi ya da yorum yapmayı reddetti.
BlackCore, web sitesinde ve LinkedIn sayfasında kendisini “modern bilgi savaşı çağı için kurulmuş seçkin bir etki, siber ve teknoloji şirketi” olarak tanımlıyor.
Şirket, hükümetlere ve siyasi kampanyalara “anlatıları şekillendirmek için en son stratejiler, gelişmiş araçlar ve sağlam güvenlik” sağladığını belirtiyor.
Reuters, BlackCore’un bir Afrika hükümeti adına yürütülen ayrı bir sosyal medya operasyonunun sorumluluğunu üstlendiğini iddia ettiği belgeleri inceledi.
Belgelerde tarih belirtilmemişti fakat bu yılın ocak ayında başlayan ve 14 hafta süren bir operasyona atıfta bulunuluyordu. Belgeler, bazı ayrıntıların gizli tutulması şartıyla bir kişi tarafından Reuters’a sağlandı.
Reuters, Facebook’un sahibi Meta Platforms’a belgelerde özetlenen Afrika operasyonuyla ilgili soru yönelttikten sonra, şirket bunun arkasındaki “ağın” Fransa belediye seçimleri öncesinde başlatılan dezenformasyon kampanyasıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Meta, suçluyu tam olarak tespit etmekten kaçındı.
Meta, “koordineli sahte davranış” kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle bir hesap ve sayfa ağını kaldırdığını bildirdi.
Şirket, bu hileli faaliyetin İsrail’den kaynaklandığını ve “öncelikle Fransa’yı hedef aldığını” belirtti.
BlackCore’un iddia edilen Fransız dezenformasyon kampanyasından haberdar olan kaynaklardan ikisi, ayrıntılara girmeden şirketin Afrika’daki faaliyetlerinden de haberdar olduklarını söyledi.
Diğer iki kaynağa göre, Google ve TikTok, kendi ağlarını denetlerken Fransız dezenformasyon operasyonunun bazı yönlerini bağımsız olarak tespit etti. Her iki kaynak da daha fazla ayrıntı vermedi.
TikTok, BlackCore ile ilgili soruları doğrudan yanıtlamadı, fakat Reuters’ın iddia edilen Fransız karalama kampanyasında kullanılan sahte sitelerden birini tanıttığı tespit edilen bir hesabı kaldırdığını söyledi. TikTok, söz konusu hesabın aldatıcı davranış kurallarını ihlal ettiğini belirtti.
Avrupa
Rheinmetall, Kassel’i “savunma merkezine” dönüştürecek

Alman silah şirketi Rheinmetall, Kassel ve çevresini Kuzey Hessen Savunma Merkezi’ne dönüştürmek için kolları sıvadı.
Bu plan, Kuzey Hessen’de bulunan kent ve çevresinde savunma şirketlerinin halihazırda güçlü varlığına dayanıyor.
German Foreign Policy’ye göre özellikle, KNDS Deutschland (eski adıyla Krauss-Maffei Wegmann, KMW) ve Rheinmetall (bu iki şirket, diğer ürünlerin yanı sıra Leopard 2 ana muharebe tankını ortaklaşa üretiyor) bölgede önemli tesislerine sahip ve şu anda sırasıyla yaklaşık 2.500 (KNDS Deutschland) ve 2.200 (Rheinmetall) kişiyi istihdam ediyor.
Buna ek olarak, Airbus Helicopters’ın Kassel’de 500’den fazla kişiyi istihdam eden bir şubesi bulunuyor.
KNDS Deutschland kısa süre önce genel hatlarıyla büyümeye devam etme niyetinde olduğunu belirtirken, Rheinmetall CEO’su Armin Papperger ise şirketinin işgücünü 3.000’in biraz üzerine çıkarmayı hedeflediğini duyurdu.
Grubun Kassel’deki tesisleri, Rheinmetall ve KNDS’nin ortaklaşa ürettiği Boxer tekerlekli zırhlı aracın gelecekteki üretim merkezi haline gelecek. 2029’dan itibaren burada yıllık 500 adet Boxer üretilecek.
Son dönemde, kendinden tahrikli obüsler, kurtarma araçları ve mühendislik tanklarını da içeren yıllık üretim hacmi 120 adet civarında.
Rheinmetall’in yakında Kassel’de dünyanın en modern tank fabrikasını işletmeye başlayacağı bildiriliyor.
Rheinmetall, Boxer ve İHA tesislerine 270 milyon avro yatırım yaptı
Sivil havalimanı silah şirketinin hizmetine sunulacak
Rheinmetall, Kassel’in kuzeyindeki mevcut fabrikasını genişletmenin yanı sıra, kuzeybatıda bulunan Kassel-Calden Havalimanı’ndan daha fazla yararlanmayı planlıyor.
Yakın zamana kadar havalimanı, ağırlıklı olarak sivil tatil uçuşlarına hizmet veriyordu.
İlk olarak, Calden’de 30.000 metrekare büyüklüğünde bir lojistik merkezinin inşası planlanıyor. Rheinmetall’e göre bu merkez, “hem yurtiçi hem de yurt dışı siparişlerin verimli bir şekilde işlenmesini sağlamak” amacıyla kurulacaktır.
Ayrıca, havalimanında bir insansız hava aracı (İHA) test merkezi kurulması planlanıyor. Burada Rheinmetall tarafından geliştirilen İHA’lar test edilecek ve gerekirse daha da geliştirilecek.
Düsseldorf merkezli savunma sanayi şirketi, Kassel ve çevresine toplam 260 milyon avro yatırım yapmayı planlıyor. Buna ek olarak Hessen eyaleti tarafından 25 milyon avro daha sağlanacak.
Hessen Eyalet Başbakanı Boris Rhein’in geçen Perşembe günü Rheinmetall ile bir mutabakat zaptı imzaladıktan sonra açıkladığı gibi, “askeri merkez” haline gelecek olan sadece Kassel-Calden Havaalanı değil.
Kuzey Hessen’in tamamı, “modern savunma teknolojisi için yüksek performanslı bir merkez” haline gelecek.
Rhein, “Kuzey Hessen Savunma Merkezi, Kassel’in endüstriyel gücünü Kassel Havalimanı’nın stratejik altyapısıyla birleştiriyor,” dedi.
ABD’nin dahil olmadığı kamikaze İHA’lar üretiliyor
Rheinmetall’in Kassel-Calden’deki gelecekteki insansız hava aracı test merkezinde test edebileceği insansız hava araçları arasında, kamikaze insansız hava araçları da bulunuyor.
Bu hava araçları, belirli bir bölgenin üzerinde daireler çizdikten sonra, patlayıcılarla yüklü halde hedefe doğru dalarak onu imha ediyor.
Rheinmetall, geçtiğimiz Nisan ayında Bundeswehr’den (Alman Silahlı Kuvvetleri) bu tür insansız hava araçlarını toplam 300 milyon avro bedelle üretmek üzere bir sözleşme aldı.
Bunlar, 100 kilometreye kadar menzile sahip ve 70 dakikaya kadar uçabilen FV-014 tipi silah sistemleri.
Üstelik yalnızca Avrupa menşeli bileşenler içerdikleri için ABD’nin etkisinden bağımsızlar.
Rheinmetall, başlangıçta ABD’li savunma şirketi Anduril ile işbirliği içinde insansız hava araçları geliştirmeyi planlamıştı.
Ne var ki bu amaçla Haziran 2025’te kurulan şirketle olan stratejik ortaklık, o zamandan beri fiilen askıya alınmış durumda. Bunun nedenleri açıklanmadı.
Yine de bu karar, Alman hükümetinin Bundeswehr’in ABD silah sistemlerine olan bağımlılığını mümkün olduğunca azaltma çabalarıyla örtüşüyor.
Rusya’yı vuracak avcı-bombardıman insansız hava araçları tedarik edilebilir
Rheinmetall’in, Bundeswehr’in şu anda tedarik etmeyi planladığı bir insansız savaş uçağı olan avcı-bombardıman insansız hava aracını üretmek üzere umulan sözleşmeyi alıp almayacağı henüz belirsiz.
Bu aracın, Rusya topraklarının derinliklerindeki hedefleri vurabilmesi amaçlanıyor.
Şu ana kadar üç model değerlendirmeye alındı. İnsansız hava aracı girişimi Helsing, CA-1 Europe adlı bir avcı-bombardıman insansız hava aracını geliştirme aşamasında. Bu araç, ABD menşeli bileşenler kullanılmadan üretilecek fakat en erken 2029 yılında piyasaya sunulabilecek.
Airbus, halihazırda Valkyrie insansız hava aracına sahip olan Kratos Group ile işbirliği yapıyor ama Kratos, bir ABD şirketi.
Rheinmetall ise, halihazırda hizmette olan Boeing’in MQ-28 insansız hava aracını Alman gereksinimlerine uyarlamak üzere Boeing ile çalışmayı planlıyor ama Boeing de bir ABD şirketi.
Doğrudan ABD etkisinden kaçınmak için Rheinmetall, uçağı Boeing Defense Australia ile ortaklaşa üretmeyi planlıyor; bir yöneticiye göre şirket, “sistem mimarisi, yazılım ve platform alanlarında mutlak egemenlik” elde etti.
Ağustos ayında, iç anlaşmazlıklar nedeniyle Bundeswehr’in tedarik sürecinin muhtemelen daha da gecikeceği bildirildi. Bu durum, Helsing’in ihaleyi kazanma şansını artırıyor.
Silahlanmaya ve silah şirketlerine karşı protestolar büyüyor
Almanya’nın en büyük savunma sanayi şirketi olan Rheinmetall’e karşı protestolar da giderek artıyor.
Şirket, 2026 yılının ilk yarısında gelirini bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 39 artırarak 5,2 milyar avroya ulaştı.
Örneğin Berlin-Wedding’de, bölge sakinleri ve yerel örgütler, Rheinmetall’in bir yerleşim bölgesinin ortasında mühimmat üretme planlarına karşı uzun süredir mücadele ediyor.
Son olarak, 10–11 Temmuz tarihlerinde silah üreticisine karşı eylem günleri düzenlendi.
Dün ise (1 Eylül) Köln’de “Rheinmetall’ı Silahsızlandırın” sloganıyla bir haftalık protesto dalgası yeniden başladı.
Protestolar genel olarak militarizasyona fakat özellikle Düsseldorf merkezli bu şirkete yönelik ve Cumartesi günü yapılacak bir gösteriyle sona erecek.
Ayrıca 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde ülke çapında yaklaşık 200 anma etkinliği düzenlendi. Bu etkinliklerde sadece İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı değil, son yıllardaki savaşlar da kınandı.
German Foreign Policy’ye göre bu, fiilen bir “protesto sonbaharı”nın başlangıcını işaret ediyor. Bu süre zarfında sayısız insan silahlanma yarışına, bununla bağlantılı sosyal refah sistemlerinin ortadan kaldırılmasına ve tüm kıtada giderek somutlaşan savaş hazırlıklarına karşı protesto etmek üzere sokaklara çıkmayı planlıyor.
Zorunlu askerlik karşıtı okul grevleri (25 Eylül) duyuruldu; ayrıca öğrenciler tarafından “Bundeswehr’in olmadığı okullar” çağrısıyla düzenlenecek protestolar da var.
Takvimde bir NATO askeri tatbikatına karşı protestolar (23–26 Eylül); 27 Eylül’de Hamburg’da DIDF (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu) tarafından düzenlenecek bir barış konferansı; 3 Ekim’de Berlin ve Stuttgart’ta düzenlenecek büyük çaplı savaş karşıtı gösteriler; 30 Ekim’de Avrupa’nın birçok limanında liman işçileri tarafından savaşa ve militarizasyona karşı düzenlenecek uluslararası eylem günü; ve 21–22 Kasım’da militarizasyon ve zorunlu askerlik karşıtı küresel bir hafta sonu etkinliği de var.
Avrupa
Almanya, Ukrayna’ya yeni hava savunma füzeleri ve İHA göndermeyi planlıyor

Almanya hükümeti, Leipzig Havalimanı’nda yaşanan İHA olayının ardından Ukrayna’ya ek hava savunma füzeleri ile binlerce insansız hava aracı göndermeyi ve istihbarat işbirliğini güçlendirmeyi planlıyor. Teslimatların eylül ayı içinde başlaması öngörülürken Berlin yönetimi havalimanındaki sabotaj girişiminden Moskova’yı sorumlu tutuyor.
Almanya, Leipzig/Halle Havalimanı’nda meydana gelen insansız hava aracı (İHA) olayının ardından Ukrayna’ya yönelik askeri ve istihbarat desteğini artırmaya hazırlanıyor.
Alman televizyon kanalı N-tv’nin hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Berlin yönetimi, “yakın zamanda” Ukrayna’ya ek Iris-T karadan havaya savunma füzeleri ile birkaç bin saldırı amaçlı İHA teslim etmeyi planlıyor.
Hükümet kaynakları, söz konusu askeri sevkiyatların eylül ayı içerisinde gerçekleşebileceğini bildirdi. Haberde ayrıca Almanya’nın Kiev yönetimi ile istihbarat alanındaki işbirliğini de derinleştirmeyi hedeflediği kaydedildi.
Söz konusu adımların, Leipzig/Halle Havalimanı’nda 4 Ağustos akşamı yaşanan olaya karşılık olarak planlandığı belirtildi.
O tarihte bir havalimanı çalışanı, Ukrayna’ya ait bir An-24 kargo uçağının yakınında bir İHA tespit etmişti. İncelemelerde İHA’nın üzerinde yaklaşık 800 gram Semteks tipi patlayıcı madde bulunduğu belirlenmişti.
Aynı gece havalimanı bölgesinde kalkış yapan bir DHL kargo uçağı ise havada henüz tanımlanamayan bir nesneyle çarpışarak hafif hasar görmüş ve ardından Hannover’e iniş yapmıştı.
Die Zeit gazetesinin konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde, Alman makamlarının olayın Ukrayna tarafından düzenlenen bir “sahte bayrak” operasyonu olma ihtimalini de göz ardı etmediği aktarılmıştı.
Almanya hükümeti, 1 Eylül tarihinde Leipzig/Halle Havalimanı’nda yaşananlardan doğrudan Rusya’yı sorumlu tuttu. Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, olayın “Rusya’nın Avrupa’daki hibrit operasyonları şablonuyla” örtüştüğünü açıkladı.
Gelişmelerin ardından Alman makamları Rus vatandaşlarının ülkeye giriş kontrollerinin sıkılaştırılacağını, Berlin’deki Rus Evi’nin kullanım sözleşmesinin feshedileceğini ve Rusya’nın Bonn Başkonsolosluğunun kapatılacağını duyurdu.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, başkonsolosluğun 18 Eylül itibarıyla faaliyetlerini durduracağını bildirdi.
Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği ise Almanya’nın suçlamalarını “saçma ve temelsiz” olarak nitelendirdi.
Diplomatik temsilcilik, ortaya atılan iddiaların Ukrayna’ya askeri desteğin sürdürülmesini savunan Kiev yönetimi ile Avrupalı siyasetçilerin işine yaradığını öne sürdü.
Avrupa
İtalya’da eski general Vannacci Meloni hükümetini zorluyor

İtalya’da kurduğu Ulusal Gelecek partisiyle yükselişe geçen eski general Roberto Vannacci, Başbakan Giorgia Meloni hükümeti için ciddi bir siyasi baskı oluşturuyor. Financial Times’ın aktardığı yaz anketlerine göre yüzde 7,6 desteğe ulaşan Vannacci, Rusya ile diyaloğun yeniden kurulmasını, Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulmasını ve NATO üyeliğinin gözden geçirilmesini savunuyor.
İtalya’da yeni kurulan Ulusal Gelecek partisinin lideri olan eski general Roberto Vannacci, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni için ciddi bir siyasi sorun yaratıyor.
Financial Times (FT) gazetesinin aktardığı yaz dönemi kamuoyu yoklamalarına göre Vannacci’nin partisi yaklaşık yüzde 7,6 oranında oy desteğine ulaşıyor ve iktidar koalisyonundan seçmen çekiyor.
Siyasi manifestosunda İtalyanların enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla Rusya ile diyaloğun yeniden başlatılmasını savunan Vannacci, İtalya’nın uluslararası taahhütlerinin gözden geçirilmesini talep ediyor.
Bu talepler arasında Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması ve NATO’dan olası bir ayrılık da yer alıyor.
Düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), yayımladığı güncel analizde Vannacci’yi “İtalya içindeki Rus etkisinin Truva atı” olarak nitelendirdi. Kurum, partisinin Meloni liderliğindeki iktidar koalisyonuna katılması durumunda bu gelişmenin “AB’nin kolektif güvenlik alanındaki uzlaşısını yıkabileceği” uyarısında bulundu.
Analize göre Vannacci’nin etkisi altına girecek bir Roma yönetimi “AB’nin savunma girişimlerini engelleyecek, yaptırımları veto edecek ve güvenlik alanındaki gizli bilgileri sızdıracaktır.”
Rusya ile bağlantılı olduğu yönündeki suçlamaları reddeden Vannacci ise “Kremlin’den fon mu alıyorum? Kırım’da bir villamın olmasını çok isterdim ama yok” dedi.
Bununla birlikte politikacı, partisine Moskova veya Pekin’den finansman kabul etme konusunda “herhangi bir sorun görmediğini” kamuoyuna açık şekilde dile getirdi.
Siyasi kariyerine başlamadan önce Roma’nın Moskova’daki askeri ataşesi olarak görev yapan Vannacci, 2022 yılında Rusya’dan sınır dışı edilen İtalyan diplomatlar arasında yer almıştı.
Vannacci, 2026 yılına kadar İtalya Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini’nin liderliğindeki Lig partisinde yer alıyordu.
İtalya Dışişleri Bakanlığı, Temmuz ayında iki Rus diplomatın sınır dışı edildiğini duyurmuştu. Bu kararın öncesinde Roma Savcılığı, gizli bilgileri Rusya’ya aktarmakla suçlanan iki kişinin tutuklandığını açıklamıştı.
ANSA ajansının aktardığına göre tutuklanan kişilerin İtalyan iç istihbarat servisi AISI’den emekli iki görevli olduğu, şüphelilerin casusluk ve bilgisayar sistemlerine yetkisiz erişimle suçlandığı bildirildi.
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, yaşanan olayı “dış düşmanlar ile içerideki hainlerden oluşan devasa bir buzdağının görünen kısmı” olarak tanımladı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Avrupa1 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu











