Bizi Takip Edin

Amerika

İstifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Kent: İran savaşı Amerika için bir tuzak

Yayınlanma

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, İran ile devam eden savaşın ABD çıkarlarına aykırı olduğunu belirterek görevinden istifa etti. Sunucu Tucker Carlson’a konuşan Kent, Beyaz Saray’ın İsrail ve güçlü lobi faaliyetleri tarafından dezenformasyonla savaşa sürüklendiğini, istihbarat kurumlarının ise kritik soruşturmalarda engellendiğini açıkladı.

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, görevinden istifa ederek Washington koridorlarında derin bir çatlağı gün yüzüne çıkardı.

Tucker Carlson’a özel mülakat veren Kent, İran ile yürütülen savaşın hiçbir “yakın tehdit” unsuruna dayanmadığını ve tamamen kurgulanmış bir süreç olduğunu belirtti.

Carlson, mülakata başlarken Kent’in 2024 başında yaptığı uyarıların ne kadar isabetli çıktığını hatırlatarak “Joe Kent ne konuştuğunu biliyor; hayatının büyük bölümünü o bölgede geçirdi ve bu mevcut başkanlık başlamadan bir yıl önce uyarısını yapmıştı” dedi.

Kent, mülakatta savaşın arka planındaki dezenformasyon ağını, İsrail’in karar alma süreçleri üzerindeki baskısını ve NCTC’nin elindeki kritik verilerin nasıl baypas edildiğini ayrıntılarıyla paylaştı.

“İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı”

İstifa mektubunda yer alan en çarpıcı noktalardan biri olan “İran, ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı” ifadesini açıklayan Kent, bu sonuca ulaşmanın zor olmadığını kaydetti.

Dışişleri Bakanı, Başkan ve Temsilciler Meclisi Başkanı’nın açıklamalarına atıfta bulunan Kent, “Bu saldırıyı düzenledik çünkü İsrailliler düzenlemek üzereydi. Bu durum, İran’ın bize hemen saldırmayı planladığı yönündeki argümanı ortadan kaldırıyor; böyle bir tehdit basitçe mevcut değildi” diye konuştu. Kent, tarihin gerçek zamanlı olarak yeniden yazıldığını ancak eldeki verilerin net olduğunu vurguladı.

Carlson, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın başında yaptığı “Başkan bilgece bir karar verdi; İsrail’in eyleme geçeceğini ve bunun Amerikan güçlerine saldırıyı tetikleyeceğini biliyorduk” şeklindeki açıklamasını hatırlattı.

Bunun üzerine Kent, Rubio’nun tasvir ettiği “yakın tehdidin” İran’dan değil, bizzat İsrail’den geldiğini belirtti.

Kent, “Ortadoğu politikamızdan kim sorumlu? Savaşa girip girmeyeceğimize kim karar veriyor? Bu vakada İsrailliler, İranlıların misilleme yapacağını bildiğimiz bir dizi olayı tetikleyen bu kararı bizzat sürükledi” dedi.

İsrail lobisi Washington’daki karar mercilerini kuşattı

Joe Kent, Washington’da de facto bir “İran’ın nükleer zenginleştirme yapamaz” politikası oluşturulduğunu, bunun ise resmi istihbarat kanalları yerine lobi faaliyetleri ve medya üzerinden yürütüldüğünü savundu.

“Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) gibi kurumlar, Wall Street Journal’da yayımlanan köşe yazıları ve medya üzerinden bir yankı odası yaratıldı” diyen Kent, bu dezenformasyon ağının Başkanı yanıltmak için kullanıldığını belirtti. Kent, nükleer zenginleştirmenin nükleer silahla aynı şey olmadığını ancak bu ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydetti.

İstihbarat dünyasında kapasite ve niyetin her zaman tartışıldığını hatırlatan Kent, “İranlılar, özellikle Başkan Trump’ın liderliği altında gerilimi yükseltme basamaklarını çok hesaplı bir şekilde kullandılar. Trump göreve geldiğinde vekâlet savaşçılarını durdurmuşlardı çünkü Biden’ın zayıf olduğunu, ancak Trump’ın eylem adamı olduğunu biliyorlardı” ifadelerini kullandı.

Kent, İsrailli yetkililerin resmi kanalların dışına çıkarak doğrudan siyasi karar alıcılara “istihbarat kanallarına henüz girmemiş” bilgiler servis ettiğini ve bu durumun sağlıklı tartışma ortamını zehirlediğini vurguladı.

“Charlie Kirk cinayeti soruşturması bürokrasi tarafından engellendi”

Mülakatın en sarsıcı bölümlerinden birini, Trump’ın yakın danışmanlarından Charlie Kirk’ün suikasta uğraması ve NCTC’nin bu konudaki çalışmalarının durdurulması oluşturdu.

Kent, NCTC’nin yabancı bağlantıları araştırma yetkisi olduğunu ancak Kirk cinayeti soruşturmasında FBI ve Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından önünün kesildiğini açıkladı. “Veri paylaşımı taleplerimiz karşılanmadı, bürokrasi içinde bu taleplerin ölmesine izin verildi” diyen Kent, Kirk’ün İran’la savaşa en sert karşı çıkan isimlerden biri olduğunu hatırlattı.

Kent, “Charlie Kirk, İran’la savaşa karşı çıkan seslerin lideriydi. Ölmeden önce bana ‘Joe, bizi İran’la savaşa girmekten alıkoy’ demişti” sözleriyle Kirk’ün kararlı tutumuna dikkat çekti.

Kirk’ün suikastıyla ilgili yabancı bir bağın olup olmadığına dair ipuçları olduğunu ancak bunların peşinden gitmelerine izin verilmediğini belirten Kent, “Soruşturmanın Robinson davasını bozmaması gerektiği gibi yapay gerekçelerle durdurulduk. Oysa bir suikastın önceden bilindiğine dair internet verileri varken neden üzerine gidilmiyor?” diye sordu.

Kent, bu tür engellemelerin kamuoyunda “komplo teorileri” doğurduğunu ancak asıl sorunun hükümetin şeffaflıktan kaçınması olduğunu kaydetti.

Washington “sessiz bir darbe” ile nükleer tehdit algısı yarattı

Haziran 2025’te gerçekleştirilen “Midnight Hammer” Harekatı ile İran’ın nükleer kapasitesinin yok edildiğinin tüm ülkeye ilan edildiğini hatırlatan Carlson, altı ay sonra nasıl olup da yeniden bir “nükleer tehdit” ile savaşa girildiğini sordu.

Kent, bu sürecin tamamen kapalı kapılar ardında, dar bir danışman kadrosu tarafından yürütüldüğünü ve hiçbir muhalif sesin içeri alınmadığını belirtti.

Kent, “Bu son aşamada sağlıklı bir tartışma süreci işletilmedi. Planlama o kadar bölümlere ayrılmıştı ki savaş artık bir sonuç haline gelmişti” diye konuştu.

Kent’e göre, İran’ın dini lideri Ayetullah’ın öldürülmesi bölgedeki ılımlıları tasfiye etmekten başka bir işe yaramadı. “Ayetullah nükleer programı aslında dizginliyordu. Onu öldürerek İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) daha fazla güç verdik” diyen Kent, yeni nesil liderlerin çok daha radikal olacağı uyarısında bulundu.

Kent, “Daha ılımlı birini öldürdüğünüzde, halk bayrak etrafında toplanır ve bir sonraki lider ne kadar sert olduğunu kanıtlamak zorunda kalır” diyerek stratejik hatanın altını çizdi.

“İran savaşı Çin’in elini güçlendiriyor”

Savaşın jeopolitik kazananının ABD değil, Çin olduğunu vurgulayan Kent, Washington’ın enerjisini ve kaynaklarını Ortadoğu’da tüketmesinin Pasifik’teki dengeleri bozduğunu belirtti.

“Çin, bizim ekonomik ve askeri olarak sahada erimemizi izliyor. Pasifik’teki sınırlarımız Çin saldırganlığına karşı savunmasız kalıyor” diyen Kent, küresel enerji akışının bozulmasının faturasını Amerikan halkının gıda ve yakıt fiyatlarında ödediğini kaydetti.

Kent, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının dünya ekonomisi için bir felaket olduğunu ve bu çatışmanın sonunda barışı kim sağlarsa bölgenin hakimi de o olacağını belirtti.

“Eğer Çin gelip enerji akışını geri yükler ve barışı sağlarsa, Basra Körfezi’nin kontrolü Çin’e geçer. Bu doğanın bir kanunudur: Çatışmayı bitiren yönetir” ifadelerini kullanan Kent, ABD’nin kendi vatandaşlarının çıkarlarını merkeze alan bir dış politikaya dönmesi gerektiğini savundu.

“Başkan Trump iradesini kullanmalı”

Joe Kent, içinde bulunulan felaket senaryosundan çıkışın hala mümkün olduğunu ancak bunun radikal kararlar gerektirdiğini belirtti. “Başkan Trump bu sorunu tek başına çözecek iradeye sahip tek lider” diyen Kent, çözüm için ilk adımın İsrail’e karşı net bir duruş sergilemek olduğunu savundu.

Kent, Trump’ın İsrail Başbakanı’nı arayarak “Yeter, artık savunmadayız. Saldırı operasyonlarına devam ederseniz tüm desteğimizi çekeriz” demesi gerektiğini ifade etti.

İkinci adım olarak Körfez müttefikleriyle ve doğrudan İran ile müzakere masasına oturulması gerektiğini kaydeden Kent, “İranlılar bu savaşın durmasını istiyor. Enerji sektörlerini yeniden inşa etmek istiyorlar. Sanayilerini dünya ekonomisine entegre etmeleri karşılığında tüm işlemlerin dolar üzerinden yapılması şartı getirilirse, bu Amerikan dolarının ve ulusal çıkarlarının kurtuluşu olur” diye konuştu. K

ent, mülakatın sonunda “Gerçeği söylemek özgürleştiricidir ve bu ülkeyi kurtaracak tek şey on yıllardır gecikmiş olan bu dürüstlüktür” diyerek sözlerini tamamladı.

Kent, istifasının Trump’a bir saldırı olmadığını, aksine onun “Önce Amerika” platformuna geri dönmesi için bir çağrı niteliği taşıdığını vurguladı.

Mülakat, Washington’daki yerleşik düzenin nasıl bir savaş döngüsü yarattığını ve bu döngüden çıkışın ancak halkın iradesiyle seçilmiş bir liderin bürokrasiye karşı koymasıyla mümkün olabileceği tespitiyle son buldu.

Amerika

Anthropic yapay zekada bilinç ihtimalini ilahiyatçılarla tartıştı

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Anthropic, geliştirdiği Claude modeline ahlaki standartlar kazandırmak ve bilinç tartışmalarını değerlendirmek üzere din alimleriyle gizli toplantılar yürüttü. Şirket yöneticileri modellerin korunması gerektiğini öne sürdü. Daha önce Papa 14. Leo yayımladığı genelgede makinelerin bilince sahip olamayacağını belirterek insan merkezli küresel denetim çağrısı yapmıştı.

Yapay zeka alanında faaliyet gösteren ABD merkezli Anthropic şirketi, geliştirdiği Claude adlı yapay zeka ailesine ahlaki bir çerçeve kazandırmak ve sistemlerin bilince sahip olma ihtimalini ele almak amacıyla dünya genelinden dini düşünürlerle kapsamlı ve gizli görüşmeler yürüttü.

New York Times gazetesinin haberine göre katılımcılara gizlilik sözleşmeleri imzalatılarak yürütülen toplantılarda, şirketin yöneticileri ile Hristiyan, Yahudi, Sih ve geleneksel Afrika inançlarına mensup ilahiyatçılar ve felsefeciler bir araya geldi.

Toplantılarda Anthropic’in kurucu ortaklarından Christopher Olah, yapay sinir ağlarının yalnızca birer yazılım olmadığını, insan davranışlarına ve duygularına benzer tepkiler sergileyebileceğini savundu.

Olah ve ekibi, Claude modellerinin insanlar gibi ahlaki bir statüye ve saygı görme hakkına sahip olabileceği fikrini tartışmaya açtı.

İsrail’den davet edilen Ortodoks ilahiyatçı ve eski bilgisayar mühendisi Haham Mois Navon, şirket yöneticilerinin modele bilinçli bir varlık muamelesi yaptığını gözlemlediğini aktardı. Şirket cephesinde ise modellerin acı çekme ihtimali karşısında zarar görmekten korunması gerektiği görüşü öne çıktı.

Yapay zekada “balon” anlatısını doğrulayan veriler: Yatırım yüksek, kârlılık düşük

Claude için 84 sayfalık ahlaki anayasa hazırlandı

Anthropic, modellerin etik gelişimini yönlendirmek amacıyla şirket bünyesinde “Ruh Belgesi” olarak adlandırılan 84 sayfalık bir kurallar metni oluşturdu.

Şirketin kurum içi felsefecisi Amanda Askell öncülüğünde hazırlanan metin, Claude için sabit komut listeleri vermek yerine erdem geliştirmeyi hedefleyen bir karakter çerçevesi çiziyor.

Olah, modellerin bir matematik bahçesi gibi büyüdüğünü, bu yapılara yön verilebilse de eylemlerinin tamamen kontrol edilemeyeceğini kaydetti.

Şirketin dini çevrelerle temasları, modellerin toplumsal tehlikeler yaratmadan insanlığa fayda sağlayacak şekilde eğitilmesi hedefiyle açıklandı.

Fakat bazı bilim insanları ve sektör temsilcileri, yapay zekaya bilinç atfetmenin hem kanıtlanamaz bir yaklaşım olduğunu hem de teknolojiyi üretenlerin sorumluluğunu perdeleyebileceğini dile getirdi.

Microsoft yetkilileri de modelleri bilinçli varlıklarmış gibi eğitmenin tehlikeli sonuçlar doğurabileceği uyarısını yaptı.

Vatikan makinelerin bilinç sahibi olamayacağını açıkladı

Anthropic’in yürüttüğü ahlaki arayış, Katolik Kilisesi’nin yapay zeka konusundaki duruşuyla doğrudan karşı karşıya geldi. Roma Katolik Kilisesi lideri Papa 14. Leo, yayımladığı “Magnifica Humanitas” (Görkemli İnsanlık) başlıklı genelgesinde, makinelerin bir bilince, bedene ya da ilişki kurma yeteneğine sahip olamayacağını vurguladı.

Papa, teknolojinin nihai ölçüt haline gelmesi durumunda insanın veri yığınına ya da bir meta haline indirgeneceğini belirterek yapay zekanın nükleer teknoloji gibi “silahsızlandırılması” gerektiğini kaydetti.

Genelgenin tanıtım toplantısında Papa ile aynı kürsüyü paylaşan Olah, modellerin insan sinirbilimini andıran içsel durumlar sergilediğini ve yapay zeka şirketlerinin kâr güdüsüyle hareket ettiğini kabul ederek kilise gibi kurumlardan denetim talep etti.

Görüşmeler sonrasında konuşan Katolik biyoetik uzmanı Charles Camosy ise ilk incelemelerin yarattığı şaşkınlığın ardından modellerin bir bilince sahip olmadığı sonucuna vardığını ifade etti.

Sektör genelinde yapay zekanın kontrol dışına çıkabileceğine ve zararlı biyolojik yapılar üretebileceğine dair endişeler sürerken, 2 trilyon dolarlık halka arza hazırlanan Anthropic’in dini ve sivil aktörlerle yürüttüğü etik danışma süreçlerinin devam ettiği biliniyor.

Papa XIV. Leo, yapay zekanın “Tanrıyı oynamasını” engellemek istiyor

Okumaya Devam Et

Amerika

Gözaltı rekoru kıran ICE operasyonları ABD’de Cumhuriyetçileri zora sokuyor

Yayınlanma

ABD’de Kongre ara seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçi Parti, Donald Trump yönetiminin sertleşen sınır dışı operasyonları ile seçmen tepkileri arasında denge kurmaya çalışıyor. Göçmenlik Dairesi temmuz ve ağustosta 50 biner kişiyi gözaltına alarak rekor kırarken, Florida ve Teksas’ta Trump’a oy veren Hispanik seçmenlerin yaklaşık beşte biri desteğini çektiğini belirtiyor.

ABD’de Cumhuriyetçi Parti, Kongre ara seçimleri öncesinde Başkan Donald Trump yönetiminin sert göçmen politikaları nedeniyle zorlu bir denge arayışıyla karşı karşıya kaldı.

Sınır güvenliğini güçlendirme ve tarihin en büyük sınır dışı operasyonunu yürütme vaadiyle iki yıldır bu siyaseti savunan parti tabanında, seçmen tepkileri ve uygulama yöntemlerine dair anlaşmazlıklar öne çıkıyor.

Batı Virginia Senatörü Jim Justice’ın art arda yaptığı açıklamalar bu bölünmeyi yansıtıyor. Politico’ya salı günü demeç veren Justice, göçmenlik memurlarının “15 yıldır aynı sokakta yaşayan insanları sürükleyerek götürdüğünü” belirterek, “Bu tür adımlara ihtiyacımız olduğundan emin değilim. Daha iyiye gitmek için önce bir şeyleri yanlış yaptığınızı kabul etmelisiniz” dedi.

Ancak ertesi gün X hesabından geri adım atan Justice, “Açıkça belirteyim: Başkan Trump’ın göç stratejisini amasız fakatsız destekliyorum” mesajını paylaştı.

Trump da Beyaz Saray’da düzenlenen Hispanik Miras Ayı etkinliğinde konunun zorluğuna değinerek, “Açıkçası üstlendiğim en zor görev bu. Ya çok sert olduğunuzu söylerler ya da çok yumuşak. Sertleşirsiniz, yumuşarsınız. Ne yaparsanız yapın, işiniz her zaman zor” ifadelerini kullandı.

AP-NORC anketine göre Trump’ın göç politikalarına kamuoyu desteği yüzde 39 seviyesinde kaldı.

Politico araştırması ise kendisini MAGA (Make America Great Again) hareketine ait hissetmeyen Cumhuriyetçilerin yüzde 31’inin sınır dışı kampanyasını “fazla sert” bulduğunu gösterdi.

Hispanik seçmen desteğinde gerileme işaretleri

Cumhuriyetçiler, 2024 seçimlerinde Trump’a ve partiye destek veren Hispanik seçmen bloğunda da güç kaybediyor.

Özellikle Teksas ve Florida’da Kasım ayında Kongre çoğunluğunu korumak isteyen partiye yönelik hoşnutsuzluk anketlere yansıdı.

UnidosUS kuruluşunun ilkbahar araştırmasında Florida’da 2024’te Trump’a oy veren Hispaniklerin yüzde 20’si tercihlerini tekrarlamayacaklarını kaydetti.

Cook Political Report ile TelevisaUnivision ortak anketine göreyse Teksas’ta Trump’a oy vermiş Latin kökenlilerin yüzde 18’i artık kendisini desteklemiyor.

Muhafazakar çevrelerden de uygulamalara dönük itirazlar yükseliyor. Kongre üyeliğine aday olan eski Maine Valisi Paul LePage, yasal statüyle ABD’de yaşayan oğlunun kayınpederinin sınır dışı edildiğini belirterek, “Washington’daki bazı kişilerin hoşlanmadığı bir ülkeden geldiği için sınır dışı ediliyor. Bu doğru değil” dedi.

LePage, konunun gündeme gelmesi üzerine daha sonra bunun “özel bir mesele” olduğunu söyleyerek ayrıntı vermeyi reddetti.

Florida Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Maria Elvira Salazar ise nüfusunun büyük bölümü yabancı doğumlulardan oluşan seçim bölgesinde Trump’ın adımlarını eleştiren bir reklam kampanyası yürüttü.

Beyaz Saray önünde Trump’a seslenen Salazar, “Sayın Başkan, göç denetimindeki bazı uygulamalarınız haddini aştı” ifadesini kullandı.

Bu çıkışın ardından Trump sosyal medyada Salazar’ı hedef alan çok sayıda paylaşım yaparken, Sınır Sorumlusu Tom Homan da “Nerede sınırı aştığımıza dair tek bir örnek verin” diyerek eleştiriyi reddetti.

Kansas Senatörü Roger Marshall da ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesinin (ICE) eyalette yerel polise haber vermeden operasyon düzenlemesini eleştirdi ve uygulamanın işletmelerde aksamaya yol açtığını kaydetti.

Gözaltı sayıları rekor kırıyor

Tepkilerin ardından ICE, sosyal medyada önceden duyurulan baskınlar yerine sivil giyimli memurlar ve plakasız araçlarla yürütülen daha sessiz operasyonlara geçti. Bu da göçmenler arasında belirsizlik ve kaçışlara yol açarken tutuklamalar artmaya devam etti.

Sabıka kaydı olmayan ve göç başvuruları inceleme aşamasında yer alan kişiler de hedef alındı. Kurum, hem temmuz hem de ağustos aylarında 50 biner göçmeni gözaltına alarak rekor kaydetti.

Adalet Bakanlığına bağlı Göç İhtilafları Ofisinin dosya sayısı Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından bu yana 7 bin 700 dolayından 9 bin 500’e yaklaştı.

Bu davaların önemli bir bölümünü, göçmen merkezlerinde tutulan yaklaşık 70 bin kişinin yaptığı yasa dışı tutukluluk (habeas corpus) başvuruları oluşturuyor.

Diğer Cumhuriyetçi senatörler ise operasyonların görünürlüğü azaldığı için şikayetlerin düştüğünü savunuyor. Senatör Shelley Moore Capito, şiddet suçlularının sınır dışı edilmesini halkın desteklediğini, ICE’ın eğitimlerini artırdığını söyledi.

Oklahoma Senatörü James Lankford da şikayetlerin azaldığını öne sürdü; buna rağmen Oklahoma, Kansas ve Teksas’taki hayvancılık birlikleri baskınların sektöre verdiği zararı ortak bir mektupla yetkililere iletti.

Demokratlar ise bu yılki ölümlü olayların ardından yönetimin göç politikalarının Cumhuriyetçilere sandıkta kaybettireceği görüşünde. Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin, yönetimin artık en tehlikeli suçluları değil, doğrudan kendisinin aşırı sert yöntemleri benimsediğini savundu.

Göç Alt Komisyonu üyesi Pramila Jayapal da ICE’ın kota doldurma çabasının ters teptiğini vurgulayarak, “Bu stratejiyi gürültülü olduğunda tepki çektiği için sessizce sürdürüyorlar. Ancak kasım ayında sessiz yöntemlerin de kabul görmediğini anlayacaklar” değerlendirmesini yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yapay zekada “balon” anlatısını doğrulayan veriler: Yatırım yüksek, kârlılık düşük

Yayınlanma

ABD’de hız kazanan yapay zeka yatırımlarının karşılık bulabilmesi için sektörün 2032’de 3,5 trilyon dolar gelir elde etmesi gerektiği belirlendi. Wall Street Journal gazetesinin haberine göre söz konusu tutar, ülke milli gelirinin yüzde 8,8’ini oluştururken işlem gücü fiyatlarındaki olası düşüşler kârlılık hedeflerini zorlaştırıyor.

ABD’de yapay zeka alanında süregelen yatırım dalgasının finansal açıdan karşılık bulabilmesi için işletmelerin ve tüketicilerin bu teknolojiye milli gelirin yaklaşık yüzde 9’u oranında harcama yapması gerektiği hesaplandı.

Bu oran, Amerikan halkının gıdaya ayırdığı bütçeye, tüm enerji harcamalarının iki katına veya telefon, internet ve dijital yayın servislerine ödenen toplam miktarın yaklaşık yedi katına denk geliyor.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Columbia Üniversitesi Finans Profesörü Stijn Van Nieuwerburgh tarafından hazırlanan ve Brookings Enstitüsünde sunulan çalışma, yapay zeka altyapı inşasının ABD tarihindeki en büyük yatırım hamlesi haline geldiğini ortaya koydu.

Mevcut veri merkezi inşaat planları, ortalama maliyetler, olası proje iptalleri ve yüzde 10’luk kaldıraçsız sermaye getirisi beklentisi üzerinden yapılan hesaplamaya göre, sektörün 2032 yılında 3,5 trilyon dolar gelir üretmesi şart görünüyor.

Bu tutar, yıllık yüzde 4 nominal büyüme varsayımı altında ABD gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 8,8’ine karşılık geliyor.

Kapasite artışı fiyatları düşürebilir

Gelir projeksiyonlarının temelinde, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka şirketlerinin mevcut işlem gücü fiyatlarını gelecekte de koruyabileceği varsayımı yatıyor.

İşlem kapasitesindeki yetersizliğin şu an kâr marjlarını yüksek tuttuğunu belirten Van Nieuwerburgh, şirketlerin yoğun rekabet ortamında ve kapasitenin dört katına çıktığı 2032 senesinde de bugünkü kıtlık fiyatlandırmasını sürdüremeyeceğine dikkati çekti.

Geçmişteki teknoloji yatırımlarında görülen sert fiyat düşüşleri, benzer krizlerin yaşandığını gösteriyor.

Londra ile New York arasındaki fiber optik hatlarda bant genişliği fiyatları, yeni hatların döşenmesi ve kapasitenin artması neticesinde 1997-2001 döneminde yüzde 96 gerilemiş, bu süreç çok sayıda telekomünikasyon firmasının iflasına yol açmıştı.

Yarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor

Düşen fiyatlar talebi artırabilir mi?

Yapay zeka modellerinin işlem yeteneği her 4-5 ayda bir iki katına çıkarken Epoch AI verilerine göre belirli bir yetenek seviyesi için maliyet, 2023’ten bu yana çeyrek başına yüzde 47 azalıyor.

İktisat literatüründe “Jevons Paradoksu” olarak bilinen yaklaşıma dayanan iyimserler, kapasite artışı ve ucuzlamanın talebi katlayarak şirket gelirlerini büyüteceğini savunuyor.

Chicago Merkez Bankasından (Fed) Ezra Karger liderliğindeki uzman panelinin 2030 yılı için OpenAI ve Anthropic’e biçtiği 300 milyar dolarlık toplam yıllık gelir tahmini aşılmış durumda.

İki şirketin yıllıklandırılmış toplam gelir oranı halihazırda yaklaşık 180 milyar dolara ulaştı ve her çeyrekte çift haneli büyüme kaydediyor.

Teknolojiyi sermaye ve iş gücünün yanında üçüncü bir üretim faktörü olarak gören savunuculara karşılık, sistem yaygınlaştıkça büyüme hızının yavaşlayacağı ve azalan verimler yasasının devreye gireceği öngörülüyor.

Verimlilik artışı doğrudan gelire dönüşmüyor

Kişisel bilgisayar devriminde 1966’dan itibaren yaşanan fiyat düşüşleri ve verimlilik patlamasının ardından, işletmelerin bilgisayar harcamaları 1984 civarında GSYH’nin yüzde 0,8’i seviyesinde yatay seyre geçmişti.

Harvard Üniversitesi doktora öğrencileri Fiona Chen ve James Stratton tarafından Jellyfish platformundaki yazılım projeleri üzerinden yapılan güncel araştırma da benzer bir yapısal sınıra işaret etti.

Yapay zeka asistanlarının yazılan kod satırını yüzde 12, otonom yazılım ajanlarının ise yüzde 30 artırdığı belirlendi.

Buna karşın kullanıcıların kod inceleme, yorumlama ve değişiklik süreçlerine daha fazla zaman harcaması sebebiyle tamamlanan projelere sağlanan nihai katkının düşük kaldığı ve “istatistiki açıdan anlamsız” seviyede gerçekleştiği saptandı.

Uzmanlar, yapay zekanın verimliliği artırsa bile bu durumun yatırımcıların beklediği devasa kâr ve gelir büyüklüklerine doğrudan dönüşmeyebileceğini vurguluyor.

İktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English