Amerika
İstifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Kent: İran savaşı Amerika için bir tuzak

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, İran ile devam eden savaşın ABD çıkarlarına aykırı olduğunu belirterek görevinden istifa etti. Sunucu Tucker Carlson’a konuşan Kent, Beyaz Saray’ın İsrail ve güçlü lobi faaliyetleri tarafından dezenformasyonla savaşa sürüklendiğini, istihbarat kurumlarının ise kritik soruşturmalarda engellendiğini açıkladı.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, görevinden istifa ederek Washington koridorlarında derin bir çatlağı gün yüzüne çıkardı.
Tucker Carlson’a özel mülakat veren Kent, İran ile yürütülen savaşın hiçbir “yakın tehdit” unsuruna dayanmadığını ve tamamen kurgulanmış bir süreç olduğunu belirtti.
Carlson, mülakata başlarken Kent’in 2024 başında yaptığı uyarıların ne kadar isabetli çıktığını hatırlatarak “Joe Kent ne konuştuğunu biliyor; hayatının büyük bölümünü o bölgede geçirdi ve bu mevcut başkanlık başlamadan bir yıl önce uyarısını yapmıştı” dedi.
Kent, mülakatta savaşın arka planındaki dezenformasyon ağını, İsrail’in karar alma süreçleri üzerindeki baskısını ve NCTC’nin elindeki kritik verilerin nasıl baypas edildiğini ayrıntılarıyla paylaştı.
“İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı”
İstifa mektubunda yer alan en çarpıcı noktalardan biri olan “İran, ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı” ifadesini açıklayan Kent, bu sonuca ulaşmanın zor olmadığını kaydetti.
Dışişleri Bakanı, Başkan ve Temsilciler Meclisi Başkanı’nın açıklamalarına atıfta bulunan Kent, “Bu saldırıyı düzenledik çünkü İsrailliler düzenlemek üzereydi. Bu durum, İran’ın bize hemen saldırmayı planladığı yönündeki argümanı ortadan kaldırıyor; böyle bir tehdit basitçe mevcut değildi” diye konuştu. Kent, tarihin gerçek zamanlı olarak yeniden yazıldığını ancak eldeki verilerin net olduğunu vurguladı.
Carlson, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın başında yaptığı “Başkan bilgece bir karar verdi; İsrail’in eyleme geçeceğini ve bunun Amerikan güçlerine saldırıyı tetikleyeceğini biliyorduk” şeklindeki açıklamasını hatırlattı.
Bunun üzerine Kent, Rubio’nun tasvir ettiği “yakın tehdidin” İran’dan değil, bizzat İsrail’den geldiğini belirtti.
Kent, “Ortadoğu politikamızdan kim sorumlu? Savaşa girip girmeyeceğimize kim karar veriyor? Bu vakada İsrailliler, İranlıların misilleme yapacağını bildiğimiz bir dizi olayı tetikleyen bu kararı bizzat sürükledi” dedi.
İsrail lobisi Washington’daki karar mercilerini kuşattı
Joe Kent, Washington’da de facto bir “İran’ın nükleer zenginleştirme yapamaz” politikası oluşturulduğunu, bunun ise resmi istihbarat kanalları yerine lobi faaliyetleri ve medya üzerinden yürütüldüğünü savundu.
“Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) gibi kurumlar, Wall Street Journal’da yayımlanan köşe yazıları ve medya üzerinden bir yankı odası yaratıldı” diyen Kent, bu dezenformasyon ağının Başkanı yanıltmak için kullanıldığını belirtti. Kent, nükleer zenginleştirmenin nükleer silahla aynı şey olmadığını ancak bu ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydetti.
İstihbarat dünyasında kapasite ve niyetin her zaman tartışıldığını hatırlatan Kent, “İranlılar, özellikle Başkan Trump’ın liderliği altında gerilimi yükseltme basamaklarını çok hesaplı bir şekilde kullandılar. Trump göreve geldiğinde vekâlet savaşçılarını durdurmuşlardı çünkü Biden’ın zayıf olduğunu, ancak Trump’ın eylem adamı olduğunu biliyorlardı” ifadelerini kullandı.
Kent, İsrailli yetkililerin resmi kanalların dışına çıkarak doğrudan siyasi karar alıcılara “istihbarat kanallarına henüz girmemiş” bilgiler servis ettiğini ve bu durumun sağlıklı tartışma ortamını zehirlediğini vurguladı.
“Charlie Kirk cinayeti soruşturması bürokrasi tarafından engellendi”
Mülakatın en sarsıcı bölümlerinden birini, Trump’ın yakın danışmanlarından Charlie Kirk’ün suikasta uğraması ve NCTC’nin bu konudaki çalışmalarının durdurulması oluşturdu.
Kent, NCTC’nin yabancı bağlantıları araştırma yetkisi olduğunu ancak Kirk cinayeti soruşturmasında FBI ve Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından önünün kesildiğini açıkladı. “Veri paylaşımı taleplerimiz karşılanmadı, bürokrasi içinde bu taleplerin ölmesine izin verildi” diyen Kent, Kirk’ün İran’la savaşa en sert karşı çıkan isimlerden biri olduğunu hatırlattı.
Kent, “Charlie Kirk, İran’la savaşa karşı çıkan seslerin lideriydi. Ölmeden önce bana ‘Joe, bizi İran’la savaşa girmekten alıkoy’ demişti” sözleriyle Kirk’ün kararlı tutumuna dikkat çekti.
Kirk’ün suikastıyla ilgili yabancı bir bağın olup olmadığına dair ipuçları olduğunu ancak bunların peşinden gitmelerine izin verilmediğini belirten Kent, “Soruşturmanın Robinson davasını bozmaması gerektiği gibi yapay gerekçelerle durdurulduk. Oysa bir suikastın önceden bilindiğine dair internet verileri varken neden üzerine gidilmiyor?” diye sordu.
Kent, bu tür engellemelerin kamuoyunda “komplo teorileri” doğurduğunu ancak asıl sorunun hükümetin şeffaflıktan kaçınması olduğunu kaydetti.
Washington “sessiz bir darbe” ile nükleer tehdit algısı yarattı
Haziran 2025’te gerçekleştirilen “Midnight Hammer” Harekatı ile İran’ın nükleer kapasitesinin yok edildiğinin tüm ülkeye ilan edildiğini hatırlatan Carlson, altı ay sonra nasıl olup da yeniden bir “nükleer tehdit” ile savaşa girildiğini sordu.
Kent, bu sürecin tamamen kapalı kapılar ardında, dar bir danışman kadrosu tarafından yürütüldüğünü ve hiçbir muhalif sesin içeri alınmadığını belirtti.
Kent, “Bu son aşamada sağlıklı bir tartışma süreci işletilmedi. Planlama o kadar bölümlere ayrılmıştı ki savaş artık bir sonuç haline gelmişti” diye konuştu.
Kent’e göre, İran’ın dini lideri Ayetullah’ın öldürülmesi bölgedeki ılımlıları tasfiye etmekten başka bir işe yaramadı. “Ayetullah nükleer programı aslında dizginliyordu. Onu öldürerek İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) daha fazla güç verdik” diyen Kent, yeni nesil liderlerin çok daha radikal olacağı uyarısında bulundu.
Kent, “Daha ılımlı birini öldürdüğünüzde, halk bayrak etrafında toplanır ve bir sonraki lider ne kadar sert olduğunu kanıtlamak zorunda kalır” diyerek stratejik hatanın altını çizdi.
“İran savaşı Çin’in elini güçlendiriyor”
Savaşın jeopolitik kazananının ABD değil, Çin olduğunu vurgulayan Kent, Washington’ın enerjisini ve kaynaklarını Ortadoğu’da tüketmesinin Pasifik’teki dengeleri bozduğunu belirtti.
“Çin, bizim ekonomik ve askeri olarak sahada erimemizi izliyor. Pasifik’teki sınırlarımız Çin saldırganlığına karşı savunmasız kalıyor” diyen Kent, küresel enerji akışının bozulmasının faturasını Amerikan halkının gıda ve yakıt fiyatlarında ödediğini kaydetti.
Kent, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının dünya ekonomisi için bir felaket olduğunu ve bu çatışmanın sonunda barışı kim sağlarsa bölgenin hakimi de o olacağını belirtti.
“Eğer Çin gelip enerji akışını geri yükler ve barışı sağlarsa, Basra Körfezi’nin kontrolü Çin’e geçer. Bu doğanın bir kanunudur: Çatışmayı bitiren yönetir” ifadelerini kullanan Kent, ABD’nin kendi vatandaşlarının çıkarlarını merkeze alan bir dış politikaya dönmesi gerektiğini savundu.
“Başkan Trump iradesini kullanmalı”
Joe Kent, içinde bulunulan felaket senaryosundan çıkışın hala mümkün olduğunu ancak bunun radikal kararlar gerektirdiğini belirtti. “Başkan Trump bu sorunu tek başına çözecek iradeye sahip tek lider” diyen Kent, çözüm için ilk adımın İsrail’e karşı net bir duruş sergilemek olduğunu savundu.
Kent, Trump’ın İsrail Başbakanı’nı arayarak “Yeter, artık savunmadayız. Saldırı operasyonlarına devam ederseniz tüm desteğimizi çekeriz” demesi gerektiğini ifade etti.
İkinci adım olarak Körfez müttefikleriyle ve doğrudan İran ile müzakere masasına oturulması gerektiğini kaydeden Kent, “İranlılar bu savaşın durmasını istiyor. Enerji sektörlerini yeniden inşa etmek istiyorlar. Sanayilerini dünya ekonomisine entegre etmeleri karşılığında tüm işlemlerin dolar üzerinden yapılması şartı getirilirse, bu Amerikan dolarının ve ulusal çıkarlarının kurtuluşu olur” diye konuştu. K
ent, mülakatın sonunda “Gerçeği söylemek özgürleştiricidir ve bu ülkeyi kurtaracak tek şey on yıllardır gecikmiş olan bu dürüstlüktür” diyerek sözlerini tamamladı.
Kent, istifasının Trump’a bir saldırı olmadığını, aksine onun “Önce Amerika” platformuna geri dönmesi için bir çağrı niteliği taşıdığını vurguladı.
Mülakat, Washington’daki yerleşik düzenin nasıl bir savaş döngüsü yarattığını ve bu döngüden çıkışın ancak halkın iradesiyle seçilmiş bir liderin bürokrasiye karşı koymasıyla mümkün olabileceği tespitiyle son buldu.
Amerika
Illinois’de ayrılık oylaması: 44 bölge Chicago’dan kopmak istiyor

Illinois’de Chicago dışındaki bölgeleri 51’inci eyalet olarak ayırma girişimi kasım seçimlerinde 11 bölgenin daha katılımıyla oylanacak. Eyaletteki 102 bölgeden 44’üne ulaşması beklenen danışma referandumlarına karşılık Vali Pritzker yönetimi ayrılık ihtimalini kesin bir dille reddediyor.
ABD’nin Illinois eyaletinde, Chicago dışındaki bölgelerin ayrılarak 51’inci eyaleti kurması yönündeki tartışma yeni bir aşamaya geçiyor.
Eyaletteki 102 bölgeden 11’i daha, kasım ayındaki ara seçimlerde Chicago’suz yeni bir eyalet kurma ihtimalinin araştırılması için danışma niteliğinde sandık başına gidecek.
Ayrılık fikri kırsal kesimde uzun süredir zemin topluyor.
Daha önce benzer referandumlara onay veren 33 bölgenin ardından, yeni oylamalardan da destek çıkarsa ayrılık görüşmelerini onaylayan bölgelerin sayısı 44’e ulaşacak.
Eyalette idari yapı 102 bölgeden oluşurken Chicago kenti ve banliyölerinin bir kısmı Cook Bölgesi sınırları içinde kalıyor.
Ayrılık hareketinin öncüleri ise Chicago merkezli politikaların eyaletin geri kalanını gölgede bıraktığı gerekçesiyle Cook dışındaki tüm yerleşimleri yeni bir çatı altında toplamayı hedefliyor.
Illinois Separation adlı organizasyonun direktörü Loret Newlin, yerel halkın eyalet yönetimi tarafından dışlandığını savunuyor. Newlin, “Bizim gerçek hayatımız bu. Görmezden geliniyoruz. Bize zarar veren pek çok yasa çıkarılırken hiçbir şekilde hesaba katılmıyoruz” dedi.
Süreci sandıklara taşıyan bir diğer yapı olan New Illinois yönetim kurulu başkanı G.H. Merritt de benzer bir soruna işaret ediyor.
KRCU Kamu Radyosu’na konuşan Merritt, asıl meselenin eyalet yönetiminde kırsal alanların, küçük kasabaların ve banliyölerin yeterince temsil edilmemesi olduğunu kaydetti.
Buna karşılık eyaletin siyasi merkezi ayrılık taleplerine kapıyı tamamen kapatıyor.
Eyalet Valisi J.B. Pritzker yönetimi, girişimi daha önce “siyasi bir manevra” olarak nitelendirip sınırların bölünmesi gibi bir durumun “kesinlikle gerçekleşmeyeceğini” duyurmuştu.
Hukuki tablo da ayrılıkçıların önünde zorlu bir bariyer oluşturuyor.
ABD Anayasası’nın 4. maddesinin 3. fıkrasına göre, bir eyaletin sınırları bölünerek yeni bir eyalet oluşturulması hem ilgili eyalet meclisinin hem de ABD Kongresi’nin onayına bağlı.
Kasım ayında seçmenlerin önüne gelecek pusulada, bölge yetkililerinin Cook dışındaki diğer yerel yönetimlerle temasa geçerek yeni bir eyalet kurulması ve ABD’ye katılımı konusunu müzakere edip etmeyeceği soruluyor.
Sandıktan çıkacak “evet” oyları yalnızca istişari nitelik taşıyor ve eyalet sınırlarını doğrudan değiştirmiyor.
Tartışmanın merkezindeki demografik ağırlık da dengeleri belirliyor. Yaklaşık 2,7 milyon kent nüfusuna ve 9,6 milyondan fazla metropol nüfusuna sahip Chicago, ABD’nin üçüncü büyük şehri konumunda yer alıyor.
Sınırları yeniden çizme arayışı yalnızca Illinois ile de sınırlı kalmıyor. Komşu eyalet Indiana’nın parlamentosu, Illinois bölgelerini kendi sınırlarına davet eden bir yasa kabul etmişti.
Doğu Oregon’da ise Greater Idaho hareketi temsilcileri, bölgelerini komşu Idaho’ya bağlamak için girişimlerini sürdürüyor.
ABD tarihinde eyaletlerin bölünmesiyle kurulan yeni yapılar daha önce de görüldü. Maine halkı 1819’da Massachusetts’ten ayrılma yönünde oy kullanmış, ardından 1820’deki Missouri Uzlaşması çerçevesinde ülkenin 23’üncü eyaleti olarak birliğe katılmıştı.
Benzer şekilde Batı Virginia da Amerikan İç Savaşı sırasında, 1863 yılında Virginia’dan koparak ABD yönetimine dahil olmuştu.
Amerika
AIPAC, adaylara yönelik destek beyanlarını ve doğrudan bağışları durdurdu

İsrail yanlısı Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), artık adaylara destek açıklaması yapmayacağını veya adaylar için fon ayırmayacağını duyurdu.
Uzun süredir etkili bir lobi grubu olan AIPAC, doğrudan siyasi faaliyetlerine beş yıl önce başlamıştı.
O zamandan beri, özellikle de bu ara seçim döneminde, AIPAC giderek artan bir direnişle karşı karşıya kaldı.
Grup, Gazze ve İran’daki savaşlar da dahil olmak üzere çeşitli konulardaki tutumları nedeniyle eleştiriliyor.
AIPAC’ın desteklediği adaylar, ABD’nin İsrail ile ilişkilerine yönelik kamuoyu görüşünün değişmesiyle birlikte, örgütün desteğini ve mali katkılarını kabul ettikleri için hem sağdan hem de soldan sert muhalefetle karşı karşıya kaldı.
Eleştirileri yatıştırmak amacıyla, AIPAC’ın desteklediği bazı adaylar, örgütten herhangi bir para kabul etmeyeceklerini açıkladı.
AIPAC, değişiklikleri ilk olarak üyelere gönderdiği bir mektupta duyurdu ve “Karşı karşıya olduğumuz zorluklar önümüzdeki yıllarda artmaya devam edecek,” dedi.
Mektupta AIPAC, bireysel bağışçıları harekete geçirerek grubun misyonuyla uyumlu adaylara para aktarmaya devam edeceğini belirtti.
Mektupta, “Mevcut çabalarımızı genişleterek, Amerikalı bireylerin adaylara yaptığı doğrudan ve organize bağışları artırmaya ve ortaya çıkan siyasi bağış toplama araçlarını en üst düzeye çıkarmaya öncelik vereceğiz,” denildi.
Mektupta ayrıca, 2028 seçim döngüsünün “aktivistlerimizden İsrail yanlısı siyasete daha da güçlü bir bağlılık gerektireceği” belirtildi.
Sonuç olarak, grup, “Amerika’nın İsrail ile ittifakını güçlendiren ve İsrail karşıtı yasaya karşı duran Cumhuriyetçiler ve Demokratlara” desteğini artırmayı planlıyor.
NPR’ye yaptığı açıklamada, AIPAC sözcüsü Deryn Sousa, değişikliklere rağmen grubun misyonu ve stratejisinin aynı kaldığını belirtti:
“Amacımız, ABD-İsrail ilişkilerine destek sağlamak. AIPAC üyeleri bu seçim döneminde adaylara doğrudan 90 milyon dolardan fazla bağışta bulundu ve üyelerimizden gelen bu organize, doğrudan bağışlar devam edecek ve artacak.”
Federal Seçim Komisyonu (FEC) kayıtlarına göre, AIPAC 2026 yılında 30 Eylül itibariyle adaylara ve siyasi komitelere yaklaşık 25 milyon dolar bağışladı.
AIPAC’a bağlı süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) olan United Democracy Project ise adaylara ve siyasi komitelere 13 milyon dolar bağışladı ve bağımsız harcamalar olarak ek 53,5 milyon dolar harcadı.
Son günlerde, süper PAC’ın bireysel bağımsız harcamalarının bir kısmı, Michigan’daki ABD Senatosu için Demokrat Parti adayı olan Abdul El-Sayed’e karşı kampanya yürütmek amacıyla kullanılıyor.
AIPAC, ön seçimlerde de El-Sayed’e karşı kampanya yürütmek için büyük harcamalar yapmış ve rakibi Temsilci Haley Stevens’ı desteklemişti.
Michigan Senato yarışı, AIPAC’ın İsrail yanlısı bir politikacıyı desteklemek ya da örgütün İsrail’e karşı daha olumsuz bir tutum sergilediğini düşündüğü birine karşı çıkmak amacıyla harcama yaptığı, dikkat çeken yarışlardan sadece biri.
AIPAC, NPR’ye yaptığı açıklamada, bağlı süper PAC’ı United Democracy Project’in faaliyetlerine devam edeceğini ve sınırsız miktarda para toplayabileceğini doğruladı.
Kuruluş, İsrail yanlısı adayları desteklemek ve İsrail’i eleştirenlere karşı çıkmak için büyük harcamalar yaptı.
Amerika
Elon Musk, Tesla ile SpaceX’i birleştirmek istiyor

Elon Musk, SpaceX ve Tesla’yı roketler, uydular, internet hizmeti, sohbet robotları, sosyal medya, robotlar ve otomobilleri kapsayan tek bir şirket altında birleştirmeye hazırlanıyor.
Dünyanın en zengin insanı geçen salı günü yaptığı açıklamada, her iki şirketin de birleşmeyi incelemek üzere bağımsız yönetim kurulu üyelerinden oluşan özel komiteler kurduğunu ve bunu “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi.
Her iki şirketin de ana hissedarı ve yöneticisi olan Musk, “çıkar çatışması yaşayan taraf” olarak “görüşmelere katılamayacağını” kabul etti ve iki şirketin bir anlaşmaya varacağına dair hiçbir garanti olmadığını belirtti.
Musk, şimdiye kadarki en cüretkar anlaşmasını gerçekleştirebilirse, birleşik grubun mevcut fiyatlarla değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşacak ve bu da onu Nvidia, Apple, Alphabet ve Microsoft ile birlikte dünyanın en değerli beş şirketi arasına sokacak.
Fakat herhangi bir birleşme, Musk’ın gücüne ilişkin hissedar endişelerinden, tüm zamanların en büyük birleşmesini mercek altına alacak olan ABD ve Çin’deki yetkililerin onayı sürecine kadar ciddi engellerle karşı karşıya kalacak.
Geçen çarşamba günü erken saatlerdeki işlemlerde SpaceX hisseleri yüzde 9 artış gösterirken, Tesla hisseleri yüzde 2,5 değer kazandı.
Musk’ın oluşturacağı holding, çok geniş bir iş kolları yelpazesine sahip olacak. SpaceX, dünyanın önde gelen roket işini ve Starlink uydu iletişim ağını bu yapıya katacak.
Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminlerine göre, birleşik şirket 155.000’den fazla kişiyi istihdam edecek ve bu yıl toplam 153 milyar dolarlık gelir elde edecek.
Fakat analistler, Musk’ın yapay zeka altyapısı, çip fabrikaları ve roketlere yönelik harcama planlarının her geçen gün artmasıyla birlikte, şirketin en az 54 milyar dolarlık negatif serbest nakit akışına sahip olacağını öngörüyor.
Anlaşma, Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü de güçlendirecek. Bir hisse bir oy hakkı taşıyan Tesla’da yaklaşık yüzde 20’lik oy hakkına sahip olan Musk, süper oy hakkına sahip hisseler sayesinde SpaceX’teki oyların yaklaşık yüzde 84’ünü kontrol ediyor.
Analistler, Tesla’nın bu yıl yarım milyondan fazla Model 3 sedan, 1 milyondan fazla Model Y ve 22.000 adet Cybertruck satmasını bekliyor.
Tesla’nın ayrıca büyümekte olan otonom sürüş iş kolu ve Musk’ın bir gün Tesla’nın değerini 25 trilyon dolara çıkarabileceğini öngördüğü Optimus robot serisi de bulunuyor.
Musk, yapay zekanın (AI) kendi önceliği olduğunu açıkça belirtirken, birleşmenin mantıklı olduğunu “neredeyse süper zeka tekilliği içinde olduğumuz” gerekçesiyle ifade etti.
“Süper zeka tekilliği”, yapay zekanın insan zekasını aştığı anı ifade ediyor.
Musk, SpaceX’in bu yılın sonuna kadar yaklaşık 3 GW, gelecek yılın sonuna kadar ise 13 GW çevrimiçi hesaplama gücüne sahip olacağını ve 20 GW’yi aşma ihtimalinin “sıfırdan farklı” olduğunu söyledi.
Bu, SpaceX’in Amazon Web Services, Microsoft ve Google dahil olmak üzere en büyük bulut hizmet sağlayıcılarıyla rekabet etmesini sağlayacak.
SpaceX’in uyguladığını belirttiği watt başına 50 dolardan biraz fazla bir ücretle, 20 GW’lık kapasitenin her bir watt’ı kiralanırsa yılda yaklaşık 1 trilyon dolar gelir elde edilecek.
Bu rakam, Musk’ın 2027 sonu için öngördüğü 500 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arasındaki gelir aralığının en üst sınırına denk geliyor.
Uzun vadede Musk, Starlink’i uzaydan telefon hizmeti sunan büyük bir mobil operatöre dönüştürmek, yörüngeye veri merkezleri yerleştirmek ve Mars’ı kolonileştirmek istiyor.
Yatırımcılar, Musk’ın imparatorluğunun tamamına odaklanma kabiliyeti konusunda uzun süredir soru işaretleri taşıyor.
Önde gelen bir Tesla yatırımcısı, “Şu anda zamanının bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar, enerjisinin ya da parasının çoğunu nereye harcadığını bilemiyor,” dedi.
Trilyoner olma eşiğindeki Musk, haftanın dört gününü genellikle Tennessee’nin Memphis kentinde geçirdiğini ve yeni bilgi işlem kümelerini devreye aldığını belirterek, SpaceX’in roket mühendisleri ekibinin veri merkezlerini herkesten daha hızlı inşa edebileceğini savundu.
Öte yandan Musk’ın liderliğinde iki şirket şimdiden birleşme sürecine girmiş durumda.
Milyarder, “Süper zeki yazılım geliştirme, çip tasarımı, Terafab projesi, elbette robotik ve yörüngeye kütle taşıma alanlarında işbirliği yapmaktan elde edilecek çok şey var,” dedi.
Mart ayında Musk, Teksas’ta kurulacak ve nihai maliyeti 119 milyar dolara ulaşabilecek devasa bir yarı iletken üretim tesisi olan Terafab adında iki şirketin ortak girişimini duyurdu.
Bu tesis, Musk’ın otonom araçları, insansı robotları ve yörünge yapay zeka veri merkezleri için çip üretecek.
İki şirket ayrıca, geçen hafta tanıtılan Roadster adlı “uçan” spor otomobil üretmek için de işbirliği yaptı.
Araç, SpaceX tarafından geliştirilen soğuk gaz iticileri kullanarak bir dizi ters takla ve zıplama gerçekleştirdi.
Musk’ın yapay zeka modeli Grok da birçok Tesla aracında ücretsiz olarak sunuluyor.
Şirketler halihazırda birlikte iş yapıyorlar. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack bataryası ve Cybertruck satın aldı.
Bu tutarın içinde geçen yıl satışları düşük seyreden kamyonetlerden 131 milyon dolarlık bir pay da bulunuyor.
Buna karşılık Tesla, Musk’ın sahibi olduğu iki şirketin birleşmesinin ardından xAI’ye yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın SpaceX hisselerine dönüştürülmesiyle SpaceX hissedarı oldu.
Tesla’ya yakın bir kaynak, Roadster, Terafab ve malzemeler, yakıtlar ile üretim alanlarındaki ortak araştırmalara işaret ederek, “Ticari düzeydeki işbirliğine bir bakın,” dedi.
Bu kaynak, bir birleşmenin “bilgi işlem gücünü fiziksel yapay zeka dünyasına taşıyan dikey olarak entegre bir şirket” yaratacağını belirtti ve bunun halihazırda gerçekleştiğini vurguladı.
Musk, iki şirketin özel komitelerinin şartlar üzerinde anlaşmaya varmadığını ve “anlaşacaklarına dair bir garanti olmadığını” söyledi.
Tesla’nın ayrıca sadece oy kullanan hissedarların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteğine de ihtiyacı olacak. Musk bunu “oldukça yüksek bir engel” olarak nitelendirdi.
Fakat Musk, istediğini elde etme konusunda uzun bir geçmişe sahip. On yıl önce, o dönemde borsada işlem gören temiz enerji şirketi SolarCity’yi Tesla ile birleştirmişti.
Bu işlem, Musk’ın tamamen hisse senedi bazlı anlaşmayı, imparatorluğunun bir kolunun diğer bir bölümünü usulsüz bir şekilde kurtarmak amacıyla gerçekleştirdiğine inanan elektrikli araç üreticisi Tesla’nın yatırımcıları tarafından açılan bir hissedar davasına yol açtı.
Davaya bakan yargıç, sonunda hissedarların iddialarını reddetti. Fakat bunu yapmadan önce Musk’ın Tesla’nın bağımsız yönetim kurulu üyeleriyle olan yakın bağlarını ve müzakerelere müdahil olmasını eleştirdi.
Önemli bir nokta olarak, Musk o zamandan beri hem Tesla’yı hem de SpaceX’i, milyarderin Tesla’nın kurumsal yönetim uygulamaları nedeniyle çok sayıda hissedar davasıyla karşı karşıya kaldığı küçük bir Orta Atlantik eyaleti olan Delaware’den Teksas’a taşıdı.
Uzmanlar Financial Times’a, Musk’ın şirketlerinden birinin diğerine göre kayırıldığına dair endişeleri gidermek amacıyla, hem Tesla’nın hem de SpaceX’in birleşme müzakereleri ve hissedar onayları sürecini nasıl şekillendirecekleri konusunda birçok önemli karar alması gerekeceğini belirtti.
Fakat Teksas şirketler hukuku, yönetim kurulu kararlarına çok daha fazla saygı gösterir ve hatta belirli türdeki hissedar davalarını yalnızca çok büyük hissedarlarla sınırlayabilir.
Musk’ın anlaşma sürecini uzun süredir takip eden Colorado Üniversitesi şirketler hukuku profesörü Ann Lipton şunları söyledi:
“Teksas yasalarına göre, hissedarlar, yöneticilerin ‘dolandırıcılık, kasıtlı suistimal, yetki aşımı veya bilerek kanun ihlali’ yaptığını kanıtladıkları takdirde, kurumsal yetkililere veya yönetim kurulu üyelerine karşı sadece güvene dayalı yükümlülüğün ihlali nedeniyle dava açabilirler. Bu, bir yönetim kurulu üyesinin bir işlemin her iki tarafında da yer aldığını göstermekten çok daha yüksek bir eşik.”
Dünyanın dört bir yanındaki düzenleyici kurumlar da bu anlaşmayı yakından inceleyecek ve avukatlar, ABD dışında bu birleşmenin AB, Birleşik Krallık ve Çin gibi önemli yargı bölgelerinde de neredeyse kesin olarak onaylanması gerekeceğini belirttiler.
Bu birleşmenin en büyük endişeye yol açacağı yer, Tesla’nın geçen yıl toplam gelirinin yaklaşık yüzde 22’sini oluşturan 21 milyar dolarlık gelir elde ettiği ve Şanghay’da en büyük otomobil fabrikasını işlettiği Çin olabilir.
Pekin, ABD’li bir savunma müteahhidi olan SpaceX’e uzun süredir derin bir şüpheyle bakıyor.
SpaceX, yalnızca son çeyrekte 18 yeni ABD ulusal güvenlik fırlatma görevi için sözleşme imzaladı ve ABD hükümeti için Starshield askeri uyduları üretiyor.
Çinli askeri araştırmacılar, SpaceX’in Rusya’nın 2022’deki işgalinin ardından Ukrayna’ya terminaller tedarik etmesinden bu yana, şirketin Starlink hizmetini bir tehdit olarak nitelendiriyor.
JPMorgan’daki analistler, bu işbirliği hakkında hazırladıkları bir notta, “Olası ulusal güvenlik hassasiyetleri göz önüne alındığında, Çin’de onay alınması özel bir engel teşkil edebilir,” diye yazdı.
Analistler, Tesla’nın Çin’deki işlerini ayrı bir yapıya aktarmak ya da kontrolünü bir Çinli konsorsiyuma devretmek zorunda kalabileceğini öne sürdü.
Bu, TikTok’un ABD operasyonlarını Amerikalıların eline geçiren anlaşmanın “aynı kopyası” olur ve Tesla, markası ve otonom sürüş teknolojisi için lisans ücreti alacak.
ABD’de Tesla’ya yakın bir kaynak, Donald Trump’ın görevden ayrılmasından önce anlaşmanın sonuçlandırılmasının çok önemli olduğunu belirtti.
Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek. Fakat herkesin düşündüğü kadar çabuk olmayacak,” dedi.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor









