Bizi Takip Edin

Avrupa

İsviçre’de 500 bin şirket için veri güvenliği uyarısı

Yayınlanma

İsviçre Varlık Yöneticileri Birliği, şirket sahiplerine ait merkezi veri tabanı projesinin Lihtenştayn’daki siber saldırı sonrası askıya alınmasını talep etti. Sektör temsilcileri, 500 binden fazla tüzel kişiliğe ait verilerin tek merkezde toplanmasının siber suçlular için hedef oluşturacağını savunuyor.

İsviçre Varlık Yöneticileri Birliği, hükümete çağrıda bulunarak şirket sahiplerini kapsayan merkezi sicil kaydı uygulamasının durdurulmasını talep etti.

Financial Times’ın (FT) aktardığına göre varlık yöneticileri, 500 binden fazla şirket ve diğer tüzel kişiliğin nihai sahiplerine ait bilgilerin tek bir merkezde toplanmasının siber suçlular açısından cazip bir hedef oluşturacağı gerekçesiyle tehdit altında olduğunu savunuyor.

Talep, Lihtenştayn’daki benzer bir veri tabanından binlerce kişiye ait bilgilerin bilgisayar korsanları tarafından çalınmasının ardından geldi.

Üç yıldır hazırlığı sürdürülen sicil kaydına ilişkin siber güvenlik ve veri koruma endişelerini İsviçre Bankacılar Birliği de ayrıca dile getirdi.

İsviçre’de oluşturulan veri tabanının, kara para aklamaya karşı korumayı güçlendirmesi ve Paris merkezli Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) 2027 yılında yapacağı denetim öncesinde uluslararası standartlara uyumu sağlaması hedefleniyor.

Ekim ayından itibaren şirketler ve tüzel kişilikler, kendilerini kontrol eden gerçek kişileri merkezi federal veri tabanına bildirmekle yükümlü olacak.

Veri tabanı; isimlerin yanı sıra doğum tarihleri, vatandaşlık bilgileri, posta kodları ve ikamet yerlerine dair verileri de içerecek.

İsviçre Varlık Yöneticileri Birliği İcra Kurulu Başkanı Vivien Jain, FT’ye yaptığı açıklamada, Lihtenştayn’daki siber saldırının resmi güvenlik değerlendirmesi tamamlanana kadar sicil oluşturma sürecinin durdurulması gerektiğini belirtti.

Jain, “Finans merkezimizin itibarı tehlikede” ifadesini kullandı.

FT, temmuz ayı sonunda kimliği belirsiz bilgisayar korsanlarının yaklaşık 31 bin şirket, vakıf ve tröstün intifa hakkı sahiplerine (lehtarlarına) ait verileri çaldığını aktardı. Faillerin kimliği veya saldırının gerekçesi henüz belirlenemedi.

Öte yandan haziran ayında BFM TV, Fransa Kurumlararası Dijital Teknolojiler Müdürlüğü (Dinum) ile FrenchBreaches platformuna dayandırdığı haberinde, kamu görevlilerine yönelik Fransız mesajlaşma uygulaması Tchap’ın saldırıya uğradığını bildirmişti.

Platformun hesaplamalarına göre 70 binden fazla devlet memurunun verileri ile bu personelin üç yıl içinde paylaştığı 643 bine varan mesaj çalınmış olabilir.

Daha sonra ZeroBytes adlı hacker grubu, Fransa vergi dairesinin verilerini ele geçirmiş ve en az 678 bin gerçek ve tüzel kişiye ait bilgiler satışa çıkarılmıştı.

Avrupa

Kuzey Akım davasında sanık avukatından meşru müdafaa tezi

Yayınlanma

Kuzey Akım boru hatlarına yönelik sabotajla suçlanan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov’un savunması, eylemin askeri meşru müdafaa olduğunu öne sürerek yargılamayı durdurmayı hedefliyor. Almanya Federal Adalet Mahkemesi ise boru hatlarını sivil nesne kabul ederek uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki savunma argümanını reddetmişti.

Kuzey Akım ve Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotaja iştirak etmekle suçlanan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov’un savunma heyeti, saldırıyı meşru müdafaa olarak nitelendirerek Hamburg’da sonbaharda yapılması planlanan yargı sürecini engellemeyi amaçlıyor.

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung’un haberine göre, sanığın avukatı İlya Novikov davanın hiç açılmamasını talep ediyor.

Novikov, “Eğer bu saldırı Almanya Federal Başsavcılığının iddia ettiği şekilde gerçekleştirildiyse, bu bir ceza suçu değil, askeri meşru müdafaaya dayanan hukuki bir eylemdir” dedi.

Almanya Federal Adalet Mahkemesi ise Aralık ayında Kuznetsov’un tutukluluğuna yönelik itirazını reddetmişti. Mahkeme, boru hatlarının “sivil nesneler” olduğunu, bu nedenle sanığın “uluslararası insancıl hukuk uyarınca zarar verme hakkına” dayanamayacağını kaydetti.

Kararla birlikte eylemin uluslararası bir askeri çatışma kapsamında değil, ceza hukuku kapsamındaki bir suç kapsamında değerlendirildiği teyit edildi.

Eylül 2022’de düzenlenen sabotajda boru hatlarının dört kolundan üçü hasar görmüştü. O dönemde faaliyette bulunmayan Kuzey Akım-2’nin bir kolu ise zarar görmeden kaldı.

Soruşturmanın ayrıntıları

Ağustos 2025’te İtalya’da gözaltına alınan Kuznetsov’un Almanya’ya iadesine İtalya mahkemesi Ekim ayında onay verdi.

The Wall Street Journal daha önce Kuznetsov’un Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ve Ukrayna Güvenlik Servisinde (SBU) görev yaptığını ve sabotaj grubunu yönettiğini aktarmıştı.

Olaydan bir yıl sonra Ukraynalı zanlıya sivil enerji altyapısına saldırı düzenleme suçlaması yöneltildi. Soruşturma makamlarına göre Kuznetsov, sabotaj grubunu yönetti ve saldırının düzenlendiği Andromeda yatına komuta etti.

Almanya Federal Mahkemesi, sabotajın kuvvetle muhtemel “yabancı bir devlet adına” yürütüldüğü sonucuna vardı.

İddianamede boru hatlarının patlatılmasında Ukrayna devlet kurumlarının olası dahline işaret eden unsurlar var. Bununla birlikte soruşturmanın elinde Kuznetsov aleyhine yalnızca dolaylı deliller yer alıyor.

Mahkemece henüz onaylanmayan iddianame, Almanya’da sabotaj dosyası kapsamında hazırlanan ilk resmi suçlama olma niteliği taşıyor.

Stern’in ulaştığı Almanya Federal Başsavcılığı iddianamesine dayandırılan N-tv haberine göre, Kuznetsov İtalya’da gözaltındayken eşine sabotaj sırasında Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve SBU için çalıştığını bildirdi.

Haberde sanığın Ukrayna ve ülke devlet başkanı tarafından yalnız bırakıldığını düşündüğü ve komutanı olarak andığı Roman isimli şahısla irtibat kurmak istediği bilgisi paylaşıldı.

Soruşturma makamları, söz konusu kişinin eski Ukrayna istihbarat çalışanı Roman Çervinski olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Çervinski, Kuznetsov’un gözaltına alınmasının ardından sanığın kendi komutası altında olduğunu belirtmişti.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) saldırıyı uluslararası terör eylemi olarak nitelendirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin patlamalardan “Anglosaksonları” sorumlu tutmuş ve Ukraynalı sabotajcıların dahline ilişkin haberleri asılsız olarak nitelendirmişti. Kiev yönetimi de olayla bağlantısı bulunduğu iddialarını reddetmişti.

Seymour Hersh yazdı: Kuzey Akım’ın hayalet gemisi ve CIA’in asılsız iddiaları

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman iktidar partileri, AB’nin Çin’e karşı daha sert önlemler almasını istiyor

Yayınlanma

Almanya’da iktidardaki CDU-SPD koalisyonunun grupları, “haksız rekabete karşı” daha güçlü bir Avrupa koruması ve otomobil üreticilerini desteklemeye yönelik somut önlemler çağrısında bulundu.

Reuters’a göre parlamento kaynakları, bu önerilerin öncelikle Çin’in “kapasite fazlasını” hedeflediğini belirtti fakat Reuters’ın elde ettiği belgede Çin’den açıkça bahsedilmiyordu.

Belgede, AB düzeyinde anti-damping ve anti-sübvansiyon önlemlerinin daha hızlı ve daha geniş çapta kullanılması da dahil olmak üzere, “piyasayı bozan uygulamalara ve haksız rekabete” karşı “kararlı” bir tepki gösterilmesi çağrısında bulunuldu.

Bu durum, Alman sanayisinin Şansölye Friedrich Merz’e Pekin’e karşı daha sert bir tutum sergilemesi için baskılarını artırmasıyla ortaya çıktı.

Bu da, Çin’in misillemesinden korktuğu için uzun süredir ticaret engellerine direnen ülkede bir dönüşümü işaret ediyor.

Bir talebe göre Alman hükümeti, AB hukukuna uygun ve blok genelinde uyumlaştırılabilecek yerel içerik kriterlerini geliştirdikten sonra, bu kriterler Almanya’nın mevcut elektrikli araç sübvansiyon programına dahil edilmeli ve vergi mükelleflerinin finanse ettiği Alman teşviklerin ithal Çin menşeli elektrikli arabaları da desteklediği yönündeki endişeler giderilmeli.

Ülkenin otomotiv endüstrisini desteklemek amacıyla, parlamento grupları Avrupa Komisyonu’ndan 2035’ten sonra batarya ile çalışan elektrikli araçların yanı sıra şarj edilebilir hibritler, menzil uzatıcı elektrikli araçlar ve yüksek verimli içten yanmalı motorlu araçlara da izin vermesini talep etti.

Partiler ayrıca Brüksel’e, 2027’nin başından itibaren plug-in hibrit emisyonlarının hesaplanmasında kullanılan ve “kullanım faktörü” olarak adlandırılan kriterin sıkılaştırılmasına ilişkin planı askıya alması çağrısında bulundu.

Mevcut planlara göre, otomobil üreticilerinin zorunlu filo CO2 hedeflerini karşılamak için 2027’den itibaren önemli ölçüde daha fazla elektrikli araç satması gerekecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İzlanda, AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına hayır dedi

Yayınlanma

İzlanda, kesintiye uğradıktan 13 yıl sonra Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına karşı oy kullandı.

Kamu yayıncısı RUV’nin haberine göre, oy kullanan 225.000’den fazla kişinin %52,8’i hükümetin önerisini reddederken, %47,2’si destekledi. İki taraf arasında yaklaşık 12.600 oy farkı vardı.

Başbakan Kristrún Frostadóttir liderliğindeki merkez sol hükümet, 2027 yılına kadar bir referandum düzenleme sözü vermişti fakat ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a yönelik tehditleri de dahil olmak üzere uluslararası gerginlikler nedeniyle referandumu öne aldı.

Öte yandan yaklaşık 400.000 nüfuslu bu ada ülkesindeki tartışmalar, güvenlik endişelerinden ziyade balıkçılık sektörüne odaklandı.

RUV’un haberine göre, oy kullanma hakkına sahip yaklaşık 270.000 kişi arasında %82,5’lik katılım oranı, 2009’dan bu yana İzlanda’da yapılan tüm seçimler arasında en yüksek oran oldu.

Halihazırda AB’nin tek pazarı ve Schengen sınırsız bölgesinin bir parçası olan İzlanda’nın tam AB üyeliği, ülkeyi gümrük birliğine ve nihayetinde Avro bölgesi para birliğine dahil edecek.

İzlanda, 2008 finansal krizi ve İzlanda bankacılık sisteminin çöküşünün ardından 2009 yılında AB’ye üyelik sürecini başlatmıştı.

Üyelik süreci oldukça ilerlemiş durumdayken, 2013 yılında AB karşıtı bir hükümet iktidara geldi ve müzakereleri askıya aldı.

İzlanda, AB referandumunda “Trump öcüsünü” kullanıyor

O dönemde İzlanda’nın AB üyeliğinin önündeki en büyük engel balıkçılık haklarıydı; bugün de durum aynı.

İzlanda, Danimarka’dan bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra, 1970’lerde Birleşik Krallık ile yaşanan Morina Savaşları sırasında balıkçılık alanlarını yabancı balıkçılardan korumak için başarılı bir mücadele vermişti ve ülkenin balıkçılık ve denizcilik sektörleri hâlâ ihracatının neredeyse %40’ını oluşturuyor.

Hayır oyu verenlerin çoğu, AB üyeliğinin, üye devletlerin ne kadar avlanabileceğini belirleyen politikalar kapsamında bu kârlı balıkçılık alanları üzerindeki kontrolün bir kısmını kaybetmek anlamına geleceğinden korkuyor.

Bifröst Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Eirikur Bergmann, BBC’ye verdiği demeçte, “Hayır tarafı, Danimarka’dan uzun bir bağımsızlık mücadelesinin ardından elde edilen resmi bağımsızlığı vurgulayan İzlanda’nın siyasi ulusal kimliğine hitap etme konusunda çok daha becerikliydi. Böylelikle halkın en temel duygularına hitap etmeyi başardılar,” dedi.

Öte yandan, Bergmann’a göre “Evet” kampanyası “açıkça teknik bir kampanya yürüttü ve İzlanda’nın AB’ye katılmasının amacını ya da ardındaki tutkuyu hiçbir zaman tam olarak açıklamadı” dedi.

Kristrún, cumartesi günü başkentte oy kullandıktan sonra, referandum kampanyasının İzlanda’nın dünyadaki yeri konusundaki tartışmaları alevlendirdiğini söyledi.

Pazar öğleden sonra düzenlediği basın toplantısında, hükümeti görevde olduğu sürece AB üyeliği meselesinin yeniden gündeme getirilmeyeceğini belirtti.

Bakanlarından biri, oy kullanma oranının yüksek olmasına işaret ederek, sonucun hükümet için bir gerileme olmadığını savundu.

İnsanların oy verme eğilimlerinde önemli bir coğrafi ayrım vardı. Başkent Reykjavík AB üyelik müzakerelerini desteklerken, kırsal bölgeler daha çok karşı çıkıyordu.

Oy pusulasında yer alan soru ise şöyleydi: “İzlanda, Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerini yeniden başlatmalı mı?”

“Evet” oyu, AB’ye katılım konusunda nihai bir karar anlamına gelmeyecek ama üyelik anlaşmasına doğru atılmış bir adım olacaktı. Bu anlaşmanın daha sonra ikinci bir referandumla onaylanması gerekecekti.

Aynı şekilde, “Hayır” oyu da İzlanda’nın gelecekte bir noktada müzakereleri yeniden başlatma olasılığını ortadan kaldırmıyor.

Referandum kampanyalarında iktisadi endişeler ön plana çıkarken, güvenlik konuları da gündemde yer aldı.

İzlanda, NATO’nun kurucu üyelerinden biri ama kendi ordusu bulunmuyor ve savunma konusunda müttefiklerine güveniyor. AB’ye üye olması, ülkeye bloğun ortak savunma altyapısına tam erişim imkânı sağlayacaktı.

Ülke, Ukrayna’ya destek veriyor ve yetkililer ayrıca adanın yakınlarında Rusya’nın artan deniz manevralarından da endişe duyuyor.

Ne var ki Trump’ın bir başka Arktik adası olan Grönland’ı ABD’ye dahil etme yönündeki açık ilgisi, son zamanlarda endişeleri artırdı.

İzlanda Dışişleri Bakanı Katrín Gunnarsdóttir, pazar günü düzenlediği basın toplantısında, referandumun ardından ülkenin diğer ülkelerle olan savunma ilişkilerini güçlendirmeye çalışacağını söyledi.

Avrupa düşünce kuruluşu Bruegel’in kıdemli araştırmacısı Jacob Funk Kirkegaard, RUV’ye verdiği demeçte, AB’nin “kendisini satmakta” başarısız olduğunu, oysa “özellikle Arktik’te bir güvenlik aktörü olarak görülmeyi açıkça arzu ettiğini” belirtti.

Kirkegaard, sonucun “hem İzlanda hem de AB için kaçırılmış bir fırsat olarak görüleceğini” belirtti.

İsmini vermek istemeyen bir AB diplomatı da bu değerlendirmeye katılıyor gibi görünüyordu. Reuters’a verdiği demeçte, sonucun “Brüksel için açık bir gerileme” olduğunu söylerken, balıkçılık ve bağımsızlık meselelerinin belirleyici olduğunu da kaydetti.

“Hayır” kampının zaferi, başka yerlerdeki Avrupa karşıtları tarafından alkışla karşılandı.

İngiltere’nin AB’den ayrılmasının başlıca savunucularından biri olan Reform UK lideri Nigel Farage, İzlandalıların “bağımsızlıklarını korumak” için oy kullandıklarını söyledi.

Fransa’daki Ulusal Birlik’ten (RN) Marine Le Pen ise sonucun “bariz bir gerçeğe işaret ettiğini”, yani “Avrupa Birliği üyeliğinin her Avrupa demokrasisi için doğal bir ufuk olmadığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English