Bizi Takip Edin

Avrupa

İtalya’da işçiler Sumud filosu için 3 Ekim’de genel greve gidiyor

Yayınlanma

İtalyan sendikalar, Gazze’ye giden Sumud uluslararası yardım filosu yönelik İsrail saldırısının ardından 3 Ekim Cuma günü genel grev çağrısı yaptı.

Yardım gemilerin İsrail askeri personeli tarafından durdurulduğu haberlerinin ardından çarşamba günü geç saatlerde birçok şehirde protestolar başladı.

Güneydeki Napoli şehrinde göstericiler ana tren istasyonuna girerek tren trafiğini durdururken, Roma’da protestocular girişlerin yakınında toplandıktan sonra polis Termini tren istasyonunu kuşattı.

Yaklaşık 500 parlamenter, avukat ve aktivisti taşıyan 40’tan fazla sivil gemiden oluşan Global Sumud Filosu (GSF) içinde bir İtalyan grubu da bulunuyor.

İtalya’da Gazze isyanı

CGIL sendikası, “İtalyan vatandaşlarını taşıyan sivil gemilere yönelik saldırı son derece ciddi bir konudur,” diyerek grev çağrısı yaptı ve diğer küçük sendikalar da greve katılacağını açıkladı.

Bu açıklama, 22 Eylül’de Unione Sindacale di Base (USB) tarafından Gazze ve GSF’yi desteklemek için yapılan genel grevin ardından geldi.

Kuzeybatıdaki Cenova kentinde USB, limanı kapatmayı planladığını duyurdu ve tüm protestocuları saat 22:00’de (TSİ 23:00) ana girişlerden birinde toplanmaya çağırdı.

Geçtiğimiz iki hafta boyunca, protesto eden İtalyan liman işçileri, İsrail ile ticaret yaptığı iddia edilen gemileri hedef alarak çeşitli gemilerin limana yanaşmasını ve yükleme yapmasını engelledi.

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, daha önce İsrailli mevkidaşının kendisine İsrail silahlı kuvvetlerinin filodaki aktivistlere karşı şiddet kullanmayacağına dair güvence verdiğini söylemişti.

Avrupa

İngiltere’de ‘altın vize’ reformu kabineyi ikiye böldü

Yayınlanma

İngiltere’de hükümet, ekonomik büyümeyi ve yatırımları teşvik etmek amacıyla 2022 yılında yolsuzluk endişeleriyle iptal edilen “altın vize” programını yeniden hayata geçirmeyi planlıyor. Ancak zengin yabancılara yönelik bu hızlandırılmış vatandaşlık ve oturum programı, kabinede güvenlik ve ekonomik yarar ekseninde derin görüş ayrılıklarına yol açtı.

İngiltere’de hükümet yetkilileri, ülkeye büyük ölçekli yabancı sermaye çekmek amacıyla geçmişte yürürlükte olan ve “altın vize” olarak bilinen yatırımcı vizesi programını farklı bir formatta yeniden hayata geçirmeyi tartışıyor.

Financial Times gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hazırlıkları süren yeni taslak, İngiliz şirketlerine en az 5 milyon sterlin (yaklaşık 5,8 milyon euro) yatırım yapan varlıklı kişilere üç yıl içinde kalıcı oturum izni, beş yıl içinde ise vatandaşlık hakkı tanınmasını öngörüyor.

Londra yönetimi, 2008 yılından bu yana yürürlükte olan ve “Tier 1” olarak adlandırılan eski altın vize programını, yasa dışı yollardan elde edilen kaynakların ülkeye girişine zemin hazırladığı gerekçesiyle Şubat 2022’de sonlandırmıştı.

Eski program kapsamında, İngiltere ekonomisine asgari 2 milyon sterlin yatırım yapan yabancılara hızlı oturum ve vatandaşlık imkanı sunuluyordu. 2008-2015 yılları arasında toplam 6 bin 312 kişi bu haktan yararlandı.

Dönemin İçişleri Bakanı Suella Braverman, 2023 yılının başında yaptığı bir açıklamada, yatırım karşılığında İngiliz vizesi alan iş insanlarından onunun, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesinin ardından uygulamaya konulan yaptırım listelerinde yer aldığını duyurmuş, ancak bu kişilerin isimlerini açıklamamıştı.

Kabinede görüş ayrılıkları yaşanıyor

Yatırımcı vizesinin daha sıkı denetim mekanizmalarıyla geri getirilmesi fikri, hükümet içerisinde görüş ayrılıklarına neden oldu.

Hükümet bünyesinde kurulan ve nitelikli insan gücü ile sermayeyi ülkeye çekmeyi hedefleyen bir çalışma grubu, konuyu değerlendirmek üzere 10 Haziran tarihinde basına kapalı bir toplantı gerçekleştirdi.

İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle, kabine üyeleriyle yaptığı görüşmelerde, İngiltere’nin küresel ölçekte nitelikli isimleri ve sermayeyi çekebilmek adına “çetin bir mücadele” içinde yer aldığını belirtti.

Yeni bir vize mekanizmasının kurulabileceğini ifade eden Kyle, bu yapının “oligarkların eşleri ve dolandırıcılar” tarafından istismar edilmesinin önüne geçilebileceğini kaydetti.

Kyle’ın yakın çalışma çevresinden bir kaynak, Bakan’ın, İngiltere’ye gerçek anlamda yatırım yapmak isteyen ve büyük bir servete sahip olan kişilerle toplumsal bir sözleşme temelinde yeni bir sistem tasarlanabileceğine inandığını aktardı.

Öte yandan, İçişleri Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı yetkilileri bu girişime mesafeli yaklaşıyor. Her iki bakanlık da söz konusu programın İngiltere ekonomisinde iddia edildiği düzeyde bir büyüme yaratacağı yönündeki tezlere şüpheyle yaklaşıyor.

Arjantin, ‘altın pasaport’ programına hazırlanıyor

“Seçenekler değerlendiriliyor”

Gelişmelere ilişkin gazetenin sorularını yanıtlayan bir hükümet sözcüsü, “Ulusal güvenliğimizi korurken, İngiltere’yi iş yapmak için en iyi yer haline getirmekte kararlıyız” ifadesini kullandı.

Tartışmaların seyrine aşina olan bir diğer hükümet yetkilisi ise “Ülkemize yatırım çekmek için farklı seçenekleri değerlendiriyoruz” bilgisini paylaştı.

Hukuk firması Mishcon de Reya’nın ortaklarından Stephen Bostock, önceki programın yürürlükten kaldırılmasından bu yana varlıklı müşterilerinin yatırımcı vizesine yönelik “kesintisiz bir ilgi” gösterdiğini ifade etti.

Hükümetin haziran ayındaki toplantısına katılan Mishcon de Reya yetkilileri, mevcut göçmenlik sisteminde büyük yatırımlar yapmaya hazır varlıklı bireyler için bir boşluk bulunduğunu savunarak, “Bu tür bir programın titizlikle tasarlanması halinde, İngiltere ekonomisine olumlu bir katkı sağlayacağına ve büyümeyi destekleyeceğine inanıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Buna karşın vergi uzmanları ve yolsuzlukla mücadele savunucuları, oligarklar ve yakın çevreleri için altın vize uygulamasına geri dönülmesinin yolsuzlukla mücadelede “ciddi bir geri adım” olacağını vurguluyor.

Kabine içinden bir kaynak da “Maliye Bakanlığı bu adımın büyümeyi canlandıracağı konusunda son derece şüpheci. Bu fikir bir sonuca ulaşmayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’da kış hazırlıkları öncesi doğalgaz depoları alarm veriyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği’nin yaklaşan kış dönemi öncesinde doğalgaz depolama tesislerindeki doluluk oranının, son 15 yılın en düşük seviyesinde kalabileceği öngörülüyor. Sektör analizleri ve küresel tedarik zincirindeki aksamalar, hem sanayi hem de hanehalkı için enerji maliyetlerinin yeniden yükselme ihtimalini artırıyor.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin, yaklaşan ısıtma sezonuna son 15 yılın en düşük doğalgaz rezervleriyle girme riski taşıdığı belirtiliyor.

Danışmanlık şirketi Wood Mackenzie tarafından hazırlanan ve Financial Times (FT) gazetesinde yer alan rapora göre, mevcut eğilimlerin sürmesi halinde kış dönemi öncesinde enerji piyasalarında yeni bir fiyat artışı dalgası dalgası yaşanabilir.

Analistler, genellikle nisan ayından ekim ayına kadar devam eden depolama sezonunun sonunda, Avrupa’daki yeraltı doğalgaz depolama tesislerinin ancak yüzde 76 doluluk oranına ulaşabileceğini tahmin ediyor.

Çetin geçen kış şartlarının ardından depolama tesislerindeki doluluk oranını yüzde 28 seviyesinde açan AB ülkeleri, rezervleri normal seviyelere ulaştırmakta güçlük çekiyor.

Avrupa Gaz Altyapısı (Gas Infrastructure Europe – GIE) verilerine göre, şu anki mevcut doluluk oranı yüzde 48,29 düzeyinde bulunuyor.

Haziran ayındaki kritik dolum fırsatı kaçtı

Avrupa enerji sektörü için yeraltı depolama tesislerinin doldurulmasında en yüksek hacimlerin kaydedildiği haziran ayı, bu yıl hedeflenen verimlilikte geçmedi. Sektör yetkilileri, temmuz ve ağustos aylarında mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar sebebiyle soğutma amaçlı elektrik tüketiminin artacağını, bu durumun depolara gaz aktarılmasını daha da zorlaştıracağını ifade ediyor.

Geçtiğimiz iki sert kış döneminde rezervleri büyük ölçüde tükenen Avrupa’nın, önümüzdeki kışa hazırlanabilmesi için yaklaşık 70 milyar metreküp doğalgaz depolaması gerekiyor.

Ancak haziran ayında depolama hızı artırılamadığı gibi beş yıllık ortalamanın 14,7 yüzde puan gerisine düşüldü. Sadece haziran ayının son haftasında bu açık 0,2 yüzde puan daha genişledi.

Yenilenebilir enerji kaynakları da tedarik dengesindeki açığı kapatmakta yetersiz kalıyor. WindEurope verilerine göre, rüzgar enerjisinin elektrik üretimindeki payı haziran ayında ortalama yüzde 14 seviyesinde seyretti.

Bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 15 olarak kaydedilirken, haziran ayının ikinci yarısından itibaren rüzgardan elde edilen elektrik payı yüzde 9’a kadar geriledi. Bölgede etkili olan ve mevsim normallerinin iki derece üzerinde seyreden sıcak hava dalgası da enerji talebini artıran bir diğer etken olarak öne çıkıyor.

Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı doğalgaz açığının gerisinde çok sayıda küresel jeopolitik gelişme bulunuyor. ABD ile İran arasındaki savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatının kesintiye uğraması, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) üretim düşüşleriyle birleşerek küresel arzı daralttı.

Diğer yandan Kiev yönetiminin kararları doğrultusunda, Rus doğalgazının Ukrayna toprakları üzerinden Avrupa’ya taşındığı transit hat tamamen durduruldu. AB, kendi iç tüketiminin yanı sıra Ukrayna’daki tesislere de gaz sağlamak durumunda kalıyor.

Gazprom’un boru hattı gazındaki bu kesintiyi LNG ithalatıyla aşmaya çalışan AB ülkeleri, geçtiğimiz yıl 109 milyon ton (yaklaşık 142 milyar metreküp) LNG satın alarak ithalatını bir önceki yıla göre yüzde 28 artırmıştı.

Ancak haziran ayında LNG ithalatı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yaklaşık yüzde 17 oranında gerileyerek son 10 ayın en düşük seviyesi olan 7,8 milyon tona düştü.

Avrupa pazarındaki arz daralmasını etkileyen bir diğer önemli unsur ise AB’nin Rusya menşeli enerji ürünlerinden tamamen vazgeçme stratejisi olarak görülüyor.

Rusya, halihazırda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yüzde 14’ünü karşılıyor.

AB Konseyi tarafından onaylanan aşamalı ambargo planına göre, Rusya’dan LNG ithalatı 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren tamamen yasaklanacak.

Rus boru hattı gazına yönelik ithalat yasağı ise 30 Eylül 2027 itibarıyla yürürlüğe girecek. Mevcut kontratlar için bir geçiş süreci öngörülürken, üye ülkelere ithal edilen doğalgazın menşe ülkesini doğrulama yükümlülüğü getirildi.

Piyasalardaki bu belirsizliklere rağmen, Avrupa’nın gösterge doğalgaz ticaret merkezi olan Hollanda menşeli TTF’de “ertesi gün” vadeli spot gaz fiyatı, mayıs ayındaki 565 dolarlık ortalamanın ardından haziran sonunda bin metreküp başına 475 dolar seviyesine geriledi.

Toplam 109 milyar metreküp aktif gaz depolama kapasitesine sahip olan Avrupa, küresel LNG pazarındaki en büyük ithalatçı konumunu koruyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Finlandiya nükleer silah yasağını kaldırıyor

Yayınlanma

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, ülkede nükleer silahların ithalatını, depolanmasını, üretilmesini ve kullanılmasını yasaklayan yasa maddesinin kaldırılmasını onayladı. Yasal düzenleme, parlamento tarafından kabul edilecek ve 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girecek.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, ülkede nükleer silahların ithalatını, üretilmesini, depolanmasını ve kullanılmasını engelleyen nükleer enerji kanunundaki yasağın kaldırılmasına yönelik yasal düzenlemeyi onayladı.

Finlandiya Parlamentosunun resmi internet sitesinde yayımlanan belgeye göre, söz konusu yasal değişiklikler 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girecek.

Helsinki yönetiminin savunma ve güvenlik politikalarında yeni bir döneme işaret eden bu adım, daha önce Finlandiya Parlamentosunda yapılan oylamada 61 hayır oyuna karşı 125 kabul oyuyla destek bulmuştu.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, konuya ilişkin değerlendirmesinde bu yasal değişikliğin ülkenin güvenliği için hayati önem taşıdığını belirtti.

Häkkänen, bu adıma rağmen Finlandiya’nın kendi topraklarında kalıcı olarak nükleer silah konuşlandırmak gibi bir planı olmadığını da sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, geçtiğimiz mart ayında yaptığı açıklamada Finlandiya’nın nükleer silahsızlanma konusundaki taahhütlerine bağlı kalmayı sürdürdüğünü ifade etmiş, ancak nükleer silahlar konusunda karar alma hususunda egemenlik hakkını saklı tuttuğunu kaydetmişti.

Finlandiya nükleer silah yasağını kaldıran yasayı kabul etti

Stubb, barış döneminde ülkesinin nükleer silaha ihtiyaç duymadığını da dile getirmişti.

Yasa değişikliği tasarısının gündeme geldiği ilk dönemde Kremlin yönetimi, bu girişimi doğrudan bir karşı karşıya geliş adımı olarak nitelendirmişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, konuya dair açıklamasında bu hamleyi konsantre bir cepheleşme ifadesi olarak tanımlamıştı.

Peskov, Finlandiya topraklarında nükleer silah konuşlandırılmasının Kremlin tarafından doğrudan bir tehdit olarak kabul edileceğini ve Moskova’nın buna karşı yanıt önlemleri almak zorunda kalacağını belirtmişti.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen ise Helsinki’nin, nükleer silah ithalatını düzenleyen mevzuat değişikliğine karşı Moskova’dan gelebilecek olası tepkilere hazırlıklı olduğunu vurgulayarak “Buna kesinlikle hazırız” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English