Bizi Takip Edin

Asya

Japonya’da doğan bebek sayısı 10. yıl üst üste rekor düşük seviyeye ulaştı

Yayınlanma

Japonya Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkede geçen yıl doğan bebek sayısının bir önceki yıla göre %2,1 azalarak 705.809’a gerilediğini ve bunun üst üste 10. yıldır rekor düşük seviyeye işaret ettiğini duyurdu. Bu eğilim, mevcut sosyal güvenlik sisteminin gözden geçirilmesini kaçınılmaz kılıyor.

Yabancı uyruklular da dahil olmak üzere 2025 yılına ait bu rakam, karşılaştırılabilir kayıtların tutulmaya başlandığı 1899’dan bu yana en düşük seviye olup, son on yılda %30 oranında düştü. Ancak düşüş hızı, yıllık %5’i aştığı 2022-24 dönemine kıyasla yavaşladı.

2025 yılında evlilik kayıtları geçen yıla göre %1,1 artarak 505.656 çifte ulaştı ve üç yıl aradan sonra ilk kez 500.000’i aştı. Bu, COVID-19 kısıtlamaları ve diğer faktörlerin neden olduğu önemli düşüşün ardından toparlanmayla birlikte üst üste ikinci büyüme yılı oldu.

Japonya’daki doğum oranındaki düşüş, hükümet tahminlerinden 17 yıl daha hızlı ilerliyor. Ulusal Nüfus ve Sosyal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün (IPSS) 2023’te yayınladığı gelecek nüfus projeksiyonlarına göre, yabancı uyruklular da dahil olmak üzere doğum sayısının 2042’de 700.000 bandına düşmesi bekleniyordu.

IPSS, ana senaryosu veya orta projeksiyonu kapsamında 2025 yılı için doğum sayısını 774.000, düşük projeksiyon senaryosunda ise 681.000 olarak tahmin etmişti. Gerçekleşen rakam, düşük projeksiyona yaklaştı.

Evlenmeme veya evliliği erteleme eğilimlerinin hızlanması nedeniyle projeksiyonlar hedefi tutturamayabilir. 2023 projeksiyonları için, COVID-19 salgınından toparlanmaya yönelik iyimser bakış açısı önemli bir faktördü. Evlilik ve doğumu ertelemiş kişilerden kaynaklanan sıçrama etkisinin, 2023’te evlilik sayılarında ve 2024’te doğum sayıları ile toplam doğurganlık hızında artışlara yol açacağı varsayılmıştı.

Ülkenin nüfus azalışı hızlandı. Doğumlar ve ölümler arasındaki fark olan doğal nüfus azalışı 899.845 kişiye ulaşarak üst üste 18. yılda rekor kırdı.

Japonya’da hızlı nüfus yaşlanması ve azalan doğum oranları, mevcut çalışan neslin katkılarına dayanan sosyal güvenlik sistemini daha da bozmakla tehdit ediyor. Bunun nedeni, emeklilik maaşı finansmanı ve bakım maliyetlerine ilişkin gelecek projeksiyonlarının IPSS’nin orta projeksiyonuna dayanmasıdır.

Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı tarafından 2024’te sunulan emeklilik maaşı mali doğrulaması da orta projeksiyonu kullanıyor. Japonya’nın ekonomik koşulları son otuz yılda olduğu gibi devam ederse, gelir yerine koyma oranı (mevcut çalışanların ortalama net maaşına göre emeklilik maaşı tutarı) mevcut seviyelerden 10 puan düşerek %50,4’e gerileyecek.

Doğum oranı düşük seviyede kalmaya devam ederse, gelir yerine koyma oranı daha da kötüleşerek 2065 mali yılında %46,8’e düşecek, yani 2004’te kabul edilen değiştirilmiş ulusal emeklilik yasasıyla belirlenen alt sınır olan %50’nin altına inecek. Bu durum, emeklilik, sağlık ve bakım hizmetlerini içeren sosyal güvenlik harcamalarının 2025 mali yılında 140,7 trilyon yen (902 milyar dolar) seviyesine ulaşmasıyla birlikte, maaş seviyelerinin gözden geçirilmesi ve ek finansman kaynaklarının araştırılması gibi köklü reformları gerektirebilir.

Çocuk sayısındaki azalma, gelecekte iş gücünde daha az kişi olacağı anlamına geliyor. Mevcut çalışan nesil üzerindeki kişi başına sigorta primi yükünün daha da artması ve doğum oranındaki düşüşün daha da hızlanmasına yol açan bir kısır döngüye girme riski mevcut. Japonya, çalışan nesli yükümlü kılan ve belirli bir miktarda geliri veya varlığı olan yaşlılardan ek katkı talep eden mevcut yapıyı revize etme baskısı altında.

2025 yılına ait toplam doğurganlık hızı ve yalnızca Japon uyruklulardan doğan bebek sayısının haziran ayı başında açıklanması planlanıyor.

COVID-19 salgını sırasında keskin bir düşüş gösteren evlilik sayıları istikrar kazanmış görünüyor. Ancak Japonya’da çift maaşlı çiftlerin sayısı arttıkça birden fazla çocuk sahibi olma konusunda endişeler bulunduğundan, bunun doğum oranında bir artışa yol açıp açmayacağı belirsiz.

Daiwa Araştırma Enstitüsü baş araştırmacısı Shungo Koreeda, “Son on yılda çift başına düşen çocuk sayısı azalıyor. ‘İkinci çocuk engeli’ yolda.” dedi.

Koreeda’ya göre, 20’li ve 40’lı yaşlarındaki çift maaşlı çiftlerin yaşamları boyunca sahip oldukları tahmini çocuk sayısı 2022 itibarıyla 1,5 civarında kalmaya devam ediyor. Özellikle daha fazla kadının tam zamanlı çalışmasıyla birlikte, “Çocuk bakımı yükleri orantısız bir şekilde kadınların üzerinde kalmaya devam ederken, hem ev hem de işi idare ederek iki çocuk yetiştirmek neredeyse imkansız” diye ekledi.

Tokyo metropol bölgesinde eğitime olan ilginin yoğunlaşmasıyla birlikte, çocuk başına eğitim maliyeti artıyor. Koreeda’nın analizi, çiftlerin ikinci veya üçüncü çocuğu yetiştirmenin maddi yükünü giderek daha fazla hissettiğini gösteriyor.

Japon reklam şirketi Hakuhodo’nun 15-39 yaş arası bekar kadınların değerlerine odaklanan araştırma projesine göre, katılımcıların %35,4’ü “Doğum yapmak istemiyorum” derken, %20,2’si “Evlenmek istemiyorum” dedi.

Toplamda %78,5’i “Evlensem bile hamile kalmayabilir veya doğum yapmayabilirim” ifadesini kullandı. Projede görev alan bir araştırmacı, bunun çocuk yetiştirme konusunda endişe duyduklarını gösterdiğini söyledi.

Japon hükümeti 2023’te azalan doğum oranıyla mücadele için önlemler hazırladı ve çocuk ödenekleri ile babalık iznini genişletmek üzere yıllık 3,6 trilyon yenlik devasa bir bütçe ayırdı. Tüm önlemler nisan ayında başlayacak olan gelecek mali yılda uygulamaya konulacak olsa da, temelde çocuk istemediğini düşünen kişiler segmentine yönelik etkili yaklaşımlar sınırlı kalıyor.

Asya

Japon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı

Yayınlanma

Çin’in en üst düzey diplomatı, Tokyo’ya tarihten ders çıkarma çağrısı yaptı. Görüşme, ikili ilişkilerin kasım ayında bozulmasından bu yana bir Japon heyetinin Çin’de en üst düzeyde kabul edildiği temas oldu.

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, 50 kişilik şirket yöneticileri heyetine başkanlık eden Japonya’nın eski Dışişleri Bakanı Takeshi Iwaya ile pazartesi günü Pekin’de bir araya geldi. Görüşme, yaklaşık bir yıldır Çin’i ziyaret eden bir Japon heyetinin Pekin’de bu düzeyde kabul edildiği en üst düzey temas oldu.

Çin Dışişleri Bakanlığının görüşmeye ilişkin açıklamasına göre Wang, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıl dönümü öncesinde ikili ilişkilerin “ciddi bir durumla” karşı karşıya olduğunu ve “henüz normalleşmediğini” söyledi.

Wang, “Savaş sonrası ‘barış anayasasına’ meydan okuyan ya da savaş dönemindeki saldırganlık tarihini yeniden yazmaya çalışan bir ülke, dünyayla yüzleşemez; geleceğe ise hiç açılamaz” dedi.

Wang, Tokyo’ya ülke yönetiminin Tayvan konusundaki “hatalı söz ve eylemlerini” mümkün olan en kısa sürede düzeltme çağrısında bulundu.

Çinli diplomat ayrıca Japonya’nın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japon savaş suçlularını yargılamak üzere Müttefikler tarafından kurulan Tokyo Mahkemelerinin 80. yıl dönümünde tarihten ders çıkarması gerektiğini söyledi.

Wang, iktidardaki Çin Komünist Partisinin 24 üyeli Politbürosunda yer alıyor ve Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Direktörlüğü görevini yürütüyor. Iwaya ise Shigeru Ishiba hükümetinde dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde, Aralık 2024’te Pekin’i ziyaret etmişti.

Japon heyetinin Pekin’e gelişi, geçen hafta Washington’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılan zirvenin hemen ardından gerçekleşti. İki lider görüşmede, ülkelerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’ya karşı kurduğu savaş dönemi ittifakına övgüde bulundu.

Tokyo, Pekin ile Washington arasındaki ilişkilerde istikrar yönünde ortaya çıkan işaretleri kaygıyla izliyor. Bu gelişmelerin ardından Trump ile Japonya Başbakanı Sanae Takaichi arasında cumartesi günü 20 dakikalık bir telefon görüşmesi yapıldı. Trump görüşmede, Washington’daki temasları hakkında Takaichi’ye bilgi verdi.

Iwaya’nın Japonya Uluslararası Ticaretin Teşviki Derneği (JAPIT) Başkanı sıfatıyla gerçekleştirdiği ziyaret, Takaichi’nin geçen yıl Tayvan konusunda yaptığı açıklamalarla başlayan uzun süreli ikili çıkmazın aşılmasına yönelik çabaların bir parçası.

Takaichi, kasım ayında Japon parlamentosunda yaptığı açıklamada, Tayvan’a ilişkin olası bir krizin Japonya açısından “ülkenin varlığını tehdit eden bir durum” oluşturabileceğini ve bunun Tokyo’ya kolektif meşru müdafaa kapsamında karşılık verme imkânı sağlayabileceğini savunmuştu.

Takaichi’nin açıklamalarının yol açtığı siyasi gerilim, Pekin ile Tokyo arasındaki resmi bakanlık düzeyindeki temasların aniden kesilmesine neden oldu.

Japonya ayrıca son yayımladığı savunma beyaz kitabında Çin’i tehdit olarak nitelendirerek, “kapsamlı ulusal gücü büyütme” çağrısı yaptı.

İlişkilerdeki soğukluğun boyutu temmuz ayında bir kez daha görüldü. Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, Manila’da düzenlenen ASEAN bağlantılı toplantıların oturum aralarında Wang ile kısa bir görüşme yaptığını açıkladı. Pekin ise hızla buna karşılık vererek böyle bir temasın gerçekleştiğini kesin bir dille reddetti.

Resmi kanalların tıkanması üzerine Japon iş çevreleri ile parlamenter gruplar, iletişim kanallarını açık tutmak için devreye girdi.

Mevcut JAPIT heyetinin ziyareti aslında haziran ayında yapılacaktı. Ancak örgütün uzun yıllar başkanlığını yürüten eski Dışişleri Bakanı Yohei Kono’nun ölümü nedeniyle ziyaret ertelendi. Kono, geçen yıl benzer bir ticaret heyeti kapsamında Pekin’e gitmiş ve Çin Başbakanı Li Qiang ile görüşmüştü.

Pazartesi günkü görüşmelerde Iwaya da mevcut ilişkilerin “endişe verici” olduğunu kabul etti. Iwaya, JAPIT’in Kono’nun mirasını sürdüreceğini ve ilişkileri Çin-Japonya ilişkilerinin temelini oluşturan dört siyasi belgenin ilkelerine yeniden döndürmek için çalışacağını söyledi.

Bu görüşme, son dönemde Japon iş dünyası ve yasama organı temsilcilerinden oluşan çeşitli heyetlerin Pekin’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin devamı niteliğinde.

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Hua Chunying, haziran ayında dört kişilik geçici bir JAPIT heyetini kabul etmişti. Çin Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkan Yardımcısı Lu Kang ise ağustos ayı sonunda farklı partilerden genç Japon parlamenterlerden oluşan bir heyetle görüşmüştü.

Eylül ortasında ise Japonya-Çin Dostluk Parlamenterler Birliği’nden genç milletvekillerinden oluşan başka bir heyet, Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Liu Bin tarafından kabul edildi.

Okumaya Devam Et

Asya

Kuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik

Yayınlanma

Kuzey Kore, İHA sürüleri, füzeler ve ağır topçu sistemlerini tek bir hedef üzerinde aynı anda deneyerek Batı hava savunma sistemlerini baskı altına almayı hedefleyen yeni saldırı taktikleri geliştirmeye başladı. WSJ’nin aktardığına göre Pyongyang, Ukrayna ve Ortadoğu’daki savaş sahalarından devraldığı yöntemlerle ABD ve müttefiklerinin savunma hatları karşısında çoklu hedefler oluşturmayı amaçlıyor.

Kuzey Kore, insansız hava aracı (İHA) sürüleri ile füzeleri eş zamanlı kullanarak Batı hava savunma sistemlerini aşmayı hedefleyen kitlesel saldırı taktikleri geliştiriyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) aktardığına göre Pyongyang yönetimi, Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki çatışmalarda öne çıkan yöntemleri bünyesine katarak ABD ile müttefiklerinin savunma hatları üzerinde baskı oluşturmayı amaçlıyor.

Kuzey Kore devlet medyasından aktarılan bilgilere göre ülke, bu ay ilk kez tek bir hedefi imha etmek üzere saldırı İHA’ları, füzeler, roketler ve uzun menzilli topçu sistemlerinin aynı anda kullanıldığı bir askeri tatbikat icra etti.

Tatbikatta, farklı silah sistemlerinin eş güdüm içinde hareket ederek hedefe “yoğunlaştırılmış ateş” açma kapasitesi test edildi.

Gazete, farklı silahların bir arada kullanıldığı bu tür kitlesel ve kombine saldırıların günümüz savaşlarının temel unsuru haline geldiğini, Rusya ve İran tarafından giderek daha sık uygulandığını vurguluyor.

İran çatışmalarda, ABD ve müttefiklerinin hava savunma ağlarını doyuma ulaştırmak amacıyla balistik füzelerle desteklenen Şahid İHA dalgalarını devreye sokmuştu.

Conflict Armament Research bünyesinde görev yapan askeri uzman Fabian Hinz, farklı türdeki silahların eş zamanlı kullanılmasının hava savunma sistemleri karşısında aynı anda çok sayıda hedef yarattığına dikkat çekiyor.

Öte yandank WSJ, farklı teknik özelliklere sahip mühimmat ve platformları koordine edebilecek gelişmiş entegre sistemler kurmanın gerekliliğine işaret ediyor.

Gazete, modern askeri teknoloji sıkıntısı çeken Kuzey Kore açısından bu düzeyde bir koordinasyonu sağlamanın ek zorluklar barındırdığını belirtiyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un yönetiminde yeni silah denemelerini ve askeri tatbikatlarını sürdüren Pyongyang yönetimi, 20 Eylül’de roket birlikleri vasıtasıyla yeni tip bir silahı test etmişti.

Ayrıntıları kamuoyuna açıklanmayan bu silahı Kim, “karşı konulamaz güç” olarak tanımlamıştı. Ülke ordusu daha önce stratejik ve taktik keşif araçlarının yanı sıra “Kumsong” serisi saldırı İHA’larını da içeren kapsamlı insansız hava aracı denemeleri yürütmüştü.

Sürü halindeki İHA taktikleri dünya genelinde birçok ülkenin askeri gündeminde yer alıyor. Sürü teknolojisi, tek bir görevi yerine getirmek üzere eş güdüm halinde hareket eden, gruptaki bazı araçlar kaybedilse dahi geriye kalanların operasyonu sürdürdüğü İHA gruplarını ifade ediyor.

CNN’in kaynakları, İran’ın sürü halinde hareket eden İHA’ları yönetme teknolojisini elde etmiş olabileceğini haziran ayında öne sürmüş, Rusya ve Çin’in benzer teknolojilere sahip olduğunu iddia etmişti.

Rus devlet şirketi Rosteh, Supercam İHA’ları üzerinden araçların birbirleriyle otomatik veri paylaşmasını sağlayan bir teknoloji geliştirdiğini duyurmuştu.

Çinli araştırmacılar ise bağlantı koptuğunda ve görüş açısı daraldığında bile İHA sürüsünün otonom olarak hedef arayıp vurabilmesine imkan tanıyan “HG-STR” adlı algoritmayı tanıttı.

The New York Times ise, kaynaklarına dayandırdığı haberinde ABD Savunma Bakanlığının Rus ve Çin İHA programlarını Amerikan teknolojisine kıyasla daha ileride gördüğünü aktardı.

Avrupa ülkeleri de insansız harp kabiliyetlerini hızlandırıyor. Almanya merkezli Helsing şirketi, Aralık 2025’te HX-2 tipi İHA’yı tanıttı. Welt gazetesinin verilerine göre Ukrayna sahasında test edilen bu hava aracının seri üretimine başlandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Pakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak

Yayınlanma

Pakistan’a Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatını taşıyan tanker, büyük ölçüde kapalı olan Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bu, İslamabad Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasından bu yana boğaz üzerinden yapılan ikinci LNG sevkiyatı olacak.

Batı medyasının aktardığı gemi takip verilerine göre LNG taşıyan tanker, Hürmüz Boğazı’nı geçerek Pakistan’a doğru ilerliyor.

Bloomberg, sevkiyatın Pakistan’ın Tahran ile yürüttüğü görüşmeler ve sağlanan koordinasyon sonucunda mümkün olduğunu bildirdi.

Haberde, “Haziran ayının sonunda Katar’ın Ras Laffan tesisinden LNG yükleyen tanker, hafta sonu boğazdan geçti. Geminin salı gününe kadar Pakistan’daki ithalat terminaline ulaşması bekleniyor” denildi.

Geçiş iki ülke arasında müzakere edildi

Ras Laffan, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ilk döneminde Tahran’ın yoğun biçimde hedef aldığı tesisler arasındaydı. Saldırılar, Katar’ın LNG ihracat kapasitesini ciddi ölçüde etkiledi.

Konuya yakın kaynaklar Bloomberg’e, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin İran ve Pakistanlı hükümet yetkilileri arasında müzakere edildiğini söyledi.

Pakistan Enerji Bakanlığı ise konu hakkında henüz açıklama yapmadı.

Haber, Katar’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yalnızca çok sınırlı miktarda petrol ihraç edebildiğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı

Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde durdurulmuş durumda. ABD ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin boğaza girişine izin verilmezken son aylarda çok sayıda tanker hedef alınarak ateşe verildi.

Bazı Çin ve Hindistan gemilerinin yanı sıra diğer ülkelere ait kimi gemiler de İran deniz kuvvetleriyle koordinasyon kurarak boğazdan geçebildi.

Tahran, İran donanmasıyla koordinasyon kurmadan ve yapılan uyarıları dikkate almadan boğazdan geçmeye çalışan gemilerin hedef alınabileceğini belirtiyor.

Hürmüz Boğazı, Washington ve Tel Aviv’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaşın ardından büyük ölçüde deniz trafiğine kapatılmıştı.

İran ve Umman deniz trafiği konusunda anlaştı

İran, haziran ayında imzalanan mutabakat kapsamında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin ABD müdahalesi olmadan, Umman ile işbirliği içinde yürütülmesini talep ediyor.

Bununla birlikte Tahran, diğer bölge ülkelerinin sürece katılmasını memnuniyetle karşılayacağını defalarca açıkladı.

İranlı yetkililerin son açıklamalarına göre Tahran ile Maskat, deniz trafiğinin yönetimi konusunda anlaşmaya vardı.

İran ve Umman öncülüğünde Arap ülkelerinin katılımıyla düzenlenmesi planlanan zirvede, stratejik su yolundaki trafiğin yeniden başlatılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması hedefleniyordu.

Fakat zirve, Umman’ın taraflar arasında “uzlaşı sağlanamadığını” açıklamasının ardından eylül ayı başında ertelendi.

Tahran, ertelemeden Suudi Arabistan’ı sorumlu tuttu ve Riyad’ın zirvenin ileri bir tarihe bırakılmasını istediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English