Bizi Takip Edin

Amerika

JPMorgan: Doların hâlâ rakibi yok

Yayınlanma

JPMorgan tarafından ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle yayınlanan raporda, ülkenin küresel finansal piyasalarındaki egemenliğinin devam ettiği vurgulandı.

ABD’yi yarı kartal yarı ahtapot olarak bilinen efsanevi “Aquilaceph” yaratığına benzeten banka, artan federal borç ve siyasi istikrarsızlığa rağmen dolar ve yurt içi varlıkların dünya ekonomisi üzerindeki sağlam kontrolünü nasıl sürdürdüğünü inceliyor.

Analiz, “Sell America” hareketinin acil bir tehdit oluşturmadığını belirtirken, doların derin likiditesi ve yuanı gibi geçerli alternatiflerin bulunmaması nedeniyle rakipsiz rezerv para birimi olmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.

Metin, yapay zekanın üretkenlik üzerindeki dönüştürücü potansiyelini vurgulamakla birlikte, hisse senedi piyasasındaki yoğunlaşma ve hukukun üstünlüğündeki olası bir gerilemeden kaynaklanan risklere karşı uyarıyor.

JPMorgan, iktisadi altyapısı ve kurumsal kârlılığının hâlâ dünyanın geri kalanından önde olması nedeniyle, ABD’nin yabancı sermayeyi büyük ölçüde çekmeye devam ettiği sonucuna varıyor.

JPMorgan Varlık ve Servet Yönetimi’nin Piyasa ve Yatırım Stratejisi Başkanı Michael Cembalest imzasıyla yayınlanan 44 sayfalık raporda, ABD’nin piyasa egemenliğinin nedenleri de sıralanıyor.

ABD’nin küresel piyasalardaki egemenliğinin kaynakları

Bunlar arasında doların rezerv para statüsünü koruması; Amerikan varlıklarına yatırılan yabancı sermaye akışları; hisse senetleri piyasasının üstün performansı; neredeyse tüm önemli sektörlerde Avrupa, Japonya ve Çin’e kıyasla tutarlı bir şekilde daha yüksek aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı; AI alanındaki liderlik; enerjide kendine yeterlik ve aktif dayanıklılık yer alıyor. 

JPMorgan, bu “hakimiyetin” potansiyel orta vadeli risklerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Enflasyon ve federal borç bir yana, ABD varlıklarının hakimiyetine yönelik en büyük tehditler, hukukun üstünlüğü alanındaki artan öngörülemezlik ile federal hükümetin bilime yönelik fon kesintileri ve bilimsel uzmanlığın marjinalleştirilmesi.

Doların, küresel finansal etkisinin istikrarı, yapay zeka kaynaklı muazzam bir verimlilik patlaması beklentisi ve geçerli bir alternatifin bulunmaması nedeniyle, “karamsar öngörüleri büyük ölçüde göz ardı ederek” yüksek federal borca rağmen dayanıklılığını koruduğuna işaret eden banka,   doların gücünü koruma nedenlerini de sıralıyor.

Küresel finansal göstergelerde istikrara dikkat çeken Cembalest, doların sınır ötesi kredilerdeki payının, uluslararası borçlanma senetlerinin, döviz hacimlerinin, ihracat faturalandırmasının, SWIFT ödemelerinin ve resmi döviz rezervlerinin istikrarlı bir eğilim sergilediğinin altını çiziyor.

Doların küresel döviz rezervlerindeki payı 2020’den bu yana %3 oranında düşmüş olsa da, bu sermaye büyük rakiplere değil, tamamen diğer para birimlerine (Singapur doları ve Kore wonu gibi) kaydı.

Üstelik aynı dönemde avro, yen, sterlin ve yuanın döviz rezervlerindeki payları da azaldı.

Dolarsızlaşmayı Çin mi engelliyor?

Yuan, dolara alternatif olamıyor

“Göreceli verimlilik şokları”nı doların telafi ettiğini vurgulayan yazar, bir başka önemli gerekçe olaraksa doların “net bir halefinin olmamasına” işaret ediyor.

Çin ekonomisi büyüklük açısından ABD’yi geride bırakmış olsa da rezerv para birimi statüsü sadece GSYİH büyüklüğünden çok daha fazlasını gerektirir. JPMorgan bu statünün büyük ölçüde piyasa derinliğine, likiditeye, temerrüt çözümlerinin netliğine ve mülkiyet haklarının tam olarak güvence altına alınabilmesine bağlı olduğuna vurgu yapıyor.

Tarihsel bir örnek olarak, doların nihayetinde sterlinin yerini alarak baskın küresel para birimi haline gelmesi için ABD ekonomisinin Birleşik Krallık ekonomisinin 3,5 ila 5 katı büyüklüğe ulaşması gerekmişti.

Yuanın dünya rezerv para birimi haline gelmesi fikri şu anda “saçma” olarak görülüyor. Çin, tarihin en büyük para genişlemelerinden biri yoluyla iktisadi büyümesini hızlandırdı; yurt içi bankacılık varlıkları ~60 trilyon dolara, yani küresel GSYİH’nin yaklaşık %50’sine ulaştı.

Fakat para yaratma süreci büyük ölçüde merkez bankasının kontrolü dışında olduğu için Çin, ödemeler dengesi krizini önlemek amacıyla kapalı ve sıkı bir şekilde düzenlenmiş bir sermaye hesabına güvenmek zorunda ve bu kapalı sermaye hesabı, rezerv para birimi statüsüyle tamamen bağdaşmıyor.

Çin bugün sermaye hesabını tamamen açarsa, ortaya çıkacak muazzam sermaye çıkışları yuanı çökertip emlak ve hisse senedi piyasalarında bir çöküşü tetikleyebilir.

AI çılgınlığında ABD başı çekiyor

Rapora göre yapay zeka, ABD’de hem şirket kârlılığının hem de piyasa yoğunlaşmasının en büyük itici gücü olarak işlev görüyor.

Bu durum, yazarın “yatırımcı coşkusu” olarak adlandırdığı bir atmosfer yaratıyor ve “tüm yapay zeka yumurtalarını tek bir sepete koymaya” neden oluyor.

2022’de ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden bu yana, yapay zeka sektörü S&P 500’ün getirilerinin, kârlarının ve sermaye harcamalarının %65 ila %80’inden sorumlu (JPMorgan, halka açık 42 yapay zeka ile ilgili şirketten oluşan ve izlenen bir sepeti temel alıyor).

Büyük teknoloji şirketlerinin son dönemdeki kârlılığının önemli bir kısmı, yapay zeka girişimlerinin artan değerlemeleriyle doğrudan bağlantılı.

2026’nın ilk çeyreğinde, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka laboratuvarlarındaki değer kazanmış pozisyonları içeren “diğer gelirler”, Google’ın kârının %60’ını, Amazon’un kârının %51’ini ve NVIDIA’nın kârının %27’sini oluşturdu.

JPMorgan’a göre AI, mutlak kârları artırmış olsa da, AI altyapısını kurmak için gereken devasa sermaye harcamalarının kâr marjları üzerinde baskı yaratması bekleniyor.

Konsensüs tahminleri, “hiperskalerler” olarak bilinen büyük AI laboratuvarlarının sermaye harcamalarının artacağına ve serbest nakit akışı marjlarının düşeceğine işaret ediyor.

Bu da büyük teknoloji şirketlerinin harcamalarını finanse etmek için borç piyasalarına giderek daha fazla başvurmasına neden oluyor.

Öte yandan mega sermayeli teknoloji şirketleri ve yapay zekanın başarısı, hisse senedi piyasasının giderek daha yoğunlaşmasına yol açmış durumda.

Şu anda ABD’nin en büyük 10 hisse senedi, S&P 500’ün toplam piyasa değerinin yaklaşık %40’ını temsil ediyor ki 2015’te bu oran sadece %17 idi.

Genel hisse senedi yoğunlaşmasının ötesinde, yapay zeka patlaması birkaç belirli alanda son derece yoğun bağımlılıklar yarattı. Örneğin NVIDIA, yapay zeka hızlandırıcı pazarında son derece yoğun bir paya sahip fakat Google, Meta ve Amazon gibi bulut sağlayıcılarının kendi özel uygulama odaklı entegre devrelerini (ASIC’leri) giderek daha fazla geliştirmesiyle, bu payın 2023’teki %85 seviyesinden 2026’ya kadar kademeli olarak yaklaşık %75’e düşeceği tahmin ediliyor.

Teknoloji donanımı ve yazılımı, ABD’nin toplam GSYİH büyümesindeki payını giderek daha yoğun bir şekilde oluşturuyor.

Yapay zeka yatırımları ise ekonominin diğer alanlarındaki büyümeyi frenleyen etkileri dengelemeye yardımcı oluyor.

Ayrıca, büyük hiper ölçekli şirketler, gelecekteki tüm özel sermaye harcamaları tahminlerinin son derece yoğun bir kısmını temsil ediyor.

Pazarın ilk on şirketinde %40’luk bir yoğunlaşma oranı yüksek görünse de, yazar, küresel açıdan bakıldığında ABD’nin hâlâ dünyadaki en az yoğunlaşmış hisse senedi piyasalarından birine sahip olduğunu ve sadece Japonya ile Hindistan’ın daha düşük yoğunlaşma seviyeleri gösterdiğini ileri sürüyor.

Emek üretkenliğinde “G10” ülkelerini ABD sürüklüyor

JPMorgan’ın aktardığına göre ABD, hem işgücü verimliliği (çalışılan saat başına üretim ile ölçülür) hem de toplam faktör verimliliği açısından G10 ülkelerinin geri kalanının önünde yer alıyor.

Toplam faktör verimliliği, özellikle önemli bir gösterge; zira bu gösterge, iktisadi çıktının sadece işgücü veya sermaye gibi fiziksel girdilerin eklenmesiyle sağlanmayan kısmını temsil eder.

Bu terim, bir ekonominin kaynakları mal ve hizmetlere ne kadar verimli bir şekilde dönüştürdüğünü ölçer ve teknolojik ve operasyonel inovasyonun temel bir göstergesi olarak işlev görür.

Rapora göre kesin nedenleri tam olarak belirlemek zor olsa da, ABD’deki verimlilik, üretken yapay zekanın (özellikle 2022 sonlarında piyasaya sürülen ChatGPT) ortaya çıkmasından bu yana belirgin bir şekilde hızlandı.

Bu verimlilik artışları özellikle teknoloji odaklı alanlarda yoğunlaşmış durumda. Örneğin enformasyon sektöründe verimlilik artışı, COVID öncesi dönemde yıllık bazda %5,0 iken, GPT sonrası dönemde %8,7’ye sıçradı. BT veri işlemede verimlilik artışı neredeyse iki katına çıkarak, COVID öncesi %8,0’dan GPT sonrası etkileyici bir seviye olan %15,2’ye yükseldi.

Çin ve Hindistan gibi bazı gelişmekte olan piyasalar şu anda ABD’den daha yüksek mutlak verimlilik artış oranları sergilese de, yazar bunun temel nedeninin bu ülkelerin çok daha düşük bir iktisadi gelişmişlik seviyesinden yola çıkmaları olduğuna dikkat çekiyor.

Rapora göre ABD, aslında 1917 ile 1927 yılları arasında elektrik motorlarının ve içten yanmalı motorun piyasaya sürülmesi ile sermaye piyasalarının derinleşmesinin tetiklediği benzer bir hızlı gelişimsel verimlilik patlaması yaşamıştı.

Amerika

ABD sağında veri merkezi ve yapay zeka çatlağı büyüyor

Yayınlanma

ABD’de veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç sağ siyasi kulvarda ve Başkan Donald Trump’ı seçen koalisyonda bölünmelere yol açarken, teknoloji odaklı muhafazakarlar ile yerel toplulukları korumak isteyen popülist kesim karşı karşıya geliyor. Trump yönetiminde etkili olan teknoloji yatırımcıları yapay zeka yarışında geri kalmamak için kısıtlamaların kaldırılmasını talep ederken, muhafazakar kanaat önderleri tesislerin çevreye ve kaynaklara etkilerine yönelik endişeleri dile getiriyor.

Veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç uzun süredir ağırlıklı olarak sol kesimden gelirken, bu durum son dönemde sağ siyaseti ve Başkan Donald Trump’ın seçilmesini sağlayan koalisyonu bölen bir konu haline geliyor.

Trump yönetiminde nüfuz sahibi olan teknoloji odaklı muhafazakarlar, ABD’nin yapay zeka alanında hakimiyet kurmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini, aksi takdirde yabancı rakiplerine karşı zemin kaybedeceğini savunuyor.

Trump’ın Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi Eş Başkanı ve teknoloji yatırımcısı David Sacks, Çin’in yeni yapay zeka modelinin etkinliğine dikkat çekerek bu argümanı öne sürdü.

Daha önce Trump’ın yapay zeka koordinatörü olarak da bilinen Sacks, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu sırada Amerika kendi kendini kısıtlıyor: Siyasetçiler ve bürokratlar yeni veri merkezlerini yasaklıyor, eyalet düzenlemelerini artırıyor ve yeni sınır modelleri önceden onaylayacak yeni federal kurumlar kurulması için baskı yapıyor. Yapay zeka yarışı böyle kaybedilir. Kendimizi çıkmaza sokarsak dünyanın geri kalanı bizim kurallarımızla oynamayacaktır” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan, yerel topluluklar üzerindeki etkilerden endişe duyanlar ile mahremiyet savunucularının sesleri, halkın veri merkezlerine yönelik tepkileriyle paralel olarak daha gür çıkmaya başlıyor.

Heritage Foundation Başkanı Kevin Roberts, Shenandoah Nehri kıyılarına kurulması planlanan veri merkezlerine işaret etti.

Roberts, Fox Business kanalında yaptığı açıklamada, “Oradaki insanlar kendilerinden bir şeylerin alındığını hissediyor. Serbest piyasa karşıtı değiller. Sadece burada bir uzlaşı sağlanıp sağlanamayacağını veya bu durumun getireceği kayıpların değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini soruyorlar” dedi.

Roberts ayrıca, şüpheyle yaklaşan ancak bu teknolojinin faydalarından yararlanmaya devam edebilmek için ortak bir çözüm bulunmasını isteyen insanlarla aynı safra yer aldığını ekledi.

Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon da uzun süredir teknoloji sektörünün Trump yönetimi üzerindeki etkisine ve yapay zeka politikasını şekillendirme biçimine karşı çıkan popülist sağın seslerinden biri olarak biliniyor.

Sunucu Tucker Carlson ise Trump’ın ülke genelinde Amerikalıların daha fazla gözetlenmesine ve izlenmesine zemin hazırlayan veri merkezlerini desteklediğini savundu.

Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların çoğunluğunun bölgelerinde bir veri merkezi kurulmasını istemediğini gösteriyor.

Demokratların yerel veri merkezlerine “kesinlikle karşı çıkma” eğilimi Cumhuriyetçilere kıyasla daha yüksek seyrediyor. Demokrat seçmenler şüphelerinin gerekçesi olarak kaynak kullanımı ve çevre üzerindeki etkileri gösteriyor.

Tepkiler tamamen parti sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Gallup’un mayıs ayında gerçekleştirdiği araştırma, Demokratların yüzde 56’sının, Cumhuriyetçilerin ise yüzde 39’unun yakınlarında bir veri merkezi kurulmasına “kesinlikle karşı olduğunu” ortaya koyuyor.

Trump yönetimine yakın üst düzey isimler, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik şüpheleri tamamen benimsemeden, bu tesislerin beraberinde getirdiği politika sorunlarını kamuoyu önünde kabul ediyor.

Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı James Blair, Roberts’ın televizyon programındaki açıklamalarına doğrudan yanıt vererek, asıl sorunun veri merkezleri değil enerji sağlayıcıları olduğunu savundu.

Blair, X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda, “Sorun, Kevin’ın bölgesine elektrik üretimi sağlaması gereken kesimlerden kaynaklanıyor. Elektrik talebi yüksek ancak tedarikçiler üretim yapma konusunda yetersiz kalıyor” diye yazdı.

Popülist-muhafazakar eğilimli Bull Moose Project Başkanı Aiden Buzzetti, enerji konularının bu düzeyde tartışılmasının, veri merkezlerine yönelik tepkiler büyürken yapay zeka ve veri merkezi savunucularının da mevcut siyasi koşullara uyum sağlamak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.

Buzzetti, “Bu başlıklar bir yıl önce standart konuşma konuları değildi. Bu tesislerin inşasını savunabilmenin tek yolu bu olduğu için bu söylemler hızla yaygınlaşıyor” değerlendirmesini yaptı.

Bull Moose Project, geçen hafta bu bölünmede ortak bir zemin bulmayı amaçlayan bir yasa önerisi sundu. Öneri, teknoloji şirketlerinin veri merkezleri için gereken enerji kaynağını kendilerinin inşa etmesi veya satın alması yönündeki Trump yönetiminin tüketici koruma taahhüdünü yasal güvenceye kavuşturmayı hedefliyor.

Cumhuriyetçi Temsilci Gabe Evans tarafından sunulan benzer bir tasarıdan farklı olarak, Bull Moose önerisi bir zorunluluk getirmiyor, bunun yerine Enerji Bakanlığına şirketlerin gönüllü olarak imzaladığı anlaşmaları uygulama yetkisi veriyor.

Buna rağmen, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik tabandan gelen direncin boyutu konusundaki tartışmalar devam ediyor.

Eski Çay Partisi (Tea Party) lideri Amy Kremer tarafından kurulan yapay zeka karşıtı “Humans First” grubu, cumartesi günü yerel, eyalet düzeyindeki ve federal siyasetçilere yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmaları için baskı yapmak amacıyla ülke genelinde protestolar düzenledi.

Reuters’ın aktardığına göre, 42 eyalette hem Cumhuriyetçi hem Demokrat eğilimli bölgelerde toplam 142 protesto gerçekleştirilmesine rağmen katılım beklenenin altında kaldı.

Kremer ve diğer organizatörler, veri merkezlerinin tamamen durdurulmasını desteklemediklerini, kararı yerel toplulukların vermesini istediklerini belirtti.

Kremer, veri merkezlerine karşı oluşan bu ivmeyi 2010’lardaki Çay Partisi hareketine benzetse de, eyaletlerdeki protestoları düzenleyenlerin farklı siyasi partilere mensup olduğu bildirildi.

Birçok muhafazakar yorumcu ise protestoları ve düzenleyen grubu eleştirerek, Humans First grubunun Silikon Vadisi tarafından finanse edilen ve ilericilerle bağlantılı bir “sol operasyonu” olduğunu öne sürdü ve katılımın düşük olduğu protestoların fotoğraflarını paylaştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump yanlısı “Maga Inc” ara seçimler için 400 milyon dolarlık bir fon oluşturdu

Yayınlanma

Donald Trump’ın en büyük bağışçı grubu Maga Inc, Kongre ara seçimler için 400 milyon dolardan fazla bir seçim fonu biriktirdi.

Pazartesi günü yayınlanan federal belgelere göre, bu Süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) haziran ayında 19 milyon dolar topladı.

Bu tutarın 10 milyon doları, bağışlarını karşılamak için bitcoinlerini nakde çeviren milyarderler Tyler ve Cameron Winklevoss’tan geldi.

Maga Inc, başkanlık seçimi yapılmayan bir yılda diğer tüm PAC’lerden daha fazla fon topladı.

2018 ve 2022 ara seçimleri öncesinde, Trump ve eski başkan Joe Biden’ı destekleyen PAC’lerin biriktirdiği fon, Maga Inc’in mevcut nakit rezervinin yüzde 5’inden azdı.

Bu grup, kasım ayındaki ara kongre seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin Demokratlardan daha fazla bağış toplama çabalarını güçlendirdi.

Fakat bazı Demokrat Temsilciler Meclisi ve Senato adayları, Cumhuriyetçi rakiplerinden çok daha fazla bağış toplamış durumda.

Maga Inc’in elindeki nakit, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin elindeki 129 milyon doların üç katından ve Demokratik Ulusal Komite’nin seçim fonundan neredeyse 25 kat daha fazla.

Geçen ay Maga Inc’e en az 1 milyon dolar bağışta bulunan diğer isimler arasında NASA yöneticisi Jared Isaacman, iş adamı ve Georgia eyalet valiliği adayı Rick Jackson, Trump’ın Kennedy Center yönetim kuruluna atadığı hayırsever Patricia Duggan, yatırımcı Konstantin Sokolov ve Trump’ın danışmanı David Sacks tarafından kurulan bir PAC yer alıyor.

Trump’ın son seçim kampanyasını destekleyen diğer PAC’ler de para toplamaya devam etti. Never Surrender Inc, 2026’nın ilk çeyreğinde çoğunlukla küçük meblağlı bağışlar yoluyla 5,5 milyon dolar topladı. Grubun elinde yaklaşık 60 milyon dolar bulunuyor.

Öte yandan Maga Inc, hâlâ benzersiz bir güç olmaya devam ediyor. En son açıklanan verilere göre, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki Cumhuriyetçi liderlik kadrosuyla uyumlu dört siyasi grup (Senato Liderlik Fonu – SLF, Kongre Liderlik Fonu – CLF, Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi ve Ulusal Cumhuriyetçi Senato Komitesi) toplam 529 milyon dolarlık nakit kaynağa sahip.

2026’da Kongre’nin kontrolünü ele geçirmeye odaklanan Demokratik PAC’ler ise 336 milyon dolara sahip.

Milyarderler, bu seçim döngüsünde ABD siyasi sistemini etkilemek için yine bol miktarda para akıttı.

2026 Kongre seçimlerinin en büyük iki ABD’li bağışçısı, Susquehanna ticaret şirketinin kurucu ortağı Jeff Yass ile Trump’ın müttefiki ve İsrail destekçisi olan, aynı zamanda merhum kumarhane devi Sheldon Adelson’ın eşi Miriam Adelson.

Miriam Adelson, bu yıl Maga Inc, SLF ve CLF’ye en az 65 milyon dolar bağışladı.

Yass, çeşitli muhafazakâr gruplara 87 milyon dolardan fazla bağışta bulundu. Bu tutarın 20 milyon doları, Ohio’da Vivek Ramaswamy’nin valilik kampanyasını destekleyen bir Super PAC’a aktarıldı.

Bu PAC ayrıca Elon Musk’tan 5 milyon dolar ve hedge fon yöneticisi Bill Ackman’dan 1 milyon dolar bağış aldı.

Wall Street’ten Citadel kurucusu Ken Griffin ve Blackstone CEO’su Stephen Schwarzman, sırasıyla Cumhuriyetçi kongre seçim kampanyası gruplarına 15 milyon dolar ve 13 milyon dolar bağışladı.

Schwarzman ve Griffin, Maine’de Cumhuriyetçi senatör Susan Collins’i destekleyen bir Super PAC olan Pine Tree Results’a da sırasıyla 10 milyon dolar ve 2,5 milyon dolar daha bağışladı.

ABD yasaları, Super PAC’lerin siyasi kampanyalar için sınırsız fon toplamasına izin veriyor.

Kripto ve yapay zeka sektörleri de ABD siyasi sistemine nakit akışını sürdürdü. Kripto yanlısı bir Super Pac olan Fairshake, haziran sonu itibarıyla 127 milyon dolar biriktirirken, daha esnek düzenlemeleri destekleyen yapay zeka yanlısı bir Super Pac olan Leading the Future’ın kasasında ise 31 milyon dolar bulunuyor.

OpenAI başkanı Greg Brockman ve eşi Anna, aralık ayında Maga Inc ve Leading the Future’a toplam 50 milyon dolar bağışladı.

Milyarder Marc Andreessen, Leading the Future, Maga Inc ve Fairshake’e yaklaşık 43 milyon dolar bağışladı.

Mayıs ayında, Anthropic CEO’su Dario Amodei, daha fazla yapay zeka güvenlik düzenlemesi yanlısı bir Super PAC olan Public First’e, ilk önemli federal bağışı olarak 1 milyon dolar bağışladı. Fakat bu PAC’ın kasasında yarım milyon dolardan az para bulunuyor.

Partinin ulusal düzeyde bağış toplama performansı Cumhuriyetçi Parti’nin gerisinde kalsa da, bazı öne çıkan Demokrat adaylar Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla bağış topladı.

Teksas Senatosu adayı Demokrat James Talarico, Haziran ayı sonunda Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton’dan yaklaşık 20 milyon dolar daha fazla nakit kaynağa sahipti.

Talarico’yu destekleyen bir Super PAC olan Lone Star Rising PAC, LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’ın 10 milyon dolarlık bağışıyla güçlendi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Dışişleri Bakanlığından Küba hakkında 100 sayfalık rapor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı yayımladığı yeni raporda, Küba yönetimini 2020 yılındaki George Floyd protestoları dahil olmak üzere ülkedeki birçok gösteriyle ilişkilendirdi. Pazartesi günü kamuoyuna açıklanan 100 sayfalık belgede, Havana yönetiminin 1960’lardan itibaren ABD karşıtı radikal hareketleri ve sol grupları kapsayan geniş bir ağ kurduğu iddia edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü yayımlanan 100 sayfalık yeni raporda, Küba’nın 2020 yılında George Floyd’un öldürülmesinin ardından düzenlenen gösteriler de dahil olmak üzere ABD’deki bir dizi protestoyla bağı olduğu öne sürüldü.

Belgede, Küba yönetiminin 1960’lı yıllardan itibaren “ABD’ye ve daha geniş anlamda Batı’ya yönelik her şeyin üzerinde tutulan bir hınç ve köklü bir nefret etrafında şekillenen, yeni ve farklı bir Marksizm türünün atan kalbi olarak hizmet ettiği” iddia edildi.

Raporda, Küba makamlarının kendilerini bu amaca yönelik küresel bir aktivist, entelektüel ve siyasi grup koalisyonu devşirmeye, yetiştirmeye ve harekete geçirmeye adadığı savunuldu. Bu faaliyetlerle Black Panthers ve Weather Underground’dan Antifa’ya kadar Amerika’nın en bilinen ve etkili aşırılıkçı hareketlerinin orantısız bir kısmını şekillendiren, yaygın bir devrimci ağ kurulduğu ileri sürüldü.

Söz konusu rapor, Havana yönetimi ile ABD genelindeki güçlü solcu kar amacı gütmeyen kuruluşlar, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) karşıtı gruplar, sosyalist oluşumlar ve Marksist örgütler arasında da bağlar kurdu.

Küba’nın George Floyd protestolarına büyük bir memnuniyetle destek verdiği savunulan raporda, ülkenin devlet medyasının ve hükümet yetkililerinin, gösteriler sırasında ABD’yi “Küba’nın insan hakları sicilini eleştirmeye ahlaki açıdan uygun olmayan, sistemsel olarak ırkçı bir ülke” şeklinde tasvir ettiği kaydedildi.

Diğer yandan, ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz bu ayın başlarında Küba’yı bir ulusal güvenlik tehdidi olarak nitelendirdi. Waltz ayrıca Çin ve Rusya’yı, Küba’da bulunan ABD askeri üslerinin çevresinden bilgi toplamakla suçladı.

Mayıs ayında ise CIA Direktörü John Ratcliffe, Başkan Donald Trump’ın adaya yönelik olası bir işgal veya askeri yanıt konusundaki uyarısını yinelemek üzere Kübalı yetkililerle bir araya gelmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English