Bizi Takip Edin

Amerika

JPMorgan: Doların hâlâ rakibi yok

Yayınlanma

JPMorgan tarafından ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle yayınlanan raporda, ülkenin küresel finansal piyasalarındaki egemenliğinin devam ettiği vurgulandı.

ABD’yi yarı kartal yarı ahtapot olarak bilinen efsanevi “Aquilaceph” yaratığına benzeten banka, artan federal borç ve siyasi istikrarsızlığa rağmen dolar ve yurt içi varlıkların dünya ekonomisi üzerindeki sağlam kontrolünü nasıl sürdürdüğünü inceliyor.

Analiz, “Sell America” hareketinin acil bir tehdit oluşturmadığını belirtirken, doların derin likiditesi ve yuanı gibi geçerli alternatiflerin bulunmaması nedeniyle rakipsiz rezerv para birimi olmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.

Metin, yapay zekanın üretkenlik üzerindeki dönüştürücü potansiyelini vurgulamakla birlikte, hisse senedi piyasasındaki yoğunlaşma ve hukukun üstünlüğündeki olası bir gerilemeden kaynaklanan risklere karşı uyarıyor.

JPMorgan, iktisadi altyapısı ve kurumsal kârlılığının hâlâ dünyanın geri kalanından önde olması nedeniyle, ABD’nin yabancı sermayeyi büyük ölçüde çekmeye devam ettiği sonucuna varıyor.

JPMorgan Varlık ve Servet Yönetimi’nin Piyasa ve Yatırım Stratejisi Başkanı Michael Cembalest imzasıyla yayınlanan 44 sayfalık raporda, ABD’nin piyasa egemenliğinin nedenleri de sıralanıyor.

ABD’nin küresel piyasalardaki egemenliğinin kaynakları

Bunlar arasında doların rezerv para statüsünü koruması; Amerikan varlıklarına yatırılan yabancı sermaye akışları; hisse senetleri piyasasının üstün performansı; neredeyse tüm önemli sektörlerde Avrupa, Japonya ve Çin’e kıyasla tutarlı bir şekilde daha yüksek aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı; AI alanındaki liderlik; enerjide kendine yeterlik ve aktif dayanıklılık yer alıyor. 

JPMorgan, bu “hakimiyetin” potansiyel orta vadeli risklerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Enflasyon ve federal borç bir yana, ABD varlıklarının hakimiyetine yönelik en büyük tehditler, hukukun üstünlüğü alanındaki artan öngörülemezlik ile federal hükümetin bilime yönelik fon kesintileri ve bilimsel uzmanlığın marjinalleştirilmesi.

Doların, küresel finansal etkisinin istikrarı, yapay zeka kaynaklı muazzam bir verimlilik patlaması beklentisi ve geçerli bir alternatifin bulunmaması nedeniyle, “karamsar öngörüleri büyük ölçüde göz ardı ederek” yüksek federal borca rağmen dayanıklılığını koruduğuna işaret eden banka,   doların gücünü koruma nedenlerini de sıralıyor.

Küresel finansal göstergelerde istikrara dikkat çeken Cembalest, doların sınır ötesi kredilerdeki payının, uluslararası borçlanma senetlerinin, döviz hacimlerinin, ihracat faturalandırmasının, SWIFT ödemelerinin ve resmi döviz rezervlerinin istikrarlı bir eğilim sergilediğinin altını çiziyor.

Doların küresel döviz rezervlerindeki payı 2020’den bu yana %3 oranında düşmüş olsa da, bu sermaye büyük rakiplere değil, tamamen diğer para birimlerine (Singapur doları ve Kore wonu gibi) kaydı.

Üstelik aynı dönemde avro, yen, sterlin ve yuanın döviz rezervlerindeki payları da azaldı.

Dolarsızlaşmayı Çin mi engelliyor?

Yuan, dolara alternatif olamıyor

“Göreceli verimlilik şokları”nı doların telafi ettiğini vurgulayan yazar, bir başka önemli gerekçe olaraksa doların “net bir halefinin olmamasına” işaret ediyor.

Çin ekonomisi büyüklük açısından ABD’yi geride bırakmış olsa da rezerv para birimi statüsü sadece GSYİH büyüklüğünden çok daha fazlasını gerektirir. JPMorgan bu statünün büyük ölçüde piyasa derinliğine, likiditeye, temerrüt çözümlerinin netliğine ve mülkiyet haklarının tam olarak güvence altına alınabilmesine bağlı olduğuna vurgu yapıyor.

Tarihsel bir örnek olarak, doların nihayetinde sterlinin yerini alarak baskın küresel para birimi haline gelmesi için ABD ekonomisinin Birleşik Krallık ekonomisinin 3,5 ila 5 katı büyüklüğe ulaşması gerekmişti.

Yuanın dünya rezerv para birimi haline gelmesi fikri şu anda “saçma” olarak görülüyor. Çin, tarihin en büyük para genişlemelerinden biri yoluyla iktisadi büyümesini hızlandırdı; yurt içi bankacılık varlıkları ~60 trilyon dolara, yani küresel GSYİH’nin yaklaşık %50’sine ulaştı.

Fakat para yaratma süreci büyük ölçüde merkez bankasının kontrolü dışında olduğu için Çin, ödemeler dengesi krizini önlemek amacıyla kapalı ve sıkı bir şekilde düzenlenmiş bir sermaye hesabına güvenmek zorunda ve bu kapalı sermaye hesabı, rezerv para birimi statüsüyle tamamen bağdaşmıyor.

Çin bugün sermaye hesabını tamamen açarsa, ortaya çıkacak muazzam sermaye çıkışları yuanı çökertip emlak ve hisse senedi piyasalarında bir çöküşü tetikleyebilir.

AI çılgınlığında ABD başı çekiyor

Rapora göre yapay zeka, ABD’de hem şirket kârlılığının hem de piyasa yoğunlaşmasının en büyük itici gücü olarak işlev görüyor.

Bu durum, yazarın “yatırımcı coşkusu” olarak adlandırdığı bir atmosfer yaratıyor ve “tüm yapay zeka yumurtalarını tek bir sepete koymaya” neden oluyor.

2022’de ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden bu yana, yapay zeka sektörü S&P 500’ün getirilerinin, kârlarının ve sermaye harcamalarının %65 ila %80’inden sorumlu (JPMorgan, halka açık 42 yapay zeka ile ilgili şirketten oluşan ve izlenen bir sepeti temel alıyor).

Büyük teknoloji şirketlerinin son dönemdeki kârlılığının önemli bir kısmı, yapay zeka girişimlerinin artan değerlemeleriyle doğrudan bağlantılı.

2026’nın ilk çeyreğinde, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka laboratuvarlarındaki değer kazanmış pozisyonları içeren “diğer gelirler”, Google’ın kârının %60’ını, Amazon’un kârının %51’ini ve NVIDIA’nın kârının %27’sini oluşturdu.

JPMorgan’a göre AI, mutlak kârları artırmış olsa da, AI altyapısını kurmak için gereken devasa sermaye harcamalarının kâr marjları üzerinde baskı yaratması bekleniyor.

Konsensüs tahminleri, “hiperskalerler” olarak bilinen büyük AI laboratuvarlarının sermaye harcamalarının artacağına ve serbest nakit akışı marjlarının düşeceğine işaret ediyor.

Bu da büyük teknoloji şirketlerinin harcamalarını finanse etmek için borç piyasalarına giderek daha fazla başvurmasına neden oluyor.

Öte yandan mega sermayeli teknoloji şirketleri ve yapay zekanın başarısı, hisse senedi piyasasının giderek daha yoğunlaşmasına yol açmış durumda.

Şu anda ABD’nin en büyük 10 hisse senedi, S&P 500’ün toplam piyasa değerinin yaklaşık %40’ını temsil ediyor ki 2015’te bu oran sadece %17 idi.

Genel hisse senedi yoğunlaşmasının ötesinde, yapay zeka patlaması birkaç belirli alanda son derece yoğun bağımlılıklar yarattı. Örneğin NVIDIA, yapay zeka hızlandırıcı pazarında son derece yoğun bir paya sahip fakat Google, Meta ve Amazon gibi bulut sağlayıcılarının kendi özel uygulama odaklı entegre devrelerini (ASIC’leri) giderek daha fazla geliştirmesiyle, bu payın 2023’teki %85 seviyesinden 2026’ya kadar kademeli olarak yaklaşık %75’e düşeceği tahmin ediliyor.

Teknoloji donanımı ve yazılımı, ABD’nin toplam GSYİH büyümesindeki payını giderek daha yoğun bir şekilde oluşturuyor.

Yapay zeka yatırımları ise ekonominin diğer alanlarındaki büyümeyi frenleyen etkileri dengelemeye yardımcı oluyor.

Ayrıca, büyük hiper ölçekli şirketler, gelecekteki tüm özel sermaye harcamaları tahminlerinin son derece yoğun bir kısmını temsil ediyor.

Pazarın ilk on şirketinde %40’luk bir yoğunlaşma oranı yüksek görünse de, yazar, küresel açıdan bakıldığında ABD’nin hâlâ dünyadaki en az yoğunlaşmış hisse senedi piyasalarından birine sahip olduğunu ve sadece Japonya ile Hindistan’ın daha düşük yoğunlaşma seviyeleri gösterdiğini ileri sürüyor.

Emek üretkenliğinde “G10” ülkelerini ABD sürüklüyor

JPMorgan’ın aktardığına göre ABD, hem işgücü verimliliği (çalışılan saat başına üretim ile ölçülür) hem de toplam faktör verimliliği açısından G10 ülkelerinin geri kalanının önünde yer alıyor.

Toplam faktör verimliliği, özellikle önemli bir gösterge; zira bu gösterge, iktisadi çıktının sadece işgücü veya sermaye gibi fiziksel girdilerin eklenmesiyle sağlanmayan kısmını temsil eder.

Bu terim, bir ekonominin kaynakları mal ve hizmetlere ne kadar verimli bir şekilde dönüştürdüğünü ölçer ve teknolojik ve operasyonel inovasyonun temel bir göstergesi olarak işlev görür.

Rapora göre kesin nedenleri tam olarak belirlemek zor olsa da, ABD’deki verimlilik, üretken yapay zekanın (özellikle 2022 sonlarında piyasaya sürülen ChatGPT) ortaya çıkmasından bu yana belirgin bir şekilde hızlandı.

Bu verimlilik artışları özellikle teknoloji odaklı alanlarda yoğunlaşmış durumda. Örneğin enformasyon sektöründe verimlilik artışı, COVID öncesi dönemde yıllık bazda %5,0 iken, GPT sonrası dönemde %8,7’ye sıçradı. BT veri işlemede verimlilik artışı neredeyse iki katına çıkarak, COVID öncesi %8,0’dan GPT sonrası etkileyici bir seviye olan %15,2’ye yükseldi.

Çin ve Hindistan gibi bazı gelişmekte olan piyasalar şu anda ABD’den daha yüksek mutlak verimlilik artış oranları sergilese de, yazar bunun temel nedeninin bu ülkelerin çok daha düşük bir iktisadi gelişmişlik seviyesinden yola çıkmaları olduğuna dikkat çekiyor.

Rapora göre ABD, aslında 1917 ile 1927 yılları arasında elektrik motorlarının ve içten yanmalı motorun piyasaya sürülmesi ile sermaye piyasalarının derinleşmesinin tetiklediği benzer bir hızlı gelişimsel verimlilik patlaması yaşamıştı.

Amerika

San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

Yayınlanma

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.

ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.

Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.

Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.

Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.

Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.

San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.

Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.

Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor

Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.

Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.

Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.

Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.

Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.

North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.

Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.

San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.

Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor

Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.

San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.

Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.

San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.

Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.

UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Yayınlanma

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.

ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.

Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.

Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.

Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.

Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi

JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.

Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.

Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.

Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.

Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.

Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.

ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.

Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı

ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.

Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.

ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.

Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.

Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.

Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.

İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Yayınlanma

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.

Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.

Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.

Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.

Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.

Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.

Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.

Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”

6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.

Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.

Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”

Küba lideri şöyle konuştu:

“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”

Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.

Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English