Amerika
JPMorgan raporu: Ukrayna için en olası senaryo ‘Gürcistan modeli’

JPMorgan Chase Jeopolitik Merkezi tarafından yayımlanan rapora göre, Ukrayna’nın 2025 yılının ikinci çeyreği sonuna kadar Rusya ile müzakere edilmiş bir anlaşmayı kabul etmek zorunda kalması muhtemel görünüyor. Rapor, en olası senaryonun Ukrayna’nın Batı’ya entegrasyonunun raydan çıktığı ve Rusya’nın yörüngesine kaydığı bir “Gürcistan modeli” olduğunu öne sürüyor.
JPMorgan Chase Jeopolitik Merkezi tarafından yayımlanan “Rusya-Ukrayna Oyun Sonu ve Avrupa’nın Geleceği” başlıklı raporda, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin bu yıl içinde Rusya ile çatışmaları donduran ancak kapsamlı bir barış anlaşması anlamına gelmeyen müzakere edilmiş bir çözümü kabul etmek zorunda kalmasının muhtemel olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Rapor, JPMorgan Chase Jeopolitik Merkezi Yöneticisi ve Başkanı Derek Chollet ile İcra Direktörü Lisa Sawyer tarafından kaleme alındı.
Rapora göre, Avrupa’nın silah stoklarının azalması, Ukrayna’nın savaşçı ihtiyacı, ABD’nin sabrının tükenmesi ve transatlantik birliğin zayıflaması bu duruma zemin hazırlıyor. Raporda, “Putin’in kayıpları da sürdürülebilir olmaktan uzak. Mevcut kazanım hızıyla Rusya’nın tüm Ukrayna’yı kontrol etmesi yaklaşık 118 yıl sürer. Bu nedenle Putin, Kiev’i nihai olarak kontrol etme genel hedefine uygun bir anlaşma yapmayı hedefleyecektir. 2025 her zaman müzakere yılı olacaktı ve oyun sonu burada,” ifadelerine yer verildi.
Anlaşmanın kalıcılığı belirsiz
Herhangi bir anlaşmanın kalıcılığının iki temel faktöre bağlı olacağı belirtilen raporda, bunlardan ilkinin “Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ukrayna ve Batı’nın tavizlerinden ne kadar tatmin olduğu (istediğinin yeterli bir kısmını alıp almadığı)” olduğu vurgulandı.
İkinci faktör ise “anlaşmayı destekleyen güvenlik vaatlerinin gücü (daha fazla saldırganlığı caydırmak ve Ukrayna’nın güvenle yeniden inşa olmasına izin vermek için yeterli olup olmadıkları)” olarak sıralandı.
Raporda, “Bu iki faktör doğrudan birbiriyle çelişiyor; güvenlik vaatleri ne kadar zayıf olursa, Ukrayna’nın tarafsızlık, askerden arındırma, silahsızlanma, toprak tavizleri gibi konularda o kadar fazla ödün vermesi gerekecek ya da çatışmalara geri dönme riskiyle karşı karşıya kalacaktır,” değerlendirmesi yapıldı.
Lavrov, Ukrayna müzakerelerini değerlendirdi: Hayallere kapılmamak önemli
Dört olası senaryo
JPMorgan Chase Jeopolitik Merkezi raporunda, Ukrayna için dört olası sonuç öngörülüyor:
— En iyi durum – “Güney Kore” (Yüzde 15 olasılık): Zelenskiy’nin ne NATO üyeliği ne de Ukrayna topraklarının tamamen geri alınmasını sağlayamayacağı belirtiliyor. Fakat, ABD’nin yardım ve istihbarat desteği vaadiyle desteklenen ülke içi bir Avrupa müdahale gücü sağlayabilirse, Kiev’in kontrolü altındaki Ukrayna topraklarının yüzde 80’inin çok daha istikrarlı, müreffeh ve demokratik bir yörüngeye oturtulacağı iddia ediliyor. Batı’nın Rusya’nın dondurulan yaklaşık 300 milyar dolarlık egemen varlıklarını kullanma kararının da Ukrayna’nın yeniden inşasına iyi bir başlangıç sağlayacağı kaydedildi.
— Hâlâ iyi – “İsrail” (Yüzde 20 olasılık): Önemli bir yabancı asker varlığı olmaksızın güçlü, kalıcı askeri ve ekonomik desteğin, Ukrayna’ya kendini bir kaleye dönüştürme, askeri modernizasyonu sürdürme ve nihayetinde kendi caydırıcılığını tesis etme alanı sağlayacağı düşünülüyor. Fakat savaşın her zaman kapıda olacağı ve Putin’in yaptırımların hafifletilmesi ve ABD ile daha güçlü bir ilişki dahil olmak üzere yeterli ekonomik fayda görmesi gerekeceği vurgulanıyor.
— İyi değil – “Gürcistan” (Yüzde 50 olasılık): Hem yabancı askerlerin hem de güçlü askeri desteğin yokluğunda, Ukrayna’nın süregelen istikrarsızlık, duraksayan büyüme ve toparlanma, zamanla azalan dış destek ve Batı entegrasyonunun (AB ve NATO üyeliği) fiilen raydan çıkmasıyla birlikte kademeli olarak Rusya’nın yörüngesine geri kayacağı öngörülüyor.
— En kötü durum – “Belarus” (Yüzde 15 olasılık): ABD’nin Ukrayna’yı terk etmesi ya da taraf değiştirdiği algısı oluşması ve Avrupa’nın devreye girmemesi durumunda, Rusya’nın “maksimalist taleplerinde” ısrarcı olacağı ve Ukrayna’nın tamamen teslim olmasını isteyerek ülkeyi “Moskova’nın bir uydu devletine” dönüştüreceği öne sürülüyor. Bu senaryoda, Rusya’nın savaşı fiilen kazanacağı, Batı’yı böleceği ve İkinci Dünya Savaşı sonrası düzeni geri dönülmez bir şekilde altüst edeceği ifade edildi.
Rusya’nın talepleri
Raporda, Rusya’nın “6 hayır ve 6 evet” olarak özetlenen talepleri de sıralandı:
Hayırlar:
— NATO üyeliği ve Ukrayna’nın ilan edilmiş tarafsızlığı.
— Ukrayna’da nükleer silahlar veya bunun için bir şemsiye.
— Ukrayna’da yabancı askerler (barış güçleri dahil).
— Yabancı askeri yardım veya istihbarat paylaşımı.
— Büyük Ukrayna ordusu (Ukrayna ordusunun boyutunda büyük bir küçülme).
— Ukrayna’da modern silahlar (Ukrayna’nın sahip olabileceği silah türlerinde büyük kısıtlamalar).
Evetler:
— Rusya’nın Kırım ve dört oblast (Ukrayna’nın yaklaşık yüzde 20’si) üzerindeki iddiasının uluslararası tanınması.
— Ukrayna için yabancı güvenlik garantileri üzerinde veto hakkı.
— ABD ve diğer NATO güçlerinin yeni ittifak üyelerinin topraklarında askeri tatbikat yapmasının yasaklanması.
— Avrupa’daki ABD askerlerine sınırlamalar.
— Yaptırımların hafifletilmesi ve Rusya’nın varlıklarının serbest bırakılması.
— Rus diplomatik tesislerinin ABD’ye iadesi.
“Gürcistan senaryosu” Ukrayna için ne anlama geliyor?
Raporda, Ukrayna için en olası görülen “Gürcistan senaryosu”nun detayları da ele alındı. 2008’de Rusya ile yaptığı savaştan sonra Gürcistan’ın, asker ve güvenlik vaatlerinden yoksun kalan bir Batı yardımı ve siyasi destek dalgasından yararlandığı hatırlatıldı.
“Bugün, Gürcistan’ın iktidar partisi Gürcü Rüyası —Rusya dostu bir oligark tarafından destekleniyor— AB üyeliğini dondurdu ve ABD ve AB fonlarının askıya alınmasına yol açan Kremlin tarzı ‘yabancı acenta’ yasalarını kabul etti. Siyasi istikrarsızlık ve demokratik erozyon, Rusya’nın sinsi etkisiyle beslenerek, döviz rezervlerindeki düşüşlerin ortasında yatırımcı güvenini etkiledi,” denildi.
Bu süreçte Gürcistan’ın Rusya ile iktisadi bağlarının derinleştiği, sadece Rusya’dan gelen işçi dövizlerinin 2022-2023’te Gürcistan’ın GSYİH’sinin yüzde 15’inden fazlasını oluşturarak ülkenin en büyük işçi dövizi kaynağı haline geldiği belirtildi. Ticaret ve doğrudan seyahatin genişlediği, Rus vatandaşlarının akınının arttığı ifade edildi.
Raporda, “2023’te sadece 30,5 milyar dolarlık —Oklahoma’nın sekizde biri büyüklüğünde— GSYİH’ye sahip olan Gürcistan’ın küçük, işçi dövizi ve turizm ağırlıklı ekonomisi hâlâ büyüyor ancak giderek daha savunmasız hale geliyor. Bir zamanlar reform başarı öyküsü olarak görülen Gürcistan, güvenilir güvenlik ve kurumsal çıpaların yokluğunun demokratik yönetimi nasıl kademeli olarak baltalayabileceğini ve ekonomik potansiyeli nasıl zayıflatabileceğini gösteriyor,” yorumu yapıldı.
Benzer bir sonuçla karşılaşan Ukrayna’nın başlangıçta bir bağışçı coşkusu ve yeniden inşa yardımı dalgasından yararlanabileceği, ancak Batı güvenlik ve siyasi yapılarına sıkı bir entegrasyon olmadan Ukrayna’nın jeopolitik gri alana yavaş bir sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalacağı vurgulandı.
Yaklaşık 7 milyon Ukraynalı mültecinin bir kısmının geri dönmemeyi seçebileceği, bunun da ekonomiyi çok ihtiyaç duyulan vasıflı işgücünden mahrum bırakacağı belirtildi. Riskten kaçınan yatırımcıların istikrarsız, güvenlik açısından kırılgan bir ortamdan kaçınmayı seçebileceği, bunun da doğrudan yabancı yatırımları sınırlayacağı ve çeşitlendirmeyi engelleyeceği ifade edildi.
Avrupa’nın geleceği ve stratejik özerklik arayışı
Raporda, ABD’nin Ukrayna ve diğer konulardaki politika değişikliklerinin, Avrupa’nın en önemli müttefiki ve en büyük ticaret ortağından daha fazla “stratejik özerklik” çağrılarını hızlandırdığı belirtildi. Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin kıtayı Soğuk Savaş sonrası kayıtsızlığından sarstığı ve hem Kiev’i hem de çatışmanın temsil ettiği savaş sonrası uluslararası düzeni desteklemek için Avrupa güvenlik, enerji ve ekonomi politikalarında cesur değişikliklere yol açtığı kaydedildi.
İkinci şokun ise, “Devlet Başkanı Zelenskiy’nin 28 Şubat 2025’te Oval Ofis’e yaptığı ziyaretle örneklendiği gibi ABD politikasındaki ani değişim olduğu” ifade edildi. Bu ziyaretin öncesinde ABD’nin Birleşmiş Milletler’de Rusya’nın saldırganlığını kınayan bir karara karşı oy kullandığı ve ardından ABD’nin Ukrayna’ya askeri ve istihbarat yardımını geçici olarak askıya almasının Avrupa’da bir gök gürültüsü etkisi yarattığı, Amerika’nın ilkelerinden ve özgür dünyanın lideri konumundan vazgeçtiği yönündeki korkuları artırdığı belirtildi.
Almanya’nın yeni Şansölyesi ve uzun süredir transatlantikçi olan Friedrich Merz’in “mutlak önceliğinin” “ABD’den bağımsızlık kazanmak” olacağını ilan ettiği ve önemli savunma yatırımları sözü verdiği aktarıldı. Raporda, “Bu sinyal kasıtlı olsun ya da olmasın, Avrupa başkentlerinde kıtanın ABD’ye aşırı bağımlılığını düzeltmek için daha fazla ‘stratejik özerkliğe’ ihtiyaç duyulduğuna dair geniş bir kabul var,” denildi.
Avrupa’nın karşı karşıya olduğu en acil zorluklar arasında, Ukrayna’nın Rusya ile adil ve kalıcı bir barışa ulaşmak için ihtiyaç duyduğu maddi desteğe ve önemli olarak güvenlik garantilerine sahip olmaya devam etmesini sağlamak ve artan jeopolitik ve hibrit tehditlere karşı kendi toprak savunmasını güçlendirmek olduğu sıralandı. Avrupa’nın savunma sanayi tabanının gücünün her iki durumda da önemli, hatta belirleyici olacağı ve şu anda amaca uygun olmadığı vurgulandı.
2024 yılında AB üye devletlerinin toplu savunma harcamalarının 326 milyar avroya veya AB GSYİH’sinin yüzde 1,9’una ulaştığı, bunun 2021’den bu yana yüzde 30’luk bir artış anlamına geldiği, ancak yine de ABD’nin yaklaşık 900 milyar dolarlık harcamasının sadece onda dördü olduğu belirtildi.
Rusya’nın dondurulan varlıkları ne olacak?
Asker ve güvenlik garantilerinin ötesinde, Avrupa’nın Rusya-Ukrayna savaşının sonucunu şekillendirmede oynayabileceği diğer güçlü, ancak tartışmalı kartının, Rusya’nın dondurulan yaklaşık 300 milyar dolarlık varlığının kabaca üçte ikisi üzerindeki kontrolü olduğu ifade edildi.
AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları uzatmak için her 6 ayda bir oybirliği sağlaması gerektiği, bir sonraki oylamanın 31 Temmuz’a kadar yapılması gerektiği hatırlatıldı. Raporda, “Macaristan veya başka bir üye ülkenin uzatma lehine oy kullanmayı reddetmesi durumunda —bloke edilen varlıklara el konulmadan— Rusya’ya yönelik yaptırımlar sona erecek, Avrupa’nın kozlarının çoğu da ortadan kalkacak ve fonlar Rusya’ya geri dönecektir. Böylesine büyük bir meblağ, Rus ekonomisine bir can simidi sağlayacak ve askeri yeniden silahlanma çabalarını canlandıracaktır. Alternatif olarak, Kiev’e devredilirse, fonlar Ukrayna’nın Rusya kaynaklı tahmini 523 milyar dolarlık hasarını telafi etmede ve yeniden inşa çabalarını artırmada uzun bir yol kat edecektir,” denildi.
Transatlantik ilişkiler için son ayinler erken
Raporda, “80 yıl sonra kimse, tarihin en uzun barış ve küresel refah dönemini dikkate değer ölçüde dirençli olduğunu kanıtlamış ve desteklemiş olan transatlantik ittifak için ağıt yakmakta acele etmemelidir,” ifadelerine yer verildi. Avrupalı liderlerin, transatlantik ilişkiyi ve ABD’nin Avrupa’daki rolünü korumak amacıyla Trump yönetimiyle temas kurduğu, bunun hem içsel değerinin hem de yakın ve orta vadede yeri doldurulamazlığının bir kabulü olduğu belirtildi. Bu zaman çizelgesinin, Rusya’nın askeri yeniden yapılanma tahminlerinin çok ötesine, 5-10 yıla kadar uzandığı vurgulandı.
Transatlantik ilişkinin modern jeopolitiğin temel taşı olduğu ve bir kopuşun her iki taraf için ve aslında tüm dünya için ciddi sonuçları olacağı belirtildi. ABD’nin güvenliği ve refahının Avro-Atlantik bölgesiyle sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam ettiği, başka hiçbir ekonomik ilişkinin küresel ekonomiyi şekillendirme ve yönlendirme konusunda bu kadar büyük bir yeteneğe sahip olmadığı vurgulandı. AB’nin Amerika’nın en büyük ticaret ortağı olduğu ve birleşik ekonomilerinin küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde ellisini temsil ettiği, dolar ve avronun dünyanın en önemli iki rezerv para birimi olduğu hatırlatıldı.
Önümüzdeki haftalarda izlenecek kilit noktalar
Rapor, önümüzdeki dönemde takip edilmesi gereken bazı önemli gelişmelere de dikkat çekti:
— Haziran’daki zirveler: Kanada’daki G7 Liderler Zirvesi, Lahey’deki NATO Zirvesi ve Avrupa Konseyi toplantısının her iki tarafın yaklaşımını ve kozlarını ortaya koyacağı belirtildi.
— Trump-Putin görüşmesi: İki lider arasında uzun telefon görüşmelerinin ardından Trump’ın Putin ile oturmaya istekli olduğu ve Ukrayna’yı çözmede “hiçbir şey olmayacağını” iddia ettiği aktarıldı.
— ABD askerlerinin yeniden konuşlandırılması: Avrupa’da yaklaşık 90 bin ABD askerinin bulunduğu, ancak bazılarının gelecek yıl bu zamanlarda orada olmayacağının neredeyse kesin olduğu ifade edildi.
— Ticaret savaşı mı?: ABD’nin AB’ye çelik, alüminyum ve bitmiş otomobillerde yüzde 25, belirli istisnalarla yüzde 10 “evrensel” gümrük vergisi uyguladığı hatırlatıldı. AB’nin misilleme tedbirlerini duraklattığı ancak müzakerelerin başarısız olması durumunda hazırlıklı olacağı belirtildi.
— Avrupa savunması—gerçek mi kurgu mu?: Avrupalı hükümetlerin savunma yatırımlarında büyük artışlar vaat ettiği ancak bunu gerçekleştirmenin kolay olmayacağı vurgulandı.
— Yaptırımların yenilenmesi: Rusya’ya karşı AB yaptırımlarının düzenli 6 aylık uzatmasının 31 Temmuz’da dolacağı, oyların olmaması durumunda Avrupa’nın Rusya’nın dondurulan varlıklarına el koymak için kısa bir penceresi olduğu belirtildi.
— Çin-Avrupa yakınlaşması?: Pekin’in ABD-Avrupa ittifakındaki soğukluktan en iyi şekilde yararlanmaya çalıştığı, Temmuz ayında beklenen bir AB-Xi Zirvesi’nin kapıları açabileceği ifade edildi.
— ABD-Ukrayna maden anlaşması: 30 Nisan’da imzalanan anlaşmanın ABD ile Ukrayna arasında “uzun vadeli stratejik uyumu” olumlu bir şekilde teyit ettiği ve bir yeniden yapılanma yatırım fonu kurduğu, ancak ayrıntıların belirsiz kaldığı belirtildi.
Batı basını, İstanbul’daki Rusya-Ukrayna görüşmelerini nasıl yorumladı?
Amerika
Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.
Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.
Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.
Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.
Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.
America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.
Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.
En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı
Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.
Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.
Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.
Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.
SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.
The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.
Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.
Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.
Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika6 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da











