Bizi Takip Edin

Diplomasi

Kallas: ABD, Çin ve Rusya bölünmüş bir Avrupa’yı tercih ediyor

Yayınlanma

AB dışişleri temsilcisi Kaja Kallas, Trump yönetiminin birleşik bir Avrupa Birliği’nden hoşlanmadığını, çünkü bloğun Washington’un başa çıkmak zorunda olduğu bir jeopolitik güç olduğunu savundu.

Kallas, pazar günü Tallinn’de düzenlenen Lennart Meri Konferansında şunları söyledi:

“AB’yi sevmiyorlar, bu çok açık. Fakat AB’yi neden sevmediklerini, Çin’in ve Rusya’nın neden sevmediğini anlamamız gerekiyor. Çünkü bir arada durursak, birlikte hareket edersek, eşit güçler oluruz, güçlü oluruz.”

Kallas, eşit bir güç olarak hareket edebilen bir blokla uğraşmaktansa, çok daha küçük olan tek tek ülkelerle uğraşmanın “elbette daha kolay” olduğunu söyledi ve “Seninle ilişkilerim harika, ama Avrupa Birliği’ni sevmiyorum” gibi söylemlerin böl ve yönet stratejisinin bir parçası olduğunu belirtti.

Kallas, “Bazen bazı ülkelerin de bu yola girdiğini gördüğüm için çok endişeliyim. Bölme stratejisi aslında işe yarıyor,” diye konuştu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana birçok AB ülkesi Washington ile kendi kanallarını korumaya çalıştı.

Kallas, AB ülkelerine Avrupa Birliği’ni savunmaları ve blok aracılığıyla anlaşmalar yapmaları için çağrıda bulunarak, ABD, Çin ve Rusya hakkında şunları söyledi:

“Bu güçlerin Avrupa Birliği’ni parçalamak istemelerinin nedeni, bir arada olduğumuzda çok daha güçlü olmamız.”

Eski Estonya başbakanı ayrıca, Çin konusunda Avrupa’nın “hastalığın teşhisi konusunda çok net bir anlayışa” sahip olduğunu ama tedavi konusunda henüz bir anlaşmaya varamadığını söyledi.

İki seçenek olduğunu belirten Kallas, ya “morfin”i (AB ülkelerinin sanayiye verdiği sübvansiyonlar) artırmak ya da “kemoterapiye” başlamak, yani doğrudan yabancı yatırım, kamu alımları ve kritik hammadde tedarikinin çeşitlendirilmesi gibi AB’nin elindeki araçları kullanmak olduğunu söyledi:

“Bu araçları kullanmak acı verici olacak… çünkü o zaman misilleme olacak. Henüz o noktada değiliz ve sonunda zengin ülkelerin de sübvanse etmek için vergi mükelleflerinin parası bitecek ve biz de altta yatan sorunu çözememiş olacağız diye endişeleniyorum.”

Diplomasi

Yapay zeka depresyondan muzdarip

Yayınlanma

Yeni bir araştırma, sorunlu verilere sürekli maruz bırakılan büyük dil modellerinin (LLM) siber saldırılara karşı direncinin kalıcı olarak kırıldığını ortaya koydu. Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, tekrarlayan yanlı yönlendirmeler yapay zekanın güvenlik eşiğini düşürerek sistemi işlevsiz hale getiriyor.

Yapay zeka sistemlerinin zararlı içeriklere karşı direnci üzerine yapılan yeni bir araştırma, büyük dil modellerinin (LLM) “psikiyatrik çöküşe” benzer bir yapısal bozulma yaşayabildiğini ortaya koydu.

Hong Konglu bağımsız araştırmacı Ngo Cheung tarafından yürütülen ve 14 Ağustos 2026’da Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, sorunlu verilere sürekli maruz kalmak yapay zekanın siber saldırılara karşı savunmasını kalıcı olarak zayıflatıyor.

İnsan beynindeki “tutuşma” etkisine benziyor

İnsan psikiyatrisinde, tekrarlayan travma veya stres dönemlerinin gelecekteki depresif atakları kolaylaştırmasını tanımlayan “kindling” (tutuşma) hipotezini yapay zekaya uyarlayan araştırma, matematiksel modellerde de benzer bir eğilim saptadı. Araştırmaya göre, tekrarlayan olumsuz yönlendirmelere ve toksik bağlama maruz kalan modellerin yüksek boyutlu gizli alanlarında daralma meydana geliyor.

Bu durum, sistemin bilişsel esnekliğini ve yeni çözüm üretme kapasitesini belirgin biçimde düşürüyor. Araştırmacılar, yaratıcı çeşitliliğin kaybolduğu bu daralma evresinde modellerin problem çözme performansının yüzde 40’tan fazla gerilediğini belirtiyor.

Güvenlik eşiğinde dramatik düşüş

Araştırma kapsamında 1,1 milyar parametreli TinyLlama ve 3 milyar parametreli Qwen2.5-3B-Instruct sohbet modelleri, 10 aşamalı bir yönlendirme döngüsüne tabi tutuldu.

Modeller, dalkavukluk içeren yanıtlara ve güvensiz içeriklere karşı daha hafif cezalar barındıran yanlı geri bildirim setleriyle eğitildi.

Test sonuçlarına göre, yanlı verilere maruz kalan modellerin güvenlik sınırlarını aşmayı hedefleyen “jailbreak” (sınır ihlali) saldırılarına karşı kırılganlığı ciddi oranda arttı. Dengeli veriyle eğitilen kontrol grubunda sınır ihlali başarı oranı yüzde 17,1 iken, yanlı veri setinde bu oran yüzde 38,4’e yükseldi.

Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu ise modellerin zayıf yönlendirmelere karşı gösterdiği tepkide yaşandı. Kontrol grubunda zayıf istemlerle güvenlik duvarını aşma oranı yüzde 5,2’de kalırken, bu oran toksik veriye maruz kalan modelde yüzde 22,4’e ulaştı. 3 milyar parametreli modelde de benzer bir eğilim izlendi ve zayıf istemli ihlal oranı yüzde 6,8’den yüzde 20,4’e çıktı.

“Yapay zeka zihinleri sonsuz dirençli değil”

Araştırmanın sonuç bölümünde, elde edilen bulguların insan psikiyatrisindeki tutuşma etkisini andırdığı ancak bununla tamamen eşdeğer olmadığı şerhi düşüldü. Bununla birlikte çalışma, dijital ekonominin temelini oluşturan yapay zeka sistemlerinin toksik web verilerini veya kaotik kodları hasar görmeden sonsuza dek işleyebileceği varsayımını sorguluyor.

Ngo Cheung, tespit edilen duyarlılaşmanın kontrol altına alınabilmesi için eğitim süreçlerinde düzenli onarım ve yeniden büyüme (regrowth) tekniklerinin kullanılması gerektiğini vurguladı.

Yalnızca geçmiş verilerin tekrar oynatılmasının (replay) koruma sağlamadığını, aksine bozulmayı hızlandırabildiğini belirten araştırmacı, modellerin direncini korumak için özellikle zayıf istemlere karşı güvenlik eşiklerinin sürekli izlenmesi uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman drone şirketi Quantum Systems’ı ABD pazarına CIA sokmuş

Yayınlanma

Alman insansız hava aracı üreticisi Quantum Systems’ın eş CEO’su, CIA ile bağlantılı yatırımcı In-Q-Tel’in (IQT) yardımıyla şirketin ABD’de erken bir yer edindiğini belirtti.

CEO Sven Kruck, ABD sermayesi ve ağlarının Avrupa’nın gelişmekte olan savunma şirketlerini şekillendirmeye devam ettiğini vurguladı.

Kruck, Reuters’a verdiği demeçte, IQT dahil olmak üzere ABD’li yatırımcıların Washington’da kapılar açılmasına ve CIA ve FBI’dan iş almalarına yardımcı olduğunu söyledi.

Burada ilk kez yer alan bu açıklamalar, kıtadaki hükümetler Washington’dan daha fazla bağımsızlık için çaba gösterirken bile, bazı Avrupalı savunma girişimcileri için ABD’li yatırımcıların ve bağlantıların önemini vurguluyor.

“Bu sayede, CIA ve FBI gibi müşterilerle ABD’de iş kurmak daha kolay hale geldi,” diyen Kruck’ın şirketi, Ukrayna ve Almanya gibi ülkelere keşif, saldırı ve önleme amaçlı insansız hava araçları satıyor.

CEO, “Önümüz açılan yollar vardı. ABD’ye giden yolu bu şekilde bulduk. Alman müşterinin çok daha zayıf olduğu ABD’de, biz başından itibaren daha güçlüydük,” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Avrupa’nın Rusya’ya karşı savunmasının temelini oluşturan NATO’dan çekilme tehdidinde bulunmasının ardından Berlin, Washington’a olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Alman savunma sanayiinde ABD sermayesi korkusu

Fakat ABD’nin sermaye ve savunma pazarlarına erişim olmadan Almanya’nın uzun süredir ihmal edilen ordusunu yeniden inşa etmek büyük bir zorluk.

Kruck, ABD istihbarat kurumlarıyla yapılan bir keşif sözleşmesinden elde edilen iş hacminin mütevazı olduğunu fakat bunun Quantum’un güvenilirliğini sağlamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Şirket şu anda yaklaşık 8 milyar dolar değerinde, Avrupa’nın en büyük savunma startup’larından biri konumunda.

Diğer savunma şirketleri gibi Quantum da ABD’de geliştirilen teknolojiyi, ABD’nin onayı olmadan başka ülkelere satamaz.

Bu durum, ABD’nin ulusal güvenliğiyle ilgili teknolojileri belirlemek ve bunlara yatırım yapmak amacıyla istihbarat yetkilileri tarafından kurulan risk sermayesi şirketi IQT’nin giderek genişleyen etki alanını da vurguluyor.

Adını James Bond’un gadget üreticisi Q’dan alan IQT, Alman savunma şirketi Stark da dahil olmak üzere birçok şirkette hisseye sahip ve kıtanın askeri harcamalarını artırmasıyla birlikte Avrupa’ya giderek daha fazla odaklanıyor.

IQT’nin yatırımları genellikle küçük ölçekli olup çoğu zaman 3 milyon doların altında kalıyor.

Alman drone üreticisi Quantum Systems, Ukrayna’da büyüyor

Fakat şirketin faaliyetlerini yakından bilen bir kaynak, IQT’nin asıl değerinin, şirketleri sektördeki en büyük harcamayı yapan ABD’li savunma alıcılarıyla buluşturmakta yattığını belirtti.

IQT’nin uluslararası işlerden sorumlu başkan yardımcısı Jennifer Nelson, Reuters’ın sorularına yanıt verirken şunları söyledi:

“Avrupa’nın derin teknoloji ekosistemi, görevlerle ilgili inovasyonun kritik bir kaynağı. Almanya, özellikle önemli bir inovasyon ortağı ve stratejik müttefik.”

Nelson ayrıca Almanya’yı “Avrupa’nın savunma ekosisteminin temel taşı” olarak nitelendirdi.

Siber güvenlik ve enerjiden uydulara kadar çeşitli teknolojilere yatırım yapan bu risk sermayesi şirketi, veri analitiği devi Palantir ve en büyük askeri teknoloji ve insansız hava aracı şirketlerinden biri olan Anduril gibi girişimlere destek vermişti.

Nelson, “IQT, müttefik hükümet ekiplerinin çığır açan yetenekleri daha hızlı değerlendirebilmesi ve benimseyebilmesi için Alman çift kullanımlı inovasyon şirketlerine yönelik yatırımlarını genişletmeye devam ediyor,” dedi.

Avrupa, ABD’nin askeri gücüne olan bağımlılığını azaltmaya çalışırken, IQT’nin bölgedeki artan varlığı, stratejik öneme sahip yeni teknolojilerin ABD’nin çıkarlarıyla giderek daha fazla bağlantılı hale gelebileceğine dair endişeleri beraberinde getirdi.

Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Marie-Agnes Strack-Zimmermann, IQT’nin ABD istihbarat kurumlarıyla olan bağlantıları nedeniyle geleneksel bir yatırımcıdan farklı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Strack-Zimmermann, “In-Q-Tel, salt finansal bir yatırımcı değil; ABD istihbarat servisleri için en iyi teknolojilere erişimi güvence altına alma görevine sahip,” dedi ve şöyle devam etti:

“Yatırım hisseleri, gözlem hakları, geliştirme ve lisans anlaşmaları ile devlet ihalelerine erişim yoluyla ABD ile iş ilişkilerinin ötesinde stratejik bir etki söz konusu olabilir.”

Bu yılın başlarında CIA Direktörü John Ratcliffe, bunun “özel sektörle çalışma yaklaşımımızı optimize etmek” olduğunu söylemişti.

Amerikalı yapay zeka şirketleri, Gazze’nin savaş sonrası gözetim altyapısını planlıyor

Almanya Savunma Bakanlığı, savunma sektöründeki yatırımcı etkisini ciddiye aldığını ve hissedarların şirketin faaliyetlerine, teknolojisine veya araştırmalarına müdahale etmemesi gerektiğini belirtti.

Kruck’un açıklamaları, hükümetler yerli askeri kapasitelerini güçlendirmeye çalışsa da Avrupa savunma sektörünü ABD’ye bağlayan yakın bağlara ışık tutuyor.

“Her yatırımcının… arkasında bir ağ vardır ve mantıken bunu kullanmaya çalışırsınız,” diyen Kruck, diğer yatırımcıların da şirkete yardım ettiğini ekledi:

“Sonuçta, ürünlerinizin ikna edici olması gerekir. Fakat şüphesiz, Amerikalı yatırımcılar… iktidardaki yönetimi tanır ve iletişimin kurulmasını mümkün kılar.”

Öte yandan Kruck, IQT’nin son iki yıldır kendisine “proaktif bir e-posta” göndermediğini de ekledi.

Ayrıca, Washington’un yabancı savunma tedarikçilerinden ABD’de yerel faaliyetler kurmalarını şart koştuğuna da dikkat çekti ve “Bu yüzden ABD’de fabrikalarımız ve orada çalışan personelimiz var,” dedi.

Avrupalı milletvekilleri, bölgenin girişimlere fon aktarmak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini savunuyor. Avrupa’da IQT’ye eşdeğer bir kurum bulunmuyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Taliban heyeti Almanya’yı gizlice ziyaret etti

Yayınlanma

Alman basını, üç kişilik bir Taliban heyetinin Çarşamba günü gizli bir ziyaret kapsamında Berlin’e geldiğini bildirdi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı bu ziyareti doğrulayarak, ziyaretin Afgan vatandaşlarının ilave sınır dışı edilme planlarıyla bağlantılı olduğunu belirtti.

Kabil’den yola çıkan Taliban heyeti, önce Doha’ya gitti ve ardından Katar’daki Alman temsilciliklerinden 30 günlük vize aldıktan sonra Berlin’e uçtu.

Alman yayın kuruluşu NDR’ye göre, heyet üyelerinin önümüzdeki hafta Bonn ve Münih’teki Afganistan konsolosluklarını da ziyaret etmesi bekleniyor.

NDR, heyetin şu anda Berlin’in Grunewald semtindeki Afganistan Büyükelçiliğinde konakladığını ve Almanya’da yaklaşık üç hafta kalmasının beklendiğini bildirdi.

Misyonun ana amacının, Afgan vatandaşlarının sınır dışı edilmesini daha hızlı gerçekleştirmek için gerekli belgeleri ve teknik şartları düzenlemek olduğu bildiriliyor.

Almanya Dışişleri Bakanlığı, bu şartların oluşturulmasına yardımcı olmak üzere kısa süreli bir teknik destek ekibinin de ülkeye girdiğini açıkladı.

Taliban temsilcilerinin konsolosluk işleri için Almanya’ya gelmesi ilk kez gerçekleşmiyor. Geçen yıl da iki Taliban konsolosluk yetkilisi Almanya’ya gelmişti.

NDR’ye göre, bu yetkililerden biri şu anda Berlin’deki Afganistan Büyükelçiliğini fiilen yönetirken, diğeri ise Bonn’daki Afganistan Konsolosluğundan sorumlu.

Alman hükümeti, bu yetkililerin görevinin yurtdışında yaşayan Afganlara konsolosluk hizmetleri sunmak ve Afgan vatandaşlarının sınır dışı edilmesini kolaylaştırmak olduğunu belirtmişti.

Bu önlem, Alman hükümetinin koalisyon anlaşmasında da yer alıyordu.

Fakat NDR’nin yaptığı bir araştırma, bu iki Taliban yetkilisinin resmi görevlerinin yanı sıra, eski hükümet tarafından atanan Afgan diplomatları görevden almak ve Almanya’daki Afganistan diplomatik misyonlarını Taliban politikasına uygun hale getirmek gibi ek görevleri de üstlendiğini ortaya çıkardı.

Araştırmaya göre, bu yetkililere ayrıca Berlin’deki Afganistan büyükelçiliği ile Bonn ve Münih’teki konsoloslukların pasaport ve resmi belge düzenlemelerinden elde ettiği önemli gelirlerin, mali yaptırımları atlatarak Afganistan’a aktarılmasını sağlama görevi de verilmişti.

Taliban heyetinin son ziyareti, Alman hükümetinin Afganistan’a yönelik sınır dışı etme uçuşlarını artırmayı planladığı ve bu süreci yürütmek için Taliban ile pratik işbirliğini genişlettiği bir dönemde gerçekleşti.

Başlangıçta sınır dışı etme işlemlerinin, ağır suçlardan hüküm giymiş sığınmacılara odaklanması bekleniyordu. 

Fakat son sınır dışı etme uçuşunda, sabıka kaydı olmayan bazı Afganlar da sınır dışı edildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English