Dünya Basını
Kissinger: Tüm suçun Putin’de olduğunu düşünmüyorum

Çeviren: Gülçin Akkoç
Almanya’nın en etkili gazetelerinden Die Zeit gazetesinin muhabirlerinden Matthias Naß ve Heinrich Wefing’in 24 Mayıs’ta Henry Kissinger ile yaptığı röportajın tamamını sizler için çevirdik.
Devlet adamları akıllı olsaydı…
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 27 Mayıs’ta 100 yaşına basacak. Röportajda Rusya Devlet Başkanı ile karşılaşmaları, Çin ile nükleer savaş tehlikesi, yapay zeka ve savaş suçlusu olduğu iddiaları üzerine konuşuyor.
New York, Madison Caddesi. Henry Kissinger, 33. kattaki ofisinde neredeyse mavi koltuğuna gömülmüş halde karşılıyor. Ama tamamen uyanık, kesinlikle konsantre olmuş durumda ve akıcı Franken İngilizcesiyle konuşuyor. Henry Kissinger’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptığı iki Başkan Richard Nixon ve Gerald Ford’un imzalanmış büyük fotoğrafları, hemen omzunun üstünde bulunuyor. Pencere kenarındaki başka bir fotoğrafta da 1972’de Pekin’de Mao Zedong ile ilk karşılaşmasının fotoğrafı bulunuyor. Burada iki saat bulunacağız. Sonunda doğum günü için yapılan kutlama planlarından bahsediyor, toplamda 4 kutlama yapılacak. Biri ailesiyle Connecticut’taki kır evinde, biri New York’ta, biri Londra’da ve son olarak da memleketi Fürth’te.
DIE ZEIT: Bay Kissinger, sizinle uzun yaşamınız hakkında konuşmak istiyoruz ancak güncel politikadan başlamak isteriz.
Henry Kissinger: Yalnızca bir saatim var. (Gülüyor)
ZEIT: Güzel. Bir yılı aşkın süredir Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’da başlattığı savaşa tanık oluyoruz. Putin’i tanıyorsunuz ve onunla sık sık görüştünüz. Putin nasıl biri?
Kissinger: Putin’i Gerhard Schröder’den daha farklı bir şekilde tanıyorum. Onların kişisel bir ilişkisi var…
ZEIT: … ve mali çıkarlar…
Kissinger: Schröder’in davranışını yargılamayacağım ama onunla konuşmalarımızdan Putin’e karşı kişisel bir sevgi beslediğini hatırlıyorum. Benim Putin ile ilişkilerim tamamen stratejik. Başlangıçta görüşmelerimiz Yugoslavya’daki duruma, 1999’da NATO’nun Kosova’ya müdahalesine ilişkindi ve bu görüşmelerin bir yönü her zaman Rusya’nın onurunun korunmasına ilişkindi. Sonrasında onu düzenli olarak yılda bir kez, çoğunlukla ofisinde, bir iki kez de kulübesinde gördüm. Ama asla akşam yemeği gibi sosyal bir ortamda görüşmedim, görüşmelerimiz her zaman sadece konuşma odaklıydı.
ZEIT: Özel olarak mı konuştunuz?
Kissinger: Evet, yalnızca ikimiz.
ZEIT: Saldırı başladığından beri görüştünüz mü?
Kissinger: Hayır. Bir fırsat oluşmuştu ancak hükümetimin tavsiyesiyle bunu değerlendirmedim.
ZEIT: Putin sizinle iletişime geçmeye mi çalıştı?
Kissinger: Bu şekilde yorumlamamıza sebep olacak ipuçları vardı.
ZEIT: Moskova ya da Kiev sizden aracılık etmenizi isteseler, yapar mıydınız?
Kissinger: ABD hükümeti kabul ederse, evet. Ama ben de bir zamanlar Dışişleri Bakanıydım ve o zamanlar dışarıdan biri sorunlarımı çözmeye çalışsaydı çok kızardım. Yani durum çok kritik olsaydı bunu düşünebilirdim ama bu olmayacak.
ZEIT: Sizce Putin’in Ukrayna’ya saldırısındaki stratejik hedefi neydi?
Kissinger: Bence kendini aştı. Sanırım ciddiye alınmadığı izlenimine kapıldı. Onun için Ukrayna, Rusya’nın aşağılanmasının bir simgesi. Yıllar önce Putin daha St. Petersburg Belediye Başkanı yardımcısıyken, onunla ilk tanıştığımda, bana Sovyetler Birliği’nin çöküşünün dünya tarihindeki en büyük trajedilerden biri olduğunu söylemişti. Bu arada bugünkü durumda tüm suçun Putin’de olduğunu düşünmüyorum. Savaşın kendisi ve savaşın gidişatı son derece acımasız ve saldırı püskürtülmeli. Ben de Ukrayna ve Batı direnişini destekliyorum, ancak 2014 gibi erken bir tarihte bir makalemde Ukrayna’yı NATO’ya katılmaya davet etme planı hakkında ciddi şüphelerimi dile getirmiştim. Savaşla sonuçlanan bir dizi olay bununla başladı. Bu savaşı haklı çıkarmaz ancak o zaman tüm eski Doğu Bloku ülkelerinin NATO’ya kabulü ile Ukrayna’nın NATO’ya katılma davetini birleştirmenin akıllıca olmadığına inanıyordum, hala da böyle düşünüyorum.
ZEIT: Ancak NATO, Angela Merkel’in baskısıyla da olsa Ukrayna’yı kabul etmeme kararı aldı.
Kissinger: Biliyorum ancak yine de seçenekler açık bırakılmıştı. O zamanki değerlendirmem, Ukrayna’nın Finlandiya’ya benzer şekilde tarafsız bırakılmasının en iyisi olacağı yönündeydi. Çünkü Avrupa ve Rusya’nın güvenlik bölgeleri arasındaki sınırın, Ukrayna’nın batı sınırında yani Varşova’dan üç yüz mil uzakta olması veya Ukrayna’nın doğu sınırında yani Moskova’dan üç yüz mil uzakta olması, önemli bir fark yaratıyor. O dönemde birçok makalemde de bahsettiğim gibi Ukrayna, Batı’nın veya Moskova’nın ileri karakolu konumunda değil, iki taraf arasında bir köprü konumunda bulunmalıydı. Bu daha iyi bir stratejik hedef olurdu.
ZEIT: Ukrayna 2014’teki Rus saldırısına kadar tarafsızdı. Peki sizce Ukrayna bugün NATO’ya kabul edilmeli mi?
Kissinger: Bugün savaş bittikten sonra kesinlikle Ukrayna’nın NATO’ya kabulünden yanayım. Ukrayna artık NATO ve Rusya arasında tarafsız bölge olmadığına göre, Batı açısından Ukrayna’nın NATO’ya kabul edilmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bu sayede savaş sona erdikten sonra çıkacak çatışmaların ya da barış anlaşmasından kaynaklanabilecek çatışmaların, Rusya ve Ukrayna tarafından tek taraflı saldırılarla çözülemeyeceği garanti edilmiş olur.
“Nükleer silah kullanılması, Rusya için son derece tehlikeli olur”
ZEIT: Putin defalarca nükleer silah kullanmakla tehdit etti. Bu tehditleri ciddiye alıyor musunuz?
Kissinger: Nükleer silah kullanılması, Rusya için son derece tehlikeli olur. Çünkü Batı, nükleer silahların bir savaşta belirleyici faktör olmasına izin veremez.
ZEIT: Putin, nükleer silah kullanmaya karar verirse, Batı nasıl tepki vermeli?
Kissinger: Batı’nın hangi spesifik karşı önlemleri alması gerektiğini önermeyi benim rolüm olarak görmüyorum. Ancak nükleer silahların siyasi sorunlara asla çözüm olamayacağını açıkça gösterecek kadar güçlü olmalılar. Bir kez bile kullanılmış olsalar bunun geri dönüşü olmaz. Bu, tüm devletlerin nükleer silah kuşanmasına yol açacaktır. O zaman nükleer silahlar konvansiyonel hale gelirdi. Putin’in nükleer silahları Ukrayna’da taktik amaçlarla kullanmayacağını varsayıyorum. Ama Rus toprakları tehdit edilir edilmez, ya da Sivastopol…
ZEIT: … Rus Karadeniz Filosunun Kırım’daki ana limanı.
Kissinger: Bakın bu benim Rus tehditlerine karşı kişisel değerlendirmem. Putin’in Ukrayna’daki fetihlerini savunmak için nükleer silah kullanacağını düşünmüyorum. Ancak Rus kimliğinin özüne ne kadar inerse, bunu yapma olasılığı da o kadar artar.
ZEIT: Kırım’ın Rus kimliğinin merkezinde olduğunu söyleyebilir misiniz?
Kissinger: Sivastopol’ün Ukrayna’nın kimliğiyle şu anda tartışılan diğer birçok alandan daha az ilgisi olduğunu söyleyebilirim. Sivastopol Potemkin tarafından kurulduğundan beri Rusya ile ilişkilendirilmiştir…
ZEIT: … Çariçe Büyük Catherine’in sırdaşı ve sevgilisi…
Kissinger: … ve Sivastopol, Ukrayna bağımsızlığını kazandıktan sonra bile bir Rus deniz üssü olarak kaldı. Yani bariz farklar var. Ama ben Batı siyasetiyle ilgileniyorum, Rusya’nın bunlara tepkisiyle değil.
ZEIT: O zaman Batı’nın tutumu hakkında bir soru soralım. Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçlarından dolayı Devlet Başkanı Putin hakkında tutuklama emri çıkardı.
Kissinger: Putin mahkemede mi? Olmasa daha iyi!
ZEIT: Neden daha iyi?
Kissinger: Çünkü savaşın sonucunu bir siyasi liderin kişisel kaderine bağlarsanız savaşı kontrol altına almak imkânsız ve çok daha zor hale gelir. Putin’in yaptıkları yasa dışı ve yanlış ben onun eylemlerini haklı çıkarmak istemiyorum, ancak savaşın tırmanmasını önlemek için her şeyi yapmalıyız. Ve savaşın bitiminden sonra düşmanlıkların süresiz olarak devam etmemesi sağlanmalıdır. Batı’nın siyasi hedefi, Ukrayna’nın askeri güvenliğini sağladıktan sonra Avrupa ve Rusya arasındaki ilişkileri yeniden inşa etmek olmalıdır.
ZEIT: ABD Avrupa’da barış için hala belirleyici rolde. Ülke aşırı derecede kutuplaşmış durumda, Amerika’nın dünyadaki rolü konusunda ABD’de hala ortak bir fikir var mı?
Kissinger: Bu, önümüzdeki on yılın en büyük siyasi meselesi olacak. Yargılamak benim için zor çünkü entelektüel ve siyasi varlığım, ABD’nin tüm uluslararası gelişmelere derinden dahil olduğu bir zamanda oluştu. Zorluklar bugün, o zamankinden daha büyük. 1950’lerde Batı için tek bir zorluk vardı, Stalin. Bugün ise dünya çok kutuplu ve bazı Avrupalı olmayan devletler de güvenliğimize yönelik potansiyel tehditler oluşturuyor.
ZEIT: On yıllardır Cumhuriyetçi Parti ile iç içesiniz. Donald Trump partiyi bu şekilde rehin almayı nasıl başardı?
Kissinger: Ben o kelimeyi kullanmazdım. Donald Trump, ülkedeki iyi tanımlanmış azınlığa hitap etme konusunda büyük ve benzersiz bir yeteneğe sahip. Bunu daha önce kimse yapamamıştı. Bu nedenle de Trump’ın partide muazzam bir etkisi var. Asıl soru Amerika’nın, Trump ve destekçilerinin acil ulusal çıkar olarak görmediği, dünyadaki güvenlik risklerini umursayıp umursamadığı olacaktır.
“Askeri bir çatışma, korkunç bir felaket olur”
ZEIT: Ukrayna’daki gibi mi?
Kissinger: Evet. Bu konuda Trump’a katılmıyorum. Putin’in Ukrayna’ya saldırısı başarılı olsaydı, tüm NATO kavramı alt üst olurdu. Bu ABD’nin ulusal çıkarlarına uygun olmaz.
ZEIT: Donald Trump’ın Amerika’da yeniden seçilmesi durumunda, Ukrayna ve Avrupa’nın güvenliği için Biden hükümetinden daha azını yapacağına dair Avrupa’da büyük endişeler olduğunu farkında mısınız?
Kissinger: Bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Henüz başlamamış bir seçim kampanyasında tercihlerimi bir Alman gazetesinde konuşmak istemiyorum. Trump da dahil olmak üzere herhangi bir Cumhuriyetçi başkan, Amerika’nın Avrupa’nın güvenliğini savunmadaki rolünden fiilen vazgeçmeye çalışırsa, hiç kimse buna müsamaha göstermez. Ne benim gibiler ne önceki Cumhuriyetçi yönetimlerden insanlar ne de Demokrat dış politika yetkilileri.
ZEIT: Yani Cumhuriyetçi Parti’de hala ılımlı bir kanat var mı?
Kissinger: Evet. Ama Trump’tan farklı konuşan insanlar için bile sorun Avrupa değil, Asya.
ZEIT: O halde Çin hakkında konuşalım. Çin ile ABD arasındaki ilişki, son elli yılın en kötü dönemini yaşıyor gibi görünüyor.
Kissinger: Şu anda Biden yönetimi Çin ile yeniden diyaloğa girmek için gerçek bir çaba harcıyor gibi görünüyor ve Çin de buna ılımlı bakıyor gibi görünüyor. Ben bu çabayı destekliyorum. Elbette bu girişimin hesaplaşma öncesi taktik bir mola mı yoksa kalıcı bir şey mi olduğunu söylemek çok zor.
ZEIT: Sizce Çin ve ABD arasındaki çatışma ne kadar tehlikeli?
Kissinger: İki güç arasındaki askeri çatışma Birinci Dünya Savaşı’ndan daha kötü, korkunç bir felaket olur. Her ikisi de ileri teknolojiye sahip güçler ve her ikisinin de sınırsız yıkıcı gücü olan silahları bulunuyor. Ve şimdi, anlamakta bile zorlandığımız olasılıklar sunan yeni teknolojiler ortaya çıkıyor. Bu yüzden her iki taraf da çok dikkatli hareket etmelidir.
ZEIT: Sizce artış riski var mı?
Kissinger: Tayvan üzerindeki çatışma kimsenin kontrol edemeyeceği düzeyde tırmanabilir. Bu tehlike mevcuttur.
ZEIT: En büyük siyasi başarılarınızdan biri, yaklaşık elli yıl önce Başkan Nixon ve sizin Pekin’e yaptığınız ziyaretler sayesinde Çin ile doğrudan görüşmelerin başlamasıydı. Washington’da, o dönemin açılış politikası tüm taraflarca bir hata olarak görülüyor.
Kissinger: Bu son derece dar görüşlü bir değerlendirme. O zamanlar ABD ve Çin birbirinden tamamen izole edilmişti. Amacımız barışçıl gelişmeler için yeni umutlar yaratmaktı. O zamanlar Çin hala fakir bir ülkeydi ve Mao, Çin’i dünyaya açmak için stratejik bir karar almıştı. Biz açılmaya çalışmasaydık, bunu diğerleri yani Avrupalı güçler veya Japonya yapacaktı. Bugün Washington’da bu konuda söylenenler yanlıştır.
ZEIT: Joe Biden, ABD’nin Çin ile stratejik rekabetini demokrasi ve otokrasi arasındaki bir çatışma olarak tanımladı.
Kissinger: Ben farklı görüyorum. Belki de demokrasi ve otokrasi arasındaki çatışma altta yatan sebeptir, ancak her iki taraf da yeni teknolojiler nedeniyle bu çelişkiyi en uç noktaya taşıyamaz. Bu, insanlık tarihinde yeni bir temadır. Birinci Dünya Savaşı öncesi gibi bir dünyada yaşıyoruz, ancak yeni teknolojilerin yıkıcı gücünün farkındayız, yeni teknolojiler derken sadece nükleer silahları kastetmiyorum.
“Yapay zekâ çok ilgimi çekiyor”
ZEIT: Yapay zekadan mı bahsediyorsunuz?
Kissinger: Evet, yapay zekâ çok ilgimi çekiyor. Bu konuda bir kitap yazdım ve şu anda da yapay zekanın insan bilinci üzerindeki etkisi üzerine daha kısa ikinci bir kitap üzerinde çalışıyorum. İnsanlık hiçbir zaman bu problemle uğraşmak zorunda kalmamıştır. Bilim, şimdiye kadar çoğunlukla tekrarlanabilir deneylere veya matematiksel olarak temsil edilebilen hipotezlere dayanıyordu. Bugün artık makinelerin bildiklerinden daha fazlasını bilmiyoruz. Bizimle nasıl akıcı bir dille konuşabildiklerini bilmiyoruz. Başka bir deyişle, yeni bir gizeme erişimimiz var. Bunun çok büyük siyasi sonuçları var.
ZEIT: Ne gibi sonuçlar?
Kissinger: Bu teknolojilere erişimi olan bütün devletler, yeni durumu yansıtmalılar. Savaşın nasıl olacağını bilselerdi, 1914’te hiçbir Avrupalı lider savaş başlatmazdı. Bugün ikisi de dünyayı tamamen yok etme yeteneğine sahip iki güç, tarihte ilk kez, doğrudan karşı karşıya geliyor. Peki bu güce sahip iki lider, “bu sorunu çözmeliyiz” diyebilecek kadar akıllılar mı? Ki iki tarafın da kesinlikle bunu demeye ihtiyacı var. İki devlet adamı da gerçekten akıllı olsalardı, “biz ikimiz, insanlığın geleceği için en büyük tehdidiz” derlerdi.
ZEIT: Joe Biden ve Xi Jinping bu bilgeliğe sahipler mi?
Kissinger: Joe Biden’ı kırk yılı aşkın süredir tanıyorum ve siyasi geleceği Çin’le ilişkilere bir çözüm bulup bulamayacağına veya bulmak için en azından çabalamasına bağlı. Xi bunu diyebilir, evet yapabilirdi, ama bu yapacağı anlamına gelmiyor. Ancak bir şeyler yapılması gerekiyor, çünkü kriz tırmanmaya devam ederse Birinci Dünya Savaşı öncesine benzer bir duruma geleceğiz. İşte o zaman bazı saçma olaylar krizin önü alınamaz şekilde tırmanmasına yol açacaktır.
ZEIT: Yapay zekâ üzerine kitabınız seneye mi basılacak?
Kissinger: Şu anda üzerinde çalışıyorum. Eski Google CEO’su Eric Schmidt ile birlikte çalışıyoruz, kendisi teknoloji alanında bilgi sahibidir. Bu arada süremiz doldu. (Gülüyor) Ama yine de birkaç soruya daha cevap vereceğim. (Kissinger hiç yorgun görünmüyor, belli ki sohbetten keyif alıyor)
ZEIT: Bay Kissinger, 1938’de ailenizle birlikte Nazilerden, Almanya’dan, kaçmak zorunda kaldınız. Bir keresinde ailenize yapılan onca şeye rağmen Almanya’ya karşı hiçbir kin beslemediğinizi söylemiştiniz. Nazi döneminden sonra mı Almanya ile barıştınız?
Kissinger: Evet. Haziran’da Avrupa’ya, Londra’ya gideceğim ve ardından büyükbabamın mezarını ziyaret etmek için doğduğum şehir olan Fürth’e (Almanya) gideceğim. Orada bir etkinlik olacak ve belki bu sorunuzun da cevabı olabilir.
ZEIT: Sizin de dostunuz olan Helmut Schmidt gibi bazı Almanlar, Nazi döneminden sonra bir daha Almanlara asla tam anlamıyla güvenmediler. Siz bugünkü Almanya’ya ve Alman demokrasisine güveniyor musunuz?
Kissinger: Alman demokrasisine ve kurumlarına güveniyorum. Ancak Almanya, Avrupalı komşularının aksine kırılmalarla dolu bir tarihe sahip. Almanya’da beraber çalıştığım insanların hepsi Birinci Dünya Savaşı sırasında doğdu. Bugün, farklı bir nesil iktidarda ve tamamen yeni zorluklarla karşı karşıyalar. Onlara güvenmediğimi söylemeyeceğim ama karşı karşıya oldukları zorluklar benzersiz.
ZEIT: Ne gibi zorlukları kastediyorsunuz?
Kissinger: Güvenliğimize yönelik yeni tehditlerle başa çıkmak için stratejiler geliştirmemiz gerektiğini daha önce söylemiştim. Buna yönelik sorulardan biri Atlantik topluluğunun nasıl bir rol oynayacağı olacaktır. Avrupa ve ABD birlikte mi hareket edecekler yoksa farklı yaklaşımlar mı izleyecekler? Ben Avrupalılar için özerkliği savunuyorum.
ZEIT: Gerçekten mi? Neden?
Kissinger: Atlantik çerçevesinde özerklik, evet. Çünkü Avrupa ülkeleri ABD’nin ortağı olurlarsa, dünyadaki rolleri hakkında kendi konseptlerini ve fikirlerini geliştiremezler. Yalnızca böylesine samimi şekilde milli bir bakış açısına sahip olanlar fedakârlık yapmaya istekli olacaktır. Almanya savaş sonrası dönemde hiçbir zaman, Fransa ve İngiltere’nin aksine, böyle bir fedakârlık göreviyle karşı karşıya kalmadı. O yüzden de şu anda Almanya’daki gelişmeler son derece önemlidir.
ZEIT: Olaf Scholz’un bahsettiği “milat” hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kissinger: Eskiden Alman kabinesindeki bütün bakanları tanıyordum, hatta çoğunu şahsen tanıyordum. Bugün ise hepsi, benim için yeni insanlar.
ZEIT: Olaf Scholz ile tanıştınız mı?
Kissinger: Evet. O zamanlar Hamburg Belediye Başkanıydı. Ondan hoşlanıyordum ama o zamanlar bir gün şansölye olup olmayacağını düşünmemiştim. Onun hakkında iyi şeyler duyuyorum. Kendisi ve bakanları benzersiz bir görevle karşı karşıyalar, Atlantik birliğini tehlikeye atmadan Amerika ile ilişkilerinde daha fazla özerklik için çaba göstermeliler. Bu dengeyi bulmak son derece zordur.
“Gerçekleşmemiş hedeflerim yüzünden kendimi üzmüyorum”
ZEIT: Az önce Almanya’yla ve ZEIT ile, her zaman yakın temaslarınız olduğundan bahsettiniz.
Kissinger: ZEIT’in redaksiyon toplantısına davet edilmem ve alkışlarla karşılanmam çok etkileyiciydi. Hatırlıyor musunuz?
ZEIT: Evet, iyi hatırlıyorum. Temmuz 2006 tarihindeydi. Her şeyden önce ZEIT’in uzun süre boyunca baş editörü ve yayıncısı olan Marion Gräfin Dönhöff ile yakın arkadaştınız. Sizin için bu ne ifade ediyordu? Arkadaşlığınızın nasıl bir önemi vardı?
Kissinger: Marion olağanüstü biriydi, nadiren karşılaşabileceğiniz bir insandı. Prensiplerine, Prusya değerlerine olan bağlılığına hayrandım. Ancak bu Prusya değerlerini, demokratik inançlarıyla birleştirmeyi başardı. Bu olağanüstüydü.
ZEIT: Hamburg’da Dönhöff’ü ziyaret ettiğinizde Helmut Schmidt de sık sık bulunuyordu.
Kissinger: Doğru.
ZEIT: Schmidt’le ilişkiniz nasıldı?
Kissinger: İkimiz de birbirimizden bağımsız şekilde nükleer savaşın dünya için yeni bir gerçeklik olacağı ve dayanılmaz sonuçları olacağı kanısına çok erken vardık. O sırada Harvard’daydım ve Foreign Affairs dergisine bununla ilgili bir makale yazmıştım. Schmidt ile bundan kısa bir süre sonra Hamburg’da savaşın bitiminden hemen sonra, muhtemelen 1956 veya 1957’de, Almanya’ya yaptığım ilk ziyarette tanıştım.
ZEIT: Gräfin Dönhöff ve Schmidt ile ne hakkında konuştunuz? Her zaman siyaset mi konuştunuz yoksa kişisel meselelerle ilgili de konuştunuz mu?
Kissinger: Ölümünden kısa bir süre önce Dönhöff’ün evinde küçük bir grup yemeğine davet edildim. Öleceğini biliyorduk ve tabii kendisi de biliyordu… (çok uzun bir sessizlik. Kissinger yutkundu ve boğazını temizledi sonrasında sesini yeniden buldu, öncesine göre sesi biraz daha boğuk geliyor.) Ama ölümü hakkında hiç konuşmadı, her şey her zamanki gibi olmalıydı.
ZEIT: Henry Kissinger, uzun yaşamınıza dönüp baktığınızda neyi farklı yapmak isterdiniz?
Kissinger: Gerçekleşmemiş hedeflerim yüzünden kendimi üzmüyorum. (Gülüyor) Elimden geleni yaptım ve şimdi yapılması gerekenleri de anlattım. Daha fazla katkıda bulunamam, yine de çözümlerin başlangıcına katkıda bulunabilirim.
ZEIT: Hala eskisi kadar çalışıyor musunuz?
Kissinger: Evet, günde on beş saat çalışıyorum. Buradaki asistanlarım da size anlatabilir. (Gülüyor)
ZEIT: 2015’de Hamburg’da St. Michael Kilisesi’nde Helmut Schmidt için Almanca bir ağıt okudunuz. Orada Schmidt’in suçlu olduğundan bahsetmiştiniz. Ne demek istediniz?
Kissinger: Helmut Schmidt savaşın içindeydi, Nazi rejimi sırasında Almanya’da yaşıyordu ve o dönemde herhangi bir şekilde destek vermeden bu düzende hayatta kalamazdınız. Ama Schmidt’e yalnızca büyük saygı duyuyorum.
ZEIT: Onun bir politikacı, şansölye olarak bulunduğu zamanı kastetmemiş miydiniz?
Kissinger: Hayır! İç siyasetini detaylı olarak takip etmedim ancak bu bağlamda asla suçluluktan bahsetmem.
ZEIT: Onu suçladınız mı?
Kissinger: Bakın, yalnızca ahlak ve insan eylemleri üzerine uzun bir konuşma yapabiliriz. Sınırlı bir süre içinde uzun vadeli çözümler üzerinde çalışmak zorunda olmak, her devlet adamının ikilemidir. Mutlak prensiplerinde sürekli ısrar ederse toplumun imkanlarını alt üst eder, toplumu radikalleştirir. Toplumu destekleyemiyorsa, geleceğe de hazırlayamayacaktır. Bu ikilemle başa çıkmak ve dengeyi bulmak zordur.
“Dünya çok çalkantılı olacak”
ZEIT: Görevde olduğunuz süre boyunca Amerika’nın ulusal çıkarları ile demokratik bir toplumun değerleri arasındaki dengeyi bulabildiniz mi?
Kissinger: O zamanki şartlar altında, evet.
ZEIT: Örneğin insan hakları gibi ABD’nin demokratik değerleri için daha fazlasını yapmalı mıydınız?
Kissinger: Bunu yargılayacak olan ben değilim. Ama sonuç olarak söyleyebilirim ki, insan haklarını savunmanın diğer zorunluluklarla uyumlu olduğu fırsatları değerlendirdim. Ama elbette insanlar geçmiş hakkında istediklerini söyleyebilirler.
ZEIT: Pek çok eleştirmen, Vietnam Savaşı sırasında Kamboçya’nın bombalanmasındaki rolünüz nedeniyle sizi savaş suçlusu olarak görüyorlar. Bu sizi hala rahatsız ediyor mu?
Kissinger: Evet, ama bu her şeyden önce medya çalışanlarını rahatsız etmeli…
ZEIT: Neden?
Kissinger: Böyle bir propaganda nasıl olabilir… (lafını keserek) Bunun hakkında konuşmak istemiyorum, kendimi savunmak zorunda değilim. Ve bu konuşmamız Kamboçya konusuyla biterse çok üzülürüm…
ZEIT: Başka sorularımız var…
Kissinger: Beni savaş suçlusu olarak görmek, konunun özüne inmeden tartışmanın kolay bir yoluydu. O yüzden bu soruya, bu suçlamaya genellikle hiç cevap vermedim. Beni rahatsız ediyor mu, evet tabii ki beni rahatsız ediyor.
ZEIT: Bugün Vietnam’daki savaşa ve Kamboçya’ya yapılan saldırılara dönüp baktığınızda, farklı yapmam gerekirdi diyeceğiniz bir şey görmüyor musunuz?
Kissinger: Komşu bir ülkenin sınırlarının hemen ötesinde gerilla üslerine müsamaha gösterilen bir gerilla savaşı söyleyin bana! Bir örnek verin! Hava saldırımızda neredeyse hiç sivil kaybı olmadı çünkü Kamboçya’da saldırdığımız bölgelerde neredeyse hiç insan yaşamıyordu.
ZEIT: Kamboçya o dönemde tarafsızdı. Tarafsız bir ülkeye saldırmanın meşru olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Kissinger: Özetle, tarafsız bir ülkeye saldırmanın meşru olduğunu düşünmüyorum. Ancak topraklarında Güney Vietnam’ın ve orada konuşlanmış ABD birliklerinin saldırıya uğradığı askeri üslerin bulunduğu bir ülkeye saldırmanın meşru olduğunu düşündüm ve hala da düşünüyorum. Durum bundan ibaretti, bunların hepsi iyi şekilde belgelendi.
ZEIT: Neredeyse bundan yüz yıl öncesine uzanıyorsunuz. Korkunç bir yüzyılda, 20.yüzyılda yaşadınız. İleriye, geleceğe baktığınızda her şeyden önce endişeli misiniz? Yoksa güven ve umut için sebep görüyor musunuz?
Kissinger: Uğraştığımız sorunların çözülebilir olduğu konusunda iyimserim. Ama bunlar acil sorunlar ve kendimize acımayı politikamızın yol gösterici ilkesi haline getirirsek onlarla ilgilenemeyiz. Yapay zekâ, tahmin ettiğim gibi, makineler ve insanlar arasında bir diyaloğa dönüşürse bu her şeyi değiştirir. Aydınlanma Çağı’nda da benzer sorunlarla uğraşıldı, ancak Kant ve Leibniz’in felsefi kavramlarını geliştirmeleri üç yüz yıl sürdü. Yaşayacak bir yüz yılım daha olsaydı, böyle insanlar bulmaya çalışırdım.
ZEIT: Yapay zekâ çağı için bir Immanuel Kant mı?
Kissinger: Kesinlikle.
ZEIT: Bu rolü doldurabilecek birini görüyor musunuz?
Kissinger: Şu anda değil. Ancak Aydınlanma öncesi dönem de karanlık bir dönemdi, Otuz Yıl Savaşlarını düşünün. Yani evet, dünya çok çalkantılı olacak.
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı











