Diplomasi
Konu NATO’nun genişlemesi… Erdoğan: Siyaset yapıyoruz

Rusya’nın Ukrayna müdahalesi sonrası NATO’ya katılma kararı alan İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine karşılık Ak Parti hükümeti, seçimlerde elini güçlendirecek “koz” istiyor.
NATO’nun İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girişi konusunda Ankara’ya basıncı arttı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçen haftaki ziyaretinin ardından bu hafta İsveç’in yeni Başbakanı Ulf Kristersson Türkiye’ye geldi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve diğer yetkililerle görüşen Kristersson’un gündemi ülkesinin NATO üyeliğine yönelik ambargonun kaldırılması vardı.
İsveç ve Finlandiya, 18 Mayıs’ta NATO’ya resmi üyelik başvurusunu yaptı. Türkiye iki ülkenin PKK ve FETÖ’ye ev sahipliği yaptığı gerekçesiyle üyelikleri onaylamayacağını açıkladı. Ancak 28-29 Haziran’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Madrid Zirvesi’nde NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in katılımıyla Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında toplantı yapıldı. Toplantıda üç ülke bir mutabakat muhtırası imzaladı. Muhtıraya göre, İsveç ve Finlandiya, “PKK, PYD/YPG ve FETÖ gibi örgütlere destek vermeyeceğini”, Türkiye ile teröre karşı mücadelede iş birliği yapacağını ve silah ambargolarını kaldıracağını taahhüt etti. Muhtıradan sonra NATO Zirvesi’nde iki ülkenin Birlik’e katılım başvuruları kabul edildi. Ancak NATO üyesi 30 ülkenin de söz konusu kararı ulusal meclislerinden geçirmeleri gerekiyordu. Bugüne kadar Türkiye ve Macaristan dışında diğer 28 ülke yasal süreci tamamladı. Macaristan yetkilileri de yıl sonuna kadar onay vereceklerini açıkladı. Türkiye ise özellikle İsveç’in mutabakat muhtırasında alınan kararları uygulamada görmek istediğini duyurdu.
Peş peşe ziyaret
NATO ve İsveç ise TBMM’deki oylamanın yıl sonuna bırakılması durumunda Türkiye’deki seçimlerin de araya girmesiyle sürenin uzamasından endişe ediyor. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesinde “Finlandiya ve İsveç, Türkiye ile anlaşmalarındaki taahhütleri yerine getiriyorlar. Bütün güvenlik endişelerinizi giderecekler. Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım” demişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşen İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da düzenledikleri ortak basın toplantısında “Bu ittifaka katılmak gerçekten bizim için hayati derecede önem taşıyan bir güvenlik meselesi. Çünkü Avrupa’nın bizim yakınımızda olan kısmında da Rusya’nın Ukrayna’yı gayrimeşru bir şekilde işgal etmesi sebebiyle bir güvenlik tehdidi söz konusu” ifadeleri kullandı.
Kristersson, İsveç’in PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul ettiğini, Türkiye’ye vermiş olduğu tüm taahhütlere riayet edeceğini ve üçlü muhtırayı da tam olarak uygulayacağız söyledi: “Muhtıranın önemli bir kısmını tamamladık diye düşünüyorum. Bazılarını halen yapma aşamasındayız. Özellikle terörle mücadele mevzuatı konusunda bu senenin sonunda ve gelecek senenin başında çok büyük adımlar atacağız. Bu da aslına bakarsanız, İsveç’te yasal otoritelere terörle mücadelede kas gücü sağlamış olacak. Bu da şu anlama geliyor: Terör faaliyetleri ister İsveç’i ister Türkiye’yi hedefliyor olsun, bunları eşit derecede ciddiye alarak bunlara karşı mücadele veriyor olacağız.”
Erdoğan’ın mesajları
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise özetle şu mesajları verdi:
- Türkiye, NATO’nun açık kapı politikasının her daim güçlü destekçisi olmuştur.
- İsveç ve Finlandiya’nın katılım müzakerelerinin başlatılmasına da bu yaklaşım doğrultusunda onay verdik.
- İsveç’in, 200 senelik askeri ittifaklara katılmama politikasına son vermeye iten güvenlik kaygılarını anlayışla karşılıyoruz.
- Türkiye PKK, PYD, YPG, FETÖ, DHKP-C ve DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadele ediyor.
- İsveç kendi güvenliği için NATO üyeliğini istiyor, biz de kendi güvenlik kaygılarımızın giderilmesine destek olan bir İsveç görmek istiyoruz.
- Yeni İsveç hükümetinin üçlü muhtırayı uygulama yönündeki taahhütlerinden memnuniyet duyduk.
- Savunma sanayiinde ülkemize uygulanan kısıtlamaların kaldırılması olumlu bir adımı teşkil etti.
- PKK, PYD, YPG, FETÖ ve DHKP-C terör örgütlerinin İsveç’in demokratik ortamını istismar etmesi muhakkak engellenmelidir.
- Üçlü muhtıranın bir bütün olarak eksiksiz uygulanmasının akabinde İsveç’in NATO üyeliğinin gerçekleşmesi samimi temennimizdir.
Keneş’in iadesini istedi
İsveçli bir gazetecinin “Üçlü muhtırada İsveç’in gerçekleştirmediği taahhüdün ne olduğu ve Türkiye’nin İsveç’ten kaç kişiyi iade etmesini talep ettiği” sorusu üzerine Erdoğan, rakamların önemli olmadığını ancak dört suçlunun iadesi hakkında İsveç’in işlem yaptığı bilgisini verdi. Erdoğan, İsveç’te görüntülenen FETÖ’nün eski yayın organı Today’s Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş’in ismini vererek “Mesela bu teröristin Türkiye’ye deport edilmesi bizler için büyük önem arz ediyor ve bununla alakalı olarak da biz tabii İsveç’in daha hassas davranmasını istiyoruz” dedi.
Erdoğan’ın isim vererek yaptığı açıklama İsveç basınının da gündemindeydi. Türkiye uzmanlarının basına yaptığı değerlendirmelerin ortak noktası ise, İsveç yasalarının Keneş’in iadesine imkan vermediği yönünde. Keneş’in FETÖ’nün (İsveç basını Gülen Hareketi ifadesini kullanıyor.) tanınan bir destekçisi olduğunu ancak İsveç’in FETÖ’yü terör örgütü olarak görmediği ifade ediliyor. Türkiye’deki terör ve terörist tanımıyla İsveç’in aynı terimlere yönelik yasal tanımlarının arasında fark olduğunu hatırlatan uzmanlar, İsveç’in yeni yılda yürürlüğe girerek terör yasasında bile PKK gibi bir örgüte sempati duymanın ve bunu ifade etmenin yasadışı olmadığına dikkat çekiyor.
‘Seçim var, siyaset yapıyoruz’
Erdoğan’ın açıklamalarının tartışılan bir yönü de iki ülkenin NATO’ya katılımı meselesini Türkiye’deki seçim süreciyle birlikte ele alması oldu: “Şu anda gerek İsveç, gerek Finlandiya, buranın caddelerinde biz bu teröristlerin ellerinde paçavralarla, terörist başının paçavralarıyla dolaşmalarını, benim vatandaşım, benim halkım gördüğü zaman hesabını bize soruyor. ‘Bunları görmüyor musunuz’ diyorlar, televizyon ekranlarında devamlı bunlar dönüyor. Biz tabii vatandaşımıza ‘hayır’ diyemeyiz. Bizim siyaset yaptığımızı da özellikle bilmeniz lazım. 7 ay sonra seçim var. (…) Birçok Avrupa Birliği üyesi ülkelerde maalesef bu teröristler şu anda cirit atıyor (…) Bu konuda ben değerli dostum Kristersson’un şu an itibarıyla beni anlayacağına inanıyorum ama önümüzde tabii temmuz ayına kadar bir süre var ve bir diğer taraftan da özellikle haziran ayında tabii Türkiye’de bir seçim söz konusu. Gerek cumhurbaşkanlığı seçimi, gerek parlamento seçimi, bu seçimlere de tabii hazırlanırken bizim halkımızın karşısına çok rahat çıkabilmemiz lazım. Bunları da değerli dostumla paylaştık, görüştük, konuştuk, ona göre de tabii adımlarımızı atacağız.”
Tutarsızlık
Erdoğan’ın açıklamaları, Ak Parti’nin dış politikada uzun zamandır izlediği pazarlık taktiğinde, verdiklerine (NATO’nun genişlemesine onay) karşılık almak istediklerini (FETÖ ve PKK’nın Avrupa desteğinin kesilmesi) açık bir biçimde ortaya koyuyor. Ancak ilk kez seçim süreci, bu pazarlıkta açık bir biçimde en yetkili ağızdan gündeme getirilmiş oldu. Açık yazmak lazım: Zaten kendi içinde çelişki barındıran bir pazarlık sürecinde ilk kez resmi olarak Türkiye’nin menfaati bir partinin menfaatiyle eşdeğer tutuldu.
Pazarlığın kendisinin başlıca çelişki olması ise Ak Parti’nin özellikle ABD’nin Türkiye için tehdit olduğunu beyan etmesiyle ilgili. Hem Cumhurbaşkanı hem Dışişleri Bakanı, ABD’nin Yunanistan’da yaptığı askeri yığınağın Türkiye’yi hedef aldığını bir kaç kez ilan etti. Bu durumda Ak Parti, Türkiye’yi hedef alan ABD’nin başını çektiği NATO’nun genişlemesine, karşılığında aldığı/alacağı birkaç tavizle -ki bu tavizlerin seçim sürecinde Ak Parti’nin elini güçlendirmesi arzu ediliyor- “evet” demiş oluyor.
Diplomasi
BP net kârını Ortadoğu’daki savaşla ikiye katladı

İngiliz enerji devi BP, Ortadoğu’daki savaşın petrol ve doğalgaz piyasalarını sarsmasıyla ikinci çeyrek net kârını iki katından fazla artırdı. Şirket, nisan-haziran döneminde 3,91 milyar dolar net kâr elde ederken Kuzey Denizi’ndeki varlıklarını ve ABD’deki biyogaz işini satmayı planladığını duyurdu. ABD-İran savaşıyla fosil yakıt fiyatlarının yükselmesi, Batılı beş büyük enerji devinin toplam kârını 47 milyar dolara yaklaştırdı.
İngiliz enerji devi BP, nisan-haziran dönemini kapsayan ikinci çeyrekte net kârını iki katından fazla artırarak 3,91 milyar dolara çıkardığını duyurdu.
Şirket, geçen yılın aynı döneminde 1,62 milyar dolar net kâr açıklamıştı. Fosil yakıt fiyatlarının yıllık bazda keskin yükseliş kaydetmesi, BP’nin mali sonuçlarına doğrudan yansıdı.
ABD ile İran arasındaki savaşın etkisiyle kazançlarını katlayan Batılı en büyük beş enerji şirketi BP, Chevron, ExxonMobil, Shell ve TotalEnergies, ikinci çeyrekte toplam yaklaşık 47 milyar dolar net kâr bildirdi.
Nisan ayında göreve gelen BP Üst Yöneticisi (CEO) Meg O’Neill, bilanço açıklamasında son finansal dönemin “küresel enerji piyasasındaki en çalkantılı dönemlerden biri olarak kaydedildiğini” belirtti.
Dünya genelindeki enerji devleri, Ortadoğu’daki savaşa dair son haberlerle petrol ve doğalgaz vadeli işlem sözleşmelerinin sert dalgalanmalar yaşamasından ve ticaret hacimlerinden yüksek kazanç sağlıyor.
Küresel fosil yakıt arzındaki aksamalarla birlikte BP’nin toplam geliri ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 47 artarak 70 milyar dolara ulaştı.
Performansı son yıllarda rakiplerinin gerisinde kalan BP, O’Neill’ın atanması öncesinde temiz enerji yatırımlarında kesintiye gitmiş ve daha kârlı olan petrol ile doğalgaz faaliyetlerine yeniden ağırlık vermeye başlamıştı.
Ancak şirket, İngiltere’deki Kuzey Denizi operasyonlarını bu geleceğin parçası olarak görmüyor. Cuma günü yapılan duyuruda, Kuzey Denizi’ndeki işlerin satılmasının planlandığı bildirilmişti.
O’Neill, bilançoyla birlikte yaptığı açıklamada, “Potansiyelimizin tamamını kullanamıyoruz. Son birkaç yıldaki performansımız, hissedarlarımızın beklentilerini bir kenara bırakın, kendi beklentilerimizi bile karşılamadı” ifadelerini kullandı.
Salı günü çeyreklik temettü ödemesini yüzde 4 artıracağını duyuran BP’nin hisseleri, bilanço açıklamasının ardından Londra piyasasındaki ilk işlemlerde yüzde 0,5 değer kazandı.
Şirket, belirli kalemleri dışarıda bırakan temel kâr göstergesinin de beklentileri aşarak iki katından fazla artışla 5,7 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.
Bilanço yapısını güçlendirme konusunda iyi bir ilerleme kaydettiklerini belirten O’Neill, şu bilgileri verdi:
“Son haftalarda Almanya’daki Gelsenkirchen rafinerimizi sattık, Avusturya’daki perakende işimizi satmak için anlaşmaya vardık ve İngiltere’deki Kuzey Denizi faaliyetlerimizi satma niyetimizi duyurduk. Bugün ise ABD’deki biyogaz şirketimiz Archaea’yı satma niyetimizi açıklıyoruz.”
O’Neill, şirketi son dönemde yaşanan iç çalkantılardan uzaklaştırmayı da hedefliyor.
BP, nisan ayındaki yıllık genel kurul toplantısında yatırımcıların iklim raporlama gerekliliklerini azaltacak karar tasarısını reddetmesiyle hissedar tepkisiyle karşılaşmıştı.
Bu gelişmeden bir ay sonra şirket, kurumsal yönetim standartları, denetim ve yürütülen faaliyetlere ilişkin “ciddi endişeleri” gerekçe göstererek BP Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’u beklenmedik şekilde görevden aldı. Manifold ise hakkındaki suçlamaları reddetti.
ExxonMobil’de 23 yıl görev yapan ve daha önce Avustralyalı Woodside Energy grubunu yöneten Amerikalı O’Neill, BP’nin 117 yıllık tarihinde dışarıdan atanan ilk CEO oldu.
O’Neill, görevde iki yıldan az bir süre kaldıktan sonra istifa eden Murray Auchincloss’un yerini almıştı.
Diplomasi
AstraZeneca-Bristol Myers birleşme görüşmeleri şaşkınlık yarattı

AstraZeneca hisseleri, şirketin Bristol Myers Squibb ile olası bir birleşme konusunda görüşmeler yaptığına dair haberlerin ardından %7’ye varan bir düşüş yaşadı.
Analistler, bu anlaşmanın ilaç sektörünün en güçlü büyüme hikayelerinden biri için şaşırtıcı bir stratejik hamle olacağını belirtti.
Anlaşma gerçekleşirse, şirketlerin toplam değeri yaklaşık 400 milyar dolara ulaşabilir ve bu, tarihteki en büyük ilaç sektörü birleşmeleri arasında yer alabilir.
Görüşmelerin ayrıntıları henüz netleşmemiş ve kaynaklar Financial Times’a (FT) bir anlaşmanın “asla gerçekleşmeyebileceğini” belirtmiş olsa da, analistler, güçlü ilaç geliştirme portföyü sayesinde CEO Pascal Soriot yönetiminde piyasa değeri hızla artan AstraZeneca’nın neden böyle bir işlemi peşinde olduğunu sorguladılar.
Londra Borsası’nda işlem gören AstraZeneca hisseleri son olarak %4,7 düşüşle işlem gördü ve büyük ölçüde yatay seyreden İngiltere’nin önemli endeksi FTSE 100 üzerinde baskı yarattı.
Bristol Myers hisseleri ise ABD piyasa açılış öncesi işlemlerde %6 değer kazandı.
Pazartesi günkü işlem seansına girerken, AstraZeneca’nın piyasa değeri 264 milyar dolardı.
Bu rakam, şirketin sağlam bir yeni ilaç portföyü geliştirmesiyle birlikte, son on yılda ve CEO Pascal Soriot’un 2012’de göreve gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde yükseldi.
Şirket, geçen yılki 58,7 milyar dolardan 2030 yılına kadar 80 milyar dolarlık satış hedefliyor.
Bristol Myers’ın piyasa değeri yaklaşık 133 milyar dolar ve şirket birçok ilacın tekel hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Patentlerin süresi doldukça ve kan inceltici Eliquis ile kanser ilacı Opdivo gibi en çok satan ilaçlar jenerik ilaçlarla rekabet etmeye başladıkça, şirketin büyüme oranının gelecek yıldan itibaren düşüş göstermesi bekleniyor.
Analistler, hem haberin kendisi hem de zamanlaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Jefferies analistleri pazartesi sabahı yaptıkları açıklamada şunları söyledi:
“AZ’nin büyüme ve inovasyon profilinin gücü göz önüne alındığında, biraz şaşkın durumdayız. Elbette finansal değer artışı iyi görünebilir ve belki de daha fazla nakit akışı, daha fazla Ar-Ge’ye olanak sağlayabilir. Fakat finansal mühendisliğe ihtiyaç duymayan bir şirket varsa, o da AZ’dir.”
RBC Capital Markets analistleri, Bristol Myers’ın yeni kan inceltici ilacı milvexian için önemli klinik deneme sonuçlarının açıklanmasının yaklaştığını ve şizofreni ilacı Cobenfy’nin kullanım alanının genişletilmesinin de iki şirket arasındaki ürün yelpazesi sinerjisini belirsiz hale getirdiğini belirtti.
Birleşme görüşmelerinin ardındaki gerekçelerden biri, AstraZeneca’nın bu yılın başlarında önceki ADR programının yerine New York Borsası’nda doğrudan halka arz işlemini tamamlamasının ardından, kilit öneme sahip ABD pazarına daha fazla yaklaşma yönündeki stratejik isteği olabilir.
AstraZeneca’nın 2026 yılının ilk yarısındaki toplam satışlarının %42’sini ABD satışları oluşturdu ve şirket, büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için açıkça ABD pazarını hedefliyor.
Öte yandan, New Jersey’nin Princeton kentinde bulunan Bristol Myers Squibb, son çeyrekte gelirlerinin %69’unu ABD pazarından elde etti.
Jefferies, odak noktasının muhtemelen daha da büyük bir onkoloji devi oluşturma potansiyeli üzerinde olacağını ve AstraZeneca ile Bristol Myers’ın birleşik kanser ilacı portföyünün sektördeki en geniş portföy olmasının, potansiyel olarak antitröst incelemesine yol açabileceğini belirtti.
Şirketlerin onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar ve immünoloji alanlarında çakışmalar olsa da, ürün geliştirme programları büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı nitelikte.
AstraZeneca katı tümörlerde daha güçlüyken, Bristol Myers Squibb ise kan kanserleri ve hücre tedavilerine daha fazla odaklanıyor.
Citi analistleri, birleşme görüşmeleriyle ilgili haberlerin doğru olması halinde, AstraZeneca’nın “sınıfının en iyisi” ürün yelpazesi göz önüne alındığında bunun bir “sürpriz” olacağını belirtti.
Bununla birlikte AstraZeneca, bir kalp hastalığı ilacına yönelik geç aşama klinik denemenin bu ayın başlarında hedefine ulaşamaması nedeniyle nadir görülen bir aksilik yaşadı.
Sonuçlar açıklanmadan önce yönetimin sergilediği güven göz önüne alındığında, bu durum yönetimin güvenilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğurdu.
Buna rağmen çoğu analist, 80 milyar dolarlık satış hedefinin on yılın sonuna kadar ulaşılabilir olduğunu düşünmeye devam ediyor.
Diplomasi
Zelenskiy büyükelçilere talimatı verdi: Herkes ülkeye silah getirecek

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, diplomatik misyon şefleriyle yaptığı yıllık toplantıda büyükelçilerin performansının artık sağladıkları askeri ve finansal desteğe göre ölçüleceğini açıkladı. Büyükelçilere bulundukları ülkelerden silah ve hava savunma füzesi temin etme talimatı veren Zelenskiy, Avrupa ortaklığıyla yürütülen FREYJA füze projesinin ve Drone Deal girişiminin yeni ayrıntılarını paylaştı
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkenin dış diplomatik misyon şefleriyle gerçekleştirdiği yıllık toplantıda diplomasi anlayışında radikal bir değişime gidildiğini duyurdu.
Euractiv’in haberine göre Zelenskiy, büyükelçilerin başarısını belirleyen temel ölçütün bundan böyle Ukrayna’ya sağladıkları silah miktarı olacağını açıkladı.
Büyükelçilere protokol işlemlerini bir kenara bırakıp somut askeri yardıma odaklanmaları talimatını veren Zelenskiy, her diplomatın görev yaptığı ülkeden silah getirmesi ve hava savunma füzelerinin nereden tedarik edilebileceğini tam olarak bilmesi gerektiğini vurguladı.
Zelenskiy, büyükelçiliklerin performans göstergelerinin askeri teslimatlar ve finansal destek ekseninde yeniden yazılması çağrısında bulundu.
Askeri teçhizat ve savunma teknolojisi tedarikinin yalnızca askeri ateşelerin görevi olmadığını belirten Zelenskiy, bu sürecin doğrudan büyükelçilerin kendi diplomatik sorumluluğu haline geldiğini ifade etti.
Zelenskiy, diplomatik başarının düzenlenen toplantı sayıları veya sosyal medyadaki beğeni oranlarıyla değil; temin edilen silahlar, finansal kaynaklar ve alınan siyasi kararlarla ölçüleceğinin altını çizdi.
Konuşmasında Ukrayna’nın planlanan Avrupa anti-balistik füze projesi FREYJA hakkında da yeni ayrıntılar paylaşan Zelenskiy, bu çalışmayı ülkenin en iddialı fikirlerinden biri olarak tanımladı.
Tasarlanan girişim kapsamında Ukrayna, önleyici füze ile fırlatma sistemlerini üretecek; Avrupalı ortaklar ise radar, sensör ve diğer kritik teknolojileri sağlayacak.
Zelenskiy, şimdiden 10 ülkenin ve 12 savunma şirketinin katıldığı projenin yeni ortaklara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.
Kiev yönetiminin Drone Deal (İHA Anlaşması) girişimini de hızlandırdığını aktaran Ukrayna lideri, şu ana kadar dokuz ülkeyle anlaşma imzalandığını, 15 ülkeyle ise müzakerelerin devam ettiğini açıkladı.
Zelenskiy, oluşturulan bu çerçevenin Ukrayna savunma sanayisine her yıl düzenli finansman sağlayacağını, partner ülkelerin ise Ukrayna’nın muharebe sahasında test edilmiş teknolojilerine erişim elde ederek kendi güvenliklerini güçlendireceğini belirtti.
Güvenlik bürokrasisinde yeni atamalar
Zelenskiy, kabinede gerçekleştirdiği son revizyonun ardından güvenlik bürokrasisine yapılan iki yeni atamayı da duyurdu.
Eski Savunma Bakanı Rustem Umerov’un Ukrayna Dış İstihbarat Servisinin başına getirildiğini açıklayan Zelenskiy, bu görevlendirmenin diplomasiyi, savunma işbirliğini ve kilit ortaklarla yürütülen müzakereleri daha iyi koordine etmeyi sağlayacağını ifade etti.
Ukrayna Devlet Başkanı, İgor Klimenko’yu ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyinin yeni sekreteri olarak atadı. Konseyin, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’nın direnç kabiliyetini koordine etmede daha büyük bir rol oynaması bekleniyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı










