Bizi Takip Edin

Amerika

Küba’da kapsamlı piyasa reformları parlamentoda

Yayınlanma

Küba hükümeti, ülkede kapsamlı bir iktisadi dönüşüm sürecini zorlayacak piyasa reformları programını parlamento gündemine getirdi.

Küba Komünist Partisi’nin (PCC) merkezi yayın organı Granma’da yer alan habere göre, ülkenin geleceği açısından hayati önem taşıyan iktisadi ve sosyal dönüşüm önerilerini değerlendirmek üzere, Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin (ANPP) 10. Yasama Dönemi’ndeki Üçüncü Olağanüstü Oturumu toplandı.

Raúl Castro Ruz’un yanı sıra Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez de oturuma katıldı.

Reform paketi hakkındaki raporu hükümet adına PCC Siyasi Büro üyesi ve Başbakan Manuel Marrero Cruz sundu.

Cruz, “sosyalizmden vazgeçmeden Devrim’in kazanımlarını korumak amacıyla” tasarlanan, Küba iktisadi ve sosyal modelindeki stratejik öneme sahip dönüşümleri sundu.

Konuşması sırasında Başbakan, mevcut durumu ABD hükümeti tarafından uygulanan ağır yaptırımlarla ilişkilendirdi.

Ayrıca, ülkenin kendi hatalarını ve eksikliklerini hiçbir zaman inkar etmediğini kabul etmekle birlikte, bu faktörlerin toplamının, 2011’deki Altıncı Parti Kongresi’nden bu yana onaylanan reformların uygulanması üzerinde sürekli bir etki yarattığını vurguladı.

Başbakan Cruz, Fidel Castro’nun düşüncesine dayanan dönüşümleri duyurdu. Castro’nun, 1993 yılında “Özel Dönem”in doruk noktasında, “Hayat, gerçeklik ve dünyanın yaşadığı dramatik durum —bu tek kutuplu dünya— bizi, sermaye ve teknolojiye sahip olsaydık asla yapmayacağımız şeyleri yapmaya zorluyor,” dediğini hatırlattı.

Önerilerin “vazgeçilmez olanı korumak için gerekli olanı yapmak” ilkesinden yola çıktığını savunan Başbakan, önlemler arasında, tüm iktisadi aktörlerin eşit şartlarda katılımının genişletilmesi, yabancı yatırımın teşvik edilmesi ve kaynak tahsisi aracı olarak piyasa mekanizmalarının benimsenmesinin yer aldığını vurguladı.

aşbakan, bu adımların bir teslimiyet değil, kalkınma araçlarının ülkenin kendine özgü koşullarına uyarlanması olduğunu savundu.

Başbakan, iktisadi ve sosyal modelin güncellenmesine öncülük eden Raúl Castro’nun ortaya koyduğu kılavuz ilkeleri de hatırlattı: “dogmatik olmamak veya değişime direnmemek, sosyalizm ile eşitlikçilik arasındaki mekanik bağı ortadan kaldırmak ve sosyalist planlamanın piyasa kurallarını dışlamadığını, aksine bunları bünyesine katması ve düzenlemesi gerektiğini kabul etmek.”

Cruz’a göre parlamentoda tartışılacak reform önerileri, “sosyalist inşadan asla vazgeçmeden, aksine onu korumak için bir koşul olarak, iktisadi canlandırma ve çarpıklıkları düzeltme yönündeki ortak çabanın bir parçası” olarak görülmeli.

Marrero Cruz, 390 öneri alındığını ve bunların %66,7’sinin kabul edildiğini belirtti; geri kalanlar ise uygulama süreci, diğer olumlu değerlendirmeler ve dönüşüm niteliği taşımayan hususlarla ilgiliydi.

Siyasi Büro tarafından yürütülen dönüşüm önerilerinin analizi sonucunda, belgeye 69 tavsiye dahil edildi.

Reform paketinde, devlet işletmelerinin de diğer iktisadi aktörlerin kurallarına tabi olması öneriliyor. Bundan böyle, diğer iktisadi aktörler için onaylanan her şey sosyalist devlet işletmeleri için de geçerli olacak

Bu kapsamda, işletme sistemi içindeki toptan ve perakende fiyatları onaylama yetkisi “ademi merkeziyetçi” hale getirilecek. Fiyatlandırmada maliyetler, giderler, piyasa eğilimleri, değer zincirleri ve iktisadi aktörler arasındaki dikey ve yatay ilişkiler dikkate alınacak.

Üst Düzey İşletme Yönetim Kuruluşları (OSDE) ayrıca devlet şirketleri ile küçük ve orta ölçekli işletmeleri kurma yetkisine olacak. OSDE’lere kendi yapılarını tanımlama, idari pozisyonları birleştirme veya hizmetleri dış kaynaklara devretme yetkisi verilecek.

Ayrıca il ve belediye yönetimleri ise yerel devlet şirketlerini kurma, birleştirme veya tasfiye etme yetkisine sahip olacak.

Devlet işletmeleri sistemindeki maaş skalası kaldırılacak ve enflasyon seviyelerini dikkate alan bir asgari ücret belirlenecek.

İşçilerle müzakere edilerek ve sendikanın katılımıyla belirlenen ücret düzeyleri, işletmelerin iktisadi ve mali kapasitesine bağlı olacak.

Devlet bütçesi ile işletme sistemi arasındaki ilişki değişecek. Bu, mali yükün gözden geçirilmesini ve işletmelere verilen sübvansiyonların kaldırılmasını da içeriyor.

Bir başka kritik öneri, sosyalist devlet işletmesinin hukuki yapısının bir anonim şirket veya ortaklık yapısına dönüştürülmesi.

Reform paketi, devlet sektörünün ötesine uzanıyor. Ek reformlar arasında on yıllardır ilk kez özel bankacılığa izin verilmesi, yurtdışında yaşayan Kübalıların yatırımlarına kapıların açılması, genel fiyat tavanlarının kaldırılması ve bakanlık sayısının 27’den 20 ile 21 arasına indirilmesi yer alıyor.

Gayrimenkul işletmelerinin konut birimlerini içeren satış işlemleri gerçekleştirmesine izin de verilecek. “Durum bazında” onaylanmak kaydıyla, ülkenin farklı bölgelerinde mevcut varlıkları bulunan veya geliştirilmekte olan alanlar için imtiyazlar ve gayrimenkul satışı da mümkün hale gelecek.

Bir maddede gayrimenkul satışı ile ilgili şunlar yazıyor:

“Bu tür bir işin gerekli olduğu ülkenin tüm turistik bölgelerinde gayrimenkul geliştirme faaliyetlerine izin verilmesi. Havana şehri ve ülkenin turizmle bağlantılı diğer kentsel alanlarında gayrimenkul işlerinin geliştirilmesine olanak sağlanması.”

Bunun yanı sıra, özel işletmelere veya kooperatiflere, üretim veya hizmet faaliyetlerini geliştirmek amacıyla yatırım yapmaları için gayrimenkul hakları (intifa hakkı ve yüzey hakkı) tanınacak.

Öneriler arasında, tarım sektörünün üretim tabanının kurumsal yapısını, mülkiyet ve yönetim biçimlerini dönüştürmek, özel şirketlerin tarım sektöründe faaliyet göstermesine izin vermek de var.

Öte yandan Başbakan, mülkiyet ilişkilerindeki dönüşümler ve mülkiyet ile yönetim arasındaki farklar konusunda, temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin yeniden teyit edildiğini ve bu araçların devlet dışı yönetimine doğru ilerleme kaydedileceğini belirtti.

Ayrıca, yeni tedbirler arasında, fonların yasal kaynağının kanıtlanması şartıyla, hem yerli hem de yabancı devlet ve devlet dışı tüzel kişiliklerin yanı sıra bireylerin de devlet Başbakan, hem ülkede hem de yurtdışında ikamet eden Kübalıların Küba işletmelerine katılımını teşvik etmek amacıyla tasarlanmış bir Yatırım Programının oluşturulduğunu vurguladı.

Ayrıca tüzel kişiliklerin ve bireylerin mali ve maddi varlıklarının meşru büyümesini tanıyan ve bir kişinin diğerini ayrım gözetmeksizin sömürmesine izin vermeden işçi ve sosyal hakların korunmasını garanti eden bir program olduğunu belirtti.

İktisadi planlama sistemindeki dönüşüme de vurgu yapan Cruz, “kalkınma tasarımına odaklanan, makroekonomik dengelere öncelik veren, yapısal sorunları azaltan ve tüm iktisadi aktörlere politika sinyalleri veren” orta ve uzun vadeli planlamayı iyileştirmenin önemine işaret etti.

Bu kapsamda, devletin kaynakların fiziki tahsisi uygulamasından kademeli olarak uzaklaşarak “piyasa sinyallerine” daha fazla ağırlık verdiği bir mali planlama modeline geçiş yapılacak.

Devlet işletmeleri, piyasa mekanizmaları aracılığıyla üretimleri için girdi, döviz ve diğer kaynaklara merkezi olmayan bir şekilde erişebilecekler.

Devletin görevlendirdiği işler, tedarikçiler ve talep edenler arasındaki sözleşmeye dayalı bir çerçeve aracılığıyla yürütülecek.

Karar verme yetkisi, “mali kapasitelerine ve kaynaklara erişimlerine” göre devlet işletmelerine, ticari şirketlere veya yabancı yatırım firmalarına devredilerek yatırım onayı kapsamı genişletilecek.

Díaz-Canel’in Cumhuriyet Başkanlığı basın ekibiyle paylaştığı açıklamada ise, Fidel’e atıfla, “Karmaşık zamanlarda, kalkınma tutkusundan vazgeçilemez,” denildi.

Ülkenin yaşadığı zorlu dönemlere ve adadan ilerleme kaydetmek, hatta büyüme sağlamak için neler yapılabileceğine işaret eden bir soruyu çıkış noktası olarak alan Devlet Başkanı, mevcut durumu aşmak üzere tasarlanmış çeşitli önlemler hakkında düşüncelerini paylaştı.

Öncelikle, “ABD hükümetinin Küba’ya yönelik, tam bir saldırganlık içeren, tam bir hor görme ve müdahaleci bir nitelik taşıyan politikasının parçası olan çok boyutlu saldırıdan” bahseden Devlet Başkanı, bu politikanın “Kübalıların günlük yaşamlarını zorlaştıran bir etki yarattığını” belirtti ve şunları vurguladı:

“Kübalı erkek ve kadınların yaşamlarının her ayrıntısında, her aile meselesinde, ekonomimizin her alanında, yalnızca bizimki kadar kahramanca bir halkın göğüsleyebileceği son derece karmaşık durumlar var [ve bu halk] hayatta kalabilir ve bunları aşma iradesine sahip olabilir.”

Díaz-Canel, tam da bu konuda, Kübalıların “bunları nasıl aşacakları” hakkında; “bizim bunları nasıl aştığımız” hakkında “konuşmamız gerektiğini” ifade etti.

Ardından, “ABD, bu noktada uyguladıkları tüm bu azami baskıya rağmen Devrimin varlığını sürdürdüğünü ve ülkenin işleyişini devam ettirdiğini kendine affedemiyor ve kendileri de, başarısız bir devlet hakkında bu kadar çok konuştukları ve tekrarladıkları şeylere inanmıyorlar,” dedi.

Öte yandan Küba lideri, Komünist Parti Merkez Komitesi Olağanüstü Plenumu’nun kapanış konuşmasında, “İşe yarayan uygulamalar genişletilecek. İşe yaramayanlar ise gecikmeden düzeltilecek. Sorumluluğu olan herkes bu sorumluluğun hesabını vermek zorunda kalacak ve bir kişi bu dönemin gerekliliklerini yerine getiremediğinde, bunu daha iyi yapabilecek birine sorumlu bir şekilde yerini bırakmalı,” dedi.

Küba’yı direnişe borçlu olduklarını ama bugün direnişin tek başına yeterli olmadığını savunan Díaz-Canel, bu dönemin “dönüşüm geçirmeyi, daha fazla üretim yapmayı, daha fazla engeli ortadan kaldırmayı, daha fazla dinlemeyi, daha iyi kararlar almayı ve hesap verebilir olmayı gerektirdiğini” söyledi.

Küba lider, bu senaryoda, en az beş alanda eşzamanlı olarak ilerleme sağlanmasının gerektiği savundu:

  • Makroekonomik istikrar ve dış gelirlerin yeniden canlandırılması.
  • İktisadi ve Sosyal Modelin dönüştürülmesi.
  • Tarım sektörünün canlandırılması ve yeniden ayağa kaldırılması.
  • Muhasebe ve maliyet yönetiminin güçlendirilmesi.
  • İktisadi ve Sosyal Modelde gerçekleştirilmesi gereken dönüşümlerle ilişkili sosyal maliyetlerin öngörülmesi ve hafifletilmesi.

Buna ek olarak, Çin ve Vietnam gibi diğer ülkelerdeki sosyalist inşanın deneyimleri üzerine bir çalışma yürütüldüğünü belirten Küba lideri, “Referans arayışını derinleştirmek ve önerileri mevcut yasa ve yönetmeliklerimizle karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapay zeka da kullanılmıştır,” dedi.

Küba lideri reformları şöyle savundu:

“Önerdiğimiz dönüşümlerin amacı, sosyalizmi savunmayı ilerletmek, sosyal adaleti desteklemek ve genişletmek, iktisadi zenginlik yaratmak ve bunu adil bir şekilde dağıtmaktır. Zenginlik olmadan dağıtılacak bir şey olmaz; sosyal adaletten sadece soyut bir kavram olarak söz ederiz. Devrim’in tasarladığı sosyal adalet —genel olarak ücretsiz sosyal yardım programları ve projeler yoluyla en dezavantajlı kesimlere yardım etme insancıl misyonuyla— halka hiçbir maliyeti yoktur, fakat devlete bir maliyeti vardır. Ve bunu hayata geçirmek, derinleştirmek, sürdürmek ve korumak için devletin servete ihtiyacı vardır — ve bu serveti kendimiz üretmeliyiz. Servet yoksa sosyal adalet de yoktur ve geri kalan her şey bir masaldır — geri kalan her şey bir masaldır! Ya bu koşullar altında üretim yapar, servet yaratır ve ardından bunu sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle dağıtırız — eşitlikçilikle değil. İşte asıl zorluk budur!”

Díaz-Canel bu nedenle “üretici güçleri serbest bırakmak” gerektiğini; “daha fazla kısıtlama” yerine “daha fazla üretime” yönelmeyi savundu. Küba lideri, “Çünkü arz olmadan uygulanan denetimin faaliyetleri yalnızca kayıt dışı pazara ittiği kanıtlanmıştır,” dedi.

Küba lideri, “Sorunları inkar etmeyeceğiz; bürokrasiyi savunmayacağız; yetenekli kişilere kapımızı kapatmayacağız; savunmasızları yüzüstü bırakmayacağız; ve bu halkın —sapkın emperyalist abluka nedeniyle çektiği— acının, vatanımızın egemenliğine karşı kullanılmasına asla izin vermeyeceğiz,” dedi.

Amerika

ABD’de iktisadi büyüme yavaşladı

Yayınlanma

Ticaret açığının genişlemesi nedeniyle ABD’nin iktisadi büyümesi ikinci çeyrekte yavaşladı.

Öte yandan tüketici harcamalarındaki hızlanma ve yapay zeka altyapısının kurulmasıyla ilgili ekipmanlara yönelik güçlü iş yatırımları, ekonominin temelindeki gücü ortaya koydu.

Ticaret Bakanlığı’na bağlı Ekonomik Analiz Bürosu bugün (30 Temmuz) açıkladığı ikinci çeyrek GSYİH ön tahmininde, geçen çeyrekte GSYİH’nin yıllıklandırılmış bazda %1,5 oranında arttığını belirtti.

Reuters’ın anketine katılan ekonomistler, GSYİH’nın %2,1 oranında artacağını öngörmüştü. Tahminler %0,8 ile %2,9 arasında değişiyordu.

Anket, mal ticaret açığında ılımlı bir daralma ve perakende stoklarında değişiklik olmadığını gösteren haziran ayı öncü iktisadi göstergeler raporunun yayınlanmasından önce gerçekleştirilmişti.

Bu veriler, bazı ekonomistlerin GSYİH tahminlerini 0,8 puan kadar düşürerek %1,5’e kadar indirmesine neden oldu. Ekonomi, ilk çeyrekte %2,1 oranında büyümüştü.

ABD iktisadi faaliyetinin üçte ikisinden fazlasını oluşturan tüketici harcamaları, Ocak-Mart çeyreğinde %0,5’lik bir büyüme hızına ani bir şekilde yavaşladıktan sonra, geçen çeyrekte %3,2 oranında artış gösterdi.

Orta Doğu’daki çatışmaya rağmen, harcamalar dirençli seyrini sürdürdü; bunun bir nedeni de, savaştan kaynaklanan yüksek benzin fiyatlarına karşı tüketicilere bir tampon görevi gören, bu yılki daha yüksek vergi iadeleriydi.

Başkan Donald Trump’ın “Büyük Harika Yasa”dan sağlanan cömert vergi iadelerinin yanı sıra, varlık fiyatlarındaki güçlü artıştan faydalanan yüksek gelirli haneler de harcamaları artırıyor.

Kısa süre önce sona eren FIFA Dünya Kupası turnuvası da, kâr amacı gütmeyen kuruluşların ara seçimlerle ilgili harcamaları gibi, harcamaları canlandırmaya katkıda bulunmuş olabilir.

Birçok teknoloji şirketinin değerlemelerinin aşırı yükseldiğine dair yatırımcı endişelerine rağmen yavaşlama belirtisi göstermeyen yapay zeka (AI) yatırım patlaması da iç talebi desteklemeye yardımcı oluyor. 

Fakat iktisatçılar, şu anda altıncı ayına giren ABD öncülüğündeki İran ile savaşın, talebe ve nihayetinde yılın ikinci yarısındaki iktisadi büyümeye aşağı yönlü bir risk oluşturduğu konusunda uyarıda bulundu.

Fed dün referans gecelik faiz oranını %3,50–%3,75 aralığında bıraktı. ABD merkez bankasının politika belirleme komitesinin üç üyesi bu karara karşı çıktı. Bu üyeler, çeyrek puanlık bir faiz artışını “tercih ettiler.”

Fed, iktisadi faaliyeti “kısmen Orta Doğu’daki çatışmaya bağlı olarak artan belirsizliğe rağmen sağlam bir hızda genişleyen” olarak nitelendirdi. 

İktisatçılar, enflasyonu dizginlemek için Fed’in eylül ayında faiz oranlarını artırmasını bekliyorlar.

Bu beklenti, ikinci yarıda ekonomik büyümenin yavaşlayacağına dair tahminlerine de yansımıştı.

Ortalama benzin fiyatları, Orta Doğu’daki yeniden alevlenen çatışmalar nedeniyle galon başına 4 doların üzerine çıktı.

Ücretlerin enflasyona zar zor ayak uydurması nedeniyle hanehalkları, harcamalarını sürdürebilmek için birikimlerini kullanıyor ve daha az tasarruf ediyor.

İktisatçılar bu durumun “sonsuza kadar” devam edemeyeceğini belirtiyor.

Bazıları, iktisadi belirsizlik ışığında hanehalklarının önlem olarak tasarruf yapmaya odaklanmaya başlayacağını öngörüyordu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Silikon Vadisi Çin yapay zekâsına yönelik ABD yasaklarına neden karşı çıkıyor?

Yayınlanma

ABD’de Trump yönetimi, Çin menşeli açık ağırlıklı yapay zekâ modellerini yasaklama fikrini gündeme getirdiğinde, Çinli teknoloji şirketleri ve Çin hükümeti daha tepki göstermeden Silikon Vadisi itiraz etmeye başladı.

Yalnızca bir hafta içinde, irili ufaklı ABD’li teknoloji şirketleri tarafından Çin modellerine yönelik bir yasağa karşı çıkan iki açık mektup yayımlandı.

Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın X platformundaki ilk paylaşımında yer verdiği mektuplardan biri; Google, Microsoft, OpenAI ve Meta’nın da aralarında bulunduğu 100’den fazla sektörün önde gelen ismi tarafından imzalandı.

Mektupta, “Bu riske verilecek doğru yanıt, açık ağırlıkları yasaklamak değildir” denildi ve politika yapıcılara kapsamlı bir yasaktan kaçınmaları, “erken kısıtlamalardan uzak durarak yapay zekâ alanındaki çeşitliliği korumaları” çağrısında bulunuldu.

Diğer mektup ise yaklaşık 200 girişim ve yatırımcıdan oluşan Little Tech Association tarafından doğrudan Trump yönetimine gönderildi. Mektupta böyle bir yasağın “rekabeti boğacağı, mevcut büyük oyuncuların konumunu güçlendireceği ve zekâ üzerinde bir vergi işlevi göreceği”, aynı zamanda Amerikan şirketlerinin maliyetlerini artırıp seçeneklerini daraltacağı belirtildi.

Washington ile Silikon Vadisi arasında yapay zekâ konusunda yaşanan ayrışmayı tetikleyen gelişme, Çinli girişim Moonshot AI’ın son modeli Kimi K3’ü piyasaya sürmesi oldu. Bu model, geçen yıl DeepSeek’in büyük çıkışının ardından yönetimin başlattığı tartışmayı yeniden alevlendirdi: Çin yapay zekâ modelleri nasıl sınırlandırılmalı?

Özellikle Kimi K3’ün piyasaya sürülmesiyle birlikte ABD ve Çin modelleri arasındaki fark giderek daralıyor. Bazıları bu gelişmeyi “yeni bir DeepSeek anı” olarak nitelendirirken, model Silikon Vadisi’nde yeni bir sarsıntı yarattı. Temmuz ayında Claude ve GPT’nin son modelleri, Artificial Analysis’in küresel zekâ sıralamasının zirvesinde yer aldı. Kimi K3 kısa süreliğine dördüncü sıraya yükseldi, ardından yedinciliğe geriledi. Buna rağmen en yüksek sıralamaya sahip Çin modeli olmayı sürdürdü.

Çin yapay zekâ modellerine doğrudan yasak getirilmesini karmaşıklaştıran temel unsur, bu modellerin çoğunun açık ağırlıklı olması.

Açık ağırlıklı bir model yayımlandığında herkes bu modeli çalıştırabilir, ince ayar yapabilir ve üzerine ürünler geliştirebilir. Ancak modelin eğitildiği verilere erişemez. Açık kaynaklı modeller ise buna karşılık eğitim verilerini ve kodlarını da yayımlar.

DeepSeek ve Kimi K3 dâhil olmak üzere tartışmanın merkezindeki Çin modellerinin hiçbiri tam anlamıyla açık kaynaklı değil. Çünkü tamamı eğitim verilerini gizli tutuyor. Bu durum, modellerin önyargılı biçimde eğitilmiş olabileceği ya da Pekin yönetimine gizli erişim sağlayabilecek “arka kapılar” gibi uyuyan işlevler barındırabileceği yönündeki iddialara alan açıyor.

ABD’li teknoloji şirketlerinin Çin yapay zekâ modellerine ve daha genel anlamda açık ağırlıklı ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerine yönelik bir yasağa karşı çıkma nedenleri farklılık gösteriyor. Ancak Silikon Vadisi’nden yükselen geniş çaplı tepki, yapay zekâ değer zincirindeki hemen herkesin bir şekilde bu modellerin piyasada kalmasına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Nvidia’nın öncülük ettiği çip üreticileri, yasağa neden karşı çıktıkları konusunda oldukça açık.

Huang geçen hafta Axios’a verdiği röportajda, “Bu Çin modelleri mükemmel. Mükemmel olan açık kaynaklı modeller kullanılmalı” dedi.

Huang, “Ücretsiz yapay zekâ donanım sektörü için harika olmalı. Ücretsiz yapay zekâ çipler için harika olmalı. Ücretsiz yapay zekâ veri merkezleri için harika olmalı” ifadelerini kullandı.

Başka bir deyişle, açık olsun ya da olmasın, yeni modeller eğitildikçe ve devreye alındıkça özellikle Nvidia’nın ürettiği gelişmiş yapay zekâ çiplerine olan talep artıyor.

Çin yapay zekâ modellerinin yapay zekâ çıkarım maliyetlerini düşürmesiyle birlikte daha fazla girişim bu modellerin üzerine ürün geliştirebiliyor. Bu da Nvidia ve diğer şirketlerin çiplerine yönelik talebi artırıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi bünyesindeki Wadhwani Yapay Zekâ Merkezi Direktörü Aalok Mehta, “Bir çip sağlayıcısıysanız, piyasada daha fazla rakibin bulunmasından ve dolayısıyla çiplere yönelik toplam talebin artmasından elbette fayda sağlarsınız” dedi.

Nvidia yalnızca açık mektubu imzalamak ve paylaşmakla yetinmedi.

Şirket pazartesi günü, güvenli ve emniyetli yapay zekâ için açık kaynaklı araçlar geliştirmeyi amaçlayan Open Secure AI Alliance’ı duyurdu. Yaklaşık 40 şirketten oluşan koalisyonda Microsoft, Cisco, SpaceX ile Güney Koreli SK Telecom ve Naver da yer alıyor.

Google, Microsoft ve Amazon gibi büyük bulut hizmeti sağlayıcıları ise Çin’in açık ağırlıklı yapay zekâ modellerini destekleyenler arasında daha çelişkili bir konumda bulunuyor. Bu şirketler model düzeyinde Çinli oyuncularla rekabet etmek zorunda. Ancak hangi model kazanırsa kazansın, söz konusu model kendi bulut altyapılarında çalıştığı sürece ücret geliri elde ediyorlar.

Teknoloji stratejisti ve “Tech Money” kitabının yazarı Igor Pejic, “Bu büyük bulut sağlayıcıları yapay zekâ alanında mümkün olduğunca fazla faaliyet olmasını istiyor” dedi.

Pejic, “Diyelim ki Gemini en iyi model olmadı. Google yine de kazançlı çıkacaktır. Çünkü kendi bulut hizmetinde çok sayıda açık kaynaklı ya da açık ağırlıklı model barındıracaktır. Dolayısıyla her durumda kazanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Bunun somut bir örneği çarşamba günü yapılan bilanço görüşmesinde görüldü. Microsoft CEO’su Satya Nadella, geçen hafta OpenAI modellerinin yapay zekâ platformu Hugging Face’in veri tabanına sızdığı bir olayı gündeme getirdi. Hugging Face, saldırıyı analiz etmek ve kontrol altına almak için Çinli Zhipu AI’ın açık ağırlıklı GLM-5.2 modelini kullandı.

Nadella görüşmede, “Buradan çıkarmamız gereken en önemli ders, tek bir modele bağımlı olamayacağınızdır” dedi.

Silikon Vadisi ve hatta OpenAI gibi öncü yapay zekâ laboratuvarlarının Çin’in açık ağırlıklı modellerine yönelik bir yasağa karşı çıkmasının daha temel ve yaygın bir nedeni ise böyle bir adımın Washington’ın yapay zekâyı daha sert biçimde düzenlemesinin önünü açabileceği endişesi.

Trump yönetimi bugüne kadar yapay zekâ alanında katı sınırlamalar getirmiş değil. Başkan haziran ayında, Amerika’nın Çin’le yapay zekâ yarışını daha fazla değil, daha az düzenlemeyle kazanacağı varsayımına dayanan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.

Meta CEO’su Mark Zuckerberg bu hafta Financial Times’a verdiği röportajda, Çin modellerini tamamen yasaklamanın ABD’yi önde tutmak için “etkili bir çözüm olmadığını” söyledi. Zuckerberg, Washington’ın bunun yerine kendi yapay zekâ sektörünün önündeki “darboğazları” ortadan kaldırmaya odaklanması gerektiğini belirtti.

Zuckerberg çarşamba günü yapılan bilanço görüşmesinde, Meta’nın yapay zekâ ekibinin en zeki modelleri geliştirirken “engellenmemesini” istediğini ifade etti ve şirketin yakında bazı açık kaynaklı modeller yayımlayacağını söyledi.

Pejic, “Zuckerberg hükümetin açık biçimde müdahaleden uzak durmasını istiyor. Dolayısıyla onun açısından yasağa karşı çıkmak son derece mantıklı” dedi. Pejic, OpenAI gibi yapay zekâ geliştiricilerinin de Washington’ın açık ağırlıklı modelleri sınırlandırması hâlinde hükümet müdahalesinden endişe duyabileceğini ekledi.

Analistler ve sektör temsilcilerine göre, teknoloji hisselerinde son dönemde yaşanan satışlarla birlikte olası bir yatırım balonuna ilişkin endişeler artarken, düşük maliyetli Çin yapay zekâ modelleri ABD için son derece gerekli bir uyarı niteliği taşıyor.

ABD’nin önde gelen yapay zekâ laboratuvarlarından birinde çalışan bir araştırmacı Nikkei Asia’ya, “Çin modelleri bizi şu soruyla yüzleşmeye zorluyor: Gerçekten doğru yolda mı ilerliyoruz?” dedi.

Araştırmacı, “Yapay zekâyı geliştirmek için daha düşük maliyetli ve daha verimli yöntemler olabilir. Bugüne kadar inşa ettiklerimiz konusunda fazla rehavete kapılmamalıyız” ifadelerini kullandı.

Jefferies analisti Edison Lee, Çin’in açık kaynak yaklaşımının “bir taşla iki kuş vurabileceğini” söyledi. Lee’ye göre bu yaklaşım yalnızca ABD’nin kapalı kaynaklı modelleri üzerinde fiyat baskısı yaratmakla kalmayabilir, aynı zamanda Çin modellerini diğer gelişmekte olan pazarlar için de erişilebilir hâle getirebilir.

Wadhwani Yapay Zekâ Merkezi’nden Mehta’ya göre Silikon Vadisi yapay zekâ şirketleri, açık ağırlıklı modellere yönelik bir yasağa karşı çıkarak “bu tür modelleri geliştirme ve dünyanın dört bir yanına yayma seçeneklerini ellerinde tutmak istiyor.”

Okumaya Devam Et

Amerika

Rand Paul, Trump’la ilişkisini siyasi çıkarlar üzerinden onarıyor

Yayınlanma

ABD’li Senatör Rand Paul, Cumhuriyetçi liderlikle ilişkileri gerilen Donald Trump’ın Senato’daki beklenmedik müttefiklerinden biri oldu. İkilinin ilişkisi, Paul’ün Thomas Massie’yi desteklemesine rağmen Massie’nin ön seçimi kaybetmesinin ardından yumuşadı. Ancak Paul, İran savaşı ve başkanın askeri yetkileri konusunda Trump’a karşı çıkmayı sürdürüyor.

Kentucky Senatörü Rand Paul, ABD Başkanı Donald Trump’ın Senatodaki Cumhuriyetçi parti yönetimiyle ilişkilerinin giderek gerildiği bir dönemde ABD Başkanı için beklenmedik bir müttefik olarak öne çıktı.

Paul’ün sürekli bir pürüz olma konumundan fırsatçı bir dostluğa uzanan beklenmedik dönüşümü, Mayıs ayındaki ön seçimlerde yaşandı.

Paul gibi liberteryen eğilimleri güçlü olan ve Kentucky’yi temsil eden Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie, Trump’ın desteklediği rakip aday karşısında seçimi kaybetti. Paul, söz konusu ön seçimde Massie’yi desteklemişti.

Trump, Salı akşamı Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Massie’nin yenilgisine atıfta bulundu.

Paul’ün, eski Beyaz Saray Baş Tıbbi Danışmanı Dr. Anthony Fauci’nin katıldığı çekişmeli Senato oturumu öncesinde paylaşım yapan Trump, “Büyük Kentucky Eyaleti’ndeki MASSIE KATLİAMI, iki yıl sonra seçime girecek olan Senatör Rand Paul üzerinde gerçekten harika bir etki yarattı. Son zamanlarda muazzam gidiyor!” ifadelerini kullandı.

Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Ulusal Enstitüsünün eski direktörü olan Fauci, oturum sırasında Anayasa’nın Beşinci maddesine 100’den fazla kez başvurarak soruları yanıtlamayı reddetti.

Paul ve diğer Cumhuriyetçi milletvekilleri, Fauci’nin yargılanması gerektiğini defalarca dile getirdi. Temsilciler Meclisi Üyesi James Comer da Salı günü yaptığı açıklamada, eski Başkan Joe Biden’ın kıdemli sağlık yetkilisi için çıkardığı af kararının, yetkilinin Çarşamba günkü tanıklığını kapsamayacağı uyarısında bulundu.

Paul, oturum öncesinde Beyaz Saray ile görüşmediğini gazetecilere söyledi ancak “başkan tarafından övülmekten her zaman memnuniyet duyduğunu” kaydetti.

Cumhuriyetçi senatör, 70 milyar dolarlık göçmenlik muhafaza finansman tasarısının sorumluluğunu üstlenerek de Trump’a yaklaşım sergiledi.

Paul, geçen ay Oval Ofis’te düzenlenen imza töreninde başkanın yanında yer aldı. Paul ayrıca, maliyetli çatışmaya kamuoyu önünde karşı çıkmasına rağmen İran savaş yetkileri oylamalarında çekimser kaldı.

İki isim arasındaki ilişkilerin yumuşaması, geçen yıla kıyasla büyük bir değişim olarak değerlendiriliyor. Trump geçen yıl, senatörün Karayipler’de uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere düzenlenen ABD saldırılarına yönelik eleştirilerine yanıt olarak Paul için “çirkin küçük adam” ifadesini kullanmıştı.

Gözlemciler bu ilişkiyi pragmatik ve her iki isim için de bir zorunluluk ilişkisi olarak tanımlıyor.

ABD Başkanı, Cumhuriyetçilerin Paul’ün de desteklediği Amerikalı Seçmen Uygunluğunu Koruma (SAVE America) Yasası’nı geçirmesi yönündeki talepleri de dahil olmak üzere bir dizi konuda Senatoyla giderek daha fazla görüş ayrılığı yaşıyor. Trump ayrıca Senatoya, İran savaşını finanse edecek bütçe uzlaşma paketini ilerletme çağrısında bulundu.

The Hill gazetesine konuşan bir Cumhuriyetçi stratejist, “Günün sonunda Senato, çoğunluğa sahip olsa bile tamamen başkanın safında yer almıyor” değerlendirmesini yaptı. Stratejist, “Her senatör ve her oy önemli. Sanırım başkan, ilişkileri zedelemek yerine geliştirmenin kendi amacına ve gündemine yardımcı olacağını görecek kadar zeki” diye ekledi.

Paul da Trump ile kurduğu bağlardan siyasi fayda sağlama potansiyeline sahip.

Aynı stratejist, “Senatoda bir şeyler başarmak istiyor. Kendisi için önemli olan kendi öncelikli gündem maddeleri var” dedi.

Paul, 2028 başkanlık adaylığı ihtimalini de göz dışı bırakmadı. Bu yılın başlarında CBS News’a konuşan Paul, kararını ara seçimlerden sonra vereceğini söyledi. Stratejist, “Başkanın kendi yanında olmasının bu süreci çok daha kolaylaştıracağını anlayacak kadar zeki” dedi.

İş ilişkilerindeki gelişmeye rağmen Paul ve Trump arasında birçok konuda görüş ayrılıkları devam ediyor.

Stratejist, “Rand Paul’ün dünya görüşü ile Donald Trump’ın dünya görüşü, Demokratlar bir kenara bırakılırsa, muhtemelen siyasi ideolojiyle birleşmiş kişilik açısından bulunabilecek en zıt kutuplardır” ifadelerini kullandı.

Paul geçen hafta yaptığı açıklamada, İran savaşının bir başarı olduğuna inanmadığını ve ABD’nin bu savaş nedeniyle daha kötü durumda olduğunu söyledi.

Paul, Trump yönetimini askeri eylemlerini sınırlamaya zorlamak için daha fazla fırsat bulursa bunları değerlendirebileceğinin işaretini verdi.

Demokrat Senatör Tim Kaine, Trump’ın Kongre’nin onayı olmadan özellikle İran’da savaş yürütme yetkisini sınırlamak amacıyla hazırlanan Senato kararlarında Paul ile birden fazla kez ortak hareket etti.

Paul, bu yöndeki son karar tasarısı oylamasını kaçırmış olsa da Kaine, Trump’ı sınırlandırma çabalarında Paul’e bir müttefik olarak güvenmeye devam edebileceğini belirtti.

Kaine, “Çok tutarlı bir tutum sergiledi. Paul-Trump diyaloğunun durumu hakkında gerçekten yorum yapamam, bu muhtemelen sadece başkanın yorumlayabileceği bir şey. Ancak Rand bu konularda çok ama çok tutarlıydı, bu da gerçekten çok yardımcı oluyor” dedi.

Paul, Trump ile ilişkilerini düzelten birkaç Cumhuriyetçiden biri konumunda bulunuyor.

Paul, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Senatör Ted Cruz ve hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham, 2016 Cumhuriyetçi Parti başkanlık ön seçimleri sırasında Trump ile sert tartışmalar yaşamış, ancak daha sonra Trump’ın yakın sırdaşları haline gelmişlerdi.

ABD Başkanı, Salı günkü cenaze töreninde Graham için bir anma konuşması yaparak merhum senatörü “sevilen bir dost” olarak anmıştı.

Eski bir Trump Beyaz Saray yetkilisi, “Trump’ın Lindsey ile olan ilişkisine bakmak yeterli. Hiç kimse Trump hakkında Lindsey’den daha kötü şeyler söylememişti. Ama sonunda bunu çözdüler. Massie’nin veya diyelim ki Pence’in ekibe geri döneceğini görmüyorum. Ama bu imkansız da değil” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı eski yetkili, Trump’ın ilişkilerinin “her zaman değişken” olduğu uyarısında bulundu.

Yetkili, “Neredeyse hiç kimse tamamen ‘dışarıda’ kalmaz… Ve tersine, hiç kimse tamamen ‘içeride’ değildir. Massie doğru şeyleri yapar veya söylerse ya da Trump herhangi bir nedenle Massie’ye bir şey için ihtiyacı olduğuna karar verirse, bu ilişki bir anda değişebilir” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English