Bizi Takip Edin

Amerika

Küba’da kapsamlı piyasa reformları parlamentoda

Yayınlanma

Küba hükümeti, ülkede kapsamlı bir iktisadi dönüşüm sürecini zorlayacak piyasa reformları programını parlamento gündemine getirdi.

Küba Komünist Partisi’nin (PCC) merkezi yayın organı Granma’da yer alan habere göre, ülkenin geleceği açısından hayati önem taşıyan iktisadi ve sosyal dönüşüm önerilerini değerlendirmek üzere, Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin (ANPP) 10. Yasama Dönemi’ndeki Üçüncü Olağanüstü Oturumu toplandı.

Raúl Castro Ruz’un yanı sıra Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez de oturuma katıldı.

Reform paketi hakkındaki raporu hükümet adına PCC Siyasi Büro üyesi ve Başbakan Manuel Marrero Cruz sundu.

Cruz, “sosyalizmden vazgeçmeden Devrim’in kazanımlarını korumak amacıyla” tasarlanan, Küba iktisadi ve sosyal modelindeki stratejik öneme sahip dönüşümleri sundu.

Konuşması sırasında Başbakan, mevcut durumu ABD hükümeti tarafından uygulanan ağır yaptırımlarla ilişkilendirdi.

Ayrıca, ülkenin kendi hatalarını ve eksikliklerini hiçbir zaman inkar etmediğini kabul etmekle birlikte, bu faktörlerin toplamının, 2011’deki Altıncı Parti Kongresi’nden bu yana onaylanan reformların uygulanması üzerinde sürekli bir etki yarattığını vurguladı.

Başbakan Cruz, Fidel Castro’nun düşüncesine dayanan dönüşümleri duyurdu. Castro’nun, 1993 yılında “Özel Dönem”in doruk noktasında, “Hayat, gerçeklik ve dünyanın yaşadığı dramatik durum —bu tek kutuplu dünya— bizi, sermaye ve teknolojiye sahip olsaydık asla yapmayacağımız şeyleri yapmaya zorluyor,” dediğini hatırlattı.

Önerilerin “vazgeçilmez olanı korumak için gerekli olanı yapmak” ilkesinden yola çıktığını savunan Başbakan, önlemler arasında, tüm iktisadi aktörlerin eşit şartlarda katılımının genişletilmesi, yabancı yatırımın teşvik edilmesi ve kaynak tahsisi aracı olarak piyasa mekanizmalarının benimsenmesinin yer aldığını vurguladı.

aşbakan, bu adımların bir teslimiyet değil, kalkınma araçlarının ülkenin kendine özgü koşullarına uyarlanması olduğunu savundu.

Başbakan, iktisadi ve sosyal modelin güncellenmesine öncülük eden Raúl Castro’nun ortaya koyduğu kılavuz ilkeleri de hatırlattı: “dogmatik olmamak veya değişime direnmemek, sosyalizm ile eşitlikçilik arasındaki mekanik bağı ortadan kaldırmak ve sosyalist planlamanın piyasa kurallarını dışlamadığını, aksine bunları bünyesine katması ve düzenlemesi gerektiğini kabul etmek.”

Cruz’a göre parlamentoda tartışılacak reform önerileri, “sosyalist inşadan asla vazgeçmeden, aksine onu korumak için bir koşul olarak, iktisadi canlandırma ve çarpıklıkları düzeltme yönündeki ortak çabanın bir parçası” olarak görülmeli.

Marrero Cruz, 390 öneri alındığını ve bunların %66,7’sinin kabul edildiğini belirtti; geri kalanlar ise uygulama süreci, diğer olumlu değerlendirmeler ve dönüşüm niteliği taşımayan hususlarla ilgiliydi.

Siyasi Büro tarafından yürütülen dönüşüm önerilerinin analizi sonucunda, belgeye 69 tavsiye dahil edildi.

Reform paketinde, devlet işletmelerinin de diğer iktisadi aktörlerin kurallarına tabi olması öneriliyor. Bundan böyle, diğer iktisadi aktörler için onaylanan her şey sosyalist devlet işletmeleri için de geçerli olacak

Bu kapsamda, işletme sistemi içindeki toptan ve perakende fiyatları onaylama yetkisi “ademi merkeziyetçi” hale getirilecek. Fiyatlandırmada maliyetler, giderler, piyasa eğilimleri, değer zincirleri ve iktisadi aktörler arasındaki dikey ve yatay ilişkiler dikkate alınacak.

Üst Düzey İşletme Yönetim Kuruluşları (OSDE) ayrıca devlet şirketleri ile küçük ve orta ölçekli işletmeleri kurma yetkisine olacak. OSDE’lere kendi yapılarını tanımlama, idari pozisyonları birleştirme veya hizmetleri dış kaynaklara devretme yetkisi verilecek.

Ayrıca il ve belediye yönetimleri ise yerel devlet şirketlerini kurma, birleştirme veya tasfiye etme yetkisine sahip olacak.

Devlet işletmeleri sistemindeki maaş skalası kaldırılacak ve enflasyon seviyelerini dikkate alan bir asgari ücret belirlenecek.

İşçilerle müzakere edilerek ve sendikanın katılımıyla belirlenen ücret düzeyleri, işletmelerin iktisadi ve mali kapasitesine bağlı olacak.

Devlet bütçesi ile işletme sistemi arasındaki ilişki değişecek. Bu, mali yükün gözden geçirilmesini ve işletmelere verilen sübvansiyonların kaldırılmasını da içeriyor.

Bir başka kritik öneri, sosyalist devlet işletmesinin hukuki yapısının bir anonim şirket veya ortaklık yapısına dönüştürülmesi.

Reform paketi, devlet sektörünün ötesine uzanıyor. Ek reformlar arasında on yıllardır ilk kez özel bankacılığa izin verilmesi, yurtdışında yaşayan Kübalıların yatırımlarına kapıların açılması, genel fiyat tavanlarının kaldırılması ve bakanlık sayısının 27’den 20 ile 21 arasına indirilmesi yer alıyor.

Gayrimenkul işletmelerinin konut birimlerini içeren satış işlemleri gerçekleştirmesine izin de verilecek. “Durum bazında” onaylanmak kaydıyla, ülkenin farklı bölgelerinde mevcut varlıkları bulunan veya geliştirilmekte olan alanlar için imtiyazlar ve gayrimenkul satışı da mümkün hale gelecek.

Bir maddede gayrimenkul satışı ile ilgili şunlar yazıyor:

“Bu tür bir işin gerekli olduğu ülkenin tüm turistik bölgelerinde gayrimenkul geliştirme faaliyetlerine izin verilmesi. Havana şehri ve ülkenin turizmle bağlantılı diğer kentsel alanlarında gayrimenkul işlerinin geliştirilmesine olanak sağlanması.”

Bunun yanı sıra, özel işletmelere veya kooperatiflere, üretim veya hizmet faaliyetlerini geliştirmek amacıyla yatırım yapmaları için gayrimenkul hakları (intifa hakkı ve yüzey hakkı) tanınacak.

Öneriler arasında, tarım sektörünün üretim tabanının kurumsal yapısını, mülkiyet ve yönetim biçimlerini dönüştürmek, özel şirketlerin tarım sektöründe faaliyet göstermesine izin vermek de var.

Öte yandan Başbakan, mülkiyet ilişkilerindeki dönüşümler ve mülkiyet ile yönetim arasındaki farklar konusunda, temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin yeniden teyit edildiğini ve bu araçların devlet dışı yönetimine doğru ilerleme kaydedileceğini belirtti.

Ayrıca, yeni tedbirler arasında, fonların yasal kaynağının kanıtlanması şartıyla, hem yerli hem de yabancı devlet ve devlet dışı tüzel kişiliklerin yanı sıra bireylerin de devlet Başbakan, hem ülkede hem de yurtdışında ikamet eden Kübalıların Küba işletmelerine katılımını teşvik etmek amacıyla tasarlanmış bir Yatırım Programının oluşturulduğunu vurguladı.

Ayrıca tüzel kişiliklerin ve bireylerin mali ve maddi varlıklarının meşru büyümesini tanıyan ve bir kişinin diğerini ayrım gözetmeksizin sömürmesine izin vermeden işçi ve sosyal hakların korunmasını garanti eden bir program olduğunu belirtti.

İktisadi planlama sistemindeki dönüşüme de vurgu yapan Cruz, “kalkınma tasarımına odaklanan, makroekonomik dengelere öncelik veren, yapısal sorunları azaltan ve tüm iktisadi aktörlere politika sinyalleri veren” orta ve uzun vadeli planlamayı iyileştirmenin önemine işaret etti.

Bu kapsamda, devletin kaynakların fiziki tahsisi uygulamasından kademeli olarak uzaklaşarak “piyasa sinyallerine” daha fazla ağırlık verdiği bir mali planlama modeline geçiş yapılacak.

Devlet işletmeleri, piyasa mekanizmaları aracılığıyla üretimleri için girdi, döviz ve diğer kaynaklara merkezi olmayan bir şekilde erişebilecekler.

Devletin görevlendirdiği işler, tedarikçiler ve talep edenler arasındaki sözleşmeye dayalı bir çerçeve aracılığıyla yürütülecek.

Karar verme yetkisi, “mali kapasitelerine ve kaynaklara erişimlerine” göre devlet işletmelerine, ticari şirketlere veya yabancı yatırım firmalarına devredilerek yatırım onayı kapsamı genişletilecek.

Díaz-Canel’in Cumhuriyet Başkanlığı basın ekibiyle paylaştığı açıklamada ise, Fidel’e atıfla, “Karmaşık zamanlarda, kalkınma tutkusundan vazgeçilemez,” denildi.

Ülkenin yaşadığı zorlu dönemlere ve adadan ilerleme kaydetmek, hatta büyüme sağlamak için neler yapılabileceğine işaret eden bir soruyu çıkış noktası olarak alan Devlet Başkanı, mevcut durumu aşmak üzere tasarlanmış çeşitli önlemler hakkında düşüncelerini paylaştı.

Öncelikle, “ABD hükümetinin Küba’ya yönelik, tam bir saldırganlık içeren, tam bir hor görme ve müdahaleci bir nitelik taşıyan politikasının parçası olan çok boyutlu saldırıdan” bahseden Devlet Başkanı, bu politikanın “Kübalıların günlük yaşamlarını zorlaştıran bir etki yarattığını” belirtti ve şunları vurguladı:

“Kübalı erkek ve kadınların yaşamlarının her ayrıntısında, her aile meselesinde, ekonomimizin her alanında, yalnızca bizimki kadar kahramanca bir halkın göğüsleyebileceği son derece karmaşık durumlar var [ve bu halk] hayatta kalabilir ve bunları aşma iradesine sahip olabilir.”

Díaz-Canel, tam da bu konuda, Kübalıların “bunları nasıl aşacakları” hakkında; “bizim bunları nasıl aştığımız” hakkında “konuşmamız gerektiğini” ifade etti.

Ardından, “ABD, bu noktada uyguladıkları tüm bu azami baskıya rağmen Devrimin varlığını sürdürdüğünü ve ülkenin işleyişini devam ettirdiğini kendine affedemiyor ve kendileri de, başarısız bir devlet hakkında bu kadar çok konuştukları ve tekrarladıkları şeylere inanmıyorlar,” dedi.

Öte yandan Küba lideri, Komünist Parti Merkez Komitesi Olağanüstü Plenumu’nun kapanış konuşmasında, “İşe yarayan uygulamalar genişletilecek. İşe yaramayanlar ise gecikmeden düzeltilecek. Sorumluluğu olan herkes bu sorumluluğun hesabını vermek zorunda kalacak ve bir kişi bu dönemin gerekliliklerini yerine getiremediğinde, bunu daha iyi yapabilecek birine sorumlu bir şekilde yerini bırakmalı,” dedi.

Küba’yı direnişe borçlu olduklarını ama bugün direnişin tek başına yeterli olmadığını savunan Díaz-Canel, bu dönemin “dönüşüm geçirmeyi, daha fazla üretim yapmayı, daha fazla engeli ortadan kaldırmayı, daha fazla dinlemeyi, daha iyi kararlar almayı ve hesap verebilir olmayı gerektirdiğini” söyledi.

Küba lider, bu senaryoda, en az beş alanda eşzamanlı olarak ilerleme sağlanmasının gerektiği savundu:

  • Makroekonomik istikrar ve dış gelirlerin yeniden canlandırılması.
  • İktisadi ve Sosyal Modelin dönüştürülmesi.
  • Tarım sektörünün canlandırılması ve yeniden ayağa kaldırılması.
  • Muhasebe ve maliyet yönetiminin güçlendirilmesi.
  • İktisadi ve Sosyal Modelde gerçekleştirilmesi gereken dönüşümlerle ilişkili sosyal maliyetlerin öngörülmesi ve hafifletilmesi.

Buna ek olarak, Çin ve Vietnam gibi diğer ülkelerdeki sosyalist inşanın deneyimleri üzerine bir çalışma yürütüldüğünü belirten Küba lideri, “Referans arayışını derinleştirmek ve önerileri mevcut yasa ve yönetmeliklerimizle karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapay zeka da kullanılmıştır,” dedi.

Küba lideri reformları şöyle savundu:

“Önerdiğimiz dönüşümlerin amacı, sosyalizmi savunmayı ilerletmek, sosyal adaleti desteklemek ve genişletmek, iktisadi zenginlik yaratmak ve bunu adil bir şekilde dağıtmaktır. Zenginlik olmadan dağıtılacak bir şey olmaz; sosyal adaletten sadece soyut bir kavram olarak söz ederiz. Devrim’in tasarladığı sosyal adalet —genel olarak ücretsiz sosyal yardım programları ve projeler yoluyla en dezavantajlı kesimlere yardım etme insancıl misyonuyla— halka hiçbir maliyeti yoktur, fakat devlete bir maliyeti vardır. Ve bunu hayata geçirmek, derinleştirmek, sürdürmek ve korumak için devletin servete ihtiyacı vardır — ve bu serveti kendimiz üretmeliyiz. Servet yoksa sosyal adalet de yoktur ve geri kalan her şey bir masaldır — geri kalan her şey bir masaldır! Ya bu koşullar altında üretim yapar, servet yaratır ve ardından bunu sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle dağıtırız — eşitlikçilikle değil. İşte asıl zorluk budur!”

Díaz-Canel bu nedenle “üretici güçleri serbest bırakmak” gerektiğini; “daha fazla kısıtlama” yerine “daha fazla üretime” yönelmeyi savundu. Küba lideri, “Çünkü arz olmadan uygulanan denetimin faaliyetleri yalnızca kayıt dışı pazara ittiği kanıtlanmıştır,” dedi.

Küba lideri, “Sorunları inkar etmeyeceğiz; bürokrasiyi savunmayacağız; yetenekli kişilere kapımızı kapatmayacağız; savunmasızları yüzüstü bırakmayacağız; ve bu halkın —sapkın emperyalist abluka nedeniyle çektiği— acının, vatanımızın egemenliğine karşı kullanılmasına asla izin vermeyeceğiz,” dedi.

Amerika

Vance MAHA zirvesinde sahneye çıktı: 2028 rekabeti su yüzüne çıkıyor

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Washington’daki MAHA hareketinin yıllık zirvesine katılarak Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. ile ortak gündem mesajı verdi. Kamuoyu yoklamaları Amerikan halkının üçte birinden fazlasının desteklediği hareket tabanının yaklaşık üçte ikisinin Cumhuriyetçilere eğilimli olduğunu gösteriyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, başkent Washington’da düzenlenen “Amerika’yı Yeniden Sağlıklı Yap” (MAHA) hareketinin yıllık zirvesine üst üste ikinci kez ana konuşmacı olarak katıldı.

Zirve kapsamındaki sohbet toplantısının sonunda Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Robert F. Kennedy Jr., Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio’nun internette neden Vance’ten daha fazla popüler içerikle öne çıktığına değinerek bir soru yöneltti.

Kennedy, salondaki alkışlar eşliğinde, “MAHA gündemi için Beyaz Saray’dan muazzam bir destek alıyoruz; ancak hiçbir yerden Başkan Yardımcılığı makamı kadar güçlü bir destek görmüyoruz. Ülkemize ve çocuklarımıza bağlılığınızdan ötürü size teşekkür ederim” dedi.

Bu diyalog, ne Vance ne de Rubio Beyaz Saray hedeflerini resmi olarak ilan etmemiş olsa dahi, Başkan Donald Trump’ın yakın ekibi arasında 2028 başkanlık yarışı için arka planda süren rekabete yönelik üstü kapalı bir gönderme niteliği taşıyor.

Temaslar aynı zamanda Kennedy’nin öncülük ettiği MAHA hareketinin, Trump’ın 2024’te zafere ulaşmasını sağlayan taban ittifakını pekiştirme çabalarındaki belirleyici rolünü ortaya koyuyor.

Sohbet sırasında Vance, Kennedy’nin tavsiyesiyle et ağırlıklı beslenmeye geçtiğini aktardı.

Alkol ve şekerli gıdalardan uzak durup et ile lahana turşusu gibi fermente yiyeceklere dayanan bu beslenme biçimini yönetimden başka isimlerin de benimsediği biliniyor.

Vance, süreci şu sözlerle anlattı:

“Bobby’yi aradım ve ‘Büyük Perhiz vesilesiyle şekeri bırakmayı düşünüyorum, bunun sağlığa yararları nelerdir?’ diye sordum. O da bana ‘Hayır, hayır, hayır, sana göre harika bir önerim var’ dedi. O gün Şişman Salı’ydı ve Bobby Kennedy sayesinde Şişman Çarşamba hiç gelmedi.”

MAHA tabanı, Kennedy’nin Joe Biden’a karşı yürüttüğü Demokrat Parti başkanlık adaylığı yarışından çekilmesinin ardından Trump saflarına yöneldi.

Kennedy, bağımsız yürüttüğü kampanyayı da sonlandırarak Cumhuriyetçi Parti lehine etkili bir figür haline geldi.

Trump, MAHA hareketinin kendi MAGA (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) hareketine güç kattığını ve seçim zaferinde pay sahibi olduğunu vurguladı.

Aşı karşıtı açıklamalarıyla bilinen Kennedy, kabinede Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı göreviyle ödüllendirildi.

Kennedy göreve gelmesinin ardından çocuklara yönelik aşı tavsiyelerinin daraltılması gibi kendi önceliklerini hayata geçirmeye başladı.

Ancak Trump yönetiminin tehlikeli bir tarım ilacının üretimini artırma adımı, iki kesim arasındaki ittifakta pürüzlere yol açtı.

MAHA temsilcileri, hareketin seçmen tabanına verilen destek güçlendirilmezse Cumhuriyetçi Parti’nin bu alandaki ağırlığını kaybedebileceği uyarısını dile getiriyor. Demokratlar ise söz konusu gerilimden faydalanmak istiyor.

Kimya endüstrisini eleştiren Demokratlar, MAHA ile ortak zemin arayışına girdi.

Başkan Trump’ın tartışmalı yabani ot ilacı Roundup’ın ana maddesi glifosatın ülke içindeki üretimini önceleyen başkanlık kararnamesinin ardından Demokratlar, Kongre oturumlarında Kennedy’yi doğrudan hedef aldı.

CBS News’in haberine göre Michigan’dan Demokrat senatör adayı Abdul El-Sayed, çevre kirliliğine yol açanlardan hesap sorulmasını ve tarım ilacı üreticilerine ürünlerinin verdiği zararlar nedeniyle dava açılmasını öngören yasal düzenlemeleri destekleyen “Daha Sağlıklı Bir Amerika Politikası Gündemi” adlı yeni bir sağlık platformu başlattı.

Bahar aylarında yapılan anketler, Amerikan kamuoyunun üçte birinden fazlasının kendini MAHA destekçisi olarak tanımladığını, bu kitlenin yaklaşık üçte ikisinin de Cumhuriyetçilere eğilimli olduğunu gösteriyor.

Buna karşılık bazı Demokratlar, MAHA tabanının oy tercihinin çantada keklik olmadığını savunuyor.

El-Sayed, CBS’e yaptığı açıklamada, “Çoğu zaman yanlış tarafta duran gıda, tarım ve ilaç şirketlerine boyun eğenlerin aksine, insanların daha sağlıklı olmasını savunan tarafın her zaman biz olduğumuzu seçmene hatırlatma fırsatına sahibiz” dedi.

Zirvede Vance ile Kennedy, yönetimin MAHA ile örtüştüğü ortak başlıklara dikkat çekti.

İkili, tıp uzmanlarının görüşlerine karşı yapay zekanın kullanılması ve Vance’in öncelikleri arasında yer alan sağlık ile sosyal güvenlik sistemlerindeki usulsüzlüklerle mücadele konularında eşgüdüm mesajı verdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Küba’ya dönük yaptırımları sıkılaştırdı, muafiyetler kaldırıldı

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanlığı, Küba’ya yönelik finansal kısıtlamaları genişleterek ada özel sektörüne sağlanan bankacılık kolaylıklarını ve konferans seyahati izinlerini iptal etti. 30 Eylül itibarıyla yürürlüğe giren kararla Küba ordusunun denetimindeki kuruluşlarla dolaylı işlemler yasaklanırken transit para transferleri durduruldu.

ABD, Küba’ya yönelik yaptırım rejimini 30 Eylül itibarıyla sıkılaştırarak finansal işlemlere yeni kısıtlamalar getirdi; bankacılık ve seyahat alanındaki bazı muafiyetleri yürürlükten kaldırdı.

ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), ABD Dışişleri Bakanlığının hazırladığı “Kısıtlı Küba Kuruluşları Listesi”nde (Cuba Restricted List) yer alan yapılarla dolaylı finansal işlem yapma yasağının kapsamını genişletti.

Bu liste; Küba ordusu, istihbaratı ve güvenlik birimlerinin denetimindeki kurumları da kapsıyor.

Yeni düzenlemeyle Amerikan bankalarının, Küba bağlantılı transit para transferlerini ABD finans sistemi üzerinden yürütme izni iptal edildi.

Söz konusu kısıtlama, transferin ABD sınırları dışında başlayıp yine ABD dışında sonuçlandığı durumları da içeriyor.

OFAC ayrıca Küba’daki bağımsız özel sektör girişimcileri adına hesap açılmasına ve bu hesapların işletilmesine imkan tanıyan özel izni geri çekti. İlgili hesaplardaki bloke edilen varlıkların serbest bırakılması için artık kurumdan özel lisans alınması şartı aranıyor.

Söz konusu kolaylıklar, Küba özel sektörünü destekleme adımları kapsamında 2024 yılında yürürlüğe girmişti. Son kararla, o dönem sağlanan esnekliklerin bir kısmı kaldırılmış oldu.

OFAC, adaya yönelik eğitim amaçlı seyahat kurallarını da zorlaştırdı; Küba’da düzenlenen mesleki toplantı ve konferanslara katılımı sağlayan genel izni sonlandırdı.

Önceden planlanmış seyahatlerin bir bölümü için ise geçiş sürecine özgü istisnalar tanındı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinin ardından Washington yönetimi Havana üzerindeki ekonomik baskıyı artırdı.

ABD, Küba’yı yeniden “teröre destek veren ülkeler” listesine aldı; ardından adaya doğrudan ya da dolaylı petrol sevkiyatı yapan ülkelere ve şirketlere ek gümrük vergisi uygulanmasını öngören mekanizmayı devreye soktu.

ABD Hazine Bakanlığı, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ile kendisiyle bağlantılı çok sayıda kişi ve kuruluşa yaptırım uyguladı. Yaptırım listesine Küba Silahlı Kuvvetleri ile Devrimi Savunma Komiteleri dahil edildi.

ABD’nin Küba’ya yönelik ticaret ambargosu 1962 yılından bu yana yürürlükte kalmayı sürdürüyor.

Trump’ın süresini 14 Eylül 2027’ye kadar uzattığı ambargo, iki ülke arasındaki ticareti ve mali operasyonları sınırlandırıyor; Amerikan vatandaşları ve şirketlerinin özel lisans olmaksızın Küba ile işlem yapmasını yasaklıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de seçmenlerin yüzde 51’i meclis kontrolünü Demokratlara vermek istiyor

Yayınlanma

Quinnipiac Üniversitesi anketi, ABD Kongre seçimleri öncesinde Demokratların Temsilciler Meclisi yarışında Cumhuriyetçilere 12 puan fark attığını ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 51’i meclis çoğunluğunun Demokratlara geçmesini isterken, ABD Başkanı Donald Trump’ın performansını onaylamayanların oranı yüzde 61 ile rekor düzeye ulaştı.

ABD’de Kongre ara seçimleri öncesinde kamuoyu tercihlerini inceleyen yeni araştırma, Temsilciler Meclisi yarışında Demokrat Parti’nin Cumhuriyetçilerin 12 puan önünde yer aldığını ortaya koydu.

Quinnipiac Üniversitesi anketine göre seçmenlerin yüzde 51’i meclis çoğunluğunu Demokratların kazanmasını isterken, bu tercihi Cumhuriyetçilerden yana kullananların oranı yüzde 39 seviyesinde kaldı.

Araştırmaya katılanların yüzde 9’u ise tercihi konusunda kararsız olduğunu belirtti.

Quinnipiac Üniversitesi’nin 10 Eylül tarihli bir önceki yoklamasında Demokratların çoğunluğu almasını isteyenler yüzde 49, Cumhuriyetçileri destekleyenler yüzde 38 olarak ölçülmüş, kararsızların oranı ise yüzde 13 olarak kayıtlara geçmişti. Son veriler, sandık gününe beş hafta kala Demokratların meclis denetimindeki farkı koruduğuna işaret ediyor.

Araştırma, seçmenlerin Kongre’deki her iki partinin mevcut performansına da mesafeli yaklaştığını gösteriyor.

Ankete katılanların yalnızca yüzde 26’sı Cumhuriyetçilerin Kongre’deki icraatını onaylarken, yüzde 67’si olumsuz görüş bildirdi.

Demokratların meclisteki faaliyetlerini onaylayanların oranı yüzde 22’de kalırken, hoşnutsuzluk belirtenlerin oranı yüzde 69’a ulaştı.

Anket, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik kamuoyu desteğindeki erimeyi de ortaya koydu.

Seçmenlerin yüzde 34’ü Trump’ın başkanlık performansını onayladığını belirtirken, onaylamayanların oranı yüzde 61 oldu.

Bu veri, Quinnipiac Üniversitesi anketleri tarihindeki en yüksek hoşnutsuzluk oranı olarak kaydedildi. Üniversitenin 18 Ocak 2021 tarihli araştırmasında da aynı düzeyde olumsuz değerlendirme ölçülmüştü.

Trump daha önce yaptığı bir değerlendirmede, Cumhuriyetçilerin çoğunluğu kaybetmesi halinde Demokratların azil sürecini başlatabileceğini dile getirmişti.

ABD’de ara seçimler 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Sandıkta Temsilciler Meclisi’nin 435 sandalyesinin tamamı ve Senato’nun yaklaşık üçte biri yenilenecek.

Seçim sonuçları, Kongre’nin iki kanadını önümüzdeki iki yıl boyunca hangi siyasi partinin denetleyeceğini belirleyecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English