Bizi Takip Edin

Amerika

Küba’da kapsamlı piyasa reformları parlamentoda

Yayınlanma

Küba hükümeti, ülkede kapsamlı bir iktisadi dönüşüm sürecini zorlayacak piyasa reformları programını parlamento gündemine getirdi.

Küba Komünist Partisi’nin (PCC) merkezi yayın organı Granma’da yer alan habere göre, ülkenin geleceği açısından hayati önem taşıyan iktisadi ve sosyal dönüşüm önerilerini değerlendirmek üzere, Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin (ANPP) 10. Yasama Dönemi’ndeki Üçüncü Olağanüstü Oturumu toplandı.

Raúl Castro Ruz’un yanı sıra Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez de oturuma katıldı.

Reform paketi hakkındaki raporu hükümet adına PCC Siyasi Büro üyesi ve Başbakan Manuel Marrero Cruz sundu.

Cruz, “sosyalizmden vazgeçmeden Devrim’in kazanımlarını korumak amacıyla” tasarlanan, Küba iktisadi ve sosyal modelindeki stratejik öneme sahip dönüşümleri sundu.

Konuşması sırasında Başbakan, mevcut durumu ABD hükümeti tarafından uygulanan ağır yaptırımlarla ilişkilendirdi.

Ayrıca, ülkenin kendi hatalarını ve eksikliklerini hiçbir zaman inkar etmediğini kabul etmekle birlikte, bu faktörlerin toplamının, 2011’deki Altıncı Parti Kongresi’nden bu yana onaylanan reformların uygulanması üzerinde sürekli bir etki yarattığını vurguladı.

Başbakan Cruz, Fidel Castro’nun düşüncesine dayanan dönüşümleri duyurdu. Castro’nun, 1993 yılında “Özel Dönem”in doruk noktasında, “Hayat, gerçeklik ve dünyanın yaşadığı dramatik durum —bu tek kutuplu dünya— bizi, sermaye ve teknolojiye sahip olsaydık asla yapmayacağımız şeyleri yapmaya zorluyor,” dediğini hatırlattı.

Önerilerin “vazgeçilmez olanı korumak için gerekli olanı yapmak” ilkesinden yola çıktığını savunan Başbakan, önlemler arasında, tüm iktisadi aktörlerin eşit şartlarda katılımının genişletilmesi, yabancı yatırımın teşvik edilmesi ve kaynak tahsisi aracı olarak piyasa mekanizmalarının benimsenmesinin yer aldığını vurguladı.

aşbakan, bu adımların bir teslimiyet değil, kalkınma araçlarının ülkenin kendine özgü koşullarına uyarlanması olduğunu savundu.

Başbakan, iktisadi ve sosyal modelin güncellenmesine öncülük eden Raúl Castro’nun ortaya koyduğu kılavuz ilkeleri de hatırlattı: “dogmatik olmamak veya değişime direnmemek, sosyalizm ile eşitlikçilik arasındaki mekanik bağı ortadan kaldırmak ve sosyalist planlamanın piyasa kurallarını dışlamadığını, aksine bunları bünyesine katması ve düzenlemesi gerektiğini kabul etmek.”

Cruz’a göre parlamentoda tartışılacak reform önerileri, “sosyalist inşadan asla vazgeçmeden, aksine onu korumak için bir koşul olarak, iktisadi canlandırma ve çarpıklıkları düzeltme yönündeki ortak çabanın bir parçası” olarak görülmeli.

Marrero Cruz, 390 öneri alındığını ve bunların %66,7’sinin kabul edildiğini belirtti; geri kalanlar ise uygulama süreci, diğer olumlu değerlendirmeler ve dönüşüm niteliği taşımayan hususlarla ilgiliydi.

Siyasi Büro tarafından yürütülen dönüşüm önerilerinin analizi sonucunda, belgeye 69 tavsiye dahil edildi.

Reform paketinde, devlet işletmelerinin de diğer iktisadi aktörlerin kurallarına tabi olması öneriliyor. Bundan böyle, diğer iktisadi aktörler için onaylanan her şey sosyalist devlet işletmeleri için de geçerli olacak

Bu kapsamda, işletme sistemi içindeki toptan ve perakende fiyatları onaylama yetkisi “ademi merkeziyetçi” hale getirilecek. Fiyatlandırmada maliyetler, giderler, piyasa eğilimleri, değer zincirleri ve iktisadi aktörler arasındaki dikey ve yatay ilişkiler dikkate alınacak.

Üst Düzey İşletme Yönetim Kuruluşları (OSDE) ayrıca devlet şirketleri ile küçük ve orta ölçekli işletmeleri kurma yetkisine olacak. OSDE’lere kendi yapılarını tanımlama, idari pozisyonları birleştirme veya hizmetleri dış kaynaklara devretme yetkisi verilecek.

Ayrıca il ve belediye yönetimleri ise yerel devlet şirketlerini kurma, birleştirme veya tasfiye etme yetkisine sahip olacak.

Devlet işletmeleri sistemindeki maaş skalası kaldırılacak ve enflasyon seviyelerini dikkate alan bir asgari ücret belirlenecek.

İşçilerle müzakere edilerek ve sendikanın katılımıyla belirlenen ücret düzeyleri, işletmelerin iktisadi ve mali kapasitesine bağlı olacak.

Devlet bütçesi ile işletme sistemi arasındaki ilişki değişecek. Bu, mali yükün gözden geçirilmesini ve işletmelere verilen sübvansiyonların kaldırılmasını da içeriyor.

Bir başka kritik öneri, sosyalist devlet işletmesinin hukuki yapısının bir anonim şirket veya ortaklık yapısına dönüştürülmesi.

Reform paketi, devlet sektörünün ötesine uzanıyor. Ek reformlar arasında on yıllardır ilk kez özel bankacılığa izin verilmesi, yurtdışında yaşayan Kübalıların yatırımlarına kapıların açılması, genel fiyat tavanlarının kaldırılması ve bakanlık sayısının 27’den 20 ile 21 arasına indirilmesi yer alıyor.

Gayrimenkul işletmelerinin konut birimlerini içeren satış işlemleri gerçekleştirmesine izin de verilecek. “Durum bazında” onaylanmak kaydıyla, ülkenin farklı bölgelerinde mevcut varlıkları bulunan veya geliştirilmekte olan alanlar için imtiyazlar ve gayrimenkul satışı da mümkün hale gelecek.

Bir maddede gayrimenkul satışı ile ilgili şunlar yazıyor:

“Bu tür bir işin gerekli olduğu ülkenin tüm turistik bölgelerinde gayrimenkul geliştirme faaliyetlerine izin verilmesi. Havana şehri ve ülkenin turizmle bağlantılı diğer kentsel alanlarında gayrimenkul işlerinin geliştirilmesine olanak sağlanması.”

Bunun yanı sıra, özel işletmelere veya kooperatiflere, üretim veya hizmet faaliyetlerini geliştirmek amacıyla yatırım yapmaları için gayrimenkul hakları (intifa hakkı ve yüzey hakkı) tanınacak.

Öneriler arasında, tarım sektörünün üretim tabanının kurumsal yapısını, mülkiyet ve yönetim biçimlerini dönüştürmek, özel şirketlerin tarım sektöründe faaliyet göstermesine izin vermek de var.

Öte yandan Başbakan, mülkiyet ilişkilerindeki dönüşümler ve mülkiyet ile yönetim arasındaki farklar konusunda, temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin yeniden teyit edildiğini ve bu araçların devlet dışı yönetimine doğru ilerleme kaydedileceğini belirtti.

Ayrıca, yeni tedbirler arasında, fonların yasal kaynağının kanıtlanması şartıyla, hem yerli hem de yabancı devlet ve devlet dışı tüzel kişiliklerin yanı sıra bireylerin de devlet Başbakan, hem ülkede hem de yurtdışında ikamet eden Kübalıların Küba işletmelerine katılımını teşvik etmek amacıyla tasarlanmış bir Yatırım Programının oluşturulduğunu vurguladı.

Ayrıca tüzel kişiliklerin ve bireylerin mali ve maddi varlıklarının meşru büyümesini tanıyan ve bir kişinin diğerini ayrım gözetmeksizin sömürmesine izin vermeden işçi ve sosyal hakların korunmasını garanti eden bir program olduğunu belirtti.

İktisadi planlama sistemindeki dönüşüme de vurgu yapan Cruz, “kalkınma tasarımına odaklanan, makroekonomik dengelere öncelik veren, yapısal sorunları azaltan ve tüm iktisadi aktörlere politika sinyalleri veren” orta ve uzun vadeli planlamayı iyileştirmenin önemine işaret etti.

Bu kapsamda, devletin kaynakların fiziki tahsisi uygulamasından kademeli olarak uzaklaşarak “piyasa sinyallerine” daha fazla ağırlık verdiği bir mali planlama modeline geçiş yapılacak.

Devlet işletmeleri, piyasa mekanizmaları aracılığıyla üretimleri için girdi, döviz ve diğer kaynaklara merkezi olmayan bir şekilde erişebilecekler.

Devletin görevlendirdiği işler, tedarikçiler ve talep edenler arasındaki sözleşmeye dayalı bir çerçeve aracılığıyla yürütülecek.

Karar verme yetkisi, “mali kapasitelerine ve kaynaklara erişimlerine” göre devlet işletmelerine, ticari şirketlere veya yabancı yatırım firmalarına devredilerek yatırım onayı kapsamı genişletilecek.

Díaz-Canel’in Cumhuriyet Başkanlığı basın ekibiyle paylaştığı açıklamada ise, Fidel’e atıfla, “Karmaşık zamanlarda, kalkınma tutkusundan vazgeçilemez,” denildi.

Ülkenin yaşadığı zorlu dönemlere ve adadan ilerleme kaydetmek, hatta büyüme sağlamak için neler yapılabileceğine işaret eden bir soruyu çıkış noktası olarak alan Devlet Başkanı, mevcut durumu aşmak üzere tasarlanmış çeşitli önlemler hakkında düşüncelerini paylaştı.

Öncelikle, “ABD hükümetinin Küba’ya yönelik, tam bir saldırganlık içeren, tam bir hor görme ve müdahaleci bir nitelik taşıyan politikasının parçası olan çok boyutlu saldırıdan” bahseden Devlet Başkanı, bu politikanın “Kübalıların günlük yaşamlarını zorlaştıran bir etki yarattığını” belirtti ve şunları vurguladı:

“Kübalı erkek ve kadınların yaşamlarının her ayrıntısında, her aile meselesinde, ekonomimizin her alanında, yalnızca bizimki kadar kahramanca bir halkın göğüsleyebileceği son derece karmaşık durumlar var [ve bu halk] hayatta kalabilir ve bunları aşma iradesine sahip olabilir.”

Díaz-Canel, tam da bu konuda, Kübalıların “bunları nasıl aşacakları” hakkında; “bizim bunları nasıl aştığımız” hakkında “konuşmamız gerektiğini” ifade etti.

Ardından, “ABD, bu noktada uyguladıkları tüm bu azami baskıya rağmen Devrimin varlığını sürdürdüğünü ve ülkenin işleyişini devam ettirdiğini kendine affedemiyor ve kendileri de, başarısız bir devlet hakkında bu kadar çok konuştukları ve tekrarladıkları şeylere inanmıyorlar,” dedi.

Öte yandan Küba lideri, Komünist Parti Merkez Komitesi Olağanüstü Plenumu’nun kapanış konuşmasında, “İşe yarayan uygulamalar genişletilecek. İşe yaramayanlar ise gecikmeden düzeltilecek. Sorumluluğu olan herkes bu sorumluluğun hesabını vermek zorunda kalacak ve bir kişi bu dönemin gerekliliklerini yerine getiremediğinde, bunu daha iyi yapabilecek birine sorumlu bir şekilde yerini bırakmalı,” dedi.

Küba’yı direnişe borçlu olduklarını ama bugün direnişin tek başına yeterli olmadığını savunan Díaz-Canel, bu dönemin “dönüşüm geçirmeyi, daha fazla üretim yapmayı, daha fazla engeli ortadan kaldırmayı, daha fazla dinlemeyi, daha iyi kararlar almayı ve hesap verebilir olmayı gerektirdiğini” söyledi.

Küba lider, bu senaryoda, en az beş alanda eşzamanlı olarak ilerleme sağlanmasının gerektiği savundu:

  • Makroekonomik istikrar ve dış gelirlerin yeniden canlandırılması.
  • İktisadi ve Sosyal Modelin dönüştürülmesi.
  • Tarım sektörünün canlandırılması ve yeniden ayağa kaldırılması.
  • Muhasebe ve maliyet yönetiminin güçlendirilmesi.
  • İktisadi ve Sosyal Modelde gerçekleştirilmesi gereken dönüşümlerle ilişkili sosyal maliyetlerin öngörülmesi ve hafifletilmesi.

Buna ek olarak, Çin ve Vietnam gibi diğer ülkelerdeki sosyalist inşanın deneyimleri üzerine bir çalışma yürütüldüğünü belirten Küba lideri, “Referans arayışını derinleştirmek ve önerileri mevcut yasa ve yönetmeliklerimizle karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapay zeka da kullanılmıştır,” dedi.

Küba lideri reformları şöyle savundu:

“Önerdiğimiz dönüşümlerin amacı, sosyalizmi savunmayı ilerletmek, sosyal adaleti desteklemek ve genişletmek, iktisadi zenginlik yaratmak ve bunu adil bir şekilde dağıtmaktır. Zenginlik olmadan dağıtılacak bir şey olmaz; sosyal adaletten sadece soyut bir kavram olarak söz ederiz. Devrim’in tasarladığı sosyal adalet —genel olarak ücretsiz sosyal yardım programları ve projeler yoluyla en dezavantajlı kesimlere yardım etme insancıl misyonuyla— halka hiçbir maliyeti yoktur, fakat devlete bir maliyeti vardır. Ve bunu hayata geçirmek, derinleştirmek, sürdürmek ve korumak için devletin servete ihtiyacı vardır — ve bu serveti kendimiz üretmeliyiz. Servet yoksa sosyal adalet de yoktur ve geri kalan her şey bir masaldır — geri kalan her şey bir masaldır! Ya bu koşullar altında üretim yapar, servet yaratır ve ardından bunu sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle dağıtırız — eşitlikçilikle değil. İşte asıl zorluk budur!”

Díaz-Canel bu nedenle “üretici güçleri serbest bırakmak” gerektiğini; “daha fazla kısıtlama” yerine “daha fazla üretime” yönelmeyi savundu. Küba lideri, “Çünkü arz olmadan uygulanan denetimin faaliyetleri yalnızca kayıt dışı pazara ittiği kanıtlanmıştır,” dedi.

Küba lideri, “Sorunları inkar etmeyeceğiz; bürokrasiyi savunmayacağız; yetenekli kişilere kapımızı kapatmayacağız; savunmasızları yüzüstü bırakmayacağız; ve bu halkın —sapkın emperyalist abluka nedeniyle çektiği— acının, vatanımızın egemenliğine karşı kullanılmasına asla izin vermeyeceğiz,” dedi.

Amerika

Trump seçim komisyonundaki Demokrat üyeleri görevden aldı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonunda kalan iki Demokrat üyeyi perşembe günü görevden aldı; komisyondaki Cumhuriyetçi üye ise istifa etti. Beyaz Saray, Yüksek Mahkemenin geçen ay verdiği Trump v. Slaughter kararının başkana bağımsız kurumlardaki komisyon üyelerini görevden alma yetkisi tanıdığını belirtti. Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, adımı “seçimlerin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişim” olarak niteledi.

ABD Başkanı Donald Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonunda kalan Demokrat üyeleri perşembe günü görevden aldı.

Trump, komisyonda kalan iki Demokrat üye Benjamin Hovland ile Thomas Hicks’i görevden aldı. Cumhuriyetçi üye Christy McCormick ise istifa etti.

Bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, “Başkan ve Yürütme Organının başı, Amerika’nın seçimlerini güvence altına alma ve kullanılan her yasal oyun sayılmasını sağlama yönündeki önemli görevle tam olarak uyumlu olmayabilecek kişileri görevden alma hakkını saklı tutar” dedi.

Yetkili, “Slaughter kararı, Başkan’a bunu yapması için emsal sağlıyor” ifadesini kullandı. Yetkili, geçen ay Yüksek Mahkemenin verdiği ve başkanın Federal Ticaret Komisyonu üyelerini görevden alma yetkisine sahip olduğuna hükmeden karara atıfta bulundu.

Trump yönetimi, Yüksek Mahkemenin Trump v. Slaughter davasında verdiği kararı gerekçe gösterdi. Karar, başkanın bağımsız kurumlardaki komisyon üyelerini görevden alma yetkisini genişletmişti.

Beyaz Saray yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yönetim, en başından beri seçimleri hile ve kötüye kullanımdan korumak için bütün kurumlar ve yerel ortaklarla birlikte çalışıyor. Özellikle ara seçimlerde bu görevi sürdürmek üzere güçlü bir altyapıya yatırım yapıyor.”

Seçim Yardım Komisyonu, seçmenlerin seçim sürecine katılmasına ve yetkililerin seçimleri yürütmesine yardımcı olan, partiler üstü ve bağımsız bir kurul. Komisyon, Amerika’ya Oy Verme Yardımı Yasası kapsamında 2002’de kuruldu.

Komisyonun bundan sonra ne olacağı ya da Trump’ın yeni üyeler atayıp atamayacağı henüz belli değil. Trump’ın atayacağı yeni komisyon üyelerinin Senatonun onayından geçmesi gerekecek.

Demokratlar, görevden almalara kısa sürede tepki gösterdi.

“Seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişim”

Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, Demokratların “bu yetki gaspına karşı her aşamada mücadele edeceğini” söyledi. Virginia Senatörü Mark Warner ise bu adımın “partisi ne olursa olsun her Amerikalıyı kaygılandırması gerektiğini” belirtti.

Schumer, Trump’ın partiler üstü Seçim Yardım Komisyonunun üyelerini görevden alma kararını eleştirerek başkanı “seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişimde” bulunmakla suçladı.

Schumer yaptığı açıklamada, “Donald Trump, Cumhuriyetçilerin ‘oy verme sürecini devralması’ gerektiğini söyledi. Bugün tam da bunu yapma yolunda bir adım daha attı” dedi.

New York Senatörü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ara seçimlere aylar kala iki partili Seçim Yardım Komisyonunda kalan bütün üyeleri görevden almak, daha tek bir oy bile kullanılmadan seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişimdir.”

Schumer, Trump’ı “oy verme sistemlerini onaylayan ve seçim yetkililerinin güvenli seçimler yürütmesine yardımcı olan bağımsız kurumu işlevsizleştirmekle” suçladı. Demokratların “bu yetki gaspına karşı her aşamada mücadele edeceğini” yineledi.

Schumer’in açıklaması, Trump yönetiminin eyaletlerin seçimleri yürütmesine yardımcı olan komisyonda kalan üç üyenin ayrılmasına yol açan adımlarının ardından geldi. Komisyondaki iki Demokrat üye görevden alınırken Cumhuriyetçi üye istifa etti.

Beyaz Saray, başkanın “Amerika’nın seçimlerini güvence altına alma ve kullanılan her yasal oyun sayılmasını sağlama yönündeki önemli görevle tam olarak uyumlu olmayabilecek kişileri görevden alma” hakkına sahip olduğunu belirtti.

Trump, Kongredeki Cumhuriyetçilerin Seçmen Uygunluğunu Koruma Yasası’nı kabul etmemesi halinde ara seçimlere hilenin gölge düşürebileceği uyarısını defalarca yaptı.

SAVE Yasası olarak bilinen düzenleme, seçmen kaydı sırasında vatandaşlığı kanıtlayan belgelerin sunulmasını ve seçmenlerin oy kullanırken fotoğraflı kimlik göstermesini zorunlu kılacak.

Demokratlar, yasayı “Jim Crow 2.0” diye niteledi ve düzenlemenin milyonlarca Amerikalının oy kullanmasını engelleyeceğini belirtti. Demokratlara göre seçmen hilesi seyrek görülen bir olay ve Trump’ın seçimlere hile karıştırıldığı yönündeki açıklamaları kanıtlarla desteklenmiyor.

Seçim Yardım Komisyonu, oy kullanma ekipmanlarına ilişkin standartları belirliyor, oy makinelerini test edip onaylıyor ve seçim yönetimini iyileştirmeleri için eyaletlere kaynak sağlıyor.

Komisyon ayrıca kendi internet sitesindeki bilgilere göre, “1993 Ulusal Seçmen Kayıt Yasası uyarınca hazırlanan ulusal posta yoluyla seçmen kayıt formunu muhafaza etmekten” sorumlu.

Trump ve yönetimi, posta yoluyla oy kullanımını yoğun biçimde eleştirdi ve bu yönteme sınırlamalar getirmek üzere adımlar attı.

ABD Posta Servisi Genel Müdürü David Steiner, geçen ay hassas seçmen verilerini federal hükümete vermeyi reddeden eyaletlerde posta yoluyla kullanılan oy pusulalarının artık teslim edilmeyeceğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’nin 41 Afrika ülkesinde onaylanmış büyükelçisi yok

Yayınlanma

ABD, onlarca Afrika ülkesinde Senato tarafından onaylanmış bir büyükelçi bulundurmuyor.

Bu durumun, Washington’un kıtada güvenlik ve diplomatik görevlerde yer alma çabalarını aksattığı vurgulanıyor.

Nijerya, Kenya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Libya ve Sudan da dahil olmak üzere şu anda yaklaşık 41 Afrika ülkesinde onaylanmış bir Amerikan elçisi bulunmuyor.

Diplomatik kadroda genel olarak boş pozisyonlar bulunsa da, Afrika’ya özgü görevlerdeki eksiklik özellikle belirgin.

Bu boşluk, aralık ayında yönetimin Afrika’dan bir düzineden fazla diplomatik kariyer büyükelçisini geri çağırmasıyla daha da genişledi.

Amerikan Dışişleri Servisi Derneği bu hamleyi “kurumsal sabotaj” olarak nitelendirdi.

Bu boşluklar, Washington’un, ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan Kongo Demokratik Cumhuriyeti-Ruanda barış anlaşması ve Libya barış anlaşması gibi yüksek riskli anlaşmaları, genellikle yerleşik büyükelçiler yerine Başkan Donald Trump’ın Afrika danışmanı Massad Boulos gibi yüksek profilli temsilciler aracılığıyla müzakere ettiği bir dönemde ortaya çıkıyor.

Eski Botsvana Büyükelçisi ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi Michelle Gavin, “Boulos ne kadar yetenekli olursa olsun, aynı anda her yerde olamaz,” dedi.

Gavin, bu boşlukların Trump’ın vize kısıtlamaları ve Afrika ülkelerini üçüncü ülkelerden gelen göçmenleri kabul etmeye zorlama çabaları etrafındaki kaosa katkıda bulunduğunu savundu.

Bu eksikliğin Çin’e zemin açma riski taşıdığını savunan Gavin, mevcut boş kadro oranının “modern tarihte emsali olmadığını” da sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Demokratların Senato çoğunluğu hedefi Maine ve Michigan’da zora girdi

Yayınlanma

ABD’de Demokrat Parti’nin Senato’da çoğunluğu geri alma şansı, Maine ve Michigan eyaletlerinde yaşanan son gelişmelerle ciddi bir darbe aldı. Maine’deki adaylık krizi ve Michigan’daki parti içi bölünme, kasım ayındaki seçimlerde kritik önem taşıyan dört koltukluk net artış hedefini zora soktu.

Demokrat Parti’nin Senato’da kontrolü yeniden ele geçirme şansı, Maine ve Michigan eyaletlerinde yaşanan son gelişmelerle darbe aldı. Bu durum, partinin iki kritik mücadele alanında kazanma ihtimalini karmaşıklaştırıyor.

Maine eyaletinde Graham Platner’ın seçim kampanyasının çökmesi, Demokratları seçim gününe dört aydan az bir süre kala Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’e rakip olacak bir aday bulmak için acele arayışa itti.

Bazı Demokrat stratejistler Platner’ın yarıştan çekilmesinin parti için daha iyi olduğunu düşünse de kampanyanın çarpıcı bir şekilde çökmesi ve yerine kimin geleceği konusunda parti içinde bir uzlaşının bulunmaması, Demokratlar için gereksiz siyasi zorluklar yaratıyor.

Bazı uzmanlar, Maine’de yaşanan bu karmaşa nedeniyle Demokratların çoğunluğu geri kazanma olasılığının düştüğünü belirtiyor.

Arizona Eyalet Üniversitesi’nde Senato seçimlerini takip eden siyaset bilimi profesörü Steven S. Smith gelişmeleri şöyle değerlendirdi:

“Genel olarak bu durum Demokratlar için iyi bir haber değil. Pek çok önde gelen Demokratın adaylıktan çekilen kişiyi desteklemiş olması ve önümüzdeki birkaç gün içinde çıkacak haberlere nasıl yanıt verecekleri konusundaki belirsizlik iyiye işaret değil. Bu, parti için sadece kötü bir haber.”

Demokratların Senato’yu geri kazanma ihtimalinin daha önce yüzde 50 civarında seyrettiğini belirten Smith, bu gelişmelerin ardından şansın yüzde 50’nin altına gerilediğini ifade etti.

Smith, Demokratlar adına olumlu sayılabilecek tek noktanın zamanlama olduğunu ekleyerek şu ifadeleri kullandı:

“Yine de Demokratlar için iyi haber, henüz yaz ortasında olmamız ve siyasetle ilgilenen insan sayısının azlığı nedeniyle vaktin nispeten erken olmasıdır. En önemli husus bir sonraki adayın kim olacağıdır; eğer bu süreç iyi bir halkla ilişkiler çalışmasıyla yönetilirse Demokratlar durumu tersine çevirebilir.”

Demokratların kasım ayında Senato çoğunluğunu elde edebilmesi için net olarak dört yeni koltuk kazanması gerekiyor.

Birçok siyasi analist Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü sağlama ihtimalini daha yüksek görse de Demokratik Senatör Kampanya Komitesi (DSCC) sözcüsü, başka bir adayla Collins’i mağlup etmek için hâlâ mükemmel bir şansa sahip olduklarını savundu.

DSCC sözcüsü yaptığı açıklamada, “Susan Collins hiç bu kadar kırılgan olmamıştı. Maine halkı, Trump ile yüzde 96 oranında aynı doğrultuda oy kullanan, Roe v. Wade kararını iptal eden yargıçların atanmasını onaylayan ve Washington’da geçirdiği yaklaşık 30 yılı özel çıkarlara hizmet ederek harcayan Collins’i görevden göndermek için sabırsızlanıyor” dedi.

Diğer taraftan adaylıktan çekilen Platner, çarşamba gecesi Demokrat liderleri hedef alarak, 2021 yılında birlikte olduğu bir kadına tecavüz ettiği yönündeki suçlamaya karşı kendisini savunma fırsatı bulamadan partinin kendisini yarışın dışına ittiğini belirtti.

Suçlamayı kesin bir dille reddeden Platner, “iktidardakiler tarafından altımızdaki mekanizmaların çekip alınması nedeniyle” adaylıktan çekildiğini açıkladı.

Destekçilerine yönelik yayımladığı video mesajında Platner, “kurumsal medya sistemi ve siyasi elitlerin hem hakim hem jüri hem de infazcı gibi davrandığını” söyledi.

Suffolk Üniversitesi Siyasi Araştırmalar Merkezi Direktörü David Paleologos, Platner ile Demokrat parti yönetimi arasındaki bu gerginliğin, sonbahar seçimleri öncesinde partiyi birleştirmeyi zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Paleologos, şu değerlendirmede bulundu:

“Platner, Maine seçmeninin ilgisini çekmişti; bu seçmenlerin bir kısmı kasım ayında ‘Platner yoksa oy da yok’ diyerek sandığa gitmeyebilir. Diğer bir kısım ise yeni adaya yönelecektir.”

Paleologos, Platner’ın “iktidardakiler” ve “siyasi elitler” hakkındaki açıklamalarının seçmenleri yeni aday etrafında birleştirmenin aksine bir sonuç doğuracağını belirterek şunları ekledi:

“İlerici bir aktivistseniz, zihninizde bir Cumhuriyetçi ile kurumsal bir Demokrat arasında çok az fark vardır. Her ikisi de sistemin içine yerleşmiş parti figürleri olarak görülür.”

Michigan’daki adaylık yarışı

Michigan’da ise Senatör Bernie Sanders tarafından desteklenen ilerici aday Abdul El-Sayed, anketlerde Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer’ın desteklediği ve Washington’daki parti liderleri tarafından genel seçimler için daha uygun görülen Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens’ın önüne geçti.

Platner’ın Maine’deki adaylığının çöküşü, ilerici bağışçıların kaynaklarını demokratik sosyalist hareketle ilişkili en belirgin Senato adayı konumuna gelen El-Sayed’e yönlendirmesine yol açabilir.

El-Sayed, seçim kampanyasında Platner ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile aynı siyasi strateji firması olan Fight Agency ile çalışıyor.

Eski bir halk sağlığı direktörü olan El-Sayed, her iki partiye karşı da mücadele ettiğini belirtiyor. Rakibi Stevens’ın kendisini eleştirmesinin ardından El-Sayed, Platner’a Maine’deki yarıştan çekilme çağrısında bulunmuştu.

Washington’daki Demokrat liderler ve Senatör Schumer, El-Sayed’in 2024 yılındaki Senato yarışında Demokrat Senatör Elissa Slotkin’e kıl payı kaybeden eski Cumhuriyetçi Temsilci Mike Rogers karşısındaki seçilebilirliği konusunda endişe taşıyor.

Bu gerekçeyle eski Senatör Debbie Stabenow ve eski Michigan Demokrat Parti Başkanı Lon Johnson gibi isimler Haley Stevens’ı destekliyor.

Johnson, geçen ay The Washington Post gazetesine verdiği demeçte, “Abdul’un Rogers’ı yenemeyeceği ve bu durumun Senato’daki çoğunluk ihtimalimizi kaybettirebileceği yönünde gerçek bir endişe var” ifadelerini kullandı.

Diğer eyaletlerdeki olumlu sinyaller

Demokratların Maine ve Michigan’da karşılaştığı bu zorluklar, Cumhuriyetçi eğilimli üç eyalet olan Ohio, Iowa ve Texas’ta gösterilen ilerlemeyle dengeleniyor.

Geçtiğimiz hafta yayımlanan Fox News anketi, Iowa’da Demokrat Senato adayı Josh Turek’in, Cumhuriyetçi rakibi Ashley Hinson’ın 4 puan önünde (yüzde 50’ye karşı yüzde 46) olduğunu gösterdi.

Aynı anket, Iowa seçmeninin Donald Trump’a yönelik yüzde 42 olumlu ve yüzde 55 olumsuz görüş bildirerek kendisini 13 puan negatif değerlendirdiğini ortaya koydu.

Geçen ay yayımlanan bir diğer Fox News anketi ise Ohio’da mevcut Demokrat Senatör adayı Sherrod Brown’ın, Cumhuriyetçi rakibi Jon Husted’ın 8 puan önünde (yüzde 53’e karşı yüzde 45) olduğunu gösterdi.

Texas’ta ise 19-27 Haziran tarihleri arasında 656 muhtemel seçmenle gerçekleştirilen New York Times/Siena anketi, Demokrat eyalet temsilcisi James Talarico ile Cumhuriyetçi eyalet Başsavcısı Ken Paxton’ın başa baş olduğunu ortaya koydu.

Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, konuk sunucu olarak katıldığı The Sean Hannity Show’da Talarico’nun Paxton’ı yenmek için gerçek bir şansı olduğunu söyledi. Cruz, Vali Greg Abbott’a hitaben, “Bunun gerçek bir yarış olduğunu düşünüyorum. Yakın geçecek. Kazanacağımızı ve Texas’ı kırmızı tutacağımızı düşünüyorum ancak mevcut anketler bunun 1 veya 2 puanlık bir yarış olduğunu gösteriyor” dedi.

Yüksek Mahkeme’nin kampanya finansmanı kararı

Demokratlar geçen hafta, Yüksek Mahkeme’nin bireysel adayların ulusal siyasi partilerle ortak harcama yapma sınırlarını iptal etmesiyle bir başka darbe daha aldı.

Bu karar, Demokrat adayların Georgia ve Kuzey Carolina gibi kritik eyaletlerdeki küçük bağışçı üstünlüğünün etkisini azaltabilir.

Kuzey Carolina Demokrat Senatör adayı eski Vali Roy Cooper, MS Now programında Chris Hayes’e verdiği demeçte, mahkemenin kararının kendi yarışı üzerinde belirgin bir etkisi olacağını söyledi.

Cooper, “Bu karar siyasi partileri ve zenginleri güçlendirdiği için muhtemelen benim yarışımı diğerlerinden daha fazla etkileyecek” dedi ve rakibi Michael Whatley’nin Cumhuriyetçi Ulusal Komite Başkanı olması sebebiyle bu kaynaklara doğrudan erişimi bulunduğunu ekledi.

Cooper, bu kararın Demokrat adayların son yıllarda elde ettiği küçük bütçeli bağış avantajını ortadan kaldırabileceği konusunda şu uyarıyı yaptı:

“Bu kararın, Citizens United davasından bu yana kampanya finansmanı konusundaki en kötü karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü kurulan ortak komiteler aracılığıyla paranın partiler üzerinden aktarılmasına ve neredeyse sınırsız harcama yapılmasına izin veriyor. Bu durum, küçük bağışçıların gücünü ellerinden alıyor.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English