Amerika
Trump: İran’ın tüm askeri gücünü tamamen yok ettim

ABD Başkanı Trump, Axios medya kuruluşuna verdiği özel mülakatta, dış politikadaki askeri operasyonlardan küresel liderlerle ilişkilerine, yapay zeka yarışından Beyaz Saray’da yürüttüğü yenileme çalışmalarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Görev süresinin ilk dönemine kıyasla çok daha güçlü bir yönetim kurduğunu belirten Trump, İran’a yönelik askeri müdahalenin sonuçlarını ve Çin ile teknoloji rekabetini detaylandırdı.
ABD Başkanı Donald Trump, Axios medya kuruluşuna verdiği özel mülakatta, görevindeki ikinci döneminde gücü nasıl kullandığını, küresel liderlerle ikili ilişkilerini, İran ve Venezuela operasyonlarının arka planını ve yapay zeka alanındaki ulusal güvenlik stratejilerini ayrıntılı şekilde anlattı.
Görev süresinin ilk dönemine kıyasla çok daha güçlü bir yönetim sergilediğini ifade eden Trump, deneyim ile yeteneğin birleşmesinin önemine vurgu yaptı.
Kısa süre önce katıldığı G7 Zirvesi’ndeki baskın konumuna değinen ABD Başkanı Trump, “İlk dönemimiz de iyiydi; en iyi ekonomiye sahiptik, orduyu yeniden inşa ettik ve pek çok güzel işe imza attık. Ancak bu dönemin ilkinden çok daha güçlü olduğunu hissediyorum. Bu durum hem deneyimden hem de sizden önce görev yapan kişinin bir felaket olmasından kaynaklanıyor” dedi.
“Patron benim dedim ve bu bir şakaydı”
G7 Zirvesi’nde diğer liderlerle arasında geçen bir diyaloğa açıklık getiren ABD Başkanı Donald Trump, dünya liderlerinin salonda oturduğu esnada içeri girerek “Patron benim” dediğini doğruladı.
Bu ifadenin küresel ölçekte yankı bulmasına şaşırdığını belirten Trump, şu sözleri kaydetti:
“Aslında sadece şaka yapıyordum. Çok uzun bir masa etrafında sadece yedi lider oturuyordu, masa normalde otuz kişilikti. İçeri girdim, liderlerin hepsine baktım ve ‘Ben patronum, bunu unutmayın’ dedim. Bu tamamen espri amaçlı yapılmış sevimli bir şakaydı. Patron olmaya çalışmıyordum.”
Dünya sahnesindeki liderleri değerlendiren ABD Başkanı Trump, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’den övgüyle bahsetti. Hindistan’da geçmişte liderlerin sürekli değiştiğini ancak Modi’nin on iki yılı aşkın süredir görevde kalarak istikrar sağladığını ifade eden Trump, “Modi çok sağlam bir lider. Muazzam bir sakinlikle hareket ediyor ama aslında hiç de sakin biri değil, son derece çetin bir liderdir. Kendisini çok iyi tanıyorum” dedi.
Buna karşılık Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva hakkında olumlu ya da olumsuz bir düşünceye sahip olmadığını belirten Trump, “Açıkçası onun hakkında düşünmüyorum, umrumda bile değil. Ancak çok değişken bir karakter olduğunu söyleyebilirim, yaptığı konuşmada da bu değişken yapıyı gördüm” ifadelerini kullandı.
“Xi Jinping ile çok iyi bir ilişkimiz var”
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’i güçlü ve son derece akıllı bir lider olarak tanımlayan ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasındaki ilişkilerde sağlanan uzlaşıya dikkat çekti.
Xi Jinping’in fiziki duruşuna ve karizmasına değinen Trump, “Onun hakkında bir film yapacak olsanız Hollywood’da benzerini bulamazsınız. Boyu bir doksanın üzerinde, harika bir duruşu, büyük bir özgüveni var ve son derece zeki” dedi.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile olan ilişkisine dair somut bir örnek paylaşan ABD Başkanı Trump, şu ifadeleri kullandı:
“Xi Jinping ile çok iyi bir ilişkimiz var. İran konusuna müdahil olmadığı için kendisine dün de teşekkür ettim. İsteseydi etrafını on iki savaş gemisiyle çevrelediği bir petrol tankeri gönderip abluka altındaki bölgeden geçmeye çalışabilirdi. Kendisinden bu sürece karışmamasını rica ettim ve o da harika bir duruş sergileyerek müdahil olmadı. Benim dışımda başka hiç kimsenin ondan böyle bir talepte bulunabileceğini dahi sanmıyorum. Xi Jinping oyun oynamayan, tamamen iş odaklı çalışan güçlü bir liderdir.”
Pakistan’daki yönetim yapısına da değinen ABD Başkanı Trump, Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Munir ile başbakan arasındaki uyumdan etkilendiğini dile getirdi.
Trump, “Pakistan’da harika bir komutan olan Munir ve başbakan var. Aralarındaki ilişki mükemmel. Askeri liderin başbakana tam saygı gösterdiğini görmek çok güzel. İran ile yapılan anlaşmada bize çok yardımcı oldular, bölge insanını iyi tanıyorlar” dedi.
“İran’ı askeri olarak tamamen mağlup ettik”
İran ile yaşanan askeri gerilimde ABD gücünün sınırları olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan ABD Başkanı Donald Trump, güç kullanımında hiçbir sınır tanımadığını vurguladı.
İran’ın askeri varlığının tamamen ortadan kaldırıldığını savunan Trump, şunları kaydetti:
“İran’ı askeri olarak tamamen mağlup ettik. Pakistan bizden daha fazla ileri gitmememizi rica etti, ben de onları sevdiğim için durdum. Ancak sınır diye bir şey yok. Dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz. Bizim uyguladığımız deniz ablukasını başka kim yapabilirdi? Tek bir geminin bile geçmesine izin vermedik. Geçmeye çalışanlar oldu fakat bu girişimleri çok kısa sürdü. Bu baskı, İran’ı masaya oturmaya mecbur bıraktı.”
Yapılan mutabakatın İran için koşulsuz teslimiyet anlamına geldiğini öne süren ABD Başkanı Donald Trump, operasyonun detaylarına ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Şu an hiçbir askeri güçleri kalmadı. Sahip oldukları yüz elli dokuz geminin tamamı denizin dibinde. Hava kuvvetlerini, uçaksavar silahlarını tamamen yok ettim. Uçaklarımız o bölgede hiçbir engelle karşılaşmadan uçuyor, gizlilik sistemlerini bile kapattık çünkü bize karşı koyabilecek hiçbir şeyleri kalmadı. Barack Obama döneminde onların askeri güçlerine, donanmalarına veya hava kuvvetlerine dokunulmamıştı. Üstelik lider kadrolarını da hedef aldım. Kasım Süleymani’yi ve Ayetullah’ı ortadan kaldırdım. Diğer Ayetullah ise ağır yaralandı. Ortada iki yüz uçaklık bir hava kuvveti vardı, şimdi hiçbiri yok. İlk kadro liderlerinin hepsi gitti. Yerlerine gelen ikinci grup çok kötüydü, onları da hallettik. Şimdi karşılaştığımız üçüncü grup ise en zeki olanları ve bana göre bu bir rejim değişikliğidir. Çünkü yönetimdeki insanlar artık tamamen değişti ve öncekilere göre çok daha az radikal durumdalar.”
Askeri müdahalede daha sert olunabileceği yönündeki eleştirilere de yanıt veren ABD Başkanı Trump, “Daha sert olmanın tek yolu iki üç hafta daha bombalamaya devam etmek olurdu. Ancak bunun bize bir faydası olmazdı. Hürmüz Boğazı tamamen kapanır, her yer mayınlarla dolar ve milyarlarca dolarlık gemilerin üzerinden füzeler uçardı. Bomba atmaya devam ettiğiniz sürece o boğaz kapalı kalır. Şu an ise borsamız rekor kırıyor, petrol fiyatları geriliyor ve gemiler güvenle bölgeden ayrılıyor. Bazı katı görüşlü kişilerin daha fazla saldırmamız yönündeki taleplerini dinleseydim dünya genelinde bir ekonomik krize yol açabilirdik” dedi.
“Küba görüşmek için can atıyor”
Venezuela’da gerçekleştirilen askeri operasyonun kırk sekiz dakika gibi kısa bir sürede başarıyla tamamlandığını belirten ABD Başkanı Donald Trump, bu başarının ardından sıranın Küba’ya gelip gelmediği sorusuna şu yanıtı verdi:
“Venezuela’yı yüzde yüz mağlup ettim. Venezuela ve Küba operasyonları arasındaki temel fark, Venezuela’nın petrole sahip olması, Küba’nın ise petrolünün bulunmamasıdır. Ancak Küba çok güzel bir konuma ve kıyı şeridine sahip. Küba operasyonu da Venezuela’ya benzer şekilde yürütülebilir. Venezuela askeri olarak güçlü bir devletti, binlerce askerin bulunduğu kaleye sadece iki yüz bir askerle girdik ve pilotumuz çok cesurdu. İran ise kırk yedi yıldır bu işleri yürütüyor ve basını çok iyi kullanıyor.”
Küba konusunu ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yakından takip ettiğini belirten Trump, “Marco’nun ailesi Küba kökenli olduğu için bu konuya çok önem veriyor. Küba yönetimi bizimle görüşmek için can atıyor. Küba kökenli Amerikalıların yüzde doksan beşinden destek aldım ve onları çok seviyorum” dedi.
“Yapay zeka tıp alanındaki çözümleri yirmi beş yıl öne çekecek”
Teknoloji ve yapay zeka alanındaki gelişmeleri yakından takip ettiğini belirten ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın internetten daha büyük bir devrim olduğunu ifade etti. Yapay zekanın doğru kullanılması durumunda insanlığa büyük faydalar sağlayacağını kaydeden Trump, “Bu teknoloji sayesinde tıp alanındaki tedaviler ve buluşlar yirmi beş yıl daha erken gerçekleşecek. Tabii ki kötüye kullanım senaryolarına karşı da son derece dikkatli olmalıyız” dedi.
Yapay zeka şirketi Anthropic ve kurucusu Dario Amodei ile ilgili yaşanan gelişmelere değinen ABD Başkanı Trump, şu açıklamayı yaptı:
“Anthropic firmasının faaliyetlerinden memnun değildik ve kendilerine uyarılarda bulunduk. Taleplerimize çok hızlı ve sorumlu bir şekilde yanıt verdiler. Çünkü bu tür konular çok ciddi hukuki sorumluluklar ve hapis cezaları gerektiriyor. Şirketin kurucusu Dario Amodei ile G7 Zirvesi’nde bir araya geldim, kendisi son derece zeki bir insan. Şu an için ulusal güvenlik açısından bir tehdit oluşturmuyorlar. Esasen firmanın ortaklarından biri, yapılan çalışmalardan duyduğu endişe sebebiyle durumu bize ihbar etti ve süreç tatlıya bağlandı.”
Yapay zeka sektörünün ihtiyaç duyduğu yüksek elektrik enerjisi sorununu çözmek için özgün bir fikir geliştirdiğini belirten Trump, “Yapay zeka merkezleri bu ülkenin ürettiği toplam elektriğin iki katına ihtiyaç duyuyor. Ben de yapay zeka fabrikalarını inşa eden şirketlerin kendi elektrik üretim tesislerini de kurmalarına izin verdim. Böylece eski elektrik şebekemizi yormuyorlar ve ürettikleri fazla elektriği şebekeye ucuz fiyattan geri satıyorlar. Bu sayede yapay zeka yarışında Çin’in çok önündeyiz” dedi.
“Beyaz Saray’ın yenileme masraflarını kendi cebimden karşılıyorum”
Görev süresinin bitimine iki buçuk yıldan fazla zaman olduğunu ve bu süreyi en iyi şekilde değerlendireceğini belirten ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray binasında gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarını anlattı.
Tarihi binanın bakımını bir hobi olarak gördüğünü ifade eden Trump, sözlerini şöyle tamamladı:
“Beyaz Saray’da kırık dökük mermerler, kalitesiz malzemeler vardı. Ben bizzat ilgilenerek buraya çok güzel granit zeminler döşettim. Tüm bu masrafları kendi cebimden ödüyorum, devletten tek bir kuruş talep etmiyorum. Ayrıca Beyaz Saray’a dünyanın en güvenli toplantı salonlarından birini inşa ediyorum. Tamamen kurşun geçirmez camlar ve insansız hava araçlarına karşı korumalı bir çatı yapıyoruz. Çatıda bir insansız hava aracı pisti de yer alacak. Bu projeyi Apple ve Microsoft gibi vatansever şirketlerin ve kendi imkanlarımla finanse ediyorum. Bazı muhalif yargıçlar bu durumdan hoşlanmasa da Washington’ı güvensiz bir yer olmaktan çıkarıp Amerika’nın en güvenli şehirlerinden biri haline getirdik.”
Amerika
Trump seçim komisyonundaki Demokrat üyeleri görevden aldı

ABD Başkanı Donald Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonunda kalan iki Demokrat üyeyi perşembe günü görevden aldı; komisyondaki Cumhuriyetçi üye ise istifa etti. Beyaz Saray, Yüksek Mahkemenin geçen ay verdiği Trump v. Slaughter kararının başkana bağımsız kurumlardaki komisyon üyelerini görevden alma yetkisi tanıdığını belirtti. Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, adımı “seçimlerin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişim” olarak niteledi.
ABD Başkanı Donald Trump, bağımsız Seçim Yardım Komisyonunda kalan Demokrat üyeleri perşembe günü görevden aldı.
Trump, komisyonda kalan iki Demokrat üye Benjamin Hovland ile Thomas Hicks’i görevden aldı. Cumhuriyetçi üye Christy McCormick ise istifa etti.
Bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, “Başkan ve Yürütme Organının başı, Amerika’nın seçimlerini güvence altına alma ve kullanılan her yasal oyun sayılmasını sağlama yönündeki önemli görevle tam olarak uyumlu olmayabilecek kişileri görevden alma hakkını saklı tutar” dedi.
Yetkili, “Slaughter kararı, Başkan’a bunu yapması için emsal sağlıyor” ifadesini kullandı. Yetkili, geçen ay Yüksek Mahkemenin verdiği ve başkanın Federal Ticaret Komisyonu üyelerini görevden alma yetkisine sahip olduğuna hükmeden karara atıfta bulundu.
Trump yönetimi, Yüksek Mahkemenin Trump v. Slaughter davasında verdiği kararı gerekçe gösterdi. Karar, başkanın bağımsız kurumlardaki komisyon üyelerini görevden alma yetkisini genişletmişti.
Beyaz Saray yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yönetim, en başından beri seçimleri hile ve kötüye kullanımdan korumak için bütün kurumlar ve yerel ortaklarla birlikte çalışıyor. Özellikle ara seçimlerde bu görevi sürdürmek üzere güçlü bir altyapıya yatırım yapıyor.”
Seçim Yardım Komisyonu, seçmenlerin seçim sürecine katılmasına ve yetkililerin seçimleri yürütmesine yardımcı olan, partiler üstü ve bağımsız bir kurul. Komisyon, Amerika’ya Oy Verme Yardımı Yasası kapsamında 2002’de kuruldu.
Komisyonun bundan sonra ne olacağı ya da Trump’ın yeni üyeler atayıp atamayacağı henüz belli değil. Trump’ın atayacağı yeni komisyon üyelerinin Senatonun onayından geçmesi gerekecek.
Demokratlar, görevden almalara kısa sürede tepki gösterdi.
“Seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişim”
Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, Demokratların “bu yetki gaspına karşı her aşamada mücadele edeceğini” söyledi. Virginia Senatörü Mark Warner ise bu adımın “partisi ne olursa olsun her Amerikalıyı kaygılandırması gerektiğini” belirtti.
Schumer, Trump’ın partiler üstü Seçim Yardım Komisyonunun üyelerini görevden alma kararını eleştirerek başkanı “seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişimde” bulunmakla suçladı.
Schumer yaptığı açıklamada, “Donald Trump, Cumhuriyetçilerin ‘oy verme sürecini devralması’ gerektiğini söyledi. Bugün tam da bunu yapma yolunda bir adım daha attı” dedi.
New York Senatörü sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ara seçimlere aylar kala iki partili Seçim Yardım Komisyonunda kalan bütün üyeleri görevden almak, daha tek bir oy bile kullanılmadan seçimlerimizin kontrolünü ele geçirmeye yönelik pervasız bir girişimdir.”
Schumer, Trump’ı “oy verme sistemlerini onaylayan ve seçim yetkililerinin güvenli seçimler yürütmesine yardımcı olan bağımsız kurumu işlevsizleştirmekle” suçladı. Demokratların “bu yetki gaspına karşı her aşamada mücadele edeceğini” yineledi.
Schumer’in açıklaması, Trump yönetiminin eyaletlerin seçimleri yürütmesine yardımcı olan komisyonda kalan üç üyenin ayrılmasına yol açan adımlarının ardından geldi. Komisyondaki iki Demokrat üye görevden alınırken Cumhuriyetçi üye istifa etti.
Beyaz Saray, başkanın “Amerika’nın seçimlerini güvence altına alma ve kullanılan her yasal oyun sayılmasını sağlama yönündeki önemli görevle tam olarak uyumlu olmayabilecek kişileri görevden alma” hakkına sahip olduğunu belirtti.
Trump, Kongredeki Cumhuriyetçilerin Seçmen Uygunluğunu Koruma Yasası’nı kabul etmemesi halinde ara seçimlere hilenin gölge düşürebileceği uyarısını defalarca yaptı.
SAVE Yasası olarak bilinen düzenleme, seçmen kaydı sırasında vatandaşlığı kanıtlayan belgelerin sunulmasını ve seçmenlerin oy kullanırken fotoğraflı kimlik göstermesini zorunlu kılacak.
Demokratlar, yasayı “Jim Crow 2.0” diye niteledi ve düzenlemenin milyonlarca Amerikalının oy kullanmasını engelleyeceğini belirtti. Demokratlara göre seçmen hilesi seyrek görülen bir olay ve Trump’ın seçimlere hile karıştırıldığı yönündeki açıklamaları kanıtlarla desteklenmiyor.
Seçim Yardım Komisyonu, oy kullanma ekipmanlarına ilişkin standartları belirliyor, oy makinelerini test edip onaylıyor ve seçim yönetimini iyileştirmeleri için eyaletlere kaynak sağlıyor.
Komisyon ayrıca kendi internet sitesindeki bilgilere göre, “1993 Ulusal Seçmen Kayıt Yasası uyarınca hazırlanan ulusal posta yoluyla seçmen kayıt formunu muhafaza etmekten” sorumlu.
Trump ve yönetimi, posta yoluyla oy kullanımını yoğun biçimde eleştirdi ve bu yönteme sınırlamalar getirmek üzere adımlar attı.
ABD Posta Servisi Genel Müdürü David Steiner, geçen ay hassas seçmen verilerini federal hükümete vermeyi reddeden eyaletlerde posta yoluyla kullanılan oy pusulalarının artık teslim edilmeyeceğini söyledi.
Amerika
ABD’nin 41 Afrika ülkesinde onaylanmış büyükelçisi yok

ABD, onlarca Afrika ülkesinde Senato tarafından onaylanmış bir büyükelçi bulundurmuyor.
Bu durumun, Washington’un kıtada güvenlik ve diplomatik görevlerde yer alma çabalarını aksattığı vurgulanıyor.
Nijerya, Kenya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Libya ve Sudan da dahil olmak üzere şu anda yaklaşık 41 Afrika ülkesinde onaylanmış bir Amerikan elçisi bulunmuyor.
Diplomatik kadroda genel olarak boş pozisyonlar bulunsa da, Afrika’ya özgü görevlerdeki eksiklik özellikle belirgin.
Bu boşluk, aralık ayında yönetimin Afrika’dan bir düzineden fazla diplomatik kariyer büyükelçisini geri çağırmasıyla daha da genişledi.
Amerikan Dışişleri Servisi Derneği bu hamleyi “kurumsal sabotaj” olarak nitelendirdi.
Bu boşluklar, Washington’un, ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan Kongo Demokratik Cumhuriyeti-Ruanda barış anlaşması ve Libya barış anlaşması gibi yüksek riskli anlaşmaları, genellikle yerleşik büyükelçiler yerine Başkan Donald Trump’ın Afrika danışmanı Massad Boulos gibi yüksek profilli temsilciler aracılığıyla müzakere ettiği bir dönemde ortaya çıkıyor.
Eski Botsvana Büyükelçisi ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi Michelle Gavin, “Boulos ne kadar yetenekli olursa olsun, aynı anda her yerde olamaz,” dedi.
Gavin, bu boşlukların Trump’ın vize kısıtlamaları ve Afrika ülkelerini üçüncü ülkelerden gelen göçmenleri kabul etmeye zorlama çabaları etrafındaki kaosa katkıda bulunduğunu savundu.
Bu eksikliğin Çin’e zemin açma riski taşıdığını savunan Gavin, mevcut boş kadro oranının “modern tarihte emsali olmadığını” da sözlerine ekledi.
Amerika
Demokratların Senato çoğunluğu hedefi Maine ve Michigan’da zora girdi

ABD’de Demokrat Parti’nin Senato’da çoğunluğu geri alma şansı, Maine ve Michigan eyaletlerinde yaşanan son gelişmelerle ciddi bir darbe aldı. Maine’deki adaylık krizi ve Michigan’daki parti içi bölünme, kasım ayındaki seçimlerde kritik önem taşıyan dört koltukluk net artış hedefini zora soktu.
Demokrat Parti’nin Senato’da kontrolü yeniden ele geçirme şansı, Maine ve Michigan eyaletlerinde yaşanan son gelişmelerle darbe aldı. Bu durum, partinin iki kritik mücadele alanında kazanma ihtimalini karmaşıklaştırıyor.
Maine eyaletinde Graham Platner’ın seçim kampanyasının çökmesi, Demokratları seçim gününe dört aydan az bir süre kala Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’e rakip olacak bir aday bulmak için acele arayışa itti.
Bazı Demokrat stratejistler Platner’ın yarıştan çekilmesinin parti için daha iyi olduğunu düşünse de kampanyanın çarpıcı bir şekilde çökmesi ve yerine kimin geleceği konusunda parti içinde bir uzlaşının bulunmaması, Demokratlar için gereksiz siyasi zorluklar yaratıyor.
Bazı uzmanlar, Maine’de yaşanan bu karmaşa nedeniyle Demokratların çoğunluğu geri kazanma olasılığının düştüğünü belirtiyor.
Arizona Eyalet Üniversitesi’nde Senato seçimlerini takip eden siyaset bilimi profesörü Steven S. Smith gelişmeleri şöyle değerlendirdi:
“Genel olarak bu durum Demokratlar için iyi bir haber değil. Pek çok önde gelen Demokratın adaylıktan çekilen kişiyi desteklemiş olması ve önümüzdeki birkaç gün içinde çıkacak haberlere nasıl yanıt verecekleri konusundaki belirsizlik iyiye işaret değil. Bu, parti için sadece kötü bir haber.”
Demokratların Senato’yu geri kazanma ihtimalinin daha önce yüzde 50 civarında seyrettiğini belirten Smith, bu gelişmelerin ardından şansın yüzde 50’nin altına gerilediğini ifade etti.
Smith, Demokratlar adına olumlu sayılabilecek tek noktanın zamanlama olduğunu ekleyerek şu ifadeleri kullandı:
“Yine de Demokratlar için iyi haber, henüz yaz ortasında olmamız ve siyasetle ilgilenen insan sayısının azlığı nedeniyle vaktin nispeten erken olmasıdır. En önemli husus bir sonraki adayın kim olacağıdır; eğer bu süreç iyi bir halkla ilişkiler çalışmasıyla yönetilirse Demokratlar durumu tersine çevirebilir.”
Demokratların kasım ayında Senato çoğunluğunu elde edebilmesi için net olarak dört yeni koltuk kazanması gerekiyor.
Birçok siyasi analist Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü sağlama ihtimalini daha yüksek görse de Demokratik Senatör Kampanya Komitesi (DSCC) sözcüsü, başka bir adayla Collins’i mağlup etmek için hâlâ mükemmel bir şansa sahip olduklarını savundu.
DSCC sözcüsü yaptığı açıklamada, “Susan Collins hiç bu kadar kırılgan olmamıştı. Maine halkı, Trump ile yüzde 96 oranında aynı doğrultuda oy kullanan, Roe v. Wade kararını iptal eden yargıçların atanmasını onaylayan ve Washington’da geçirdiği yaklaşık 30 yılı özel çıkarlara hizmet ederek harcayan Collins’i görevden göndermek için sabırsızlanıyor” dedi.
Diğer taraftan adaylıktan çekilen Platner, çarşamba gecesi Demokrat liderleri hedef alarak, 2021 yılında birlikte olduğu bir kadına tecavüz ettiği yönündeki suçlamaya karşı kendisini savunma fırsatı bulamadan partinin kendisini yarışın dışına ittiğini belirtti.
Suçlamayı kesin bir dille reddeden Platner, “iktidardakiler tarafından altımızdaki mekanizmaların çekip alınması nedeniyle” adaylıktan çekildiğini açıkladı.
Destekçilerine yönelik yayımladığı video mesajında Platner, “kurumsal medya sistemi ve siyasi elitlerin hem hakim hem jüri hem de infazcı gibi davrandığını” söyledi.
Suffolk Üniversitesi Siyasi Araştırmalar Merkezi Direktörü David Paleologos, Platner ile Demokrat parti yönetimi arasındaki bu gerginliğin, sonbahar seçimleri öncesinde partiyi birleştirmeyi zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Paleologos, şu değerlendirmede bulundu:
“Platner, Maine seçmeninin ilgisini çekmişti; bu seçmenlerin bir kısmı kasım ayında ‘Platner yoksa oy da yok’ diyerek sandığa gitmeyebilir. Diğer bir kısım ise yeni adaya yönelecektir.”
Paleologos, Platner’ın “iktidardakiler” ve “siyasi elitler” hakkındaki açıklamalarının seçmenleri yeni aday etrafında birleştirmenin aksine bir sonuç doğuracağını belirterek şunları ekledi:
“İlerici bir aktivistseniz, zihninizde bir Cumhuriyetçi ile kurumsal bir Demokrat arasında çok az fark vardır. Her ikisi de sistemin içine yerleşmiş parti figürleri olarak görülür.”
Michigan’daki adaylık yarışı
Michigan’da ise Senatör Bernie Sanders tarafından desteklenen ilerici aday Abdul El-Sayed, anketlerde Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer’ın desteklediği ve Washington’daki parti liderleri tarafından genel seçimler için daha uygun görülen Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens’ın önüne geçti.
Platner’ın Maine’deki adaylığının çöküşü, ilerici bağışçıların kaynaklarını demokratik sosyalist hareketle ilişkili en belirgin Senato adayı konumuna gelen El-Sayed’e yönlendirmesine yol açabilir.
El-Sayed, seçim kampanyasında Platner ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile aynı siyasi strateji firması olan Fight Agency ile çalışıyor.
Eski bir halk sağlığı direktörü olan El-Sayed, her iki partiye karşı da mücadele ettiğini belirtiyor. Rakibi Stevens’ın kendisini eleştirmesinin ardından El-Sayed, Platner’a Maine’deki yarıştan çekilme çağrısında bulunmuştu.
Washington’daki Demokrat liderler ve Senatör Schumer, El-Sayed’in 2024 yılındaki Senato yarışında Demokrat Senatör Elissa Slotkin’e kıl payı kaybeden eski Cumhuriyetçi Temsilci Mike Rogers karşısındaki seçilebilirliği konusunda endişe taşıyor.
Bu gerekçeyle eski Senatör Debbie Stabenow ve eski Michigan Demokrat Parti Başkanı Lon Johnson gibi isimler Haley Stevens’ı destekliyor.
Johnson, geçen ay The Washington Post gazetesine verdiği demeçte, “Abdul’un Rogers’ı yenemeyeceği ve bu durumun Senato’daki çoğunluk ihtimalimizi kaybettirebileceği yönünde gerçek bir endişe var” ifadelerini kullandı.
Diğer eyaletlerdeki olumlu sinyaller
Demokratların Maine ve Michigan’da karşılaştığı bu zorluklar, Cumhuriyetçi eğilimli üç eyalet olan Ohio, Iowa ve Texas’ta gösterilen ilerlemeyle dengeleniyor.
Geçtiğimiz hafta yayımlanan Fox News anketi, Iowa’da Demokrat Senato adayı Josh Turek’in, Cumhuriyetçi rakibi Ashley Hinson’ın 4 puan önünde (yüzde 50’ye karşı yüzde 46) olduğunu gösterdi.
Aynı anket, Iowa seçmeninin Donald Trump’a yönelik yüzde 42 olumlu ve yüzde 55 olumsuz görüş bildirerek kendisini 13 puan negatif değerlendirdiğini ortaya koydu.
Geçen ay yayımlanan bir diğer Fox News anketi ise Ohio’da mevcut Demokrat Senatör adayı Sherrod Brown’ın, Cumhuriyetçi rakibi Jon Husted’ın 8 puan önünde (yüzde 53’e karşı yüzde 45) olduğunu gösterdi.
Texas’ta ise 19-27 Haziran tarihleri arasında 656 muhtemel seçmenle gerçekleştirilen New York Times/Siena anketi, Demokrat eyalet temsilcisi James Talarico ile Cumhuriyetçi eyalet Başsavcısı Ken Paxton’ın başa baş olduğunu ortaya koydu.
Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, konuk sunucu olarak katıldığı The Sean Hannity Show’da Talarico’nun Paxton’ı yenmek için gerçek bir şansı olduğunu söyledi. Cruz, Vali Greg Abbott’a hitaben, “Bunun gerçek bir yarış olduğunu düşünüyorum. Yakın geçecek. Kazanacağımızı ve Texas’ı kırmızı tutacağımızı düşünüyorum ancak mevcut anketler bunun 1 veya 2 puanlık bir yarış olduğunu gösteriyor” dedi.
Yüksek Mahkeme’nin kampanya finansmanı kararı
Demokratlar geçen hafta, Yüksek Mahkeme’nin bireysel adayların ulusal siyasi partilerle ortak harcama yapma sınırlarını iptal etmesiyle bir başka darbe daha aldı.
Bu karar, Demokrat adayların Georgia ve Kuzey Carolina gibi kritik eyaletlerdeki küçük bağışçı üstünlüğünün etkisini azaltabilir.
Kuzey Carolina Demokrat Senatör adayı eski Vali Roy Cooper, MS Now programında Chris Hayes’e verdiği demeçte, mahkemenin kararının kendi yarışı üzerinde belirgin bir etkisi olacağını söyledi.
Cooper, “Bu karar siyasi partileri ve zenginleri güçlendirdiği için muhtemelen benim yarışımı diğerlerinden daha fazla etkileyecek” dedi ve rakibi Michael Whatley’nin Cumhuriyetçi Ulusal Komite Başkanı olması sebebiyle bu kaynaklara doğrudan erişimi bulunduğunu ekledi.
Cooper, bu kararın Demokrat adayların son yıllarda elde ettiği küçük bütçeli bağış avantajını ortadan kaldırabileceği konusunda şu uyarıyı yaptı:
“Bu kararın, Citizens United davasından bu yana kampanya finansmanı konusundaki en kötü karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü kurulan ortak komiteler aracılığıyla paranın partiler üzerinden aktarılmasına ve neredeyse sınırsız harcama yapılmasına izin veriyor. Bu durum, küçük bağışçıların gücünü ellerinden alıyor.”
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi3 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş6 gün önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika3 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby









