Bizi Takip Edin

Asya

Küresel su krizinin aşılmasında Duşanbe Su Konferansı kritik rol oynayabilir mi?

Yayınlanma

Firdavs Jalily, Gazeteci, Duşanbe

Dünyamızdaki yaşam için sudan ve su kıtlığının üstesinden gelmek için ise birlikte çalışma becerisinden daha önemli bir şey yok. Asya’dan Güney ve Orta Asya’ya, Avrupa’dan ABD’ye ve Avustralya’dan Sahra altı Afrika’ya kadar tüm dünyada su kıtlığı yaşanırken, insanlar temiz suya erişmek için mücadele ediyorlar.

Küresel olarak yaklaşık 2.2 milyar insanın içilebilir sudan yoksun olduğu tahmin edilmektedir. Her gün 800’den fazla çocuk kirli su içmekten, yetersiz su, sanitasyon ve hijyenden kaynaklanan ishal nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu, dünyanın dört bir yanındaki farklı toplumlar arasında yaşanan bir sorundur. Gerçekten de su kıtlığının etkileri aileleri ve toplulukları etkilemekte ve onları yoksulluğa daha fazla itmektedir. Bunlar arasında kadınlar ve çocuklar, kirli sudan kaynaklanan hastalıklara karşı daha savunmasız oldukları için bu kötü koşullara en çok maruz kalanlardır.

Bu arada Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de küresel su kıtlığı dikkate alınarak suyla ilgili konularda önemli bir konferans düzenlendi. Aralarında Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) üyesi ülkelerin de bulunduğu dünya liderleri 3. Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans için Duşanbe’de bir araya geldi. “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” 2018-2028 teması altında düzenlenen üç günlük konferans, Birleşmiş Milletler işbirliğiyle Duşanbe Su Süreci çerçevesinde 10 yıllık bir eylem planının parçası.

Dünyada ve bölgede su sorunları

Dünya Su Günü, milyarlarca insanın güvenli suya erişimden yoksun yaşadığı ve buna bir son verilmesi gerektiği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 22 Mart tarihinde kutlanmaktadır. Temiz suyun temel bir insan hakkı olduğuna dair yaygın bir inanış olmasına rağmen, bunun sağlanması için yeterli çalışma yapılmamaktadır. Su yaşam için kritik öneme sahiptir ve insan su olmadan sadece üç gün hayatta kalabilir, ancak yine de birçok paydaş bu değerli kaynağa büyük önem vermemekte. Suya sahip ülkeler başka bir bölgedeki su kıtlığını ele alma konusunda isteksiz görünmekte ve dünya liderleri bile bu konuyla ilgilenmemektedir. Örneğin, Duşanbe Su Konferansı su ile ilgili sorunların sona erdirilmesi için çok önemli görülmüştür, ancak bu konferansın neden küresel çapta ilgi görmediği sorusu sorulmalıdır. Bu durum, milyarlarca insanın susuz olduğu gerçeğine rağmen dünya liderlerinin bu konuda ciddi olmadıklarını göstermektedir.

BM-Su Programı’nın Dünya Su Kalkınma Raporu’na göre 2050 yılına gelindiğinde, dokuz milyar insanın 4,8 milyarı ile 5,7 milyarı her yıl en az bir ay su kıtlığı çeken bölgelerde yaşayacak ve sel riski altındaki insan sayısı bugün 1,2 milyardan 1,6 milyara yükselecek. Ayrıca kişi başına düşen tatlı su miktarının azaldığı ve son kırk yılda üçte bir oranında düştüğü bildirilmektedir.

Beş Orta Asya ülkesinde yaşayan 79 milyon kişi arasında 22 milyon kişinin güvenli suya erişimi olmadığı tahmin ediliyor. Yani, her 10 Orta Asyalıdan üçü, içmek için bir bardak temiz su bulabileceklerinden emin olmadan yaşamaktadır. Ve bu durum önlem alınmazsa çok daha kötüleşebilir.

Dünya Bankası, bölge nüfusunun 2050 yılına kadar 90-110 milyona ulaşacağını tahmin etmekte ve kitlelere temiz su sağlamak ve suyun israf edilmesini kontrol altına almak için somut bir çözüm bulmak amacıyla hızlı bir şekilde harekete geçilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Bölge toplu olarak yaklaşık 127 milyar metreküp su tüketmekte ve bunun yaklaşık %80’i yani 100 milyar metreküpü tarım için kullanılmaktadır. Ancak, tarım için ortaya çıkan suyun sadece %50’si kullanılmakta, geri kalanı ise sulama sisteminin kötü durumu nedeniyle yolda kaybolmaktadır.

Neden Duşanbe seçildi?

Bol su kaynakları Tacikistan’ı bir bolluk ülkesi haline getirmektedir. Tacikistan’ın yaklaşık 947 nehri ve Karakul, İskandarkul, Sarez, Kulikalon, Bahri Tojik rezervuarı, Nurek rezervuarı ve Sari Khosor Şelalesi gibi 13.000’den fazla doğal gölü olduğu ve ülkedeki su kaynaklarının şaşırtıcı manzaralar yarattığı bilinmektedir.

Ayrıca Tacikistan, Orta Asya ülkelerindeki nehirlerin (Aral Denizi Havzası) su kaynaklarının %60’ının Tacikistan’da oluşması nedeniyle bölgesel düzeyde su sorunlarının çözümünde de önemli bir oyuncu olmuştur.

Aralık 2016’da Tacikistan Devlet Başkanı Emomali Rahmon’un girişimiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, suyla ilgili uluslararası kabul görmüş hedeflere ulaşmak amacıyla 2018-2028 dönemini “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” Uluslararası Eylem On Yılı olarak ilan etmiştir.

Rahmon tarafından başlatılan bu süreçte Tacikistan, küresel, bölgesel ve ulusal düzeyde politika diyaloğu, ortaklık ve eylem için bir platform sağlamaya devam etmeye kararlıdır.

AB, Rusya ve Çin ile iyi ilişkilere sahip olan Tacikistan, aynı zamanda Aral Denizi’ni Kurtarma Uluslararası Fonu’nun ve bölgedeki acil sınıraşan su sorunlarının tartışılması için platform sağlayan tek kuruluş olan iki komisyonun, Devletlerarası Su Koordinasyon Komisyonu ve Devletlerarası Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun kurucularından biridir.

Küresel Stratejik Araştırmalar Merkezi, Tacikistan’ın etkili su yönetişimi ve yönetimi stratejileri için büyük finansman, yatırım ve mevcut altyapının modernizasyonu, yeşil büyümeye geçiş, tüm paydaşların aktif katılımı, yeni barajların inşası, su kaynakları kapasitesinin rehabilitasyonu ve sınır aşan su anlaşmazlıklarının çözümü gibi konular üzerinde çalıştığını bildirdi.

Bu arada, su kaynakları bakımından zengin olan Tacikistan, 2032 yılına kadar elektriğinin yüzde 100’ünü hidroelektrikten üreterek sürdürülebilir enerji alanındaki lider konumunu pekiştirmeyi planlamaktadır.

Bu şekilde Tacikistan, sürdürülebilir kalkınmanın suyla ilgili amaç ve hedeflerine ulaşmanın yolunu açacaktır.

Duşanbe Su Konferansı’nın amacı nedir?

Farklı ülkelerden liderler, bakanlar, devletlerin üst düzey temsilcileri, uzmanlar, büyükelçiler, SADC üyesi devletler ve politika yapıcılar Uluslararası Eylem On Yılı Üçüncü Üst Düzey Uluslararası Konferansı’nda su sorunlarının ele alınması için acil eylem çağrısında bulundu ve Duşanbe Konferansı, Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin suyla ilgili hedeflerine yönelik eylemin hızlandırılmasında kritik bir bileşen olarak kabul edildi.

Katılımcıları selamlayan Rahmon, iklim değişikliğinin yol açtığı su sorunları konusunda küresel işbirliği çağrısında bulundu ve uluslararası toplumu su eylemi etrafında birleştirmek için ülkesinin suyu küresel kalkınma müzakerelerinin merkezine koyma girişimlerinin altını çizdi.

Rahmon, Duşanbe Su Süreci’nin 2026 ve 2028’deki Birleşmiş Milletler Su Konferansı’na kapsamlı hazırlık için hayati bir platform sağladığını belirterek Tacikistan’ın 2037 yılına kadar “yeşil ekonomi” geliştirerek “yeşil ülke” olma yönündeki iddialı hedefini özetledi.

Konferans, beş kritik eylem alanının altını çizen bir deklarasyonla sona erdi; 1. insan sağlığı için su yönetiminin iyileştirilmesi, 2. evrensel su ve sanitasyon erişimi için politikalar oluşturulması, 3. ulusal iklim uyum planlarının hazırlanması, 4ç entegre su kaynakları yönetiminin güçlendirilmesi, 5. kamu ve özel finansmanın artırılması.

Suyun tüm SDG’lerin gerçekleştirilmesi için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan katılımcılar, su, ekosistemler, enerji, sağlık, gıda güvenliği ve gelişmiş beslenmenin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve su ve sanitasyonun insani kalkınma için bir ön koşul olduğunun altını çizdiler.

Sonuç bildirgesine göre, kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, birbiriyle bağlantılı olan iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik sorunlarının ele alınması için vazgeçilmezdir.

Ayrıca, konferansın 2026 Su Konferansı’na hazırlık konusunda uluslararası topluma yardımcı olacağını ve 2026 ve 2028 yıllarında Duşanbe’de yapılacak konferansların Su Eylem On Yılı ve Gündemi’ni desteklemeye devam edeceğini vurguladılar.

Katılımcıları bilgilendiren Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario, herkes için güvenli su sağlamak üzere bütüncül ve işbirliğine dayalı çözümlere duyulan ihtiyacı vurguladı. “BM-Su Başkanı olarak, SDG6’ya ilişkin süreci hızlandırmak üzere BM çapında ilk Su ve Sanitasyon Stratejisini yakında başlatacak olmaktan heyecan duyuyorum” dedi.

Buzulların erimesi büyük bir endişe kaynağı

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Tacikistan bol miktarda nehir ve doğal gölle kutsanmıştır, ancak aynı zamanda iklim değişikliği büyük tehditler oluşturmaktadır. En büyük tehditlerden biri, sıcak hava nedeniyle Tacikistan’daki buzulların erimesi ve aynı zamanda iklim değişikliğinin buz göllerinin patlamasından kaynaklanan ani sel riskini artırmasıdır.

Rahmon konuşmasında Tacikistan’daki buzulların hızla erimesinin yol açtığı riskleri ve artan tehditleri görerek çabaların artırılması gerektiğini vurguladı.

Rahmon, “Geçtiğimiz birkaç on yıl içinde, Orta Asya’nın su kaynaklarının yüzde 60’ına kadarının ana oluşum kaynağı olan ülkemizdeki 13.000 buzuldan 1.000’i tamamen eridi” dedi.

UNESCO’ya göre, bölgenin ana nehir sistemleri mevsimsel kar ve buz erimesine bağlı olduğundan, daralan kriyosfer Orta Asya için özellikle endişe vericidir. İklim değişikliğiyle birlikte buzullar bir yıldan diğerine küçülüyor. Eriyen bu buzullar başlangıçta daha büyük miktarlarda su sağlayacak, ancak hacimleri azaldıkça akış kademeli olarak düşecektir.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, nehirlerin etkin kullanımı ve barışçıl yönetimi için bölgesel diyalog, işbirliği ve güvenin şart olduğunu belirterek, iklim değişikliğinden kaynaklanan ortak risklerin algılanmasına dayalı olarak su, enerji ve çevresel kaynaklara yönelik ortak ve uzun vadeli yanıtlar bulmak üzere yeni açılımlar ve fırsatlar için ortak girişimler üzerinde durdu.

Tacikistan’ın su sektörüne beşinci katılımı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından özel bir karar kabul edilerek tanındı. Bu karara göre, 2025 yılı Uluslararası Buzulların Korunması Yılı olarak ilan edildi ve 2025 yılının başından itibaren her yıl 21 Mart Uluslararası Buzullar Günü olarak kutlanacak.

Tacikistan’ın sanayileşmiş bir ülke olmadığı için toplam sera atığı miktarındaki payının önemsiz olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Rahmon, Tacikistan’ın 2025 yılını Uluslararası Buzul Koruma Yılı ilan etme girişiminin temel nedeninin de bu olduğunu söyledi.

 

Asya

Güney Kore, yapay zekâ patlamasından yararlanmak için rekor bütçe artışı açıkladı

Yayınlanma

Güney Kore hükümeti harcama planıyla, bellek çiplerinden elde edilen gelir patlamasını büyüme döngüsünü hızlandıracak yeni teknoloji yatırımlarına yönlendirmeyi amaçlıyor.

Güney Kore, yapay zekâ kaynaklı yarı iletken patlamasından doğan vergi gelirlerini yeniden yapay zekâya ve diğer geleceğin sektörlerine aktarmayı planladığını açıkladı. Devlet Başkanı Lee Jae Myung böylece ülke tarihindeki en büyük bütçe artışını başlattı.

Lee hükümeti salı günü, bir önceki yıla göre yüzde 12,8 artışla 820,9 trilyon wonluk (598 milyar dolar) 2027 bütçesini açıkladı. Bütçe kapsamında, büyük ölçüde Samsung Electronics ve SK Hynix gibi çip üreticilerinden gelen hızla yükselen vergi gelirleriyle finanse edilecek, vakıf fonu benzeri 162,3 trilyon wonluk bir “Geleceğe Yanıt Fonu” da yer alıyor.

Bu rakam, Seul’ün küresel mali krize karşı harcamalarını yüzde 10,6 artırdığı 2009’dan bu yana bütçedeki ilk çift haneli artış anlamına geliyor.

Bütçe Bakanı Park Hong-geun, hükümetin kamu harcamalarının ekonomik büyümeyi harekete geçirecek bir “ilk su” işlevi gördüğü, büyümenin de buna karşılık kamu maliyesini güçlendirdiği “büyüme öncülüğünde erdemli bir döngü” hedeflediğini söyledi.

Güney Kore, küresel yapay zekâ patlaması sayesinde ekonomik açıdan oldukça elverişli bir dönemden geçiyor. Yapay zekâ sektörü, ülkenin bellek çiplerine yönelik talepte büyük bir patlama yaratırken, en büyük çip üreticilerinin kârlarını artırdı ve ülke piyasalarında baş döndürücü yükselişlere yol açtı. Bu gelirlerin bir bölümü, yarı iletken sektöründeki çalışanlara verilen yüksek ikramiyeler yoluyla çalışanlara da yansımaya başladı.

Yeni bütçede çip sektörüne 2,6 trilyon won (1,9 milyar dolar) ayrılacak. Veri merkezleri ve robotik sektörüne de finansman sağlanacak. Nükleer enerjili denizaltı programı da dahil olmak üzere stratejik silahlara ise 3,4 trilyon won (2,5 milyar dolar) tahsis edilecek. “Geleceğe Yanıt Fonu” gelecek yıl ilk aşamada 45,4 trilyon wonluk (33,1 milyar dolar) kaynak kullanmaya başlayacak.

Seul ayrıca özellikle gençler ve ailelere yönelik sosyal harcamaları artıracak ve Seul metropol alanının dışındaki ekonomik sıkıntı yaşayan bölgelere daha fazla kaynak ayıracak. Lee, ülkenin düşen doğum oranı nedeniyle kriz yaşayan bölgesel üniversitelere yapılan yatırımları artırma sözü verdi.

Bütçe Bakanlığı, 2027 yılı için devlet gelirlerinin 880,8 trilyon wonla rekor seviyeye ulaşacağını ve planlanan harcamaları yaklaşık 60 trilyon won aşacağını öngördü. Kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının ise 2026’daki yüzde 51,6 seviyesinden gelecek yıl yüzde 48,3’e gerilemesi bekleniyor.

Standard Chartered’ın Seul’deki araştırma biriminin başkanı Chong Hoon Park, Financial Times’a, “Kore’nin borç seviyesi diğer gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında görece düşük olduğu için, demografik kriz gibi yapısal sorunlarla mücadele etmek amacıyla potansiyel büyümeyi artırmaya çalışmak kötü bir fikir olmayacaktır” dedi.

Kamu harcamalarındaki bu hızlı artış, merkez bankasının kısmen çip sektöründeki patlamanın tetiklediği enflasyonist baskıyı yatıştırmak amacıyla para politikasını sıkılaştırdığı bir döneme denk geliyor. Kore Merkez Bankası (BoK) geçen hafta politika faizini üst üste ikinci kez artırarak yüzde 3’e çıkardı.

Lee salı günü, daha yüksek faiz oranlarının “kaçınılmaz” olduğunu söyledi ancak “maliye politikasının, yüksek faizlerin kırılgan gruplar üzerindeki yükünü en aza indirmek ve büyüme potansiyelinin zarar görmemesini sağlamak amacıyla dikkatle ayarlanmış bir rol oynaması gerektiğini” de sözlerine ekledi.

BoK ayrıca büyüme tahminlerini 2026 için yüzde 3,3’e, 2027 için ise yüzde 2,9’a yükseltti.

Ancak bazı analistler, enflasyonun BoK’un hedefinin üzerinde seyrettiği, Seul’de konut fiyatlarının yüksek olduğu ve hanehalkı borçlarının arttığı bir ortamda bu ölçekte geniş kapsamlı bir mali genişlemenin ne kadar doğru olduğunu sorguladı.

Seul Üniversitesi Vergilendirme Profesörü Kim Woo-chul, “Ekonomi şu anda yalnızca sıcak değil; kaynıyor. Bu ölçekte bir mali genişleme mevcut koşullarda kesinlikle uygun değil” dedi.

Myongji Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Shin Yul ise, “Yarı iletken sektöründeki bu patlamanın ne kadar süreceğini kimse bilmiyor” ifadelerini kullandı.

Lee aynı zamanda gerileyen halk desteğini yeniden yükseltmeye çalışıyor. Pazartesi günü yayımlanan bir ankete göre Lee’nin görev onayı oranı, temmuz ayının ikinci haftasındaki yüzde 48,9 seviyesinden yüzde 38,9’a geriledi.

Üst düzey politika danışmanı Kim Yong-beom da hafta sonu yapılan ve yeni maliye ve savunma bakanlarının göreve getirildiği kabine değişikliğinin ardından salı günü istifa etti.

Bütçe tasarısının parlamentonun onayından geçmesi gerekiyor. Lee’nin Demokratik Partisi, 300 sandalyeli Ulusal Meclis’te 161 sandalyeye sahip olduğu için diğer partilerin desteğine ihtiyaç duymadan bütçeyi geçirebilecek çoğunluğa sahip.

Okumaya Devam Et

Asya

ABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Bessent büyük teşvik döneminin sona erdiğini söylerken Japonya Merkez Bankası kritik bir politika hesaplaşmasıyla karşı karşıya.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Bu hafta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent şartları açıkça ortaya koydu: Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin.

ABD ile Japonya’nın yeni desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği nadir ortak müdahaleden bir ay sonra Bessent, Reuters’a yaptığı açıklamada yendeki son hareketlerin düzensiz olmadığını söyleyerek piyasalara yeni bir müdahaleye pek istekli olmadığını gösterdi.

Bunun yerine, Japonya Merkez Bankası (BOJ) Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu ifade etti.

Enflasyon baskılarının artmasıyla birlikte BOJ’un eylül ayında faiz artırması zaten geniş ölçüde bekleniyordu. Ancak Bessent’ın açıklamaları, bankayı fiilen bunu yapmaya mecbur bırakırken, önümüzdeki dönemde faiz artırımlarının hızlandırılması yönündeki baskıyı da artırdı.

Totan Research baş ekonomisti ve deneyimli bir BOJ gözlemcisi olan Izuru Kato, “Temmuz ayındaki ortak müdahale, Bessent’ın Japonya’ya enflasyon konusunda artık kendine çeki düzen vermesi gerektiği yönündeki mesajıydı” dedi.

Kato, “Japonya, ABD’nin yardımı olmadan kontrol edilmesi giderek zorlaşan bir kur kriziyle karşı karşıya. Böyle bir ülke için üç ayda bir faiz artırmak bile fazla yavaş olabilir” ifadelerini kullandı.

Zayıf yen, ithalat fiyatlarını ve genel enflasyonu yukarı çekerek hanehalkının yaşam maliyetlerini artırdı ve Japon politika yapıcıların başını ağrıtmaya başladı.

Washington açısından da BOJ’un faiz artırımlarında çok yavaş davranması ve gevşek maliye politikası, yende ve Japon devlet tahvillerinde satış dalgasını tetikleyebilir. Bu durum, ABD Hazine tahvili getirilerine de sıçrayabilecek etkilerle finans piyasalarını altüst edebilir; Washington ise bundan kaçınmak istiyor.

Piyasalar, Japonya Merkez Bankası Başkanı Ueda’nın Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen ve salı günü sona erecek iki günlük G20 maliye liderleri toplantısına katılmasının ardından yapabileceği açıklamalara odaklanmış durumda. Bir ABD Hazine Bakanlığı yetkilisi Japon kamu yayıncısı NHK’ye, Bessent’ın pazar günü Ueda ile görüştüğünü ve faiz artırımlarının gerekli olduğunu dile getirdiğini söyledi.

EKONOMİ VE SİYASET ARASINDA SIKIŞTI

ABD’nin baskısı olmasa bile BOJ’un son dönemdeki şahin iletişimi, yaygınlaşan enflasyon baskıları karşısında yakın vadede bir faiz artırımına hazırlandığını gösteriyor.

Bankanın düşünce tarzına aşina bir kaynak, “Üretici fiyatlarından gelen tüm baskılar göz önüne alındığında tüketici enflasyonunun muhtemelen hızlanması bekleniyor. Eğer böyle olursa BOJ harekete geçmek zorunda” dedi.

Ancak eylül ayındaki faiz artırımı halihazırda piyasa fiyatlamalarına dahil edilmiş durumda. Bu nedenle BOJ’un yen üzerindeki aşağı yönlü baskıyı hafifletmek için daha hızlı faiz artırımları yapacağı taahhüdünde bulunması gerekebilir.

Japonya’nın eski en üst düzey döviz yetkilisi Naoyuki Shinohara, “Japonya’nın reel faiz oranları açıkça çok düşük. Bir veya iki faiz artırımı daha yenin düşüş eğilimini tersine çevirmeye yetmeyecek” dedi.

Oxford Economics artık BOJ’un bu yıl eylül ve aralık aylarında faiz artırmasını, ardından Nisan 2027’de üçüncü bir faiz artırımına gitmesini beklediğini açıkladı. Bu, kurumun başlangıçta öngördüğünden daha hızlı bir artış temposu anlamına geliyor.

Oxford Economics Japonya ekonomisi birimi başkanı Shigeto Nagai, pazartesi günü yayımlanan bir raporda, “Piyasaları ve ABD’yi hayal kırıklığına uğratmanın ekonomik ve siyasi maliyeti, BOJ ve hükümetin görmezden gelemeyeceği kadar büyüdü” dedi.

TAKAICHI’YE MESAJ

Güvercin Başbakan Sanae Takaichi açısından en sert mesaj, Bessent’ın Abenomics döneminin sona erdiğini ilan etmesi olabilir. Abenomics, uzun süren deflasyonu sona erdirmek amacıyla 2013 yılında uygulamaya konulan kapsamlı parasal teşvik, yüksek kamu harcamaları ve büyüme stratejisinin birleşiminden oluşuyordu.

Bessent, ülkenin maliye politikasına ilişkin Reuters’a yaptığı açıklamada, Japonya’nın deflasyonu yenilgiye uğrattığını belirterek artık “arkasına yaslanıp Abenomics’in başarısının tadını çıkarması ve bunun kendi seyrinde ilerlemesine izin vermesi” gerektiğini söyledi. Bazı analistler bu ifadeleri Takaichi’nin genişlemeci maliye politikası yaklaşımına yönelik bir eleştiri olarak değerlendirdi.

Bir Japon hükümet yetkilisi Bessent’ın açıklamalarına ilişkin, “Bu, Takaichi yönetimine aşırı genişlemeci maliye politikasından kaçınması yönünde verilmiş bir mesaj” dedi.

İktidar partisinden üst düzey bir yetkili ise “Bu açıklamalar, ABD’nin Japonya’nın politikalarına yönelik taleplerini artırdığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Her iki yetkili de konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Abenomics’in destekçilerinden olan Takaichi, büyüme alanlarına yatırımları artırmayı ve yükselen yaşam maliyetlerinin hanehalkı üzerindeki etkisini hafifletmeyi amaçlayan iddialı bir harcama planı ortaya koydu.

Takaichi’nin temel büyüme alanlarındaki harcama tavanlarını kaldırma taahhüdünün ardından, Japon basınında çıkan haberlere göre bakanlıklar ve kamu kurumları gelecek mali yıl için muhtemelen şimdiye kadarki en yüksek ilk bütçe talebinde bulundu.

Büyük ölçekli harcamalara odaklanılması yatırımcıları tedirgin etti ve Japon devlet tahvillerinin getirilerini son 30 yılın en yüksek seviyelerine çıkardı. Bunun ABD Hazine tahvili getirileri üzerinde de zincirleme etkileri olabilir.

Maliye Bakanlığı’ndaki görevinin ardından Uluslararası Para Fonu’nda (IMF) genel müdür yardımcılığı yapan Shinohara, “Yeni desteklemenin en iyi yolu, Takaichi yönetiminin mali reform taahhüdü içeren güvenilir bir mesaj vermesi olacaktır” dedi.

Shinohara, “Ancak bunun gerçekleşme ihtimali çok düşük” diye ekledi.

Nikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi

Yayınlanma

Hindistan ekonomisinin geçen çeyrekte yüzde 7’nin üzerinde büyümesine rağmen, Başbakan Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş ülke olma hedefine ulaşmasının zor olabileceği belirtildi. Bloomberg, bağımsızlığın 100’üncü yılı hedefleri için ekonominin önümüzdeki 21 yıl boyunca her yıl yaklaşık yüzde 9,25 oranında büyümesi gerektiğine işaret ediyor.

Hindistan ekonomisi geçen çeyrekte yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme kaydetti, ancak Bloomberg’in analizine göre bu oran Başbakan Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş bir ülke olma hedefini gerçekleştirmek için yetersiz kalabilir.

Modi, ülkenin İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasının 100’üncü yılı olan 2047’ye kadar Hindistan’ın gelişmiş bir ekonomi statüsü kazanmasını amaçlıyor.

Bir kamu düşünce kuruluşunun temsilcisi olan Ashok Lahiri, bu hedefe ulaşılabilmesi için ülke gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) önümüzdeki 21 yıl boyunca her yıl yaklaşık yüzde 9,25 oranında büyümesi gerektiğini savunuyor.

“Viksit Bharat” ya da “Gelişmiş Hindistan” olarak adlandırılan bu program, Modi’nin üçüncü başbakanlık döneminin en önemli önceliklerinden biri haline geldi.

Ancak bazı ekonomistler, mevcut büyüme hızlarıyla Hindistan’ın belirlenen bu hedefe ulaşabileceğinden şüphe duyuyor.

Tarihsel büyüme oranları hedeflerin gerisinde

Ekonomik büyüme hızı 2000 ile 2024 yılları arasında ortalama yüzde 6,3 seviyesinde kaldı. Bu oran, ülkenin şu anki potansiyel seviyesi olan yüzde 7,5 ila yüzde 8’in bile oldukça altında.

Haberde, son 50 yılda ülke ekonomisinin yüzde 9,25 veya üzerinde bir büyümeyi yalnızca üç kez; 1975, 1988 ve 2021 yıllarında kaydettiğine dikkat çekildi.

Hindistan ekonomisinin yılda yüzde 8’in altında büyümesi durumunda ülkenin “orta gelir tuzağı” olarak bilinen sürece girebileceği değerlendiriliyor.

Bu kavram; ücretlerin ve maliyetlerin yükselmesiyle ucuz iş gücü avantajının zayıfladığı, ancak işçilerin verimliliği ve niteliklerinin gelişmiş ekonomilerle başarılı bir şekilde rekabet edecek düzeye henüz ulaşamadığı ekonomik durumu ifade ediyor.

Haberde, yüksek gelirli ülke statüsüne ulaşmanın da oldukça uzak bir ihtimal olduğu kaydedildi. 2025 yılı itibarıyla ülkede kişi başına düşen gelir 2 bin 813 dolar düzeyinde seyrediyor.

Ülkenin 2047 yılına kadar yüksek gelir eşiğini aşabilmesi için bu rakamın altı kattan fazla artarak yaklaşık 18 bin dolara ulaşması gerekiyor.

Sanayi ve yatırımlarda hedefler tutturulamıyor

Ekonomistler, Hindistan’ın büyümesini hızlandırmak için imalat sanayisinin geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Modi hükümeti de bu sektöre ağırlık veriyor ancak sektörün GSYİH içindeki payı on yılı aşkın süredir yaklaşık yüzde 16 ila yüzde 17 seviyesinde kalmaya devam ediyor. Bu oran, Modi’nin belirlediği yüzde 25’lik hedefin oldukça altında bulunuyor.

Ekonomistler ayrıca ileri teknoloji ürünleri ihracatının artırılmasının, özel sektör yatırımlarının yükseltilmesinin ve enerji ithalatına olan bağımlılığın azaltılmasının ekonomik büyümeyi hızlandırabileceğini vurguluyor.

Ülkenin üretim alanına daha fazla yabancı yatırım çekmesi gerektiği de ifade ediliyor. Doğrudan yabancı yatırımlardaki rekor seviyelere rağmen Hindistan’ın bu sermayeyi içeride tutmakta zorlandığı belirtiliyor.

Hint şirketleri yurt dışındaki yatırımlarını giderek artırırken, yabancı yatırımcılar ise yerel girişimlere sağladıkları fonları azaltıyor.

Hindistan’ın ekonomik büyümesi için yüksek yurt içi tasarruf oranı da önem taşıyor.

Tasarruflar, fabrika ve altyapı inşasının yüksek maliyetli borçlanmaya ve yabancı sermayeye aşırı bağımlı kalınmadan finanse edilmesine imkan tanıyor. Ancak Hint hanelerinin tasarruf yapma kapasitesi, görece düşük gelir seviyeleri nedeniyle sınırlı kalıyor.

NITI Aayog’un 2021 tarihli raporuna göre, Hindistan’da 15 ile 29 yaş arasındaki yaklaşık 87 milyon kişi ne bir işte çalışıyor, ne eğitim görüyor ne de mesleki bir eğitim alıyor.

İş imkanlarının yetersizliği nedeniyle çalışan nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı kendi hesabına çalışıyor ve bu kesimin büyük kısmı düşük gelirli tarım sektöründe yer alıyor.

GlobalDataTS Lombard Başekonomisti Shumita Deveshwar, özel sektör yatırımları artmadan ve istihdam yaratma süreci hızlanmadan, Hindistan’ın gelişmiş bir ekonomi statüsü kazanmak için gereken yüzde 8’in üzerindeki büyüme temposu bir yana, yüzde 6’nın üzerinde bir GSYİH büyümesini dahi sürdürmekte zorlanacağını kaydetti.

Ülke yönetimi, 1 Nisan’da başlayacak mali yıl içinde 17,2 trilyon rupi (yaklaşık 187 milyar dolar) tutarında rekor düzeyde borçlanmaya gitmeyi planlıyor. Bu miktar, cari yıla kıyasla yüzde 18’lik bir artışa karşılık geliyor ve Bloomberg’in daha önce yayımladığı 16,5 trilyon rupilik tahmini aşıyor.

Hükümet, cari dönemde yüzde 4,4 olan bütçe açığının GSYİH’ye oranının bir sonraki mali yılda yüzde 4,3’e gerileyeceğini öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English