Bizi Takip Edin

Asya

Küresel su krizinin aşılmasında Duşanbe Su Konferansı kritik rol oynayabilir mi?

Yayınlanma

Firdavs Jalily, Gazeteci, Duşanbe

Dünyamızdaki yaşam için sudan ve su kıtlığının üstesinden gelmek için ise birlikte çalışma becerisinden daha önemli bir şey yok. Asya’dan Güney ve Orta Asya’ya, Avrupa’dan ABD’ye ve Avustralya’dan Sahra altı Afrika’ya kadar tüm dünyada su kıtlığı yaşanırken, insanlar temiz suya erişmek için mücadele ediyorlar.

Küresel olarak yaklaşık 2.2 milyar insanın içilebilir sudan yoksun olduğu tahmin edilmektedir. Her gün 800’den fazla çocuk kirli su içmekten, yetersiz su, sanitasyon ve hijyenden kaynaklanan ishal nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu, dünyanın dört bir yanındaki farklı toplumlar arasında yaşanan bir sorundur. Gerçekten de su kıtlığının etkileri aileleri ve toplulukları etkilemekte ve onları yoksulluğa daha fazla itmektedir. Bunlar arasında kadınlar ve çocuklar, kirli sudan kaynaklanan hastalıklara karşı daha savunmasız oldukları için bu kötü koşullara en çok maruz kalanlardır.

Bu arada Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de küresel su kıtlığı dikkate alınarak suyla ilgili konularda önemli bir konferans düzenlendi. Aralarında Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) üyesi ülkelerin de bulunduğu dünya liderleri 3. Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans için Duşanbe’de bir araya geldi. “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” 2018-2028 teması altında düzenlenen üç günlük konferans, Birleşmiş Milletler işbirliğiyle Duşanbe Su Süreci çerçevesinde 10 yıllık bir eylem planının parçası.

Dünyada ve bölgede su sorunları

Dünya Su Günü, milyarlarca insanın güvenli suya erişimden yoksun yaşadığı ve buna bir son verilmesi gerektiği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 22 Mart tarihinde kutlanmaktadır. Temiz suyun temel bir insan hakkı olduğuna dair yaygın bir inanış olmasına rağmen, bunun sağlanması için yeterli çalışma yapılmamaktadır. Su yaşam için kritik öneme sahiptir ve insan su olmadan sadece üç gün hayatta kalabilir, ancak yine de birçok paydaş bu değerli kaynağa büyük önem vermemekte. Suya sahip ülkeler başka bir bölgedeki su kıtlığını ele alma konusunda isteksiz görünmekte ve dünya liderleri bile bu konuyla ilgilenmemektedir. Örneğin, Duşanbe Su Konferansı su ile ilgili sorunların sona erdirilmesi için çok önemli görülmüştür, ancak bu konferansın neden küresel çapta ilgi görmediği sorusu sorulmalıdır. Bu durum, milyarlarca insanın susuz olduğu gerçeğine rağmen dünya liderlerinin bu konuda ciddi olmadıklarını göstermektedir.

BM-Su Programı’nın Dünya Su Kalkınma Raporu’na göre 2050 yılına gelindiğinde, dokuz milyar insanın 4,8 milyarı ile 5,7 milyarı her yıl en az bir ay su kıtlığı çeken bölgelerde yaşayacak ve sel riski altındaki insan sayısı bugün 1,2 milyardan 1,6 milyara yükselecek. Ayrıca kişi başına düşen tatlı su miktarının azaldığı ve son kırk yılda üçte bir oranında düştüğü bildirilmektedir.

Beş Orta Asya ülkesinde yaşayan 79 milyon kişi arasında 22 milyon kişinin güvenli suya erişimi olmadığı tahmin ediliyor. Yani, her 10 Orta Asyalıdan üçü, içmek için bir bardak temiz su bulabileceklerinden emin olmadan yaşamaktadır. Ve bu durum önlem alınmazsa çok daha kötüleşebilir.

Dünya Bankası, bölge nüfusunun 2050 yılına kadar 90-110 milyona ulaşacağını tahmin etmekte ve kitlelere temiz su sağlamak ve suyun israf edilmesini kontrol altına almak için somut bir çözüm bulmak amacıyla hızlı bir şekilde harekete geçilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Bölge toplu olarak yaklaşık 127 milyar metreküp su tüketmekte ve bunun yaklaşık %80’i yani 100 milyar metreküpü tarım için kullanılmaktadır. Ancak, tarım için ortaya çıkan suyun sadece %50’si kullanılmakta, geri kalanı ise sulama sisteminin kötü durumu nedeniyle yolda kaybolmaktadır.

Neden Duşanbe seçildi?

Bol su kaynakları Tacikistan’ı bir bolluk ülkesi haline getirmektedir. Tacikistan’ın yaklaşık 947 nehri ve Karakul, İskandarkul, Sarez, Kulikalon, Bahri Tojik rezervuarı, Nurek rezervuarı ve Sari Khosor Şelalesi gibi 13.000’den fazla doğal gölü olduğu ve ülkedeki su kaynaklarının şaşırtıcı manzaralar yarattığı bilinmektedir.

Ayrıca Tacikistan, Orta Asya ülkelerindeki nehirlerin (Aral Denizi Havzası) su kaynaklarının %60’ının Tacikistan’da oluşması nedeniyle bölgesel düzeyde su sorunlarının çözümünde de önemli bir oyuncu olmuştur.

Aralık 2016’da Tacikistan Devlet Başkanı Emomali Rahmon’un girişimiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, suyla ilgili uluslararası kabul görmüş hedeflere ulaşmak amacıyla 2018-2028 dönemini “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” Uluslararası Eylem On Yılı olarak ilan etmiştir.

Rahmon tarafından başlatılan bu süreçte Tacikistan, küresel, bölgesel ve ulusal düzeyde politika diyaloğu, ortaklık ve eylem için bir platform sağlamaya devam etmeye kararlıdır.

AB, Rusya ve Çin ile iyi ilişkilere sahip olan Tacikistan, aynı zamanda Aral Denizi’ni Kurtarma Uluslararası Fonu’nun ve bölgedeki acil sınıraşan su sorunlarının tartışılması için platform sağlayan tek kuruluş olan iki komisyonun, Devletlerarası Su Koordinasyon Komisyonu ve Devletlerarası Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun kurucularından biridir.

Küresel Stratejik Araştırmalar Merkezi, Tacikistan’ın etkili su yönetişimi ve yönetimi stratejileri için büyük finansman, yatırım ve mevcut altyapının modernizasyonu, yeşil büyümeye geçiş, tüm paydaşların aktif katılımı, yeni barajların inşası, su kaynakları kapasitesinin rehabilitasyonu ve sınır aşan su anlaşmazlıklarının çözümü gibi konular üzerinde çalıştığını bildirdi.

Bu arada, su kaynakları bakımından zengin olan Tacikistan, 2032 yılına kadar elektriğinin yüzde 100’ünü hidroelektrikten üreterek sürdürülebilir enerji alanındaki lider konumunu pekiştirmeyi planlamaktadır.

Bu şekilde Tacikistan, sürdürülebilir kalkınmanın suyla ilgili amaç ve hedeflerine ulaşmanın yolunu açacaktır.

Duşanbe Su Konferansı’nın amacı nedir?

Farklı ülkelerden liderler, bakanlar, devletlerin üst düzey temsilcileri, uzmanlar, büyükelçiler, SADC üyesi devletler ve politika yapıcılar Uluslararası Eylem On Yılı Üçüncü Üst Düzey Uluslararası Konferansı’nda su sorunlarının ele alınması için acil eylem çağrısında bulundu ve Duşanbe Konferansı, Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin suyla ilgili hedeflerine yönelik eylemin hızlandırılmasında kritik bir bileşen olarak kabul edildi.

Katılımcıları selamlayan Rahmon, iklim değişikliğinin yol açtığı su sorunları konusunda küresel işbirliği çağrısında bulundu ve uluslararası toplumu su eylemi etrafında birleştirmek için ülkesinin suyu küresel kalkınma müzakerelerinin merkezine koyma girişimlerinin altını çizdi.

Rahmon, Duşanbe Su Süreci’nin 2026 ve 2028’deki Birleşmiş Milletler Su Konferansı’na kapsamlı hazırlık için hayati bir platform sağladığını belirterek Tacikistan’ın 2037 yılına kadar “yeşil ekonomi” geliştirerek “yeşil ülke” olma yönündeki iddialı hedefini özetledi.

Konferans, beş kritik eylem alanının altını çizen bir deklarasyonla sona erdi; 1. insan sağlığı için su yönetiminin iyileştirilmesi, 2. evrensel su ve sanitasyon erişimi için politikalar oluşturulması, 3. ulusal iklim uyum planlarının hazırlanması, 4ç entegre su kaynakları yönetiminin güçlendirilmesi, 5. kamu ve özel finansmanın artırılması.

Suyun tüm SDG’lerin gerçekleştirilmesi için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan katılımcılar, su, ekosistemler, enerji, sağlık, gıda güvenliği ve gelişmiş beslenmenin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve su ve sanitasyonun insani kalkınma için bir ön koşul olduğunun altını çizdiler.

Sonuç bildirgesine göre, kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, birbiriyle bağlantılı olan iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik sorunlarının ele alınması için vazgeçilmezdir.

Ayrıca, konferansın 2026 Su Konferansı’na hazırlık konusunda uluslararası topluma yardımcı olacağını ve 2026 ve 2028 yıllarında Duşanbe’de yapılacak konferansların Su Eylem On Yılı ve Gündemi’ni desteklemeye devam edeceğini vurguladılar.

Katılımcıları bilgilendiren Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario, herkes için güvenli su sağlamak üzere bütüncül ve işbirliğine dayalı çözümlere duyulan ihtiyacı vurguladı. “BM-Su Başkanı olarak, SDG6’ya ilişkin süreci hızlandırmak üzere BM çapında ilk Su ve Sanitasyon Stratejisini yakında başlatacak olmaktan heyecan duyuyorum” dedi.

Buzulların erimesi büyük bir endişe kaynağı

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Tacikistan bol miktarda nehir ve doğal gölle kutsanmıştır, ancak aynı zamanda iklim değişikliği büyük tehditler oluşturmaktadır. En büyük tehditlerden biri, sıcak hava nedeniyle Tacikistan’daki buzulların erimesi ve aynı zamanda iklim değişikliğinin buz göllerinin patlamasından kaynaklanan ani sel riskini artırmasıdır.

Rahmon konuşmasında Tacikistan’daki buzulların hızla erimesinin yol açtığı riskleri ve artan tehditleri görerek çabaların artırılması gerektiğini vurguladı.

Rahmon, “Geçtiğimiz birkaç on yıl içinde, Orta Asya’nın su kaynaklarının yüzde 60’ına kadarının ana oluşum kaynağı olan ülkemizdeki 13.000 buzuldan 1.000’i tamamen eridi” dedi.

UNESCO’ya göre, bölgenin ana nehir sistemleri mevsimsel kar ve buz erimesine bağlı olduğundan, daralan kriyosfer Orta Asya için özellikle endişe vericidir. İklim değişikliğiyle birlikte buzullar bir yıldan diğerine küçülüyor. Eriyen bu buzullar başlangıçta daha büyük miktarlarda su sağlayacak, ancak hacimleri azaldıkça akış kademeli olarak düşecektir.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, nehirlerin etkin kullanımı ve barışçıl yönetimi için bölgesel diyalog, işbirliği ve güvenin şart olduğunu belirterek, iklim değişikliğinden kaynaklanan ortak risklerin algılanmasına dayalı olarak su, enerji ve çevresel kaynaklara yönelik ortak ve uzun vadeli yanıtlar bulmak üzere yeni açılımlar ve fırsatlar için ortak girişimler üzerinde durdu.

Tacikistan’ın su sektörüne beşinci katılımı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından özel bir karar kabul edilerek tanındı. Bu karara göre, 2025 yılı Uluslararası Buzulların Korunması Yılı olarak ilan edildi ve 2025 yılının başından itibaren her yıl 21 Mart Uluslararası Buzullar Günü olarak kutlanacak.

Tacikistan’ın sanayileşmiş bir ülke olmadığı için toplam sera atığı miktarındaki payının önemsiz olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Rahmon, Tacikistan’ın 2025 yılını Uluslararası Buzul Koruma Yılı ilan etme girişiminin temel nedeninin de bu olduğunu söyledi.

 

Asya

Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.

Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.

Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.

Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.

Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.

Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.

Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.

Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.

Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.

Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.

Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.

Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.

Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.

Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.

Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.

Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.

Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.

Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.

SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.

Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.

Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu

Yayınlanma

Çinli matematikçi Sun Zhiwei, çözülmemiş binden fazla hipotezi 400 sayfalık derlemede toplayarak bazı problemlerin kanıtı için maaşından ödül vadetti. Yapay zekayı araştırmalarında yardımcı olarak kullanan Sun, meslektaşlarına panik yapmama çağrısında bulunurken 25 Fields Madalyası sahibi matematikçi modellerin sektöre zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Çin’deki Nankin Üniversitesi profesörlerinden matematikçi Sun Zhiwei, binden fazla çözülmemiş hipotezi içeren 400 sayfalık derleme yayımlayarak bilim dünyasına bu problemleri kanıtlama çağrısı yaptı.

South China Morning Post gazetesinin haberine göre Çinli araştırmacı, bu yıl çıkan derlemedeki bazı problemlerin çözümü için kendi maaşından para ödülü vadetti.

Yapay zekayı araştırmalarında rutin hesaplamaları otomatikleştiren, yeni yöntem ve teoriler geliştirmeye odaklanmayı sağlayan faydalı bir yardımcı olarak niteleyen Sun, sistemi “oldukça bilgili, çalışkan ve akıllı bir yüksek lisans öğrencisine” benzetti.

Karmaşık matematiksel problemleri çözerken teknolojiyi bizzat yönlendirdiğini belirten profesör, modelin üzerinde çalıştığı problemin henüz çözülmediğini anlayıp işlemi reddetmesini önlemek için sistemin internet bağlantısını kapalı tuttuğunu kaydetti.

Hesaplama araçlarına 2005 yılında ilgi duymaya başlayan ve 2009’da binlerce özel durumu test etmesine imkan tanıyan Mathematica programında uzmanlaşan Sun, bilimsel gelişimin yalnızca cevap bulmaya değil, merak duygusuna ve yeni sorular ortaya koyma becerisine dayandığı değerlendirmesini yaptı.

Hakikati aramak amacıyla çalışan matematikçilerin yapay zekadaki ilerlemeden endişe duymaması gerektiğini vurgulayan Sun, “Yapay zekanın her matematiksel problemi çözmeye gücü yetmez, dolayısıyla matematikçilerin paniğe kapılması gerekmiyor” dedi.

Madalya sahibi 25 matematikçi ortak uyarı mektubu yayımladı

Akademik dünyadaki tartışmalar ise farklı bir boyutta sürüyor. Fields Madalyası sahibi 25 matematikçi, eylül ayında yayımladıkları açık mektupta yapay zekadaki kontrolsüz yönelimin matematik bilimine zarar verebileceği uyarısını dile getirdi.

Geliştirici şirketlerin modelleri yalnızca bilinen problemleri çözme performansı üzerinden ölçtüğünü savunan araştırmacılar, bilim insanları için asıl değerli olan unsurun yeni yöntem ve fikirler geliştirmek olduğunu kaydetti.

Yapay zekanın araştırmaları hızlandırabileceğini kabul eden bilim insanları, sistemler aracılığıyla elde edilen sonuçların aceleyle yayımlanmasının içeriklerin sağlıklı analizini zorlaştırabileceğine, yazarlık hakkının tespitini güçleştirebileceğine ve intihallerin ortaya çıkarılmasını engelleyebileceğine dikkat çekti.

Mektuptaki itirazların öncesinde OpenAI, geliştirdiği dahili modelin “milenyum problemleri” arasında sayılan Navier-Stokes denklemlerinin çözümlerinin varlığı ve pürüzsüzlüğü problemini çözdüğünü açıklamıştı.

New York Üniversitesi Profesörü Tristan Buckmaster, OpenAI şirketini, Anthropic bünyesinde görev yapan matematikçi Levent Alpöge ile yürüttükleri ortak projenin çıktılarını kullanmakla itham etti.

Buckmaster, OpenAI şirketinin kendilerine sonucu yayımlamak için çeşitli seçenekler sunduğunu ve Alpöge’nin yazar kadrosundan çıkarılmasını iki kez talep ettiğini öne sürdü.

Şirketin iddia ettiği kanıtı görmediğini ve OpenAI Codex sistemindeki taslaklarının izinsiz kullanıldığını doğrudan iddia etmediğini de ekleyen Buckmaster, “Ben yalnızca bana ne söylendiğini, ne zaman ve ne teklif edildiğini aktarıyorum” açıklamasını yaptı.

Okumaya Devam Et

Asya

Pentagon, Çin’e karşı ekonomik savaş için casus şebekesi kuruyor

Yayınlanma

The Washington Post’un altı kaynağa dayandırdığı habere göre Pentagon, Çin’e karşı ekonomik savaş için girişimci ve özel sektör çalışanı kimliğiyle çalışacak gizli bir ajan ağı kurmayı planlıyor. Programı CIA’de 39 yıl çalışmış Tom Rakusa yönetiyor, girişim ise henüz planlama aşamasında.

ABD Savaş Bakanlığı’nın (Pentagon), Çin ve ABD’nin diğer rakiplerine karşı yürütülecek ekonomik savaş için derin örtü altında çalışacak geniş bir ajan ağı kurmayı planladığı ortaya atıldı.

The Washington Post, girişimden haberdar olan altı kaynağa dayandırdığı haberine göre plan henüz hayata geçmiş değil. Gazeteye göre girişim planlama aşamasında. Pentagon ise böyle bir girişimin varlığını reddediyor.

Habere göre ajanlar girişimci ya da özel sektör çalışanı kimliğiyle hareket edecek ve ABD hükümetiyle bağlarını gizleyecek. Ağın görevi ekonomik istihbarat toplamak ve Çin’e karşı mücadele etmek olacak.

Programı, CIA’de 39 yıl çalışmış Tom Rakusa yönetiyor. Rakusa, Savunma Bakan Yardımcısı Steve Feinberg’in kıdemli danışmanı olarak görev yapıyor.

Ajan ağı fikri, Donald Trump yönetiminin diğer ülkelerle ekonomik rekabeti sertleştirme yönündeki daha geniş politikasının parçası olarak değerlendiriliyor.

ABD bugün de gümrük vergilerine, ihracat denetimine ve stratejik sektörlere yatırıma başvuruyor, ekonomik istihbarat toplama faaliyetlerini de artırıyor.

The Washington Post‘a göre yeni girişim, Pentagon’un Trump yönetimindeki ağırlığının arttığını gösteriyor. Bakanlık şu sıralar 1,5 trilyon dolarlık rekor bir bütçe almak için çabalıyor.

Ticaret savaşı Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle yeniden kızıştı

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesiyle ABD ile Çin arasındaki ticari çekişme yeniden alevlendi. Washington Nisan 2025’te Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 145’e kadar çıkardı, Pekin de yüzde 125’e varan tarifelerle karşılık verdi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio mayısta Çin’i Washington’ın karşısındaki başlıca jeopolitik sınama olarak tanımladı. Rubio, savaştan kaçınmak için iki tarafın çıkar çatışmasını yönetmesi gerektiğini söyledi.

Çinli uzman Zheng Yongnian ise temmuzda ABD’yi küçümsemenin “ölümcül bir hata” olabileceği uyarısında bulunmadı, bunu açıkça dile getirdi.

Zheng’in değerlendirmesine göre ABD, doların rolü, askeri üstünlüğü ve teknolojik avantajları sayesinde liderliğini koruyor.

Taraflar yine de haziranda ateşkes ilan edip gümrük vergilerini düşürme konusunda anlaştı. 2026 sonbaharında ABD ve Çin ticari ateşkesi 10 Ocak 2027’ye kadar uzattı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, uzatmanın taraflara ekonomik meseleleri görüşmek için daha fazla zaman tanıyacağını söyledi.

Ticaret anlaşmaları iki ülke arasındaki stratejik çelişkileri ortadan kaldırmıyor. Financial Times yazarı Rana Foroohar, iki ülkenin ticari, teknolojik ve jeopolitik nüfuz yarışını 19. yüzyılda Rus ve İngiliz imparatorlukları arasındaki “Büyük Oyun”a benzetti.

Foroohar, Çin’in avantajları arasında gemi inşası ve ticari denizcilikteki konumunu, ayrıca yurtdışındaki limanlarda giderek genişleyen varlığını saydı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English