Bizi Takip Edin

Asya

Küresel su krizinin aşılmasında Duşanbe Su Konferansı kritik rol oynayabilir mi?

Yayınlanma

Firdavs Jalily, Gazeteci, Duşanbe

Dünyamızdaki yaşam için sudan ve su kıtlığının üstesinden gelmek için ise birlikte çalışma becerisinden daha önemli bir şey yok. Asya’dan Güney ve Orta Asya’ya, Avrupa’dan ABD’ye ve Avustralya’dan Sahra altı Afrika’ya kadar tüm dünyada su kıtlığı yaşanırken, insanlar temiz suya erişmek için mücadele ediyorlar.

Küresel olarak yaklaşık 2.2 milyar insanın içilebilir sudan yoksun olduğu tahmin edilmektedir. Her gün 800’den fazla çocuk kirli su içmekten, yetersiz su, sanitasyon ve hijyenden kaynaklanan ishal nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu, dünyanın dört bir yanındaki farklı toplumlar arasında yaşanan bir sorundur. Gerçekten de su kıtlığının etkileri aileleri ve toplulukları etkilemekte ve onları yoksulluğa daha fazla itmektedir. Bunlar arasında kadınlar ve çocuklar, kirli sudan kaynaklanan hastalıklara karşı daha savunmasız oldukları için bu kötü koşullara en çok maruz kalanlardır.

Bu arada Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de küresel su kıtlığı dikkate alınarak suyla ilgili konularda önemli bir konferans düzenlendi. Aralarında Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) üyesi ülkelerin de bulunduğu dünya liderleri 3. Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans için Duşanbe’de bir araya geldi. “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” 2018-2028 teması altında düzenlenen üç günlük konferans, Birleşmiş Milletler işbirliğiyle Duşanbe Su Süreci çerçevesinde 10 yıllık bir eylem planının parçası.

Dünyada ve bölgede su sorunları

Dünya Su Günü, milyarlarca insanın güvenli suya erişimden yoksun yaşadığı ve buna bir son verilmesi gerektiği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 22 Mart tarihinde kutlanmaktadır. Temiz suyun temel bir insan hakkı olduğuna dair yaygın bir inanış olmasına rağmen, bunun sağlanması için yeterli çalışma yapılmamaktadır. Su yaşam için kritik öneme sahiptir ve insan su olmadan sadece üç gün hayatta kalabilir, ancak yine de birçok paydaş bu değerli kaynağa büyük önem vermemekte. Suya sahip ülkeler başka bir bölgedeki su kıtlığını ele alma konusunda isteksiz görünmekte ve dünya liderleri bile bu konuyla ilgilenmemektedir. Örneğin, Duşanbe Su Konferansı su ile ilgili sorunların sona erdirilmesi için çok önemli görülmüştür, ancak bu konferansın neden küresel çapta ilgi görmediği sorusu sorulmalıdır. Bu durum, milyarlarca insanın susuz olduğu gerçeğine rağmen dünya liderlerinin bu konuda ciddi olmadıklarını göstermektedir.

BM-Su Programı’nın Dünya Su Kalkınma Raporu’na göre 2050 yılına gelindiğinde, dokuz milyar insanın 4,8 milyarı ile 5,7 milyarı her yıl en az bir ay su kıtlığı çeken bölgelerde yaşayacak ve sel riski altındaki insan sayısı bugün 1,2 milyardan 1,6 milyara yükselecek. Ayrıca kişi başına düşen tatlı su miktarının azaldığı ve son kırk yılda üçte bir oranında düştüğü bildirilmektedir.

Beş Orta Asya ülkesinde yaşayan 79 milyon kişi arasında 22 milyon kişinin güvenli suya erişimi olmadığı tahmin ediliyor. Yani, her 10 Orta Asyalıdan üçü, içmek için bir bardak temiz su bulabileceklerinden emin olmadan yaşamaktadır. Ve bu durum önlem alınmazsa çok daha kötüleşebilir.

Dünya Bankası, bölge nüfusunun 2050 yılına kadar 90-110 milyona ulaşacağını tahmin etmekte ve kitlelere temiz su sağlamak ve suyun israf edilmesini kontrol altına almak için somut bir çözüm bulmak amacıyla hızlı bir şekilde harekete geçilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Bölge toplu olarak yaklaşık 127 milyar metreküp su tüketmekte ve bunun yaklaşık %80’i yani 100 milyar metreküpü tarım için kullanılmaktadır. Ancak, tarım için ortaya çıkan suyun sadece %50’si kullanılmakta, geri kalanı ise sulama sisteminin kötü durumu nedeniyle yolda kaybolmaktadır.

Neden Duşanbe seçildi?

Bol su kaynakları Tacikistan’ı bir bolluk ülkesi haline getirmektedir. Tacikistan’ın yaklaşık 947 nehri ve Karakul, İskandarkul, Sarez, Kulikalon, Bahri Tojik rezervuarı, Nurek rezervuarı ve Sari Khosor Şelalesi gibi 13.000’den fazla doğal gölü olduğu ve ülkedeki su kaynaklarının şaşırtıcı manzaralar yarattığı bilinmektedir.

Ayrıca Tacikistan, Orta Asya ülkelerindeki nehirlerin (Aral Denizi Havzası) su kaynaklarının %60’ının Tacikistan’da oluşması nedeniyle bölgesel düzeyde su sorunlarının çözümünde de önemli bir oyuncu olmuştur.

Aralık 2016’da Tacikistan Devlet Başkanı Emomali Rahmon’un girişimiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, suyla ilgili uluslararası kabul görmüş hedeflere ulaşmak amacıyla 2018-2028 dönemini “Sürdürülebilir Kalkınma için Su” Uluslararası Eylem On Yılı olarak ilan etmiştir.

Rahmon tarafından başlatılan bu süreçte Tacikistan, küresel, bölgesel ve ulusal düzeyde politika diyaloğu, ortaklık ve eylem için bir platform sağlamaya devam etmeye kararlıdır.

AB, Rusya ve Çin ile iyi ilişkilere sahip olan Tacikistan, aynı zamanda Aral Denizi’ni Kurtarma Uluslararası Fonu’nun ve bölgedeki acil sınıraşan su sorunlarının tartışılması için platform sağlayan tek kuruluş olan iki komisyonun, Devletlerarası Su Koordinasyon Komisyonu ve Devletlerarası Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun kurucularından biridir.

Küresel Stratejik Araştırmalar Merkezi, Tacikistan’ın etkili su yönetişimi ve yönetimi stratejileri için büyük finansman, yatırım ve mevcut altyapının modernizasyonu, yeşil büyümeye geçiş, tüm paydaşların aktif katılımı, yeni barajların inşası, su kaynakları kapasitesinin rehabilitasyonu ve sınır aşan su anlaşmazlıklarının çözümü gibi konular üzerinde çalıştığını bildirdi.

Bu arada, su kaynakları bakımından zengin olan Tacikistan, 2032 yılına kadar elektriğinin yüzde 100’ünü hidroelektrikten üreterek sürdürülebilir enerji alanındaki lider konumunu pekiştirmeyi planlamaktadır.

Bu şekilde Tacikistan, sürdürülebilir kalkınmanın suyla ilgili amaç ve hedeflerine ulaşmanın yolunu açacaktır.

Duşanbe Su Konferansı’nın amacı nedir?

Farklı ülkelerden liderler, bakanlar, devletlerin üst düzey temsilcileri, uzmanlar, büyükelçiler, SADC üyesi devletler ve politika yapıcılar Uluslararası Eylem On Yılı Üçüncü Üst Düzey Uluslararası Konferansı’nda su sorunlarının ele alınması için acil eylem çağrısında bulundu ve Duşanbe Konferansı, Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin suyla ilgili hedeflerine yönelik eylemin hızlandırılmasında kritik bir bileşen olarak kabul edildi.

Katılımcıları selamlayan Rahmon, iklim değişikliğinin yol açtığı su sorunları konusunda küresel işbirliği çağrısında bulundu ve uluslararası toplumu su eylemi etrafında birleştirmek için ülkesinin suyu küresel kalkınma müzakerelerinin merkezine koyma girişimlerinin altını çizdi.

Rahmon, Duşanbe Su Süreci’nin 2026 ve 2028’deki Birleşmiş Milletler Su Konferansı’na kapsamlı hazırlık için hayati bir platform sağladığını belirterek Tacikistan’ın 2037 yılına kadar “yeşil ekonomi” geliştirerek “yeşil ülke” olma yönündeki iddialı hedefini özetledi.

Konferans, beş kritik eylem alanının altını çizen bir deklarasyonla sona erdi; 1. insan sağlığı için su yönetiminin iyileştirilmesi, 2. evrensel su ve sanitasyon erişimi için politikalar oluşturulması, 3. ulusal iklim uyum planlarının hazırlanması, 4ç entegre su kaynakları yönetiminin güçlendirilmesi, 5. kamu ve özel finansmanın artırılması.

Suyun tüm SDG’lerin gerçekleştirilmesi için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan katılımcılar, su, ekosistemler, enerji, sağlık, gıda güvenliği ve gelişmiş beslenmenin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve su ve sanitasyonun insani kalkınma için bir ön koşul olduğunun altını çizdiler.

Sonuç bildirgesine göre, kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, birbiriyle bağlantılı olan iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik sorunlarının ele alınması için vazgeçilmezdir.

Ayrıca, konferansın 2026 Su Konferansı’na hazırlık konusunda uluslararası topluma yardımcı olacağını ve 2026 ve 2028 yıllarında Duşanbe’de yapılacak konferansların Su Eylem On Yılı ve Gündemi’ni desteklemeye devam edeceğini vurguladılar.

Katılımcıları bilgilendiren Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario, herkes için güvenli su sağlamak üzere bütüncül ve işbirliğine dayalı çözümlere duyulan ihtiyacı vurguladı. “BM-Su Başkanı olarak, SDG6’ya ilişkin süreci hızlandırmak üzere BM çapında ilk Su ve Sanitasyon Stratejisini yakında başlatacak olmaktan heyecan duyuyorum” dedi.

Buzulların erimesi büyük bir endişe kaynağı

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Tacikistan bol miktarda nehir ve doğal gölle kutsanmıştır, ancak aynı zamanda iklim değişikliği büyük tehditler oluşturmaktadır. En büyük tehditlerden biri, sıcak hava nedeniyle Tacikistan’daki buzulların erimesi ve aynı zamanda iklim değişikliğinin buz göllerinin patlamasından kaynaklanan ani sel riskini artırmasıdır.

Rahmon konuşmasında Tacikistan’daki buzulların hızla erimesinin yol açtığı riskleri ve artan tehditleri görerek çabaların artırılması gerektiğini vurguladı.

Rahmon, “Geçtiğimiz birkaç on yıl içinde, Orta Asya’nın su kaynaklarının yüzde 60’ına kadarının ana oluşum kaynağı olan ülkemizdeki 13.000 buzuldan 1.000’i tamamen eridi” dedi.

UNESCO’ya göre, bölgenin ana nehir sistemleri mevsimsel kar ve buz erimesine bağlı olduğundan, daralan kriyosfer Orta Asya için özellikle endişe vericidir. İklim değişikliğiyle birlikte buzullar bir yıldan diğerine küçülüyor. Eriyen bu buzullar başlangıçta daha büyük miktarlarda su sağlayacak, ancak hacimleri azaldıkça akış kademeli olarak düşecektir.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, nehirlerin etkin kullanımı ve barışçıl yönetimi için bölgesel diyalog, işbirliği ve güvenin şart olduğunu belirterek, iklim değişikliğinden kaynaklanan ortak risklerin algılanmasına dayalı olarak su, enerji ve çevresel kaynaklara yönelik ortak ve uzun vadeli yanıtlar bulmak üzere yeni açılımlar ve fırsatlar için ortak girişimler üzerinde durdu.

Tacikistan’ın su sektörüne beşinci katılımı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından özel bir karar kabul edilerek tanındı. Bu karara göre, 2025 yılı Uluslararası Buzulların Korunması Yılı olarak ilan edildi ve 2025 yılının başından itibaren her yıl 21 Mart Uluslararası Buzullar Günü olarak kutlanacak.

Tacikistan’ın sanayileşmiş bir ülke olmadığı için toplam sera atığı miktarındaki payının önemsiz olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Rahmon, Tacikistan’ın 2025 yılını Uluslararası Buzul Koruma Yılı ilan etme girişiminin temel nedeninin de bu olduğunu söyledi.

 

Asya

Denizaltı kablolarını tahrip eden süper akıntılar sanıldığından daha yaygın

Yayınlanma

Tsinghua Üniversitesi’nin liderliğindeki uluslararası bir ekip, devasa denizaltı akıntılarının daha önce sanıldığından daha yaygın olduğunu ortaya çıkardı.

Çinli bilim insanları bu akıntıların daha önce bu tür akıntıların oluşmasının imkânsız olduğu düşünülen baraj gölleri ve göller gibi sakin ortamlarda da oluştuğunu da tespit etti.

Bilim insanları, “turbidite akıntıları” olarak adlandırılan devasa denizaltı akıntılarının okyanus tabanlarını yeniden şekillendirebileceğini ve dünyanın internet trafiğini taşıyan hayati öneme sahip kablolara zarar verebileceğini on yıllardır biliyorlardı. 

Fakat bu akıntıların nasıl oluştuğu ve nasıl davrandığına dair bir anlayış, şimdiye kadar tam olarak anlaşılamamıştı.

Bu bulgular, araştırmacıların bulanıklık akıntılarının oluşumunu anlamak için geliştirdikleri çerçeveyle birlikte, bu güçlü akıntıları daha iyi tahmin etmeye ve yönetmeye yardımcı olarak su altı altyapısını korumaya ve baraj göllerini yönetmeye katkıda bulunabilir.

SCMP’nin aktardığına göre 26 Mayıs’ta Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınlanan makalede şunlar yazıyor:

 “Kendi kendine hızlanan bulanıklık akıntıları, kıtalararası telekomünikasyon kablolarını koparan ve su altı manzaralarını yeniden şekillendiren güçlü, aşındırıcı yerçekimi alt akıntılarıdır. Küçük ölçekli deneylerdeki başarıya rağmen, hızlanan bulanıklık akıntılarına ilişkin saha gözlemleri nadir olmuştur; bu gözlemler çoğunlukla denizaltı ortamlarında gerçekleşen birkaç vakayla sınırlıdır.”

Ekipte, Sarı Nehir Hidrolik Araştırma Enstitüsü, Wyoming Üniversitesi, Illinois Üniversitesi, Texas Tech Üniversitesi, Hokkaido Üniversitesi ve Durham Üniversitesi’nden araştırmacılar yer aldı.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), bulanıklık akıntılarını, depremler dahil jeolojik bozulmaların neden olabileceği, aktıkları yerlere büyük miktarda tortu biriktiren hızlı, yokuş aşağı su akışları olarak tanımlıyor.

Bu akıntılar, mikroplastikler gibi parçacıkların okyanusa taşınması da dahil olmak üzere, uzun mesafeli tortu taşınmasının başlıca mekanizmalarından biri.

Bu parçacıklar, dünyadaki kıtalararası dijital trafiğin yüzde 99’una kadarını taşıyan denizaltı kabloları için bir risk oluşturuyor.

Denizaltı fiber optik kabloların küresel ağında her yıl yüzlerce arıza meydana geliyor. Kazara yaşanan hasarların ardından, bilinen bir risk faktörü olan bulanıklık akıntıları da dahil olmak üzere doğal afetler bu arızalara neden oluyor.

Örneğin 1929’da, Kanada’nın Newfoundland kıyıları açıklarındaki Grand Banks’ta meydana gelen büyük bir deprem, bir sualtı heyelanını ve birkaç yüz kilometre yol alan bir bulanıklık akıntısını tetikleyerek 12 transatlantik iletişim kablosuna zarar vermişti.

Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırmaları Kurumu’na göre, o zamandan bu yana geçen neredeyse bir asırlık araştırma sürecine rağmen, bilim insanları bu akıntıların oluşumunu tam olarak anlamakta hâlâ zorlanıyor.

Bu akıntılar, hem denizaltı altyapısı hem de tortu taşınımı açısından büyük önem taşımasına rağmen, su altında meydana gelmeleri, öngörülemez olmaları ve araştırma ekipmanlarına zarar verebilmeleri nedeniyle doğal ortamlarda incelenmesi zor.

Çin liderliğindeki ekip, Çin’in en uzun ikinci ve en fazla tortu taşıyan su yolu olan Sarı Nehir üzerindeki Xiaolangdi Baraj Gölü’nü, 2018 ile 2020 yılları arasında ve 2023’te gerçekleştirilen dört yıllık saha araştırması için doğal bir laboratuvar olarak kullandı.

Kendi kendine hızlanan bulanıklık akıntılarının –aşağı doğru ilerledikçe tetiklenen veya şiddeti artan akıntılar– büyük miktarlarda sedimanın derin okyanusa taşınmasında kilit bir mekanizma olduğu düşünülüyor.

Illinois Üniversitesi’ne göre, bu fenomen 60 yıldır bilinmesine rağmen, daha önce laboratuvar dışında gözlemlenmemişti.

Çinli araştırmacılar, rezervuarı inceleyerek kendiliğinden hızlanan bulanıklık akıntılarının sık sık meydana geldiğine dair “net kanıtlar” buldu.

Araştırmacılar, aşındırıcı bulanıklık akıntılarının düşük eğimli ortamlarda bile gelişip kendiliğinden hızlanabileceğini göstererek, bu akıntıların hızlanması için dik eğimlerin veya yüksek su hızlarının gerekli olduğu yönündeki önceki inanışları sorguladılar.

Akıntıları tespit ettikten sonra ekip, oluşum koşullarını analiz etti ve bu verileri kullanarak, ortamdan bağımsız olarak bu akıntıların ne zaman başlayıp hızlanabileceğini belirleyen, akış, eğim, hız ve çökelme hızına dayalı evrensel bir eşik değeri oluşturdu.

Araştırmacılar, bu eşiğin bu tür bulanıklık akıntılarının oluşumunu tahmin etmek ve rezervuar yönetimi için mühendislik stratejileri geliştirmek amacıyla kullanılabileceğini belirtti:

“Bu bulgular, bu akıntıları kullanarak rezervuar sedimanlarını aşmak ve aşındırmak, sediman bağlantısını yeniden sağlamak ve şu anda küresel depolama kapasitesini yıllık yaklaşık yüzde 1 oranında azaltan küresel rezervuar sedimantasyon krizini hafifletmek için fiziksel bir temel oluşturmaktadır.”

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, nadir toprak elementleri ihracat kontrollerinin ihlalini bildirenlere ödül verecek

Yayınlanma

Açıklama, iki Japon vatandaşının kaçakçılık iddiasıyla tutuklanmasının ardından ve Pekin’in nadir toprak elementleri üzerindeki denetimini sıkılaştırdığı bir dönemde geldi.

Pekin, nadir toprak elementleri ve diğer stratejik minerallerin ihracatını denetlemek için kullandığı araçları güçlendiriyor. Çin, şüpheli ihlalleri bildiren şirket ve kişilere ödül verileceğini öngören yeni önlemler açıkladı.

Açıklama, Tokyo’nun iki vatandaşının nadir toprak elementleriyle bağlantılı ürünleri Çin dışına kaçırmaya çalıştıkları iddiasıyla ülkede gözaltına alındığını doğruladığı gün, çarşamba günü yapıldı.

Ticaret Bakanlığı, “Herhangi bir kuruluş ya da birey, çift kullanımlı stratejik mineral kalemlerinin ihracatında ilgili yasa ve düzenlemelerin ihlal edildiğinden şüphelenilen davranışları bildirme hakkına sahiptir” dedi.

Bakanlık, 1 Temmuz’da yürürlüğe girecek yeni önlemlerin amacının, Pekin’in ihlal ve usulsüzlüklerle “mücadele” çabaları kapsamında denetimi güçlendirmek olduğunu belirtti.

Bakanlık, doğru olduğu teyit edilen ihbarlar için ödül verileceğini duyurdu ve ihracat yapan kuruluşları herhangi bir ihlalden şüphelenmeleri halinde inisiyatif almaya çağırdı. Açıklamada, “Kendiliğinden bildirimde bulunulması, ilgili ihlal veya usulsüzlükler için daha hafif ya da indirilmiş ceza verilmesinde dikkate alınacak bir unsur olacaktır” denildi.

Açıklamada, gerekli lisanslar olmaksızın ihracat yapılması, kısıtlamaları aşmaya yönelik girişimler ve stratejik minerallerle bağlantılı teknolojilerin fikri mülkiyet lisanslaması, yatırım ve diğer kanallar yoluyla yasa dışı biçimde yurt dışına aktarılması dahil olmak üzere bir düzineden fazla ihlal türü sıralandı.

Önlemler, kontrollü mineralleri hukuka aykırı biçimde ihraç eden kişi veya firmalara bilerek hizmet sağlayanları da kapsayacak.

Bakanlık, stratejik mineraller kapsamındaki çift kullanımlı kalemlere ilişkin ihracat kontrolleriyle bağlantılı olarak yabancı hükümetlerin talep ettiği ziyaretleri önceden izin almadan kabul etmenin ya da kabul edeceğini taahhüt etmenin de ihlal sayıldığını ve bildirilmesi gerektiğini belirtti. Bakanlık, olası kötü niyetli ihbarlara karşı sıkı inceleme yapacağını da taahhüt etti.

Ticaret Bakanlığı ayrı bir açıklamada, “İhracat kontrolü ihlallerine karşı kamu ihbarlarının denetleyici rolünden yararlanmak yaygın bir uluslararası uygulamadır ve dünyadaki pek çok ülkede buna ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır” dedi.

Açıklamada, “Çin’in stratejik mineral çift kullanımlı kalemlerine yönelik ihracat kontrolü ihbar sistemini geliştirmek için uluslararası deneyimlerden yararlanmak, bu kalemlerin yasa dışı amaçlarla kullanılmasını etkili biçimde önleyebilir” ifadeleri kullanıldı.

Bakanlık, Pekin’in bu tür ihbarları ele alma konusunda deneyim kazandığını ve ihbar kanallarının netleştirilmesinin, gelen bilgilerin daha iyi işlenmesi için gerekli olduğunu ekledi.

Açıklama, Japonya’nın iki vatandaşının mayıs ayında gözaltına alındığını ve her ikisinin de kısıtlı malların ithalat ve ihracatını düzenleyen Çin yasalarını ihlal etmekle suçlandığını duyurmasının ardından geldi. Çin Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü gözaltıları doğruladı. Bakanlık Sözcüsü Guo Jiakun, Tokyo’ya “Çin’deki Japon vatandaşlarını ve şirketlerini Çin yasa ve düzenlemelerine uymaları konusunda eğitme ve hatırlatmada bulunma” çağrısı yaptı.

Aynı gün Ticaret Bakanlığı, sanayi ve tedarik zinciri güvenliğini sağlamak amacıyla internet sitesinde yeni önlemler yayımladı. Bu önlemler, bakanlığa, ayrımcı yasaklar, ticaret kesintileri veya benzeri eylemleri Çin’in sanayi tedarik zincirlerine zarar verdiği ya da zarar verme tehdidi oluşturduğu değerlendirilen yabancı hükümetler, kuruluşlar ve bireyler hakkında soruşturma başlatma yetkisi veriyor.

Bakanlık, soruşturmaların herhangi bir ihlali doğrulaması halinde kişi veya şirketlerin ticaret ve yatırımlarını yasaklayabileceğini ya da kısıtlayabileceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin Başbakanı Yaz Davos’unda Avrupa’nın sübvansiyon iddialarını reddetti

Yayınlanma

Çin Başbakanı Li Qiang, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Yaz Davos’u” toplantısında Avrupalı ticaret ortaklarının sübvansyion şikâyetlerini reddetti.

Çin Başbakanı Li Qiang, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) konferansında ülkesinin rekabet gücünü teknolojik yeniliğe bağladı ve devlet sübvansiyonlarına ilişkin uluslararası şikâyetleri reddetti.

Çarşamba günü kuzeydeki liman kenti Dalian’da düzenlenen WEF’in “Yaz Davos’u” etkinliğinde konuşan Li, Çinli şirketlerin araştırma-geliştirme harcamalarını ve bataryalardan iletişim teknolojilerine kadar uzanan sektörlerde elde edilen başarıları öne çıkardı.

“Çin ürünlerinin rekabet gücünün anahtarı, bazılarının iddia ettiği gibi hükümet sübvansiyonlarına dayanması değildir” diyen Li, “Çin hükümeti o kadar zengin değil, bunu karşılayabilecek durumda da değil” ifadelerini kullandı.

Li’nin yorumları, Çin’in Avrupalı ticaret ortaklarının ülkenin ekonomik modeline yönelik eleştirilerinin ardından geldi. Bu eleştirilerde, Pekin’in öncelikli sektörlerde sanayi politikalarını kullanmasının aşırı kapasiteyi körüklediği savunuluyor. Çin’in ticaret fazlası, mal ihracatının gücüyle geçen yıl 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı.

Yıllardır artan ticaret gerilimleri geçen yıl Washington ile Pekin arasında patlak veren sert tarife savaşıyla zirveye çıkarken, Avrupa Birliği’nin (AB) en büyük dört ekonomisi de “haksız ticaret uygulamalarının yükselişi” olarak niteledikleri duruma karşı Avrupa sanayisini savunmak için daha sert önlemler alınması yönünde baskı yapıyor.

IMF bu yıl Çin’e sübvansiyonlarını yarıya indirme çağrısında bulundu. Kurum, bu sübvansiyonların GSYİH’nin yüzde 4’üne denk geldiğini tahmin etmiş ve bunların “uluslararası taşma etkilerine ve baskılara yol açtığını” belirtmişti.

WEF’in “Yeni Şampiyonlar Yıllık Toplantısı” —Dalian ve Tianjin arasında dönüşümlü olarak düzenlenen ve Çin’in İsviçre’deki kış buluşmasına verdiği karşılık olarak görülen etkinlik— geçmişte uluslararası yöneticileri kendine çekmiş ve Pekin’in üst düzey politika yapıcılarının başlıca ekonomik eğilimlere dair açıklamaları nedeniyle yakından izlenmişti.

Son yıllarda Pekin’in iki numaralı yetkilisi olan Li, bu etkinliği Çin’i küresel ticaret sisteminin bir dayanağı olarak göstermek ve ülkenin hızla artan ihracatına ilişkin Batı’daki kaygıları yatıştırmak için kullandı.

Bu yılki açılış konuşmasını çarşamba günü yapan Li, “maliyetli Ar-Ge harcamaları” yapan ve “haksız dış baskılarla” karşı karşıya kalan yerli şirketleri övdü.

Li, ABD’nin ihracat kontrolleri nedeniyle en ileri çip üretim teknolojilerine erişimi kısıtlanan Huawei örneğini öne çıkardı.

Huawei’nin “uzun süredir mali ve teknolojik ablukalardan muzdarip olduğunu” ancak “direnç gösterdiğini” söyleyen Li, şirketin on yılda Ar-Ge’ye 1 trilyon RMB’den —147 milyar dolar— fazla yatırım yaptığını ve “öncü teknolojilerde bir dizi atılım gerçekleştirdiğini” belirtti.

Li, “ikinci Çin şoku” uyarıları gibi “dostane olmayan anlatıları” eleştirdi. Bu ifade, Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasının ardından yaşanan ilk ihracat patlamasının bugünkü yankılarına gönderme yapıyor.

“Geçmişte Çin’in büyük pazarı ve düşük maliyetli üretim faktörleri dünyaya pazar getirileri sağlamıştı” diyen Li, şöyle devam etti:

“Bugün Çin, daha da büyük pazar getirileri sunmayı sürdürürken, teknolojik ilerlemesi ve sanayi modernizasyonuyla giderek daha fazla inovasyon getirisi de sağlıyor.”

Li, Batılı ticaret ortakları ve iş dünyası odalarının sıkça dile getirdiği bir şikâyet konusu olan pazara erişimi genişletme taahhüdünde bulunmasının yanı sıra, yapay zekânın taşıdığı riskler ve uluslararası düzenleyici işbirliği ihtiyacı konusunda da uyarıda bulundu.

Riskleri kontrol altına alacak “uygun bir yönetişim” olmaması halinde, “sonuçların ağır olabileceğini” söyledi.

Li ayrıca, perakende satışların mayısta 2022’den bu yana ilk kez gerilediği ve yılbaşından bu yana yatırımlardaki düşüşün derinleştiği iç ekonominin durumu konusunda da dinleyicilere güven vermeye çalıştı.

Çin ekonomisinin ikinci çeyrekte “sağlam ivmesini koruduğunu” söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English