Rusya
Lavrov: Hindistan ile aramızda askeri sır bulunmuyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki stratejik ortaklığın yalnızca enerji ticaretiyle sınırlı olmadığını, savunma ve nükleer teknoloji alanlarında derin bir entegrasyona dönüştüğünü açıkladı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Russia Today (RT) kanalının Hindistan servisine verdiği mülakatta, iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler, küresel enerji piyasalarındaki krizler, ABD’nin yaptırım politikaları ve BRICS’in geleceğine dair açıklamalarda bulundu.
Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki ilişkinin mahiyetinin yalnızca petrol ve doğalgazdan ibaret olmadığını, çok daha geniş bir temele dayandığını belirtti.
İki ülke arasındaki ilişkilerin başlangıcının yirmi veya otuz yıl öncesine dayanmadığını hatırlatan Lavrov, sürecin Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla başladığını kaydetti.
En başından itibaren Hint liderlerin Sovyetler Birliği’ni, Sovyet liderlerin de Hindistan’ı ziyaret ettiğini aktaran Bakan, bu durumun iki ülke liderleri arasında her zaman olumlu bir unsur olan güvene dayalı kişisel ilişkiler üzerinden sağlam bir temel atılmasına yardımcı olduğunu ifade etti.
Eş zamanlı olarak Hindistan ile Rusya arasındaki ortaklığın da sağlam temellerinin atıldığını belirten Lavrov, bu ortaklığın ne anlama geldiğine dair anlayışın zaman içinde evrildiğini dile getirdi.
Başlangıçta bir ortaklık olarak kurulan ilişkinin daha sonra stratejik ortaklığa, ardından da ayrıcalıklı stratejik ortaklık seviyesine yükseltildiğini anımsatan Lavrov, eski Hindistan Başbakanı Manmohan Singh döneminde Rusya-Hindistan ilişkilerinin “özellikle ayrıcalıklı stratejik ortaklık” seviyesine ulaştığını aktardı.
Lavrov, Rusya ve Hindistan ekonomilerinin birbirini tamamlamasının da her iki ülkenin avantajına çalıştığına dikkat çekti.
“Hintli dostlarımızdan sakladığımız hiçbir sırrımız yok”
Hindistan’ın en başından beri askeri-teknik işbirliğine büyük ilgi duyduğunu ve bunun önemli bir rol oynadığını ifade eden Lavrov, Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra uzun bir süre hiçbir Batılı ülkenin Yeni Delhi’ye kendi askeri teknolojisini geliştirmesi için yardım etmeye istekli olmadığını hatırlattı.
Rusya’nın ise farklı bir yaklaşım benimsediğini belirten Lavrov, işbirliğinin başlangıçta alıcı-satıcı formatında başladığını, ancak durumun zamanla dramatik biçimde değiştiğini vurguladı.
Artık Hindistan’a sadece silah ve askeri teçhizat satmadıklarını, Hindistan’da ortak üretime doğru kademeli bir geçiş yapıldığı için doğrudan satışların azaldığını aktaran Lavrov, “Rusya ve Hindistan işe BrahMos füzeleriyle başladı, ardından Kalaşnikof saldırı tüfeklerinin üretimiyle çeşitlendi ve şimdi Hindistan lisans altında T-90 muharebe tankları üretiyor” ifadelerini kullandı.
Lavrov, askeri-teknik işbirliğinin ötesindeki alanlara da değinerek, Ticaret, Ekonomik, Bilimsel, Teknik ve Kültürel İşbirliği Hükümetlerarası Komisyonu kapsamındaki tam ölçekli işbirliğine ek olarak başka planların da bulunduğunu söyledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Aralık 2025’te Yeni Delhi’ye yaptığı ziyarette, yüksek teknolojileri ve diğer odak alanlarını kapsayan ve 2030 yılına kadar uzanan “Rusya-Hindistan Ekonomik İşbirliğinin Stratejik Alanlarının Geliştirilmesi Programı”nın kabul edildiğini hatırlatan Lavrov, askeri-teknik işbirliği konusunda da 2030’a kadar sürecek benzer bir programın imzalandığını bildirdi.
İki ülkenin kültürel ve insani işbirliğini de genişlettiğini ifade eden Lavrov, film festivalleri, kültürlerarası haftalar ve diğer ikili kültürel etkinliklerin Rusya ve Hindistan’da dönüşümlü olarak düzenlendiğini kaydetti.
İki ülkenin akademik topluluklarından temsilcilerin katılımıyla düzenli toplantılar yapıldığını ve Hintli öğrencilerin Rusya’da eğitim görmesini güçlü bir şekilde teşvik ettiklerini belirten Bakan Lavrov, Rusya-Hindistan ilişkilerinin bölgede ve dünya çapında en önemli istikrar faktörlerinden biri olmaya devam ettiğini vurguladı.
“Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmuyor”
Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş bir Hindistan yaratmayı öngören “Viksit Bharat” vizyonuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, bağımsızlığın yüzüncü yılında ülkelerinin nasıl görünmesini istediklerine karar verecek olanların öncelikle Hintliler olduğunu belirtti.
Başbakan Modi’nin dünyanın bugüne kadar tanıdığı en enerjik liderlerden biri olduğunu ifade eden Lavrov, Modi’nin bu enerjisini ekonomi, ordu, savunma, kültür ve Hindistan’ın sivilizasyon zenginliğinin korunması gibi tüm alanlarda azami egemenliğe ulaşmak gibi son derece önemli hedeflere yönlendirdiğini kaydetti.
Avrasya’nın sadece en büyük ve en zengin kıta olduğu için değil, aynı zamanda küresel durumu istikrara kavuşturmada oynaması gereken bir rol bulunduğu için de benzersiz olduğunu belirten Lavrov, kıtanın mevcut yapısına dair tespitlerde bulundu.
Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmadığına işaret eden Lavrov, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Hindistan’ı içeren Güney Asya entegrasyon çerçevesi, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi Sovyet sonrası kurumların varlığına rağmen, henüz tek bir şemsiye yapının kurulamadığını ifade etti.
Bunun ille de bir örgüt olması gerekmediğini, ancak tüm Avrasya’nın anlamlı bir diyalog kurabileceği bir tür forum olabileceğini aktaran Lavrov, bu eksikliğin büyük ölçüde Avrupa’nın sömürgeci ve yeni-sömürgeci zihniyetine sıkışıp kalmasından ve hala kendi kurallarını herkese dayatmak istemesinden kaynaklandığını belirtti.
Lavrov, Avrupa Birliği’nin (AB) adımlarını takip eden NATO’nun da erişim alanını Avrasya’ya genişlettiğini; Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı, Güneydoğu Asya ve Kuzeydoğu Asya’daki gelişmelerle ilgili endişelerini dile getirdiğini kaydetti.
Büyük tarihlere ve günümüze kadar varlığını sürdürerek gelişmeye devam eden büyük medeniyetlere sahip ülkelerin bir noktada sorumluluklarını kabul etmeleri gerektiğini belirten Lavrov, Avrasyacılığın sömürgeci veya yeni-sömürgeci geçmişinden çıkarılarak ortaklık, karşılıklı anlayış ve bazı Batılı meslektaşlarının zihinlerinde varlığını sürdüren statü farklılıklarının aşıldığı bir aşamaya taşınması gerektiğini ifade etti.
Lavrov, medeniyetler arası diyaloğun teşvik edilmesi sürecinde Rusya, Hindistan ve Çin’in oynayacağı özel bir rol olduğuna inandığını vurguladı.
Hindistan’ın 2047 yılına kadar neleri başarabileceğinin Hint halkına ve yönetimin kararlılığına bağlı olduğunu belirten Lavrov, Başbakan Modi’nin bu kararlılığı sürekli olarak sergilediğini dile getirdi.
2047 hedefi henüz telaffuz edilmeden önce Modi’nin “Make in India” (Hindistan’da Üret) konseptini başlattığını anımsatan Lavrov, Rusya’nın bu konsepti sadece dikkate almakla kalmayıp, bu motto resmiyet kazanmadan çok önce BrahMos seyir füzelerini üretmeye başladığını aktardı.
Hindistan’ın Modi görevde olduğu sürece yıllık ortalama yüzde 7 civarında muazzam bir büyüme kaydettiğini ve büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyduğunu belirten Lavrov, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığının ardından Basra Körfezi veya daha doğrusu Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz ışığında Hindistan Başbakanı’nın elektrik tasarrufu çağrısında bulunduğunu hatırlattı.
Rusya’nın enerji tedariki söz konusu olduğunda Hindistan’a veya başka bir ülkeye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle tanınan bir ülke olmadığını vurgulayan Lavrov, amiral gemisi niteliğindeki Kudankulam Nükleer Santrali projesinin Hindistan’ın ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşıladığını ve yeni güç ünitelerinin inşası konusundaki işbirliğinin devam ettiğini bildirdi.
Buna rağmen Hindistan’ın daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu ve gaz, petrol, kömür gibi hidrokarbonları tedarik etmeyi sürdürdüklerini belirten Lavrov, nükleer enerji ve hidrokarbonların yanı sıra yeşil enerji alanında da işbirliği yaptıklarını kaydetti.
Lavrov, savunma kapasitesinin iki ülke ilişkilerinde özel bir yere sahip olduğunu vurgulayarak, “Daha önce de belirttiğim gibi, Hindistan bağımsızlığını kazandığında Batı uzun yıllar bu alanda işbirliği yapmak istemedi. Daha sonra Hindistan’a silah tedarik etmekle ilgilenmeye başladığında ise bunu her zaman kendi sırlarını özenle koruyarak yaptı. Biz ise Hintli meslektaşlarımızdan hiçbir sır saklamıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi seviyor”
Rosneft ve Lukoil şirketlerinin ABD yaptırımlarına maruz kalmasının ardından Hindistan’ın Rusya’dan petrol ithalatının düşmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Hindistan’ın bu durumla kesinlikle hiçbir ilgisi olmadığını, bunun ABD tarafından alınmış yasadışı ve gayrimeşru bir karar olduğunu, üstelik Ukrayna’nın da bahane olarak kullanıldığını belirtti.
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna meselesinin Joe Biden’ın savaşı olduğunu defalarca savunduğunu hatırlatan Lavrov, Trump’ın kendileriyle ve Başkan Putin’le diyalog başlatmasını takdir ettiklerini ifade etti.
ABD Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Dışişleri Bakanlığı düzeyinde iletişim kurduklarını ve Rusya Devlet Başkanı Yardımcısının Trump’ın özel temsilcisiyle toplantılar yaptığını aktaran Lavrov, Rusya ile ABD arasında karşılıklı yarar sağlayan, modern, teknolojik ve enerji odaklı projeler için muazzam bir potansiyel olduğundan bahsedildiğini kaydetti.
Ancak gerçek hayatta hiçbir şeyin değişmediğini belirten Lavrov, bu düzenli diyalog dışında her şeyin Başkan Biden tarafından başlatılan modeli izlediğini, onun döneminde uygulanan yaptırımların yürürlükte kaldığını ve Trump yönetiminin de Rus ekonomisini cezalandırmak için kendi girişimlerini benimsediğini ifade etti.
ABD’nin Lukoil ve Rosneft’i uluslararası iş dünyasından tamamen çıkarmayı hedeflediğini ve bunu kimsenin gizlemeye çalışmadığını dile getiren Lavrov, ABD’nin küresel enerji piyasalarına tahakküm etmesi gerektiğini ilan eden bir dizi doktriner belge kabul ettiğine dikkat çekti.
Lavrov, Venezuela örneğini vererek, ABD’nin geçmişte gerçekleştirdiği operasyonun Devlet Başkanı Nicolas Maduro tarafından yönetildiği iddia edilen bir narkotik ağını çökertmeyi amaçladığının söylendiğini, ancak bugün kimsenin bundan bahsetmediğini belirtti.
Artık herkesin Venezuela’nın ABD ile işbirliği yaptığını ve ulusal petrol şirketinin gelecekteki faaliyetlerini ABD ile koordine ettiğini açıkça konuştuğunu aktardı.
Hürmüz Boğazı’nın bir başka örnek olduğunu ifade eden Lavrov, Başkan Trump’a göre İran’a yönelik saldırganlığın, İran’ın 47 yıl boyunca herkesi terörize etmesi nedeniyle başladığını, ancak 28 Şubat 2026’ya kadar Hürmüz Boğazı’nın trafiğe açık olduğunu ve tüm dünyanın küresel pazarlara giden enerjinin beşte birini taşıyan bu su yolunu kullandığını hatırlattı.
Şimdi Amerikalıların Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını talep ettiğini, ancak boğazın aslında hiç kapatılmadığını belirten Lavrov, meselenin arka planına bakmanın her zaman önemli olduğunu vurguladı.
Rus şirketlerinin uluslararası pazarlardan, özellikle Kuzey Afrika ve Balkanlar’dan dışlanmaya çalışıldığını ifade eden Lavrov, ABD’nin aynı zamanda havaya uçurulan Kuzey Akım boru hatlarını yeniden devreye almayı planladığını kaydetti.
Biden döneminde Amerikalıların bu hatların bir daha asla faaliyete geçmeyeceğini iddia ettiğini, şimdi ise dört hattan üçüne zarar veren patlamalar için Ukraynalıları suçladıklarını belirten Lavrov, ABD’nin daha önce Avrupalı şirketlere ait olan hisseyi Avrupalıların ödediğinin yaklaşık onda biri fiyatına satın almak istediğini dile getirdi.
Lavrov, Amerikalıların bu planı başarmaları halinde Almanları ulusal onurlarını geri kazanmaya zorlayacaklarını ve hattın yeniden kullanılacağını, ancak fiyatların artık Rusya ile Almanya arasındaki anlaşmalara göre değil, boru hattını satın alan Amerikalılar tarafından dikte edileceğini ifade etti.
Lavrov, ABD’nin aynı zamanda Rusya’dan Ukrayna üzerinden Avrupa’ya uzanan transit doğalgaz boru hattının kontrolünü de ele geçirmek istediğini ve bunu açıkça dile getirdiğini belirterek, “Amaçları tamamen açık: Önemli her enerji tedarik rotasını kendi kontrolleri altına almak istiyorlar” dedi.
Hindistan’ın olan bitenin tamamen farkında olduğuna inandığını aktaran Lavrov, Avrupalıların Rus enerjisi sözleşmelerini reddederken sürekli öne sürdükleri türden bir mücbir sebep durumunun söz konusu olmadığını, Avrupa’nın sadece Rusya’yı cezalandırmak için gaz ve petrol tedarikini yasaklamaya çalıştığını kaydetti.
Rusya’nın dost olsun ya da olmasın anlaşma yaptığı ortaklarına karşı yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini belirten Lavrov, Batı’nın geleneklerinin ise çok farklı olduğunu ifade etti. Lavrov, “Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi, bir kez daha başkalarının sırtından geçinmek için bahaneler üretmeyi ve cezalandırmayı seviyor” ifadelerini kullandı.
Avrupa’nın sömürgeciliğin doğduğu yer olarak bu yeteneklerini büyük ölçüde kaybettiğini, şimdi ise ABD’nin bu yetenekleri tam anlamıyla sergileyerek Avrupa’yı derin bir enerji ve gıda krizine sürüklediğini dile getiren Lavrov, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’ndaki krizden muhtemelen herkesten daha fazla etkileneceğini belirtti.
Rus gazı ve petrolüne yönelik yasakların Avrupa’yı çok daha pahalı olan ABD sıvılaştırılmış doğalgazına (LNG) geçmeye zorladığını hatırlatan Lavrov, Avrupa bütçelerinin, Ukrayna’ya aktarılan yüz milyarlarca euronun üzerine bir de enerji maliyetleriyle ağır bir yük altına gireceğini kaydetti.
Avrupalı liderlerin Ukrayna’nın zaferin eşiğinde olduğunu ve Rusya’nın stratejik bir yenilgiye uğrayacağını savunurken Ukrayna’ya tahsis edilen 90 milyar euroluk yeni paketi kutladıklarını hatırlatan Lavrov, Avrupalı parlamentoların ucuz Rus enerjisi yerine farklı kaynaklardan gelen enerjinin tüketiciler için ne kadar pahalı hale geldiğini bilip bilmediklerini merak ettiğini dile getirdi.
Lavrov, Hindistan’ın Rus tedarikiyle ilgili çıkarlarının zarar görmeyeceğini garanti ederek, bu haksız rekabetin ikili anlaşmalara zarar vermemesi için her şeyi yapacaklarını belirtti.
“Bağımsız bir ödeme altyapısı yaratmalıyız”
Geniş resmin akılda tutulması gerektiğini vurgulayan Lavrov, Kuzey Akım boru hatlarının havaya uçurulduğunu, Hürmüz Boğazı’nda bir saldırganlığa tanık olunduğunu ve Babülmendep Boğazı’nın da bir çatışma bölgesine dönüşebileceği yönünde söylentiler olduğunu kaydetti.
Bunun küresel enerji piyasalarına vereceği zararın ölçülemez olacağını belirten Lavrov, ŞİÖ çerçevesindeki Avrasya bağlamında, Batılı ülkelerin küresel ekonomiyi parçalamayı ve kendi çıkarlarına tabi kılmayı amaçlayan saldırgan hamlelerinin yarattığı risklere karşı koruma sağlayacak çözümler geliştirmenin önemli olduğunu ifade etti.
İki yıl önce Rusya’nın BRICS dönem başkanlığını yürüttüğü sırada bağımsız bir mutabakat ve ödeme altyapısı oluşturmaya yönelik bir dizi girişim önerdiklerini hatırlatan Lavrov, bunlar arasında sınır ötesi ödeme girişimi, bir BRICS tahıl borsası, yeni bir yatırım platformu ve ticari riskleri yeniden sigortalayacak bir kurum bulunduğunu aktardı.
Yakın zamana kadar tüm bu alanların tamamen Batılı kurumların tekeli altında olduğunu belirten Lavrov, keyfi müdahalelerden korunan altyapı ve mekanizmalar geliştirerek ve dolar veya euro yerine ulusal para birimleriyle ticareti artırarak gelecekteki büyüme için garantiler yarattıklarını vurguladı.
Hindistan’ın 2047 planlarının da böyle bir güvenlik ağına ihtiyaç duyduğunu dile getiren Lavrov, bugün kolektif Batı’nın Rusya ve Çin’in yaptıklarından hoşlanmayabileceğini, yarın ise başka herhangi bir ülkenin onların yerinde olabileceğini kaydetti.
Avrasya ülkelerinin ve Arap Körfez ülkelerinin Amerikalıların sorunlarını nasıl ele aldığını yakından izlediğini belirten Lavrov, herkesin Washington’un öfkesinin bugün hedef olarak düşünülmeyen bir ülkeye yönelmesi durumunda ne olacağı konusunda endişeli olduğunu ifade etti.
Güvenli mekanizmalar, tedarik zincirleri ve ödeme platformları oluşturma konusunun, 14 Mayıs’ta başlayacak BRICS Dışişleri Bakanları toplantısında ve Eylül ayında Hindistan’da yapılacak BRICS zirvesinde temel temalardan biri olmasını umduğunu belirten Lavrov, bunun en acil görevler listesinde yer aldığını vurguladı.
Asya ülkelerine Rus petrolü almamaları yönünde yapılan baskılara da değinen Lavrov, herkesi Rus petrolü almamaya zorlamanın kirli bir taktik olduğunu belirterek, bunun sömürgeci veya yeni-sömürgeci bir sömürü yöntemi olarak tanımlanabileceğini ifade etti.
Bu çabaların herkesi ucuz Rus petrolü yerine pahalı ABD petrolü ve LNG’si almaya zorlamak için tasarlandığını kaydeden Lavrov, Batı’nın bu şekilde küresel enerji kaynaklarını kontrol ederek dünyayı yönetmeyi amaçladığını dile getirdi.
Ancak herkesin bu baskıya boyun eğmediğini belirten Lavrov, Hindistan’ın enerjisini kimden ve ne miktarda alacağına bağımsız olarak karar vereceğini defalarca ve sıkı bir şekilde ifade ettiğini hatırlattı.
Japonya’nın yeni Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’nin de Japonya’nın Batılı ortaklarıyla bir bütün olmaya devam edeceğini ancak Rus petrolü olmadan yapmanın kendileri için bir zorluk olduğunu açıkça belirttiğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ekonomiyi veya mevcut anlaşmaları hiçbir zaman siyasi araçlara dönüştürmediğini vurguladı.
Hürmüz Boğazı’ndaki abluka ve küresel petrol fiyatlarındaki artışla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Batılı ülkelerin çatışmaları başlattığı ve faturayı Küresel Güney’in ödediği yönündeki tespitin geçerli olduğunu, ancak asıl faktörün ABD’nin mümkün olduğunca çok kaynağı ve nakliye rotasını kontrol etme çabası olduğunu ifade etti.
Bu durumun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından da istismar edildiğini belirten Lavrov, Netanyahu’nun bir noktada Washington’un İran’a saldırma, onu yenme ve yok etme ihtiyacına ikna olması için uzun yıllar beklediğini itiraf ettiğini hatırlattı.
Nihayetinde tüketicilerin bu durumdan zarar gördüğünü kaydeden Lavrov, ABD liderliğindeki Batı tarafından uzun yıllar teşvik edilen küreselleşme ilkelerinden birinin, yani enerji üreticileri ile tüketicileri arasındaki diyaloğun yok edildiğini belirtti.
G20 ve OPEC+ bünyesinde sürdürülen bu diyalog yapısının artık tek bir aktörün piyasalara tahakküm edebilmesi için parçalandığını ifade eden Lavrov, uzmanların çatışma bugün sona erse bile ekonomiyi 2026 sonundan önce savaş öncesi seviyelere getirmenin zor olacağını öngördüğünü aktardı.
“Dış arabuluculuk istememelerini saygıyla karşılıyoruz”
Nisan 2025’te Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışma döneminde Rusya’nın tutumuna ilişkin bir soruyu değerlendiren Lavrov, Sovyet döneminden bu yana İngiliz İmparatorluğu’nun çöküşü sonrası bağımsız devletler olarak ortaya çıkan Hindistan, Pakistan ve daha sonra Bangladeş arasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkan farklılıkların aşılmasına sürekli olarak yardımcı olmaya çalıştıklarını belirtti.
SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’nın da komşularıyla ilişkilerinde çok sayıda zorlukla karşılaştığını hatırlatan Lavrov, Batı’nın Sovyetler Birliği’nden geriye kalanları ve hatta Rusya Federasyonu’nun kendisini parçalamaya çalıştığını, eski Sovyet cumhuriyetlerini Rusya’ya karşı kışkırtmak için elinden geleni yaptığını iyi bildiklerini ifade etti.
Hindistan’ın komşularıyla ilişkilerinde dış faktörlerin de önemli bir rol oynama ihtimalini göz ardı etmediğini belirten Lavrov, Batı’nın bölge ülkelerinin Avrasya kıtasal entegrasyonuna odaklanmak yerine kendi aralarındaki anlaşmazlıklarla meşgul olmasını tercih edeceğini kaydetti.
Bu entegrasyonun Batı’nın çıkarlarıyla örtüşmediğini dile getiren Lavrov, Batı’nın Avrasya’da kendi düzenini şekillendirmeye ve çeşitli gruplaşmalar yaratmaya çalıştığını ifade etti.
Nisan 2025’teki terör saldırısı gerçekleştiğinde Başkan Putin’in saldırıyı şiddetle kınayan ve Hindistan halkına başsağlığı dileyen ilk dünya liderlerinden biri olduğunu hatırlatan Lavrov, Hindistan’daki gelişmeleri her zaman büyük bir sempatiyle izlediklerini, ülkenin defalarca karşılaştığı doğal afetler ve terör saldırılarına kayıtsız kalmadıklarını vurguladı.
O dönemde krizin hafifletilmesine ve bir tür diyaloğun kolaylaştırılmasına yardımcı olmaya çalıştığını belirten Lavrov, hem Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar hem de Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar ile görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirdi.
Bununla birlikte, Hintli dostlarının bu meselelerin öncelikle ikili ilişkiler yoluyla çözülmesi gerektiği yönündeki tutumunu anladıklarını aktaran Lavrov, Çin meselesinde de durumun böyle olduğunu kaydetti.
Hindistan’ın dış arabuluculuk veya herhangi bir dış vesayetle ilgilenmediğini belirten Lavrov, “Bu yaklaşımı tamamen saygıyla karşılıyor, hem anlaşılabilir hem de makul buluyoruz” dedi.
Lavrov, daha fazla ne yapılabileceği konusunda somut bir örnek isteyerek, Rusya’nın da terör saldırılarından fazlasıyla nasibini aldığını, son zamanlarda Ukrayna’nın insansız hava araçları ve füzelerle hiçbir askeri tesisin bulunmadığı Rus sivil bölgelerine yönelik saldırılarının son derece provokatif olduğunu hatırlattı.
Lavrov, ortaklarının atılabilecek ek adımlar olduğuna inanmaları halinde her türlü talep veya öneriyi dinlemeye açık olduklarını, ancak kendilerini dayatamayacaklarını ifade etti.
Hindistan’ın BRICS dönem başkanlığından beklentilerini de paylaşan Lavrov, BRICS’in Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan RIC “üçlüsünden” doğduğunu, Brezilya ve Güney Afrika’nın katılımıyla genişlediğini ve şimdi on üyeli bir gruba dönüştüğünü hatırlattı.
Dönem başkanlığını yürüten her ülkenin gündeme kendi ulusal perspektifini taşıdığını belirten Lavrov, Hindistan’ın önceliklerini belirlerken 2047 hedeflerine yönelik ilerleme, BRICS içinde vazgeçilmez olan fikir birliği ilkesinin desteklenmesi ve grubun çalışmalarında sürekliliğin sağlanması gibi kendi ulusal çıkarlarını yansıtan hedeflere odaklandığını kaydetti.
Kazan zirvesinde Batılı ülkelerin keyfi kısıtlamalarından bağımsız yerleşim, ödeme, reasürans ve borsa mekanizmaları geliştirme yönünde alınan kararı hatırlatan Lavrov, Hindistan’ın bu çalışmaları sürdürme konusunda kararlı olduğunu bildirdi.
“İsrail bir Filistin devletinin asla var olmayacağını söyledi”
Hürmüz Boğazı’ndaki krizde Pakistan’ın ABD ve İran arasında arabuluculuk yapması, ancak İran ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi üyeleri barındıran BRICS’in bu süreçte rol almamasıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, BRICS’in Hürmüz Boğazı’ndaki krizin aşılmasına yardımcı olmada proaktif bir rol oynamasını memnuniyetle karşılayacaklarını belirtti.
Rusya’nın BRICS başkanı olmadığını ancak bir katılımcı olarak ortak bir açıklama taslağı hazırlanmasını önerdiğini aktaran Lavrov, bu taslağın koordinasyonu sırasında İran ile BAE arasında uzlaşmaz farklılıklar ortaya çıktığını ve bu durumun açıklamanın hayata geçmesini engellediğini kaydetti.
Lavrov, Yeni Delhi’deki Bakanlar Toplantısı’nda dönem başkanının konuyu yeniden gündeme getirmeyi önermesi halinde, duyguları bir kenara bırakıp mevcut gelişmelerin temel nedenlerine odaklanarak böyle bir girişimi destekleyeceklerini ifade etti.
Batı’nın sorunların temel nedenlerini göz ardı etme konusunda mükemmel olduğunu belirten Lavrov, bunu Ukrayna krizinde de tecrübe ettiklerini söyledi.
Batı’nın 2014 yılında, AB’nin garantörlüğüne rağmen sadece bir gün önce imzalanan bir anlaşmayı ihlal ederek hükümet darbesi organize ettiğini ve kanlı bir darbeyle anlaşmayı iptal ettiğini hatırlatan Lavrov, Kırım ve Donbass’ta hükümet darbesini kabul etmeyen tüm vatandaşların terörist ilan edildiğini ve onlara karşı bir savaşa katlanmak zorunda kaldıklarını aktardı.
Kırım’ın 2014 yılında bir referandum düzenlediğini ve Batı’nın bunu derhal Kırım’ın ilhakı olarak etiketleyerek Ukrayna savaşını başlattığını belirten Lavrov, Kırım’ın sadece Batı silahları ve parasıyla iktidarı yasadışı olarak ele geçirenlerin otoritesi altında yaşamayı reddettiğini anlatmaya çalıştıklarını ancak Batı’nın bunu duymak istemediğini kaydetti.
Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Hürmüz Boğazı’ndaki durum tartışılırken ABD’nin İran’ı kınamak gerektiğini söylediğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ise İran’ın aslında bir şeye yanıt verdiğini ifade ettiğini belirtti.
ABD’nin bazı Arap ülkelerini bunun iki farklı savaş olduğuna ikna etmeye çalıştığını dile getiren Lavrov, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın haklı bir savaş olduğunu, çünkü nükleer bombayı yok etmeye çalıştıklarını öne sürdüklerini aktardı.
Lavrov, öncelikle böyle bir bombanın var olmadığını, ikincisi Haziran 2025’te Başkan Trump’ın İran’ın tüm nükleer stoklarının imha edildiğini zaten iddia ettiğini hatırlatarak, şimdi bir kez daha nükleer sorundan kurtulma arayışına girdiklerini ifade etti.
İkinci savaşın ise İran’ın bir gün uyanıp Hürmüz Boğazı’nı kapatması meselesi gibi sunulduğunu belirten Lavrov, Sovyet döneminde insanların her zaman Sovyet propagandasının ne kadar ilkel olduğunu fısıldadıklarını, ancak Batılı ideologlardan şu anda yaşanan vahşeti haklı çıkarmak için duyduklarının çok daha ileride olduğuna inandığını dile getirdi.
BRICS belgeleri hazırlanırken küresel zorlukların listelendiğini ve BRICS ülkelerinin Filistin meselesine iki devletli çözümden yana olan tutumlarını teyit etmelerinin önerildiğini belirten Lavrov, bu standart tutumun yakın zamanda büyük bir direnişle karşılaştığını açıkladı.
Venezuela, İran, Küba, Grönland ve şimdi de Kanada gibi konulardaki çabaların dünyadaki en uzun süreli ve en olumsuz kriz olan Filistin krizinin çözümünden uzaklaştırdığını kaydeden Lavrov, şu anda bir Filistin devletinin kurulmasından bahsedildiğini, ancak İsrail’in hiçbir şekilde bir Filistin devleti olmayacağını söylediğine dikkat çekti.
Başkan Trump’ın Gazze Şeridi ile ilgili kendi girişimini ortaya koyduğunu hatırlatan Lavrov, bu girişimin bir Filistin devleti yaratmak için tasarlanmadığını, Batı Şeria’dan bahsetmediğini ve amacının orada bir rekreasyon alanı, bir eğlence mekanı, bir kumarhane yaratmak olduğunu kaydetti.
BM kararları iptal edilmemiş olsa bile adalet kavramının söylemlerden silinmek üzere olduğunu belirten Lavrov, Batı’nın kök nedenleri unutarak tüm dünyanın Batı kurumlarına ve enerjisine bağımlı kalmasını sağlamak için gündemi yeniden çerçeveleme isteğinde olduğunu ifade etti.
Lavrov, Filistin devleti olmadan önümüzdeki on yıllar boyunca İsrail ve Arap komşuları da dahil olmak üzere herkese zarar verecek bir aşırılık yatağının sürdürüleceğine inandığını vurguladı.
İsrail’in ABD desteğiyle Filistin yerleşimini kırıp Filistinlileri Endonezya’ya, Somali’ye veya belki Hindistan’a dağıtmak istediğini belirten Lavrov, her şeyin güçle karar verildiği ve kimsenin uluslararası hukuka saygı duymadığı günlere dönüldüğünü, Trump’ın da yakın zamanda uluslararası hukuka ilgi duymadığını söylediğini anımsattı.
“Yollarımızın ayrılması gibi bir durum düşünülemez”
Hindistan ve Çin arasındaki sınır gerilimlerine ve Kazan zirvesinde Modi ile Şi Cinping arasındaki görüşmeye ilişkin süreci değerlendiren Lavrov, Rusya’nın kimseye herhangi bir anlaşma veya toplantı dayatmaya çalışmadığını, sadece en yakın dostlarından, komşularından ve stratejik ortaklarından ikisinin liderlerinin Kazan’da karşılıklı mutabakatla buluşmasından memnuniyet duyduklarını belirtti.
Mekanı sağlamaktan mutluluk duyduklarını ve bu görüşmenin ardından iyi bilinen çatışmayı takiben sınır görüşmelerinin yeniden başladığını aktaran Lavrov, Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar ve Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile görüştüğünü ve onların da müzakerelerin devam ettiğini teyit ettiklerini ifade etti.
Lavrov, 1998 yılında dönemin Başbakanı Yevgeni Primakov tarafından önerilen Rusya-Hindistan-Çin (RIC) üçlü formatını hatırlatarak, son beş yılda önce Kovid-19 pandemisi ve ardından gelen sınır çatışması nedeniyle dışişleri bakanları düzeyinde toplantı yapılamadığını, bu toplantıların en azından bakanlar düzeyinde yeniden başlatılmasının son derece mantıklı olacağını düşündüğünü vurguladı.
Son olarak Rusya ve Hindistan ilişkilerini tek kelimeyle tanımlaması istenen Lavrov, insan dilleri yeterince zengin olmadığı için değil, bu kadar dolu ve derin bir ilişkiyi hayal etmek zor olduğu için bu ilişkiyi tek bir kelimeyle anlatmanın imkansız olduğunu belirtti.
Lavrov, yollarının ayrılması gibi bir durumun söz konusu dahi olamayacağını, bunun düşünülemeyeceğini ifade etti. İki ülke ilişkilerinin temelinin dostluğa dayandığını aktaran Lavrov, “Hindi Rusi bhai bhai” (Hintli-Rus kardeştir) ifadesinin sadece atılacak eğlenceli bir slogan olmadığını, kültürlerinin bir parçası haline geldiğini söyledi.
Raj Kapoor’un, yeni televizyon dizilerinin ve filmlerinin Rusya’nın her köşesinde son derece popüler olduğunu belirten Lavrov, ekonomi, enerji üretimi, askeri işbirliği ve eşi benzeri görülmemiş bir güvenle işaretlenen üst düzey siyasi diyaloğun kaya gibi sağlam olduğunu vurguladı.
Lavrov, bazı çevrelerin bu ilişkilere yönelik tehditler oluşturarak kendi kurallarını dayatmaya çalıştığını, hem Rusya’nın hem de Hintli dostlarının tüm bunları gördüğünü ve bu girişimlerin sürekli başarısız olmasının durumu daha da değerli kıldığını sözlerine ekledi.
Rusya
Lavrov’dan NATO’ya Kuzey Kutbu uyarısı: Çatışma riski artıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, NATO’nun Kuzey Kutbu’ndaki yoğun askeri hazırlıklarının doğrudan güvenlik tehdidi yarattığını ve silahlı çatışma riskini tırmandırdığını açıkladı. Lavrov, Batı bloku dışındaki ülkelerin çoğunluğunun Moskova ile eşit şartlarda işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Arctic.ru platformunda “Arktik’te Uluslararası İşbirliği: Zorluklar ve Fırsatlar” başlıklı bir makale kaleme aldı.
Lavrov, 19 Ağustos’ta Çin’den yola çıkan bir konteyner gemisinin Trans-Arktik Ulaştırma Koridoru’nun hayati bir parçası olan Kuzey Denizi Rotası üzerinden ilk kez Murmansk Limanı’na ulaştığını hatırlatarak makalesine başladı. Rusya Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın en az yüzde 10’unu oluşturan ve 2,5 milyondan fazla Rusya vatandaşının yaşadığı bölgenin kalkınmasında yeni bir aşamaya geçildiğini belirten Lavrov, “Uluslararası ortaklarımızla yürütülen bu işbirliği, Rusya’nın Arktik bölgesinin gelişiminde yeni bir dönemin başlangıcını temsil ediyor” ifadelerini kullandı.
Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından onaylanan 2035’e Kadar Rusya’nın Arktik’teki Devlet Politikasının Temelleri belgesine atıfta bulunan Lavrov, hedeflerinin bölge halkının yaşam kalitesini yükseltmek, ekonomik büyümeyi hızlandırmak, çevreyi korumak ve karşılıklı faydaya dayalı uluslararası ortaklıkları güçlendirmek olduğunu aktardı. Dışişleri Bakanlığının bu süreçteki koordinasyon rolüne ve Rusya Federasyonu Denizcilik Kurulunun faaliyetlerine işaret eden Lavrov, “31 Mart 2023 tarihli Dış Politika Konsepti uyarınca Rusya, Arktik’te barış ve istikrarı korumayı, ulusal güvenliğe yönelik tehdit seviyesini azaltmayı ve sosyoekonomik kalkınma için elverişli dış koşullar oluşturmayı amaçlamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“Çin ve Hindistan ile stratejik işbirliği derinleşiyor”
Kuzey Kutbu’nda yakın işbirliği yürüttükleri aktörlerin başında Çin ve Hindistan’ın geldiğini vurgulayan Lavrov, Pekin ile hükümet başkanları düzeyinde düzenli görüşmeler yapıldığını, Kuzey Denizi Rotası üzerine ikili alt komisyonun faaliyette olduğunu ve kutup araştırmalarında somut kazanımlar elde edildiğini belirtti. Lavrov, “Sonuçlar her şeyi ortaya koyuyor: Rusya’nın kuzey denizleri üzerinden düzenli konteyner sevkiyatları başladı ve bu seferlerin sıklığının artırılması planlanıyor” dedi.
Hindistan ile ağustos ayı sonunda gerçekleştirilen Hükümetlerarası Ticari, Ekonomik, Bilimsel, Teknik ve Kültürel İşbirliği Komisyonu toplantısına değinen Lavrov, “Hint şirketleri Rusya’nın Arktik bölgesinin kaynak potansiyelinin geliştirilmesinde yer alıyor. Uzmanlara göre Arktik, önümüzdeki 20 yıl boyunca Rusya ile Hindistan arasında ana işbirliği alanlarından biri haline gelebilir” ifadesine yer verdi.
Lavrov; Brezilya, Endonezya, İran ve diğer BRICS ülkeleri ile Bağımsız Devletler Topluluğu ve Belarus’la da temasların sürdüğünü ifade etti. Güney Kore ve Singapur’un Batı’nın yaptırım kampanyasına katılmasına rağmen bazı projelerle ilgilendiğini aktaran Rus Bakan, 1 Eylül’de Vladivostok’ta başlayacak 11. Doğu Ekonomik Forumu ve mart ayında Murmansk’ta düzenlenecek “Arktik: Diyalog Bölgesi” forumuna yabancı heyetleri beklediklerini kaydetti.
“NATO bölgeyi askerileştiriyor ve çatışma riskini artırıyor”
Kuzey Kutbu’nda güvenlik ortamının bozulmasından Batılı aktörleri sorumlu tutan Lavrov, şu ifadeleri kullandı: “NATO ülkeleri ve bir bütün olarak İttifak, bölgeyi askerileşmeye sürüklemekte ve uluslararası gerilim odakları oluşturmaktadır.”
NATO’nun Şubat 2026’da başlattığı Kuzey Kutbu Nöbetçisi (Arctic Sentry) operasyonunu anımsatan Lavrov, “Kuzey sınırlarımızın hemen yakınında yoğun askeri hazırlıklar yürütülüyor. NATO, bölge dışı ülkelerin de katıldığı geniş çaplı tatbikatlar düzenliyor ve komuta-kontrol sistemine yeni unsurlar ekliyor. Uzak Kuzey’deki bu tür askeri faaliyetler Rusya’nın güvenliğine doğrudan tehdit oluşturuyor; ayrıca potansiyel olarak felaket getirebilecek bir silahlı çatışmayı tetikleyebilecek olay riskini artırıyor” uyarısında bulundu.
Lavrov, Batı’nın Arktik projelerine dahil olan Küresel Çoğunluk ülkelerinin tüzel ve gerçek kişilerine gayrimeşru yaptırımlar uyguladığını savunarak, “NATO üyeleri ve diğer Batılı ülkeler, Arktik’i Rusya’nın ve benzer düşünen ortaklarının gelişimine karşı koyacak yeni bir cepheye dönüştürme niyetlerini açıkça ortaya koyuyor” dedi.
“Arktik Konseyi kriz içinde”
19 Eylül 1996’da kurulan Arktik Konseyinin 30. yılına ağır bir kriz içinde yaklaştığını kaydeden Lavrov, Batılı üyelerin tutumu nedeniyle Mart 2022’den bu yana çalışmaların dondurulduğunu belirtti. Bakanlar düzeyindeki toplantıların ve Kıdemli Arktik Yetkilileri oturumlarının askıya alındığını bildiren Lavrov, “Rusya, tüm tarafların iyi niyetle hareket etmesi ve her katılımcının meşru çıkarlarını gözetmesi koşuluyla Arktik Konseyinin tam teşekküllü çalışmalarına yeniden başlamaya hazırdır” açıklamasını yaptı.
NATO ülkelerinin konseyi Rusya’sız işletme girişimlerine de değinen Lavrov, “Bu senaryo gerçekleşse bile Rusya; karşılıklı fayda sağlayan projeleri yürütmek ve hedeflerini güvenle hayata geçirmek için gereken topraklara, lojistiğe, teknolojiye ve güvenilir ortaklara sahiptir” ifadelerini kullandı.
“Rusya lider bir Arktik devleti olmayı sürdürecek”
İklim değişikliği ve eriyen buzullarla birlikte bölgenin küresel ticaret ve kaynak erişiminde stratejik öneminin artacağını vurgulayan Lavrov, “Dünya haritasına bir bakış, Rusya’nın lider bir Arktik devleti olduğunu, öyle kaldığını ve öyle kalacağını açıkça gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Lavrov, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerinin ve 2008 Ilulissat Bildirisi’nin geçerliliğini koruduğunu, bu aşamada yeni bir uluslararası hukuki araca ihtiyaç olmadığını kaydetti.
Batılı ülkelere uyarılarda bulunan Lavrov, “Mevcut muhataplarımız tarihin derslerinden ders çıkarmalı ve Rusya ile yaptırım ve tehdit diliyle konuşma çabalarının nafile olduğunu anlamalıdır. Dostane olmayan ve düşmanca eylemlere asimetrik önlemler de dahil olmak üzere gereken yanıt verilmiştir ve verilecektir. Rusya yapıcı diyalogdan yanadır; ancak gerektiğinde ulusal çıkarlarını elindeki tüm araçlarla savunacaktır” dedi.
Rusya
Kanada, Anatoliy Çubays’a yönelik yaptırımları kaldırdı

Kanada hükümeti, eski Rusnano Başkanı ve Rusya Devlet Başkanı’nın eski özel temsilcisi Anatoliy Çubays’ı yaptırım uygulananlar listesinden çıkardı. Resmi bildirimde, Çubays’ın sunduğu gerekçelerin yeterli bulunduğu ve kısıtlamaların kaldırıldığı belirtildi.
Kanada, devlete ait inovasyon şirketi Rusnano’nun eski tepe yöneticisi ve Rusya Devlet Başkanı’nın eski özel temsilcisi Anatoliy Çubays’ı yaptırım listesinden çıkardı.
Kanada hükümetinin internet sitesinde 26 Ağustos’ta yayımlanan resmi bildirime göre, söz konusu karar 13 Ağustos’ta alındı.
Belgede yer alan bilgilere göre, Çubays’ın adı genel listede teknik olarak yer almaya devam etse de eski yöneticiye dair 1509 numaralı madde iptal edildiği için kısıtlamalar artık kendisine uygulanmıyor.
Çubays’a yönelik yaptırımlar, mal varlığının dondurulmasını ve Kanada’ya giriş yasağını kapsıyordu.
Kararın gerekçesinde, Kanada İçişleri Bakanlığına Çubays tarafından yaptırım listesinden çıkarılma talebi iletildiği ve başvuruda sunulan gerekçelerin talebin karşılanması için yeterince ikna edici bulunduğu kaydedildi.
Belgede Çubays’ın sunduğu somut gerekçelere yer verilmezken, Kanadalı yetkililer yaptırım rejiminin etkinliği açısından adil bir şekilde uygulanmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Savaş sonrası Rusya’yı terk etmişti
Çubays, Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’ya yönelik başlattığı askeri müdahalenin hemen ardından Rusya Devlet Başkanı’nın uluslararası örgütlerle ilişkilerden sorumlu özel temsilciliği görevinden ayrılarak ülkeyi terk etmişti.
Bu ayrılığın ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çubays’ı “bir tür Moşe İsraileviç” olarak nitelendirmiş ve uzun yıllar yönettiği Rusnano şirketinde “muazzam bir mali açık” bıraktığını iddia etmişti.
Bu açıklamaların sonrasında Rusya’da Çubays’ın banka hesaplarına ve mal varlığına el konulmuştu.
Yaptırımlara karşı dava açmıştı
Çubays’ın Kanada Federal Mahkemesine yaptığı itiraz başvurusunda, “tarihsel olarak” Putin’e muhalif olduğunu, Ukrayna’daki savaşa karşı çıktığını ve 2022’den bu yana “sürgünde yaşadığını” savunduğu ortaya çıkmıştı.
Kanada’nın kısıtlama kararı, Aleksey Navalnıy’ın ölümünün ardından Yolsuzlukla Mücadele Fonunun (FBK) hazırladığı ve Putin’in yakın çevresindeki isimlerin yer aldığı “50’ler listesi”ne Çubays’ın dahil edilmesinin ardından Haziran 2025’te alınmıştı.
Eski Rusnano Başkanı dava dilekçesinde, Rusya’daki varlıklarına el konulduğunu, yalnızca risk altındaki yurtdışı gelirlerine bağımlı kaldığını ve yaptırımların kendisine ciddi zararlar verdiğini belirtmişti.
Çubays ayrıca, yaptırım listesine dahil edilmesinin, kendi ifadelerine göre eylemlerine karşı mücadele ettiği kişilerle aynı kefeye konulmasına yol açarak ağır bir itibar kaybı yarattığını kaydetmişti.
Rusya
Rusya’dan CIA Direktörü Ratcliffe’in ziyaretinin ardından kıtalararası balistik füze testi

Rusya Savunma Bakanlığı, stratejik füze kuvvetlerinin kıtalararası balistik füze ile başarılı bir eğitim atışı gerçekleştirdiğini duyurdu. Arhangelsk bölgesindeki Plesetsk Uzay Üssü’nden fırlatılan katı yakıtlı füzenin harp başlıkları Kamçatka’daki hedefe ulaştı. Denemenin, CIA Direktörü John Ratcliffe’in Moskova’ya yaptığı sürpriz ziyaretin hemen ardından gelmesi dikkat çekti.
Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri Stratejik Füze Kuvvetleri cuma günü kıtalararası balistik füze ile bir eğitim ve muharebe atışı gerçekleştirdi.
RBK’nın aktardığı Rusya Savunma Bakanlığı açıklamasına göre fırlatma, füzenin teknik ve uçuş özelliklerinin teyit edilmesi amacıyla Arhangelsk bölgesinde bulunan Plesetsk Uzay Üssü’nden yapıldı.
Tatbikatta aynı zamanda mobil kara tabanlı füze sistemi bataryasının uzak bir bölgeye intikali ile fırlatma hazırlıkları ve atış süreci uygulandı.
Savunma Bakanlığı, tatbikatın başarıyla tamamlandığını ve harp başlıklarının Kamçatka’daki Kura poligonunda belirlenen hedefe ulaştığını bildirdi. Bakanlık test edilen füzenin adını açıklamazken yalnızca “katı yakıtlı” olduğunu belirtti.
Bu sınıfta yer alan ve 10 bin 500 kilometre menzile sahip Topol ve Yars füzeleri ABD topraklarına ulaşabilme kapasitesine sahip. Topol füzeleri 800 kilotonluk tek bir harp başlığı taşırken, Yars füzeleri her biri 250 kilotonluk dört harp başlığı bulunduruyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre Rusya’nın envanterinde her iki sınıftan 78’i Topol, 193’ü Yars olmak üzere toplam 271 füze yer alıyor. Bu füzeler, Rusya’nın toplam 321 füzeden oluşan ve ülkenin tüm stratejik nükleer füzelerinin yüzde 56’sını kapsayan kara konuşlu cephaneliğinin temelini oluşturuyor.
CIA Direktörünün Moskova ziyaretinin ardından geldi
Stratejik Füze Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği füze atışı, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe’in Moskova’ya gerçekleştirdiği sürpriz ve önceden duyurulmamış ziyaretin üç gün sonrasında düzenlendi.
The Wall Street Journal’a konuşan kaynaklar, ziyaretin amacının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i NATO ile olası bir gerilimi tırmandırmaması, ayrıca Rusya ile sınırı bulunan Estonya, Letonya ve Litvanya’ya yönelik saldırgan eylemlerden kaçınması konusunda uyarmak olduğunu bildirdi.
The New York Times’a konuşan kaynaklar ise Ratcliffe’in Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) Direktörü Aleksandr Bortnikov ile görüştüğünü belirtti. Ratcliffe’in bu görüşmede Rus ekonomisinin geleceğine ve Rus ordusunun cephedeki durumuna ilişkin “karanlık” bir değerlendirme sunduğu aktarıldı.
Gazeteye konuşan yetkililere göre Donald Trump, eski bir istihbaratçı olan Putin’in geleneksel diplomatik kanallarla iletilen sinyallere kıyasla bu rapora daha ciddi yaklaşacağı beklentisiyle Ratcliffe’i Moskova’ya bizzat gönderdi.
Bloomberg’e konuşan Kremlin’e yakın kaynaklar ise Putin’in ekonomik zorluklara ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin Rus topraklarına yönelik uzun menzilli saldırılarına rağmen Ukrayna konusunda taviz vermeye yanaşmadığını ve askeri operasyonları tırmandırmayı planladığını savundu.
Habere göre Rus liderin çevresindeki yetkililer arasında, Putin’in en nihayetinde taktik nükleer silahlara başvurabileceğine inananların sayısı artıyor.
SIPRI verileri, Rusya’nın 1816 adetle dünyanın en büyük taktik nükleer harp başlığı cephaneliğine sahip olduğunu ortaya koyuyor; ABD’de ise bu sayı 200 olarak kaydediliyor.
Rusya’nın envanterinde yer alan 150 adet İskender füze sistemi, 10 ila 100 kiloton kapasiteli harp başlıkları taşıyabiliyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Dünya Basını5 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Ortadoğu2 hafta önceTelegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler











