Bizi Takip Edin

Rusya

Lavrov: Hindistan ile aramızda askeri sır bulunmuyor

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki stratejik ortaklığın yalnızca enerji ticaretiyle sınırlı olmadığını, savunma ve nükleer teknoloji alanlarında derin bir entegrasyona dönüştüğünü açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Russia Today (RT) kanalının Hindistan servisine verdiği mülakatta, iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler, küresel enerji piyasalarındaki krizler, ABD’nin yaptırım politikaları ve BRICS’in geleceğine dair açıklamalarda bulundu.

Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki ilişkinin mahiyetinin yalnızca petrol ve doğalgazdan ibaret olmadığını, çok daha geniş bir temele dayandığını belirtti.

İki ülke arasındaki ilişkilerin başlangıcının yirmi veya otuz yıl öncesine dayanmadığını hatırlatan Lavrov, sürecin Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla başladığını kaydetti.

En başından itibaren Hint liderlerin Sovyetler Birliği’ni, Sovyet liderlerin de Hindistan’ı ziyaret ettiğini aktaran Bakan, bu durumun iki ülke liderleri arasında her zaman olumlu bir unsur olan güvene dayalı kişisel ilişkiler üzerinden sağlam bir temel atılmasına yardımcı olduğunu ifade etti.

Eş zamanlı olarak Hindistan ile Rusya arasındaki ortaklığın da sağlam temellerinin atıldığını belirten Lavrov, bu ortaklığın ne anlama geldiğine dair anlayışın zaman içinde evrildiğini dile getirdi.

Başlangıçta bir ortaklık olarak kurulan ilişkinin daha sonra stratejik ortaklığa, ardından da ayrıcalıklı stratejik ortaklık seviyesine yükseltildiğini anımsatan Lavrov, eski Hindistan Başbakanı Manmohan Singh döneminde Rusya-Hindistan ilişkilerinin “özellikle ayrıcalıklı stratejik ortaklık” seviyesine ulaştığını aktardı.

Lavrov, Rusya ve Hindistan ekonomilerinin birbirini tamamlamasının da her iki ülkenin avantajına çalıştığına dikkat çekti.

“Hintli dostlarımızdan sakladığımız hiçbir sırrımız yok”

Hindistan’ın en başından beri askeri-teknik işbirliğine büyük ilgi duyduğunu ve bunun önemli bir rol oynadığını ifade eden Lavrov, Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra uzun bir süre hiçbir Batılı ülkenin Yeni Delhi’ye kendi askeri teknolojisini geliştirmesi için yardım etmeye istekli olmadığını hatırlattı.

Rusya’nın ise farklı bir yaklaşım benimsediğini belirten Lavrov, işbirliğinin başlangıçta alıcı-satıcı formatında başladığını, ancak durumun zamanla dramatik biçimde değiştiğini vurguladı.

Artık Hindistan’a sadece silah ve askeri teçhizat satmadıklarını, Hindistan’da ortak üretime doğru kademeli bir geçiş yapıldığı için doğrudan satışların azaldığını aktaran Lavrov, “Rusya ve Hindistan işe BrahMos füzeleriyle başladı, ardından Kalaşnikof saldırı tüfeklerinin üretimiyle çeşitlendi ve şimdi Hindistan lisans altında T-90 muharebe tankları üretiyor” ifadelerini kullandı.

Lavrov, askeri-teknik işbirliğinin ötesindeki alanlara da değinerek, Ticaret, Ekonomik, Bilimsel, Teknik ve Kültürel İşbirliği Hükümetlerarası Komisyonu kapsamındaki tam ölçekli işbirliğine ek olarak başka planların da bulunduğunu söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Aralık 2025’te Yeni Delhi’ye yaptığı ziyarette, yüksek teknolojileri ve diğer odak alanlarını kapsayan ve 2030 yılına kadar uzanan “Rusya-Hindistan Ekonomik İşbirliğinin Stratejik Alanlarının Geliştirilmesi Programı”nın kabul edildiğini hatırlatan Lavrov, askeri-teknik işbirliği konusunda da 2030’a kadar sürecek benzer bir programın imzalandığını bildirdi.

İki ülkenin kültürel ve insani işbirliğini de genişlettiğini ifade eden Lavrov, film festivalleri, kültürlerarası haftalar ve diğer ikili kültürel etkinliklerin Rusya ve Hindistan’da dönüşümlü olarak düzenlendiğini kaydetti.

İki ülkenin akademik topluluklarından temsilcilerin katılımıyla düzenli toplantılar yapıldığını ve Hintli öğrencilerin Rusya’da eğitim görmesini güçlü bir şekilde teşvik ettiklerini belirten Bakan Lavrov, Rusya-Hindistan ilişkilerinin bölgede ve dünya çapında en önemli istikrar faktörlerinden biri olmaya devam ettiğini vurguladı.

“Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmuyor”

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş bir Hindistan yaratmayı öngören “Viksit Bharat” vizyonuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, bağımsızlığın yüzüncü yılında ülkelerinin nasıl görünmesini istediklerine karar verecek olanların öncelikle Hintliler olduğunu belirtti.

Başbakan Modi’nin dünyanın bugüne kadar tanıdığı en enerjik liderlerden biri olduğunu ifade eden Lavrov, Modi’nin bu enerjisini ekonomi, ordu, savunma, kültür ve Hindistan’ın sivilizasyon zenginliğinin korunması gibi tüm alanlarda azami egemenliğe ulaşmak gibi son derece önemli hedeflere yönlendirdiğini kaydetti.

Avrasya’nın sadece en büyük ve en zengin kıta olduğu için değil, aynı zamanda küresel durumu istikrara kavuşturmada oynaması gereken bir rol bulunduğu için de benzersiz olduğunu belirten Lavrov, kıtanın mevcut yapısına dair tespitlerde bulundu.

Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmadığına işaret eden Lavrov, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Hindistan’ı içeren Güney Asya entegrasyon çerçevesi, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi Sovyet sonrası kurumların varlığına rağmen, henüz tek bir şemsiye yapının kurulamadığını ifade etti.

Bunun ille de bir örgüt olması gerekmediğini, ancak tüm Avrasya’nın anlamlı bir diyalog kurabileceği bir tür forum olabileceğini aktaran Lavrov, bu eksikliğin büyük ölçüde Avrupa’nın sömürgeci ve yeni-sömürgeci zihniyetine sıkışıp kalmasından ve hala kendi kurallarını herkese dayatmak istemesinden kaynaklandığını belirtti.

Lavrov, Avrupa Birliği’nin (AB) adımlarını takip eden NATO’nun da erişim alanını Avrasya’ya genişlettiğini; Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı, Güneydoğu Asya ve Kuzeydoğu Asya’daki gelişmelerle ilgili endişelerini dile getirdiğini kaydetti.

Büyük tarihlere ve günümüze kadar varlığını sürdürerek gelişmeye devam eden büyük medeniyetlere sahip ülkelerin bir noktada sorumluluklarını kabul etmeleri gerektiğini belirten Lavrov, Avrasyacılığın sömürgeci veya yeni-sömürgeci geçmişinden çıkarılarak ortaklık, karşılıklı anlayış ve bazı Batılı meslektaşlarının zihinlerinde varlığını sürdüren statü farklılıklarının aşıldığı bir aşamaya taşınması gerektiğini ifade etti.

Lavrov, medeniyetler arası diyaloğun teşvik edilmesi sürecinde Rusya, Hindistan ve Çin’in oynayacağı özel bir rol olduğuna inandığını vurguladı.

Hindistan’ın 2047 yılına kadar neleri başarabileceğinin Hint halkına ve yönetimin kararlılığına bağlı olduğunu belirten Lavrov, Başbakan Modi’nin bu kararlılığı sürekli olarak sergilediğini dile getirdi.

2047 hedefi henüz telaffuz edilmeden önce Modi’nin “Make in India” (Hindistan’da Üret) konseptini başlattığını anımsatan Lavrov, Rusya’nın bu konsepti sadece dikkate almakla kalmayıp, bu motto resmiyet kazanmadan çok önce BrahMos seyir füzelerini üretmeye başladığını aktardı.

Hindistan’ın Modi görevde olduğu sürece yıllık ortalama yüzde 7 civarında muazzam bir büyüme kaydettiğini ve büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyduğunu belirten Lavrov, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığının ardından Basra Körfezi veya daha doğrusu Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz ışığında Hindistan Başbakanı’nın elektrik tasarrufu çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Rusya’nın enerji tedariki söz konusu olduğunda Hindistan’a veya başka bir ülkeye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle tanınan bir ülke olmadığını vurgulayan Lavrov, amiral gemisi niteliğindeki Kudankulam Nükleer Santrali projesinin Hindistan’ın ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşıladığını ve yeni güç ünitelerinin inşası konusundaki işbirliğinin devam ettiğini bildirdi.

Buna rağmen Hindistan’ın daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu ve gaz, petrol, kömür gibi hidrokarbonları tedarik etmeyi sürdürdüklerini belirten Lavrov, nükleer enerji ve hidrokarbonların yanı sıra yeşil enerji alanında da işbirliği yaptıklarını kaydetti.

Lavrov, savunma kapasitesinin iki ülke ilişkilerinde özel bir yere sahip olduğunu vurgulayarak, “Daha önce de belirttiğim gibi, Hindistan bağımsızlığını kazandığında Batı uzun yıllar bu alanda işbirliği yapmak istemedi. Daha sonra Hindistan’a silah tedarik etmekle ilgilenmeye başladığında ise bunu her zaman kendi sırlarını özenle koruyarak yaptı. Biz ise Hintli meslektaşlarımızdan hiçbir sır saklamıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi seviyor”

Rosneft ve Lukoil şirketlerinin ABD yaptırımlarına maruz kalmasının ardından Hindistan’ın Rusya’dan petrol ithalatının düşmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Hindistan’ın bu durumla kesinlikle hiçbir ilgisi olmadığını, bunun ABD tarafından alınmış yasadışı ve gayrimeşru bir karar olduğunu, üstelik Ukrayna’nın da bahane olarak kullanıldığını belirtti.

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna meselesinin Joe Biden’ın savaşı olduğunu defalarca savunduğunu hatırlatan Lavrov, Trump’ın kendileriyle ve Başkan Putin’le diyalog başlatmasını takdir ettiklerini ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Dışişleri Bakanlığı düzeyinde iletişim kurduklarını ve Rusya Devlet Başkanı Yardımcısının Trump’ın özel temsilcisiyle toplantılar yaptığını aktaran Lavrov, Rusya ile ABD arasında karşılıklı yarar sağlayan, modern, teknolojik ve enerji odaklı projeler için muazzam bir potansiyel olduğundan bahsedildiğini kaydetti.

Ancak gerçek hayatta hiçbir şeyin değişmediğini belirten Lavrov, bu düzenli diyalog dışında her şeyin Başkan Biden tarafından başlatılan modeli izlediğini, onun döneminde uygulanan yaptırımların yürürlükte kaldığını ve Trump yönetiminin de Rus ekonomisini cezalandırmak için kendi girişimlerini benimsediğini ifade etti.

ABD’nin Lukoil ve Rosneft’i uluslararası iş dünyasından tamamen çıkarmayı hedeflediğini ve bunu kimsenin gizlemeye çalışmadığını dile getiren Lavrov, ABD’nin küresel enerji piyasalarına tahakküm etmesi gerektiğini ilan eden bir dizi doktriner belge kabul ettiğine dikkat çekti.

Lavrov, Venezuela örneğini vererek, ABD’nin geçmişte gerçekleştirdiği operasyonun Devlet Başkanı Nicolas Maduro tarafından yönetildiği iddia edilen bir narkotik ağını çökertmeyi amaçladığının söylendiğini, ancak bugün kimsenin bundan bahsetmediğini belirtti.

Artık herkesin Venezuela’nın ABD ile işbirliği yaptığını ve ulusal petrol şirketinin gelecekteki faaliyetlerini ABD ile koordine ettiğini açıkça konuştuğunu aktardı.

Hürmüz Boğazı’nın bir başka örnek olduğunu ifade eden Lavrov, Başkan Trump’a göre İran’a yönelik saldırganlığın, İran’ın 47 yıl boyunca herkesi terörize etmesi nedeniyle başladığını, ancak 28 Şubat 2026’ya kadar Hürmüz Boğazı’nın trafiğe açık olduğunu ve tüm dünyanın küresel pazarlara giden enerjinin beşte birini taşıyan bu su yolunu kullandığını hatırlattı.

Şimdi Amerikalıların Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını talep ettiğini, ancak boğazın aslında hiç kapatılmadığını belirten Lavrov, meselenin arka planına bakmanın her zaman önemli olduğunu vurguladı.

Rus şirketlerinin uluslararası pazarlardan, özellikle Kuzey Afrika ve Balkanlar’dan dışlanmaya çalışıldığını ifade eden Lavrov, ABD’nin aynı zamanda havaya uçurulan Kuzey Akım boru hatlarını yeniden devreye almayı planladığını kaydetti.

Biden döneminde Amerikalıların bu hatların bir daha asla faaliyete geçmeyeceğini iddia ettiğini, şimdi ise dört hattan üçüne zarar veren patlamalar için Ukraynalıları suçladıklarını belirten Lavrov, ABD’nin daha önce Avrupalı şirketlere ait olan hisseyi Avrupalıların ödediğinin yaklaşık onda biri fiyatına satın almak istediğini dile getirdi.

Lavrov, Amerikalıların bu planı başarmaları halinde Almanları ulusal onurlarını geri kazanmaya zorlayacaklarını ve hattın yeniden kullanılacağını, ancak fiyatların artık Rusya ile Almanya arasındaki anlaşmalara göre değil, boru hattını satın alan Amerikalılar tarafından dikte edileceğini ifade etti.

Lavrov, ABD’nin aynı zamanda Rusya’dan Ukrayna üzerinden Avrupa’ya uzanan transit doğalgaz boru hattının kontrolünü de ele geçirmek istediğini ve bunu açıkça dile getirdiğini belirterek, “Amaçları tamamen açık: Önemli her enerji tedarik rotasını kendi kontrolleri altına almak istiyorlar” dedi.

Hindistan’ın olan bitenin tamamen farkında olduğuna inandığını aktaran Lavrov, Avrupalıların Rus enerjisi sözleşmelerini reddederken sürekli öne sürdükleri türden bir mücbir sebep durumunun söz konusu olmadığını, Avrupa’nın sadece Rusya’yı cezalandırmak için gaz ve petrol tedarikini yasaklamaya çalıştığını kaydetti.

Rusya’nın dost olsun ya da olmasın anlaşma yaptığı ortaklarına karşı yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini belirten Lavrov, Batı’nın geleneklerinin ise çok farklı olduğunu ifade etti. Lavrov, “Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi, bir kez daha başkalarının sırtından geçinmek için bahaneler üretmeyi ve cezalandırmayı seviyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın sömürgeciliğin doğduğu yer olarak bu yeteneklerini büyük ölçüde kaybettiğini, şimdi ise ABD’nin bu yetenekleri tam anlamıyla sergileyerek Avrupa’yı derin bir enerji ve gıda krizine sürüklediğini dile getiren Lavrov, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’ndaki krizden muhtemelen herkesten daha fazla etkileneceğini belirtti.

Rus gazı ve petrolüne yönelik yasakların Avrupa’yı çok daha pahalı olan ABD sıvılaştırılmış doğalgazına (LNG) geçmeye zorladığını hatırlatan Lavrov, Avrupa bütçelerinin, Ukrayna’ya aktarılan yüz milyarlarca euronun üzerine bir de enerji maliyetleriyle ağır bir yük altına gireceğini kaydetti.

Avrupalı liderlerin Ukrayna’nın zaferin eşiğinde olduğunu ve Rusya’nın stratejik bir yenilgiye uğrayacağını savunurken Ukrayna’ya tahsis edilen 90 milyar euroluk yeni paketi kutladıklarını hatırlatan Lavrov, Avrupalı parlamentoların ucuz Rus enerjisi yerine farklı kaynaklardan gelen enerjinin tüketiciler için ne kadar pahalı hale geldiğini bilip bilmediklerini merak ettiğini dile getirdi.

Lavrov, Hindistan’ın Rus tedarikiyle ilgili çıkarlarının zarar görmeyeceğini garanti ederek, bu haksız rekabetin ikili anlaşmalara zarar vermemesi için her şeyi yapacaklarını belirtti.

“Bağımsız bir ödeme altyapısı yaratmalıyız”

Geniş resmin akılda tutulması gerektiğini vurgulayan Lavrov, Kuzey Akım boru hatlarının havaya uçurulduğunu, Hürmüz Boğazı’nda bir saldırganlığa tanık olunduğunu ve Babülmendep Boğazı’nın da bir çatışma bölgesine dönüşebileceği yönünde söylentiler olduğunu kaydetti.

Bunun küresel enerji piyasalarına vereceği zararın ölçülemez olacağını belirten Lavrov, ŞİÖ çerçevesindeki Avrasya bağlamında, Batılı ülkelerin küresel ekonomiyi parçalamayı ve kendi çıkarlarına tabi kılmayı amaçlayan saldırgan hamlelerinin yarattığı risklere karşı koruma sağlayacak çözümler geliştirmenin önemli olduğunu ifade etti.

İki yıl önce Rusya’nın BRICS dönem başkanlığını yürüttüğü sırada bağımsız bir mutabakat ve ödeme altyapısı oluşturmaya yönelik bir dizi girişim önerdiklerini hatırlatan Lavrov, bunlar arasında sınır ötesi ödeme girişimi, bir BRICS tahıl borsası, yeni bir yatırım platformu ve ticari riskleri yeniden sigortalayacak bir kurum bulunduğunu aktardı.

Yakın zamana kadar tüm bu alanların tamamen Batılı kurumların tekeli altında olduğunu belirten Lavrov, keyfi müdahalelerden korunan altyapı ve mekanizmalar geliştirerek ve dolar veya euro yerine ulusal para birimleriyle ticareti artırarak gelecekteki büyüme için garantiler yarattıklarını vurguladı.

Hindistan’ın 2047 planlarının da böyle bir güvenlik ağına ihtiyaç duyduğunu dile getiren Lavrov, bugün kolektif Batı’nın Rusya ve Çin’in yaptıklarından hoşlanmayabileceğini, yarın ise başka herhangi bir ülkenin onların yerinde olabileceğini kaydetti.

Avrasya ülkelerinin ve Arap Körfez ülkelerinin Amerikalıların sorunlarını nasıl ele aldığını yakından izlediğini belirten Lavrov, herkesin Washington’un öfkesinin bugün hedef olarak düşünülmeyen bir ülkeye yönelmesi durumunda ne olacağı konusunda endişeli olduğunu ifade etti.

Güvenli mekanizmalar, tedarik zincirleri ve ödeme platformları oluşturma konusunun, 14 Mayıs’ta başlayacak BRICS Dışişleri Bakanları toplantısında ve Eylül ayında Hindistan’da yapılacak BRICS zirvesinde temel temalardan biri olmasını umduğunu belirten Lavrov, bunun en acil görevler listesinde yer aldığını vurguladı.

Asya ülkelerine Rus petrolü almamaları yönünde yapılan baskılara da değinen Lavrov, herkesi Rus petrolü almamaya zorlamanın kirli bir taktik olduğunu belirterek, bunun sömürgeci veya yeni-sömürgeci bir sömürü yöntemi olarak tanımlanabileceğini ifade etti.

Bu çabaların herkesi ucuz Rus petrolü yerine pahalı ABD petrolü ve LNG’si almaya zorlamak için tasarlandığını kaydeden Lavrov, Batı’nın bu şekilde küresel enerji kaynaklarını kontrol ederek dünyayı yönetmeyi amaçladığını dile getirdi.

Ancak herkesin bu baskıya boyun eğmediğini belirten Lavrov, Hindistan’ın enerjisini kimden ve ne miktarda alacağına bağımsız olarak karar vereceğini defalarca ve sıkı bir şekilde ifade ettiğini hatırlattı.

Japonya’nın yeni Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’nin de Japonya’nın Batılı ortaklarıyla bir bütün olmaya devam edeceğini ancak Rus petrolü olmadan yapmanın kendileri için bir zorluk olduğunu açıkça belirttiğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ekonomiyi veya mevcut anlaşmaları hiçbir zaman siyasi araçlara dönüştürmediğini vurguladı.

Hürmüz Boğazı’ndaki abluka ve küresel petrol fiyatlarındaki artışla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Batılı ülkelerin çatışmaları başlattığı ve faturayı Küresel Güney’in ödediği yönündeki tespitin geçerli olduğunu, ancak asıl faktörün ABD’nin mümkün olduğunca çok kaynağı ve nakliye rotasını kontrol etme çabası olduğunu ifade etti.

Bu durumun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından da istismar edildiğini belirten Lavrov, Netanyahu’nun bir noktada Washington’un İran’a saldırma, onu yenme ve yok etme ihtiyacına ikna olması için uzun yıllar beklediğini itiraf ettiğini hatırlattı.

Nihayetinde tüketicilerin bu durumdan zarar gördüğünü kaydeden Lavrov, ABD liderliğindeki Batı tarafından uzun yıllar teşvik edilen küreselleşme ilkelerinden birinin, yani enerji üreticileri ile tüketicileri arasındaki diyaloğun yok edildiğini belirtti.

G20 ve OPEC+ bünyesinde sürdürülen bu diyalog yapısının artık tek bir aktörün piyasalara tahakküm edebilmesi için parçalandığını ifade eden Lavrov, uzmanların çatışma bugün sona erse bile ekonomiyi 2026 sonundan önce savaş öncesi seviyelere getirmenin zor olacağını öngördüğünü aktardı.

“Dış arabuluculuk istememelerini saygıyla karşılıyoruz”

Nisan 2025’te Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışma döneminde Rusya’nın tutumuna ilişkin bir soruyu değerlendiren Lavrov, Sovyet döneminden bu yana İngiliz İmparatorluğu’nun çöküşü sonrası bağımsız devletler olarak ortaya çıkan Hindistan, Pakistan ve daha sonra Bangladeş arasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkan farklılıkların aşılmasına sürekli olarak yardımcı olmaya çalıştıklarını belirtti.

SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’nın da komşularıyla ilişkilerinde çok sayıda zorlukla karşılaştığını hatırlatan Lavrov, Batı’nın Sovyetler Birliği’nden geriye kalanları ve hatta Rusya Federasyonu’nun kendisini parçalamaya çalıştığını, eski Sovyet cumhuriyetlerini Rusya’ya karşı kışkırtmak için elinden geleni yaptığını iyi bildiklerini ifade etti.

Hindistan’ın komşularıyla ilişkilerinde dış faktörlerin de önemli bir rol oynama ihtimalini göz ardı etmediğini belirten Lavrov, Batı’nın bölge ülkelerinin Avrasya kıtasal entegrasyonuna odaklanmak yerine kendi aralarındaki anlaşmazlıklarla meşgul olmasını tercih edeceğini kaydetti.

Bu entegrasyonun Batı’nın çıkarlarıyla örtüşmediğini dile getiren Lavrov, Batı’nın Avrasya’da kendi düzenini şekillendirmeye ve çeşitli gruplaşmalar yaratmaya çalıştığını ifade etti.

Nisan 2025’teki terör saldırısı gerçekleştiğinde Başkan Putin’in saldırıyı şiddetle kınayan ve Hindistan halkına başsağlığı dileyen ilk dünya liderlerinden biri olduğunu hatırlatan Lavrov, Hindistan’daki gelişmeleri her zaman büyük bir sempatiyle izlediklerini, ülkenin defalarca karşılaştığı doğal afetler ve terör saldırılarına kayıtsız kalmadıklarını vurguladı.

O dönemde krizin hafifletilmesine ve bir tür diyaloğun kolaylaştırılmasına yardımcı olmaya çalıştığını belirten Lavrov, hem Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar hem de Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar ile görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Hintli dostlarının bu meselelerin öncelikle ikili ilişkiler yoluyla çözülmesi gerektiği yönündeki tutumunu anladıklarını aktaran Lavrov, Çin meselesinde de durumun böyle olduğunu kaydetti.

Hindistan’ın dış arabuluculuk veya herhangi bir dış vesayetle ilgilenmediğini belirten Lavrov, “Bu yaklaşımı tamamen saygıyla karşılıyor, hem anlaşılabilir hem de makul buluyoruz” dedi.

Lavrov, daha fazla ne yapılabileceği konusunda somut bir örnek isteyerek, Rusya’nın da terör saldırılarından fazlasıyla nasibini aldığını, son zamanlarda Ukrayna’nın insansız hava araçları ve füzelerle hiçbir askeri tesisin bulunmadığı Rus sivil bölgelerine yönelik saldırılarının son derece provokatif olduğunu hatırlattı.

Lavrov, ortaklarının atılabilecek ek adımlar olduğuna inanmaları halinde her türlü talep veya öneriyi dinlemeye açık olduklarını, ancak kendilerini dayatamayacaklarını ifade etti.

Hindistan’ın BRICS dönem başkanlığından beklentilerini de paylaşan Lavrov, BRICS’in Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan RIC “üçlüsünden” doğduğunu, Brezilya ve Güney Afrika’nın katılımıyla genişlediğini ve şimdi on üyeli bir gruba dönüştüğünü hatırlattı.

Dönem başkanlığını yürüten her ülkenin gündeme kendi ulusal perspektifini taşıdığını belirten Lavrov, Hindistan’ın önceliklerini belirlerken 2047 hedeflerine yönelik ilerleme, BRICS içinde vazgeçilmez olan fikir birliği ilkesinin desteklenmesi ve grubun çalışmalarında sürekliliğin sağlanması gibi kendi ulusal çıkarlarını yansıtan hedeflere odaklandığını kaydetti.

Kazan zirvesinde Batılı ülkelerin keyfi kısıtlamalarından bağımsız yerleşim, ödeme, reasürans ve borsa mekanizmaları geliştirme yönünde alınan kararı hatırlatan Lavrov, Hindistan’ın bu çalışmaları sürdürme konusunda kararlı olduğunu bildirdi.

“İsrail bir Filistin devletinin asla var olmayacağını söyledi”

Hürmüz Boğazı’ndaki krizde Pakistan’ın ABD ve İran arasında arabuluculuk yapması, ancak İran ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi üyeleri barındıran BRICS’in bu süreçte rol almamasıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, BRICS’in Hürmüz Boğazı’ndaki krizin aşılmasına yardımcı olmada proaktif bir rol oynamasını memnuniyetle karşılayacaklarını belirtti.

Rusya’nın BRICS başkanı olmadığını ancak bir katılımcı olarak ortak bir açıklama taslağı hazırlanmasını önerdiğini aktaran Lavrov, bu taslağın koordinasyonu sırasında İran ile BAE arasında uzlaşmaz farklılıklar ortaya çıktığını ve bu durumun açıklamanın hayata geçmesini engellediğini kaydetti.

Lavrov, Yeni Delhi’deki Bakanlar Toplantısı’nda dönem başkanının konuyu yeniden gündeme getirmeyi önermesi halinde, duyguları bir kenara bırakıp mevcut gelişmelerin temel nedenlerine odaklanarak böyle bir girişimi destekleyeceklerini ifade etti.

Batı’nın sorunların temel nedenlerini göz ardı etme konusunda mükemmel olduğunu belirten Lavrov, bunu Ukrayna krizinde de tecrübe ettiklerini söyledi.

Batı’nın 2014 yılında, AB’nin garantörlüğüne rağmen sadece bir gün önce imzalanan bir anlaşmayı ihlal ederek hükümet darbesi organize ettiğini ve kanlı bir darbeyle anlaşmayı iptal ettiğini hatırlatan Lavrov, Kırım ve Donbass’ta hükümet darbesini kabul etmeyen tüm vatandaşların terörist ilan edildiğini ve onlara karşı bir savaşa katlanmak zorunda kaldıklarını aktardı.

Kırım’ın 2014 yılında bir referandum düzenlediğini ve Batı’nın bunu derhal Kırım’ın ilhakı olarak etiketleyerek Ukrayna savaşını başlattığını belirten Lavrov, Kırım’ın sadece Batı silahları ve parasıyla iktidarı yasadışı olarak ele geçirenlerin otoritesi altında yaşamayı reddettiğini anlatmaya çalıştıklarını ancak Batı’nın bunu duymak istemediğini kaydetti.

Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Hürmüz Boğazı’ndaki durum tartışılırken ABD’nin İran’ı kınamak gerektiğini söylediğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ise İran’ın aslında bir şeye yanıt verdiğini ifade ettiğini belirtti.

ABD’nin bazı Arap ülkelerini bunun iki farklı savaş olduğuna ikna etmeye çalıştığını dile getiren Lavrov, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın haklı bir savaş olduğunu, çünkü nükleer bombayı yok etmeye çalıştıklarını öne sürdüklerini aktardı.

Lavrov, öncelikle böyle bir bombanın var olmadığını, ikincisi Haziran 2025’te Başkan Trump’ın İran’ın tüm nükleer stoklarının imha edildiğini zaten iddia ettiğini hatırlatarak, şimdi bir kez daha nükleer sorundan kurtulma arayışına girdiklerini ifade etti.

İkinci savaşın ise İran’ın bir gün uyanıp Hürmüz Boğazı’nı kapatması meselesi gibi sunulduğunu belirten Lavrov, Sovyet döneminde insanların her zaman Sovyet propagandasının ne kadar ilkel olduğunu fısıldadıklarını, ancak Batılı ideologlardan şu anda yaşanan vahşeti haklı çıkarmak için duyduklarının çok daha ileride olduğuna inandığını dile getirdi.

BRICS belgeleri hazırlanırken küresel zorlukların listelendiğini ve BRICS ülkelerinin Filistin meselesine iki devletli çözümden yana olan tutumlarını teyit etmelerinin önerildiğini belirten Lavrov, bu standart tutumun yakın zamanda büyük bir direnişle karşılaştığını açıkladı.

Venezuela, İran, Küba, Grönland ve şimdi de Kanada gibi konulardaki çabaların dünyadaki en uzun süreli ve en olumsuz kriz olan Filistin krizinin çözümünden uzaklaştırdığını kaydeden Lavrov, şu anda bir Filistin devletinin kurulmasından bahsedildiğini, ancak İsrail’in hiçbir şekilde bir Filistin devleti olmayacağını söylediğine dikkat çekti.

Başkan Trump’ın Gazze Şeridi ile ilgili kendi girişimini ortaya koyduğunu hatırlatan Lavrov, bu girişimin bir Filistin devleti yaratmak için tasarlanmadığını, Batı Şeria’dan bahsetmediğini ve amacının orada bir rekreasyon alanı, bir eğlence mekanı, bir kumarhane yaratmak olduğunu kaydetti.

BM kararları iptal edilmemiş olsa bile adalet kavramının söylemlerden silinmek üzere olduğunu belirten Lavrov, Batı’nın kök nedenleri unutarak tüm dünyanın Batı kurumlarına ve enerjisine bağımlı kalmasını sağlamak için gündemi yeniden çerçeveleme isteğinde olduğunu ifade etti.

Lavrov, Filistin devleti olmadan önümüzdeki on yıllar boyunca İsrail ve Arap komşuları da dahil olmak üzere herkese zarar verecek bir aşırılık yatağının sürdürüleceğine inandığını vurguladı.

İsrail’in ABD desteğiyle Filistin yerleşimini kırıp Filistinlileri Endonezya’ya, Somali’ye veya belki Hindistan’a dağıtmak istediğini belirten Lavrov, her şeyin güçle karar verildiği ve kimsenin uluslararası hukuka saygı duymadığı günlere dönüldüğünü, Trump’ın da yakın zamanda uluslararası hukuka ilgi duymadığını söylediğini anımsattı.

“Yollarımızın ayrılması gibi bir durum düşünülemez”

Hindistan ve Çin arasındaki sınır gerilimlerine ve Kazan zirvesinde Modi ile Şi Cinping arasındaki görüşmeye ilişkin süreci değerlendiren Lavrov, Rusya’nın kimseye herhangi bir anlaşma veya toplantı dayatmaya çalışmadığını, sadece en yakın dostlarından, komşularından ve stratejik ortaklarından ikisinin liderlerinin Kazan’da karşılıklı mutabakatla buluşmasından memnuniyet duyduklarını belirtti.

Mekanı sağlamaktan mutluluk duyduklarını ve bu görüşmenin ardından iyi bilinen çatışmayı takiben sınır görüşmelerinin yeniden başladığını aktaran Lavrov, Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar ve Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile görüştüğünü ve onların da müzakerelerin devam ettiğini teyit ettiklerini ifade etti.

Lavrov, 1998 yılında dönemin Başbakanı Yevgeni Primakov tarafından önerilen Rusya-Hindistan-Çin (RIC) üçlü formatını hatırlatarak, son beş yılda önce Kovid-19 pandemisi ve ardından gelen sınır çatışması nedeniyle dışişleri bakanları düzeyinde toplantı yapılamadığını, bu toplantıların en azından bakanlar düzeyinde yeniden başlatılmasının son derece mantıklı olacağını düşündüğünü vurguladı.

Son olarak Rusya ve Hindistan ilişkilerini tek kelimeyle tanımlaması istenen Lavrov, insan dilleri yeterince zengin olmadığı için değil, bu kadar dolu ve derin bir ilişkiyi hayal etmek zor olduğu için bu ilişkiyi tek bir kelimeyle anlatmanın imkansız olduğunu belirtti.

Lavrov, yollarının ayrılması gibi bir durumun söz konusu dahi olamayacağını, bunun düşünülemeyeceğini ifade etti. İki ülke ilişkilerinin temelinin dostluğa dayandığını aktaran Lavrov, “Hindi Rusi bhai bhai” (Hintli-Rus kardeştir) ifadesinin sadece atılacak eğlenceli bir slogan olmadığını, kültürlerinin bir parçası haline geldiğini söyledi.

Raj Kapoor’un, yeni televizyon dizilerinin ve filmlerinin Rusya’nın her köşesinde son derece popüler olduğunu belirten Lavrov, ekonomi, enerji üretimi, askeri işbirliği ve eşi benzeri görülmemiş bir güvenle işaretlenen üst düzey siyasi diyaloğun kaya gibi sağlam olduğunu vurguladı.

Lavrov, bazı çevrelerin bu ilişkilere yönelik tehditler oluşturarak kendi kurallarını dayatmaya çalıştığını, hem Rusya’nın hem de Hintli dostlarının tüm bunları gördüğünü ve bu girişimlerin sürekli başarısız olmasının durumu daha da değerli kıldığını sözlerine ekledi.

Rusya

Rusya’da akaryakıt krizi: Perakende fiyatları ilk kez 100 rubleyi aştı

Yayınlanma

Rusya’nın Avrupa yakasındaki büyük petrol rafinerilerinin insansız hava aracı saldırıları nedeniyle faaliyetlerini durdurması, ülkede tarihi bir akaryakıt krizine yol açtı. Spot piyasada hızla yükselen fiyatlar sebebiyle bağımsız akaryakıt istasyonlarında litre fiyatları ilk kez 100 ruble eşiğini aşarak 140 rubleye kadar ulaştı.

Rusya’nın Avrupa yakasında yer alan çok sayıda büyük petrol rafinerisinin, son dönemde artış gösteren insansız hava aracı (İHA) saldırıları sonucu faaliyetlerini kısmen veya tamamen durdurması, ülkede benzeri görülmemiş bir akaryakıt krizine zemin hazırladı.

Piyasada mevcut olan sınırlı miktardaki spot benzin ve dizel yakıt fiyatlarının hızla yükselmesi, bağımsız akaryakıt istasyonları ile dikey entegre petrol şirketlerine ait zincir istasyonlar arasındaki fiyat makasını daha önce görülmemiş bir seviyede açtı.

Reuters ajansının sektör temsilcilerinden edindiği bilgilere göre, özel akaryakıt istasyonları yaklaşık iki hafta önce 100 rublelik psikolojik fiyat sınırına yaklaşmış ancak bu eşiği teknik bir yetersizlik nedeniyle aşamamıştı.

Rusya’da daha önce akaryakıt fiyatlarının hiçbir zaman üç haneli rakamlara ulaşmaması sebebiyle istasyonlardaki mevcut yazılımların üç haneli fiyat tabelalarını desteklemediği aktarıldı.

Fiyat tabelalarında yazılım güncellemesi yapıldı

Haziran ayının sonuna doğru krizin daha da derinleşmesiyle birlikte bağımsız istasyonlar, yazılımlarında gerekli teknik güncellemeleri gerçekleştirerek fiyatlarını artırdı.

Yapılan bu düzeltmelerin ardından özel istasyonlarda benzin ve dizel yakıtın litre fiyatı 120, hatta bazı bölgelerde 140 rubleye kadar yükseldi.

Piyasada faaliyet gösteren bir akaryakıt brokerı, yüksek fiyatların tüketicileri caydırmadığını belirterek “Büyük petrol şirketlerine ait istasyonların kapalı olduğunu gören sürücüler, fiyata bakmaksızın yakıt almak için buralara yöneliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak fiyatları artırmalarına rağmen bağımsız istasyonlar da kesintisiz hizmet sunmakta zorluk yaşıyor. Büyük petrol şirketlerine ait istasyonlarda fiyatlar, özel teşebbüslere kıyasla yaklaşık yarı yarıya daha düşük seviyede bulunuyor ve buralardaki satış hacmi çok daha yüksek bir seyir izliyor.

Bu şirketlerin istasyonlarına yakıt ulaştığı anda uzun araç kuyrukları oluşuyor, mevcut stoklar normalden çok daha kısa sürede tükeniyor ve istasyonlar yeni bir tanker gelene kadar faaliyetlerine ara vermek zorunda kalıyor.

Büyük petrol üreticisi şirketlerin zincir istasyonlarındaki fiyatlar ise kriz öncesi seviyelere yakın seyretmeye devam ediyor.

Bu istasyonlarda Ai-92 tipi benzinin litresi 63 ila 66 ruble, Ai-95 tipi benzinin litresi ise 70 ila 73 ruble arasında satılıyor.

Sektör temsilcileri, petrol şirketlerinin kıtlık koşullarına rağmen ekonomi yönetimi ve düzenleyici kurumlarla yaptıkları gayriresmi anlaşmaya sadık kaldıklarını, fiyat artışlarını resmi enflasyon sınırları içinde tuttuklarını aktarıyor.

Sektör uzmanlarının hesaplamalarına göre Rusya’da benzin üretimi mayıs ayından bu yana iç tüketimin altında kalırken, dizel üretimi ise tüketimle başabaş bir seviyede seyrediyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de konuya ilişkin yaptığı açıklamada, akaryakıt tedarikinde yaşanan sorunların pazarda “kritik olmayan bir açık” yarattığını kabul etti.

Rusya hükümetinden rafineri saldırıları sonrası düşük standartlı yakıt adımı

Borsa satışları talebi karşılamakta yetersiz kalıyor

St. Petersburg Uluslararası Emtia ve Hammadde Borsası üzerinden gerçekleştirilen toptan akaryakıt satışları da piyasadaki yangını söndürmeye yetmiyor.

Sektör kaynaklarının verilerine göre, borsada işlem gören Ai-92 benzin ve dizel yakıt hacmi geçen yılın haziran ayına kıyasla yarı yarıya azalırken, Ai-95 benzin satışları ise yaklaşık 1,5 kat gerileme kaydetti.

Kaynaklar, talebin arzı büyük ölçüde aştığını ve borsa üzerinden yapılan alım taleplerinin çok büyük bir kısmının karşılıksız kaldığını belirtiyor.

Bunun yanı sıra, aracıların borsa üzerinden satın almayı başardığı akaryakıt hacmi de bürokratik ve lojistik engeller nedeniyle piyasaya zamanında ulaşmıyor.

Kontratlarda belirlenen 30 günlük yasal teslimat süresi içerisinde limanlara veya tesislere ulaşan borsa teslimatlarının oranı giderek düşüyor.

Borsa katılımcıları, satıcı firmaların sevkiyat tarihlerini sürekli olarak ileriye ertelediklerini, halihazırda sevkiyat aşamasında olan ürünlerde bir ila iki aylık gecikmelerin olağan hale geldiğini ifade ediyor.

Bazı aracı kurumların, ödemesini şubat ayında peşin olarak yaptıkları ürünleri dahi henüz teslim alamadıkları belirtiliyor.

Spot piyasada fiyatlar ikiye katlandı

Akaryakıt brokerları, spot yakıtın şu anda yalnızca borsadan teslimat alabilmiş veya kış döneminden kalan stoklarını koruyan petrol depolama tesislerinde bulunabildiğini aktarıyor.

Bu tesislerden tankerlerle hemen teslim alınabilecek küçük ölçekli toptan partilerin fiyatı, borsadaki ortalama toptan fiyatların iki katına ulaşmış durumda.

Mevcut fiyat tablolarına göre, depolama tesislerinden spot olarak alınacak Ai-92 benzinin tonu yaklaşık 155 bin rubleye, Ai-95 benzinin tonu 170 bin rubleye, dizel yakıtın tonu ise 135 bin ila 150 bin ruble seviyesine yükseldi.

Bu rakamlar litre bazına vurulduğunda, depolama tesislerindeki maliyet Ai-92 için 114 ila 118 rubleye, Ai-95 için ise 125 ila 128 rubleye denk geliyor.

Perakende satış yapan istasyonların asgari işletme giderleri de eklendiğinde, pompa satış fiyatının Ai-92 için en az 125 ruble, Ai-95 için ise 135 ruble olması gerekiyor.

Dizel yakıtın küçük ölçekli toptan satış fiyatı litre bazında 112 ila 125 ruble arasında değişirken, perakende işletme giderleriyle birlikte istasyonlardaki satış fiyatının en az 120 ila 130 ruble seviyesinde kurulması zorunlu hale geliyor.

Halihazırda stoklarında yakıt bulundurabilen Merkez Federal Bölgesi’ndeki bazı bağımsız istasyonlarda Ai-92 benzinin litresi 115 ruble ve üzerinde, Ai-95 benzinin litresi yaklaşık 120 ruble, dizel yakıtın litresi ise 130 ila 140 ruble arasında alıcı buluyor.

Piyasa analistleri ve brokerlar, piyasada istikrarın sağlanabilmesi için sadece talebi karşılayacak kadar değil, talebin çok üzerinde bir arz hacminin piyasaya sürülmesi gerektiğini savunuyor.

Sektör temsilcileri, tüketiciler arasında yayılan panik dalgasının sürücüleri ihtiyaç fazlası yakıt almaya, depoları sürekli dolu tutmaya ve kişisel stok yapmaya yönelttiğini, bu durumun da piyasadaki mevcut açığı daha da derinleştirdiğini vurguluyor.

Rusya, yakıt krizini aşmak için tedbirleri artırıyor

Okumaya Devam Et

Rusya

Euroclear Rusya Merkez Bankasına karşı Belçika’da dava açtı

Yayınlanma

Belçika merkezli menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, Rusya Merkez Bankasının dondurulan rezervler nedeniyle Moskova’da açtığı ve kazandığı 18,17 trilyon rublelik davaya karşı Brüksel Ticaret Mahkemesinde hukuki süreç başlattı. Euroclear, Rusya’daki yargılamanın haksız olduğunu ve Rus mahkemelerinin bu konuda karar alma yetkisinin bulunmadığını belirtiyor.

Belçika merkezli menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, Rusya Merkez Bankasına karşı Brüksel Ticaret Mahkemesinde dava açtı.

Belçika’da yayımlanan L’Echo gazetesinin haberine dayandırılan ve The Brussels Times tarafından aktarılan gelişmeye göre, Euroclear, Rusya’da aleyhine verilen devasa tazminat kararına hukuki yollardan itiraz ediyor.

Moskova Tahkim Mahkemesi, Rusya Merkez Bankasının Euroclear Bank aleyhine açtığı davayı mayıs ayı ortasında karara bağlamıştı.

Yaklaşık beş ay süren yargılamanın ardından Rus mahkemesi, Belçika merkezli kuruluşun Rusya Merkez Bankasına 18,17 trilyon ruble tutarında tazminat ödemesine hükmetmişti.

Rusya Merkez Bankası, Aralık 2025 tarihinde mahkemeye başvurarak, Euroclear hesaplarında bulunan uluslararası rezervlerinin dondurulması nedeniyle uğradığı zararın tazmin edilmesini talep etmişti.

Euroclear ise daha sonra bu karara karşı Moskova Tahkim Mahkemesinde temyiz başvurusunda bulunmuştu.

Belçika’da açtığı davada Euroclear, Rus mahkemesinin bu uyuşmazlığı inceleme ve karara bağlama yetkisine sahip olmadığını savunuyor.

Kuruluşun hukuk temsilcisi, Rusya’daki yargılama sürecini “adaletsiz” olarak nitelendiriyor. Euroclear, söz konusu uyuşmazlıkta karar verme yetkisinin yalnızca Belçika mahkemelerine ait olduğunu vurguluyor.

Avrupa Birliği (AB) tarafından Şubat 2022 tarihinde yürürlüğe konulan yaptırımların ardından, Rusya’nın altın ve döviz rezervlerinin büyük bir kısmı bloke edilmiş durumda yer alıyor.

Euroclear, bu dondurulan varlıkların en büyük kısmını elinde bulunduran finansal kuruluş olarak öne çıkıyor. Rus yetkililer, devlet varlıklarının dondurulmasını mülkiyet haklarının ihlali olarak gördüklerini sıklıkla dile getiriyor.

Rusya Merkez Bankası, açtığı davanın gerekçesinde Euroclear kuruluşunun 28 Şubat 2022 tarihinden itibaren kendisini nakit varlıklar, menkul kıymetler ve bunlardan elde edilen gelirler üzerinde tasarrufta bulunmaktan alıkoyduğunu belirtmişti.

Rusya Merkez Bankası, AB yaptırımlarına uyarak bu kısıtlamaları uygulayan Euroclear’ın tutumunu iyi niyet kurallarına aykırı davranış ve hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendiriyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya askeri İHA’larında yapay zekaya yöneldi

Yayınlanma

Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, savaş muhabirleriyle gerçekleştirdiği toplantıda Ukrayna insansız hava araçlarına karşı geliştirilen kademeli savunma sistemini ve askeri alandaki yapay zeka projelerini paylaştı. Görüşmede İHA birliklerinin etkinliği artırılırken, cephe hattında insansız araç üretimi yapan laboratuvarların desteklendiği ifade edildi.

Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, federal medya temsilcilerinin de aralarında yer aldığı savaş muhabirleriyle bir araya geldiği toplantıda, askeri operasyonlardaki son gelişmeleri ve teknolojik dönüşümleri paylaştı.

Görüşmede Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarına karşı kurulan savunma mekanizmaları, askeri yapay zeka projeleri, cephe hattındaki laboratuvarlar ve askerlere yönelik sosyal destek adımları ele alındı.

Vedomosti gazetesinin aktardığına göre, Rus ordusunun tüm askeri gruplarında taktik önleyici araçların kullanıldığı kademeli bir savunma sistemi kuruldu. FPV önleyicilerle donatılan mobil ateş gruplarının muharebe sahasında aktif şekilde görev aldığı belirtildi.

Durumsal farkındalığı artırmak amacıyla ortak bir bilgi ağı oluşturulduğunu dile getiren Belousov, taktik düzeyde hedef belirleme, saha analizi ve muharebe yönetimini kolaylaştıran özel yazılımların devreye alındığını açıkladı.

Savunma Bakanı, İHA karşıtı önlemlerin çok sayıda unsuru ve farklı görevleri barındıran entegre bir hava savunma sistemine dönüştürüldüğünü bildirdi.

Andrey Belousov

Rusya Silahlı Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan insansız sistem birliklerinin, standart askeri birimlere kıyasla yaklaşık üç kat daha yüksek bir etkinlik sergilediği ifade edildi.

Bakan Belousov, bu birliklerde tekil ekipler yerine ortak amaca odaklanan büyük askeri birimlerin görev yaptığını, bu birimlerin ikmal yollarını kesmek veya belirli bölgeleri izole etmek gibi kapsamlı görevleri icra ettiğini belirtti.

Yapay zekanın askeri alana entegrasyonu, Rusya Savunma Bakanlığının öncelikli projeleri arasında yer alıyor. Yapay zekanın İHA teknolojisindeki rolüne değinen Belousov “Yapay zeka şu an dronlarda temel olarak iki alanda uygulanıyor. İlki nesne tanımlama ile hedefe otomatik kilitlenme, ikincisi ise navigasyon. Sinir ağlarının eğitilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı

Ayrıca tüm insansız sistem birimleri için veri akışı sağlayan “DC” adlı donanım ve yazılım kompleksinin etkin şekilde kullanıldığı aktarıldı. Yapay zeka imkanlarından hava savunma faaliyetlerinde de yararlanıldığı, bu projenin yıl sonuna kadar tamamlanması planlanan yedi temel çalışma arasında yer aldığı bildirildi.

Cephe hattındaki ileri laboratuvarlar

Savunma Bakanlığı, cephe hattında İHA ve karadaki robotik komplekslerin üretimi ile geliştirilmesi amacıyla kurulan laboratuvarları desteklemeyi sürdürüyor.

Benzer çalışmaların neredeyse her büyük askeri birimde yürütüldüğü ifade edildi.

Bakanlık, bu projelerin hayata geçirilmesi amacıyla bileşenlerin, yedek parçaların, 3D yazıcıların ve diğer teknik ekipmanların satın alınması için finansman sağlıyor.

Toplantıda savaş muhabirleri, askeri operasyona katılan personele yönelik sosyal destek önlemlerinin genişletilmesi ve iyileştirilmesi için çeşitli öneriler sundu. Görüşmede ayrıca asker ailelerine yönelik psikolojik destek sağlanması konusu da gündeme getirildi.

Rusya yapay zeka yatırımları için Çin ile işbirliği arıyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English