Bizi Takip Edin

Rusya

Lavrov: Hindistan ile aramızda askeri sır bulunmuyor

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki stratejik ortaklığın yalnızca enerji ticaretiyle sınırlı olmadığını, savunma ve nükleer teknoloji alanlarında derin bir entegrasyona dönüştüğünü açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Russia Today (RT) kanalının Hindistan servisine verdiği mülakatta, iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler, küresel enerji piyasalarındaki krizler, ABD’nin yaptırım politikaları ve BRICS’in geleceğine dair açıklamalarda bulundu.

Lavrov, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki ilişkinin mahiyetinin yalnızca petrol ve doğalgazdan ibaret olmadığını, çok daha geniş bir temele dayandığını belirtti.

İki ülke arasındaki ilişkilerin başlangıcının yirmi veya otuz yıl öncesine dayanmadığını hatırlatan Lavrov, sürecin Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla başladığını kaydetti.

En başından itibaren Hint liderlerin Sovyetler Birliği’ni, Sovyet liderlerin de Hindistan’ı ziyaret ettiğini aktaran Bakan, bu durumun iki ülke liderleri arasında her zaman olumlu bir unsur olan güvene dayalı kişisel ilişkiler üzerinden sağlam bir temel atılmasına yardımcı olduğunu ifade etti.

Eş zamanlı olarak Hindistan ile Rusya arasındaki ortaklığın da sağlam temellerinin atıldığını belirten Lavrov, bu ortaklığın ne anlama geldiğine dair anlayışın zaman içinde evrildiğini dile getirdi.

Başlangıçta bir ortaklık olarak kurulan ilişkinin daha sonra stratejik ortaklığa, ardından da ayrıcalıklı stratejik ortaklık seviyesine yükseltildiğini anımsatan Lavrov, eski Hindistan Başbakanı Manmohan Singh döneminde Rusya-Hindistan ilişkilerinin “özellikle ayrıcalıklı stratejik ortaklık” seviyesine ulaştığını aktardı.

Lavrov, Rusya ve Hindistan ekonomilerinin birbirini tamamlamasının da her iki ülkenin avantajına çalıştığına dikkat çekti.

“Hintli dostlarımızdan sakladığımız hiçbir sırrımız yok”

Hindistan’ın en başından beri askeri-teknik işbirliğine büyük ilgi duyduğunu ve bunun önemli bir rol oynadığını ifade eden Lavrov, Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra uzun bir süre hiçbir Batılı ülkenin Yeni Delhi’ye kendi askeri teknolojisini geliştirmesi için yardım etmeye istekli olmadığını hatırlattı.

Rusya’nın ise farklı bir yaklaşım benimsediğini belirten Lavrov, işbirliğinin başlangıçta alıcı-satıcı formatında başladığını, ancak durumun zamanla dramatik biçimde değiştiğini vurguladı.

Artık Hindistan’a sadece silah ve askeri teçhizat satmadıklarını, Hindistan’da ortak üretime doğru kademeli bir geçiş yapıldığı için doğrudan satışların azaldığını aktaran Lavrov, “Rusya ve Hindistan işe BrahMos füzeleriyle başladı, ardından Kalaşnikof saldırı tüfeklerinin üretimiyle çeşitlendi ve şimdi Hindistan lisans altında T-90 muharebe tankları üretiyor” ifadelerini kullandı.

Lavrov, askeri-teknik işbirliğinin ötesindeki alanlara da değinerek, Ticaret, Ekonomik, Bilimsel, Teknik ve Kültürel İşbirliği Hükümetlerarası Komisyonu kapsamındaki tam ölçekli işbirliğine ek olarak başka planların da bulunduğunu söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Aralık 2025’te Yeni Delhi’ye yaptığı ziyarette, yüksek teknolojileri ve diğer odak alanlarını kapsayan ve 2030 yılına kadar uzanan “Rusya-Hindistan Ekonomik İşbirliğinin Stratejik Alanlarının Geliştirilmesi Programı”nın kabul edildiğini hatırlatan Lavrov, askeri-teknik işbirliği konusunda da 2030’a kadar sürecek benzer bir programın imzalandığını bildirdi.

İki ülkenin kültürel ve insani işbirliğini de genişlettiğini ifade eden Lavrov, film festivalleri, kültürlerarası haftalar ve diğer ikili kültürel etkinliklerin Rusya ve Hindistan’da dönüşümlü olarak düzenlendiğini kaydetti.

İki ülkenin akademik topluluklarından temsilcilerin katılımıyla düzenli toplantılar yapıldığını ve Hintli öğrencilerin Rusya’da eğitim görmesini güçlü bir şekilde teşvik ettiklerini belirten Bakan Lavrov, Rusya-Hindistan ilişkilerinin bölgede ve dünya çapında en önemli istikrar faktörlerinden biri olmaya devam ettiğini vurguladı.

“Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmuyor”

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş bir Hindistan yaratmayı öngören “Viksit Bharat” vizyonuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, bağımsızlığın yüzüncü yılında ülkelerinin nasıl görünmesini istediklerine karar verecek olanların öncelikle Hintliler olduğunu belirtti.

Başbakan Modi’nin dünyanın bugüne kadar tanıdığı en enerjik liderlerden biri olduğunu ifade eden Lavrov, Modi’nin bu enerjisini ekonomi, ordu, savunma, kültür ve Hindistan’ın sivilizasyon zenginliğinin korunması gibi tüm alanlarda azami egemenliğe ulaşmak gibi son derece önemli hedeflere yönlendirdiğini kaydetti.

Avrasya’nın sadece en büyük ve en zengin kıta olduğu için değil, aynı zamanda küresel durumu istikrara kavuşturmada oynaması gereken bir rol bulunduğu için de benzersiz olduğunu belirten Lavrov, kıtanın mevcut yapısına dair tespitlerde bulundu.

Avrasya’nın tamamı için ortak bir oluşum bulunmadığına işaret eden Lavrov, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Hindistan’ı içeren Güney Asya entegrasyon çerçevesi, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi Sovyet sonrası kurumların varlığına rağmen, henüz tek bir şemsiye yapının kurulamadığını ifade etti.

Bunun ille de bir örgüt olması gerekmediğini, ancak tüm Avrasya’nın anlamlı bir diyalog kurabileceği bir tür forum olabileceğini aktaran Lavrov, bu eksikliğin büyük ölçüde Avrupa’nın sömürgeci ve yeni-sömürgeci zihniyetine sıkışıp kalmasından ve hala kendi kurallarını herkese dayatmak istemesinden kaynaklandığını belirtti.

Lavrov, Avrupa Birliği’nin (AB) adımlarını takip eden NATO’nun da erişim alanını Avrasya’ya genişlettiğini; Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı, Güneydoğu Asya ve Kuzeydoğu Asya’daki gelişmelerle ilgili endişelerini dile getirdiğini kaydetti.

Büyük tarihlere ve günümüze kadar varlığını sürdürerek gelişmeye devam eden büyük medeniyetlere sahip ülkelerin bir noktada sorumluluklarını kabul etmeleri gerektiğini belirten Lavrov, Avrasyacılığın sömürgeci veya yeni-sömürgeci geçmişinden çıkarılarak ortaklık, karşılıklı anlayış ve bazı Batılı meslektaşlarının zihinlerinde varlığını sürdüren statü farklılıklarının aşıldığı bir aşamaya taşınması gerektiğini ifade etti.

Lavrov, medeniyetler arası diyaloğun teşvik edilmesi sürecinde Rusya, Hindistan ve Çin’in oynayacağı özel bir rol olduğuna inandığını vurguladı.

Hindistan’ın 2047 yılına kadar neleri başarabileceğinin Hint halkına ve yönetimin kararlılığına bağlı olduğunu belirten Lavrov, Başbakan Modi’nin bu kararlılığı sürekli olarak sergilediğini dile getirdi.

2047 hedefi henüz telaffuz edilmeden önce Modi’nin “Make in India” (Hindistan’da Üret) konseptini başlattığını anımsatan Lavrov, Rusya’nın bu konsepti sadece dikkate almakla kalmayıp, bu motto resmiyet kazanmadan çok önce BrahMos seyir füzelerini üretmeye başladığını aktardı.

Hindistan’ın Modi görevde olduğu sürece yıllık ortalama yüzde 7 civarında muazzam bir büyüme kaydettiğini ve büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyduğunu belirten Lavrov, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığının ardından Basra Körfezi veya daha doğrusu Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz ışığında Hindistan Başbakanı’nın elektrik tasarrufu çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Rusya’nın enerji tedariki söz konusu olduğunda Hindistan’a veya başka bir ülkeye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle tanınan bir ülke olmadığını vurgulayan Lavrov, amiral gemisi niteliğindeki Kudankulam Nükleer Santrali projesinin Hindistan’ın ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşıladığını ve yeni güç ünitelerinin inşası konusundaki işbirliğinin devam ettiğini bildirdi.

Buna rağmen Hindistan’ın daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu ve gaz, petrol, kömür gibi hidrokarbonları tedarik etmeyi sürdürdüklerini belirten Lavrov, nükleer enerji ve hidrokarbonların yanı sıra yeşil enerji alanında da işbirliği yaptıklarını kaydetti.

Lavrov, savunma kapasitesinin iki ülke ilişkilerinde özel bir yere sahip olduğunu vurgulayarak, “Daha önce de belirttiğim gibi, Hindistan bağımsızlığını kazandığında Batı uzun yıllar bu alanda işbirliği yapmak istemedi. Daha sonra Hindistan’a silah tedarik etmekle ilgilenmeye başladığında ise bunu her zaman kendi sırlarını özenle koruyarak yaptı. Biz ise Hintli meslektaşlarımızdan hiçbir sır saklamıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi seviyor”

Rosneft ve Lukoil şirketlerinin ABD yaptırımlarına maruz kalmasının ardından Hindistan’ın Rusya’dan petrol ithalatının düşmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Hindistan’ın bu durumla kesinlikle hiçbir ilgisi olmadığını, bunun ABD tarafından alınmış yasadışı ve gayrimeşru bir karar olduğunu, üstelik Ukrayna’nın da bahane olarak kullanıldığını belirtti.

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna meselesinin Joe Biden’ın savaşı olduğunu defalarca savunduğunu hatırlatan Lavrov, Trump’ın kendileriyle ve Başkan Putin’le diyalog başlatmasını takdir ettiklerini ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Dışişleri Bakanlığı düzeyinde iletişim kurduklarını ve Rusya Devlet Başkanı Yardımcısının Trump’ın özel temsilcisiyle toplantılar yaptığını aktaran Lavrov, Rusya ile ABD arasında karşılıklı yarar sağlayan, modern, teknolojik ve enerji odaklı projeler için muazzam bir potansiyel olduğundan bahsedildiğini kaydetti.

Ancak gerçek hayatta hiçbir şeyin değişmediğini belirten Lavrov, bu düzenli diyalog dışında her şeyin Başkan Biden tarafından başlatılan modeli izlediğini, onun döneminde uygulanan yaptırımların yürürlükte kaldığını ve Trump yönetiminin de Rus ekonomisini cezalandırmak için kendi girişimlerini benimsediğini ifade etti.

ABD’nin Lukoil ve Rosneft’i uluslararası iş dünyasından tamamen çıkarmayı hedeflediğini ve bunu kimsenin gizlemeye çalışmadığını dile getiren Lavrov, ABD’nin küresel enerji piyasalarına tahakküm etmesi gerektiğini ilan eden bir dizi doktriner belge kabul ettiğine dikkat çekti.

Lavrov, Venezuela örneğini vererek, ABD’nin geçmişte gerçekleştirdiği operasyonun Devlet Başkanı Nicolas Maduro tarafından yönetildiği iddia edilen bir narkotik ağını çökertmeyi amaçladığının söylendiğini, ancak bugün kimsenin bundan bahsetmediğini belirtti.

Artık herkesin Venezuela’nın ABD ile işbirliği yaptığını ve ulusal petrol şirketinin gelecekteki faaliyetlerini ABD ile koordine ettiğini açıkça konuştuğunu aktardı.

Hürmüz Boğazı’nın bir başka örnek olduğunu ifade eden Lavrov, Başkan Trump’a göre İran’a yönelik saldırganlığın, İran’ın 47 yıl boyunca herkesi terörize etmesi nedeniyle başladığını, ancak 28 Şubat 2026’ya kadar Hürmüz Boğazı’nın trafiğe açık olduğunu ve tüm dünyanın küresel pazarlara giden enerjinin beşte birini taşıyan bu su yolunu kullandığını hatırlattı.

Şimdi Amerikalıların Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını talep ettiğini, ancak boğazın aslında hiç kapatılmadığını belirten Lavrov, meselenin arka planına bakmanın her zaman önemli olduğunu vurguladı.

Rus şirketlerinin uluslararası pazarlardan, özellikle Kuzey Afrika ve Balkanlar’dan dışlanmaya çalışıldığını ifade eden Lavrov, ABD’nin aynı zamanda havaya uçurulan Kuzey Akım boru hatlarını yeniden devreye almayı planladığını kaydetti.

Biden döneminde Amerikalıların bu hatların bir daha asla faaliyete geçmeyeceğini iddia ettiğini, şimdi ise dört hattan üçüne zarar veren patlamalar için Ukraynalıları suçladıklarını belirten Lavrov, ABD’nin daha önce Avrupalı şirketlere ait olan hisseyi Avrupalıların ödediğinin yaklaşık onda biri fiyatına satın almak istediğini dile getirdi.

Lavrov, Amerikalıların bu planı başarmaları halinde Almanları ulusal onurlarını geri kazanmaya zorlayacaklarını ve hattın yeniden kullanılacağını, ancak fiyatların artık Rusya ile Almanya arasındaki anlaşmalara göre değil, boru hattını satın alan Amerikalılar tarafından dikte edileceğini ifade etti.

Lavrov, ABD’nin aynı zamanda Rusya’dan Ukrayna üzerinden Avrupa’ya uzanan transit doğalgaz boru hattının kontrolünü de ele geçirmek istediğini ve bunu açıkça dile getirdiğini belirterek, “Amaçları tamamen açık: Önemli her enerji tedarik rotasını kendi kontrolleri altına almak istiyorlar” dedi.

Hindistan’ın olan bitenin tamamen farkında olduğuna inandığını aktaran Lavrov, Avrupalıların Rus enerjisi sözleşmelerini reddederken sürekli öne sürdükleri türden bir mücbir sebep durumunun söz konusu olmadığını, Avrupa’nın sadece Rusya’yı cezalandırmak için gaz ve petrol tedarikini yasaklamaya çalıştığını kaydetti.

Rusya’nın dost olsun ya da olmasın anlaşma yaptığı ortaklarına karşı yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini belirten Lavrov, Batı’nın geleneklerinin ise çok farklı olduğunu ifade etti. Lavrov, “Batı tarihi ve anlaşmaları iptal etmeyi, bir kez daha başkalarının sırtından geçinmek için bahaneler üretmeyi ve cezalandırmayı seviyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın sömürgeciliğin doğduğu yer olarak bu yeteneklerini büyük ölçüde kaybettiğini, şimdi ise ABD’nin bu yetenekleri tam anlamıyla sergileyerek Avrupa’yı derin bir enerji ve gıda krizine sürüklediğini dile getiren Lavrov, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’ndaki krizden muhtemelen herkesten daha fazla etkileneceğini belirtti.

Rus gazı ve petrolüne yönelik yasakların Avrupa’yı çok daha pahalı olan ABD sıvılaştırılmış doğalgazına (LNG) geçmeye zorladığını hatırlatan Lavrov, Avrupa bütçelerinin, Ukrayna’ya aktarılan yüz milyarlarca euronun üzerine bir de enerji maliyetleriyle ağır bir yük altına gireceğini kaydetti.

Avrupalı liderlerin Ukrayna’nın zaferin eşiğinde olduğunu ve Rusya’nın stratejik bir yenilgiye uğrayacağını savunurken Ukrayna’ya tahsis edilen 90 milyar euroluk yeni paketi kutladıklarını hatırlatan Lavrov, Avrupalı parlamentoların ucuz Rus enerjisi yerine farklı kaynaklardan gelen enerjinin tüketiciler için ne kadar pahalı hale geldiğini bilip bilmediklerini merak ettiğini dile getirdi.

Lavrov, Hindistan’ın Rus tedarikiyle ilgili çıkarlarının zarar görmeyeceğini garanti ederek, bu haksız rekabetin ikili anlaşmalara zarar vermemesi için her şeyi yapacaklarını belirtti.

“Bağımsız bir ödeme altyapısı yaratmalıyız”

Geniş resmin akılda tutulması gerektiğini vurgulayan Lavrov, Kuzey Akım boru hatlarının havaya uçurulduğunu, Hürmüz Boğazı’nda bir saldırganlığa tanık olunduğunu ve Babülmendep Boğazı’nın da bir çatışma bölgesine dönüşebileceği yönünde söylentiler olduğunu kaydetti.

Bunun küresel enerji piyasalarına vereceği zararın ölçülemez olacağını belirten Lavrov, ŞİÖ çerçevesindeki Avrasya bağlamında, Batılı ülkelerin küresel ekonomiyi parçalamayı ve kendi çıkarlarına tabi kılmayı amaçlayan saldırgan hamlelerinin yarattığı risklere karşı koruma sağlayacak çözümler geliştirmenin önemli olduğunu ifade etti.

İki yıl önce Rusya’nın BRICS dönem başkanlığını yürüttüğü sırada bağımsız bir mutabakat ve ödeme altyapısı oluşturmaya yönelik bir dizi girişim önerdiklerini hatırlatan Lavrov, bunlar arasında sınır ötesi ödeme girişimi, bir BRICS tahıl borsası, yeni bir yatırım platformu ve ticari riskleri yeniden sigortalayacak bir kurum bulunduğunu aktardı.

Yakın zamana kadar tüm bu alanların tamamen Batılı kurumların tekeli altında olduğunu belirten Lavrov, keyfi müdahalelerden korunan altyapı ve mekanizmalar geliştirerek ve dolar veya euro yerine ulusal para birimleriyle ticareti artırarak gelecekteki büyüme için garantiler yarattıklarını vurguladı.

Hindistan’ın 2047 planlarının da böyle bir güvenlik ağına ihtiyaç duyduğunu dile getiren Lavrov, bugün kolektif Batı’nın Rusya ve Çin’in yaptıklarından hoşlanmayabileceğini, yarın ise başka herhangi bir ülkenin onların yerinde olabileceğini kaydetti.

Avrasya ülkelerinin ve Arap Körfez ülkelerinin Amerikalıların sorunlarını nasıl ele aldığını yakından izlediğini belirten Lavrov, herkesin Washington’un öfkesinin bugün hedef olarak düşünülmeyen bir ülkeye yönelmesi durumunda ne olacağı konusunda endişeli olduğunu ifade etti.

Güvenli mekanizmalar, tedarik zincirleri ve ödeme platformları oluşturma konusunun, 14 Mayıs’ta başlayacak BRICS Dışişleri Bakanları toplantısında ve Eylül ayında Hindistan’da yapılacak BRICS zirvesinde temel temalardan biri olmasını umduğunu belirten Lavrov, bunun en acil görevler listesinde yer aldığını vurguladı.

Asya ülkelerine Rus petrolü almamaları yönünde yapılan baskılara da değinen Lavrov, herkesi Rus petrolü almamaya zorlamanın kirli bir taktik olduğunu belirterek, bunun sömürgeci veya yeni-sömürgeci bir sömürü yöntemi olarak tanımlanabileceğini ifade etti.

Bu çabaların herkesi ucuz Rus petrolü yerine pahalı ABD petrolü ve LNG’si almaya zorlamak için tasarlandığını kaydeden Lavrov, Batı’nın bu şekilde küresel enerji kaynaklarını kontrol ederek dünyayı yönetmeyi amaçladığını dile getirdi.

Ancak herkesin bu baskıya boyun eğmediğini belirten Lavrov, Hindistan’ın enerjisini kimden ve ne miktarda alacağına bağımsız olarak karar vereceğini defalarca ve sıkı bir şekilde ifade ettiğini hatırlattı.

Japonya’nın yeni Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’nin de Japonya’nın Batılı ortaklarıyla bir bütün olmaya devam edeceğini ancak Rus petrolü olmadan yapmanın kendileri için bir zorluk olduğunu açıkça belirttiğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ekonomiyi veya mevcut anlaşmaları hiçbir zaman siyasi araçlara dönüştürmediğini vurguladı.

Hürmüz Boğazı’ndaki abluka ve küresel petrol fiyatlarındaki artışla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, Batılı ülkelerin çatışmaları başlattığı ve faturayı Küresel Güney’in ödediği yönündeki tespitin geçerli olduğunu, ancak asıl faktörün ABD’nin mümkün olduğunca çok kaynağı ve nakliye rotasını kontrol etme çabası olduğunu ifade etti.

Bu durumun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından da istismar edildiğini belirten Lavrov, Netanyahu’nun bir noktada Washington’un İran’a saldırma, onu yenme ve yok etme ihtiyacına ikna olması için uzun yıllar beklediğini itiraf ettiğini hatırlattı.

Nihayetinde tüketicilerin bu durumdan zarar gördüğünü kaydeden Lavrov, ABD liderliğindeki Batı tarafından uzun yıllar teşvik edilen küreselleşme ilkelerinden birinin, yani enerji üreticileri ile tüketicileri arasındaki diyaloğun yok edildiğini belirtti.

G20 ve OPEC+ bünyesinde sürdürülen bu diyalog yapısının artık tek bir aktörün piyasalara tahakküm edebilmesi için parçalandığını ifade eden Lavrov, uzmanların çatışma bugün sona erse bile ekonomiyi 2026 sonundan önce savaş öncesi seviyelere getirmenin zor olacağını öngördüğünü aktardı.

“Dış arabuluculuk istememelerini saygıyla karşılıyoruz”

Nisan 2025’te Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışma döneminde Rusya’nın tutumuna ilişkin bir soruyu değerlendiren Lavrov, Sovyet döneminden bu yana İngiliz İmparatorluğu’nun çöküşü sonrası bağımsız devletler olarak ortaya çıkan Hindistan, Pakistan ve daha sonra Bangladeş arasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkan farklılıkların aşılmasına sürekli olarak yardımcı olmaya çalıştıklarını belirtti.

SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’nın da komşularıyla ilişkilerinde çok sayıda zorlukla karşılaştığını hatırlatan Lavrov, Batı’nın Sovyetler Birliği’nden geriye kalanları ve hatta Rusya Federasyonu’nun kendisini parçalamaya çalıştığını, eski Sovyet cumhuriyetlerini Rusya’ya karşı kışkırtmak için elinden geleni yaptığını iyi bildiklerini ifade etti.

Hindistan’ın komşularıyla ilişkilerinde dış faktörlerin de önemli bir rol oynama ihtimalini göz ardı etmediğini belirten Lavrov, Batı’nın bölge ülkelerinin Avrasya kıtasal entegrasyonuna odaklanmak yerine kendi aralarındaki anlaşmazlıklarla meşgul olmasını tercih edeceğini kaydetti.

Bu entegrasyonun Batı’nın çıkarlarıyla örtüşmediğini dile getiren Lavrov, Batı’nın Avrasya’da kendi düzenini şekillendirmeye ve çeşitli gruplaşmalar yaratmaya çalıştığını ifade etti.

Nisan 2025’teki terör saldırısı gerçekleştiğinde Başkan Putin’in saldırıyı şiddetle kınayan ve Hindistan halkına başsağlığı dileyen ilk dünya liderlerinden biri olduğunu hatırlatan Lavrov, Hindistan’daki gelişmeleri her zaman büyük bir sempatiyle izlediklerini, ülkenin defalarca karşılaştığı doğal afetler ve terör saldırılarına kayıtsız kalmadıklarını vurguladı.

O dönemde krizin hafifletilmesine ve bir tür diyaloğun kolaylaştırılmasına yardımcı olmaya çalıştığını belirten Lavrov, hem Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar hem de Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar ile görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Hintli dostlarının bu meselelerin öncelikle ikili ilişkiler yoluyla çözülmesi gerektiği yönündeki tutumunu anladıklarını aktaran Lavrov, Çin meselesinde de durumun böyle olduğunu kaydetti.

Hindistan’ın dış arabuluculuk veya herhangi bir dış vesayetle ilgilenmediğini belirten Lavrov, “Bu yaklaşımı tamamen saygıyla karşılıyor, hem anlaşılabilir hem de makul buluyoruz” dedi.

Lavrov, daha fazla ne yapılabileceği konusunda somut bir örnek isteyerek, Rusya’nın da terör saldırılarından fazlasıyla nasibini aldığını, son zamanlarda Ukrayna’nın insansız hava araçları ve füzelerle hiçbir askeri tesisin bulunmadığı Rus sivil bölgelerine yönelik saldırılarının son derece provokatif olduğunu hatırlattı.

Lavrov, ortaklarının atılabilecek ek adımlar olduğuna inanmaları halinde her türlü talep veya öneriyi dinlemeye açık olduklarını, ancak kendilerini dayatamayacaklarını ifade etti.

Hindistan’ın BRICS dönem başkanlığından beklentilerini de paylaşan Lavrov, BRICS’in Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan RIC “üçlüsünden” doğduğunu, Brezilya ve Güney Afrika’nın katılımıyla genişlediğini ve şimdi on üyeli bir gruba dönüştüğünü hatırlattı.

Dönem başkanlığını yürüten her ülkenin gündeme kendi ulusal perspektifini taşıdığını belirten Lavrov, Hindistan’ın önceliklerini belirlerken 2047 hedeflerine yönelik ilerleme, BRICS içinde vazgeçilmez olan fikir birliği ilkesinin desteklenmesi ve grubun çalışmalarında sürekliliğin sağlanması gibi kendi ulusal çıkarlarını yansıtan hedeflere odaklandığını kaydetti.

Kazan zirvesinde Batılı ülkelerin keyfi kısıtlamalarından bağımsız yerleşim, ödeme, reasürans ve borsa mekanizmaları geliştirme yönünde alınan kararı hatırlatan Lavrov, Hindistan’ın bu çalışmaları sürdürme konusunda kararlı olduğunu bildirdi.

“İsrail bir Filistin devletinin asla var olmayacağını söyledi”

Hürmüz Boğazı’ndaki krizde Pakistan’ın ABD ve İran arasında arabuluculuk yapması, ancak İran ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi üyeleri barındıran BRICS’in bu süreçte rol almamasıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Lavrov, BRICS’in Hürmüz Boğazı’ndaki krizin aşılmasına yardımcı olmada proaktif bir rol oynamasını memnuniyetle karşılayacaklarını belirtti.

Rusya’nın BRICS başkanı olmadığını ancak bir katılımcı olarak ortak bir açıklama taslağı hazırlanmasını önerdiğini aktaran Lavrov, bu taslağın koordinasyonu sırasında İran ile BAE arasında uzlaşmaz farklılıklar ortaya çıktığını ve bu durumun açıklamanın hayata geçmesini engellediğini kaydetti.

Lavrov, Yeni Delhi’deki Bakanlar Toplantısı’nda dönem başkanının konuyu yeniden gündeme getirmeyi önermesi halinde, duyguları bir kenara bırakıp mevcut gelişmelerin temel nedenlerine odaklanarak böyle bir girişimi destekleyeceklerini ifade etti.

Batı’nın sorunların temel nedenlerini göz ardı etme konusunda mükemmel olduğunu belirten Lavrov, bunu Ukrayna krizinde de tecrübe ettiklerini söyledi.

Batı’nın 2014 yılında, AB’nin garantörlüğüne rağmen sadece bir gün önce imzalanan bir anlaşmayı ihlal ederek hükümet darbesi organize ettiğini ve kanlı bir darbeyle anlaşmayı iptal ettiğini hatırlatan Lavrov, Kırım ve Donbass’ta hükümet darbesini kabul etmeyen tüm vatandaşların terörist ilan edildiğini ve onlara karşı bir savaşa katlanmak zorunda kaldıklarını aktardı.

Kırım’ın 2014 yılında bir referandum düzenlediğini ve Batı’nın bunu derhal Kırım’ın ilhakı olarak etiketleyerek Ukrayna savaşını başlattığını belirten Lavrov, Kırım’ın sadece Batı silahları ve parasıyla iktidarı yasadışı olarak ele geçirenlerin otoritesi altında yaşamayı reddettiğini anlatmaya çalıştıklarını ancak Batı’nın bunu duymak istemediğini kaydetti.

Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Hürmüz Boğazı’ndaki durum tartışılırken ABD’nin İran’ı kınamak gerektiğini söylediğini aktaran Lavrov, Rusya’nın ise İran’ın aslında bir şeye yanıt verdiğini ifade ettiğini belirtti.

ABD’nin bazı Arap ülkelerini bunun iki farklı savaş olduğuna ikna etmeye çalıştığını dile getiren Lavrov, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın haklı bir savaş olduğunu, çünkü nükleer bombayı yok etmeye çalıştıklarını öne sürdüklerini aktardı.

Lavrov, öncelikle böyle bir bombanın var olmadığını, ikincisi Haziran 2025’te Başkan Trump’ın İran’ın tüm nükleer stoklarının imha edildiğini zaten iddia ettiğini hatırlatarak, şimdi bir kez daha nükleer sorundan kurtulma arayışına girdiklerini ifade etti.

İkinci savaşın ise İran’ın bir gün uyanıp Hürmüz Boğazı’nı kapatması meselesi gibi sunulduğunu belirten Lavrov, Sovyet döneminde insanların her zaman Sovyet propagandasının ne kadar ilkel olduğunu fısıldadıklarını, ancak Batılı ideologlardan şu anda yaşanan vahşeti haklı çıkarmak için duyduklarının çok daha ileride olduğuna inandığını dile getirdi.

BRICS belgeleri hazırlanırken küresel zorlukların listelendiğini ve BRICS ülkelerinin Filistin meselesine iki devletli çözümden yana olan tutumlarını teyit etmelerinin önerildiğini belirten Lavrov, bu standart tutumun yakın zamanda büyük bir direnişle karşılaştığını açıkladı.

Venezuela, İran, Küba, Grönland ve şimdi de Kanada gibi konulardaki çabaların dünyadaki en uzun süreli ve en olumsuz kriz olan Filistin krizinin çözümünden uzaklaştırdığını kaydeden Lavrov, şu anda bir Filistin devletinin kurulmasından bahsedildiğini, ancak İsrail’in hiçbir şekilde bir Filistin devleti olmayacağını söylediğine dikkat çekti.

Başkan Trump’ın Gazze Şeridi ile ilgili kendi girişimini ortaya koyduğunu hatırlatan Lavrov, bu girişimin bir Filistin devleti yaratmak için tasarlanmadığını, Batı Şeria’dan bahsetmediğini ve amacının orada bir rekreasyon alanı, bir eğlence mekanı, bir kumarhane yaratmak olduğunu kaydetti.

BM kararları iptal edilmemiş olsa bile adalet kavramının söylemlerden silinmek üzere olduğunu belirten Lavrov, Batı’nın kök nedenleri unutarak tüm dünyanın Batı kurumlarına ve enerjisine bağımlı kalmasını sağlamak için gündemi yeniden çerçeveleme isteğinde olduğunu ifade etti.

Lavrov, Filistin devleti olmadan önümüzdeki on yıllar boyunca İsrail ve Arap komşuları da dahil olmak üzere herkese zarar verecek bir aşırılık yatağının sürdürüleceğine inandığını vurguladı.

İsrail’in ABD desteğiyle Filistin yerleşimini kırıp Filistinlileri Endonezya’ya, Somali’ye veya belki Hindistan’a dağıtmak istediğini belirten Lavrov, her şeyin güçle karar verildiği ve kimsenin uluslararası hukuka saygı duymadığı günlere dönüldüğünü, Trump’ın da yakın zamanda uluslararası hukuka ilgi duymadığını söylediğini anımsattı.

“Yollarımızın ayrılması gibi bir durum düşünülemez”

Hindistan ve Çin arasındaki sınır gerilimlerine ve Kazan zirvesinde Modi ile Şi Cinping arasındaki görüşmeye ilişkin süreci değerlendiren Lavrov, Rusya’nın kimseye herhangi bir anlaşma veya toplantı dayatmaya çalışmadığını, sadece en yakın dostlarından, komşularından ve stratejik ortaklarından ikisinin liderlerinin Kazan’da karşılıklı mutabakatla buluşmasından memnuniyet duyduklarını belirtti.

Mekanı sağlamaktan mutluluk duyduklarını ve bu görüşmenin ardından iyi bilinen çatışmayı takiben sınır görüşmelerinin yeniden başladığını aktaran Lavrov, Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar ve Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile görüştüğünü ve onların da müzakerelerin devam ettiğini teyit ettiklerini ifade etti.

Lavrov, 1998 yılında dönemin Başbakanı Yevgeni Primakov tarafından önerilen Rusya-Hindistan-Çin (RIC) üçlü formatını hatırlatarak, son beş yılda önce Kovid-19 pandemisi ve ardından gelen sınır çatışması nedeniyle dışişleri bakanları düzeyinde toplantı yapılamadığını, bu toplantıların en azından bakanlar düzeyinde yeniden başlatılmasının son derece mantıklı olacağını düşündüğünü vurguladı.

Son olarak Rusya ve Hindistan ilişkilerini tek kelimeyle tanımlaması istenen Lavrov, insan dilleri yeterince zengin olmadığı için değil, bu kadar dolu ve derin bir ilişkiyi hayal etmek zor olduğu için bu ilişkiyi tek bir kelimeyle anlatmanın imkansız olduğunu belirtti.

Lavrov, yollarının ayrılması gibi bir durumun söz konusu dahi olamayacağını, bunun düşünülemeyeceğini ifade etti. İki ülke ilişkilerinin temelinin dostluğa dayandığını aktaran Lavrov, “Hindi Rusi bhai bhai” (Hintli-Rus kardeştir) ifadesinin sadece atılacak eğlenceli bir slogan olmadığını, kültürlerinin bir parçası haline geldiğini söyledi.

Raj Kapoor’un, yeni televizyon dizilerinin ve filmlerinin Rusya’nın her köşesinde son derece popüler olduğunu belirten Lavrov, ekonomi, enerji üretimi, askeri işbirliği ve eşi benzeri görülmemiş bir güvenle işaretlenen üst düzey siyasi diyaloğun kaya gibi sağlam olduğunu vurguladı.

Lavrov, bazı çevrelerin bu ilişkilere yönelik tehditler oluşturarak kendi kurallarını dayatmaya çalıştığını, hem Rusya’nın hem de Hintli dostlarının tüm bunları gördüğünü ve bu girişimlerin sürekli başarısız olmasının durumu daha da değerli kıldığını sözlerine ekledi.

Rusya

Wintershall davasında Dubai mahkemesinden Rusya kararı

Yayınlanma

Dubai Uluslararası Finans Merkezi Mahkemesi, Rusya’nın Alman enerji şirketi Wintershall Dea, şirket temsilcileri ve hakemler aleyhine Moskova’da yürüttüğü davaları durdurmasına hükmetti. Kararda, Rusya’nın tahkim sürecini engellemeye çalıştığı belirtilerek, Moskova’daki davaların derhal ve koşulsuz olarak askıya alınması istendi.

Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) Mahkemesi, Rusya’nın Alman enerji şirketi Wintershall Dea, şirketin temsilcileri ve uyuşmazlık hakemleri aleyhine Moskova’da yürüttüğü hukuki süreçleri durdurmasını talep eden ihtiyati tedbir kararını onayladı.

Sektörel yayın organı Global Arbitration Review’in (GAR) aktardığı karara göre, Rusya’nın Moskova’da yürüttüğü davaların durdurulması yönündeki talep kesinleşti. Rusya’da Wintershall’e yönelik davaları yürüten Rusya Başsavcılığı ise konuyla ilgili sorulara henüz yanıt vermedi.

DIFC İlk Derece Mahkemesi Hakimi Jeremy Cooke, 4 Haziran tarihli kararında, Wintershall firmasının daha önce tahkim heyeti tarafından alınan kararların uygulanması yönündeki talebini kabul etti.

Hakim Cooke, geçen yılın kasım ayında verdiği geçici kararda Rusya’ya yönelik bir ceza ihtarı yayımlamıştı.

Yeni kararda da Rusya’nın ve bu ihlallere yardımcı olan kişilerin mahkemeye saygısızlık, Dubai Başsavcılığına sevk, para cezaları ve varlıkların dondurulması gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceği uyarısı yinelendi.

Rus hukukçular, söz konusu ihtarı daha önce “eşi benzeri görülmemiş bir adım” olarak nitelendirmişti.

Wintershall, geçen yılki geçici tedbir kararını DIFC Mahkemesinden karşı tarafın katılımı olmadan tek taraflı olarak almıştı. GAR’ın aktardığına göre Rusya, geçen ay düzenlenen duruşmada bu kararın kalıcı hale getirilmesine karşı çıktı.

Rusya Başsavcılığı, Nisan 2025’te Moskova’daki mahkemeye sunduğu ilk dava dilekçesinde, Wintershall’in iddialarının asılsız olduğunu savunmuş ve Alman şirketinin uzun yıllara dayanan başarılı işbirliğine rağmen 2022 yılında “Batı’nın yasa dışı yaptırımlarına katılma” kararı aldığını öne sürmüştü.

Dilekçede ayrıca, şirketin Rusya’daki ticari faaliyetlerini ekonomik değil, tamamen siyasi gerekçelerle, hissedarlarının ve yatırımcılarının çıkarlarına zarar verecek şekilde sonlandırdığı iddia edilmişti.

Kararında Rusya’nın tahkim sürecini elindeki tüm araçlarla sabote etmeye çalıştığını belirten Hakim Cooke, Lahey’deki Daimi Tahkim Mahkemesi bünyesinde kurulan tahkim heyeti nihai kararını verene kadar Rusya’nın Moskova’daki davaları “derhal ve koşulsuz olarak” durdurması ve benzer süreçler başlatmaktan kaçınması gerektiğine hükmetti.

GAR’da yer alan ayrıntılara göre Hakim Cooke, Rusya’nın Moskova mahkemelerinin sonbaharda aldığı kararları geri çekmek için gerekli tüm adımları atması gerektiğini de yazdı.

Moskova Tahkim Mahkemesi, Eylül 2025’te Wintershall aleyhine yurt dışı tahkim yasağı kararı almış, kasım ayında ise Rusya Başsavcılığının talebi üzerine, bu yasağı ihlal ettikleri gerekçesiyle şirkete, temsilcilerine ve hakemler Charles Poncet ile Olufunke Adekoya’ya 7,5 milyar euro para cezası vermişti.

Dubai mahkemesinin kararı, ayrıca Rusya Başsavcılığının bu yıl Moskova’da hakem Charles Poncet’e karşı başlattığı ve Poncet’in hakemlik statüsünün ömür boyu iptal edilmesini talep ettiği ayrı davayı da kapsıyor.

Rus savcılar, Lahey’deki mahkeme tarafından atanan hakemleri “etki ajanları ve Batı yaptırımlarının rehineleri” olarak nitelendiriyor.

Bir dönem Avrupa’nın en büyük özel petrol ve doğalgaz şirketi olan Wintershall Dea, Rus hükümetinin Gazprom’un ortak girişimlerden doğalgaz satın alma fiyatlarına üst sınır getirmesinin ardından, 2023 yılının başında Rusya’dan çekilme kararı almıştı.

2023 yılının sonunda yayımlanan başkanlık kararnamesiyle ortak girişimlerin tüm hak ve yükümlülükleri Rus hükümeti tarafından kurulan şirketlere devredilmiş, yabancı ortakların paylarının satışından elde edilen gelirler ise önceki sahipleri adına açılan “C tipi” hesaplara aktarılmıştı.

Bu uygulamayı varlıklarına el konulması olarak değerlendiren Wintershall Dea, Rusya’nın imzaladığı ancak onaylamadığı Enerji Şartı Antlaşması da dahil olmak üzere Rusya federal yönetimine karşı iki ayrı tahkim süreci başlatmıştı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Hindistan ve Çin Rus petrolünde yeniden indirim istiyor

Yayınlanma

Reuters’ın sektör kaynaklarına dayandırdığı habere göre Hindistan ve Çin, İran’daki savaşın başlamasından bu yana ilk kez Rus petrolü için yeniden indirim talep ediyor. Temmuz ve ağustos teslimatlı Ural petrolü, Hindistan ve Çin limanlarında Brent petrolüne kıyasla varil başına yaklaşık 2 ila 3 dolar indirimle işlem görüyor.

Reuters’ın sektör kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Hindistan ve Çin, İran’daki savaşın başlamasından bu yana ilk kez Rus petrolü için yeniden indirim talep ediyor.

Kaynakların aktardığına göre temmuz ve ağustos teslimatlı Rus Ural petrolü, Hindistan ve Çin limanlarında Brent petrolüne kıyasla varil başına yaklaşık 2 ila 3 dolar indirimle satılıyor. Hindistan ve Çin, Ural petrolünün başlıca ihracat pazarları arasında yer alıyor.

Nisan ve mayıs teslimatlı Ural petrolü ise Ortadoğu’daki savaşın küresel petrol arzını aksatmasının ardından Hindistan ve Çin’de Brent’e kıyasla varil başına 7 ila 8 dolar primle işlem görmüştü.

Kış aylarında ABD’nin yaptırımları sıkılaştırmasının ardından Ural petrolündeki indirimler varil başına 10 dolara kadar çıkarken, geçen yaz bu oran 1 ila 3 dolar seviyesinde bulunuyordu.

Kaynaklar, Asya’daki rafinerilerin stoklarını yeniden düzenlemesi, alternatif petrol türleri araması ve bazı durumlarda düşük kâr marjları nedeniyle işleme hacimlerini azaltmasının Rus petrolüne yönelik talebi düşürdüğünü belirtti.

Reuters’a konuşan kaynaklar, Çin’in görece sınırlı miktarda Ural petrolü satın aldığını, ağırlıklı olarak ESPO Blend ile Arktik ve Sahalin menşeli petrol türlerini tercih ettiğini söyledi.

Bu nedenle Çin’deki genel talep düşüşünün tüm Rus petrol türlerinin fiyatları üzerinde baskı oluşturduğu ifade edildi.

Bir petrol tüccarı, “Çin ve Hindistan piyasaları birbirini yakından izliyor ve alıcılar, piyasalardan birinde talebin zayıf olduğunu bildiklerinde fiyat indirimi talep ediyor” dedi.

Reuters’a konuşan bir diğer kaynak ise bazı Çinli alıcıların haziran teslimatlı Rus ESPO Blend kargolarını kabul etmeyi reddettiğini ve petrolün denizde bekletilebileceği uyarısında bulunduğunu söyledi.

Kaynağa göre bu durum satıcıları fiyat konusunda daha uzlaşmacı hale getiriyor.

Ajansın görüştüğü kaynaklar, Rusya’nın Uzak Doğu’dan ihraç ettiği ESPO Blend petrolünün fiyatlarının da Çin’deki zayıf talep nedeniyle gerilediğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya’da ‘iş insanları ombudsmanlığı’ kurumu modernize ediliyor

Yayınlanma

Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma, ‘iş insanları haklarının korunmasına’ yönelik iş dünyası ombudsmanlığının modernize edilmesini öngören yasa tasarısını ilk okumada kabul etti. Yapılan değişikliklerle ombudsmanın hukuki statüsü netleştirilirken kurumun mali kaynakları başkanlık tarafından belirlenecek bir vakıf üzerinden sağlanacak.

Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, iş insanlarının haklarının korunmasından sorumlu olan iş dünyası ombudsmanlığı kurumunun modernize edilmesini öngören yasa tasarısını ilk okumada kabul etti. Gelişme, parlamentonun alt kanadı Duma’nın basın servisi tarafından duyuruldu.

Yasa tasarısı, ombudsmanın tanımını “girişimcilik faaliyeti yürüten öznelerin devlet tarafından korunan hak ve yasal çıkarlarının güvence altına alınması ile bu haklara devlet kurumları, yerel yönetimler ve yetkililer tarafından riayet edilmesinin denetlenmesi amacıyla faaliyet gösteren kişi” olarak netleştiriyor.

Yeni düzenlemeye göre, ombudsmanın çalışmalarının finansal ve maddi güvencesi, kurucuları arasında Rusya Federasyonu’nun da bulunacağı ve devlet başkanı tarafından belirlenecek özerk bir sivil toplum kuruluşu tarafından karşılanacak.

“Değişiklikler iş dünyasıyla etkileşimi daha esnek ve hızlı hale getirecek”

Yasa tasarısının gerekçeli kararında, yapılan düzenlemelerin sağlayacağı kolaylıklara dikkat çekildi. Metinde şu ifadelere yer verildi:

“Önerilen değişiklikler, Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı nezdindeki iş insanları hakları ombudsmanının girişimcilik faaliyeti yürüten öznelerle daha esnek ve hızlı bir etkileşim kurmasını sağlayacaktır. Ayrıca ombudsmanın, girişimcilerin hak ve yasal çıkarlarına uyulması üzerindeki denetim kalitesini artıracaktır.”

Rusya’da iş dünyası ombudsmanlığı makamı 2012 yılında kuruldu. Kurulduğu tarihten Eylül 2022’ye kadar iki dönem boyunca bu görevi, şu anda Rusya Devlet Başkanı’nın sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması için uluslararası kuruluşlarla ilişkilerden sorumlu özel temsilcisi olan Boris Titov yürüttü. Titov’un görevden ayrılmasının ardından bu makam boş kalmıştı.

St. Petersburg Ekonomi Forumu 1084 anlaşmayla sona erdi

Yeni ombudsman Aleksandr Şohin olacak

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, mayıs ayı sonunda Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği (RSPP) Başkanı Aleksandr Şohin ile yaptığı görüşmede, iş dünyası ombudsmanlığı kurumunun modernize edilmesi önerisine destek vermişti.

RSPP, ombudsmanlık büroları yerine özerk bir sivil toplum kuruluşunun oluşturulmasını teklif etmişti. Şohin, görüşmede “Devlet, bu özerk sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerine kurucu ortak olarak katılmalıdır” önerisinde bulunmuştu.

Şohin ayrıca, RSPP’nin yanı sıra Ticaret ve Sanayi Odası, “Delovaya Rossiya” ve “Opora Rossii” gibi ülkenin önde gelen iş dünyası birliklerinin de kurucular arasında kalmaya devam edeceğini belirtmişti.

Görüşmenin ardından Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Şohin’in mevcut RSPP başkanlığı görevini de sürdürerek yeni iş dünyası ombudsmanı olacağını açıklamıştı.

Şohin ise parlamentonun ombudsmanlık yetkilerini düzenleyen yasalarda gerekli değişiklikleri yapmasının ardından göreve başlayabileceğini belirtmişti.

Yeni görevindeki temel amaçlarından birinin tüm iş dünyası birlikleriyle “saatleri ayarlamak” ve bu birliklerin önemli kararların alınmasındaki rolünü artırmak olduğunu kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English