Diplomasi
Masadaki ana dosya: Gazze için 21 maddelik plan
Trump ile Netanyahu’nun bugün Beyaz Saray’da yapacağı görüşmede Gazze için önerilen 21 maddelik plan ele alınacak. Planın birçok kritik ayrıntısı ise hâlâ muğlak.
Beyaz Saray programına göre ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün öğle yemeğinde buluşacak, ardından ikili görüşme yapacak ve ortak basın toplantısı düzenleyecek. Program TSİ 18.00’de karşılama ile başlayacak; basın toplantısının 20.15’te yapılması planlanıyor. Ocak ayında göreve yeniden başlamasından bu yana gerçekleşecek dördüncü Washington ziyaretinde Netanyahu, artan uluslararası izolasyon karşısında ülkesinin en kritik ittifakını tahkim etmeyi hedefliyor.
Görüşmede, Gazze savaşını sonlandırmayı, savaş sonrası yönetim mekanizmasını kurmayı ve rehinelerin iadesini amaçlayan 21 maddelik bir çerçevenin ele alınması bekleniyor. Washington Post’un ulaştığı ve yönetim tarafından bilgilendirilen iki hükümet yetkilisince doğrulanan 21 maddelik plan; güvenlik, idare, yeniden inşa ve esir takasına ilişkin birbirine bağlı başlıklardan oluşuyor:
- İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonları derhal duracak ve “cephe hatları” dondurulacak.
- İsrail’in kabulünden itibaren 48 saat içinde hayatta olan tüm esirler serbest bırakılacak ve rehinelerin naaşları iade edilecek.
- İsrail, müebbet hapis cezası alan 250 mahkûmu ve 7 Ekim 2023’ten beri tutulan 1.700 Gazzeliyi serbest bırakacak.
- Naaşı iade edilen her bir İsrailli esir karşılığında, İsrail Gazze’den 15 Filistinlinin naaşını iade edecek.
- Anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte Gazze’ye tam kapsamlı insani yardım akışı başlayacak; altyapı (su, elektrik, kanalizasyon), hastaneler, fırınlar ve moloz temizliği rehabilite edilecek.
- Yardımın dağıtımı BM ve diğer tarafsız uluslararası kuruluşlar tarafından, İsrail ya da Hamas’ın müdahalesi olmaksızın yürütülecek.
- Filistinli teknokratlar ve uluslararası uzmanlardan oluşan geçici bir yönetişim yapısı, Gazze’de günlük kamu hizmetlerini yönetecek.
- Bu yönetişim, ABD’nin ortaklarıyla birlikte kuracağı yeni bir uluslararası yapı tarafından denetlenecek.
- Filistin Yönetimi, iç reformlarını tamamladıktan sonra kontrolü devralacak.
- Hamas’ın saldırı amaçlı silahları imha edilecek; barışçıl birlikte yaşama taahhüdü veren militanlara af teklif edilecek.
- Gazze’den ayrılmayı tercih eden Hamas mensupları için güvenli geçiş sağlanacak.
- Gazze ekonomik olarak yeniden kalkındırılacak; özel bölgeler ve düşük tarifeler uygulanacak.
- Hiç kimse Gazze’yi terk etmeye zorlanmayacak; ayrılanların geri dönmesine izin verilecek.
- Hamas’ın Gazze yönetiminde hiçbir rolü olmayacak; tüm tüneller ve saldırı altyapısı yok edilecek.
- Bölgesel ortaklar güvenlik garantileri sağlayacak ve planın uygulanmasında işbirliği yapacak.
- Gazze’ye geçici bir uluslararası istikrar gücü konuşlandırılacak; Filistin güvenlik gücünün eğitimi yürütülecek.
- İsrail, kontrol ettiği bölgeleri kademeli olarak istikrar gücüne devrederek çekilecek ve yalnızca sınır hattında varlığını sürdürecek.
- İsrail, gelecekte Katar’a yönelik saldırılardan kaçınmayı kabul edecek ve önceki görüşmelerde Katar’ın arabuluculuk rolünü tanıyacak.
- “Radikalleşmeyi azaltma” programı başlatılacak; dinler arası diyalog ve söylem değişimi de programda yer alacak.
- Yeniden kalkınma ve Filistin Yönetimi’ndeki reformların ardından, Filistin’in “devletleşmesine” giden inandırıcı bir yolun oluşmasına imkân tanınabilecek.
- ABD, İsrail ile Filistinliler arasında barışçıl birlikte yaşam için bir “siyasi ufuk” tanımlamak üzere diyalog başlatacak.
Habere göre, 21 maddenin çoğu Hamas’a henüz sunulmadı ve “geniş çerçeve” niteliğinde; yönetişim, güvenlik, yeniden inşa ve rehabilitasyonun nasıl uygulanacağı gibi kritik ayrıntılar tanımlanmış değil. Plan, ilk ateşkes ve esir takası dışındaki çok sayıda birbirine bağlı adımın sıralamasını netleştirmiyor. Yeniden inşayı kimin finanse edeceği, silahsızlandırmayı kimin ve nasıl dayatacağı, yardımın pratikte nasıl dağıtılacağı ve yeniden inşa sürerken yerinden edilmiş Filistinlilerin nerede yaşayacağı gibi temel sorular hâlâ yanıtsız.
Perde arkasında temaslar: Witkoff ve Kushner’ın girişimleri
ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff’un plana ikna için pazar günü Netanyahu ile otelde yaklaşık iki saat süren bir toplantı yaptığı belirtiliyor. Görüşmede Başkan’ın damadı ve eski kıdemli danışmanı Jared Kushner da hazır bulundu. Sürece yakın kaynaklar, Netanyahu’nun Hamas’ın silahsızlandırılması ile savaş sonrası Gazze’de Filistin Yönetimi’nin rolüne dair çekincelerine karşın plan üzerinde ilerleme zemini arandığını aktarıyor. İbranice basına göre toplantı “olumlu” geçti; Netanyahu’nun Beyaz Saray’da plana destek verebileceği konuşuluyor.
İyimserlik söylemi ama temkinli notlar
İsrail basınındaki bazı haberlerin yanı sıra Axios muhabiri Barak Ravid’in X’te ismini vermediği kıdemli bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı paylaşımına göre ABD ile İsrail plan üzerinde “çok çok yakın” bir anlaşmaya varmış durumda; ancak planın ilerlemesi için Hamas’ın onayı gerekiyor. Reuters ise bu iddiaları kendi kaynaklarıyla bağımsız olarak doğrulayamadığını not etti.
Trump, hafta sonu yaptığı açıklamalarda Ortadoğu’da “tarihi bir anlaşma” fırsatına işaret etti; hedefin yalnız Gazze’de ateşkes değil, daha geniş bir bölgesel barış olduğunu söyledi. Pazartesi günkü görüşmede Netanyahu’dan plan için mutabakat almayı umduğunu da dile getirdi.
Tartışmalı başlıklar
Ancak Washington’daki müzakerelerin arka planında kayda değer görüş ayrılıkları bulunuyor. Israel Hayom’a göre Katar, anlaşmanın erken safhasında tam çekilmeyi savunurken; Suudi Arabistan ve BAE, kendi katkılarını Hamas’ın silahsızlandırılması şartına bağlıyor. İsrail ise Philadelphi Koridoru’nda uzun süreli varlık ve bir güvenlik tamponu arayışında. Geçiş dönemi yönetiminde Filistin Yönetimi’ne verilecek rol, İsrail’in sınırlı, Körfez ülkelerinin ise “kapsamlı reform” şerhli desteğine tabi. Pakette ayrıca Batı Şeria’daki mülteci kamplarının rehabilitasyonu, UNRWA’nın sonlandırılması, Filistin Yönetimi’nde yapısal reform ve eğitimde radikalizmden arınma gibi başlıklar da yer alıyor.
Katar dosyası: Etkiyi sınırlama arayışı ve ara formül
Öte yandan İsrail, bozulan ilişkiler ve Doha’nın uluslararası kampanyaları nedeniyle “ertesi gün” senaryosunda Katar’ın etkisini sınırlamak istiyor. Washington ise bu tutuma mesafeli. Müzakereciler pazar itibarıyla Katar’ın yeniden inşa ve idaredeki payına dair bir ara formül üzerinde çalışıyordu. Ayrıca İsrail, Hamas’ın yeniden silahlanması halinde Gazze’den gelebilecek tehditleri bertaraf etmek üzere İsrail ordusunun eylem serbestisinin metne açık şekilde yazılmasını talep ediyor; arabulucular ise bunun Hamas’ı masadan kaldırabileceği uyarısını yapıyor.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”












