Bizi Takip Edin

Amerika

Meksika’daki kartel operasyonuna CIA doğrudan katıldı

Yayınlanma

Başta CIA olmak üzere Amerikan istihbarat kurumları, Meksika özel kuvvetlerinin pazar günü ülkenin en azılı kartel liderlerinden birini bulup öldürmesine yardımcı oldu.

Meksikalı yetkililer, Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin (CJNG) kurucusu Nemesio Oseguera Cervantes’in romantik partnerlerinden birinin sırdaşını takip ederek onun yerini tespit edebildiklerini açıkladılar.

Meksikalı yetkililer pazar günü ABD istihbaratının desteğini kabul etmişlerdi, fakat bunun “El Mencho” olarak bilinen uyuşturucu kaçakçısının yakalanmasında sadece “tamamlayıcı” bir rol oynadığını ileri sürmüşlerdi.

POLITICO ile konuşan hiç kimse Meksika ile paylaşılan bilgilerin niteliğini açıklamadı. 

Fakat üst düzey yetkili, Pentagon liderliğindeki bir görev gücü aracılığıyla birçok ABD istihbarat ve kolluk kuvvetinin Oseguera’nın yakalanmasına yardımcı olduğunu söylerken, konuyla ilgili bilgi sahibi kişi özellikle CIA’in katkısına dikkat çekti.

Üst düzey yetkili gibi hassas istihbarat konularını tartışmak için isimsiz kalmak isteyen kişi, “CIA, El Mencho’nun yakalanmasında önemli rol oynadı,” dedi.

Meksika’da kartel liderinin ölümünün ardından dokuz eyalette silahlı çatışmalar başladı

Pentagon’un geçen ay kurduğu “görev gücü” başrolde

Üst düzey yetkilinin Meksikalılara istihbarat desteği sağladığını söylediği görev gücü, Pentagon tarafından geçen ay kuruldu.

Ortak Kurumlar Arası Kartelle Mücadele Görev Gücü olarak bilinen ve ordunun ABD Kuzey Komutanlığı altında faaliyet gösteren bu görev gücü, kuruluşunu duyuran basın bültenine göre, ABD kolluk kuvvetleri, istihbarat topluluğu ve Savunma Bakanlığı temsilcilerinden oluşuyor.

Operasyon hakkında bilgi verilen kişi, CIA’in başarılı istihbarat desteğini, Direktör John Ratcliffe yönetimindeki kurumda yaşanan daha geniş çaplı bir değişimin parçası olarak değerlendirdi.

Bu kişi, “Direktör Ratcliffe ilk günden beri kartellere karşı mücadeleye odaklanıyor ve bu, daha geniş çaplı stratejinin bir parçası,” dedi.

“Donroe Doktrini”nin yeni uygulaması

ABD’nin, Meksika’nın belki de en güçlü uyuşturucu baronunu hedef alan operasyona dahil olması, Başkan Donald Trump’ın uyuşturucu ile mücadeleyi yönetiminin dış ve ulusal güvenlik politikasının merkezine koyduğunun en son göstergesi.

Oseguera’yı ortadan kaldırma operasyonu, Trump’ın Meksika lideri Claudia Sheinbaum’a, hükümeti kartelleri ortadan kaldırmak için daha fazla çaba göstermezse ABD’nin ülkesinde doğrudan askeri harekat düzenleyeceği yönünde defalarca tehdit etmesinin ardından geldi.

Bu hafta sonu düzenlenen baskın, Sheinbaum’un baskıya yanıt verdiğinin bir işareti gibi görünüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığına göre, 2009 yılında Jalisco Yeni Nesil Karteli’ni kuran Oseguera, bu karteli Meksika’nın önde gelen kokain, eroin ve metamfetamin kaçakçısı haline getirdi.

ABD hükümeti, kartelini Meksika’nın en şiddetli kartellerinden biri olarak nitelendirdikten sonra, 2024 yılında başına 15 milyon dolarlık ödül koydu.

Davos’ta yeni jeopolitik gerçeklik: Monroe doktrininden Donroe doktrinine geçiş

Çatışmalar şimdilik duruldu

Oseguera’nın ölümü, pazartesi günü Meksika genelinde bir dizi intikam cinayeti ve diğer şiddet eylemlerine yol açtı ve ülke genelinde işyerleri, okullar ve havaalanları kapatıldı.

Sheinbaum, sosyal medyada Meksikalılara “bilgi sahibi olun ve sakin olun” çağrısında bulundu.

Meksika Güvenlik Kabinesi, pazartesi günü Jalisco eyaletinde birkaç yeni barikat kurulduğunun bildirildiğini, fakat yetkililerin bunların %83’ünü çoktan kaldırdığını açıkladı.

El Mencho’nun kartelinin güç merkezi olan Jalisco, pazar günkü şiddet olaylarının en ağırını yaşadı. Şüpheli çete üyeleri otobüsleri ve araçları ateşe verdi ve yolları barikatlarla kapattı.

Kabine, X’te yaptığı bir paylaşımda, pazartesi günü kurulan barikatların çoğunun, yolları tıkayan hasarlı araçlardan kaynaklandığını belirtti.

Kabineye göre, pazar günü yaşanan şiddet olaylarının ardından Jalisco’da 65 barikat kurulduğu bildirildi.

Meksika Güvenlik Bakanı Omar García Harfuch pazartesi günü yaptığı açıklamada, Meksika Ulusal Muhafız Teşkilatı’nın 25 üyesinin, Jalisco eyaletinde çatışmalarda hayatını kaybedenler arasında yer aldığını söyledi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo ise, “CJNG kartelinin sekiz üyesi askeri operasyonda öldürüldü,” dedi.

El Mencho’nun kartel tarihi

2010 yılında, Nacho Coronel’in ölümü ve Milenio Karteli’nin lideri Oscar Orlando Nava Valencia’nın (namı diğer “El Lobo”) yakalanmasının ardından, Milenio Karteli iki gruba ayrıldı: “Los Torcidos” ve “La Resistencia.”

Bu iki grup, Jalisco’daki uyuşturucu kaçakçılığının kontrolü için bir savaş başlattı ve Los Torcidos, El Mencho’nun liderliğinde bugünkü CJNG haline geldi.

El Mencho’nun komutası altında CJNG, Jalisco ve komşu eyaletlerdeki uyuşturucu kaçakçılığı üzerindeki kontrolünü genişletmeye ve sağlamlaştırmaya başladı ve rakip karteller Zetas ve Knights Templar ile mücadeleye girdi.

Ağustos 2012’de, yakalandığına dair bazı haberlere rağmen, El Mencho, Guadalajara’da CJNG’ye karşı Meksika güvenlik güçleri tarafından yürütülen bir operasyondan kaçtı.

Polisin çabalarını engellemek ve üyelerine kaçmak için zaman kazandırmak amacıyla kartel, şehirdeki ana yollarda araçları ateşe vererek onlarca barikat kurmuştu.

CJNG’nin artan gücü ve şiddet içeren taktikleri, güvenlik güçleri ve hükümetlerin daha fazla dikkatini çekmesine ve baskı yapmasına neden olsa da, El Mencho yetkililerden kaçmaya devam etti.

Düşük profilli bir yaşam sürdürdüğü için, ölümünden yıllar önce ölümüne dair söylentiler ortaya çıkmıştı.

Trump’ın muhtemel tehdit listesi

Örneğin, Şubat 2022’de Meksika basınında yer alan çeşitli haberlerde, El Mencho’nun CJNG’nin bazı rakipleriyle yaşadığı çatışmada öldürüldüğü belirtildi.

CJNG’nin düşmanları tarafından Guadalajara çevresine bırakılan karalanmış mesajlarla yayılan bir başka söylenti ise, El Mencho’nun o şehirdeki bir hastanede böbrek yetmezliğinden öldüğü yönündeydi.

El Mencho’nun ailesinin birkaç üyesi bir süredir gözaltındaydı. Kasım 2024’te, ABD ajanları damadı Cristian Gutiérrez-Ochoa’yı California’da tutuklanmıştı.

Yedi ay önce, Meksika yetkilileri kardeşi Abraham Oseguera’yı da Jalisco’da tutukladı. Bir başka kardeşi Antonio Oseguera da 2022’de Meksika’da yakalandı.

Oğlu Ruben Oseguera, 2020 yılında iade edildikten sonra şu anda ABD’de hapis cezasını çekiyor.

Son olarak, eşi Rosalinda González Valencia, Kasım 2021’de Meksika’da kara para aklama suçlamasıyla tutuklanmıştı.

Amerika

Pentagon bilgi sızdıranlara karşı ortak birim kurdu

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, hassas bilgilerin dışarıya sızdırılmasını engellemek amacıyla Adalet Bakanlığı ile ortak bir çalışma grubu kurulduğunu açıkladı. Yeni yapılanmaya göre Pentagon’un Hukuk Müşavirliği, medya sızıntısı soruşturmalarına dair tüm bilgi ve kayıtlara erişebilecek.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, hassas bilgilerin kamuoyuna açıklanmasını engellemeye yönelik çabalar kapsamında Pentagon ve Adalet Bakanlığının ortak bir çalışma grubu kurduğunu duyurdu.

Hegseth, Savaş Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin (OGC), medya sızıntısı soruşturmalarına ilişkin Pentagon genelindeki tüm bilgi, destek ve kayıtları talep etme ve teslim alma yetkisine sahip olacağını belirtti.

Savaş Bakanı, bakanlığın tüm birimlerinin ve personelinin bu taleplere öncelik vereceğini, OGC tarafından bu yetki çerçevesinde verilen her türlü talimata, talebin sunulmasından itibaren iki gün içinde eksiksiz ve tam bir yanıt verilmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

Hegseth, X sosyal medya platformunda yayımlanan yaklaşık iki buçuk dakikalık video mesajında, “Sızdırılan bilgiler hayatları riske atıyor. Bu yeni araçlar ve süreçler, ortak gücümüzü korumamıza büyük ölçüde yardımcı olacak. Ulusumuzun güvenliği, anlık manşetler peşinde koşanlar için bir pazarlık kozu olamaz” dedi.

Hegseth ayrıca, “Gizli ve mahrem bilgilere erişim kutsal bir emanettir ve bu emanete ihanet edenler yasaların tüm gücüyle karşılaşacaktır” ifadesini kullandı.

New York Times muhabirlerine mahkeme celbi

Söz konusu çalışma grubunun duyurulması, Adalet Bakanlığının dört New York Times muhabirine mahkeme celbi göndermesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Federal büyük jüri önünde ifade vermeye çağrılan gazeteciler, Başkan Donald Trump’ın NATO zirvesi için Türkiye’ye uçtuğu ve Katar tarafından bağışlanan uçağına ilişkin güvenlik endişelerini haberleştirmişti.

Mahkeme celpleri, New York Times gazetesi ve basın özgürlüğü savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. Muhalifler, hükümetin haber kuruluşlarını gözdağı yoluyla sindirmeye çalıştığını savunuyor.

New York Times avukatı David McCraw yaptığı açıklamada, “Gazetecilerimiz gerçekleri rapor etmekte ve Amerikan kamuoyunun, hükümetlerinin nasıl çalıştığını ve vergi mükelleflerinin paralarının nasıl kullanıldığını bilme hakkını savunmaktadır. Bu küstahça eylem, gazetecileri işlerini yapmaktan alıkoyarak kamuoyunun ülkede neler olup bittiğini öğrenmesini engelleme girişiminden başka bir şey değildir” dedi.

Bakanlık bünyesindeki ihraçlar

Hegseth, Pentagon’daki görevinin başından bu yana basına sızıntı yapılmasını engellemeye yönelik adımlar atıyor. Bakanlık geçen yıl basına gizli bilgi sızdırdığı iddia edilen personele yönelik soruşturmalar başlatmış ve yalan makinesi testleri uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Sızıntı iddiaları geçen yıl Hegseth’in bazı danışmanlarına da yöneltilmişti. Eski kıdemli danışman Dan Caldwell ve eski özel kalem müdür yardımcısı Darin Selnick bu isimler arasında yer alıyor. Caldwell, Selnick ve Savaş Bakan Yardımcısı Stephen A. Feinberg’in eski özel kalem müdürü Colin Carroll, bakanlıktaki sızıntı soruşturması kapsamında önce açığa alınmış, ardından Pentagon’dan uzaklaştırılarak işlerine son verilmişti.

Bir hükümet yetkilisi, Mart ayı ortasında The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, bu yılın başlarında Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisinde (ODNI) işe başlayan Caldwell’in Pentagon’dan bilgi sızdırdığına dair hiçbir kanıt bulunmadığını belirtti.

Savaş Bakanı Hegseth, hassas bilgileri paylaştığı gerekçesiyle daha önce kendisi de eleştirilerin hedefi olmuştu. Hegseth, geçen yıl ABD’nin Yemen’deki Husilere yönelik planlanan saldırılarını, The Atlantic dergisi editörünün de yanlışlıkla eklendiği bir Signal grup sohbetinde tartışmıştı. Pentagon Genel Müfettişliği Ofisi tarafından Aralık ayında yayımlanan raporda, Hegseth’in kişisel cep telefonunda Signal uygulamasını kullanarak askeri güvenliği tehlikeye attığı ve bakanlık politikasını ihlal ettiği saptanmıştı.

Eski Pentagon Sözcüsü John Ullyot, “Hegseth’in kendisi geçen yıl Signal üzerinden eşiyle hassas ulusal savunma bilgilerini paylaşıp hiçbir sonuçla karşılaşmamışken, şimdi bu bilgileri koruma ihtiyacından bahsetmesi oldukça ironiktir. 2012 yılında CIA Direktörü David Petraeus, benzer bir durumu kız arkadaşıyla yaşadığı için görevinden istifa etmiş, federal mahkemede iki yıl denetimli serbestlik ve 10 bin dolar para cezasına çarptırılmıştı” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi sözcülüğü de yapan Ullyot, Pazartesi günü The Hill’e verdiği demeçte, “Başkan, ulusal güvenlik yöneticilerinden daha iyisini hak ediyor. Hegseth başkalarından hesap sormadan önce kendisinden hesap sormaya başlamalıdır” dedi.

Basın mensuplarının erişimi kısıtlandı

Hegseth’in tesislerin çoğuna erişimi iptal etmesi nedeniyle muhabirlerin Pentagon’a girişi büyük ölçüde engellenmiş durumda. Pentagon muhabirleri, yetkisiz materyalleri talep etmeyeceklerine dair taahhüt içeren yeni medya politikasını imzalamayı reddederek Ekim ayında basın kartlarını iade etmişti.

Hegseth ve destekçileri, bu politikanın gizli bilgilerin sızmasını önleyerek ulusal güvenliği koruyacağını savunuyor. Basın özgürlüğü grupları ve eleştirmenler ise bu uygulamayı gazetecilerin anayasal haklarının ihlali olarak nitelendiriyor.

Bakanlık son olarak, Pentagon binasını gizli alan ilan ederek gazetecilerin içeri girmesini yasakladı ve basının erişimini daha da daralttı.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada tarihi referanslar veren Hegseth, “Hassas ulusal savunma bilgilerini ve sırlarını sızdırmak, ülkemizin üniformasını giyen kadın ve erkeklere ihanet etmektir. Bu, savaş tarihi kadar eski bir ilkedir ve Amerika Birleşik Devletleri’nde cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar uzanır. George Washington’ın kendisi de sızıntılarla, içerideki tehditlerle ve casuslukla mücadele etmiştir” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Rubio’dan UCM’yi tasfiye etme vaadi: Adım adım yıkacağız

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Uluslararası Ceza Mahkemesini tasfiye etmek amacıyla diplomatik bir kampanya başlatacaklarını açıkladı. Rubio, mahkemenin üç yargıcının New York’ta ABD yaptırımlarına karşı açtığı davanın ardından yayımladığı mesajlarda küreselciliğe karşı egemen devletlerin savunulacağını vurguladı. ABD Dışişleri Bakanlığından bir yetkili, bu süreçte seyahat yasakları, vize iptalleri, artırılmış yaptırımlar ve müttefiklere yönelik diplomatik baskıların devreye sokulacağını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) arasında tırmanan gerilimde yeni bir aşamaya geçildiğini belirterek Trump yönetiminin küresel mahkemeyi tasfiye etmek için diplomatik bir girişim başlatacağını duyurdu.

Rubio, konuya ilişkin çağrısını The Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan makalesi ve sosyal medyada paylaştığı bir video mesaj aracılığıyla kamuoyuna iletti.

Dışişleri Bakanının açıklaması, UCM bünyesinde görev yapan üç yargıcın geçen ay New York’ta Trump yönetimine karşı dava açmasının ardından geldi.

Söz konusu davada yargıçlar, kendilerine yönelik uygulanan ABD yaptırımlarının hukuka aykırı olduğunu savunuyor.

Rubio, kaleme aldığı makalede, “ABD, ‘küreselciliğe karşı egemen devletler’ şeklinde basit bir mesaj içeren diplomatik bir kampanya başlatıyor” ifadesine yer verdi.

Bakan Rubio, makalesinde şu değerlendirmeyi yaptı:

“Hükümetimizin elindeki tüm araçları kullanarak, ortak bir amaç doğrultusunda hareket edebileceğimiz her müttefikle yan yana çalışarak, UCM’yi gerekirse tuğla tuğla söküp tasfiye edeceğiz.”

Reuters haber ajansına konuşan bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, kullanılacak diplomatik araçlar arasında seyahat yasakları, vize iptalleri, UCM ve bağlı kuruluşlarına yönelik yaptırımların artırılması ile diğer ülkelerin UCM’den çekilmesi yönünde uygulanacak diplomatik baskıların yer aldığını aktardı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçları yargılamak amacıyla 2002 yılında kuruldu.

Mahkemenin kurucu anlaşması niteliğindeki Roma Statüsü’nü bugüne kadar imzalayan ve onaylayan 125 ülke bulunuyor.

Rubio paylaştığı video mesajda, UCM’yi “yetkilerinin neredeyse sınırsız olduğunu iddia eden, seçilmemiş küreselci bürokratların görev yaptığı küresel bir mahkeme” olmakla suçladı.

Makalesinde de eleştirilerini sürdüren Rubio, mahkemenin “ABD’ye karşı düşmanlıklarında birleşmiş solcu sivil toplum kuruluşları, kibirli küreselciler ve düşman Üçüncü Dünya hükümetlerinden oluşan güçlü bir ağ tarafından desteklendiğini ve yönetildiğini” öne sürdü.

ABD, kurulduğu günden bu yana Roma Statüsü’ne taraf olmadığı için UCM ile inişli çıkışlı bir ilişki yürütüyor. Demokrat yönetimler mahkeme ile daha fazla işbirliği yapma eğilimi gösterirken Cumhuriyetçi yönetimler daha mesafeli ve sert bir tutum takınıyor.

Eski Başkan Barack Obama yönetimi, Kenya’da seçim sonrası yaşanan şiddet olaylarını soruşturan mahkemenin çalışmalarını desteklemişti.

Eski Başkan Joe Biden yönetimi ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve üst düzey bir Rus yetkili hakkında, Ukraynalı çocukların kaçırılmasıyla ilgili suçlamalar kapsamında tutuklama kararı çıkaran UCM ile istihbarat paylaşımında bulunmuştu.

Biden yönetiminin 2021 yılındaki bu işbirliğinin, mahkemenin Afgan hükümeti ve Taliban güçlerinin işlediği iddia edilen suçlara odaklanmasına yol açtığı ve bu süreçte ABD askeri personeline yönelik soruşturmaları geri plana ittiği bildirilmişti.

Buna karşın, eski başkanlar George W. Bush ve Donald Trump dönemindeki yönetimler, mahkemenin Afganistan’daki ABD askerlerinin faaliyetleri ile İsrail’in Filistinlilere yönelik eylemlerini soruşturma girişimlerine karşı çıkmıştı.

ABD’de 2002 yılında partiler üstü yoğun destekle kabul edilen Amerikan Hizmet Üyelerini Koruma Yasası, başkana, UCM adına gözaltına alınan veya tutuklanan ABD personelini savunmak için her türlü yetkiyi tanıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Apple, eski çalışanları üzerinden OpenAI şirketine dava açtı

Yayınlanma

Apple, yapay zeka alanındaki rakibi OpenAI şirketine, yeni bir donanım ürünü piyasaya sürmeden önce ticari sırları yasa dışı kullandığı iddiasıyla dava açtı. Şirket, OpenAI yöneticisi olan eski başkan yardımcısı Tang Tan’ı işe alım süreçlerinde Apple cihazlarının gizli detaylarını sızdırmakla suçluyor.

ABD merkezli teknoloji şirketi Apple, yapay zeka alanında faaliyet gösteren OpenAI şirketine, bu şirketin kendi yapay zeka cihazını piyasaya sürmesinden önce dava açtı.

The Wall Street Journal gazetesinin yayımladığı analizde, Apple’ın bu hamleyle pazardaki konumunu doğrudan tehdit eden yeni rakibine karşı zaman kazanmaya çalıştığı belirtildi.

Analizde; Google, Samsung, Meta, Microsoft ve Amazon gibi devlerin daha önce iPhone üreticisinin pazardaki payını sarsmayı denediği ancak başarılı olamadığı, OpenAI şirketinin ise Apple için yeni ve ciddi bir tehdit haline geldiği kaydedildi.

Apple tarafından açılan davanın dilekçesinde, OpenAI kadrosuna katılan eski Apple çalışanlarının, şirkete ait ticari sırları yasa dışı şekilde kullandığı öne sürülüyor.

Apple, eski ürün geliştirme başkan yardımcısı olan ve şu anda OpenAI bünyesinde çalışan Tang Tan’ı, işe alım mülakatlarında adaylardan Apple cihazlarına ait gizli bilgileri ve fiziksel parçaları getirmelerini talep etmekle suçluyor.

OpenAI ise söz konusu iddiaları kesin bir dille reddetti. Şirket sözcüsü, gazete aracılığıyla yaptığı açıklamada, ChatGPT geliştiricisinin başka şirketlerin ticari sırlarıyla ilgilenmediğini ve tamamen kendi teknolojilerini üretmeye odaklandığını ifade etti.

Silikon Vadisi devlerinin gizli yazışmaları mahkemeye düştü

The Wall Street Journal haberinde, Apple’ın karşı karşıya olduğu bu durumdaki ironiye de dikkat çekildi. Apple, uzun yıllar boyunca diğer geliştiricilerin fikirlerini ve ürün özelliklerini kopyalamakla suçlanmıştı.

Teknoloji sektöründe, Apple’ın başka geliştiricilere ait özellikleri kendi ürünlerine entegre etmesini tanımlamak için “sherlocking” terimi kullanılıyor.

Haberde ayrıca, Apple’ın açtığı bu dava “termonükleer” olarak nitelendirildi. Bu ifadeyle, Apple kurucu ortağı Steve Jobs’ın 2010 yılında Google’ın Android işletim sistemine karşı başlattığı mücadele için kullandığı “termonükleer savaş” nitelendirmesine atıfta bulunuldu.

Jobs, o dönemde Google’ı iPhone tasarımını kopyalamakla suçlamış ve rakibiyle mücadele etmek için her türlü kaynağı kullanacağını açıklamıştı.

Dava süreci, iki şirket arasındaki işbirliği döneminin hemen ardından geldi. Apple ve OpenAI, 2024 yılında ChatGPT teknolojisinin iPhone ve diğer Apple cihazlarına entegre edilmesi amacıyla bir anlaşma imzalamıştı.

Bu anlaşma öncesinde Apple CEO’su Tim Cook, kendisinin de ChatGPT kullandığını, bu aracın sunduğu benzersiz kabiliyetleri hayranlıkla karşıladığını ve bu teknolojiyi kendi cihazlarına entegre etme olanaklarını incelediklerini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English