Avrupa
Merz’in partisi CDU’da İran çatlakları

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, İran savaşına NATO’nun katılımına yönelik Trump’ın çağrısını reddetse de partisinde en azından Hürmüz Boğazı’na yönelik bir deniz operasyonuna katılma yönündeki çağrılar artıyor.
Sonra olarak Merz’in sözcüsü, “İran savaşının NATO ile hiçbir ilgisi yok, bu NATO’nun savaşı değil,” dedi.
Sözcü Stefan Kornelius, pazartesi günü Berlin’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu savaşın NATO ile hiçbir ilgisi yok. Bu, NATO’nun savaşı değil. NATO bir savunma ittifakıdır; kendi topraklarını savunmak için kurulmuş bir ittifaktır,” diye ekledi.
Trump, pazar günü NATO müttefiklerine, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamaya yardım etmeyi reddederse “çok kötü bir gelecek”le karşı karşıya kalacakları konusunda uyarıda bulunmuş ve Avrupa’yı, bu önemli deniz koridorunu yeniden açmaya yönelik Amerikan çabalarını desteklemeye zorlamıştı.
Alman hükümeti, savaş devam ettiği sürece bu çabaya yardımcı olmayacağını açıkladı.
“ABD, Avrupa’nın yardımını istemediğini açıkça belirtti”
Kornelius şöyle devam etti:
“Bu savaş devam ettiği sürece, Hürmüz Boğazı’nı askeri yollarla açık tutma seçeneği dahil olmak üzere hiçbir şekilde müdahil olmayacağız.”
Sözcü, ABD hükümetinin Almanya’dan böyle bir göreve katılmasını talep eden resmi bir talepten haberdar olmadığını da ekledi.
Kornelius, “Ayrıca, ABD ve İsrail’in savaş öncesinde bize danışmadığını ve Washington’un savaşın başında Avrupa’nın yardımının ne gerekli ne de istenir olduğunu açıkça belirttiğini hatırlatmak isterim,” dedi.
Şansölye Friedrich Merz de cuma günü yaptığı açıklamada, “deniz yollarının askeri korumasını düşünmek” için hiçbir neden görmediğini belirtti.
AB’nin Kızıldeniz’deki “Aspides” misyonu Hürmüz’e uzatılmayacak
Pazar günü, Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da herhangi bir müdahaleyi reddetti ve “Bu çatışmaya katılmayacağız,” dedi.
Wadephul, AB’nin Aspides Operasyonu’nun Kızıldeniz’de zaten “etkisiz” olduğunu, bu operasyonun Hürmüz Boğazı’na genişletilmesi halinde daha iyi sonuçlar elde edebileceğine dair “çok şüphe” bulunduğunu da vurguladı.
Öte yandan Merz’in partisi CDU’nun içerisinden ABD-İsrail operasyonuna destek çağrıları da yükseliyor.
Örneğin CDU’nun askeri politika uzmanı Thomas Röwekamp, Hürmüz’de seyir özgürlüğünü “askeri olarak savunmanın” zorunlu olduğunu savunarak, “Almanya’nın da katkısının gerekli olduğunu” ekledi.
Federal Meclis Savunma Komitesi Başkanı Röwekamp, AB’nin Aspides misyonunun görev alanının genişletilmesinin Avrupa’nın çıkarına olduğunu” savundu ve bu nedenle, “Burada da Almanya’nın katkısı gerekli,” dedi.
Birlik partilerinin parlamento liderinden göç uyarısı
DW Türkçe‘de yer alan habere göre Hristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU) Federal Meclis Grup Başkan Yardımcısı Günter Krings, hem İran halkı ve hem de tüm dünya için “kriminal molla rejiminin son evresini yaşıyor olmayı” dilediklerini söyledi.
Diğer yandan Krings, Avrupa’nın İran’da daha uzun sürebilecek bir çatışma ihtimaline de hazırlıklı olması gerektiğine dikkat çekti.
Krings, bunun komşu bölgede bir savaş söz konusu olduğunda artabilecek bir göç hareketine hazırlıklı olmak anlamına geldiğini belirterek, şimdiden Türkiye’ye sınır geçişlerinde artış kaydedildiğini belirtti.
Avrupa Komisyonu’nun İranlı mültecilerin kabulüne ilişkin Türkiye’ye destek vermesi gerektiğini vurgulayan Krings, böylece Avrupa’ya yönelik ikinci bir göç dalgasının önüne geçileceğini ifade etti.
CDU’lu politikacı, “Çünkü Türkiye’de bulunanlar zaten güvendedir. İranlıların mümkün olduğunca anavatanlarına yakın kalabilmesi de kendi çıkarlarına olacaktır. Avrupa ve komşu ülkelerimiz 2015’teki gibi yeniden kontrolsüz bir göç krizine izin vermemeli,” ifadelerini kullandı.
İran, Almanya’nın pozisyonunu belirsiz buluyor
Öte yandan Merz’in ABD-İsrail’in İran saldırısı konusunda karışık sinyaller vermesi, İran tarafından da not ediliyor.
Oval Ofis’te Donald Trump ile yaptığı görüşmede saldırıya destek mesajları veren Merz’in geçen cuma “sonsuz savaş” eleştirisi ve ABD’nin Rusya yaptırımlarını gevşetme işaretleri göstermesine tepki göstermesi kafa karışıklığına yol açtı.
Bu çelişkili mesajlar, İran hükümeti içinde Almanya’nın tutumuna ilişkin kafa karışıklığına bile yol açtı.
İran’ın Almanya Büyükelçisi Macid Nili Ahmedabadi, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Almanya’nın gerçek tutumunun ne olduğunu bilmiyoruz. Hükümet içinden farklı sesler duyuyoruz,” dedi.
Avrupa Parlamentosu’ndaki SPD milletvekili René Repasi de “CDU’nun konumu giderek zayıflıyor,” dedi.
SPD: Merz’in tutumu bizim eleştirilerimizden sonra değişti
Repasi, bu hafta başında Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın ABD ve İsrail’in hava saldırılarına yönelik eleştirilerinin Berlin’in izolasyonunu ortaya koyduğunu savundu.
Repasi, Costa hakkında, “Üye devletlerin çoğunluğunun arkasında olduğunu biliyor,” dedi.
Berlin’deki SPD’li siyasetçiler, Merz’in son birkaç gündeki sert söylemlerinin en azından kısmen kendilerinin uyguladığı baskıdan kaynaklandığını ileri sürüyor.
SPD’nin dış politika alanındaki başlıca milletvekili Adis Ahmetovic, geçen hafta başında Deutschlandfunk radyosuna verdiği demeçte, “Koalisyon içinde, bu savaşı açıkça reddetmemiz gerektiği konusunda çok ısrarcı olduğumuz çeşitli görüşmeler oldu,” dedi.
Ekonomi alarm verirken yeni göç tehdidi düşündürüyor
Merz, uzayan bir savaşın getireceği iktisadi risklerden de etkileniyor; zira Almanya’nın savaş başlamadan önce de zaten zor durumda olan enerji yoğun imalat sektörü maliyet artışlarına karşı özellikle savunmasız durumda.
Ülkenin önde gelen iktisatçılarından Veronika Grimm, Handelsblatt gazetesi için kaleme aldığı bir makalede, “Büyüme beklentilerinin kötüleşmeye devam etmesi muhtemel.“Almanya için bu, büyümeye dönüş umutlarının bir kez daha sönümlendiği anlamına geliyor,” diye yazdı.
Orta Doğu’da tırmanan savaşın yeni bir mülteci krizi yaratması halinde, Almanya’nın da en çok etkilenen AB ülkeleri arasında yer alması bekleniyor.
Berlin merkezli Rockwool Vakfı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, savaştan kaçan İranlılar için en popüler varış noktası Almanya olacak: İranlıların yüzde 28’i burayı en olası varış noktası olarak belirtiyor.
u durumun başlıca nedeni, Almanya’nın halihazırda çok sayıda İranlı mülteciye ev sahipliği yapması.
Bu zorluklar, CDU’nun, ekonomi ve yurtdışındaki savaşla ilgili artan endişelerin önemli bir rol oynadığı ve aşırı sağın yükselişine katkıda bulunduğu bir dizi eyalet seçimiyle karşı karşıya kalmasıyla ortaya çıkıyor.
Artan riskler göz önüne alındığında, Merz cuma günü G7 ve İsrail ile görüşmeler yoluyla savaşı sona erdirmek için bir plan geliştirmek üzere çalışacağını söyledi.
Merz, “Almanya bu savaşın tarafı değil ve taraf olmak da istemiyoruz. Bu bakımdan, tüm çabalarımız savaşı sona erdirmek üzerine odaklanıyor,” dedi.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












