Bizi Takip Edin

Amerika

Microsoft, Filistin protestolarını takip etmek için FBI’dan yardım istemiş

Yayınlanma

Microsoft, şirketin Gazze’deki işgal nedeniyle İsrail ile ilişkilerini kesmeye zorlamak isteyen çalışanlarına karşı FBI’dan yardım istemiş.

Bloomberg’in incelediği belgelere ve çalışanların ifadesine göre, dünyanın en büyük yazılım üreticisi, protestoları takip etmek için Federal Soruşturma Bürosundan (FBI) yardım istedi, yerel yetkililerle işbirliği yaparak protestoları engellemeye çalıştı, “Gazze” gibi kelimeler içeren şirket içi e-postaları işaretledi ve protestolarla ilgili bazı şirket içi gönderileri sildi.

Microsoft ayrıca şirket etkinliklerini bozdukları gerekçesiyle protestocuları askıya aldı ve işten çıkardı.

Bu çabalara rağmen, bazen dışarıdan destekçilerin de katıldığı bir grup çalışan, kitlesel e-postalar ve gösterilerle giderek tırmanan bir “gerilla kampanyası” aracılığıyla seslerini duyurmaya devam ediyor.

Geçen hafta, Microsoft’un Washington eyaletindeki Redmond merkezindeki bir meydanda, polisin dağılma emirlerini dikkate almayan 20 kişi gözaltına alındı. Polis geçici barikatlarını yıkarken ve tek tek plastik kelepçeleyip götürürken, sloganlar atıp Microsoft yöneticilerinin isimlerini haykırdılar ve kollarını birbirine zincir olarak bağladılar.

Salı günü, protestocular Microsoft Başkanı Brad Smith’in ofisini işgal etti ve Twitch canlı yayın platformunda, slogan attıklarını, pankartlar astıklarını ve kısa bir süreliğine mobilyalarla bir kapıyı barikatlamaya çalıştıklarını gösteren bir video paylaştı. Smith odasında değildi.

Redmond Polis Departmanı sözcüsü Jill Green, üst düzey yöneticilerin ofislerinin bulunduğu binaya giren en az iki kişiyi polisin gözaltına aldığını söyledi.

“No Azure for Apartheid” (“Apartheid için Azure’a Hayır”) adlı bir çalışan grubu, İsrail ordusuna yazılım ve yapay zeka araçları satarak, şirketin Azure bulut hizmetinin sivillerin ölümlerinden kâr elde ettiğini söylüyor.

Microsoft bunu reddediyor, fakat protestolar, dünya sahnesinde “düşünceli bir işveren ve makul bir aktör” olarak sahip olduğu itibarını zedelemekle tehdit ediyor.

Son yıllarda, Microsoft genel olarak tartışmaların dışında kalırken, sektördeki rakipleri antitröst soruşturmaları, gizlilik skandalları veya çalışanlara yönelik tartışmalı muameleyle mücadele etti.

Şimdi Microsoft, günümüzün belki de en politik konusu olan İsrail’in Filistinlilere yönelik muamelesi ile uğraşmak zorunda kalıyor. Bu ayın başlarında şirket, Guardian gazetesi ve diğer haber kaynaklarının, İsrail askeri istihbarat teşkilatının milyonlarca Filistinli’nin cep telefonu görüşmelerini dinlediğini, bunları Microsoft sunucularında sakladığını ve ardından bu verileri Gazze’deki bombalama hedeflerini seçmek için kullandığını bildiren haberleri araştırdığını duyurdu.

Microsoft tarafından yaptırılan daha önceki bir araştırmada, yazılımının insanlara zarar vermek için kullanıldığına dair hiçbir kanıt bulunamadığı ilan edildi.

Microsoft, müşterilerinin insan hakları ve silahlı çatışmaları düzenleyen uluslararası hukuka uymasını beklediğini ve şirketin hizmet şartlarının Microsoft ürünlerinin insanların haklarını ihlal etmek için kullanılmasını yasakladığını söylüyor.

Smith geçen hafta verdiği bir röportajda, “Herhangi bir müşterinin teknolojimizi hizmet şartlarımızı ihlal edecek şekilde kullandığını tespit edersek, bu sorunu çözmek için gerekli adımları atacağız,” dedi ve soruşturmanın birkaç hafta içinde tamamlanacağını ekledi.

Smith, çalışanların bu konuyu şirket içinde tartışabileceklerini, fakat şirketin faaliyetlerini veya çalışanlarını aksatan faaliyetlere müsamaha göstermeyeceğini söyledi.

7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun ardından, Microsoft yöneticileri çalışanlarına taziyelerini ve desteklerini hemen iletmişlerdi. Saldırılardan birkaç gün sonra, o dönemki insan kaynakları şefi Kathleen Hogan bir notta “Ortak insanlığımızla birlikte duralım,” demişti.

Yahudi çalışanlar, “antisemitizmin endişe verici bir şekilde arttığını” ileri sürerken, Filistinli çalışanlar ve müttefikleri, özellikle şirket yöneticilerini Gazze’deki işgalle ilgili endişeleri görmezden gelmekle suçladılar.

Tartışma, şirket içi sohbet odalarında, insan kaynakları liderleriyle yapılan toplantılarda ve yöneticilerle yapılan soru-cevap oturumlarında devam etmişti ama bu konuşmalar çoğunlukla Microsoft’un koridorlarıyla sınırlı kaldı.

Bu durum, Nisan ayı başında Microsoft’un şirketin kuruluşunun 50. yıldönümünü kutlamak için düzenlediği partide değişti. O sabahın erken saatlerinde, Vaniya Agrawal ve Ibtihal Aboussad Microsoft’un kampüsüne gitti. Şirketin, kariyerlerinin başındaki iki mühendisi, Microsoft’un İsrail ile olan bağları nedeniyle şirketten ayrılmaya karar verdiler. Bu bağlar, Associated Press de dahil olmak üzere bir dizi makalede belgelenmişti veNo Azure for Apartheid” ile iletişime geçtiler.

İkili etkinlik alanında birlikte oturdu, fakat birbirlerini tanımıyor gibi davrandılar. Aboussad ilk olarak Microsoft’un tüketici yapay zeka şefi Mustafa Suleyman’ın konuşmasını keserek sahneye çıktı ve güvenlik görevlileri tarafından dışarı çıkarılmadan önce sahneye geleneksel Filistin atkısı olan kefiye attı.

Yaklaşık 90 dakika sonra Agrawal, CEO Satya Nadella ve onun öncülleri Bill Gates ve Steve Ballmer’ın katıldığı bir paneli böldü. Protestoların görüntüleri viral oldu ve milyonlarca kez izlendi.

Bloomberg’e göre Microsoft, bunun tekrarlanmasını önlemeye kararlıydı. Birkaç hafta sonra, şirket FBI’dan yardım istedi ve şirketi hedef alabilecek Filistin yanlısı protestolarla ilgili her türlü istihbaratı talep etti.

2024 yılında, protestocular, Microsoft’un bu yılki Build konferansını düzenleyeceği kongre merkezinin yakınındaki bir otoyolu kapatmıştı. Bloomberg’in gördüğü belgelere göre, eyalet ve yerel kolluk kuvvetleri de en azından mart ayından beri şirkete karşı protestoları takip ediyordu.

Microsoft’un soruşturma direktörü, Bloomberg’in gördüğü bir e-postada FBI’ya, “Özellikle eski çalışanlarımızdan Hossam Nasr, Microsoft’u hedef alan ve bizim soykırıma suç ortağı olduğumuzu iddia eden paylaşımlarında oldukça aktifti,” diye yazdı.

Şirket, gösterilere katılan birkaç çalışanı tespit etmişti, bunlardan biri de “genç yetişkin çocuklarından” biriydi.

Şirket, mayıs ayında da Seattle Kongre Merkezinde düzenlenecek yıllık geliştirici konferansı öncesinde haftalarca yerel yetkililerle koordinasyon çalışması yaptı.

Organizatörler, Microsoft’un kendi çalışanlarından kaynaklanan aksaklıkları önlemenin zor olacağından endişe duyuyordu. Kongre merkezi, genellikle halka açık alanları kapatmak için şehirden onay aldı.

Girişler havaalanı tarzı güvenlik önlemleriyle donatıldı ve “aktivist grupları” temsil eden kıyafetler veya işaretler yasaklandı. Personele, etkinlik rozeti olmayan çalışanları içeri almamaları hatırlatıldı.

Microsoft ayrıca “temel bir sorunu” da ele almaya çalıştı: Konferanstan birkaç gün önce yayınlanan bir blog yazısında Microsoft, İsrail ordusunun yazılımını kullanmasıyla ilgili önceki soruşturmaya atıfta bulunarak, şirketin bulut ve yapay zeka araçlarının çatışmada insanlara zarar vermek için kullanıldığına veya İsrail Savunma Bakanlığının hizmet şartlarını ihlal ettiğine dair hiçbir kanıt bulunmadığını belirtti.

Amerika

Trump, veri merkezi taahhüdünü eyaletler ve şirketlerle büyütüyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın yol açtığı enerji talebi artışı karşısında elektrik fiyatlarının yükselmesine yönelik endişeleri gidermek amacıyla başlattığı Tüketiciyi Koruma Taahhüdü’nü Cumhuriyetçi valiler ve büyük enerji şirketleriyle genişletiyor. Montana, Wyoming ve Missouri valilerinin imzaladığı taahhüdün, veri merkezlerinin kullandıkları enerji ve suyun yanı sıra şebeke geliştirme maliyetlerini de üstlenmesini öngördüğü belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, eyalet yetkilileri ve sektör yöneticilerinden edinilen bilgilere göre, veri merkezlerine yönelik taahhüdünü bazı Cumhuriyetçi valileri ve birkaç büyük enerji şirketini kapsayacak şekilde genişletiyor.

Montana Valisi Greg Gianforte, Wyoming Valisi Mark Gordon ve Missouri Valisi Mike Kehoe, Beyaz Saray’ın Tüketiciyi Koruma Taahhüdü adını verdiği belgeyi imzaladı.

Eyalet yetkilileri, bu taahhüdün veri merkezi geliştiricilerinin kullandıkları enerji ve suyun yanı sıra elektrik şebekesinin iyileştirilmesi ve bakımı için adil pay ödemelerini güvence altına alan bir ilkeler bütününü içerdiğini aktardı.

Politico’ya konuşan konuya vakıf yedi kaynak da elektrik dağıtım şirketlerinin de taahhüdü imzalamasının beklendiğini bildirdi.

Beyaz Saray imza atan tarafları doğrulamayı reddetti ancak taahhüdün yeni destekçiler kazandığını açıkladı. Bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, “Şu an için duyurulacak yeni bir gelişme yok ancak Başkan Trump’ın Tüketiciyi Koruma Taahhüdü o kadar etkili oldu ki diğer paydaşlar da buna imza atmak istiyor” ifadesini kullandı.

Bu adım, Trump yönetiminin yapay zeka ve artan enerji fiyatları konusundaki toplumsal endişeleri yatıştırmaya yönelik son girişimi olarak öne çıkıyor.

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu verilerine göre, elektrik faturalarındaki artış geçen ay yavaşlamış olsa da ortalama elektrik fiyatları son 12 ayda yüzde 4 artarak ABD’deki genel enflasyon oranını geride bıraktı. Federal tahminler de maliyetlerin önümüzdeki yıllarda daha da yükseleceğine işaret ediyor.

Cumhuriyetçi valilerin Trump ile birlikte bu sürece dahil olması, veri merkezlerinin ülke genelindeki seçilmiş yetkililer için oluşturduğu siyasi riski ortaya koyuyor.

Bazı Demokrat valilerin çalışma ekibi üyeleri, Beyaz Saray’ın taahhüdü imzalamaları için kendileriyle iletişime geçmediğini belirtti.

Eyaletteki yeni büyük ölçekli veri merkezi inşaatlarının çoğunu durdurmak amacıyla salı günü bir kararname imzalayan New York’un Demokrat Valisi Kathy Hochul’un sözcüsü Ken Lovett, Beyaz Saray’ı iki partiden seçilmiş yetkilileri de harekete geçiren bir konuyu siyasallaştırmakla suçladı.

Lovett yaptığı açıklamada, “Bu yönetimin böylesine kritik bir meselede partizan siyaset yapması maalesef şaşırtıcı değil. Washington’daki Cumhuriyetçiler siyaset yapıp tutmayacakları sözler verirken, Vali Hochul New Yorklular için elektrik kesintilerini önlemek ve maliyetleri düşürmek adına somut adımlar atıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bağlayıcılığı olmayan taahhüt, ilk olarak mart ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir etkinlikte, veri merkezlerinin enerji maliyetlerini tamamen üstlenmeyi taahhüt eden yedi teknoloji şirketinin yöneticileri tarafından imzalanmıştı.

Kamuya açık olmayan planlama hakkında bilgi sahibi olan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen dört kişi, yeni imzacı taraflar için bu hafta yapılması planlanan etkinliğin ertelendiğini aktardı.

Bu kişilerle birlikte süreçten haberdar olan diğer üç kaynak, büyük elektrik şirketlerinin taahhüdü imzalamasının beklendiğini kaydetti.

Southern Co., Duke Energy ve Exelon gibi şirketler, ülkede veri merkezlerinin en yoğun olduğu ve bu durumun elektrik fiyatlarında artış endişesi yarattığı bölgesel şebekelerde faaliyet gösteriyor.

Yatırımcılara ait elektrik şirketlerini temsil eden lobi grubu Edison Elektrik Enstitüsü Sözcüsü Dani Marx, üyelerinin katılıp katılmayacağına yönelik soruları Beyaz Saray’a yönlendirdi.

Yeni imzacılardan bazıları Beyaz Saray’ın takviminden önce hareket etti. Montana Valisi Gianforte geçen hafta taahhüdü imzaladığını duyurdu. Valilik sözcülerine göre Gordon ve Kehoe de belgeye imzalarını attı.

Colorado’nun Demokrat Valisi Jared Polis’in ofisi, taahhüdün içeriğini olumlu bulmalarına rağmen Beyaz Saray’dan kendilerine herhangi bir talep gelmediğini açıkladı. Sözcü Eric Maruyama, “Bu taahhüt olsun ya da olmasın, valimizin önceliği her zaman veri merkezi yatırımlarının Coloradolular için enerji maliyetlerini düşürmesi ve tasarruf sağlaması olmuştur” dedi.

Kuzey Carolina Valisi Josh Stein’ın sözcüsü Kate Schmidt de gönderdiği e-postada, Trump yönetiminden kendilerine bir bildirim ulaşmadığını belirtti.

Schmidt, Beyaz Saray’ın taahhüdünün Stein’ın Enerji Politikası Görev Gücü ile uyumlu olduğunu ve Demokrat valinin, Kuzey Carolina sakinlerinin yüksek enerji tüketim maliyetlerini yüklenmemesi için veri merkezlerinin kendi masraflarını karşılaması gerektiğine inandığını ifade etti.

Çoğunluğu Demokrat valilerden oluşan ABD İklim İttifakı’nın sözcüsü Nikki Burnett ise koalisyon üyesi eyaletlerin, Trump’ın taahhüdünü aşan politikalar uyguladığını ve yükümlülükler üstlendiğini dile getirdi.

Burnett, Vali Hochul’un New York’taki adımının yanı sıra Arizona, Illinois, Massachusetts, New Jersey, Oregon, Pennsylvania ve Virginia’daki girişimleri örnek gösterdi.

Bazı Demokrat valiler, Trump yönetiminin maliyet sorunlarını birlikte çözme çağrılarına daha önce olumlu yanıt vermişti.

Trump ve her iki partiden valilerden oluşan bir grup, ocak ayında ABD’nin en büyük elektrik şebekesi işletmecisi PJM Interconnection’a doğrudan çağrıda bulunarak, bölgedeki aşırı fiyat artışlarını kontrol altına almak amacıyla teknoloji şirketlerine yönelik acil bir elektrik satışı ihalesi düzenlenmesini istemişti.

Mart ayında Amazon, Google, Meta ve Microsoft gibi teknoloji şirketlerinin yöneticileri, veri merkezlerinin elektrik altyapı maliyetlerinin tamamını ödemeyi taahhüt eden kendi belgelerini imzalamıştı.

Bu taahhütle şirketler, şebeke güvenilirliğine katkıda bulunmak ve kesintileri önlemek amacıyla yedek güç sağlamak için şebeke işletmecileriyle işbirliği yapmayı da kabul etmişti.

Veri merkezlerinin tetiklediği enerji talebi karşısında tüketicileri elektrik faturası artışlarından korumayı amaçlayan bu çerçevenin uygulanması, büyük ölçüde eyalet meclislerinin ve kamu hizmetleri komisyonlarının kararlarına bağlı bulunuyor.

Taahhüt kapsamındaki teknoloji şirketlerine, elektrik dağıtım şirketleri ve eyalet yönetimleriyle tarife yapıları üzerinde müzakere etme görevi de verildi.

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki milletvekilleri ise başkanın bu taahhüdünü yasalaştırmak için çalışmalar yürütüyor. Bazı Demokrat kongre üyeleri ise daha ileri giderek ülke genelinde veri merkezi inşaatlarına geçici durdurma kararı getirilmesi çağrısında bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Telegram kısa linklerinin kesilme nedeni ABD yaptırımları

Yayınlanma

Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa link hizmetinde yaşanan erişim kesintisinin, ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinin yaptırım kuralları nedeniyle gerçekleştiği açıklandı. Karadağ merkezli “.me” alan adı yöneticisi, Telegram kurucusu Pavel Durov’un çağrısı üzerine yaptığı açıklamada, hizmetin yaptırım uyumu sebebiyle geçici olarak durdurulduğunu ve sorunun giderilerek erişimin yeniden sağlandığını bildirdi.

Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa linklerinin tarayıcılarda açılmamasıyla başlayan küresel erişim sorununun arkasından ABD yaptırımları çıktı.

Karadağ’ın ulusal internet alan adı olan “.me” uzantısının yöneticileri, Telegram kurucusu Pavel Durov’a verdikleri yanıtta kesintinin ABD Hazine Bakanlığı taleplerinden kaynaklandığını bildirdi.

Telegram kurucusu Pavel Durov, sosyal medya platformu X üzerinden Karadağ alan adı tescil kuruluşuna seslenerek, “t.me linki çalışmayı durdurdu. Buna bir bakabilir misiniz?” çağrısında bulundu.

Yetkili kurumun X hesabından Durov’a verilen yanıtta, “Sabrınız için teşekkür ederiz. t.me adresinin faaliyeti, OFAC kurallarına uyum çerçevesinde geçici olarak durduruldu ancak servis şu an yeniden erişime açıldı” ifadeleri kullanıldı.

OFAC, ABD Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren ve ABD’nin ulusal güvenliği ile dış politikasına tehdit oluşturduğu değerlendirilen yabancı ülkeler, rejimler, şirketler ve kişilere yönelik ekonomik yaptırımları yöneten Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi olarak biliniyor.

Erişim kesintisi öncesinde, tarayıcılar üzerinden Telegram kanallarına, paylaşımlara ve kullanıcı profillerine yönlendiren kısa linkler açılmıyordu.

Rus teknoloji portalı Kod Durova, sorunun alan adının DNS sisteminden çıkarılmasına yol açan “serverHold” statüsünden kaynaklandığını duyurdu.

Rus bilişim şirketi Timeweb’in Genel Müdürü Andrey Başirov da t.me alan adının Karadağ’ın ulusal internet bölgesinde yer aldığını, sorunun alan adı sahibi kuruluştan kaynaklanması nedeniyle adresin DNS sisteminin dışına çıkarıldığını teyit etti.

TechCrunch internet sitesinin siber güvenlik uzmanı John Aragon’un değerlendirmelerine dayandırdığı analizine göre, t.me adresinin durdurulması, ABD Hazine Bakanlığının fidye yazılımı saldırılarında kullanıldığı belirtilen bir VPN sağlayıcısını yaptırım listesine aldığı günle eş zamanlı gerçekleşti. ABD’nin yaptırım listesinde (SDN) ilgili servisin Telegram kanalının bağlantı adresi de yer alıyordu.

Alan adı kayıt otoritesinin, listedeki spesifik bağlantıyı engellemek yerine yaptırım kurallarına uyum sağlama gerekçesiyle Telegram’a ait tüm t.me alan adının faaliyetini askıya aldığı değerlendiriliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankacılık sektörü stabil kripto paralara karşı birleşti

Yayınlanma

ABD bankacılık sektörü, Senatoya gönderdikleri ortak mektupta dijital varlık piyasasını düzenleyen CLARITY Act yasa tasarısının sıkılaştırılmasını isteyerek stabil kripto paralara faiz ve getiri yasağı getirilmesini talep etti. Sektör temsilcileri, mevcut tasarıdaki boşlukların stabil kripto paraların mevduat alternatifi olarak kullanılmasına yol açabileceğini ve bankalardan fon çıkışını tetikleyebileceğini vurguladı.

ABD bankacılık sektörü temsilcileri, kripto para piyasasını düzenlemeyi hedefleyen Dijital Varlık Piyasasında Şeffaflık Yasası (CLARITY Act) tasarısındaki stabil kripto paralara ilişkin getiri hükümlerinin sıkılaştırılması için senatörlere çağrıda bulundu.

Beyaz Saray tarafından bir yılı aşkın süredir desteklenen ve kripto para şirketlerine geniş olanaklar tanıyan yasa tasarısı, geleneksel finans temsilcilerinin güçlü direnciyle karşılaşıyor.

Amerikan Bankacılar Birliği (ABA), Amerika Bağımsız Bölgesel Bankacılar Birliği (ICBA) ve 76 eyalet bankacılık derneği tarafından Senato liderliğine gönderilen ortak mektupta, stabil kripto paralara yönelik ödül ve getiri sağlayan mevcut ifadelerin çok belirsiz olduğu savunuldu.

Bankalar, stabil kripto paraların banka mevduatlarının yerine geçmesini önleyecek değişikliklerin tasarıya eklenmesini talep etti.

Açıklamada, “Tasarıdaki belirsizlik, kongrenin stabil kripto paraların bir değer saklama aracı değil, yalnızca bir ödeme aracı olarak hizmet etmesi gerektiği yönündeki uzun süredir devam eden net duruşuna rağmen, bu varlıkların fiilen mevduat alternatifi olarak kullanılmasına yol açabilir” ifadesine yer verildi.

Mektupta, mevduat çıkışlarının küçük ölçekli bankalarda konut kredileri, küçük işletmelerin ve tarım sektörünün finansmanını destekleyen kaynakları eriteceği, bunun da yerel toplulukların bağımlı olduğu kredi mekanizmalarına ciddi zarar vereceği kaydedildi.

Bankacılar, stabil kripto paralara faiz, getiri veya ödül verilmesinin kesin olarak yasaklanmasını ve bu yasağın başka hizmetler adı altında delinmesini engelleyecek net ifadelerin tasarıya eklenmesini istedi.

Ayrıca, stabil kripto paraların cüzdanlarda veya borsalarda tutulma süresine bağlı olarak ödül verilmesine imkan tanıyan hükümlerin de tasarıdan çıkarılması talep edildi.

Dernekler konuya ilişkin olarak, “Bu hükmün çıkarılması, ödeme amaçlı stabil kripto paraların kullanılmadan uzun süre tutulmasını teşvik etmeme yönündeki ortak hedefimizle örtüşmektedir. Bu bölümün korunması, ödüllerin doğrudan müşterilerin cüzdanlarında veya borsalarda ne kadar stabil kripto para tuttuklarına bağlı olacağı gerekçesiyle, mevduat çıkışını önlemeyi amaçlayan ilk yasağın hedeflerini boşa çıkaracaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Bankacıların mektubu, Temsilciler Meclisinde 17 Temmuz Çarşamba günü yapılması planlanan CLARITY Act oturumundan birkaç gün önce gönderildi.

Mayıs ayında Senato Bankacılık Komisyonu, aylarca süren tartışmaların ve ihraççıların aleyhine olan bazı değişikliklerin ardından belgeyi onaylamıştı ancak bu değişikliklerin geleneksel finans temsilcilerini de memnun etmediği görülüyor.

Yasa tasarısının bu yıl sonuna kadar kabul edilme olasılığına yönelik piyasa beklentileri de zayıflıyor.

Tahmin platformu Polymarket üzerindeki verilerde, tasarının 2026 yılına kadar yasalaşma ihtimali 13 Temmuz Pazartesi günü yüzde 24’e gerileyerek ocak ayından bu yana en düşük seviyeyi gördü. Katılımcılar 14 Salı günü bu beklentiyi yüzde 34’e yükseltti.

Haziran ayı başında ise Coinbase, Ripple, Kraken, Circle, a16z ve Binance US dahil 200’den fazla kripto para şirketi ve kuruluşu ortak bir bildiriyle Senatoyu CLARITY Act yasa tasarısını kabul etmeye çağırmıştı.

Buna karşın haziran ayı sonunda Bölge Savcıları Ulusal Derneği, ABD Savcı Yardımcıları Ulusal Derneği, Uluslararası Polis Şefleri Derneği ve Ulusal Şerifler Derneği yasa tasarısına mevcut haliyle karşı çıktı.

Kurumlar, yasanın açık kaynaklı kripto ürün geliştiricilerini koruyan maddesinin yasadışı faaliyetler üzerindeki denetimi zayıflatabileceğini bildirdi.

Geçen hafta ise Federal Kolluk Kuvvetleri Görevlileri Derneği (FLEOA), merkeziyetsiz finans sistemlerinin hesap verebilirliği konusunda tasarıya daha fazla açıklık getirilmesini talep ederek belgeye destek verdi.

Yaklaşık 34 bin aktif ve emekli federal kolluk görevlisini temsil eden FLEOA, kripto projelerini yönetenlerin “yapay merkeziyetsizlik” arkasına gizlenerek sorumluluktan kaçabileceği uyarısında bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump da 13 Temmuz Pazartesi günü Truth Social platformundan yaptığı açıklamada, Senatoyu, tasarının en önemli destekçilerinden olan ve 11 Temmuz Perşembe günü 71 yaşında hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın anısına CLARITY Act yasa tasarısını kabul etmeye çağırdı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English