Bizi Takip Edin

Avrupa

Moldova lideri Maya Sandu’nun “Romanya’yla birleşirim” açıklaması tartışma yarattı

Avatar photo

Yayınlanma

Moldova lideri Maya Sandu, ilk kez kamuoyuna açık biçimde, bir referandum düzenlenmesi halinde Romanya ile yeniden birleşme lehine oy vereceğini söyledi. 

Yine de Avrupa Birliği’ni (AB) ‘daha gerçekçi bir hedef’ olarak tanımlayan Sandu, “Bölgesel ve küresel gelişmeler, Moldova Cumhuriyeti gibi ülkelerin ayakta kalmasını giderek daha karmaşık hale getiriyor; bu nedenle Avrupa Birliği’ne katılım, egemenliğin korunması açısından gerçekçi bir hedef olarak öne çıkıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Moldova gibi ülkelerin Rusya kaynaklı tehditlerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Moldova lideri, “Moldova Cumhuriyeti gibi bir ülkenin ayakta kalması, bir demokrasi ve egemen bir devlet olarak varlığını sürdürmesi giderek daha zor hale geliyor” ifadelerini kullandı. 

İngiliz gazeteciler Rory Stewart ve Alastair Campbell tarafından hazırlanıp sunulan “Gerisi politika” programına katılan Sandu, Romanya’yla birleşmeyi destekleyip desteklemediği yönündeki soruyu “Bir referandum olsaydı, Romanya ile yeniden birleşme yönünde oy verirdim” ifadeleriyle yanıtlasa da, AB üyeliğinin ‘daha çok destek bulan’ bir hedef olduğu görüşünde:

“Moldova Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak, Romanya ile birleşmeyi destekleyen bir çoğunluğun olmadığını biliyorum; buna karşılık Avrupa Birliği’ne katılımı destekleyen bir çoğunluk var ve biz de bu doğrultuda hareket ediyoruz. Bu hedef çok daha gerçekçi ve egemenliğimizi korumamıza yardımcı oluyor.”

Sosyalistlerden sert tepki

Sandu’nun çıkışı beklendiği gibi Moldova siyasetinde sert tartışma yarattı. Eski cumhurbaşkanı Igor Dodon’un liderliğini yaptığı Sosyalistler Partisi (PSRM), Sandu hakkında “vatana ihanet” suçlamasıyla cezai soruşturma başlatılması talebiyle Genel Savcılık, istihbarat servisleri ve ilgili diğer kurumlara çağrıda bulundu.

PSRM’ye göre Maia Sandu’nun görevde kalması, “Moldova Cumhuriyeti’nin varlığına yönelik bir tehdit” oluşturuyor.

Partinin konuyla ilgili sert tonda yayınladığı açıklamadan öne çıkanlar ise şu şekilde:

“Gayrimeşru Cumhurbaşkanı Maya Sandu’nun Moldova Cumhuriyeti’nin tasfiyesine ve Romanya tarafından yutulmasına oy verebileceğini açıklaması ne ‘kişisel bir görüş’ ne de ‘soyut bir spekülasyon’dur. Bu, Moldovalı devlet yapısına, Anayasa’ya, ülkenin egemenliğine ve tarafsızlığına karşı yönelmiş açık bir siyasi ihanet eylemidir.

Sandu, Moldova Cumhuriyeti’ni korunmaya değer bir değer olarak görmediğini ve onun yıkımını desteklemeye hazır olduğunu kamuoyu önünde açıkça kabul etmiştir. Bu, ulusal çıkarlara karşı bilinçli, açık ve yabancı bir platformda dile getirilmiş doğrudan bir ihanettir.

Böylesine açıklamaların geçici olarak Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden bir kişiden gelmesi son derece küstahça ve tehlikelidir. Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı, devletin egemenliği ve bağımsızlığının garantörüdür. Maia Sandu ise tam tersine, devletin en yüksek makamını birlikçi projeyi ve dış dayatmaları teşvik eden bir kürsüye dönüştürmekte, Moldova devletinin temellerini sarsmaktadır.

Görevde kaldığı her gün, Moldova Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak varlığına yönelik bir tehdit oluşturmaktadır.”

Sosyalistler ayrıca, Parlamento’daki, yerel yönetimlerdeki ve sivil toplumdaki tüm ‘vatansever’ güçlere, taktik ayrılıkları bir kenara bırakıp, ‘ülkeyi egemenliğini kaybetmeye, toplumsal bölünmeye ve ulusal bir felakete sürükleyen Maya Sandu rejimine’ karşı birleşme çağrısı yaptı.

“Romanya ile birleşmek” ne demek?

Sandu’nun dile getirdiği birleşme fikri, Romanya ile Moldova arasındaki tarihsel meselelerden biri. Coğrafi olarak Ukrayna ile Romanya arasında sıkışmış bir konumda bulunan Moldova’da ‘birleşme’ tartışmaları, iki ülkenin milliyetçileri tarafından sık sık gündeme getirilen bir tartışma. 

Romanya-Moldova birleşmesine ilişkin tartışmaların merkezinde de, günümüzdeki güncel meselelerde olduğu gibi Rusya bulunuyor.

Bugünkü Moldovya Cumhuriyeti’nin büyük kısmını oluşturan ‘Besarabya’, 1812’de Rusya İmparatorluğu’na geçmiş, Birinci Dünya Savaşı ve Rus İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında kurulan Moldovya Demokratik Cumhuriyeti’nin meclisi de (Sfatul Țării) 1918’de Bessarabia’nın Romanya’ya katılmasını kararlaştırmıştı. Bugün birleşme yanlısı milliyetçiler açısından, tartışmaların merkezinde bu karar bulunuyor.

Ancak, 40’lı yıllarda Sovyet ordusunun Romanya’ya verdiği ultimatom (Bu adımın Molotov–Ribbentrop Paktı’nın gizli protokolleri gereği atıldığı iddia edilir), Romanya güçlerinin çekilmesi ve Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulması, Besarabya’yı bir kez daha ‘Rus/Sovyet toprağı’ haline getirmişti. 

Sovyet perspektifine göre ise Romanya’nın bölge üzerindeki hakimiyeti zaten tarihsel ve hukuki olarak meşru değildi ve 1918’de Romanya’ya katılması tek taraflı ve tartışmalı bir adımdı.

Aynı zamanda, Romanya’nın faşist Mareşal Ion Antonescu liderliğinde 2. Dünya Savaşı’nda Sovyetler’e karşı Nazi bloğunda yer alması da, söz konusu tarihsel saflaşmayı besleyen bir diğer kritik gelişmeydi. 

Bu tarihsellik, Moldova siyasetinde Rus/Sovyet karşıtı milliyetçi ve liberal güçleri ‘birleşmeci’ veya ‘Batı yanlısı’, Rus ve Gagauz nüfus başta olmak üzere Rusça konuşan Sovyet yanlısı kesimleri ise günümüzde Rusya yanlısı bir siyasi pozisyona itti. Moldova’da yaşanan siyasi tartışmaların hepsini, işte bu tarihsel saflaşma zemininde okumak mümkün.

Moldova’da hangi siyasi güçler Romanya’yla birleşelim diyor?

Moldova lideri Sandu’nun da belirttiği gibi, iki ülkede birleşmeyi savunan ve bunu siyasi bir gündem haline getiren siyasetlerin çoğunlukta olmadığını söylemek mümkün. Sandu iktidarının merkez sağ/liberal partisi Eylem ve Dayanışma (PAS), önceliğini AB ve NATO entegrasyonuna veriyor. 

Birleşmeyi bir siyasi program olarak sunan Mișcarea Politică Unirea (MPU), Partidul Unității Naționale (PUN), Partidul Liberal (PL), Romanian Popular Party (PPR), Save Bessarabia Union (USB), National Liberal Party (PNL – Moldova) gibi sağ parti ve birliklerin siyasi gücü kısıtlı. 

Romanya tarafında yer alan, başta Alianța pentru Unirea Românilor (AUR) olmak üzere diğer sağ yapılar için de aynı şeyleri söylemek mümkün.

Moldova-Romanya hattındaki birleşme fikri, siyasi söylem ve tartışmalarda sıkaç gündeme gelse de, iki ülkenin kaderini değiştirebilecek düzeyde bir siyasi güce sahip değil. 

Peki, Sandu neden “Birleşirim ama…” dedi?

Sandu neyle ‘birleşmek’ istiyor?

Sandu, 2019–2020 döneminde ‘yolsuzlukla mücadele’, ‘hukukun üstünlüğü’ ve ‘AB entegrasyonu’ gibi sloganlarla öne çıkan, merkez sağ, liberal ideolojiye sahip bir siyasetçi. Partisi PAS, ülkenin Batı yönelimli, liberal-reformcu kanadının sembollerinden biri.

Dolayısıyla Sandu’nun “Referandum olsa birleşmeye oy veririm” söylemi, ülkede bu çizgiyi savunan siyasi odaklar gibi sahici bir yerel talebi yansıtmak yerine Moldova’nın güvenliğini sağlamak için Batı’ya (özellikle AB ev NATO) daha sıkı bağlanma isteğinin sinyali olarak okunabilir. Sandu’nun birleşme çıkışı ve bu çıkışın karşısına Rusya’yı koyması, dışarıdan belirlenen bir güvenlik şemsiyesi arayışının bir tür dışa vurumu.

Ayrıca, Romanya gibi bir ‘tarihsel komşu’ ve ‘Batılı liderler ve kurumların takdiri’, gençlik kesimleri başta olmak üzere Sandu’nun iç politikada elini güçlendirse de, uzun vadede Moldova’nın içerisinde bulunduğu toplumsal kırılmayı daha da derinleştiriyor.

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English