Bizi Takip Edin

Diplomasi

NATO Genel Sekreteri Rutte: Avrupa, İran’a yönelik saldırılara askeri destek vermeyecek

Yayınlanma

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa’nın İran’ı bölgesel ve küresel tehdit olarak gördüğünü iddia ederek ABD’nin müdahalesini desteklediğini ancak harekatta askeri olarak yer almayacağını açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, BBC’ye yaptığı açıklamada, İran’ın Avrupa, İsrail ve Ortadoğu ülkeleri için tehdit teşkil ettiğini öne sürdü ve Avrupa’nın ABD’nin bu ülkeye yönelik eylemlerini tam olarak desteklediğini kaydetti.

Rutte, Avrupa ülkelerinin askeri harekatın dışında kalmak için azami çaba sarf ettiğini ve ABD’ye yardım etmeye hazır olmadığını ifade etti. Bu tutum, ABD Başkanı Donald Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından tepkiyle karşılandı.

BBC’nin NATO kuvvetlerinin İran’a yönelik operasyonda görev alıp almayacağı sorusuna Rutte, “Hayır, bu harekatın Amerikalılar ve İsrailliler tarafından yürütüldüğü açık” cevabını verdi.

NATO müttefiklerinin ve bölgedeki ortakların İran’ın saldırılarına maruz kaldığını belirten Rutte, tarafların mevcut durumda ellerinden geleni yaptığını sözlerine ekledi.

İran’ın saldırılarının sadece Basra Körfezi ülkelerini etkilemediğine dikkat çeken Rutte, Kıbrıs’taki İngiliz hava üssüne ulaşan İran dronlarının düşürüldüğünü hatırlattı. Bu gelişmenin ardından Yunanistan, Kıbrıs’a iki fırkateyn ve iki F-16 savaş uçağı sevk etti.

Avrupa ülkeleri saldırıları için lojistik ve erişim desteği sağlıyor

Fox News kanalına da mülakat veren Rutte, Avrupa’nın operasyonun yürütülmesi için gereken ortamı sağladığını ve lojistik imkanları sunduğunu belirtti.

Avrupalı liderlerle görüştüğünü ve bu isimlerin Trump’ın hamlelerini desteklediğini savunan Rutte, “ABD’den Avrupa’daki üslerin kullanımı ve diğer destekleyici faaliyetler konusunda net talep geldi. Burada kastedilen erişim ve lojistiktir” diye konuştu.

İspanya hava üslerini kullandırmayı reddetti

İspanya yönetimi, topraklarını kullandırmayı reddettiğini duyurdu. İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles, ülkedeki iki ABD askeri üssünden İran’a yönelik operasyonlar için kesinlikle hiçbir yardım sağlanmadığını belirtti.

Financial Times’ın aktardığına göre Robles, “Şu anda ABD ve İsrail silahlı kuvvetleri tarafından yürütülen harekat, uluslararası bir karar desteği olmaksızın tek taraflı icra ediliyor; bu nedenle söz konusu üsler kullanılmıyor” dedi.

Starmer: Irak’tan dersimizi aldık

İngiltere de başlangıçta üslerini ABD kullanımına açmayı reddetmişti. Trump bu karara ilişkin büyük hayal kırıklığı yaşadığını belirterek, Başbakan Keir Starmer’ın, İran’daki füze tesislerine yönelik savunma amaçlı saldırılar için ABD’nin üs kullanım talebine onay vermekte çok geciktiğini ifade etti.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth ise Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında müttefiklerin güvenilmezliğinden şikayet etti. Hegseth, müttefiklerin “geleneksel ortakların aksine”, kuvvet kullanımı konusunda tereddüt etmemeleri ve iyi birer ortak olmaları gerektiğini savundu.

Başbakan Starmer, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Benim görevim İngiltere’nin ulusal çıkarlarına neyin uygun olduğuna karar vermektir” diyerek, Trump’ın harekatın başlangıç aşamasındaki kararsızlık konusundaki memnuniyetsizliğini doğruladı.

İngiltere’nin Irak’taki hatalardan ders çıkardığını vurgulayan Starmer, başlangıçta ABD’ye katılmadıklarını ve şu anda da saldırı amaçlı harekatlarda yer almayacaklarını kaydetti.

Starmer, ABD’ye yalnızca İran füze tesislerine yönelik savunma odaklı operasyonlarda yardım etmeyi kabul etti.

BBC’nin elde ettiği bilgilere göre ABD, bu amaçla İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Gloucestershire’daki bir üs ile Hint Okyanusu’ndaki bir diğer üssü kullanıyor. Rutte, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Londra’nın bu izni vermeden önce hukuki meseleleri çözmesi gerektiğini anladığını ifade etti.

Almanya’nın askeri katılımı personel korumasıyla sınırlı kalacak

Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in sözcüsü Stefan Cornelius, Berlin’in Ortadoğu’daki askeri faaliyetlerinin bölgede bulunan kendi askerlerini korumakla sınırlı olacağını açıkladı. Bölgedeki uluslararası üslerde yaklaşık 500 Alman askeri görev yapıyor.

NATO Genel Sekreteri, ABD ve İsrail kuvvetlerinin İran’ı bombalamaya başlamasından önce kendisine bilgi verilip verilmediği yönündeki soruyu yanıtlamayı reddetti. Amerikalı yetkililerle çok sayıda görüşme yaptığını belirten Rutte, Washington ve NATO’nun yakın temas halinde olduğunu vurguladı.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin belirttiği üzere, bölgedeki müttefik savunma kabiliyetleri en üst seviyeye çıkarılmış durumda.

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Yayınlanma

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.

Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.

Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.

Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.

Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.

“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.

Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.

Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.

Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.

Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.

Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.

Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.

Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.

Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

Yayınlanma

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.

Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.

Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.

Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.

Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.

Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.

Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.

Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.

Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.

AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.

Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.

Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.

Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.

Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.

Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English